Vega (23 Nisan 2004 – Kadıköy Equinox)

Bayan Arıza tarafından Şubat - 9 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Vega (23 Nisan 2004 – Kadıköy Equinox)

VEGA KONSERİNDE SÜRPRİZ KONUK

23 Nisan 2004’de İstanbul Film Festivali kapsamında Atlas sinemasında 19.00 seansında izleme fırsatı bulduğum Bukowski’min “Sıradan Delilik Öyküleri” seremonisinden sonra 21.00 gibi Taksim’den Kadıköy’e Vega konserine yetişmek üzere yola çıktım.

Sözleştiğim arkadaşlarımla Kadıköy’de buluştuk ve 22.00 civarı konserin yapılacağı Equinox’a geldik ve içeriye geçip barın köşesine ve sahnenin tam karşısına çöreklendik. 22.30-23.00 gibi çıkacaklarını umduğumuz leziz grup Vega 24.00’e doğru sahne aldı. Deniz her zamanki gibi şıktı. Barın oradan izlemem mümkün olmadığından ve konseri en önden izlemeyi her zaman tercih ettiğimden fotoğraf çekme bahanesi ile Deniz’ciğimin tam karşına geçtim.

Bu sabahların bir anlamı olmalı, bihaber, zat-ı ali, oyun, tamam sustum, iz bırakanlar unutulmaz, anlatma, evet ne var gibi nadide şarkılarından başka üç güzel sürpriz yaptılar, White Stripes’in “I Just Don't Know What To Do With myself” ini çaldıklarında konserdeki herkes eşlik etti. Jack White’tan sonra kadın vokal pek güzel oldu kanımca. The Vines’in “Get Free” sini bile dinledik yahu;) Arkama baktığım zaman milletin çoştuğunu ve tüm Vega şarkılarını ezbere söylediğini gördüm. Bir ara Deniz’e “Ruhunuza sağlık” dedim, gerçekten bunu hak etmişlerdi. Bizim jenerasyonun müzik gruplarındaki ve elbette ki seyircilerindeki samimiyet yeni jenerasyonda yok pek. O yüzden Keşmeşeker konserinde hissettiğim o ruhu, Vega’da da yakaladım.

Konser sırasındaki tek negatif, ses düzeninin kötülüğü idi. Deniz bu yüzden hep bağırmak zorunda kaldı. Kendi sesini duyamadığı gibi, biz de çoğu zaman duyamadık. Acaba mekânlardaki teknik sorunlar ne zaman çözülecek?

Bu arada, konserin sonuna doğru Hole’un 94 tarihli “Live through This” albümünün (ki ben çok severim) açılış şarkısı “Violet” i çaldılar ki o noktada ben kendimden geçmiştim. MTV gibi bir takım gereksiz müzik kanalları pohpohlamıyor olsa da ben hâlâ grunge dinliyorum. O ruhu hiçbir türde bulamadığımı da belirteyim. 91’de Pearl Jam’in “Ten” ini dinlerken nasıl mutlu oluyorsam, hâlâ dinliyorum ve neredeyse aynı hissi yakalayabiliyorum. The White Stripes’i da seviyorum, iki kişiden mütevellit ve bence Jack ve Meg şahaneler. The Vines’da fena değil. Ama Hole, evet evet Hole ve özellikle Violet benim için biçilmiş kaftan oldu. Bu anlamda Deniz’e ve tüm Vega elemanlarına sevgilerimi sunuyorum. Ayrıca çok sevimli basçının performansı da süperdi.

Mikserin başında Dorian’ın gitaristi Mehmet’i görünce de şaşırdım. Kendisi sevdiğim bir arkadaşımdır. Hemen yanına gidip hal hatır sorduktan sonra Dorian’ın Roxy’de finale kaldığını öğrendim, çok sevindim.

