Konser’ kategorisi için Arşiv

Cem Kurtuluş’tan Konser Kritiği: Devil&Whisky

Bayan Arıza tarafından Ocak - 13 - 2015 zamanında yazılmıştır.

80’li yıllar imkansızlığın olduğu, o imkansızlıklarla insanların bir şeyler ürettiği bir dönemdi. Dönem itibariyle piyasaya çıkan bazı rock grupları acımasızca eleştirilere maruz kalıyordu. Bu eleştiriye maruz kalanlardan ilk grup ismi itibariyle “Devil“ idi.  Dönemin diğer gruplarından biri rock’n roll zehrini ortalığa salan Whisky grubuydu. Bu iki grup konserlerde tiyatro ve sinema salonlarından dolduruyor, seyirciye muhteşem bir rock’n roll şöleni sunuyordu.

1987 yılı itibariyle Devil memlekette en çok konser veren gruplardan biri olmuştu. Yalova’da ilk rock konserini düzenleyen grup, konserden gelen parayı kimsesiz çocuklara bırakmıştır.  Dönemin karmaşık bir dönem olacağını düşünürsek Devil’in konserlerinde bir ton mevzu döndüğü gazete küpürlerinde yazıyordu. Bunlardan biri  konser afişi asarken terör örgütü üyesi bahanesiyle gözaltına alınan grup üyeleri var.

Lafı fazla evelemeden gevelemeden konser faslına geçmenin zamanı geldi. Devil ile Whisky grubunu yanyana görmek bir konserde belki bizler için hayal gibi görünen bir şeydi, Whisky değil de “Devil” en azından hepimizin gözüne böyle görünüyordu. Uzun süredir ortadan kaybolmuşlardı, ama bir şey yapacakları duyumları geliyordu. Gün geldi çattı Devil ile Whisky sahnedeydi.

Bütün eski rock ortamlarının orta yaşlı adamları, çocukken Devil grubunu sinema salonlarını izlemeye giden eski rock tayfası yerindeydi. Rock ortamlarının önemli isimlerinden biri “1988’de izlediğimde de böyle çalıyordu“ demişti Sabahattin Taşdöğen için. Sesinden hiçbir şey kaybetmemişti, rock’n roll enerjisi bitmemişti. Albüm kayıtlarında ses rengi ne kadar güçlüyse, canlı konserde de o kadar güçlüydü.

25 yıldır Devil grubunu dinleyip konserlerde denk gelemeyen insanlar için bu konser biçilmiş kaftandı, sözün deyimiyle tam bu tanım oturuyor bu konsere. Devil’i ilk defa izlemenin gururunu yaşıyordum bende bu  konserde. Konserde Devil’in eski abilerinden Ercan Birol’u selamladı grup. Ercan Birol, eski rock kafa adamlarının önemsediği ve yitirilmesinden dolayı üzüntü duyduğu bir isimdi ve bir döneme Devil grubunda besteleriyle damga vurmuştu. 

Ercan Birol’a bu konserde “Delisin Sen Deli “ bestesiyle selam edildi, anıldı, unutulmadığı gösterildi. “Sakın Kanma“  bir dönemin önemli parçalarından biriydi, bu parçada konserdeki yerini aldı.  Devil her ne kadar 1987’de çıkardığı albümle tanınsa da, bilinmeyen şarkıları da kıyıda köşede vardı, en azından benim bilmediğim parçaları vardı. O parçalardan biri “Çiçeklerin Nefesi“ konserde seslendirilirdi, böylece parçayı ilk defa canlı dinleme şerefine eriştik.  

Zincirleri kırmanın zamanını Devil bize "Özgürlük Şarkısı" adlı şarkıyla söylüyordu. Devil sahneyi “Haydi rock’n roll“ dediğimiz rock’n roll marşıyla kapattı, böyle kapatırken yolladıkları bir mesaj vardı, bu konserin devamı olacağı.

Ardından mikrofunu Whisky grubu aldı, rock’n roll kaldığı yerden devam ederken Whisky öncülüğünde biz eğlenmeyi sürdürüyorduk. Whisky memlekette ilk heavy metal albümünü çıkarma özelliği taşıyordu, konserde de taş gibi çalmaya devam ettiler. Yaşları artsa da ruhlarından hiçbir şey kaybetmemişlerdi, rock’n roll bunu gerektiriyordu sözü Whisky için geçerliydi.  Havasız kalıp dışarı hava almaya çıkalım derken Whisky “Binnaz“ şarkısıyla açılışı yapmıştı.  Sonrasında bu şarkıyı buzlu havaların ısıtıcı şarkısı “Yak Bizi“ izledi, herkesin favorilerinden biri olduğu gerçeği Whisky grubu hiç çalmasa da değişmeyecek, çünkü tarihte yerini bir defa almıştı.

 “Ayna“ ve “Dünya“ ile şarkılar birbirini takip ediyordu, biz de rock’n roll ‘un dibine vuruyorduk. Devil nasıl şarkılarıyla Ercan Birol’u unutmadığını gösteriyorsa, Whisky grubu da Whisky grubunun temel taşlarından biri olan Kamil Özaydın’ı “Babanne“ şarkısıyla selamladı, unutmadığını gösterdi. Konserin kapanışı “Bak Biz Genciz“ adlı rock’n roll marşıyla sona erdi.

