Geçmiş zaman olur ki: 4 Mayıs 2008

Bayan Arıza tarafından Mart - 12 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Cuma günü izlediğim müthiş Fanfare Ciocarlia konserinden sonra yarın ki Hıdrellez eğlencelerine hazırım:) Umarım yağmur yağmaz ve bendeniz yani naçizane Balkan bayan arıza insanı için süper olur:) Elbette Hıdrellez'e gelecek olan herkes için de:) Yoksa o kadar sahne, hazırlık filan, yağmur, çamur ve soğuk hava hiç çekilmez.

Bugün çok ama çok sevdiğim, hatta "O'nu Allah yarattıysa beni kim yarattı?" dediğim Michael Pitt'imin bir filmini izledim. Filmin adı "Delirious". Üstelik kaliteli şahsiyet Steve Buscemi de diğer başrolde.

2006 yapımı ziyadesiyle keyifli bir filmdi.

* Bayan Arıza *

The Girls Party 2

Bayan Arıza tarafından Mart - 11 - 2011 zamanında yazılmıştır.

19 Nisan 2006 Stüdyo Live'da gerçekleşen parti için hazırladığım şarkılar aşağıda. Hem özel olarak hazırladığım bu set list'ten, hem de yanımda getirdiğim kendi CD'lerimden şarkılar çaldım. Aynı zamanda gecenin afişi de aşağıda.

– Bayan Arıza Playlist –

Bayan Arıza “M0r Yapraklar (İki bin iki hikâyeleri)”

Bayan Arıza tarafından Mart - 11 - 2011 zamanında yazılmıştır.

3 Eylül

Kafamdan yüzlerce düşünce geçiyor. Bazen gecenin olmadık vaktinde uyandırıyor beni. Uykunun derinliklerinde yüzerken zıplayıveriyorum yataktan “evet evet bunu yazmalıyım” diyorum. Üşeniyorum, kelimeleri bulamamaktan korkuyorum. Sabah tüm netliği ile hatırlayacağıma dair kendime söz veriyorum. Hatta uyuyana kadar tek tek cümleleri diziyorum kafamda, “tam anlamıyla bu, aradığım sözcükler bunlar işte” diyorum ve sanki bir şeyler başarmış gibi yarım kalan uykuma gönül rahatlığı ile devam ediyorum. Ha sonra ne oluyor peki? Sabah oluyor ve aklımda kalan sadece düşüncenin kendisi. Bazen o bile olmuyor. Üzerine yoğunlaşmışsam sadece ana konuyu hatırlayabiliyorum. Kurduğum cümleler, kafamdaki imgeler uçup gidiyorlar. Birkaç kere sırf düşünceden yola çıkarak ‘aynı sözcükleri olmasa da benzer’ sözcükleri yakalamaya çalıştım. Elimde kalan sadece birkaç cümlecik oldu, “cümlecik” diyorum çünkü o kadar iğreti durdular ki hemen yok ettim onları. İşin tuhafı bunu biliyorum. Yani aklıma bir şey geldiğinde ‘ki hep en olmadık zamanlarda geliyor’ kalkıp bir şeyler karalamak yerine boşveriyorum. Bir şeyler hatırlayamayacağımı bile bile bunu yapıyorum. Kendime mi güveniyorum? Hayır, elbette hayır. Korkuyorum sözcüklerimden bazen… 8 Ekim

Bazen kendimi sınırlandırdığımı düşünüyorum. Yani, hayatım birkaç şey arasında yitip gitsin istiyorum. Hırslı biri değilim. Parlak şeyler de istemiyorum. İnsanların çoğuna cazip gelen şeylerin benim için zerre kadar önemi yok. Günlerce kanepemden kalkmamak istiyorum, günlerce yüksek sesli müzik dinlemek, günlerce okumak, günlerce yazmak…Tüm bunları “unutmak” adına yapıyorum, her şeyi unutmak…

Bazen yoldaki insanların muhabbetlerine kulak veriyorum. Bazen arkadaş ortamında birileri ile tanışıyorum. O kadar uzak ki söyledikleri. “Onlar mı tuhaf, yoksa harbiden kafam basmıyor mu?” diye geçiriyorum içimden. Tanrım, o kadar kafasız geliyorlar ki bana.  Hemen evime dönüp rahatlamayı umuyorum. Fazla geliyor tüm bunlar. Çok soru soran, her şeye burnunu sokan, ahkâm kesen insanları sevmiyorum. Tanımak için soruyorlar belki ama tüm sorulardan sıkıldım ben. Ne soruları dinleyecek bir kafam, ne de onlara verecek cevaplarım var. 

