Oscar adayı filmler !f İstanbul’la geliyor

Bayan Arıza tarafından Ocak - 24 - 2014 zamanında yazılmıştır.

13 Şubat’ta başlayacak !f İstanbul’da gösterilecek 5 film, 2014 Akademi Ödülleri’nde toplam 11 dalda adaylık kazandı. ‘Dallas Buyers Club’, ‘The Grandmaster’, ‘The Wind Rises’, ‘Cutie and the Boxer’ ve ‘The Square’, Türkiye’de ilk kez !f İstanbul’da seyirciyle buluşacak.

!f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali’nde gösterilecek 5 film, bu yılki Oscar Ödülleri’nde toplam 11 dalda adaylık kazandı.

!f İstanbul’un Digiturk Galaları bölümünde gösterilecek Dallas Buyers Club, “En İyi Film”, “En İyi Erkek Oyuncu”, “En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu”, “En İyi Özgün Senaryo”, “En İyi Kurgu”, “En İyi Makyaj” dallarında adaylık alarak, “American Hustle”, “Gravity” ve “12 Years a Slave”den sonra en çok adaylığa sahip film oldu. !f İstanbul’un açılış filmi de olacak Dallas Buyers Club, en son Altın Küre Ödülleri’nde Matthew McConaughey’e drama dalında en iyi erkek oyuncu, Jared Leto’ya da en iyi yardımcı erkek oyuncu ödüllerini kazandırarak Oscar şansını artırmıştı.

Digiturk Galaları bölümünde gösterilecek Wong Kar-Wai filmi The Grandmaster/Büyük Usta, “En İyi Görüntü Yönetmeni” ve “En İyi Kostüm Tasarımı” dallarında adaylık kazanırken, Hayao Miyazaki’nin sinemaya vedası olacağını söylediği The Wind Rises/ Rüzgâr Yükseliyor da beklendiği gibi “En İyi Canlandırma Film” dalında aday oldu.

BELGESELLER BU SENE TAM !F’LİK! Oscar yarışının öne çıkan bölümlerinden belgesel dalında ise !f İstanbul’un 2014 programından 2 film yer alıyor. Bunlardan ilki Zachary Heinzerling’nin Sundance’te Belgesel dalında yönetmenlik ödülü, Tribeca’dan da Seyirci Ödülü’nü kapan filmi Cutie and the Boxer/Genç Kız ve Boksör. Boks gibi şiddet içerikli bir sporu, son derece artistik bir biçimde resim sanatına yansıtan Ushio Shinohara ile kendisi gibi sanatçı olan eşi Noriko’nun birlikte açacakları sergiye hazırlıklarını anlatan film, şimdiden 2014’ün en ışıltılı filmlerinden biri olacak görünüyor.

Belgesel dalının bir diğer !f 2014 filmi ise, Toronto’da En İyi Belgesel Ödülü’nü alan, Uluslararası Belgesel Birliği (IDA) tarafından da yılın en iyisi seçilen The Square/Meydan. Jehane Noujaim’in yönettiği bu çarpıcı belgesel, Mısır’da yaşanan olaylarda yer alan bir grup aktivistin yaşadıklarını konu alırken, duymaya alıştığımız kanlı savaş haberlerinin, seçimlerin, protestonun arkasındaki insanlara dair portreler ve kişisel hikâyeleri paylaşıyor.

En İyi Belgesel dalının beklenen adaylıklarından The Act of Killing/Öldürme Eylemi ise Türkiye’de ilk kez ve sadece geçen yıl !f İstanbul’da gösterilmişti.

YARIŞACAK FİLMLER BELLİ OLDU Dünya sinemasının dikkat çekici genç yeteneklerini İstanbul’da buluşturan ve yeni sinemanın nabzını tutan !f İstanbul’da yarışacak filmler de belli oldu. Mehmet Günsür, Michael Hausman, Dennis Lim, Philippe Falardeau ve Christoph Terhechte’den oluşan jüri, Uluslararası Keş!f Yarışması’nda 2014’ün ilham veren yönetmenini arayacak. 12 ülkeden 9 filmin yarışacağı Keş!f’te Türkiye’yi Zeynep Dadak ve Merve Kayan’ın birlikte yazıp yönettikleri Mavi Dalga temsil ediyor.

13 ŞUBAT’TA YOLA ÇIKIYOR 3. !f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali, 13-23 Şubat 2014 tarihlerinde İstanbul’da, 27 Şubat-2 Mart 2014 tarihlerinde ise Ankara ve İzmir’de gerçekleşecek. !f İstanbul bağımsız sinemanın en iyilerini, yılın çok konuşulan ve bol ödüllü filmlerini sinemaseverlerle buluştururken, !f music partileriyle İstanbul’un eğlence hayatına alternatif olacak.

13. !f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali, 13-23 Şubat tarihleri arasında İstanbul’da Beyoğlu Cinemaximum Fitaş, İstinye Park Cinemaximum, Cinemaximum Budak; 27 Şubat-2 Mart tarihlerinde de Ankara Cinemaximum Armada ve İzmir’de ise Cinemaximum Konak Pier sinemalarında gerçekleşecek.

Festival biletleri ise 31 Ocak’ta biletix’te indirimli ön satışta

Kaynak: ntvmsnbc

Film festivaline başvurular başladı

Bayan Arıza tarafından Kasım - 6 - 2013 zamanında yazılmıştır.

İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından, 5-20 Nisan 2014 tarihleri arasında gerçekleştirilecek 33’üncü İstanbul Film Festivali’ne başvurular başladı.

Akbank sponsorluğundaki festivale Türkiye’den katılacak filmler için başvurular ocak ayının sonuna kadar sürecek.

Başvurular arasından belirlenecek filmler, Altın Lale Ulusal Yarışması’nda yarışacak. Bu bölümünde yer alacak filmlere jüri tarafından En İyi Film, En İyi Yönetmen, Jüri Özel Ödülü, En İyi İlk Film, En İyi Kadın Oyuncu, En İyi Erkek Oyuncu, En İyi Senaryo, En İyi Görüntü Yönetmeni, En İyi Kurgu ve En İyi Özgün Müzik dallarında ödüller verilecek. ‘Ulusal Yarışma’ kategorisinde yer alacak filmler arasından jürinin seçeceği En İyi Film’e 150 bin lira, En İyi Yönetmen’e ise 50 bin lira ödül verilecek.

Ulusal Yarışma’ya katılacak filmler arasından Onat Kutlar anısına verilecek Jüri Özel Ödülü’nü kazanacak filmin yapımcısına da Efes tarafından 30 bin dolar takdim edilecek. En İyi Kadın Oyuncu ve En İyi Erkek Oyuncu ödülleri 10 bin’er lira olacak. Ayrıca genç yaşta vefat eden yönetmen, senarist ve yapımcı Seyfi Teoman anısına bu yıl 2’nci kez Seyfi Teoman En İyi İlk Film Ödülü verilecek. Ödülü kazanan filmin yönetmenine CMYLMZ Fikirsanat aracılığı ile 30 bin lira para ödülü takdim edilecek. Festival yönetmeliğiyle başvuru formları; film.iksv.org adresinden temin edilebilir.