Geceyi özetlemek gerekirse eski rock kafalarının bir araya geldiği bir konser oldu. Kitle olarak az ve öz Devil ve Whisky grubunun bir araya geleceği günü bekleyen bir kitle vardı. Şimdilik Rock’n roll’a doyduk, rock’n roll sizi bırakmasın hep devam etsin tek temennim olsun. 

Cem Kurtuluş, 2015 Ocak 

İlker Yıldırım’dan Konser Kritiği: Red Fang

Bayan Arıza tarafından Şubat - 14 - 2014 zamanında yazılmıştır.

9 Şubat 2014 Red Fang İstanbul Konseri   Red Fang, yeni kuşak stoner rock-metal grupların arasında yıldızı hızla parlayan ve zirveye emin adımlarla ilerleyen 2005 yılında kurulmuş Portlandlı bir grup. Gitar ve vokalde Bryan Giles, bas gitar ve vokalde Aaron Beam, gitarda  David Sullivan ve davulda John Sherman'dan oluşan grup, 2009'da kendi isimlerini taşıyan ilk albümleri Red Fang'i 2011'de ise büyük beğeni toplayan Murder The Mountains'ı yayınladı. Bu albümle beraber Helmet, Crowbar, Mastodon gibi gruplarla turneye çıktılar. 2013 sonlarına doğru ilk iki albüme göre daha karanlık bir albüm olan Whales and Leeches geldi. Özellikle Blood Like Cream şarkısı albümün ateşleyisi oldu.    Normalde bu konser 6 Haziran 2013'te yapılacaktı ancak malum isyan günlerinden dolayı iptal edildi, iyi de oldu aslında yeni albümden şarkıları canlı dinleme fırsatı bulabildik. Grubu izlemek için 9 Şubat gecesi Jolly Joker'in yolunu tuttuk. Mekan doluydu ve farklı yaşlardan için de yabancıların da olduğu bir dinleyici kitlesi hazır kıta beklemedeydi. On gibi sahneye çıkan Red Fang açılışı Hank Is Dead ile yaptı ve hiç yavaşlamadan seyirciyi kendine hayran bıraktı. Grup elemanları ne çaldıklarının ve kime çaldıklarının farkındaydılar ve bir rock grubundan istenen üç şeyi verdiler; ruh, enerji ve heyecanı…konser boyunca özellikle ön tarafta headbang, pogo, crowd surfing, stage dive gibi etkinlikler ve eylemlilik hiç durmadı ve enteresan bir şekilde hiç kavga da çıkmadı:) Om konserindeki gibi aralarında olmaktan çok keyif aldığım bir izleyici kitlesi vardı. Özellikle Wires ve son albümden Blood Like Cream üstüste çalınınca katılım ve coşku tavan yaptı. Grup bu şarkılar sonrası veda etti ama seyirci bu gidişi kabul etmedi ve alkışlar eşliğinde geri dönüp biste 4 şarkı daha çaldılar. Grup farklı zamanlarda Türkçe ve İngilizce teşekkür etti seyirciye. Sempatiktiler, enerjiktiler. Eminim tekrar gelecekler ve daha büyük bir kitleye çalacaklar. Son senelerde seyrettiğim en iyi performanslardandı ve gelmeyenler gerçekten harika bir performanstan mahrum kaldılar. Açık havada izlemek çok keyifli olur bence Red Fang’i. Bu arada Jolly Joker daha yumuşak ortamlı rock konserlerine ev sahip yaptığından mekanın çalışanları, crowd surfing ve stagedive aktivitelerinde şaşkın şaşkın bakışıyorlardı:)    Red Fang konseri, ülkemizde stoner rock-metal konserlerine açlığı gösterdi. En kısa zamanda Black Label Society, High On Fire, Kylesa, Baroness, Uncle Acid and The Deadbeats gibi grupların gelmesini diliyorum.    İLKER YILDIRIM

 

İlker Yıldırım’dan Konser Kritiği: 9 Ağustos 2013/Duman/Altınoluk

Bayan Arıza tarafından Ağustos - 12 - 2013 zamanında yazılmıştır.

Tatil için geldiğim Altınoluk’ta yeğenim ve arkadaşları ebeveynlerinden izin almak için bana da bilet alarak kendilerine eşlik etmeye ikna ettiler. Duman’ın ilk iki albümünü zamanında çok dinlediğim ve grunge’a olan gönülbağımdan dolayı amfi tiyatroda yerimizi aldık. İstanbul’daki kimi konserlerdeki giriş çıkış kepazeliğine öyle alışmış ki bünye, görevlilerin de yardımıyla giriş ve yerimize oturma işlemimiz bir dakika ancak sürünce inanılmaz keyiflendim. Kişisel ramazan etkinliklerim kapsamında üstüste izlediğim Iron Maiden ve Roger Waters gibi iki devden sonra Ege sahillerinin şirin bir beldesinde rock musikisi icra edilen bir etkinliğe katılmanın nasıl olacağını gerçekten merak ediyordum.   Seyirci Rock formatında olmasa da genç ve heyecanlı bir kitleydi. Kimi liseli kızlar nişana düğüne gider gibi gelmişler ki çok komiklerdi herhalde Serdar Ortaç ile karıştırdılar ortamı. Konser başlamadan ve hemen her şarkı arasındaki  “Her yer Taksim” sloganlarına gruptan cevap 4. şarkıda biberine gazına “eyvallah” ile geldi zaten.

