Dizi: Safe

Bayan Arıza tarafından Mayıs - 24 - 2018 zamanında yazılmıştır.

Evet efenim, Netflix’e huzurunuzda bir kez daha teşekkür ediyorum.

Six Feet Under’ın David’i, Dexter’ın da ta kendisi pek sevdiğim tiyatro kökenli oyuncu Michael C. Hall’un yeni dizisini hatim etmiş durumdayım.

Dizi: Hinterland (Galce “Y Gwyll”)

Bayan Arıza tarafından Ocak - 29 - 2018 zamanında yazılmıştır.

Bu kez Galler'e gidiyoruz, Keltçe isimler, yerler, diyaloglar bolca duyabileceğiniz bir polisiye daha.

Çok kaliteli bir dizi, senaryo, oyunculuklar, karanlık hava, manzaralar, doğa, aksan her şey güzel.

Galler kanalı S4C'nin 2013 yapımı dedektif draması. Netflix'te "Broadchurch" tadında suç temalı İngiliz dizisi ararken buldum, iyi ki de buldum.

Ayrıca, dizi yayınladığı tarihte Galler'de 350 bin kişi tarafından izlenmiş ve o güne kadar en fazla kişi tarafından izlenen yapım olma özelliğini taşıyor.

Dizi çok uzun, adeta sinema şöleni. Biraz ağır gidiyor. Ancak bu türü sevenlerin hoşuna gidebilecek diye düşünüyorum. Bölümler 90 dakika sürüyor, her bölümde farklı bir dava işleniyor. Asıl adamımız dedektif Tom Mathias (Richard Harrington) ve 4 kişilik ekibi olayları çözmekle uğraşıyor.

 

Dizi: Broadchurch

Bayan Arıza tarafından Ocak - 29 - 2018 zamanında yazılmıştır.

3 sezonu da keyifle izledik. İngilizler polisiyeyi de iyi biliyor yahu. Aksanlara bayıldım. Manzaraya bayıldım. Bol bol güney İngiltere kıyılarını ve doğa güzelliklerini izledik durduk. Dizi Portishead Somerset'te çekilmiş zaten. Doğası muhteşem.

Her bir sezon 8 bölümden oluşuyor.

Doctor Who'nun kadrosundan, Black Mirror'dan oyuncular görmek mümkün. Zaten esas adamımız dedektif Alec Hardy yani David Tennant İskoç aksanıyla bizi mutlu mesut ediyor.

Esas kızımız, başına gelmedik kalmayan diyelim Olivia Colman ise Alec Hardy'nin has elemanı yardımcısı Dedektif Ellie Miller'ı canlandırıyor.

Yine Black Mirror'ın 3. bölümünde oynayan Jodie Whittaker var, O da dizide "Beth Latimer" karakterini canlandırıyor.

Biraz The Killing tadında, "katil kim?" sorularıyla kafayı yedirten başarılı bir polisiye. Beth Latimer'in 11 yaşındaki oğlu Danny öldürülüyor, ilk sezon kim yaptı diye merak ediyoruz. 2. sezonda mahkeme yeniden masaya yatırılıyor, 3. sezonda ise bambaşka bir cinayet hikayesi var. Sürükleyici, merak uyandırıcı, polisiye severlerin bayılacağı bir dizi.

Dizi: Black Mirror

Bayan Arıza tarafından Ocak - 29 - 2018 zamanında yazılmıştır.

İngiliz dizilerine olan hayranlığım her geçen gün katlanarak gidiyor. Gerçi içinde Amerika'da çekilmiş bölümler de var. Bu dizi resmen beni benden aldı.

Black Mirror, İngiliz Channel 4 kanalında yayınına 2011 tarihinde başlayan distopik bir dizidir. Kazandığı başarı ve popülaritesi sonrasında 2015 yılında Amerikan Netflix tarafından yayın hakları satın alınmıştır.

Yaratıcısı Charlie Brooker 71 doğumlu bi Adalı. Aynı zamanda da dizinin yazarlarından biri.

4 sezon da ve içindeki bölümler de birbirinden bağımsız. biraz bilim kurgu, biraz gizem, biraz felsefe dizinin genel konusu. her bölümde olaylar bi şekilde çözülüyor gibi olsa da kafamda bir dolu soru işaretleri ile bitiriyorum bölümü. Kara Ayna, çoğu bölüm ile bizi ters köşeye yatırıp, pek güzel toplum eleştirisi yapıyor.