11 Ekim

Elektronik müzik için dahi olmak gerekiyor. Hâlâ pop müziğe tahammül edemiyorum, hele hele boys band’lere zerre kadar insafım yok. Pop müzik demekle hata ettim, popüler müzik demeliydim. Belki ikisinin çıkış noktası aynı. 80'lerde yapılmış her şeye tavım tamam mı? Sadece milenyumdan sonrasını sevmiyorum.

Sözsüz müzikte elektronikaya yine de biraz prim verebiliyorum. Önceleri nefret ediyordum nerdeyse, şimdilerde biraz şans vermeye çalıştım ve derinliği yakaladım. Bende birçokları gibi emek edilmemiş, üzerine kafa yorulmamış olarak tanımlıyordum elektronik müziği. Donanımlı bir bilgisayar al, drum machine bul, alet edevatı topla, işte müzik! Bunun çok ötesinde olduğunu düşünüyorum artık hadisenin. Çünkü önyargımı bir kenara attım, artık dinledikten sonra karar veriyorum. 14 Kasım

Tuhaf bir düşüncem var, kendimi bildim bileli hep böyle aptalca bir şeye inanıyorum. Hiç kimsenin bilmediği yollardan gitmek, bisikletin tepesinde herkesten uzak olmak, dağlara sürmek, yolu bile olmayan yerlerde kendi yarattığım yoldan ilerlemek.

Sonra düşünüyorum “ve bir şey olsa, oluverse, mesela şu yolun sonunda bambaşka bir dünyaya gidiversem, hiç tanımadığım bir yer olsa ve geriye dönmesem”. Alice Harikalar Diyarında'da ki gibi…Küçükken böyle bir oyunum vardı. Tüneller en sevdiğim yerlerdi, hâlâ öyle. Tünele girdiğimiz zaman dua ederdim. Tünelin hiç bitmemesini ve tünelden çıktığımda başka bir yerde olmayı hayâl ederdim. Hâlâ aynı şeyi yapıyorum saçma sapan olduğunu bile bile. 

Seyahat en haz aldığım şeydir. En sevdiğim taşıt trenlerdir. Koltukları geniştir, sıkıldığın anda kalkıp peronları arşınlayabilirsin. Sigara kullanıyorsan molaları beklemek zorunda da değilsin. Üstelik çıkardığı sesi de seviyorum. Ritm duygusundan mıdır nedir bilmiyorum ama o ses beni mutlu kılıyor.

Her zaman gitmek istiyorum. Kendimi bildim bileli bu böyledir. Güneye, batıya, doğuya ama mutlaka bulunduğum yerden uzağa. Sonunda da geri dönmemeyi diliyorum. Durmadan gitmeyi, hep gitmeyi, hep ama hep gitmeyi…

Bir yere ilk kez gidiyorsam hemen keşfe çıkarım. Tüm binaları, sokakları, köşeleri aklıma kazırım. Bundan da çok büyük haz alırım. 

Seyahat sırasında hiç uyumam. Her taraf zifiri karanlık olsa bile uyumam. Mutlaka görecek bir şeyler vardır. Hiçbir şey görülmüyor olsa da seyahatin kendisi beni capcanlı tutar. Elimde kalem-kâğıt olur ve hep not alırım. Molalarda insanlarla konuşur, bölgenin coğrafik yapısından, nüfusuna, geçim kaynaklarından havasına, suyuna kadar her şeyi sorarım. Kişisel olarak bu beni tarif edemeyeceğim kadar mutlu eder. Üstelik tüm hayatımı seyahat ederek geçirebilirim. Ben bu düşünceyle doğdum ve bu hissedebildiğim en muhteşem his. 

25 Kasım

Her şey biter. Öyleyse neden çaba göstereyim?

Bir zamanlar birine söylemiştim bunu : “You are my sweet prince, you are the one” demiştim. Placebo’nun solisti Brian Molko’nun dizeleriydi bunlar.

