Testament (14 Mart 2006 – Yeni Melek Gösteri Merkezi)

Bayan Arıza tarafından Şubat - 9 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Testament (14 Mart 2006 – Yeni Melek Gösteri Merkezi)

Nihayet hayâller gerçek oldu!

14 Mart 2006 gecesi 21.00 gibi Yeni Melek’te lisedeyken Overkill ile beraber en çok dinlediğim gruplardan biri olan Testament’i izlemek üzere hazırdım. İçerde ön grup vardı biz mekâna vardığımızda, izlemedim ve Testament'in sahneye çıkmasını bekledim.

Ortam kalabalıktı. Yine Sebastian Bach ve bilumum eski grupların konserinde gördüğüm üzere bizim eski tayfayı gördüm. Nerdeyse tüm yüzler tanıdıktı.

Sahnenin sol tarafına çöreklendim ve beklemeye koyuldum. Yeni jenerasyon sağolsun fidan gibi olduğundan ve bendeniz de pigme olduğumdan zıplayarak hoplayarak bir şekilde sahneyi görmeyi başardım. Genellikle pek iyi olmayan Yeni Melek’in ses düzeni bu kez oldukça iyiydi. Konseri beklerken Annihilator'larla, Kreator'larla ısındık:)

Chuck Billy abi o yarma haline rağmen herkesi bağrına bastı adeta, “You’re so fucking amazing” diyip durdu. Seyirciden çok etkilendi. Testament üyelerinin hepsi çok sevecen, canayakın tiplerdi. Alex Skolnick’in hastasıyım o ayrı:) Bir ara sahneye seyirciler akın etti. Görülesi bir andı cidden. "Over the Wall" sırasında sahnede bi sürü tip vardı, aklıma geldikçe gülümsüyorum hâlâ.

Bence izlenmesi gereken bir konserdi. Bis’ten sonra "Alone in the Dark" ile devam ettiler. Keşke 2.bis daha yapabilselerdi. Ben çok keyif aldım konserden, aslında umduğumdan iyilerdi, yaşlarına ve onca seneye rağmen çok iyilerdi. Hele ki Burnt Offerings'i, Over the Wall'ı, Alone in the Dark'ı, Souls of Black'i canlı izlemişim, daha ne olsun:)

Buyrun efenim bu da setlist:

the preacher the new order the haunting electric crown sins of omission burnt offerings souls of black into the pit the legacy practice what you preach trial by fire over the wall

* Bis: alone in the dark disciples of the watch raging waters

Pinhani (15 Haziran 2006 – Balans)

Bayan Arıza tarafından Şubat - 9 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Pinhani (15 Haziran 2006 – Balans)

Sinan Kaynakçı ve Zeynep Eylül Uçar'dan mütevellit Akın Eldes destekli "Pinhani" yi ilk kez canlı olarak 15 Haziran'da Balans'ta verdikleri konserde izledim. Hafta içi konserlerinde pek dolu olmayan Balans bu kez oldukça doluydu. Pinhani'yi sağlam bir dinleyici kitlesi bekliyordu. Tüm şarkıların hep bir ağızdan söylenmesi hatırı sayılır Pinhani dinleyici kitlesinin olduğunu gösteriyordu.

Albümlerini almıştım, kendileriyle de bir kaç kez yazışmıştım henüz canlı izleme şansına erişememiştim. Bu konseri izledikten sonra kendimi çok şanslı biri olarak görmeye başladım doğrusu:)

Albümdeki tüm şarkıları çaldılar, ayrıca albüme koymadıkları diğer Pinhani şarkılarını da dinledik. Çok keyifli bir konserdi, Akın Eldes'in gitarıyla daha da şenlendi ortam. Sinan'da, Zeynep'de çok içten, çok sıcak insanlar. Sinan'ın şarkı aralarında yaptığı konuşmalar, espriler, Akın Eldes'e göndermeleri de oldukça hoştu. CD'lerini imzalatamadım ama amatör de olsa bir kaç fotoğraf ve görüntü çekmeyi başardım.

Albümü almadıysanız eğer mutlaka almanızı salık veriyorum. Pinhani'nin albümünün adı "İnandığın Masallar". Tek kelimeyle şahane. Albümü dinlemekle kalmayın, konserlerine de gidin olur mu?:)

NEM (1 Nisan 2006 – Balans)

Bayan Arıza tarafından Şubat - 9 - 2011 zamanında yazılmıştır.

NEM (1 Nisan 2006 – Balans)

Uzun süredir Nem'in "Güneşte Yalnız" albümünü dinliyordum ve tüm insanlara bahsediyordum.