İlk olarak İngiltere'de yayınlanmaya başlayan Black Mirror yaşam ve teknolojinin karanlık tarafına odaklanıyor. Bir sezonu sadece 3 bölümden oluşan dizi, 2013'te "en iyi mini dizi" Emmy ödülünü kazandı.

Filmin yaratıcısı Charlie Brooker dizinin içeriği ve yapısı hakkında şunları söylüyor: "Her bir bölüm farklı bir yerde, farklı bir gerçeklikte geçiyor. Hem de farklı oyuncu kadroları ve yönetmenle."

Eğer teknoloji bir uyuşturucuysa, ki öyle hissettiriyor, bunun yan etkileri neler? Teknoloji rahatlıkla rahatsızlığın arasında bir yerde. Her bir duvara, her bir masaya baktığınızda gördüğünüz şey bir kara ayna (Black Mirror): yani ya bir tv, ya bir monitör ya da bir akıllı telefon.

Şiddetle tavsiye edenzi. Kesinlikle bağımlılık yaratıyor…

Tarihin en şık İngiliz’i

Bayan Arıza tarafından Ekim - 25 - 2013 zamanında yazılmıştır.

İngiltere’de yayımlanan BBC Tarih Dergisi, ekim ayında yaptığı bir ankette rock müziğin efsane isimlerinden David Bowie’yi açık ara farkla tarihin en iyi giyinen İngiliz’i seçti. Ankete katılanların yüzde 48.5’i, rock müziğin bukalemunu olarak bilinen David Bowie için oy kullandı. Ödülü takdim eden ünlü tasarımcı Wayne Hemingway, 66 yaşındaki Bowie için “Sanat ve modayı gayet iyi kavrayan bir cin” ifadesini kullandı. Listede ilk 10’da Kraliçe I. Elizabeth, Danimarka Prensesi Alexandra ve Kral 3. Henry de yer alıyor.

Kaynak: Sabah

Misfits

Bayan Arıza tarafından Mart - 16 - 2012 zamanında yazılmıştır.

Bugüne dek izlediğim en iyilerden, delicesine hastası olduğum ve maalesef sona ermiş olan dizi. IMDb'nin 8.8 vermekle sonuna dek haklı olduğu bu dizinin yaratıcısı Howard Overman. Biraz komedi, biraz drama ve biraz da fantastik öğeler içeriyor.

Müthiş aksanlara sahip bir İngiliz dizisi. Özellikle Kelly karakterinin "ay fukin lev yu" demesi ayrıca süper hiper bir durum.

Konusu spoiler vermeden şöyle; birbirinden problemli beş genç toplum hizmetlerinde çalışırken bir fırtına kopar ve bir takım güçlere sahip olurlar. Süper kahraman olamayacak kadar problemli olan gençler her bölümde bizi maceradan maceraya sürükler. Herhalde böyle muhteşem absürdlükte bir şey de ancak İngilizlerin elinden çıkabilirdi.

Dizi, 2009'da başladı ve son sezon 2011'de yayınlandı. Toplamda 3 sezondan oluşan Misfits'in son sezonu geçtiğimiz yıl sona erdi. Bölümler süre olarak uzun ama bölüm sayısı az maalesef.

Dizideki en sevdiğim karakterler Kelly ve Nathan, ancak Nathan karakterini oynayan Robert Sheehan 3. sezonda diziyi bıraktı. Gerekçe olarak da "artık aktör olmak istemiyorum" demiş. Dizideki en parlak oyunculardandı. "Simon" karakterini canlandıran Iwan Rheon da oyunculuğuyla göz dolduruyor.   Misfits; konusuyla, her biri şahsına münhasır süper oyunculuklara sahip tipleriyle ve müzikleri ile muhteşem bir dizi, kesinlikle tavsiye edenzi.

Oyunculardan bazıları:

Iwan Rheon  …  Simon Bellamy  Lauren Socha  …  Kelly Bailey  Nathan Stewart-Jarrett  …  Curtis Donovan Antonia Thomas  …  Alisha Bailey  Robert Sheehan  …  Nathan Young   

Nick Hornby “1 Erkek Hakkında”

Bayan Arıza tarafından Temmuz - 6 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Bugüne dek okuduğum Nick Hornby kitaplarına bir yenisini daha ekledim. Daha önce Hugh Grant'ın başrolde olduğu "About a Boy" filmini izlediğim "1 Erkek Hakkında"yı okuması da çok keyifliydi. Nick Hornby'nin yazı diline tek kelimeyle bayılıyorum. Bu kitapla Kurt Cobain'i de bolca anmış oldum. Nedenini kitabı okuyunca anlayacaksınız.