Benim öbür yarımdı sanki. Ama bu bile O’nu sevmeme yaramadı. Benim gibi birini sevmeyi hayâl ettim hep. “Benimle aynı zevkleri paylaşan, benim erkek versiyonum olan birine aşık olacağım” dedim hep. O’nu buldum ama düşündüğüm gibi olmadı hiçbir şey, sevemedim. Aşık olamadım, ayaklarım yerden kesilmedi, kalbim de haddinden fazla hızlı çarpmadı. Ne tuhaf! Halbuki hep kendim gibi birini seveceğime inandım. Aşkın böyle bir şey olduğunu düşündüm durdum yıllarca. Birçoklarının söylediği gibi: “aşk kimyasal bir hadise”, hayır sanmıyorum, aşk ruh işidir. Bunun için, doğru kişi senin bir kopyan olmak zorunda değil. Kendinden tamamen farklı birine de aşık olabilirsin. "Asla" dediğin her şey başına gelebilir. Evet! Aşk kesinlikle ruh işidir.

11 Aralık

“Pearl Jam” dinlemekteyim. Hoş bir tesadüf oldu aslında. Radyoyu açar açmaz yakaladım. Adamlar neyi sevip, neyi sevmediğimi biliyorlar anlaşılan:-) Yaşasın Radyo Eksen!

Güzel günlerdi. “Pearl Jam” konserine gidebilmek için yalan söylemek zorunda kalmıştım. Gerçeği söyleyebilirdim, ama ilk işimdi ve ne yapmam gerektiğini bilmiyordum. 19 Kasım 1996 evet, 1996 idi. Harika bir konserdi. Orada samimiyet vardı. Grunge hırkalı, Nirvana t-shirtlü gençleri düşündükçe gözlerim doluyor hâlâ…

Müzik böyle bir şey işte benim için. Fiona Apple’in bir tarihte söylediği gibi “Hayatta olmamın en büyük özürü müziktir”. Bu cümle benim bakış açımı da pek güzel tanımlıyor.

Grunge dönemini baştan sona yaşamış olmak, hayatımda başıma gelen en güzel şeylerden biridir. Tekrar yaşamak isterdim o günleri. 

Kaybettiğimiz dostlarımız oldu çeşitli şekillerde. Kimisi Cobain’in izinden gitti, kimisi ayakta kalmaya çabalıyor.  Şanslıydım ben. Çok kolay kandırabilirlerdi avcılar seni. Uyuşturucudan gebermiştim ya da kallavi bir fahişe olabilirdim.

Kitaplar okuduk, müziği sadece dinlemedik, özümsedik. Yaşam biçimimiz haline getirdik. Kendimden taviz verdiğim zamanlar oldu ama yine de o kadar düşmedim. Başkalarının beni düşürmesine izin vermedim. Sadece akıp gittim. Her şey kendiliğinden oluverdi. İnatçılığım yüzünden çok kötü zamanlar da geçirdim. Ama pişman değilim, değil miyim? Belki biraz. bayan arıza (2002)

Geçmiş zaman olur ki: 23 Nisan 2008

Bayan Arıza tarafından Mart - 10 - 2011 zamanında yazılmıştır.

"Bugün 23 Nisan  Neşe doluyor insan  Atatürk'ten armağan"

…diye başlayan şiirler okumuştum ilkokuldayken ellerim yanda, hazır ol vaziyette. Göğsümde Atatürk'ün iğnelenmiş resmi…

Üzerinden çok yıl geçti. Çook uzun ve çook kısa bu geçen zaman diliminde "Yazık, çok yazık" dediğim birçok mevzu var. Belki bugün sevgilimin doğum gününü de kutlayabilirdim.