Sevgili Murat Beşer'le Nem hakkında konuşurken, ilk İstanbul konserlerinin 1 Nisan'da Balans'ta gerçekleşeceğini öğrendim.

Nem, davulda Emre Koylu, bas gitarda Levent Kutlutürk, vokal, gitar ve piyanoda Hakan Özlücan, gitarda Kıvanç Bosuter'den mütevellit Ankara menşeili bir grup. Grup üyelerinin ikisi Ankara'da, ikisi de İstanbul'da ikamet ediyor. Güneşte Yalnız, ilk albümleri.

İlk klibi "Yarım kalan hayaller yaşındayız" a çektiler. Enteresan olan şu ki, kendilerine de söyledim bunu, albümü bir bütün olarak çok sevmeme rağmen sıralama yapacak olursam en az sevdiğim şarkı bu. Ancak albümde hiç kof şarkı yer almadığı gibi tek kelimeyle şahane ve ruha cuk oturan bir albüm olmuş. Satışların da fena gitmediği ancak bu konuda plakçılarına pek de soru sormadıklarını öğrendim. Bu kadar bilgiyi konser öncesinde sevgili Murat Beşer'in sayesinde kulise giderek ve onlarla tanışarak/konuşarak edindim. Sağolsunlar, elimde imzalı bir CD var.

Saat 00.10 gibi sahne aldılar. Balans'ta ses oldukça iyiydi. Piyano, vokal ve diğer enstrümanları çok rahat duyabildik. Albümdeki tüm şarkıları çaldılar. İki tane albümde yer almayan şarkılarından, bir tane de Mahir Günşıray'la ortak bir projede yer alacak olan şarkılarını çaldılar. Hakan, hasta olduğunu söylemesine rağmen sesi çok güzeldi. Konseri en önden ve tüm şarkılara eşlik ederek izledim ve çok keyif aldım.

Setlist şöyle sıralanıyor:

Bir Zamanlar Güneşte Yalnız Kuş Evi Sarıldım Kendime Güneşe Bakarken Nükleer Kış Kırılana Dek Gezegen Hakkettim mi Melekler Düşerken Yıldızlara Mer. Yaz Çanları Sabah Işıltısı Yarım Kalan Hayaller Yaşındayız Siyah Martılar

Tek şikâyetim, grup sahnedeyken arkadan gelen uğultuydu. Bu beni oldukça rahatsız etti. Hani bir ara sahneye fırlayıp nutuk çekmeyi bile düşündüm. Umarım sahneye dek ulaşmamıştır o uğultu. Zira ne NEM ne de başka bir grup bunu hakediyor.

Konser bittikten sonra bis yapıp "Nükleer Kış" ı ve "Melekler Düşerken" i çalarak bize harika bir müzik ziyafeti çektirdiler. Umarım onları bir kez daha izlemek mümkün olur.

Güneşte Yalnız'da yer alan şarkılar da şöyle sıralanıyor:

1.güneşte yalnız 2.melekler düşerken 3.nükleer kış 4.kırılana dek büküldüm 5.bir zamanlar 6.kuş evi 7.yarım kalan hayaller yaşındayız 8.sarıldım kendime 9.güneşe bakarken 10.hakettim mi 11.siyah martılar 12.sabah ışıltısı

Efes Pilsen One Love Festival, 2.gün (10 Haziran 2006 – Park Orman)

Bayan Arıza tarafından Şubat - 9 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Efes Pilsen One Love Festival, 2.gün (10 Haziran 2006 – Park Orman) Mor ve Ötesi

Mekâna vardığımızda Çilekeş konseri henüz bitmişti. Mor ve Ötesi'ni hayranlıkla izledim tabii ki, her MVÖ konserinden sonra olduğu gibi yine kendime gelemedim: darbe, ayıp olmaz mı, beyaz, gül kendine, daha mutlu olamam, şirket, kördüğüm, cambaz, bir derdim var, aşk içinde, re, uyan ilk aklıma gelenler. "23" diye bağırdım her zamanki gibi ama en az onun kadar sevdiğim "beyaz" ı çaldılar. Ben onları çok seviyorum, her zaman sevdim ve her zaman seveceğim.