Kısa bir girişten sonra Duman hızlı başladı konsere ilk albümden gelen şarkılar “Hatun” ve “İstanbul” yardı geçti. Zaman zaman arabesk sularına dalsalar da (Gönül ve Aman aman vb.) gitardan davuldan hiç kısmadılar. Benim için zirve anları “Ah” ve “Belki Alışman Lazım” idi. Ben özellikle ilk albümlerini sevdiğim için hep ondan çalınsın istedim ama olmadı. Yaklaşık iki saat çaldılar ve çok keyifli ve politik gördüm grubu. Konserin ortasında on dakikalık deneysel bir şeyler çaldılar ki biraz Pearl Jam-RHCP soslu biraz progressive kokan hoş bir denemeydi enstrümental bir albüm yapmaları güzel olur. Davulcu Cengiz gecenin en iyisiydi, kardeşim Slayer’da mı çaldın daha önce, yardırdı resmen adam. Kaan Tangöze sonlara doğru ayakta duramıyo gibi hareketler sergiledi sarhoş muydu şov muydu anlamadım:)))   Sonuçta üç dört yıldan beri canlı izlemediğim grubun konserine beklentisiz gittim ve çok keyif alarak çıktım. Pozcu ve ağlamaklı grupları sevmiyorum piyasadaki ve Duman’ın bu dumanlı, arabeskten çok Pearl Jam’e, blues’a kaçan hallerini ve siyasi duruşlarını, grubun sahnedeki enerjisini seviyorum. Anadolu’nun çeşitli yerlerinde bu tür Rock konserlerinin sayısının ve seyirci katılımınının artmasını diliyor ve Duman’a “biraz daha deneysel işlere girin artık” diyorum.

İlker Yıldırım’dan Konser Kritiği: Roger Waters

Bayan Arıza tarafından Ağustos - 5 - 2013 zamanında yazılmıştır.

Duvara karşı!

Robert Plant’ten Eric Clapton’a Judas Priest’ten REM’e Iron Maiden’dan Ozzy’ye Metallica’dan Rammstein’a kendi kulvarlarında lider grupları canlı izlemiş biri olarak belirtmem lazım “Pink Floyd’ın tadı bir başka hatta bu tat başka yerde yok. Şahsen Gilmour sempatizanı olarak kendisine mesafeli olmama rağmen Roger Waters’ın görselliği politikayı müziği harmanlayarak bize sunduğu şov muhteşemdi. Sahneye hakimiyet, harika müzisyenler, görsel şovlar, siyasi mesajlar, Taksim Gezi’ye göndermeler, The Wall gibi bir başyapıttan çıkan şarkıların canlı sunumu uzun yıllar unutulmayacak.   İTÜ Stadyumu konser için bence süper bir mekân seçimi olmuş. Ulaşımı rahattı ve ağaçlar ve yeşillikler içinde yürüyerek stada ulaşmak Olimpos’ta pansiyondan denize yürüme etkisi yarattı. RHCP ve Iron Maiden’daki gibi yine alkol yoktu ve yine ayık kafayla baştan sona konseri beynimize kazıdık, bu yasaklar istemeden şahsım açısından güzel sonuçlar yaratıyor:) Her kuşaktan ve renkten (sekiz yaşında çocuklardan altmış yaşlarındaki amcalara, türbanlı kardeşimizden romantik çiftlere) insan topluluğu mevcuttu. Roger Waters ve ekibi şova başlayınca muazzam bir şeyle karşı karşıya olduğumuzu anladık. Another Brick In The Wall’ı dinlemek yani yaratıcısından dinlemek…bir kaç dakikalık dünyadan kopuştu resmen hâlâ tüylerim diken diken oluyor. Hemen arkasından gelen benim en çok beklediğim 2. parça Mother dağıttı, gözler buğulandı bi tıkandık felan…zaten öncesinde bir ay önce kaybettiğimiz genç insanların fotoğraflarını sahnede görmek ve Roger Waters’un konuşması yeterince duygulandırmıştı bu da bonusu oldu. Neyse ki usta striptiz yapan kızların görüntüleriyle bezenmiş Young Lust’la rock konserine geldiğimizi hatırlattı.

1. bölüm bittiğinde hipnoz olmuş şekilde bekleşirken onlarca kişinin konser bitmiş gibi gittiklerini gördük. Bence de gidin asla dönmeyin, sizin yeriniz bu konser değil, hatta aynı ortama girmeyelim sizle.