En sevdiğim İngiliz yazarlarının başında gelen ve Türkçe'ye çevrilmiş tüm kitaplarını kütüphaneme yığdığım Nick Hornby'nin bu kitabı da tıpkı diğer kitapları gibi Sel Yayıncılık'tan çıkma. Orjinal adı da "About a Boy" (filmin adı ile aynı). Bendeki Haziran 2005'te basılan ilk baskısı. Türkçesi de Esin Eşkinat'a ait, 247 sayfa.

Gelelim kitabın arka kapağına;

Otuz altı yaşındaki bekar ve çocuksuz Will, hayatında hiç çalışmamıştır. Günlerini televizyon izleyerek, dergi okuyarak ve Londra'nın gözde kulüplerine giderek geçirir. İlişkileri hep aynı nedenle sona erer: Evlenmekten delicesine korktuğu için kız arkadaşları onu bir süre sonra terk ederler. Ama Will sonunda harika bir sevgili edinme yolu bulur: Dul, çocuklu annelerin dayanışma toplantılarına katılır. Burada yolu güzel bir kadınla değil, on iki yaşındaki Marcus ile kesişir.

Yaşından çok fazla olgun olan Marcus ile çocukça korkulara hapsolmuş Will'i artık yeni bir yaşam beklemektedir. Marcus, genç olmayı öğrenirken Will'e de yetişkin olmayı öğretecektir.

Kimi zaman eğlenceli, kimi zaman hüzünlü, ama her zaman gerçekçi anlara sahne olan bu garip arkadaşlık, çağımızın bekar erkeklerinin iç dünyalarını ironik bir bakış açısı ile gözler önüne seriyor.

Bu muhteşem kitabı bir an önce okumanızı ve üzerine de izlemediyseniz "About a Boy"u izlemenizi tavsiye ediyorum.

Nick Hornby “Düşerken”

Bayan Arıza tarafından Haziran - 29 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Türkçe'ye çevrilmiş tüm kitapları kütüphanemin en güzel yerini süslüyor. Irvine'den sonra Nick'e sardırdım. Her şey "High Fidelity" filminin hayatımın filmlerinden biri olması ile başladı. Hemen senaryoyu araştırdım ve bir kitaptan uyarlama olduğunu öğrenince resmen iz sürdüm, sonunda Nick Hornby'ye ulaştım.

Kitap, konu itibariyle birbirinden farklı dört insanın bir binanın tepesinde intihar etmek üzereyken tanışmaları ve sonrasındaki olayları konu alıyor. Hornby'nin dili, üslubu yine şahane. Müthiş seviyorum bu adamı. Kitap diğer Nick Hornby kitapları gibi Sel Yayıncılık'tan çıktı. Bendeki birinci baskısı, Mayıs 2006. Orjinal adı "A Long Way Down". 312 sayfalık şahane bir roman. Aynı zamanda bu kitabı Whitbread Roman Ödülü'ne aday gösterilmiştir.

Bu da kitabın geniş bir özeti:

Ünlü sabah programı sunucusu Martin Sharp ayyaşlığı ve çapkınlığı yüzünden defalarca gazetelere manşet olmuş, sonunda küçük yaşta bir kızla ilişkiye girdiği için hapse düşmüş, ailesini, dostlarını, saygınlığını, işini, kısacası her şeyini kaybetmiştir. Hapisten çıktıktan sonra onu hayata bağlayan hiçbir şey kalmadığını anladığında yılbaşı gecesi İngiltere'nin en yüksek binalarından biri olan Toppers Binası'nın tepesine çıkıp kendisini çatıdan aşağı atmaya karar verir. Ancak bu iş sandığı kadar kolay olmayacaktır; aynı gece aynı yerden intihar etmek isteyen üç kişi daha vardır:

Hayatını engelli oğluna adamış, yıllardır kilise ile evi arasında mekik dokumaktan başka bir şey yapmamış, ürkek, yalnız bir kadın, Maureen…

Birkaç yıl önce esrarengiz biçimde ortadan kaybolan kız kardeşini bir türlü aklından çıkaramayan, bürokrat babasından ve onun savunduğu tüm değerlerden nefret eden, çareyi alkolde, uyuşturucuda arayan saldırgan, asi Jess…

Rock grubu dağılınca kız arkadaşının peşinden İngiltere'ye gelmiş, ilişkisi sona erince de bir pizzacıda çalışmaya başlamış, müzik yapmadan yaşayamayacağını düşünen, kitaplara tutkun Amerikalı JJ.

Nick Hornby, Düşerken'de tek ortak noktaları intihar etme isteği olan dört farklı kişiyi hüzünlü ama bir o kadar da eğlenceli bir yolculuğa çıkarıyor.

"Nick Hornby kimdir?" sorusunun cevabını da vikipedia'dan copy-paste yapıyorum. Bu muhteşem yazarı şimdiye dek keşfetmediyseniz tam zamanı! Nick Hornby'yi sevmemin bir nedeni de, kendime çok benzetiyor olmam. Bu adamın edebiyata olan ilgisi aşikâr, aynı zamanda sağlam bir müziksever, müzik adamı, bilge biri benim için.

Nick Hornby (d. 17 Nisan 1957, Surrey, İngiltere), roman ve deneme yazarı.

Kendisi en çok Ölümüne Sadakat, 1 Erkek Hakkında ve futbol anılarını anlattığı Futbol Ateşi isimli kitaplarıyla tanınmaktadır. Kitaplarında spor, müzik ve karakterlerinin gayesiz hayatları ve takıntılı kişilikleri sık sık öne çıkmaktadır.

Kariyeri Hornby'nin ilk kitabı Fever Pitch (Futbol Ateşi) 1992 yılında yayınlanmıştır. Kitap, yazarın Arsenal F.C.'ye olan fanatik düşkünlüğünü anlatan otobiyografik bir hikâyedir. Bu kitapla Hornby, William Hill Yılın Spor Kitabı Ödülü'nü almıştır. Kitap 1997 yılında İngiltere'de filme alınmış ve 2005 yılında takımın Boston Red Sox beysbol takımıyla değiştirildiği bir Amerika versiyonu çekilmiştir. Bu ilk kitabından sonra, Hornby İngiltere Sunday Times, Time Out ve Times'ın Edebiyat Eki'ndeki makalelerinin yanı sıra The New Yorker için de müzik eleştirileri yazmaya başlamıştır. İkinci kitabı ve ilk romanı olan High Fidelity (Ölümüne Sadakat), 1995 yılında yayınlanmıştır. Nevrotik bir müzik koleksiyoncusu ve onun başarısız ilişkilerini anlatan roman, 2000 yılında başrollerinde John Cusack'in oynadığı bir filme uyarlanmıştır.

1998 yılında yayınlanan üçüncü romanı About a Boy (1 Erkek Hakkında), aslında iki "erkek" hakkındadır: Biri bekar bir annenin yetiştirdiği tuhaf fakat sevimli ergen genç Marcus, diğeri de Marcus'la olan arkadaşlığıyla kendi toyluğu ve bencilliğinin üstesinden gelen 30lu yaşlarını süren avare Will Freeman'dır. 2002 yapımı filmde Hugh Grant ve Nicholas Hoult rol almıştır. 1999 yılında Hornby, Amerika Sanat ve Edebiyat Akademisi'nin E. M. Forster Ödülü'nü almıştır.

How to Be Good (İyi de Nasıl?) adlı romanı 2001 yılında yayınlanmıştır. Romanın kadın kahramanı Katie Carr, günümüzün ahlak sistemini, evliliği ve ebeveynliği ele almaktadır. 2002 yılında kitap WH Smith Öykü Ödülü'nü almıştır. Speaking with the Angel (Melekle Sohbet) adlı bir sonraki kitabından aldığı paranın bir kısmını otistik çocuklar için kurulan TreeHouse isimli vakfa baışlamıştır. 12 arkadaşının yazdığı kısa hikâyeleri içeren kitabın editörlüğünü Hornby yapmıştır. Hornby, 2003 yılında pop şarkılarını ve ona hissettirdiklerini anlattığı denemeleri içeren 31 Songs (31 Şarkı) adlı bir kitap yayınlamıştır. Hornby aynı yıl yazar meslektaşları tarafından London Edebiyat Ödülü'yle onurlandırılmıştır.

Hornby aynı zamanda popüler kültürden bahseden denemeler de yazmış ve özellikle pop müzik ve karışık kaset severlerinin dikkatini çekmiştir. The Believer isimli aylık dergi için yazdığı Stuff I've Been Reading (Okuduğum Şeyler) isimli köşeden bazı yazılar 2004 yılında Polysyllabic Spree (Hece Cümbüşü) ve 2007 yılında Housekeeping vs. The Dirt kitaplarında derlenmiştir.

A Long Way Down (Düşerken) isimli romanı 2005 yılında yayınlanmıştır. Kitap, Whitbread Roman Ödülü'ne aday gösterilmiştir.

Hornby'nin Slam! (Çat!) isimli en son romanı 2007 yılında yayınlanmıştır ve Hornby'nin gençler için yazdığı ilk kitaptır. Kitap, 15 yaşındaki kaykaycı Sam'in hayatının, kız arkadaşının hamile kalmasıyla değişmesini anlatmaktadır.

Uyarlamalar

Sinema Hornby'nin bazı kitapları beyazperdeye uyarlanmıştır. Hornby, Fever Pitch'in Colin Firth'ün başrolünde oynadığı 1997 yapımı uyarlamasının senaryosunu yazmıştır. Arkasından 2000 yılında John Cusack'in başrolünde oynadığı High Fidelity (Sensiz Olmaz) gelmiştir; bu filmde hikâyenin geçtiği mekanlar Londra'dan Chicago'ya taşınmıştır. Filmin başarısından sonra 2002 yılında About a Boy (Bir Erkek Hakkında) da filme aktarılmıştır. Jimmy Fallon'ın başrolünde bir Boston Red Sox hayranını oynadığı ve sevgilisi Drew Barrymore'la barışmaya çalıştığı Amerikanlaştırılmış bir Fever Pitch uyarlaması 2005 yılında yapılmıştır. A Long Way Down (Düşerken) isimli kitabının da filme çekileceğine kesin gözüyle bakılmaktadır; Johnny Depp filmin haklarını daha kitap yayınlanmadan almıştır.

Müzik Hornby'nin hayatında ve eserlerinde geniş yer bulan müziğin önemi, yazarın Dave ve Serge Bielanko tarafından kurulan Marah isimli rock grubu ile yaptığı uzun soluklu ve başarılı çalışmalardan da görülebilir. Hatta Hornby grupla birlikte Amerika ve Avrupa turnesine çıkmış, sahneye çıkıp şahsi müzik geçmişinde onun için önemli anları ve yorumcuları anlattığı denemeleri okumuştur. Yazarın Bob Marley, Rory Gallagher ve The Clash gibi sanatçılar hakkında yazdığı denemelerin ardından grup bu sanatçıların bir şarkısıyla konsere devam eder.

Hornby, ve ufak ama yadsınamayacak hayran kitlesi arasında Stephen King ve Bruce Sprinsteen gibi isimleri barındıran Marah bu projeyi uzun süre yürütmüş ve sonunda tüm denemeleri ve şarkıları içeren bir gösteri hazırlamıştır. Hornby'nin okuduğu son deneme Marah hakkındadır ve bu denemeden itibaren grup kendi şarkılarıyla devam eder.

A Long Way Down (Düşerken) karakterlerinden JJ, kariyeri yolunda gitmediği için Londra'da pizza servisi yapmakta ve 1999'un son gününde intihar etmeyi planlamaktadır. Karakterin Serge Bielanko'nun Londra deneyimleri esas alınarak yazıldığı düşünülmektedir.

Eserleri

Romanları (1995) High Fidelity ((Ölümüne Sadakat, Çeviri: Defne Orhun. Sel Yayıncılık, Nisan 2005. ISBN 978-975-570-244-5) (1998) About a Boy(1 Erkek Hakkında, Çeviri: Esin Eşkinat. Sel Yayıncılık, Haziran 2005. ISBN 978-975-570-249-0) (2001) How to Be Good (İyi de Nasıl?, Çeviri: Melek Aslı Öztürk. Sel Yayıncılık, Ekim 2005. ISBN 978-975-570-259-9) (2005) A Long Way Down (Düşerken, Çeviri: Banu Tellioğlu Altuğ. Sel Yayıncılık, Mayıs 2006. ISBN 9789755702986) (2007) Slam (Çat!, Çeviri: Süha Sertabiboğlu. Sel Yayıncılık, Kasım 2007. ISBN 978-975-570-337-4) (2009) Juliet, Naked (Juliet Çıplak, Çeviri: Tülin Er. Sel Yayıncılık, Kasım 2010. ISBN 9789755704838)

Öykü kitapları (1998) Faith (2000) Not a Star (2005) Otherwise Pandemonium

Kurgusal olmayan kitapları (1992) Contemporary American Fiction (1992) Fever Pitch (Futbol Ateşi, Çeviri: Bağış Erten. Sel Yayıncılık, Eylül 2006. ISBN 978-975-570-295-7) (2003) 31 Songs (31 Şarkı, Çeviri: Betül Kadıoğlu. Sel Yayıncılık, Ağustos 2010. ISBN 9789755704708) (2004) The Polysyllabic Spree (Hece Cümbüşü, Çeviri: Defne Orhun. Sel Yayıncılık, Aralık 2005. ISBN 978-975-570-270-4) (2006) Housekeeping vs. the Dirt (2008) Shakespeare Wrote for Money (Shakespeare Para İçin Yazdı, Çeviri: Didar Zeynep Batumlu. Sel Yayıncılık, Eylül 2009. ISBN 9789755704227)

Hazırladığı antolojiler (1993) My Favourite Year: A Collection of Football Writing (1996) The Picador Book of Sportswriting (2000) Speaking with the Angel (Melekle Sohbet, Çeviri: Can Kantarcı. Sel Yayıncılık, Temmuz 2006. ISBN 9789755702926) (2005) Otherwise Pandemonium

Film uyarlamaları 1997 Fever Pitch — yönetmen: David Evans; senaryo: Nick Hornby 2000 High Fidelity — yönetmen: Stephen Frears 2002 About a Boy — yönetmenler: Chris ve Paul Weitz 2005 Fever Pitch — yönetmenler: Bobby ve Peter Farrelly 2009 An Education — yönetmen: Lone Scherfig, senaryo

Mark Haddon “Süper İyi Günler”

Bayan Arıza tarafından Nisan - 7 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Geçen hafta Kadıköy'deki İş Bankası Yayınları'nda dolaşırken birkaç kitap aldım yine. Kitabın kapağı beni etkiledi önce, sonra da çevirip arka kapağını okudum. Hiç tanımadığım bir yazardı Mark Haddon. Kitabın adı da çok ilginçti: "Süper İyi Günler". Bundan daha pozitif bir kitap ismi olabilir mi? Kendimi kitabı almaktan alıkoyamadım.

Öykü, Christopher adındaki otistik bir çocuğun ağzından anlatılıyor. Kitabı o yazmış gibi yani. Okudukça hem otistiklerin dünyasına giriyor, onları anlamaya çalışıyorsunuz; hem de farklı bir bakış açısına sahip oluyorsunuz sonunda. Bana komik dişli yağmur adamı hatırlattı. Dustin Hoffman'ın Rainman'de muhteşem bir iş çıkardığını biliyor olmalısınız, mükemmel bir filmdi.

Yazar, Mark Haddon isminde 1962 doğumlu İngiliz. Oxford Üniversitesi'nden mezun. Sorunlu çocuklarla ilgili olarak da uzun yıllar çalışmış, metin yazarlığı yapmış, televizyona işler üretmiş; Guardian ve Sunday Telegraph gibi dünyaca ünlü yayınlarda da çalışmış. Şu anda da Oxford Üniversitesi'nde yaratıcı drama öğretmenliğine ve yazarlığa devam ediyor.

Kitap, İş Bankası Yayınları'ndan çıktı, ikinci baskı ve ödüllü bir kitap. İsmi yukarıda da söylediğim gibi "Süper İyi Günler", bir diğer adı da "Christopher Boone'un Sıradışı Hayatı".

Bu keyifli kitabı okumanızı tavsiye ediyorum ve beni çok etkileyen arka kapaktaki cümleleri paylaşıyorum:

"İnsanlar kafamı karıştırıyor. Bunun iki temel nedeni var. İlk neden, insanların hiç kelime kullanmadan bir sürü şey söylemeleri. Siobhan, tek kaşını kaldırmanın bir sürü anlama gelebileceğini söylüyor. Bu ifade "Seninle seks yapmak istiyorum." anlamına gelebilirmiş, ayrıca "Biraz önce söylediğin şeyin aptalca olduğunu düşünüyorum." demek de olabilirmiş. Bu komik bir kitap olmayacak. Espri yapmasını bilmiyorum çünkü onları anlamıyorum.

Esrarengiz bir cinayet ve bu cinayeti aydınlatmaya çalışan, dünyanın en dikkatli dedektifi: Christopher John Francis Boone. 15 yaşındaki dedektifimiz, yaşadığı sokaktan öteye tek başına bile hiç gitmemiş ama astronot olmak istiyor, dünya üzerindeki bütün ülkeleri ve onların başkentlerini sayabiliyor bir de 7.507'ye kadar bütün asal sayıları…

Başından sonuna kadar sürükleyici bir tema çerçevesinde yazılmış olması nedeniyle benzerlerinden farklı olan bu kitabın otizm gibi anlaşılması çok zor ve ciddi bir sorunla karşı karşıya kalan çocuklarını daha iyi anlamalarında büyük fayda sağlayacağına inanıyorum.

Prof. Dr. Barış Korkmaz"

Irvine Welsh “TRAINSPOTTING”

Bayan Arıza tarafından Şubat - 9 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Irvine Welsh "TRAINSPOTTING"

Aşağıdaki notlardaki her şey kitaptaki gibidir. İskoç ingilizcesini Türkçe'ye böyle çevirmiş çevirmen. Konuşma dili jargonu ve bolca da argo kullanmış.

Kitaptan Altını Çizdiklerim:

·    Kadınlar hakkında gerçekten de fazla bişey bilmiyodum. Hiçbi şey hakkında fazla bişey bilmiyodum.

·    Bıktım şu Elvis Costello götünden, ama herifi dinlemeden de duramiyom ki! Büyüleyici ibnenin teki bu herif!

·    On kutu Heinz domates çorbası, sekiz kutu mantar çorbası (hepsi de soğuk tüketilecek), bi büyük tüp vaniyalı dondurma (eritilip içilecek), iki şişe magnezyumlu süt, bi şişe paresetimol, on iki tane Rinstead ağız pastili, bi şişe multivitamin, beş şişe içme suyu, on iki tane Lucozade izotonik içicek ve bazı dergiler; hafif porno, Viz, Günümüz İskoç Futbolu, Golcü vs.

·    Odam boş ve halısız. Zeminin ortasında bi tane hasır var, üzerinde bi uyku tulumu, yanında bi elektrikli ısıtıcı ve az ötedeki bi sandalyenin üzerinde de siyah beyaz bi televizyon. Üç tane kahverengi plastik kovam var; yarıya kadar su ve bi mikrop öldürücüyle doldurulmuş; biri kusmak, biri işemek, biri sıçmak için.

·    Arkadaşlar ne büyük bi zaman kaybı! Her zaman sizi kendi toplumsal, cinsel ve zihinsel sıradanlıklarına çekmeye hazırdırlar.

·    Göğsümde ki büyük kara deliği doldurmak için bulduğum başka her yol boştur.

·    Annemi seviyom, onu çok seviyom, ama tanımlaması zor olan bi biçimde, ona anlatması zor olan, nerdeyse olanaksız olan bi biçimde. Ama yine de onu seviyom. O kadar ki artık benim gibi bi oğlu olmasını istemiyom. Keşke kendi yerime ona daha iyi bi oğul bulabilseydim. Bunu istiyom, çünkü değişimin bizim elimizde olan bişey olmadığını düşünüyom.

·    Eğer havalı bi okulu bitirmediysen bu şehirde asla doğru düzgün bi işe giremezsin.

·    Begbie'yle arkadaşlık etmek bi kadınla arkadaşlık etmek için mükemmel bi hazırlıktı. Bu size duyarlılık ve karşınızdaki insanın değişen hislerine karşı dikkatli olmayı öğretirdi.

·    Bizi sömürgeleştirdikleri için İngilizleri suçlamaya hakkımız yok. Ben İngilizlerden nefret etmem. Serseridirler o kadar. Bizi sömüren serseridir. Kendimizi sömürtecek eli yüzü düzgün, adam gibi bi kültür bile bulamamışız. Evet. Kala kala sikik serseriler sömürgeleştirmiş bizi. Bu bizi ne yapar? Aşağılığın aşağılığı, dünyann en iğrençleri yapar. Yaradılışından beri dünyaya gelmiş en berbat, iğrenç, sefil çöpler yapar. Ben İngilizlerden nefret etmem. Onlar üstlerine düşen boku yapmışlar o kadar. Ben İskoçlardan nefret ederim.

·    Hayat sıkıcı ve boş. Büyük umutlarla başlıyoz, sonra sıçıyoz. Sonra gerçek yanıtları bulamadan geberip gidececeğimizi fark ediyoz. Varlığımızı gerçekten değerli bi bilgiye, gerçek şeyler hakkındaki o bilgiye tam eriştiremeden, hayatımızı sadece farklı biçimlerde yorumlayan bütün o büyük fikirleri geliştiriyoz. Aslında, sadece kısa ve hayal kırıklığı dolu bi hayat yaşıyoz, sonra da geberiyoz. Hayatlarımızı kariyer veya kendimizi tamamen aldatmaya yönelik ilişkiler kurmak filan gibi boklarla doldurmaya çalışıyoz. Eroin iyi bi uyuşturucu, çünkü bütün o aldanışları ortadan kaldırıyo. Çekince kendini iyi hissediyosun, ölümsüz hissediyosun. Zaten kötüysen, o zaman daha da kötü oluyosun.

·    Benim sorunum şu: ne zaman sahip olmayı çok istediğim bişeye sahip olma olasılığı karşıma çıksa; kız arkadaş, ev, iş, eğitim, para filan, birden o şey bana çok aptalca ve anlamsız geliyo. O kadar ki artık onu istemiyorum zaten!

·    Rents bi keresinde polisin ve devlet büyüklerinin hiçbi şeyden koyu bi tenden daha fazla kıl kapmadıklarını söylemişti: kesin doğru.

·    Eski bitakım savaşların yıldönümünü kutlamak bence öküzlük, annıyo musun?

·    Birilerinden nefret etmek bizi neriye ulaştırır? Ne siktiminin yerine ulaştırır ki bizi nefret!

·    En yakın dostlarım çevremdeydi, ama kendimi hiç bu kadar yalnız hissetmemiştim. Hayatta.

·    Toplum sıradanlığın dışında olduğunu fark ettiği insanları absorbe etmek ve değişirmek için ilginç bi mantık kullanıyo. Düşünün ki ben bişeyi biliyom, ama yine de hayatın kısa olduğunun farkında olduğum için ot kullanmak istiyom. Seni bırakmazlar ki. Seni bırakmazlar, çünkü bu onların başarısızlıklarının bi simgesi olur. İşin aslı, sen sadece onların sana önerdiklerini reddediyosun hepsi bu. Bizi seç. Hayatı seç. Banka ipoteklerini seç, çamaşır makinelerini seç, otomobilleri seç, bi divana oturup televizyondaki sulu zırtlak, iğrenç programları seyretmeyi seç, ağzına rezil gıdalar tıkıştırmayı seç. Çürüyüp gitmeyi ve yetiştirdiğin gerzek veletlere rezil olacak biçimde kendi altına etmeyi seç. Hayatı seç.

·    Jimmy Cagney gibi konuşmaya çalışıyordum, ama berbattım; genelde olduğu gibi. Yine de, başarısızlık, başarı…bunlar ne ki? Kimin sikinde. Hepimiz yaşıyoz, sonra ölücez, bu kadar da kısa bi zamanda. Bu kadar; siktiminin konusu kapanmıştır.

·    Güneşin bi gücü var. İnsanların ona neden taptığını anlamak zor değil.

·    Kendinden ödün vermeden, iğrenç ikiyüzlülüğe fazla bulaşmadan ve bu çürümüşlüğe kendini fazla kaptırmadan bi topluluğu tatmin etmenin en iyi yolu klişelere sadık kalmaktır. İnsanlar böyle zamanlarda klişeleri severler. Çünkü gerçek görünürler ve bi anlamları vardır.

·    Bende yirmi yaşıma gelene kadar, yirminin üstündeki herkesin hıyar olduğunu düşünürdüm. Yaşadıkça haklı olduğumu fark ediyom. Ötesi de çirkin özveriler ve çekingen bi geri çekilmedir ve bu ölene kadar artarak devam eder.

·    Bu dünyada biraz geyiğin ve içkinin silemeyeceği hiçbi dert yoktur.

·    Gerçi ahlakın politikayla ne işi olabilir ki! Politikanın tek derdi kıç yalamaktır.