Morrissey

Moz, söylenilen saatte sahne aldı. Üzerinde çok şık bir smokin:) Önce "merhaba" dedi, sonra "Zeki Müren" 🙂 Büyülü sesiyle bizi mest etti adeta. Çok güzeldi konser. Morrissey'den dinlemeyi hayal ettiğim 2 şarkı vardı. Biri "Girlfriend in a coma" idi, diğeri de "you haved killed me", sağolsun söyledi, mutlu etti bizi. Başka neler söyledi peki? Elbette Let me kiss you, life is a pigsty, how soon is now, at last i am born, the youngest was the most loved, irish blood english heart aklımdakiler.

Her şey iyi güzeldi, ortam kalabalıktı, boş kalabalık ya da kuru kalabalık da sayılmazdı. Bir kaç yeni nesil tip hariç, Morrissey'den bihaber oldukları ve oraya başka sebeplerle geldikleri aşikârdı. Zaten bunu her konserde yaşıyoruz.

Bence negatif olan tek şey konserin çok kısa sürmesiydi, daha ne olduğunu anlamadan bitiverdi. Zamanında başladı, 23.05'te 2.şarkıdaydı ama çok erken bitti, sadece bir bis yetmedi, kesinlikle yetmedi.  

Esbjörn Svensson Trio (10 Aralık 2005 – İş Sanat)

Bayan Arıza tarafından Şubat - 9 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Esbjörn Svensson Trio (10 Aralık 2005 – İş Sanat)

Kulaklarımın pası silindi. Tek kelimeyle konserin özeti bu. İsveç'in bağrından çıkıp geldi Esbjörn Svensson Üçlüsü. Son albümleri "Viaticum" un turnesi kapsamında yine İstanbul'daydılar.

Davul nasıl çalınır onu da görmüş olduk. Seneler boyunca uğraşmam lazım öyle davul çalabilmek için. Adam adeta davulla konuştu, davulu konuşturdu. Kontrbass zaman zaman elektro gitar oldu. Esbjörn parmaklarıyla harikalar yarattı.

Bir kez bis yaptılar. Hiç gitmelerini istemedik, üzülerek ayrıldık mekândan.

Esbjörn Svensson bizim harika seyirciler olduğunu da belirtti, her zaman ki çok samimi ve sıcakkanlıydılar.

Yeri gelmişken bir de diskografi vereyim sizlere:

· 1995 – mr and mrs handkerchief · 1995 – when everyone has gone · 1996 – est plays monk · 1997 – winter in venice · 1999 – from gagarin's point of view · 2000 – good morning susie soho · 2002 – strange place for snow · 2003 – seven days of falling · 2005 – viaticum

Not: Rest in Peace Esbjörn Svensson.  

Sonic Youth (30 Mayıs 2005 – Maslak Venue)

Bayan Arıza tarafından Şubat - 9 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Sonic Youth (30 Mayıs 2005 – Maslak Venue)

Grunge Forever!

Kim Gordon'u, mini eteğini ve gitar çalışını gördüm en önden, daha ne olsun? İlk kez kapıların erken açıldığını ve grupların zamanında çıktığına şahit oldum.

Ayyuka'yı izlemedik. Replikas'ın ortalarında son derece kıyak kafayla mekâna girip en öne çöreklendik. Kısa bir bekleyişten sonra çıktılar çaldılar..bizi darmaduman ettiler…Ankara konseri iptal olunca saat 16.00'da yola çıkıp konsere son 10 dakika kala yetişen arkadaşım closer ve kankası Faruk'la da konser çıkışında görüştük.

Evet Sonic Youth'u da izledik. Grunge'in ölmediğini Pearl Jam konserinden sonra bi kez daha gördük…

Aşağıda rumblefish'ten arakladığım Setlist var.

i love you golden blue stones pattern recognition unmade bed eric's trip schizophrenia white cross bull in the heather catholic block mote new hampshire rain on tin kool thing

-1.bis- the empty page drunken butterfly

-2.bis- teenage riot

Tori Amos (10 Temmuz 2005 – Harbiye Açıkhava)

Bayan Arıza tarafından Şubat - 9 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Tori Amos (10 Temmuz 2005 – Harbiye Açıkhava)   Ah peri kızıydı sanki…Geldi, ağlattı ve gitti. Muhteşem sesi, piyanosu, şarkıları, sempatikliği, içtenliği ve turunculuğuyla…

Açıkhava'ya da çok yakıştı. Bir ara elektrik şoku yaşadı sonra kaldığı yerden devam etti. Imagine'i ve Famous Blue Raincoat'i coverladı. Me and a Gun'ı söylediğinde ağladım. 2 kez bis yaptı. Aslında 3 kez de yapabilirdi. O kadar alkışladık geri gelsin diye…Harika bir konserdi.