2. yarı hayal gibi bir “Hey You” ile başladı, dağıldık. “Bring the boys back home” derdemez benim gibi bir çok kişi için gecenin zirvesi geldi; “Comfortably Numb”. Gözler yine buğulandı, gözler David Gilmour’u, gözler Pink Floyd’u aradı…çok güzeldi çok.

Dave K. da harika iş çıkardı soloda…”Run Like Hell” yine kendimize getirdi.. Görseller ve süper animasyonlar, duvarın sürekli bir yerlerden gedik açılıp inşa edilmesi, uçan domuz, uçağın duvara çarpması, harika bir müzisyen topluluğu ve en önemlisi güleryüzlü ve enerjik bir Roger Waters izlemek…bundan daha iyisini izleyebilecek miyiz bir daha bilinmez..Pink Floyd tişörtlü binlerce insanla duvarın yıkılışını izledik ve sistemin, yıllar geçse de.   “insan”ı öğütüşünün hikayesini dinledik yaratıcısından. Kaçıranlar da üzülmesin. Bence açsınlar izlesinler The Wall filmini üstüne de Comfortably Numb dinlesinler; ne de olsa Pink Floyd daha iyisi gelene kadar hep zirvede kalacak ve yapıtlarıyla hayatımızda olacak.

İlker Yıldırım’dan Konser Kritiği: Iron Maiden

Bayan Arıza tarafından Temmuz - 29 - 2013 zamanında yazılmıştır.

Iron Maiden konseri ile ilgili benim de katıldığım ortak görüş mükemmel bir grubu sahnede izlediğimizdi. Her bir üyesinin yaptığı işe ne kadar saygılı ve titiz olduğunu ve nasıl heyecanla çaldıklarını gördük. Konserle ilgili notlarım şu şekilde;

* “Stad çok boştu” diyenlerle ayrı konserlere gittik galiba telefonumdaki fotolar ve gördüğüm manzara öyle değildi. Hınca hınç olmasa da binlerce kişi doldurmuştu alanı. Yedi sekiz yaşında çocuklardan elli yaşında adamlara kadınlara varan geniş yaş yelpazesinde bir arada olmaktan çok mutlu olduğum bir kitle vardı.

* Voodoo Six’e yetişemedim ama sevdiğim thrash gruplarından Anthrax geldi ve klasik parçalarıyla ortamı ısıttı. Antisocial, Indians ve Tnt cover’ı seyircinin en coştuğu anlardı. Enteresan şekilde Tnt çalırken stat yıkıldı resmen, yani AC/DC kesinlikle gelmeli ve konser statta olmalı. İnanılmaz bir sevgi ve özlem var kendilerine, duyurulur.

* Seyircilerin giydiği tişörtler ezici olarak Maiden’a aitti ama Judas Priest, Rush, Gnr, Children of Bodom, Blind Guardian, Megadeth, Faith No More, hatta Venom bile gördüm:) Hiç Metallica göremediğimden şaşkına dönmüştüm ki onu da Kabataş fünikelerde gördüm rahatladım:) Ben konser üniformam Judas Priest ile olaya dahil oldum:)

* Stad etrafındaki esnaf yine enteresan yine hizmette sınır tanımadı. Biradan köfteye saç bandından tişörte her türlü hizmet mevcuttu. Özellikle tişört satan bir abinin pazarda don satar gibi pazarlama üslubu beni benden aldı:)

* Bol miktarda liseli çocuk mevcuttu ki ben mutlu oldum onları görmekten, ben de yirmi sene önce onlar gibi toy ve heyecanlıydım. Rock&Metal müziğinin ölmemesinin en büyük sebebi kuşaklar arası geçişleri mümkün kılabilmesi ve her neslin büyümesine rağmen müziğine sahip çıkması bence. Bu kadar dalga geçilip aşağılanmasına rağmen heavy metal’in milyonlarca fanının bulunmasında en büyük etken farklı jenerasyonların bu müziğe bağlılığı.

* Alkolsüz konser izlemek iyi oldu açıkçası, her anı tertemiz hafızama kazıdım ve bundan sonra baba konserlerde bunu yapıcam:)

* Bruce Dickinson ne adammış yahu? Resmen seyirciyi hipnotize ediyor. İnanılmaz enerji mükemmel bir ses. Bir rock vokalistinin gelebileceği tepe nokta galiba bu adam diyorum. Maiden Turkey afişini de davula asması güzel oldu bağımız güçlendi:) Taksim gezi parkına değinmesi de stadı coşturdu.

* Steve Harris> bas çalan ellerinden öpüyorum.

* Dave, Adrian& Janick üçlüsü> Resmen gitara ve soloya doyduk. Saygıyla eğiliyorum.

* Nicko mc Brain> Bu kadar enerji nerden geliyor acaba, soruyorum sen neyin lobisisin?

* Playlist harikaydı, ekstradan Hallowed be thy Name de çalınsaydı ağlardım herhalde ama bu hali bile çok çok güzeldi. Seventhson of a Seventhson’a aşık oldum resmen bu şarkının bu kadar güzel olduğunu konser vesilesiyle anlamış oldum. Benim için zirve ise the Evil that Men Do, The Trooper ve Running Free oldu perişan oldum. Fear of the Dark ise anlatılmaz yaşanır!