Bir ara Garaj.Org'tan Garaj Bekçisi beni çağırdı, “çok önemli bir şey var gel” dedi. Sahnenin en önünde olduğum için “gerçekten önemli mi?” dedim yerimi kaybetmek istemediğimden. Ama ısrar edince peşine takıldım. “Demirhan seninle tanışmak istiyor” dedi. Acayip heyecanlandım. Neticede Demirhan Baylan bizim jenerasyon için önem arzeden bir şahsiyettir. Kendisini yıllardan beri dinlerim, albümlerini, tarzını, duruşunu seviyorum. Equinox’un sahibiyle tanıştırıldım önce. Sonra da Demirhan’la. Daha önce Garaj.Org’ta Kesmeşeker konseri sonrasında yazdığım “Gitar olsaydım da Demirhan beni çalsaydı” başlıklı kritiğimi okuduğunu söyledi. Benim için konserin ötesinde belki de gecenin en güzel sürprizi buydu.

“Grunge forever!” diyerek yazımı noktalıyor ve Vega’nın “TatlıSert” i ile güne devam ediyorum.  

THERION (26 Eylül 2004 – Maslak Venue)

Bayan Arıza tarafından Şubat - 9 - 2011 zamanında yazılmıştır.

THERION (26 Eylül 2004 – Maslak Venue)

Her konseri en önden izleme muhabbetini Therion konserinde gerçekleştirmedim. Maslak Venue sanırım en son Muse konserinde bu kadar doluydu. Sahneyi yakından görme şansı yakalayamadım. Ancak yine de her elemanı gördüm uzaktan da olsa.

Ses düzeni iyi sayılırdı. Konser de bence tatminkârdı. Ancak koroyu ve yaylıları görememek, sadece sample'dan duymak biraz üzücüydü. Grup elemanları da Ankara faciasından sonra İstanbul konserinden pek memnun kaldılar herhalde. Bir de Moonspell'i izleyebilsem.

Sebastian Bach (7 Aralık 2004 – Yeni Melek)

Bayan Arıza tarafından Şubat - 9 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Sebastian Bach (7 Aralık 2004 – Yeni Melek)

Etkilenmemek mümkün mü? Herif sanki 80'lerden fırlamış gibiydi, mekândaki tiplerin çoğu gibi.

Konser performansı kesinlikle çok iyiydi. Herifte ne ses varmış ya? Youth Gone Wild'lar, I'll remember You'lar ve Monkey Business'ler olmazsa olmazdı. Hepsini ziyadesiyle çaldılar. Bir de bis yaptılar ki evlere şenlik:)

Mekâna geç gittik biz. Ön grup Ogün Sanlısoy'du ancak çıkıp çıkmadığını bilmiyorum. Biz 22.00'ye doğru gittik. O civarda başladı zaten konser. 1 buçuk saat sahnede kaldılar. Rüya gibiydi harbiden de. Mekân da çok kalabalıktı.

Aynı zamanda Sebastian Bach konseri nerdeyse 10 senedir görmediğim arkadaşlarımla karşılaşmama da vesile oldu. Eski mekânlardan ne kadar adam varsa rastlaştık o gece. Kötü Keman tayfası, Gitanes'tan tipler, Ekol'un ex- DJ'i Kadir yanımdaydı: "Bu konserlerde olmasa görüşemeyeceğiz" dedi. Doğru söze ne hacet? Bi nevi nostalji gecesiydi. Çok iyi oldu. Leziz oldu. Glam ve hard rock'ın hâlâ yaşadığına da bizzat şahitlik etmiş oldum:-) Özellikle bizim jenerasyon için harbiden mühim gruptu Skid Row. O gece anladım ki hâlâ ehemmiyetini koruyor.

Replikas (15 Eylül 2004 – Bronx)

Bayan Arıza tarafından Şubat - 9 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Replikas (15 Eylül 2004 – Bronx)

Tabii ki yine en önden izledim. Başka bir ihtimal söz konusu bile olamaz. Her konseri en önden izlerim. Eğer en önden izlememişsem gidip TV'den izlerim daha iyi. Müzisyenleri görmem lazım, adam nasıl çalıyor görmeliyim, bakışlarımız çakışmalı hatta. Setlist'i bile kaptım dün, zaten gitariste söyledim başta: "Setlist benim" dedim.