Konser öncesi Tori Amos Turk Hayranları mail grubu olarak Türkiye'nin değişik bölgelerinden Tori'cilerle bir araya geldik ve konser alanına beraber gittik. Bir kısmımız Tori'yle tanışmayı hatta O'na dokunmayı bile başardı.

Konserin set listi de şöyle:

Original Sinsuality Crucify Sweet The Sting Little Earthquakes Yes, Anastasia Seaside Barons Of Suburbia

Imagine (John Lennon) Famous Blue Raincoat (Leonard Cohen)

Blood Roses Liquid Diamonds Amber Waves Me And A Gun The Beekeeper

1st Encore

A Sorta Fairytale Cooling

2nd Encore

Ribbons Undone Silent All These Years

Megadeth – Rock İstanbul (19, 20, 21, 22 Haziran 2005 – Solar Beach)

Bayan Arıza tarafından Şubat - 9 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Megadeth – Rock İstanbul (19, 20, 21, 22 Haziran 2005 – Solar Beach)

Sadece Megadeth ve Garbage'ın olduğu gün gittim. Megadeth'in Venue'deki konseri çok daha iyiydi. Ama ben yine de Megadeth'i izlemekten çok mutlu oldum. Garbage'a gelince, Shirley güzel bir hatun ve sahneleri de çok iyi. Ancak asıl gitme sebebim Megadeth'ti. Müthişlerdi.

İki kez izlediğim Megadeth'i bir kez daha izlemek mümkün olur umarım, doyamadım yine.

Rock’n’Coke (3-4 Eylül 2005 – Hezarfen Havaalanı)

Bayan Arıza tarafından Şubat - 9 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Rock'n'Coke (3-4 Eylül 2005 – Hezarfen Havaalanı)

"Rock'N'Cure" mu demeliydim aslında? Bu festivale ilk kez katıldım. Ortamı hiç sevmedim. Telefonların çekmediğinden mi bahsedeyim, ortalıkta oturulacak, dinlenilecek bir yer olmadığından mı, her şey için saatlerce sıra beklediğimizden mi, tuvalet konusuna ise hiç girmeyeyim. Yağmurun, çamurun, yeni nesilin de bunda etkisi var elbette ama zaten isteksizdim giderken de. İçinde bulunmak istediğim bir hadise değildi. N'apalım The Cure gelmiş, izlemek lâzımdı. Skin'i daha önce Modern Rock Festivali'nde izlemiş ve sevmiştim. Sahne performansını çok beğenmiştim. Bir kez daha göreyim istedim. KoRn'da eğlenceli olabilirdi:-) Elbette The Tears vardı. Tüm bunlar derken, kendimi ikna ettim ve gittim.

Üç kişi gittiğimiz mekânda birbirimizi kaybettik. Bir çok tanıdık gördüm görmesine ama KoRn'u ve The Cure'u yalnız izledim. Bir kaç defa yağmura çamura rağmen mekânı turladım ama kimseyi göremedim. Yukarıda da söylediğim üzere, ortamdan zerre haz almadığım için konserler hakkında bir kaç laf edicem sadece.

The Tears Brett Anderson'u 2003 yılındaki H2000'de Suede'le birlikte geldiğinde en önden izlemiştim. Bu kez Bernard Butler'ı ve gitar çalışını da görmek kısmet oldu. Bir ara onca güzel günlerin hatırına Suede'den bir şarkı çalarlar mı diye umdum ama beyhude bir bekleyişti bu. Olsun, seyirci çok gaz olmasa da The Tears güzeldi, Brett bolca oynadı, zıpladı, dans etti, Bernard gitarını konuşturdu.

Skin Bu ablayı da daha önce Modern Rock Festivali'nde izlemiştim. Sahneye çok hakim, seyirci ile iletişimi süper, gaza getirmede başarılı. İnanılmaz bir enerjisi var. En beğendiğim Skin oldu performans açısından KoRn ile beraber.

The Cure 'da güzeldi hoştu elbette. Neticede gitme sebebimdi, ama sanki daha iyi olabilirdi gibi geliyor. Skin'ciğim 🙂 bi ara seyircilerin arasına daldı. En öndekilerin elini tutarak vs. söyledi şarkıyı.

KoRn Bayıldım, tek kelimeyle bayıldım. Daha önce bir kaç konserini izlemiştim, beğenmemiştim, detone oluyorlardı, albümdeki kadar iyi çalamıyorlardı. Ancak çok iyiydiler. Seçtikleri şarkılar, iletişim hepsi iyiydi. Bir ara acayip yağmur yağdı ve o an cidden çok harikaydı. Pogo yapmaya yetlendim. Yeltendim diyorum çünkü bu yeni nesil kırdı geçirdi, sağ omzuma sağlam darbe yedim. Değdi mi, değdi bittabi. En çok eğlendiğim konser KoRn'unki oldu.

The Cure The Cure'u beklerken Sigur Ros çaldı. O anda kalbim duracak sandım. Sigur Ros'u da izlersem sanırım gözüm açık gitmeyecek. Yeni albümleri Takk'ı dinliyorum devamlı.

Evet efenim, ne diyordum, The Cure, evet, onları  da gördük. Yalnız şunu söylemeden geçemeyeceğim; yahu evet bu adamları yıllardır dinliyorum seviyorum ama eski albümlerinin tadı bir başka. Robert Smith o alıştığımız ve sevdiğimiz haliyle, kırmızı ruju, siyah göz makyajı ve karmakarışık saçlarıyla dağıttı bizleri. Sesi muhteşemdi. Beş kez bis yaptılar, Love Song'u çalmadılar 🙂 Tıpkı Radiohead'in Selanik'te Creep'i çalmadığı gibi.

Ama neler çalmadılar ki? Boys Don't Cry, a letter to elise, Lullaby…Başkaa, Fascination Street, Inbetween Days, Friday i'm in love tabii ki, Just like Heaven, Shiver and Shake, The end of the world, One Hundred Years, Three Imaginary boys, Killing an Arab, Hot hot hot şu an aklıma gelenler. Elinde tam liste olan varsa şayet, bislerle beraber, iletirseniz eklerim.

Biletim kombine ama bugün gitmeyeceğim. O işkenceye bir daha katlanamam. Zaten bugün Hot Hot Heats'i ve Şebnem Ferah'ı izlemek istiyordum. Onları da bir şekilde nasılsa izlerim.

Burcu sağolsun The Cure'un Setlist'ini gönderdi. Aynen kendisinin mailinden copy-paste ediyorum:

open (wish) fascination street (disintegration) from the edge of the deep green sea (wish) alt end (the cure) the blood (head on the door) the end of the world (the cure) in between days (head on the door) shake dog shake(the top) us or them (the cure) a night like this (head on the door) push (head on the door) friday i m in love (wish) just like heaven (kiss me kiss me kiss me) a letter to elise (wish) lullaby (disintegration) never enough (single) signal to noise (single) the baby screams (head on the door) one hundred years (pornography) shiver and shake (kiss me kiss me kiss me) end (wish)

birinci bis at night (seventeen seconds) m (seventeen seconds) play for today (seventeen seconds) a forest (seventeen seconds)

ikinci bis if only tonight we could sleep (kiss me kiss me kiss me) the kiss (kiss me kiss me kiss me)

üçüncü bis hot hot hot (kiss me kiss me kiss me) let s go to bed (japanese whispers) why can t i be you? (kiss me kiss me kiss me)

dördüncü bis three imaginery boys (tib) grinding halt (tib) boys don t cry (boys don't cry) 10 15 saturday night (tib) killing an arab (boys don't cry)

beşinci bis faith (faith)

NILS PETTER MOLVæR (8 Ekim 2005 – Yeni Melek)

Bayan Arıza tarafından Şubat - 9 - 2011 zamanında yazılmıştır.

NILS PETTER MOLVæR (8 Ekim 2005 – Yeni Melek)

NILS PETTER MOLVæR'i 15.Akbank Jazz Festivali kapsamında Yeni Melek'te izleme şansına eriştim.

Her nedense konser salonunda çok fazla insan sesi vardı. Konseri izlemeye gelenler sürekli konuşuyorlardı. Nasıl bir seyirci profiliydi anlayabilmiş değilim. En önde olmama rağmen insanların sesi sahnenin sesi bastırır duruma geldi bazen.

Nils Petter ve Uçan Kaz, tayfasıyla beraber geldi. Bize kuzey jazz'ı neymiş gösterdiler. Jazz demek de doğru değil aslında. Kendisi elekronik destekli bir müzik yapmakta, şaşırtıcı bir biçimde trompet çalmakta, hatta trompetine üflerken pedal kullanmakta…Elbette gruptaki diğer müzisyenleri de es geçmemeli.

Evet, her şeye rağmen konserden zevk aldım. Yer yer dans ettim, kimi zaman da öylece kalakaldım. Kulaklarımın pasını sildiler adeta sağolsunlar.