* Sahnedeki görseller her şarkıda değişti ışık ve alev ve patlamalarla 88 Maiden England ortamı gerçekten de yaratıldı. Eddie sürekli varlığını bize hissettirdi:)

* Organizasyon 2011’e göre kesinlikle iyiydi (Mastadon’u başını izleyememenin sinir ve nefretini hala yaşıyorum o seneden kalma). Yiyecek, içecek ve wc’lere rahat ulaşılabildi. Fiyatlar tabiki kazıktı. Giriş çıkışta sorun yaşanmadı belki münferit vakalar hariç.

Son olarak Iron Maiden gerçekten efsane. Yeni kuşak grupların ve dinleyicilerinin türü sevmese bile oturup profesyonellik ve grup ruhu nedir gibi konular bakımından Iron Maiden dinlemeleri ve izlemeleri yararlı olur. Sadece poz keserek değil müziğe kendini adayarak çıkıyor demek ki bu kadar güzel şarkı. Su ve gaz katkılı stresli günler sonrası böyle büyük ve coşkulu bir konser düzenlenmesi müzikseverlere moral oldu. Umarım tekrar izleyebiliriz bu büyük grubu.

Cem Kurtuluş’tan Metin Kurt Kütüphanesi’yle Dayanışma Konseri: Kesmeşeker Kritiği (7 Aralık’12)

Bayan Arıza tarafından Aralık - 11 - 2012 zamanında yazılmıştır.

Her şeyin ve herkesin  kirlendiği bir dünyada temiz kalan dostlardandı Metin Kurt. Bir dost, bir abi. İsmini siz koyun. Ama her daim konuşmasına "dostlar" diye başlardı. Bir semboldü. Bakış açısı, senelerdir süre gelen yaptıkları ve arkasında bıraktıkları…

Son gülüşünü geride bırakmıştı artık Metin Kurt. Tek yumruk taraftar grubu 7 Aralık Cuma akşamı "Metin Kurt Kütüphanesi" adı altında dayanışma konseri düzenledi. Metin Kurt’u anmak üzere Fenerbahçe atkımla mekândaki yerimi aldım. Konser ilk önce Mşş, Veysel Çolak ile start aldı, sonrasında akustik ağırlıklı devam etti.

Konserde; Metin Kurt’un yakın arkadaşları, akrabaları, Galatasaray'lılar, Fenerbahçe'liler, Beşiktaş'lılar, birçok müzik ve spor sever yerini aldı. Konsere Cenk Taner kısa bir konuşmayla başladı. "Metin Kurt Yalnızlığı" ile konsere giriş yaptık. Gözlerimiz kapandı, Metin Abiyle içki içtiğimiz ve kitap için koşturduğumuz günleri ve  Çizgi Metin’in toplumun dışında kaldığı, çizgisiyle onu dışarı itenleri de hatırladık. Toplum tam anlamıyla O'nu hiç anlamadı, O  mesajlarını vermekten geri kalmadı. Doğrusu da buydu.

"Eyalet çocukları" ile devam etti konser. Hatır şikeleri, tarihin unutulmaz lekeleri…Sonrasında bir yağmur günü altında terk edilişlerden geriye kalan satırlar zihinlere geldi. Kürk Mantolu Madonna, diğer ismiyle "Maria" çalındı. Otoban, İstanbul derken yollar geçmek bilmiyordu. Böyle yağmurlu bir Taksim akşamında bunun çalınması da güzel oldu. "Aşk ve Para", "bazen olmadı bazen oldu" dedik, seslice oldu bu da. "olmalıydık birlikte" olanlar, olmayanlar, kapıdan dönenler. Köşe kapmaca oynadığımız dünyaya selam olsun buradan.

"En Çok Seni" kitle tarafından söylendi, kitle dedik mi onları her yerde görebilirsiniz. Bazen bir takıma tezahürat yaparlar, bazen bir gruba. Alışık olun bunlara. Gürültü kirliliği gibi de gelebilir size. Hemen bekletmeden "Gitme Kal" çalındı. Bazen çalınıyor, bazen es geçiliyor. Bugün hatırlandı bu şarkı da. Pişmanlıklar, günler, haftalar…Döndüğün yer aynı yer oluyor.

"Duymuştum şehirdeydim" her zaman ki gibi coşkuyla, zıplanarak söylendi. Elleri boş olan insanların elinde kalan tek çaredir melodiler. Bu coşku "S.O.S" ile devam etti ama sırayı karıştırmış olabilirim. Konser arasında konsere gelenlere teşekkür edildi bunu da atlamayayım. "Metin Kurt Yalnızlığı" tekrardan çalınarak gözlerimiz yeniden sulandı.

Metin Ağabeyimizi güzelce andık, O da aramızda olsa her şey daha da farklı olurdu. Aynı zamanda Metin Kurt’un vefatından önce çıkan kitabı edinmeniz Metin Kurt’u tanımak kadar faydalı olur. Kitabın ismi "Çizgideki Gladyatör".