Başvuru adresi; İKSV Nejat Eczacıbaşı Binası, Sadi Konuralp Caddesi, No. 5, Şişhane, İstanbul.

Kaynak: Hürriyet

Filmekimi yaklaşıyor!

Bayan Arıza tarafından Ağustos - 26 - 2013 zamanında yazılmıştır.

İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından 12. kez düzenlenen Filmekimi bu yıl yine Vodafone FreeZone sponsorluğunda gerçekleştiriliyor.

İstanbul’da 28 Eylül-6 Ekim tarihlerinde düzenlenecek Filmekimi, geçen yıl olduğu gibi bu yıl da sinema keyfini Ekim ayı boyunca Türkiye’nin farklı kentlerine taşıyacak. İKSV tarafından Vodafone FreeZone sponsorluğunda gerçekleştirilecek Filmekimi, on ikinci yılında yine parlak yapımlar, usta yönetmenlerin dünyanın belli başlı festivallerinde gösterilmiş, ödüller kazanmış son yapıtlarının da aralarında bulunduğu 40’a yakın film izleyicilerin karşısına çıkacak. Zengin programıyla Filmekimi, 28 Eylül-6 Ekim tarihlerinde, İstanbul’da 9 gün boyunca izleyicilerle buluşacak. İlk kez düzenlendiği 2002 yılından bu yana İstanbullu sinemaseverlerden büyük ilgi gören Filmekimi, geçen yıl 47 bin izleyiciyle buluşmuş, salonlardaki doluluk oranı %99’a ulaşmıştı. Filmekimi, sekiz yıl boyunca İstanbul’un eşsiz sinemalarından tarihi Emek Sineması’nda gerçekleştirilmişti. Filmekimi bu yıl da Türkiye’nin dört bir köşesini geziyor 12. Filmekimi sinemanın en iyi ve en güncel örneklerini sadece İstanbul’a değil, Türkiye’nin farklı noktalarına da eriştirme hedefini bu yıl daha da geliştiriyor. Geçen yıl İstanbul sınırlarını aşarak altı şehirde daha sinemaseverlere ulaşan Filmekimi, bu yıl Bursa, İzmir, Diyarbakır, Gaziantep, Trabzon, Ankara ve Batman’da düzenlenecek. İstanbul dışındaki kentlerde, 12. Filmekimi programındaki filmlerin yanı sıra nisan ayında yapılan 32. İstanbul Film Festivali‘nde Ulusal Yarışma Altın Lale En İyi Film Ödülü’nü kazanan Onur Ünlü’nün Sen Aydınlatırsın Geceyi adlı filmi ile FACE İnsan Hakları Yarışması’nda Özel Mansiyon kazanan, Danis Tanovic’in yönettiği Epizoda U Zıvotu Beraca Zeljeza / Bir Hurdacının Hayatı gösterilecek. Filmekimi kapsamında bu yıl Avrupa Birliği MEDIA programının desteği ve Saraybosna, Sofya ve Transilvanya Film Festivalleri’nin işbirliğiyle İstanbul dışında yapılacak Filmekimi gösterimlerinin tarihleri şöyle: •Apple-tab-span” style=”white-space:pre”> 28-30 Eylül Bursa • 4-6 Ekim İzmir • 11-13 Ekim Trabzon ve Ankara • 25-27 Ekim Gaziantep ve Diyarbakır • 28-30 Ekim Batman Vodafone FreeZone’lulara bu yıl da Filmekimi’nde 1 bilete 1 bilet hediye 12. Filmekimi’nin sponsoru Vodafone FreeZone, geçen yıl büyük ilgi gören kampanyasını bu yıl da sürdürecek. Vodafone Freezone’lu sinemaseverler Filmekimi boyunca bir bilet aldıklarında bir bilet de hediye kazanacaklar. Kampanya bilet satışları www.biletix.com ile Atlas ve Beyoğlu sinemalarındaki gişelerden yapılacak. Ayrıntılı bilgi ve detaylar çok yakında vodafonefreezone.com sitesinde olacak. Filmekimi biletleri ne zaman, nerede? Filmekimi biletleri, İstanbul için 21 Eylül Cumartesi saat 10.30’dan itibaren: Biletix satış noktaları, Biletix web sitesi (www.biletix.com), Biletix çağrı merkezi (0216 556 98 00, 11.00’den itibaren) ve Atlas ve Beyoğlu sinemaları gişelerinden satışa sunulacak. Filmekimi’nde hafta içi gündüz seansları (11.00, 13.30, 16.00) sadece 5 TL. Haftaiçi 19.00 ve 21.30 seansları ile hafta sonu tüm seanslar tam 15, indirimli 10 TL. Lale üyeleri bu yıl da biletlerini %25’e varan indirimlerle öncelikli olarak alabilecekler. Lale üyeleri için ön satış günleri; Siyah Lale üyeleri için 18 Eylül’de, Beyaz, Kırmızı ve Sarı Lale üyeleri için 19 ve 20 Eylül’de gerçekleşecek. Filmekimi gösterim saatleri, geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi 11.00, 13.30, 16.00, 19.00 ve 21.30. Filmekimi’nin medya sponsorluğunu CNBC-e, Radyo Eksen ve Radikal üstleniyor. Filmekimi’nin afişlerini ve tanıtım kampanyasını ise bu yıl da Alametifarika gerçekleştirdi. Filmekimi programından seçmeler • Gloria / Sebastián Lelio Berlin Film Festivali’nde başrol oyuncusu Paulina Garcia’ya En İyi Kadın Oyuncu dalında Gümüş Ayı kazandıran Gloria,  toplumun dayattığı kural ve baskıları hiçe sayarak kendi hayatını yaşamayı seçen 58 yaşında bir kadının aşk ve mutluluk arayışını anlatıyor. Yapımcılığını Oscar‘a aday gösterilen No filminin yönetmeni Pablo Larrain’in yaptığı Gloria’nın yönetmeni Sebastian Lelio, Nisan ayındaki İstanbul Film Festival‘inde Altın Lale Uluslararası Yarışma’nın jürisinde yer almıştı. • Le Passé / The Past / Asghar Farhadi İranlı yönetmen Asghar Farhadi’nin geçen yıl Yabancı Dilde En İyi Film Oscar’ına layık görülen Bir Ayrılık filminin başarısını takip eden The Past, Mayıs ayında Cannes Film Festivali’nde ilk gösterimini gerçekleştirdi ve Artist filminden hatırladığımız Berenice Bejo‘ya En İyi Kadın Oyuncu ödülünü getirdi. Yine bir aileyi mercek altına alan film, Fransız eşi Marie’den boşanma işlemlerini tamamlamak üzere, dört yıllık bir ayrılığın ardından Tahran‘dan Paris‘e gelen Ahmet’i ve Marie ile yeni sevgilisi Samir’i izliyor. Asghar Farhadi’nin ülkesi dışında çektiği ilk film olan The Past, duygusal gerilimi eksik olmayan, sürükleyici diyaloglarıyla hem ilginç hem de çetrefil bir aile dramı. Filmde Berenice Bejo’ya Un Prophet / Yeraltı