Bugünü hep olduğu gibi 23 Nisan 1920 ile ilişkilendirmek ve "Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı" demek, dünyanın her tarafından gelen çocukların folklor gösterilerini izlemek ve çocukluğumu hatırlayıp gülümsemek en güzeli…

Yine 23 Nisan Neşeli olduğumu pek söyleyemem ama kesinlikle idare edebiliyorum…

her zaman.   * Bayan Arıza *

Bayan Arıza “Tüttür”

Bayan Arıza tarafından Mart - 10 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Buralardan gideceğim Tek başıma Başka yolu yok Kimseye ihtiyacım yok

Benim kalbimi ezdiler Sonra da üstüne kırmızı şarap içtiler Hepsine tükürmek isterdim Kötü olmaya çabalıyorum Birinin kalbini yerinden çıkarıp -Kanının döşemeye damlamasına aldırmayarak- Onun yerine avucuma aldığım toprakları koyacağım Elimle ittirip güzelce yerleştireceğim Tam kalbinin yerine… üstüne de keyiflenip, bir Chesterfield yakacağım. * Bayan Arıza *

Geçmiş zaman olur ki: 18 Nisan 2008

Bayan Arıza tarafından Mart - 9 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Bugün Eagle vs Shark'ı bir daha izledim. Bu yılın if İstanbul'unda oynamıştı. Çok keyifli bağımsız bir film, Yeni Zelanda aksanı da çok tatlı. Herkesin aşık olmaya hakkı var, sanırım filmin özeti bu:)

Yüzünüze eğreti olmayan bir gülümseme yapıştırmak istiyorsanız lütfen izleyin.

Kadıköy yolları görünüyor bana. Kadıköy'e aşığım.

* Bayan Arıza *

Bayan Arıza “farkında olmak büyük belâ”

Bayan Arıza tarafından Mart - 9 - 2011 zamanında yazılmıştır.

5 Ekim Geldi ve gitti. Bana İzlanda’nın jeolojik yapısından bahsetti, ben sustum. Konuşmaya çalıştık, beceremedik. Sürekli bir şeyler anlattı durdu. Ben uyumak istediğimi söyledim. Gidip yattım. Yanıma geldi. Yine bir şeyler anlattı bana.

“İstersen bir battaniye verebilirim” dedim.

Yanıma geldi. Sarılmaya çalıştı. Sırtımı döndüm.

Sonuçta gitti. Umarım gerçekten gitmiştir.

17 Ekim

Hayır ben oynamıyorum, defalarca söyledim bunu O’na.

“Taktik geliştirmek benim işim değil tamam mı?” dedim.

“Sen ne biçim birisin anlayamıyorum” dedi.

An’ı yaşamaktan bahsederken, en ufak bir sevgi kırıntısı görsem takılıp peşine gidiyorum. Bu nasıl bir çelişkidir? Ne yani, açmasa mıydım kalbimi? Kendime mi saklasaydım her şeyi?

En iyi dostlarım bugün bana:

“Sen çok iyisin, biraz kötü ol, en azından kötü rolü yap” dediler.

“Ben rol yapamam, hiçbir zaman yapmadım” dedim.

Ayrıca neden başka biri olayım ki? Neden kötüyü oynamak zorunda kalayım?

18 Ekim

İnsanlık var olduğundan beri süregelen ve değişmeyen bir şey var.

Benim için başka bir şehirden geldi. Şu an evine varmış olmalı. Sevdiğini söylüyor. Üstelik bunu yıllardır yapıyor. Defalarca bunu samimi bulmadığımı söyledim kendisine. Kararının doğruluğundan öyle emin ki tüm bu kendinden eminliği veya benim O’na ait olduğumu düşünmesi beni çileden çıkarıyor. Hayır, ben kimseye ait değilim. Ne bir kimseye, ne bir yere, hiç kimseye, hiçbir yere, hiçbir şeye ait değilim!

Bugün bana dört kez “seni seviyorum” dedi. Hiçbirine inanmadım. Üstelik inanmadığımı da söyledim kendisine.

20 Ekim

Kararlar alıp, yine aynı hızla kararlar veriyorum. Bu hayattan bıktım. Ama bunun yerine koyabileceğim bir şey yok. Olsa keşfetmiştim.

24 Ekim O’na “Hayır” dedim. Bundan daha açık olamazdım. Ama her hayır deyişimde daha çok üstüme geliyor. Acaba farkında olmadan “hayır” derken, “evet” i mi kastediyorum? Bu adam ne yapmak istiyor?

“Seni istemiyorum tamam mı? Kafandan geçenleri biliyorum ve istediğin ben değilim" diyorum O'na.

“Kıçının dibinde olmak istiyorum görmüyor musun?” diyor.   Susuyorum.

“Tam yarım saat boyunca gözlerinin içine baktım, sen n’aptın, elinde biran ve sigaranla sürekli insanlarla konuştun, şarkıya eşlik ettin, bir kez olsun bakmadın bana, gözlerinin içine baktım, fark et diye ama sen benden başka her yere baktın” diyor.

“Fark etmedim, hem senin bir sevgiliye ihtiyacin var ve inan bana bu ben değilim” diyorum.

“Sen her şeysin” diyor.   “Yalan, yalan, yalan” diye yüzüne kocaman kocaman haykırıyorum.

Yanından kaçıyorum. Anlasın diye, O’nu istemediğimi anlasın diye. Ama anlamıyor. Nereye gitsem buluyor beni. Kollarına atılacağımdan o kadar emin ki, neye güveniyor bu herif? Hem ben neden sert biri olamadım ki? Neden hep karşımdaki insanı incitmekten bu denli korktum. Liğme liğme oldu ruhum.

“Bir insan bir insanı on sene boyunca nasıl aynı şekilde sever?” diye soruyorum.

Aynısını O’na da söyledim:

“Bir insan bir insanı yedi sene boyunca aynı şekilde sevebilir mi?” dedim.

“Zaman nedir ki?” dedi. Kafamı önüme eğdim.

“Biliyorum, ben senin için doğru insan değilim, eğer ben senin doğrun olsaydım çocuğumuzu seviyor olurduk” dedi. Bir şey demedim. 

“Sen benim için doğrusun, her insanın hayatında sadece bir kez yaşayacağı bir şey bu, ben buldum, umarım sen de bulursun bir gün” dedi. Yine sustum. 

“Belki de buldun ama fark etmedin” dedi. 

“Belki de” dedim.

1 Kasım

Bir gün kendim gibi birini bulursam “evet bu” diyeceğim. Ama öyle biri yok. Olmadığını da anlamış oldum.

Cevabımı bugün vereceğim, yine ve yine “hayır, evlenmeyeceğim seninle” diyeceğim. Mantıklı olan bu. Herkes için bu. Gerçi onların sevgisinden şüphe duymuyorum. Kendime dair şüphelerim var.

7 Kasım

Hiçbir şeyin anlamı yok ya da her şey çok anlamlı.

26 Kasım “Doğum günü kızı”

“i am not a superman” diyordu şarkıda. Sanırım. Hiçbirimiz superman değiliz, olamayız da. Ama ruhumuz var ve samimiyiz.

Bugün doğum günüm. Ve artık yaşlıyım, tescillendi, kaçış yok! 

Hem doğum günü çocuğuyuz, iyi hissetmek lazım, öyle mi? Peki ben neden hâlâ hüzne 1-0 yenilmiş durumdayım? Mutlu hissetmeliyim, en azından bugün. Tamam! Yazılı kurallar yok ama en azından birazcık mutlu olamaz mıyım? Neden, neden bu hüzün?

Farkında olmak büyük bir belâ. 

7 Aralık

Ben O’nun için renk değiştirebileceğimi bile söyledim. Mor’umdan vazgeçmeyecektim ama morun yanına bir renk daha ekleyecektim. Bu, hiç kimse için yapmadığım bir şeydi. Belki tüm cesaretimi toplayıp, karşısına çıkıp, aynen film repliklerindeki gibi, satır aralarındaki gibi “seni seviyorum” diyebilirim. Ama söylememe ne gerek var, biliyor. Çünkü rengini sevebileceğimi söyledim. Moru sevmeyeceğini söyledi. Yani beni sevmeyeceğini. Çünkü moru sevmek, beni sevmek demek. Bu kadar açık. Beni boyamasına bile izin verebilirdim. İşte bu kadar açıktım, açacaktım kalbimin tüm kapak(çık)larını. Ama sevmiyor beni. Birileri benim için ölürken, ben rengimi bile feda ediyorum O’nun için. Ama s.klemiyor. Bu gerçekten de canımı çok acıtıyor.

12 Aralık

“Her şeyi unutmak adına içmek lazım” dedim O’na. 

“Hayır, içtiğin zaman durum daha da kötüleşir” dedi. Haklı olabilir.

14 Aralık

Samimi görünüp, samimi olmayanlardan bıktım. Alsınlar kılıflarını k.çlarına soksunlar. Beni “ben” olduğum için sevecek cesareti yoksa, ben de herkes gibi olur, büyük gelse de maskemi takarım. Madem yalan istiyorlar. Kuyruklularını sunacağım onlara.

“Neydi sebebi gidişinin hiç çözemedim, çözmeye çalışmadım. Bir süre sonra vazgeçtim. Çünkü sen kendindin” diye başladı söze.

O beni anlıyor. Aslında bende O’nu. Ama bu bir şeyleri iyileştiriyor mu, hayır! O’nun istediklerini veremedim, s.ktir olup gittim. Doğru insanmışım O’nun için. Bunu diyor. Hep dedi. 

“Hayır bunun sabit fikirli olmakla ne alâkası var?” dedi. 

İşime mi gelmiyor sevilmek? Herkes bunu ister öyle değil mi? Ama ben sevmek istiyorum. 

“Bedenine ihtiyacım yok, bana lâzım olan ruhun” dedi. 

Güzel laflar, her kadın duymak ister. Keşke biraz kıpırdansaydı kalbim. Ama hiçbir şey hissetmiyorum, üzgünüm. 

“İçimdeki hüzünle dalga geçme, benim yaşam kaynağım o” dedi. 

Ne diyebilirdim ki? Tüm bu güzel sözcükler karşısında susuyorum, sustum.

“Söyleyebilecek bir şeyim yok. Gidelim buradan” dedim. Elimi tuttu ve sıktı. 

“Hayır, sana olan özlemim bitmedi” dedi. 

“İçimde boşluk" var dedim. 

“her şey kabulum” dedi. 

Kaçamadım. Gözlerimin içine bakmasına izin verdim. Sevgiye ihtiyacım vardı tamam mı, n’apabilirdim? Tüm o güzel sözcükleri, yıllar yılı söylemekten asla bıkmadığı o sözcükleri bir bir sıraladı kulaklarıma.

24 Aralık

Tüm özel günlerden istediğim gibi sadece “huzur” istiyorum 2004’ten. 

Bayan Arıza (2003'e veda ederken)

Geçmiş zaman olur ki: 17 Nisan 2008

Bayan Arıza tarafından Mart - 8 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Bu yıl Rock'n'Coke ve Radar Live olmayacakmış. Ama Jeff Buckley'i anma gecesi Mayıs'ta Peyote'de gerçekleşecek. Ben de hazır ve nazır olacağım. RadarLive Bu Yıl Yok! "Büyük bir üzüntü ile bildirmek isteriz ki önceden 20-22 Haziran 2008 arasında düzenleneceği duyurulan Radar Live 2008, organizasyonu yapmak için yeterli koşulların sağlanamaması sebebiyle bu yıl gerçekleştirilemeyecektir. Radar Live'a bugüne kadar vermiş olduğunuz tüm destek için hepinize teşekkür ederiz. 2009'da tekrar buluşmayı dileriz Radar Live" Bu da Radyo Eksen'in duyurusu! Devotchka Konseri biletleri TUKENMISTIR

Sayin Radyo Eksen Dinleyicileri… 17 Nisan Persembe gecesi GarajIstanbul'da gerceklesecek olan Radyo Eksen Partisi, Devotchka Konseri biletleri TUKENMISTIR. Ilginiz icin cok tesekkur ederiz.

Ayrica, Radyo Eksen'in bu sene gerceklestirecegi ikinci partisinin tarihi ve konugu ise cok yakinda aciklanacak. Bu defa alternatif muzigin cok onemli 2 ismi Istanbul'da olacak. Detaylar pek yakinda… * Bayan Arıza *

Geçmiş zaman olur ki: 16 Nisan 2008

Bayan Arıza tarafından Mart - 7 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Biraz önce 16 Nisan'a geçti gün. Buk ne güzel söylemiş "Günler, tepelerden aşağı koşan vahşi atlar misali" diye. İlk aldığım Buk kitabıydı, sene 1994'tü, yağmurlu bir günde tanıştık O'nunla.

Evet yarın yani aslında bugün 16.00'dan sonra İTÜ'de olacağım. Özellikle Sahte Rakı'yı izlemek istiyorum. Sağlam referanslar var elimde, şimdiden sabırsızlanıyorum. Ayrıca, İhtiyaç Molası'nı -daha önce izleyip de hayran kalmış bir insan olarak- da özlemle bekliyorum.