Metin Kurt’un da dediği gibi: "Sporda söylenmeyen ne varsa biz söyleyeceğiz. Caymayız, caydıramazlar. Sapmayız, saptıramazlar. Yürüyoruz doğru bildiğimiz yolda; alnımız açık, başımız yukarıda…".  

Cem Kurtuluş’tan Konser Kritiği: Cenk Taner (28 Kasım’12/Shaft)

Bayan Arıza tarafından Aralık - 2 - 2012 zamanında yazılmıştır.

Kesmeşeker ve Cenk Taner arasında ayrım yapmak çoğu zaman zor. Cenk Taner’i tek izlemeye alışık bünyeler için durum farklı oluyor. Son konserlerde solo proje kadrosunu izliyoruz. 28 Kasım gecesi solo proje kadrosu Shaft’ta çaldı. Güzel şeyler de oldu, çalınmayanlar çalındı, anılar hatırlandı. Güzel şeyler yad edildi. Kafaların güzelliği de konsere de yansıdı.

Kadıköy’e selam verilerek "Buradan uzaklara" ile konsere girildi, içkiler içildi, gözyaşları aktı, yüzler buruştu, bir damla sevinçti geriye kalan…

"Kum" albümü daha ağırlıktaydı, diğer albümlere göre farklı bir havası var nasıl olsa. "Ders bitti" çalındığında gözler kapandı, şarkıya odaklanıldı "sevişmenin bedeli ölmek miydi", acılar ve acımasızlıklar hatırlandı.

Değişenler, değişmeyenler derken insan halinin değişik halleri hatırlandı ve "Değiştim ben sevgilim" çalındı, Tayfun Çağlar bu şarkıda mikrofonu aldı, kafaların güzelliğinden yararlanan insanlar da güzelce şarkıya eşlik etti.

"Tek Sorumlu"  derken "Apoldinyo nerelerde?" diye içten geçirildi. Malumumuz bir süredir ortalıkta gözükmüyordu kendisi buradan da ona selam edelim. "İstanbul İstanbul"a geçildi. Tayfun Çağlar performansının üstüne çıktı. "Duymuştum Şehirdeydin" konserlerin vazgeçilmezi oluyor genellikle, şehir dedik mi Kadıköy elbette.

Paranın bittiği yerlerde saplanan kalan bir gençlikte kalmadı değil arkada. "Aşklar bizi terk etti" ile kendimize geldik ve yine "Kadıköy" dedik hep beraber. Kadıköy'de  kalan tek insan değiliz, tekliğe mahkumuz bunu hatırlayalım. Kendini kaybetmenin dibine vuruldu bunda da. "Herkes bize imrendi", imrenen kim? Tam bu arada lodos çıkıyor Kadıköy’de karşımıza.

"S.O.S" ile coşku daha da arttı, onun öncelerinde "Eyalet Çocukları"ndan dem vurularak bel altı, şikelere kadar mesajlar verildi. Tarih sahtekarlıklarla dolu, değil mi?

Her şey karışık gitti. Bitişte "Hamdık Piştik Olduk" çalındı. Uzun süredir çalınmamıştı. Tayfun Çağlar’ın eşlik etmesiyle inanılmaz değişik bir gece oldu, özellikle kapanış parçasının bu olması bizleri şaşırtmadı değil, en azından beni şaşırttı.

"Cesursak eğer cesursak kötü olmayı göze alabilecek kadar, o zaman iyi olmaya hakkımız var".

Kadıköy’e, Kadıköy’dekilere selam olsun öyleyse…

Bayan Arıza'dan Not: Sevgili Cem, yine her paylaştığın yazını olduğu gibi -konser kritiği, film, kitaplar ya da sana dair bir şeyler- bunu da çok sevdim. Ben de sana "iyi ki varsın ve benim için değerlisin" demek istiyorum. Sevgiler, iyilikler…

Cem Kurtuluş’tan Kesmeşeker Konser Kritiği (13 Ekim 2012, Karga)

Bayan Arıza tarafından Ekim - 19 - 2012 zamanında yazılmıştır.

Kadıköy denince akla çok yazılacak çok şey gelir. Bunların başında da Kesmeşeker ve Cenk Taner geliyor. "Üstelik tanışmışız da bir Kadıköy akşamında, gidebilir miyiz dersin buradan uzaklara?" diyerek Cenk Taner her konserde olduğu gibi bizlere rotayı gösteriyor.

Bu konser de kapıya erken çöküp Karga’ya erken girdik. Yine hüzün, yine acılar, yine bir şeylerden dem vuruldu. İçkiler havada uçuştu ve her zamanki gibi kaldığımız yerden devam ettik. Sıkışık sıkışık oturanlar da bu konserde gözlerden kaçmadı. Ama bu konserde sürprizler vardı. Belen Ünal, Genç Osman Yavaş, Peyk’den Veysel Çolak, Karapaks’tan Kaan Altan, Direc-t’ten Bilge bu akşamın konukları oldu.