Konser öncesi exBronx'ta demlendik. Saat 24.00 gibi ex olmayan Bronx'a gectik. Mekân kalabalık mıydı? Aslında evet. Ortam iyi sayılırdı. Ses düzeni de bu kez iyiydi diyecem, şaşıracaksınız;-) Replikas sağolsun, kulaklarımızın pasını sildi bu kesin. Erkin Koray cover'larını unutmadılar tabii. Köle Doyuran, ah bayılıyorum o albüme. Konser bittiğinde saat 2'yi geçiyordu.

Gitaristle konuştum konser sonrası. Kendilerini İTÜ Rock Festivalleri döneminden beri takip ettiğimi ve müziklerini sevdiğimi söyledim. Ayaküstü konuştuk biraz, iyi oldu. Orçun, Barkın, Selçuk ve Gökçe, seviyoruz kendilerini. Adamlar yıllardır aynı çizgilerini devam ettiriyorlar, gayet mütevazi ve içtenler.

REAMONN (14 Mart 2004 – Maslak Venue)

Bayan Arıza tarafından Şubat - 9 - 2011 zamanında yazılmıştır.

REAMONN (14 Mart 2004 – Maslak Venue)

Eveet, 14 Mart Pazar akşamı vokalisti İrlanda'lı, diğer üyeleri Alman olan "Reamonn" u izledim.

Müzikal olarak beni çok açmasalar da adamların sahne performansına diyecek yoktu. Zaten H2000'de de milleti gaza getirmeyi misyon edinmiş bir grup olduğunu anlamış olduk. İrlanda'lı vokalistin tavırları çoğu zaman lâçkalaşsa da (samimiyetin dozunu ayarlayamıyor, ne de olsa İrlanda kanı var içinde) yine de çok sıcakkanlı adamlardı, bizi de ısıttılar.

Ön grup Gripin'di. Ancak Gripin'i izlemedim. 21.00 gibi mekândaydım. İçeri girdiğim zaman gözlerime inanamadım. İçerde iğne atsan yere düşmüyordu. Myslovitz konserindeki görüntüden eser yoktu. Meğerse bayaa bir seveni varmış bu adamların. Geçen konserde de olduğu üzere grupta benim için asıl adam klavye/piyano/flüt/saksofon üstadı "Sebi" idi.

Bis elbetteki yaptılar. Bis öncesinde Josephine, bisten sonra beautiful sky'i çaldılar. Elbette fiks şarkıları Supergirl, Star'da vardı. En çok sevdiğim Reamonn şarkısı "Life is a dream" de lezizdi benim için. Finalde de "for peace" dedi vokalist Rea ve her birlikte "allright" i söyledik.

Gitarda Uwe, vokal ve akustik gitarda yılın gevezesi Rea, basta Phil (ki seviyorum herifi), davulda Gomezz, tüm klavye+üflemeliler de Sebi vardı.

iyi oldu, hoş oldu. Böylece Metallica, Placebo ve Muse'dan sonra Reamonn'ı da iki kez izlemiş oldum. Yakında akraba çıkacağım bu adamlarla.    

MOR VE ÖTESİ (11 Haziran 2004 – Bronx)

Bayan Arıza tarafından Şubat - 9 - 2011 zamanında yazılmıştır.

MOR VE ÖTESİ (11 Haziran 2004 – Bronx)

Mor ve Ötesi'ni 11 Haziran gecesi Taksim Bronx'ta izledim. Bu konser, yeni albüm çıktıktan sonra izlediğim ilk Mor ve Ötesi konseriydi. Ertesi gün şehir dışına çıktığımdan "Bush Gelme" konulu Göztepe Parkı'nı ıskaladım ama bir gece öncesi beni ziyadesiyle mutlu etti. Konser son albüm ağırlıklıydı ama diğer albümleri "Bırak Zaman Aksın", "Gül Kendine" ve elbette ki "Şehir" den de çaldılar.

Kuruldukları 1995 senesinden beri bilirim ve severim onları. İlk kurulduğunda Harun Tekin, Kerem Kabadayı, Derin Esmer ve Alper Tekin'den mütevellit olan Mor ve Ötesi aynı yılın Ağustos'unda stüdyoya girdi ve ilk demolarını çıkardılar. Albüm ise iki yeni şarkıyla beraber 1996'nın Ocak ayında Ada Müzik'ten çıktı. "Şehir" in piyasaya çıkışı ise yanılmıyorsam 1996 Haziran'ına rastlar. Albüm çıktıktan sonra  her konserlerinde de çaldıkları "Yalnız Şarkı" ya video çekildi ve Mor'larla tanışmam da bu klip sayesinde, Harun'u boynunda kravatıyla TV'de görmemle oldu. Sonrasında Harun ve Kerem ile yazıştık ve nihayetinde tanışma fırsatı bulduk.

Bundan sonra çeşitli konserler verdiler. Alper Tekin gruptan ayrıldı. Sonra Burak Güven gruba geldi. 1998 yılından sonra ise ağırlıklı olarak Harbiye'deki Captain Hook Bar'da çalmaya başladılar. Aynı yılın sonunda ise Derin Esmer gruptan ayrıldı. Yerine Kerem Özyeğen geldi. Böylece bugünkü Mor ve Ötesi kadrosu oluştu.

"Şehir" den sonraki ikinci albümleri "Bırak Zaman Aksın" 1999'un Mart'ında çıktı. Şehir'e göre teknik açıdan elbette daha iyi bir albümdü. Ayrıca, ikinci albümleri hâlâ en sevdiğim Mor ve Ötesi albümü olma özelliğini korumakta. Son albüm bile bunu değiştiremedi. İkinci albümlere takmış olabilir miyim diye düşünmekteyim. Zira, Radiohead'den "The Bends" tadında bir albüm bekliyorum umutla;) 

Sanıyorum bir çok insanın zihninde Mor ve Ötesi adı daha çok ikinci albümden sonra oluştu. Konserler tam gaz devam ederken, Peyote'nin abonesi oldum sayelerinde. 2000 yılında Ada Müzik'in konser salonunda Nükleer Karşıtı bir kampanyada bir araya geldik. Tam düşündüklerim gibiydi. Hem yetenekliydiler, hem de akıllı. Uyumuyorlardı, samimilerdi, farkındalardı, üçüncü gözleri de açıktı. 

Babylon'da verdikleri bi konserde ilk kez "Uyan" ı dinleme şansına eriştim. Finalinde çalmışlardı bu şarkıyı. Nihayetinde "Uyan" son albüm "Dünya Yalan Söylüyor" un son şarkısı olarak albümde yerini aldı. Ayrıca 11 Haziran 2004 gecesi "Uyan" ı da çaldılar.

Bülent Ortaçgil için hazırlanan tribute albümde "Sen Varsın" la yer aldılar. H2000'de ki performansları görmeğe değerdi. Placebo'nun ik konserinde de ön grup idiler.

Üçüncü albüm "Gül Kendine" -yine- Ada Müzik'ten çıktı.  Konserler tam gaz devam ederken BarışaRock'ta da buluştuk Mor'larla.

Aslında ben Cuma akşamından bahsedecektim sadece;)

Bronx oldukça doluydu o akşam. Böyle konserler için yeterli bir mekân. Ses düzeni de yüksek olmasının dışında (:D) fena değildi. Sahneye ulaşamadım bile, ikinci, üçüncü sırada filandım. Her şarkıya eşlik etmekten sesim kısıldı;)

Yıllardır Mor ve Ötesi'nin tüm konserlerine gitmeye çalıştım. Tüm albümlerini defalarca dinledim ve çok sevdim. Her defasında bıkmadan usanmadan diyorum ki Türkiye'de Hakan Kurşun'la beraber en sevdiğim müzisyen onlar. Her Mor ve Ötesi konseri sonrası "tamam" diyorum, "işte bu".

Konser çok güzeldi efem. Bundan sonra da bugüne dek olduğu gibi nerde çalarlarsa orada hazır ve nazır olacağım.

Setlist şöyleydi (sırasız): Beyaz, Yalnız Şarkı, Cambaz, Yardım Et, Daha Mutlu Olamam, Ne, Gül Kendine, Sevda Çiçeği, Son Deneme, Mucize, 23, son albümde sevdiğim şarkılardan Az Çok ve Serseri (ahh devrimim benim;p) ilk aklıma gelenler. İki de cover çaldılar.

Bundan sonraki albümlerinde başarılar diliyorum Mor'larıma ama ikinci albüm takıntımın önüne geçemiyorum;)  

MYSLOVITZ (31 Ocak 2004 – Venue Maslak)

Bayan Arıza tarafından Şubat - 9 - 2011 zamanında yazılmıştır.

MYSLOVITZ (31 Ocak 2004 – Venue  Maslak)

"Sound Of Solitude" ile tanıyıp sevdiğim Polonya'lı grup Myslovitz'i Venue'de izledim.

Giriş şarkısı böyle yavaştan başlayınca Sigur Ros'a benzetmiştim. İkinci şarkıya öyle bir girdiler ki gitarın teli kopuverdi.

Dünyada da aynı isimle yayınlanan "Korova Milky Way" dan çaldılar. Zaten grubun albümünü edinmeden sadece 2-3 şarkının referansı ile gitmiştim. Ayrıca Travis, Skin gibi gruplarında da ön grubu olarak çalmışlardı.

Velhasıl, samimi adamlardı. Özellikle klavye ve gitar/vokali tuttum.

Bis yaptılar "Sound Of Solitude" u iki kez çaldılar. Ben o bilindik şarkıları değil de, yavaş şarkılarını daha çok sevdim. O kadar konser izledim bu kadar canlı bir vokal/gitar da görmedim. Kendi dillerinden de çaldılar. Beni ziyadesiyle mutlu ettiler. İyi oldu, hoş oldu:)  

KURBAN (24 Eylül 2004 – Bronx)

Bayan Arıza tarafından Şubat - 9 - 2011 zamanında yazılmıştır.

KURBAN (24 Eylül 2004 – Bronx)

En iyi sahne performansı sergileyen, seyirciyi en çok eğlendiren grupların başında geliyor Kurban. Bronx çok kalabalıktı o gün, nefes bile alamadık yani.

Deniz, Burak ve diğer Kurban üyelerinin hepsi çok iyilerdi. İlk albümleri ve son cover albümlerinden çaldılar. Gayet sağlam çaldılar. Bir ara konser sırasında ara verdiklerinde bir kaç gaz şarkı çaldılar. Pogo olayına girdik. Herifin birinden sağlam bir omuz yedim, hâlâ acıyor:)

Aslında kritik yazmama da gerek yokmuş. Hoş, zaten yazamadım da:)  

KESMEŞEKER (6 Şubat 2004 – Kadıköy Equinox)

Bayan Arıza tarafından Şubat - 9 - 2011 zamanında yazılmıştır.

KESMEŞEKER (6 Şubat 2004 – Kadıköy Equinox)

Yıllar sonra Kesmeşeker’i 6 Şubat 2004 Cuma Kadıköy’de canlı izleme şansına eriştim. Tek kelimeyle kulaklarımın pası silindi. Gitar ve vokalde Cenk, basta Tanju, davulda Emre ve tabii ki diğer gitarda gözlerimi sololarından alamadığım Demirhan tam karşımdaydı.

Aslında uzun lafa ne hacet? Öyle güzeldi ki konser/ortam, üzerine ekleyecek pek bir şey bulamıyorum. Gerçek olan şu ki, mekâna doluşan insanlar tüm şarkıları ezbere söylediler, gözlerimin dolduğu anlar bile oldu. Çok şarkı çaldılar ama bizlere hep az gibi geldi. Acıların Kralı, İşte Güneş, Henüz Onlar Bunları Bilmiyor, En Çok Seni…, Aşk Ve Para, Mr. Brown, Vahşi ve elbette en sevdiğim Kesmeşeker şarkısı "Gerçekten Özleyince" ilk aklıma gelenler.

22.30’a doğru çıktıkları sahneden, "yapmayın, gitmeyin, durun" naraları yüzünden 00.15 gibi indiler. Bazı konserlerde zamanın nasıl geçtigini anlayamaz insan. İşte bu da öyleydi.

Takıldığım bir nokta ise bu adamların hiç yaşlanmamasıydı. Sanırım bizim jenerasyonda böyle bir tılsım var. Dipten ve Derinden, Aşk ve Para, İnsülin, hâlâ başucu albümlerim.

İyi ki varlar. Umarım daha çok konserde izlemek mümkün olur.    

EFES PİLSEN ONE LOVE FESTİVAL (19 Haziran 2004 – Maslak Park Orman)

Bayan Arıza tarafından Şubat - 9 - 2011 zamanında yazılmıştır.

EFES PİLSEN ONE LOVE FESTİVAL (19 Haziran 2004 – Maslak Park Orman)

19 Haziran Cumartesi gecesi ARAB STRAB'i izlemek üzere Maslak Park Orman'da mevzilendim. 21.30 gibi mekâna geldiğimde eski toprak John Cale sahnedeydi. Orkestrasız gelmişti. Akustik gitari ve zaman zaman da piyanosuyla eşlik etti şarkılarına. Dinleyiciler arasında yaşı geçkince abiler ablalar da vardı. Bana kalırsa grubuyla gelseydi daha lezzetli olacaktı.

John Cale sahneden indikten kısa bir süre Hakan Tamar'ın anonsuyla İskoçya'dan Arab Strab sahne aldı. Sahneye çıkar çıkmaz beni de yarattıkları pesimist atmosferin içinde dahil ettiler. Çok cool abilerdi doğrusu ve cool tavırlarını konser boyunca da korudular. Vokalist üç birayı dipledi sahnede. Çok büyüleyicilerdi. Tam hayal ettiğim gibilerdi. Keman ve viyolensel bir başka tat kattı şarkılara.

Arab Strab sonrası gitmeyi düşünüyorduk ki Chumbawamba'yı izledikten sonra "iyi ki de gitmemişiz" dedik. "Politik olmak için asık yüzlü olmak gerekmiyor"a pek güzel örnekti sahne şovları. "Şov" diyorum çünkü tam anlamıyla yaptıkları buydu. Mesajları çok çarpıcıydı. Her şarkıdan sonra değişen kostümler, sağa sola laf sokmaları, enerjileri aldı götürdü bizleri. Konser bittiğinde geri dönmeleri için çok alkışladık ancak bir işe yaramadı.

Chumbawamba'yı da izledikten sonra biraz dolanmaya karar verdik. Zıplamaktan telef olmuş ayaklarımızı dinlendirmek için bir yere çöreklendik.

Park Orman böyle konserler için ideal. Konserlerin açık havada olması çok güzel. Sahne bir çok açıdan görülebiliyor, sigara dumanı insanı rahatsız etmiyor. Mekân da kalabalık sayılırdı aslında. Bir çok insan Rock İstanbul'a gitmiş olmasına rağmen umduğumdan daha çok insan vardı. Son olarak "my name is Dizzee Rascal" diye bir ses duyduk sahnede ve akabinde de arkamıza bakmadan kaçtık;)

Bir çok insan 20 Haziran'a özellikle Peter Gabriel'e gitti. Ancak Arab Strab'i izlemekti tüm istediğim, bunu da ziyadesiyle başarmış oldum. Bir tek Belle and Sebastian ve Sigur Ros kaldı izlemek istediğim. Bakalım önümüzdeki günlerde sağlam bir şeyler olacak mı?