Girişte bir sorun yaşamayacağımı umuyorum. Başka da bir endişem yok. Sadece İTÜ'ye yönelik bir festival olmaz umarım. Yoksa kapıya selam çakıp geri dönmek fena olur.

Şimdi time to sleep:)

* Bayan Arıza *

Geçmiş zaman olur ki: 11 Nisan 2008

Bayan Arıza tarafından Mart - 6 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Doksanlı yıllarda bizim dönemin Woodstock'ları sayılan İTÜ rock festivalleri yapılırdı ve finalleri kırıp gittiğim bile olmuştu. Replikas'ı, Mor'ları, Nekropsi'yi, Gökhan'ın grubu Dark Light'ı, Kargo'yu, Pis 7'li'yi, Siya Siya Band'i, Crunch'ı, Asafated'ı, False in Truth'u, Siddatha'yi, şimdi var olan – olmayan yüzlerce grubu ilk kez o festivallerde ve ilk kez sahneye çıktıkları zaman izledim.

Festivaller bir hafta sürerdi, önce piknik yapardık çimenlerde, herkes evinden bir şey getirirdi, o leziz paylaşımdan sonra takılır ve aklımıza ne eserse onu yapardık, hiç tavizsiz dört yıl boyunca hepsine gittim. Hatta 1996'da yapılan (Replikas, Too much, Nekropsi filan da var) festivalin afişi evimin duvarında asılı.

Kazım Koyuncu'nun boynuna da orada atladım. o kadar çok anım var ki, kaç cilt kitap olur kimbilir.

Müthiş günlerdi. Grunge'in popüler olduğu yıllardı. Çamurun içinde pogo yapardık, deli gibi grunge ve punk dinlerdik. En mutlu olduğum yıllardı 90'lar.

Şimdi facebook'ta İTÜ rock festivalinin flyer'ini gordum. Aradan 10-12 yıl geçti, ben yine gitmek istiyorum. Ruh aynı olmaz, olamaz. İnternetin olmadığı, Metallica'nın "and justice for all" albümü için Besiktaş'taki kasetçi abinin kapısında yattığım günlerden sonra şimdiki festivaller nasıl geçer bilemiyorum ama yine de gitmek istiyorum. 16 nisan'da başlıyormuş. Dışarıdan giriş mümkündür umarım.

Festival hakkında resmi açıklama;

14 Nisan – 18 Nisan tarihleri arasında İTÜ Maslak Kampüsü'nde gerçekleşecek olan 10.İstanbul Rock Festivali'nde sahne alacak gruplar belli oldu. İTÜ Rock Kulübü tarafından "Geldi Bahar Ayları, Gevşedi Gönül Yayları" sloganıyla düzenlenen festivalin ilk iki gününde söyleşiler, yarışmalar ve film gösterimleri olacak. Diğer üç gün açık havada yapılacak ve saat 16:00 başlayacak konserlerle devam edecek. 24 grubun sahne alacağı Türkiye'nin ilk açık hava festivalinin onuncusunun detaylı programı şu şekilde:

——14 Nisan (Pazartesi)————– 14:00 Altay Öktem ile Söyleşi 16:00 Sunum: Rock Tarihi 19:00 Film Gösterimi "The Wall – Pink Floyd" 21:00 Belgesel Gösterimi "Headbenger's Journey"

——15 Nisan (Salı)——————– 14:00 Apdülkadir Elçioğlu (aptülika) ve Vecdi Yücalan (objektif) ile Söyleşi 16:00 Söyleşi: Rock Kulüpleri 19:00 Film Gösterimi "Dünyayı Kurtaran Adam"

——16 Nisan (Çarşamba)16.00———– Jukebox Teneke Trampet Ayılar Arşmahal K.E.K. Sahte Rakı Buz İhtiyaç Molası

——17 Nisan (Perşembe)16.00———– Mary Jane Sur Uçuş Serbest Kaçak Vengeful Ghoul Definitive Tibet Ağırtan Kramp

——18 Nisan (Cuma)16.00————— Notr Origam One More Lie Decaying Purity Carnophage Electrocute Soul Sacrifice False in Truth    * Bayan Arıza *