Cenk Taner açılışı "Adını unutmaya devam ediyorum" ile yaptı. Sonrasında konuklar sahneye çıktı. Genç Osman Yavaş çıktı ilk önce sahneye. Ve şarkılar ardı ardına sıralandı. Ne mi çaldılar bu konserde? Sürprizler vardı işte. "Buradan Uzaklara" ile yalnızlar ligine selam verdi ve sonrasında değişik bir repertuar vardı. "Kalbi Kırıklar Bankasında", "Zaten" sürpriz şarkılardandı.

Konserin ilk yarısı "İzin Vermedi Yalnızlık" albümünden ayrıydı. "İşte Güneş" denildi. "S.O.S", "Rüzgarlı Deniz Kıyısı", "İyidir İyi" çalınanlar arasındaydı. "Sen hep belki dedin" öyle içimizden sayıklasak da çalınmaması önemli değildi. Neyse ki konserde çalınmayan parçalara yer verilmişti. "Ne zaman gitti tren?" bu konserlerin en çok yer verilen parçası.

Maria da seyircinin şarkıya katılışları yadsınamaz desem de bu her konserde olan bir şey. Ve konser arasında biraları içeriye gizlice sokup bardaklara döküp ve Kesmeşeker dinleyicileriyle paylaşmak da gecenin güzelliklerinden biriydi. Genci, yaşlısı her zaman ki gibi kitle gecenin hakkını vermişti.

13 Ekim’de en çok üzüldüğüm nokta Radical Noise konseriyle aynı günde olmasıydı.

Cenk Taner’i çoğu kez izlesek de yine tercihimizi Cenk Taner'den yana kullandık. Bu konserde konuklardan kaynaklı olduğunu sanıyorum, çalınan şarkılar genel olarak akustik albümden değil, diğer albümlerdendi. Ama bu durum, konseri daha da güzelleştirmişti.

Kaptan ile her daim olmaya devam edeceğiz. Kesmeşeker dinleyicisine "Dipten sevgiler, saygılar derinden" diyerek ayrıca fazla kafanızı ağrıtmadan yazımı bitiriyorum.  

Tolga Kaçmaz’dan Martina Topley-Bird Konser Kritiği

Bayan Arıza tarafından Ekim - 12 - 2012 zamanında yazılmıştır.

Konser cidden süperdi, bi kendisi bi de baterist vardi zaten sahnede ve sahnede söylerken sanki her şarkıyı yeni baştan yapıyormuş gibi söyledi, albüm kayıtlarıyla alakası yoktu yani ordaki çalış şeklinin. Konser sırasında gitarin teli koptu galiba, öyle bir şey oldu, dönüp "hiç böyle bir şey başıma gelmemişti, dün gece otelde otururken yapacak bir şey bulamadım, gitarla oynadım baya, o yüzden böyle oldu sanırım" dedi:)

Seyirciyle muhabbeti iyiydi, zaten hatunda ego sıfır resmen. Bir şey oluyo, kalkıp amfiyle oynuyo, düzeltmeye çalışıyo filan:D ki en önlerdeydik, mimiklerini filan seçebiliyoduk, hani yüz ifadeleri bile süperdi. Yaptığı şeyin teknik isimlerini bilmiyorum ama, şu sesini kaydedip tekrar tekrar çalmasını sağlayan bi alet var, pedallı bir şey, 2-3 tane şarkısını sadece kendi sesiyle yaptığı melodilerin üstüne söyledi ve hatundaki o ritmi tutturabilme yeteneğine hayran kaldım.

Gitarın bozulması dışında şarkılarında ne bi hata, ne bi nota kaçırma, hiçbir sorun yoktu:D Bateristi saymıyorum tabii burada, o 2 yerde ritim kaçıtmıştı. Ama O da süperdi, eliyle gitarı, ayaklarıyla bateriyi çalarken bi şarkı söylendi ve her sarkıda aletler değişiyodu:D Martina bi gitara geçiyo, bi klavyenin başına, bi vurmalı çalgı vardı (adını hatırlayamıyorum şu an) bi onun başına, hem çalıyo hem söylüyo:)

Yaptığı şarkıları/sözlerini sevdiğim birisi zaten, bir de onun üstüne böyle bi performans görünce sahnede cidden hayranlığım kat kat arttı.

Akbank Caz Festivali kaydetti bütün konseri de, nereden bulurum ya da bulabilir miyim o konserin kaydını bilmiyorum, biraz bakıncam bulmak için:)

Bence konserin tek kötü tarafı, o şarkıların live ve orjinal (özgün) hallerini dinledikten sonra albüm kayıtları o kadar cazip gelmiyor şu an:D

Konser başlamadan önce birkaç kişiye sordum "Caz Festivali için mi geldiniz? Yoksa Martina için mi?" diye, sorduğum herkes "Caz Festivali için, böyle bi festival için Türkiye'ye gelmiş sonuçta, gidip bi bakalım bari dedik" tarzında cevaplar aldım, konser bitiminde sordum aynı kişilere hepsi "çok memnun kaldık, çok süperdi, kesinlikle bundan sonra takip etcem" tarzında cevaplar verdi. Bunlar dışında Martina takipçileri de vardı kalabalık içinde tabii.