Peygamberi filminin başrolünde yıldızı parlayan Tahar Rahim eşlik ediyor. • Only Lovers Left Alive / Jim Jarmusch Cannes’da ilk gösterimini yapan Only Lovers Left Alive hem eleştirmenler hem de izleyiciler tarafından Dead Man / Ölü Adam’dan bu yana Jim Jarmusch’un çektiği en iyi film olarak harika övgüler aldı. Detroit ile Tanca şehirleri arasında ve sadece gece saatlerinde geçen filmini Jarmusch “gizli vampir bir aşk hikâyesi” olarak tanımlıyor. Jarmusch’tan beklendiği üzere fetişlerle dolu bu çağdaş romantik dram, yüzyıllardır birlikte olan Adem ve Havva adında bir vampir çifti izliyor. Filmin oyuncu kadrosu da en az öyküsü kadar ilgi çekici: Tilda Swinton, Tom Hiddleston, Mia Wasikowska, Anton Yelchin ve Jeffrey Wright’a John Hurt de eşlik ediyor. Jim Jarmusch’un bir önceki filmi The Limits of Control / Kontrolün Limitleri, 2009 İstanbul Film Festivali’nde gösterilmişti. • The Dance of Reality / La Danza de la Realidad / Alejandro Jodorowsky Bu film, 1970’lerde Fando ve Lis ile El Topo gibi metafizik tripleri pop art ve dini metaforlarla birleştirdiği filmleriyle yeraltı sanat dünyasının ve uluslararası karşı kültür hareketinin süperstarı olan Alejandro Jodorowsky’nin “derin geçmişi” üzerine bir zihin egzersizi. Jodorowsky’nin kendi sözleriyle “The Dance of Reality, benim otobiyografik romanımın bir uyarlaması, kendi sinemamın bir rönesansı.  Bana kalırsa bu film, zihinsel bir atom bombası gibi. Kendimi yeniden keşfetmek için çocukluğumun dibine iniyorum, büyüdüğüm yere geri dönüyorum.” 23 yıllık bir aradan sonra sinemaya geri dönen yönetmenin bu son filmi, Jodorowsky’nin Dune’u adlı, Dune’u David Lynch’ten önce çekemeyişini anlattığı belgeseliyle birlikte ilk kez Cannes’da gösterildi. Jodorowsky’nin 1929’da doğduğu kasaba olan Tocopilla’da çekilen filmde Jodorowsky’nin üç oğlu da rol alıyor. • Jeune & Jolie / Young & Beutiful / François Ozon En son İstanbul Film Festivali’nde ve ardından vizyonda izlediğimiz Evde ile formunu hiç kaybetmediğine tanık olduğumuz François Ozon, Mayıs ayında Cannes Film Festivali’nde prömiyerini gerçekleştiren Young & Beautiful ile Altın Palmiye için yarıştı. “4 mevsim ve 4 şarkı boyunca 17 yaşındaki bir kızın çağdaş portresi” olarak tanımladığı son filminde Ozon, Buñuel’in meşhur Gündüz Güzeli filmini çağrıştıran bir öyküyü ele alıyor ve cinsel uyanışını bir fahişe olarak yaşamayı tercih eden bir genç kızın bir yıllık değişim sürecini mercek altına alıyor. • The Congress / Ari Folman Cannes Film Festivali’nin Yönetmenlerin On Beş Günü bölümünün açılış filmi olan The Congress, Stanislaw Lem’in kült bilimkurgu romanı Gelecekbilim Kongresi’nin serbest bir uyarlaması. Filmin yönetmeni ise Beşir’le Vals adlı muhteşem canlandırma filmiyle Oscar’a aday gösterilen Ari Folman. Hem gerçekçi hem fantezi bir canlandırma olan filmin başrolündeki Robin Wright, kendini oynuyor. Wright’a büyük bir yapım stüdyosu tarafından sinemasal benliğini satması telif edilir. Stüdyo, Wright’ı dijital olarak tarayacak, görüntüsünü herhangi bir kısıtlama olmadan her türlü Hollywood yapımında kullanma hakkına sahip olacaktır; böylece Wright hem çok para kazanacak hem de 20 yıl boyunca ekranlarda hep genç kalacaktır. The Congress, sözleşmesinin bitişinin ardından Robin Wright’ın geleceğin sinema dünyasına dönüşünü izliyor. Filmin oyuncu kadrosunda Robin Wright’a Harvey Keitel, Paul Giamatti ve Jon Hamm eşlik ediyor. • Aint Them Bodies Saints / David Lowery David Lowery’nin, ilk gösterimini Sundance’te, uluslararası gösterimini de Cannes’da Eleştirmenler Haftası’nda yapan duygusal Western‘i, aşk, trajik olaylar ve zorunluluklarla birbirine bağlanan bir çiftin huzur arayışını anlatıyor. 1970’lerde Teksas‘ta geçen, silahlar, tehditler ve ihanetle dolu bu şiirsel filmin kahramanları, işledikleri suçlar boylarını aşan, birbirlerine delicesine âşık genç çift Bob ve Ruth. Dağlarda kanun adamlarıyla girdikleri çatışmada yakalanan Ruth bir polisi vurmasına rağmen suçu Bob üstlenir. Dört yıl sonra Bob hapishaneden kaçar ve o hapisteyken doğan kızıyla Ruth’u aramaya koyulur. Filmin parlak oyuncu kadrosunda Ejderha Dövmeli Kız ve en son Side Effects filmlerinden tanıdığımız Rooney Mara ile Casey Affleck yer alıyor. • Blue Is The Warmest Colour / La Vie d’Adèle (Chapitres 1&2) / Abdellatif Kechiche Mavi renge bambaşka bir anlam yükleyen Abdellatif Kechiche’in son filmi, ilk kez gösterildiği Cannes Film Festivali’nde hem eleştirmenler hem de izleyiciler tarafından büyük ilgi görerek festivalin büyük ödülü Altın Palmiye’yi kazandı. Başkanlığını Steven Spielberg‘in yürüttüğü jüri, yönetmen Abdellatif Kechiche’le birlikte başrol oyuncuları Adele Exarchopoulos ile Lea Seydoux’yu da Altın Palmiye’ye layık gördü. Cinselliğe çekincesiz yaklaşımı ve gerçekçiliğiyle sansür ve sanat tartışmalarına yol açan Blue Is the Warmest Color, iki genç kızın yıllara yayılan birliktelikleri üzerinden yaşamı ve aşkı sorguluyor. Film, Julie Maroh’nun Le bleu est une couleur chaude adlı romanından sinemaya uyarlandı. Yönetmen Kechiche’in 2008’de Balıklı Bulgur, 2011‘de ise Siyah Venüs adlı filmleri İstanbul Film Festivali’nde gösterilmişti. Kaynak: Milliyet

Yıllara meydan okuyanlar İstanbul Film Festivali’nde!

Bayan Arıza tarafından Mart - 26 - 2013 zamanında yazılmıştır.

İKSV tarafından 30 Mart – 14 Nisan 2013 tarihleri arasında gerçekleştirilecek 32. İstanbul Film Festivali kapsamında; hala formda, hala dünya sinemasına yön vermeyi sürdüren, yıllara meydan okuyan, ödüle doymayan 14 yönetmenin en son filmleri, Jameson Irish Whiskey sponsorluğunda festival seyircisiyle buluşuyor…

Uzun yıllardan bu yana Dublin ve New York Tribeca film festivallerinin sponsorluğunu üstlenen, 2008 yılından beri ise Uluslararası İstanbul Film Festivali’nin Tema sponsoru olan Jameson Irısh Whiskey, bir kere daha İstanbul Film Festivali’nde de yerini aldı.

 Olivier Assayas / “Aşk Kokusu” (Something in the Air), Marco Bellocchio / “Uyuyan Güzel” (Dormant Beauty), Manoel De Oliveira / “Gebo ve Gölge” (Gebo and the Shadow), Raymond Depardon & Claudine Nougaret / “Fransa Günlüğü” (Journal De France ), Jacques Doillon / “Güreş ve Aşk” (Love Battles), Mike Figgis / “Gördüğüne İnan” (Suspension of Disbelief) ve “Çok Yaşa Aşk” (Love Live Long), Chen Kaige /“İftira Ağı” (Caught in the Web), Goran Paskaljevic / “Gün Doğarken” (When Day Breaks), Alain Resnais / “Henüz Bir Şey Görmediniz” (You Ain’t Seen Nothin’ Yet), Carlos Sorin / “Balığa Gidiyorum” (Gone Fishing), Paul Verhoeven / “İhanet Oyunları” (Steekspel / Tricked), ve Margarethe Von Trotta / “Hannah Arendt”, Jameson’un desteği ile festivalde yerini alıyor…   32. İstanbul Film Festivali biletleri, 16 Mart Cumartesi gününden itibaren Biletix satış noktaları, Biletix çağrı merkezi (0216 556 98 00), Biletix web sitesi (www.biletix.com) ve Atlas, Beyoğlu ve Rexx sinemalarında açılacak ana gişelerden alınabilecek.   •Apple-tab-span" style="white-space:pre"> Aşk Kokusu / Après Mai / Something in the Air / Olivier Assayas 31 Mart Pazar – Atlas – 13.30 1 Nisan Pazartesi – Nişantaşı City’s – 13.30 3 Nisan Çarşamba – Rexx – 19.00 70’lerin başı, Paris… Genç lise öğrencisi Gilles dönemin siyasal ve yaratıcı akımlarına kendini kaptırır. Arkadaşlarının çoğu gibi o da radikal düşünceleri ile kişisel tutkuları arasında gidip gelmektedir. Romantik karşılaşmalar ve sanatsal keşiflerle dolu bir yolculuk, dönemin çalkantıları içinde ait oldukları yeri bulmak isteyen Gilles ve arkadaşlarını önce İtalya’ya, oradan da Londra’ya sürükleyecektir. Yönetmen Olivier Assayas’ın 1994 tarihli L’eau froide’ının devamı olmasa da uzantısı niteliğindeki film, “şiir hissini, tamamen şimdiye adanmış bir gençliği, 1970’lerin yeraltı kültürünü” yeniden yakalamaya çalışıyor. Film, geçen sene Venedik Film Festivali’nde En İyi Senaryo, Mimmo Rotella Ödülü’nün yanı sıra Ghent’te En İyi Müzik Ödülü’nü kazandı.   • Uyuyan Güzel / Bella Addormentata / Dormant Beauty / Marco Bellocchio 1 Nisan Pazartesi – Feriye – 11.00 2 Nisan Salı – Nişantaşı City’s – 19.00 4 Nisan Perşembe – Nişantaşı City’s 2 – 19.00 Fist in the Pocket / Cepteki Yumruklar, Good Morning Night / Günaydın Gece ve Vincere / Yenmek’in usta yönetmeni İtalyan Marco Bellocchio, son filmi Dormant Beauty / Uyuyan Güzel ile izleyiciyi ötanazi konusunda çok yönlü bir keşfe çıkarıyor. Uyuyan Güzel, 2012 Sao Paulo Eleştirmen Ödülü’nü ve filmin oyuncusu Fabrio Falco 2012 Venedik En İyi Yeni Genç Erkek Oyuncu Ödülü’nü aldı. Bir trajedi, hayatın anlamına yönelik düşünceleri etkileyerek dört kişinin hayatını değiştirir. On yedi yıllık bitkisel hayatın ardından Eluana Englaro’nun hayatının artık sonlandırılmasına karar verilir. Bu karar üzerine bir senatör, vicdanı ile siyasal sadakati arasında kalır. Senatörün kürtaj karşıtı aktivist kızı, karşı gruptaki protestoculardan Roberto’ya âşık olur. Bu sırada ünlü bir aktris, kızının komadan çıkacağı umuduyla mucizelere ve inanca sığınmıştır. Umutsuzluk içinde kaybolmuş ve ölmeye kararlı güzel Rossa ise genç doktor Pallido tarafından kurtarılır.    • Gebo ve Gölge / O gebo e a sombra / Gebo and the Shadow / Manoel De Oliveira 31 Mart Pazar – Beyoğlu – 13.30 1 Nisan Pazartesi – Beyoğlu – 16.00 2 Nisan Salı – Nişantaşı City’s 2 – 16.00 Dünyanın en yaşlı sinemacı, 103 yaşındaki Manoel de Oliveira’nın, Portekizli modernist Raul Brandão’nun 1923 tarihli oyunundan uyarladığı 59. Filmi Gebo And The Shadow / Gebo ve Gölge’nin başrollerinde Claudia Cardinale, Jeanne Moreau, Leonor Silveira, Oliveira’nın torunu Ricardo Trepa ve Michael Lonsdale yer alıyor. İlk gösterimi Venedik Film Festivali’nde gerçekleştirilen, Abu Dabi Film Festivali’nde Jüri Özel Ödülü alan film, 19. yüzyıl sonlarında başına buyruk oğlunu korumak için kendini feda eden bir adamın hikâyesini anlatıyor.   • Fransa Günlüğü / Journal De France / Raymond Depardon & Claudine Nougaret   30 Mart Cumartesi – Nişantaşı City’s 2 – 16.00 1 Nisan Pazartesi – Feriye – 13.30 Efsanevi belgeselci ve fotoğrafçı Raymond Depardon, altı yılını doğduğu ülkeyi geniş format kamerayla fotoğraflayarak geçirdi ve uzun yıllar birlikte çalıştığı Claudine Nougaret ile alışılmışın dışında bir seyahat güncesi hazırladı. Journal De France / Fransa Günlüğü benzersiz bir Fransa portresi çizerken sıradışı bir kariyerin ve sanat fotoğrafçılığının etkileyici özetini de sunuyor. Yolculuk, Depardon’un muhabirlik yaptığı zamanlardan Çad, Venedik, Cannes, Bokassa gibi mekânlara ve Jean-Luc Godard gibi isimlere uzanıyor.   • Güreş ve Aşk / Mes séances de lutte / Love Battles / Jacques Doillon   30 Mart Cumartesi – Nişantaşı City’s 2 – 11.00 1 Nisan Pazartesi – Nişantaşı City’s – 19.00 3 Nisan Çarşamba – Feriye – 13.30 Genç bir kadın hem babasının cenazesine katılmak, hem de bir doğa adamı olarak tanıdığı çekici komşusuyla ilişkisinin adını koymak üzere taşraya döner. Adamla yakınlaşırlarken kavga edip çarpışırlar; birbirlerini görmezden gelmeden geri çekilirler; savaşları fiziksel hale gelir, erotik, bir oyun gibi, dövüşerek, güreşerek, bir tören gibi… Bu mücadeleyi aşka dönüştürmek için geçmişten uzaklaşmaları gerekmektedir. Kafka´dan ve Cézanne´ın Bacchanal (Aşk Savaşları) adlı tablosundan esinlenen Jacques Doillon´un "kalbi, zihni ve cinselliği birleştiren" bu son dramı, ilk kez şubatta Berlin´de izleyici karşısına çıktı.   • Gördüğüne İnan / Suspension of Disbelief / Mike Figgis   2 Nisan Salı – Atlas – 19.00 (YÖNETMENİN KATILIMIYLA) 3 Nisan Çarşamba – Rexx – 11.00 4 Nisan Perşembe – Feriye – 13.30 Usta yönetmen Mike Figgis’in son filmi Suspension of Disbelief / Gördüğüne İnan, festivalin merakla beklenenlerinden. Gerçeklikle hayal arasında geçişlerle örülü, senaryoyla gerçek hayatın birbirine karıştığı bu psikolojik gerilim, Mulholland Dr. / Mulholland Çıkmazı ve Black Swan / Siyah Kuğu gibi modern klasiklerle kıyaslanan postmodern bir cinayet filmi. Dünyaca tanınmış bir akademisyen, gizemli Fransız güzeli Angelique´in ölümü vakasına karışır. Yetenekli bir senaryo yazarı ve romancı olan Martin kariyerinin zorlu bir dönemindedir. Angelique´in ölümü ve kadının ikiz kız kardeşinin gelişiyle birlikte, bu gizemli cinayet ile karısının on beş yıl önce ortadan kayboluşu arasındaki benzerlikleri fark eder.   • Çok Yaşa Aşk / Love Live Long / Mike Figgis   2 NİSAN SALI, PERA, 14.00 (YÖNETMENİN KATILIMIYLA) Oscar adaylığı bulunan Mike Figgis, Londra’dan yola çıkan Gumball Rallisi’ni izlemek üzere İstanbul’a geldiğinde, hem iki yabancının cinsel karşılaşmasını hem de yarışın gerginliğini aynı anda işleyebileceği bir film çekti. Figgis, İstanbul’da yedi gün boyunca yaptığı çekimler sonucunda gerçeklikle hayalin sınırlarını zorlayan, sadakatsizlik, yalnızlık ve hızlı yaşamın tatsız sonuçları üzerine “vur-kaç” tarzında cesur bir film çıkardı ortaya.     • İftira Ağı / Sou Suo / Caught in the Web / Chen Kaige   31 Mart Pazar – Nişantaşı City’s – 19.00 1 Nisan Pazartesi – Rexx – 16.00 3 Nisan Çarşmba – Nişantaşı City’s 2 – 19.00 İnternet çağında en önemsiz davranışlar bile büyük tartışmalara yol açabilir; birbirimize bağlanmamıza aracılık eden teknoloji bizi ayırabilir de… Ayaktaki yaşlı adama yerini vermeyi reddeden genç Ye´nin başına gelen de bu olur. Bu sahnenin videosu internette yayılınca, genç kızı bulup cezasını vermek isteyen halk harekete geçer ve Çin´deki tabiriyle "insan eti avı" başlar. Çin´de altı milyon izleyiciye ulaşan ve ilk uluslararası gösterimini Toronto´da gerçekleştiren Chen Kaige´nin bu en yeni filmi, yönetmenin dönem filmlerinin izinden ayrılarak "çağdaş Çin toplumuna ayna tutuyor.     • Gün Doğarken / Kad svane dan / When Day Breaks / Goran Paskaljevic 31 Mart Pazar – Feriye – 16.00 1 Nisan Pazartesi – Nişantaşı City’s 2 – 19.00 3 Nisan Çarşamba – Feriye – 16.00 Usta yönetmen Goran Paskaljevic´in Sırbistan´ın Oscar adayı olan bu son filmi dokunaklı bir kendini keşfetme hikâyesi anlatıyor. Misha Brankov emekli bir müzik öğretmenidir. Bir sabah Belgrad´daki Yahudi Müzesi ile temasa geçmesini isteyen bir mektup alır. Burada, Belgrad´daki eski fuar alanında yapılan kanalizasyon kazıları sırasında demir bir kutu bulunduğunu öğrenir. Fuar alanı, İkinci Dünya Savaşı´nda Sırp Yahudiler ve Çingeneler için bir toplama kampı olarak kullanılmıştır. Kutunun içindekiler Misha´nın hayatını değiştirecektir…   • Henüz Bir Şey Görmediniz / You Ain’t Seen Nothin’ Yet / Alain Resnais   31 Mart Pazar – Atlas – 11.00 4 Nisan Perşembe – Feriye – 19.00 5 Nisan Cuma – Nişantaşı City’s – 11.00 Fransız Yeni Dalga akımının önemli isimlerinden Alain Resnais’in son filmi You Ain’t Seen Nothin’ Yet / Henüz Bir Şey Görmediniz, “Ustalar” bölümünün iddialı yapımlarından. Alain Resnais, son filminde kurgu ile gerçeği, film ile tiyatroyu harmanlarken aşk, yaşam, ölüm gibi temaları irdeliyor. Hayata yakın zamanda veda eden ünlü oyun yazarı Antoine d´Anthac, ölümünden sonra iletilen bir mesajla yıllar boyunca yönettiği Eurydice adlı oyunda rol almış tüm arkadaşlarını bir araya toplar. Hepsi de kendini canlandıran bu saygıdeğer oyunculardan son arzusu, Eurydice´nin genç bir oyuncu kumpanyası olan La Compagnie de la Colombe uyarlamasını değerlendirmeleridir. Bu deneyimli oyuncular, genç aktörleri ekranda izlerken bir yandan kendileri de oyunu sahneleyeceklerdir.   • Balığa Gidiyorum / Días de pesca / Gone Fishing / Carlos Sorin   30 Mart Cumartesi – Rexx – 21.30 31 Mart Pazar – Feriye – 19.00 4 Nisan Perşembe – Nişantaşı City’s 2 – 16.00 Elli iki yaşında, alkolizmden paçasını kurtarmaya çalışan ve hayatının gidişatını değiştirmeye kararlı biri olsaydınız ne yapardınız? Gezici pazarlamacı Marco, alkol alışkanlığının yerine koyabileceği bir hobi edinmesini öneren danışmanını dinleyerek balıkçılığa heveslenir. Köpekbalığı avlama mevsiminde Buenos Aires´ten yola çıkarak, neredeyse dünyanın sonuna, Patagonya´nın el değmemiş sahillerine gelir. Yolculuğunun bir diğer nedeni de, yıllardır görmediği kızı Ana´yı bulmaktır. Carlos Sorin´in Bombon, Köpek ve Kaybolan Kedi´nin ardından çektiği bu yeni filmi, arayışlar, karşılaşmalar, kötü tesadüfler ve ikinci şanslar üzerine incelikli bir dram. Film, geçen yıl San Sebastian’da Signus Ödülü’nü kazandı.   • İhanet Oyunları / Steekspel / Tricked / Paul Verhoeven   11 Nisan Perşembe – Nişantaşı City’s 2 – 11.00 13 Nisan Cumartesi – Atlas – 21.30 14 Nisan Pazar – Feriye – 11.00 Şimdiye kadar yapılmış en benzersiz, çığır acıcı film. İhanet Oyunları, kitle fonlaması yani crowdsourcing yöntemiyle doğrudan halk tarafından şekillendirilmiş ve yapım sürecinin tüm önemli aşamaları (senaryo yönetiminden konu örgüsündeki sürprizlere, jenerikten diyaloglara ve hatta müziğe kadar) halk tarafından belirlendiği uluslararası bir proje. Filmin ilk bölümü, bu benzersiz süreci röportajlar ve kısa çekimlerle ekrana aktarıyor. İkinci bölüm ise ortak yapılan filmin kendisi: Yalanlar ve ihanetle dolu heyecanlı bir gerilim-dram. Hikâye, emlak zengini zampara Remco karakteri üzerine odaklanıyor. Remco’nun debdebeli yaşamı, eşinin düzenlediği 50. doğumgünü partisi sırasında tersine dönüyor. İhanet Oyunları, Paul Verhoeven’ın Robocop, Total Recall / Gerçeğe Çağrı, Basic Instinct / Temel İçgüdü ve yakın zamandaki Black Book / Kara Kitap gibi uluslararası hitlerinden sonra çektiği ilk filmi.   • Hannah Arendt / Margarethe Von Trotta   1 Nisan Pazartesi – Atlas – 19.00 8 nisan Pazartesi – Rexx – 19.00 9 Nisan Salı – Nişantaşı City’s – 11.00 20. yüzyılın en önemli düşünürlerinden Hannah Arendt’in yaşamının bir bölümünü konu alan Hannah Arendt, Berlin’den sonra 32. İstanbul Film Festivali’nde gösterilecek. Önceki çalışmalarında Rosa Luxemburg ve Hildegard von Bingen’in hayatlarını da beyazperdeye taşıyan yönetmen Margarethe von Trotta’nın son filmi, kahramanını Nazi savaş suçlusu Adolf Eichmann’ın 1960 yılında Kudüs’te yargılanışını izlerken resmediyor. Arendt, The New Yorker dergisine Eichmann hakkında hazırladığı yazı dizisinin ardından, 1961–1964 yıllarında tüm dünyadan gelen sert tepkilere direniyor. Filmde Arendt’i ünlü Alman oyuncu Barbara Sukowa canlandırıyor. “Düşünen bir kadının filmi”ni yaptığını belirten Margarethe Von Trotta, “kötülüğün sıradanlığı”nı keşfiyle dünyayı sarsan Arendt’in hikâyesini etkileyici bir biçimde anlatıyor.   İKSV tarafından Akbank sponsorluğunda düzenlenen ve her zaman olduğu gibi programındaki filmlerin niteliği ve çeşitliliğiyle öne çıkan 32. İstanbul Film Festivali, sinemaseverlere 20’nin üzerinde bölümde 200’ü aşkın filmin yanı sıra usta sinemacıların katılacağı söyleşiler, atölye çalışmaları ve sinema dersleriyle dolu iki hafta sunacak.   Kaynak: Milliyet

İstanbul 17 gün sinemaya doyacak

Bayan Arıza tarafından Mart - 5 - 2013 zamanında yazılmıştır.

30 Mart- 14 Nisan tarihlerinde düzenlenecek festivalin açılışı Pedro Almodovar’ın yeni filmi ‘I’m So Excited’la yapılırken sinemacı Seyfi Teoman anısına ‘En İyi İlk Film’ Ödülü verilecek.

Bu yıl 32’nci kez düzenlenecek olan ve İstanbullulara sinemayla dolu 17 gün sunan İstanbul Film Festivali’nin programı dün düzenlenen bir toplantıyla açıklandı. İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından gerçekleştirilen festival, 30 Mart- 14 Nisan tarihlerinde 20’nin üzerinde bölümde 200’den fazla filmi izleyici karşısına çıkaracak. Festivalde, geçen yıl genç yaşta geçirdiği bir trafik kazasının ardından kaybettiğimiz sinemacı Seyfi Teoman anısına bir ödül verilecek. Seyfi Teoman En İyi İlk Film Ödülü’nün sahibine Cem Yılmaz, CMYLMZ Fikirsanat aracılığı ile 30 bin TL para ödülü sunacak.   Weir’e onur ödülü   Festival 30 Mart’ta Cemal Reşit Rey’de düzenlenecek törenle başlayacak. Festivalin açılışını dünya sinemasının en önemli yönetmenlerinden Pedro Almodovar’ın yeni filmi “I’m So Excited- Aklımı Oynatacağım” yapacak. Ayrıca film Akbank Galaları’nda da izleyiciyle buluşacak. Açılış töreninde oyuncu Lale Belkıs, görüntü yönetmeni Aytekin Çakmakçı, oyuncu Ahmet Mekin ve senarist Ayşe Şasa’ya Onur Ödülü takdim edilecek.   Festivali kapanış töreninde verilecek Onur Ödülü’nün sahibi ise aynı zamanda uluslararası yarışmanın jüri başkanlığını üslenecek olan Peter Weir. Avusturalyalı yönetmen, kariyerinin başlarında ülkesinde “The Last Wave” ve “Gelibolu” gibi başarılı filmlere imza attı.   Ulusalda 10 film   Weir başkanlığındaki uluslararası jüri, Yılmaz Erdoğan’ın yönettiği “Kelebeğin Rüyası”, Aslı Özge imzalı “Hayatboyu” ve ünlü Fransız yönetmen Bruno Dumont’un Berlin’de Altın Ayı için yarışan filmi “Camille Claudel, 1915”in de aralarında bulunduğu 12 filmi değerlendirecek.   Festivalin Weir dışındaki diğer önemli konuğu Yunan yönetmen Costa Gavras. Yaşam Boyu Başarı Ödülü alacak olan Gavras’ın “Z” ve “Missing” gibi politik sinemanın köşe taşlarında imzası bulunuyor. Yönetmenin yeni filmi “Capital– Kapital”, festivalin Akbank Galaları’nda izleyici karşısına çıkacak.   ‘Kelebeğin Rüyası’ da var   Tayfun Pirselimoğlu’nun jüri başkanlığı yapacağı ulusal yarışmada bu yıl 10 film bulunuyor. İlk filmi “Uzak İhtimal”le dikkat çeken Mahmut Fazıl Coşkun’un “Yozgat Blues”u, Uğur Yücel’in yönettiği “Soğuk”, Derviş Zaim’in Adana’da da yarışan filmi “Devir” ve Onur Ünlü’nün imzasını taşıyan “Sen Aydınlatırsın Geceyi”, yarışacak filmler arasında. Ayrıca uluslararası yarışmada bulunan “Kelebeğin Rüyası” ve “Hayatboyu” ulusal yarışmada da yer alacak. Festival, Meksikalı sinemacı Carlos Reygadas’ı ise uzun metrajlı filmlerinin gösterileceği retrospektifle ve şahsen ağırlayacak.     Festival afişi, Nuri Bilge Ceylan’ın ‘Babam İçin’ serisindeki ‘Uykusuz Gece’ adlı fotoğrafından hazırlandı.   Afiş, Ceylan’ın filminden…   İstanbul Film Festivali’nin basın toplantısında kürsüye ilk gelen isim İKSV Genel Müdürü Görgün Taner oldu. Taner konuşmasında, festival afişlerindeki iş birlikleri ve değişikliklere değindi ve bu yıl İstanbul Film Festivali’nin afişinin Nuri Bilge Ceylan’ın ‘Babam İçin’ serisinden bir fotoğraftan yola çıkarak, Bülent Erkmen’in tasarladığını vurguladı. Ardından kürsüye gelen, festivalin sponsoru olan Akbank’ın Genel Müdürü Hakan Binbaşgil, kurum olarak kültür sanatı desteklediklerini söyledikten sonra Şakir Eczacıbaşı’nı saygıyla andı.   Toplantıda son konuşan isim, festivalin direktörü Azize Tan’dı. Festival programıyla ilgili bilgi veren Tan, Seyfi Teoman anısına verilecek Seyfi Teoman En İyi İlk Film Ödülü’nün festival için duygusal bir anlamının olduğunu söyledi ve “Teoman’ın çok özel bir ilişkisi vardı festivalle. Onun adına böyle bir ödül koymaktan çok mutluyuz” dedi.   Öğrenciye sinema bileti 5 TL   Biletler, 16 Mart’ta biletix satış kanalları ve Atlas, Beyoğlu ve Rexx sinemalarında açılacak gişelerden temin edilebilir. Bilet fiyatları 5 TL ile 15 TL arasında değişiyor. Festivalin gösterimleri Beyoğlu’nda Atlas, Beyoğlu, Pera Müzesi, Nişantaşı’nda Nişantaşı CityLife (City’s), Ortaköy’de Feriye ve Kadıköy’de Rexx olmak üzere 6 salonda yapılacak.   Kaynak: Milliyet

Ödüllü filmler İstanbul Film Festivali’nde!

Bayan Arıza tarafından Şubat - 20 - 2013 zamanında yazılmıştır.

7-17 Şubat tarihleri arasında düzenlenen 63. Berlin Film Festivali’nde dünya prömiyerlerini yapan filmlerin ikinci durağı 32. İstanbul Film Festivali olacak.

Berlinale’nin 16 Şubat Cumartesi akşamı gerçekleştirilen töreninde ödül kazanan birçok film, İKSV tarafından Akbank sponsorluğunda 30 Mart–14 Nisan tarihlerinde yapılacak 32. İstanbul Film Festivali kapsamında izleyiciyle buluşacak.

  Berlin’de Gümüş Ayı’yı kazanan Danis Tanovic’in dokunaklı dramı An Episode in the Life of an Iron Picker, hurda demir toplayarak hayatını zorlukla kazanan Nazif’in öyküsünü anlatıyor. 2001 yılında Oscar No Man’s Land filmiyle Oscar’ın sahibi olan Danis Tanovic’in bu son filminin kadrosunda kendilerini oynayan amatör oyuncuların yer alıyor. Filmin başrolündeki Nazif Mujic de eleştirmenlerden de tam not alarak Berlin’de En İyi Erkek Oyuncu Ödülü’nü kazandı.   İran’ın en çok baskı gören sinemacısı Cafer Panahi’nin, gizlice ve yetkililerden izin almadan çektiği son filmi Perde, Berlin Film Festivali’nde En İyi Senaryo Ödülü’ne layık görüldü. Film çekmesi 20 yıl boyunca yasaklanan Panahi’nin ortak yönetmen Kamboziya Partovi ile birlikte çektiği Perde’nin mekânı pencereleri siyah perdelerle örtülmüş, deniz kenarında bir villa. Hayat, gerçeklik ve film çekmek hakkında fikirler yürütürken hem film türleri hem de öykü içinde öyküler arasında gezinen Perde, Nisan ayında İstanbul Film Festivali kapsamında izleyiciyle buluşacak.   Özel Mansiyon’a layık görülen, Matt Damon ve John Krasinski’nin beraber oluşturduğu Promised Land, Matt Damon’un yönetmen koltuğunu zamanı olmadığı için dostu Gus Van Sant’a devrettiği bir dram. Film, ABD’de yaşanan ekonomik krizin kasaba halklarını nasıl etkilediğini bir enerji şirketinin operasyonları üzerinden anlatıyor. Başrollerini Matt Damon, John Krasinski ve Frances McDormand’ın paylaştığı film Amerika başta olmak üzere bütün dünyada basınçla kırma tekniğinin olumsuz etkilerinin tartışılmasına yol açtı. Yönetmen Gus Van Sant 2007’de festivale konuk olarak Sinema Onur Ödülü almıştı.   Sebastián Lelio’nun yönetmenliğini üstlendiği Gloria, Berlin Film Festivali’nde hem eleştirmenlerin hem de izleyicilerin büyük övgüsünü topladı. Filmin başrol oyuncusu Paulina Garcîa, 58 yaşında olmasına rağmen başkalarının dediklerine aldırmadan hayatını yaşayan ve gününü gün eden kadın rolüyle Berlin Film Festivali’nde En İyi Kadın Oyuncu ödülüne layık görüldü. Filmin yapımcısı ise geçen yıl Filmekimi kapsamında da gösterilen No’nun yönetmeni Pablo Larrain.   Anaïs Barbeau-Lavalette’nin senaryosunu yazdığı ve yönettiği Inch’allah ise Panorama Özel Mansiyon Ödülü ve FIPRESCI Ödülü’ne layık görüldü. Inch’allah, Batı Şeria’daki bir Filistin mülteci kampında, geçici bir klinikte kadın doğum uzmanı olarak çalışan Chloe’nin farklı kesimlerden tanıştıklarıyla birlikte savaşın etkisini içinde hissetmesini anlatıyor.   Filistinli yönetmen Annemarie Jacir‘in filmi When I Saw You, NETPAC Ödülü’ne layık görüldü. Jacir’in Bu Denizin Tuzu’nun ardından çektiği bu ikinci filmi 1967 yılında, Filistinli mültecilerin yerleştiği bir kampta geçiyor ve 11 yaşında, başına buyruk bir çocuğun özgürlük peşinde babasını arayışını konu alıyor. Huffington Post When I Saw You’yu “sinemasal bir şiir, son derece dokunaklı” olarak övdü.   Festivalde yer alacak bir diğer film de yönetmenliğini Malgoska Szumowska’nın yaptığı ve Berlinale’de Teddy Ödülü kazanan In The Name Of filmi. Memleketi Polonya’da özellikle din ve cinsellik konularından büyük tartışmalara yol açan film, küçük bir kasabaya atanan ve pedofili ile suçlanan bir rahibi izliyor.   Kim Mordaunt’un Laos’lu bir çocuğun ve ailesinin öyküsünü anlattığı The Rocket ise En İyi İlk Film Ödülü’nü kazandı. Bu film de İstanbul Film Festivali kapsamında gösterilecek.   32. İstanbul Film Festivali’nin bütün programı Mart başında düzenlenecek basın toplantısıyla açıklanacak.   Kaynak: Milliyet

Kedi filmleri festivali başlıyor

Bayan Arıza tarafından Temmuz - 26 - 2012 zamanında yazılmıştır.

 

 

İnternet fenomeni kediler sonunda amacına ulaştı. Bugüne kadar tek başımıza izleyip güldüğümüz, beğendiklerimizi arkadaşlarımızla paylaştığımız kedi videoları farklı bir platformda izleyici karşısına geçmeye hazırlanıyor.

  ABD’nin Minneapolis şehrindeki çağdaş sanatlar merkezi ‘Walker Art Center’, blogunda ‘İnternet Kedi Filmleri Festivali’ başlattı.   Festivale herkes kendi çektiği kedi videosunu 30 Ağustos’a kadar gönderebilir. Filmlerin toplanmasının ardından gerçekleşecek gösterimler, ‘online’ dünyanın efendisi kedileri farklı bir ortamda sevenleriyle buluşturacak.   Kaynak: Milliyet

Festival biletleri 17 Mart’ta satışta!

Bayan Arıza tarafından Mart - 15 - 2012 zamanında yazılmıştır.

Festival sponsorluğunu Akbank’ın üstlendiği 31. İstanbul Film Festivali’nin biletleri 17 Mart Cumartesi günü satışa çıkıyor!

Sinemaseverler 31. İstanbul Film Festivali biletlerini 17 Mart Cumartesi günü saat 10.00’dan itibaren,

– BİLETİX satış noktaları, – BİLETİX çağrı merkezi (0216 556 98 00) – biletix.com – Atlas, Beyoğlu, Nişantaşı Citylife (City’s) ve Rexx sinemalarında açılacak ana gişelerden alabilecek.

31. İstanbul Film Festivali’nde bilet fiyatları tam 15 TL, öğrenci ile 65 yaş ve üstü sinemaseverler için ise 9 TL olacak.

Hafta içi gündüz seanslarındaki indirimli bilet uygulaması bu yıl da devam ediyor. Festival boyunca, hafta içi gündüz seansları (11.00, 13.30 ve 16.00) yalnızca 5 TL olacak. Sinema tutkunlarına ve öğrencilere özellikle tavsiye ederiz.

Festival Sponsoru Akbank’ın Axess kart sahiplerinin, hafta içi gündüz seansları hariç tüm festival filmlerinin biletlerini % 20 indirimle alabileceklerini de hatırlatalım.

Kaynak: Milliyet

Across The Universe

Bayan Arıza tarafından Aralık - 1 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Julie Taymor'ın üçüncü filmi Across The Universe, sitesinde "Dünyanın en meşhur şarkılarının sözlerinde, hiç anlatılmamış bir hikaye yatıyor" diye sunuluyor.

2007 yılında En İyi Film dalında Altın Küre adayı olan Across The Universe, fonunda 60'ların dünya olayları ve insanlık halinin bulunduğu, 33 The Beatles şarkısının eşlik ettiği bir gençlik aşkı filmi. Adını da aynı adı taşıyan John Lennon-Paul McCartney şarkısından alıyor.

60'lı yılların toplumsal çalkantıları arasında birbirine aşık olan İngiliz bir çocuk ile Amerikalı bir kızın hikayesi de, karakterlerin söylediği çeşitli The Beatles şarkılarıyla anlatılıyor. Liverpool'lu bir genç, Vietnam Savaşı sırasında babasını bulmak için kalkıp Amerika'ya gelir. Kendini Greenwich Village'de bulur ve banliyöde büyümüş Amerikalı bir kıza aşık olur. 60'ların sonunda ülkedeki değişimleri birlikte yaşarlar.

Taymor, The Lion King'i sahneye koyduğunda, müzikal dalında Tony ödülü alan ilk kadın yönetmen olmuştu. Walt Disney şirketi çok başarılı filmleri Aslan Kral'ın Broadway uyarlamasını ona emanet etmişti. Ne yazık ki bütün bu başarılar, hatta Shakespeare'in Titus'undan çok çarpıcı bir film yapması da, Spiderman: Turn off the Dark müzikali yüzünden başının derde girmesini engellemedi. Şimdi yapımcılarla mahkemelik durumda. Mart ayında müzikalin yönetmenliğinden azledilen Taymor, ona tazminat vermeden yaratıcı katkılarından yararlanıldığını iddia ediyor.

Sevin Okyay (Cnbc-e Dergi, Aralık 2011 sayısı)  

Melancholia

Bayan Arıza tarafından Ekim - 21 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Danimarka'lı yönetmen dogma akımının en önemli temsilcilerinden Lars Von Trier'in son baş yapıtı Melancholia'yı izledim. Adam hem yazmış, hem de yönetmiş bu muhteşem ve çok etkileyici filmi.

Dancer in the Dark ile beni darmaduman eden Lars Von Trier yine hemen hemen her filminde olduğu gibi bunda da hüzün temasını kullanmış. Adam aslında bir bilim kurgu hikâyesi yazmış, son dönemde çokça konuşulan dünyanın yok oluşu, marduk hikâyesi, felâketler konusunu kendi bakış açısından sunuyor bize. Fakat filmde umuda dair hiçbir şey yok.

Her daim kullandığı yakın çekimler, el kamerası, inanılmaz güzel görüntüler ve Wagner'in müzikleri filmin olmazsa olmazları arasında.

Pek sevdiğim Kirsten Dunst (The Virgin Suicides'tan beri çok seviyorum bu hatunu) ve Charlotte Gainsbourg başrolde. Ayrıca Jack Bauer karakteriyle aşina olduğumuz Kiefer Sutherland, True Blood'dan tanıyıp sevdiğimiz Alexander Skarsgård ve John Hurt var.

Film o kadar etkiledi ki beni yer yer bu felâketten etkilendiğimi hissettim, boğulurmuşum gibi oldum adeta.

Yönetmen de bu filmle ilgili olarak "no more happy endings" demiş. Doğru söze ne hacet?