Konser sonrasnda imza için geldi seyircilerin arasına, orada da muhabbet etme-imza alma fırsatımız oldu, "sarılabilir miyiz?" teklifimize o kadar sıcak yaklaştı ki, soruyu duyar duymaz açtı kollarını sardı bizi:D ahaha:D

Bizden ayrılınca başkalarıyla muhabbet etmeye devam etti, bende kenarda onları izliyodum/dinliyodum. Dedim fırsat bu fırsat, bi röportaj teklifi yapayım, ki benim aklımda kişisel mailini alıp oradan kapsamlı sorular gönderip kapsamlı cevaplar almaktı, ben teklifi sununca (ki o sırada herkesle muhabbet etmişti, kulise dönecekti) "tamam hadi gel arkaya, orada yapalım röportajı" dedi:D Tabii bu ani cevap karşısında benim aklımda ne soru ne bir şey kaldı. Ayak üstü bi-iki soru geveledim, "Tricky ile olan şarkılarınız ve solo albümlerinizdeki şarkınızın şarkı sözleri çok farklı, Tricky ile olan şarkıların sözleri çok daha (strong), mesela Black Steel, neden?" tarzında bi soru sordum, "Black Steel'i söylemen hoşuma gitti ama o şarkının sözleri Public Enemy'ye ait, diğer şarkılar konusunda ise evet haklısın fakat sözlerin içeriği konusunda Tricky ile olanlara nazaran sadece dozunda azalma var, yoksa yine benzer anlama gelen sözler içeriyor mesela (Too Tough to Die) şarkısının sözleri" tarzında ilerledi bu soruya cevabı, en son bi de şeyi sordum:D

– Bu soruyu belki uygunsuz bulabilirsiniz fakat… – Olsun sen sor yine de.

Tam burada "what drugs…" dedim. Bi kahkaha attı, sonra devam ettim "…are Tricky is on?" sonra açıkladım biraz soruyu, bi arkadaşımla iddiaya girmiştik, neler kullanıp kullanmadığına dair filan, bir de sonunda "Eğer cevaplamazsan anlayışla karşılarım" dedim. O da "Bu soruyu bana değil Tricky'ye sorman lazım, ben O'nunla çalışmıyorum uzun süredir, son bir yıldır nerede ve ne yapıyor bilmiyorum, dediğim gibi bunu Tricky'e sorman lazım, O da turneye filan çıkıyordur gelir belki, yani evet cevaplamıcam bu soruyu" tarzında bir şeyler söyledi tabii gülüyordu sürekli bunları açıklarken.

Aklima başka soru gelseydi daha uzatmak istiyordum muhabbeti de, yok durdu beynim resmen o an:)

Kısaca, her anlamda tek kelimeyle muhteşem bir konserdi:)

10 Ekim 2012

İlker Yıldırım’dan Red Hot Chili Peppers Konser Kritiği (8 Eylül 2012, santralistanbul)

Bayan Arıza tarafından Eylül - 11 - 2012 zamanında yazılmıştır.

* K1'in önlerinde olmama rağmen sahneyi zor görebildim. Ama sonra anladım ki şanslı azınlıktanmışım. Seyircinin yarısı belki fazlası resmen grubu canlı izleyememiş, ekranlardan görmüş veya gelen sesten görüntü tahminleri yapmış.

* Under the Bridge çalarken "beni omzuna alır mısın?" kızları ve ona yalakalık yapan 18'lik eleman, ben dahil çevrenizdeki herkesin midesini bulandırdınız. Gidin Taksim'de takılın, bilete boşuna niye para veriyosunuz birbirinize kur yapmak için. Alkol alamadığım için şanslısınız, geçen sene sizin farklı türlerinize Judas Priest konserinde daha farklı davranmıştım.

* Alkolün yasak olması isabetli olmuş. K1'in yarısı, K2 ve K3'teki seyirci sinirden içip içip iç savaş çıkarabilirdi.

* Eyüp halkı artık rahat olabilir; Metallica da gelse artık santralistanbul'a gidecek adam zor bulunur.

* Tadelle'cilere teşekkürü borç bilirim; enerji takviyesi yaptılar.

* Setlist'i beğendim. Çalmayacağını bilsem de belki çalar mı diyerekten Blood Sugar Sex Magik bekledim ama maalesef. Otherside çalınmaması güzel oldu. Yeni albümden çalan parçalar hoştu. Hatta Blood Sugar Sex Magik ile gönlümde taht kuran grubun son albümlerini çok sevdiğimi konser ve konser sonrası farkettim. By the way ve Give it away konserin enerji patlama zirvesiydi ama Under the Bridge anlatılmaz yaşanır.

* İlhan Erşahin bence hoş bir sürprizdi.

* Grup genel olarak iyiydi ama Flea insan değilmiş onu da canlı seyrettik.

* Hayatımda ilk ve son defa alkolsüz bira içtim. İçenlere afiyet olsun ben almayayım.

* Konser çıkışında yaşanan kepazelik için çok yazılmış. Ek olarak belirteyim; evet Hazerfan'dan bile dönmek bu kadar zor olmamıştı.

* Görseller harikaydı. Konser canlı bir klip havasında geçti.

Bunlar da konserden kareler: