Sakin (4 Temmuz 2008 Masstival – Parkorman)

Bayan Arıza tarafından Şubat - 9 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Sakin (4 Temmuz 2008 Masstival – Parkorman)

"Masstival" denen festivale sadece onlar için gittim. Böyle adamlarla aynı havayı solumak bile müthiş. İyi ki varlar!

Sakin / Ars Longa (26 Temmuz 2008 – Studio Live)

Bayan Arıza tarafından Şubat - 9 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Sakin / Ars Longa (26 Temmuz 2008 – Studio Live)

Bir Sakin konserini daha nihayetlendirmiş oldum hem de finalinde sahneye çıkıp Setlist'i kaparak. Böylece bu setlist'i de Setlist Klasörüme seve seve eklemiş oldum.

Konserde en öndeydik elbette. En önden izlemek keyifli zira adamların akıttığı terleri, sarfettiği çabaları görünce etkileniyor insan. Ancak şu bir gerçek ki teknik olarak kötüydü. Ses çok tiz geldi, volume yüksekti, bass'ı hiç duyamadım mesela. Arka tarafta durum nasıldı bilmiyorum ama önde böyleydi. Yine de önden izlemekten vazgeçmem, her zaman müzisyene yakın olmayı yeğlerim.

Ars Longa da gayet lezizdi. Onlar da naif adamlar.

Şimdiki planım, Barışa Rock'a Sakin'i yine en önden izlemek, çok seviyorum ben bu adamları ya.

Sakin (27 Eylül 2008 – Studio Live)

Bayan Arıza tarafından Şubat - 9 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Sakin (27 Eylül 2008 – Studio Live)

Barışa Rock'tan sonra Sakin'e tekrar kavuştum.

"Son yıllarda…" diye başlamak istiyordum söze "Son yıllarda dinlediğim en iyi gruplardan biri…" diye başlayacaktım. Ama yıldan bağımsız olarak, Sakin beni öyle etkisine alan, sarıp sarmalayan, o kadar çok ruhuma işleyen bir grup oldu ki, işte tam da bu nedenle "son yıllarda" diyemeyeceğim.

Sakin, yurdumda yetişmiş, kaliteli iş yapan, en samimi gruplardan biri. Bugüne dek karşıma çıkan en iyi gruplardan biri oldu. Last FM'deki üyelik sayfamdan da bu durum çok daha rahat anlaşılabilir.

Barışa Rock'tan önceki Sakin konserini de yine Studio Live'da izlemiştim.

"Hakkım sende kalsın" diyorlar. Hakkımız onlarda hiç kalmaz. Haklarını pekâla en güzelinden veriyorlar.

Fevkalâde bir konserdi, iki saat sahnede kaldılar ve elbette her zaman olduğu gibi bis yapmadan bitirdiler.

Mor ve Ötesi'nden Burak'da onları yalnız bırakmadı sahnede:)

Ayrıca ilk kez duyduğum şarkılarıyla da karşılaştım. Cidden bu anlamda çok şanslıyım. Bir daha ki konserlerini şimdiden merakla bekliyor ve onları çok seviyorum.

"Edepsiz Komedya" nın klibini de barkovizyondan izleme şansı yakaladım, müthiş olmuş. Hele en sondaki 9/8'lik ritmler harikaydı.

ANATHEMA (25 Nisan 2008 – Yeni Melek İstanbul)

Bayan Arıza tarafından Şubat - 9 - 2011 zamanında yazılmıştır.

ANATHEMA (25 Nisan 2008 – Yeni Melek İstanbul)

Muhteşem bir konser, muhteşem bir performans. Seyirci çok coşkulu değildi ama Vincent ve tayfası yere göğe sığmazdı. Bu kadar güzel mi çalınır kardeşim? Fragile Dreams, Regret, Empty, Parisienne Moonlight ilk aklıma gelenler. Muhteşem konserdi. Yine gelsinler, yine gidelim.

 

Rock’n’Coke (1-2 Eylül 2007 – Hezarfen Havaalanı)

Bayan Arıza tarafından Şubat - 9 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Rock'n'Coke (1-2 Eylül 2007 – Hezarfen Havaalanı)

Grunge kuşağını baştan sona yaşamış bir insan olarak izlemediğim (Nirvana'yı sayamamak ne acı) bir tek Smashing Pumpkins ve Soundgarden kalmıştı. Onları da izledim dünya gözüyle.

Bugüne dek sadece bir kez Rock'n'Coke'da bulunmuştum. O da iki yıl önce, The Cure geldiği zaman. O zaman gördüğüm o kalabalığı bu yıl hiç görmedim diyebilirim. Hatta iki yıl önce ile kıyaslarsam bu sene bomboştu bile denebilir. Grunge Forever

Chris Cornell ne kadar sıcaksa Billy Corgan'da o kadar soğuktu. Aslında Corgan, karizmatik bir frontman'di. Chris ise sanki aileden biri gibiydi. Sıcakkanlı, sevimli ve gülünce gözlerinin içi dahi gülen bir insan. İçimizi titretti, gözlerimizi yaşlarla doldurdu muhteşem kalpli ve billur sesli adam. Bizi çok mutlu etti çünkü solo albümlerinden çaldığı kadar eskileri de unutmadı ve bizleri de sevindirdi. Hungerstrike'i bile çaldı. Aslında Temple of the Dog'u komple çalsa da "hayır" demezdim. Spoonman ile bitti konser. Chris Cornell süper süper bir insanmış. Zaten biliyorduk, hissediyorduk ama bizzat gördük ya ölsem de gam yemem. Sayılı konserlerimden biri oldu. O'nu burada görebilmek inanılmaz bir duygu. Biz grunger'ların kült'lerinden biri O ve her daim de öyle olacak.

Smashing Pumkins ile ilgili söyleyecek bir şey yok galiba. Dedim ya en başta, çok cool adam Corgan.

Evet, gruptan 2 güzel insan ayrılmış olsa da, çekik gözlü James Iha yoktu elbette. Ve D'arcy'nin yerini, geleneği bozmayıp, bir kadın almış olsa bile, yok yahu, yine de Smashing Pumkins işte bu. Adam aynı adam ama çok cool be kardeşim.

Tonight tonight müthişti. Today, Shame harikaydı, Bullet with Butterfly Wings'de bayaa bir zıpladım. Keşke daha çok eski albümlerinden çalsalardı, beni ve eski grunge tayfasını kesinlikle daha da mutlu kılardı. Ama elbette yine de mutlu oldum. İzlemek isteyip de izleyemediğim hiçbir grup kalmadı artık. Sadece Nirvana var:)

Adalar, Moda'lar

Açıkçası Manic Street Preachers'ı böyle beklemiyordum. Böyle derken, ben diyeyim ki size, dört dörtlüktü bu adamlar işte. Nasıl bekliyordum bilemiyorum onları ama kendimi bu kadar kaptıracağımı ve onların her şeyleriyle mükemmel olacaklarını ummuyordum.

Hiç firesiz, ışığıyla, sesiyle, inanılmaz bir konserdi. Başından sonuna dek heyecanla ve büyük bir keyifle izledim. Yani saatlerce sürse lezzeti artacaktı sanki. Performansları harikaydı doğrusu.

Franz Ferdinand çok eğlenceliydi. Başka da bir şey beklemek doğru olmaz zaten. Hopladık, zıpladık, eğlendik. İskoç olduklarından sıcak bir hava estirdiler. Manic Street Preachers'dan sonra o kadar büyülenmiştim ki çok algılayamadım aslında grubu. Hayko Cepkin, karışık renkli bir adam

Muhteşem müziklerin sahibi içten bir adam. Hem göze hem kulağa hitap etmeyi başarıyor kesinlikle. Görünüşü, tavrı, sahnedeki duruşu sert ama sözler bundan nasibini pek almıyor. Aksine sözler yumuşak başlı (!). Velhasıl kelam, yurdumdaki en nadide şahsiyetlerden biri. Müziğine, duruşuna, tarzına, karizmasına tavım. İyi ki var. İyi ki bu kadar renkli.

İlk kez canlı izleme şansı yakaladığım, festivalde en çok merak ettiğim adamdı. Walla süper süper süper! Herif o kadar özgün ki, en azından Türkiye için çok özgün, hani yapılan şeyin sahte olmadığını hissedersiniz ya, adam ne yapsa yeridir, işte Hayko bu, ne yapsa yeridir!

Müziği, uzun hava ile böğürtü arasında gidip gelse de çok seviyorum ben bu adamı. Bir daha konseri olsun yine gideceğim. Birçok yerde ağzım bir karış açık izledim konseri. Bence komple müzisyen bir adam, komple renkli bir insan. Tanımasam da kişiliğinin de sağlam olduğunu hissediyorum. Değişik biri ve bu ülkeye çok lâzım bir insan bence.

Pentagram'ı da izledim başından sonuna dek. En öndeydim. Lisedeyken "Trail Blazer" kasetini almışlığım vardır. Cenk'ten de ilk gitarımı almıştım. Pentagram, kendine göre bir hayran kitlesi olan ve yıllardır istikrarlı müzik yapan bir grup. Hatta Türk rock piyasası için mihenk taşlardan biridir. İyi ki varlar. Müzikleri bana hitap etmese bile kaliteleri tartışılmaz.  

Pinhani (5 Ocak 2007 – Balans)

Bayan Arıza tarafından Şubat - 9 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Pinhani (5 Ocak 2007 – Balans)

2007'nin ilk konseri "Pinhani" ya da huzurun yeni adı…

Onları tanıdıktan sonra hislerimde yanılmadığımı gördüm, dünya üzerinde hâlâ böyle insanların var olduğunu görmek harika…

5 Ocak 2007 Cuma akşamı bu yılın ilk konseri için BALANS'taydık. Doğruca kulise çıktık. Murat Beşer'e uğradık, söz verdiği üzere beni Pinhani üyeleri iki kuzenle yani Sinan Kaynakçı ve Zeynep Eylül Üçer ile tanıştıracaktı. Gerçi Zeynep'le Olimpos'ta tanışmıştık, daha önce her ikisiyle de internet ortamında haberleşmiştik.

Önce Sinan'la tanıştık, çok mütevazi bir insan, yanımda götürdüğüm "Pinhani" CD'sini imzaladı, Zeynep'i henüz görememiştik, Sinan'la bir fotoğraf çekildikten ve iyi dileklerimizi kendisine ilettikten sonra, Zeynep'de geldi, ayak üstü kısa bir sohbet ettik, CD'mi imzaladı ve fotoğraf çekildik yine. Kardeşim ve ben, Pinhani'nin müziğinin bize çok huzur verdiğini söyledik Zeynep'e. Sahnede onları sabırsızlıkla beklediğimizi de ilettik elbette, dünya iyisi insan Murat Beşer'e teşekkür ederek aşağıya indik ve sahnenin önünde yerimizi aldık.

23.15 gibi sahne alacaklarını öğrenmiştik, yine de sabırsızlıkla bekliyorduk. 23.30'a doğru gitar üstadı Akın Eldes, davulda elbette Cem Aksel ve Sinan Kaynakçı sahnedelerdi. Önce Akın Eldes bestesi olduğunu düşündüğüm enstrümantal bir şarkıyla başladılar. Sonra da Zeynep Eylül Üçer sahneye geldi ve Pinhani şarkıları başladı.

Konser oldukça renkliydi çünkü konserde eski Pinhani şarkılarıyla beraber hem Akın Eldes şarkıları, hem de yeni Pinhani şarkıları dinledik. Işıklar etrafta uçuşurken, sahnedeki samimi insanlar bize adeta müzik ziyafeti sunuyorlardı. Akın Eldes'in gözlerini kapatıp, şarkıların içine tüm ruhuyla nasıl da girebildiğini izlemek çok keyifliydi.

Müziğin hayatımın büyük bir bölümünü oluşturduğunu yine tüm hücrelerimde hissettim. İyi müzikti bu, insanın ruhuna işleyen bir müzik, huzur veren.

Kısa bir ara verdiklerinde Sinan Kaynakçı konserin 02.00'ye, hatta 02.30'a dek sürebileceğinden bahsetti. 2. kez sahneye geldiklerinde yine Zeynep'sizlerdi, enstrümantal bir şarkıyla başladılar. Akın Eldes gitarıyla yanıt verdi bize hep. Zeynep'de katılınca, Pinhani'nin yeni şarkılarını dinledik. Şarkının adını bilmiyorum ama içinde "Yalnızlık" sözcüğü geçiyordu. "Haftanın Sonu" dan önce çaldılar, o şarkıyı çok sevdim.

2.kez ara verdiler ve "Lütfen bi yere gitmeyin hemen döneceğiz" dediler. Maalesef ulaşım bizim için zordu ve 02.00'ye doğru mekândan ayrılmak zorunda kaldık. Cidden uzun zamandır bu kadar güzel bir konser izlememiştik. Pinhani'nin bundan önceki Balans konserinde de vardım, o da son derece keyifliydi. Bu keyifi tarif etmeye kalksam; hani kendinizi bazen tüm sorunlarınızdan uzak, huzur içinde hissedersiniz ya, o an sanki dünyanın en mutlu insanısınızdır. İşte öyle bir şeydi yaşadığımız…

Effetto Placebo (15 Aralık 2007 – Studio Live)

Bayan Arıza tarafından Şubat - 9 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Effetto Placebo (15 Aralık 2007 – Studio Live)

Brian Molko'nun sesiyle aynı sese sahip vokalist Kiki ve sıcakkanlı İtalyan gençlerden mütevellit Placebo Tribute grubunu izledim Studio Live'da. Gayet başarılı bir performans sergilediler. Placebo'nun resmi ön grubu olmalarına şaşmamak lâzim.

İtalyan insanları çok sıcakkanlı. Bugüne dek yüzlerce konser izledim. Sanırım hiç İtalyan grup izlememişim, dün gece bunu farkettim. Nitekim keyifli konserdi. "Neler çaldılar?" derseniz, ilk aklıma gelenleri sıralayayım hemen:

Days Before You Came, Without you I'm nothing, Special K, Special Needs, Plasticine, Every You and Every Me, The Bitter End, 36 Degrees, I know, Meds, Infra-red, Because i want You, Slave to the Wage, This Picture…

 

Efes Pilsen One Love Festival – 6 (15-16-17 Haziran 2007)

Bayan Arıza tarafından Şubat - 9 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Efes Pilsen One Love Festival – 6 (15-16-17 Haziran 2007)

Festival Programı

15 Haziran 2007, Cuma

18:00                 Kapı Açılış 18:00-21:00     Fuchs (DJ SET) 21:00-22:15     Idlewild 22:15-23:00     Fuchs (DJ SET) 23:00-00:30     Underworld  00:30-               Efes Pilsen One Love Party @ Pine Club / Fuchs (DJ SET)

16 Haziran 2007, Cumartesi

18:00                Kapı Açılış 18:00-19:45     Babylon Soundsystem 19:45-20:45     Ayhan Sicimoğlu & Latin All Stars 20:45-21:15     Babylon Soundsystem 21:15-22:30     Orishas 22:30-23:00     Babylon Soundsystem 23:00-00:30     Brooklyn Funk Essentials & Hüsnü Şenlendirici 00:30- …..         Efes Pilsen One Love Party @ Pine Club / Style – iSt (DJ SET) 

17 Haziran 2007, Pazar

18:00                 Kapı Açılış 18:00-20:00     Style- iSt (DJ SET) 20:00-21:15     cirKus featuring Neneh Cherry 21:15-22:00     Style- iSt (DJ SET) 22:00-23:30     Beastie Boys  

Blonde Redhead (3 Temmuz 2007 – 14.İstanbul Jazz Festivali)

Bayan Arıza tarafından Şubat - 9 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Blonde Redhead (3 Temmuz 2007 – 14.İstanbul Jazz Festivali)

2003 yılında ilk kez "A Cure" şarkılarıyla duydum onları. Tanıdığım herkese onlardan bahsettim. Geçen süre içinde tüm albümlerini hatim ettim, özellikle Kazu Makino'nun sesine ve içtenliğine hayran oldum. Hoş, Amedeo ve Simon ikizdi, ama ruh ikizi olmadıkları kesindi:)

Jazz Festivali'nde mutlaka izlemek istediğim tek grup Blonde Redhead'di. Konser vesilesiyle ilk kez gittiğim Modern Sanat Müzesi'nin bahçesi konser için oldukça küçük bir mekândı; işin güzel tarafı ise sahne alçaktı ve en önden izlemenin faydalarını her bir hücremde hissettim:)

Her daim bas bas bağırdığım "kadın müzisyenleri çok seviyorum" cümlemi defalarca kendime söyledim konser boyunca. Kazu'nun sesi inanılmaz güzel, büyülü, ruha hitap ediyor.

Gördüğüm en güzel Japon olduğu kesin. Hoş, aslında gözlerinin çekik olması dışında çok da Japon sayılmaz. İnanılmaz dans ediyor. Müziği her bir hücresinde hissettiği her halinden belli, şarkı söylerken sanki kutsal bir ışık yayıyormuş gibi hissettim. Şarkı söylemesinden, gitarı tutuşundan, dansından, gözlerini kapatıp bizi de kendi dünyasına götürmesinden çok etkilendim. Müthiş bir kadın. Sanırım Karen O'yu da görebilirsem gözüm açık gitmez:)

Bir kadına şort altına giyilen botun bu kadar yakıştığını da öğrenmiş oldum.

In Particular'ı çok severim, o tick tock diye giden melodiye bayılıyorum. In Particular'ı çalmaları beni çok mutlu etti. Dr.Strangelove ile başladı konser. Bundan başka, aklıma gelenler The Dress, Spring and by Summerfall, tabii ki de 23, Equus, Melody of Certain Three, Heroin, elbette Misery is a Butterfly, Silently'yi çaldılar.

Bir kez bis yaptılar. Çok alkışlamamıza rağmen 2.kez gelmediler.

Konser sonrası Ekşi Sözlük'e şunları yazdım:

"kazu makino dansiyla büyülemis, sesiyle alip götürmüstür, onca yorgunluga da kesinlikle degmistir. elephant woman'sız eksik olsa da beni ziyadesiyle mesut ve bahtiyar eden bir konser oldu, in particular'i caldilar, daha ne olsun"  

Nirvana Tribute (7 Nisan 2006 – Balans)

Bayan Arıza tarafından Şubat - 9 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Nirvana Tribute (7 Nisan 2006 – Balans)

Konser öncesi biletini almakta ihmalkârlık ettiğimiz 25.İstanbul Film Festivali'nde gösterilen "Punk Tavrı" isimli belgesel filme gittik sevgilimle. Sinepop'a gittiğimiz zaman elbette bilet yoktu. Davetli oldukları halde gelmeyenlerin davetiyelerini satışa sürdüler ve son 4 biletten yararlandık.

İçinde Nirvana'nın, Sonic Youth'un, Ramones'un, The clash'in, Sex Pistols'un, New York Dolls'un, Patti Smith'in, Velvet Underground'un ve daha bir sürü güzel grubun yer aldığı belgesel bir film izlemek acayip gaz verdi. Film de süper bir antolojiydi doğrusu. Henry Rollins harika bir adam, Black Flag'in beyni olduğunu, yazdığı kitapları, ettiği dahiyane lafları ve oynadığı filmleri biliyordum zaten. Black Flag'e 1982'de geçmesinin dışında ne kadar sağlam bir kafası olduğunu, "siktir git" dediginde bunun "aksam yemek yiyelim" anlamına gelmedigini, harbiden "siktir git" demek olduğunu, her daim doğru, dolaysız ve çok fazla konustuğunu ve doğu yakasından geldiğini gururla söylediğini de gördük:)

23.30 gibi Balans'taydık. Elemanlar 00.20 gibi sahne aldılar. 3 kişiden mütevellit bu Nirvana Band beni bambaşka bir atmosfere götürdü. Cobain'in giydiği o kırmızı çizgili kazağı giymişti vokal gitar; sahneye çıktığında Cobain'in taktığı yanları beyaz güneş gözlüğü takmıştı, gözler mavi, saçlar kısa, sarı, küt ve ortadan ayrılmış. Davulcu da kesinlikle Dave'e benziyordu. Ancak tüm sevimliliğine ve iyi niyetine rağmen bass'çı kardeş Krist Novoselic'e benzemiyordu, zıplaması hariç:)

Grubu sevdim çünkü mütevazi tiplerdi. Gus Vant abinin "Last Days" inde Michael Pitt'in canladırdığı Cobain'i bir ucube gibi göstermesi zaten sinirimi bozmuştu. Birçoklarının aksine ben hiç sevmedim Last Days'i, istediği kadar şiirsel anlatsın, bilumum öğelerle süslesin, hayır sevemedim. Ama konserde, yalancı da olsa herif Cobain gibiydi, elinde gitarı ve ağzında çığlıkları, evet kesinlikle sevdim. Eleman her şeyi iyi güzel yapmış ama solak değildi, ilk dikkatimi çeken de buydu:)

Konserin sonuna doğru tam da Cobain'in ölüm yıldönümündeyken Cobain'e göndermeler yaptı vokalist, "Rest in Peace" dedim ben de. Sahnenin en önündeydim. Müthiş pogo oldu ve sahneye çıkılıp stage diving yapıldı.

Love Buzz'da seyircileri sahneye çağırdı vokal/gitar, 7-8 tane tip sahneye çıktı ve seyircilerin üzerine atladılar. Aynı hadiseyi Love Buzz çalarken vokal/gitar da yaptı:)

Cobain gibi olması mümkün değildi ama şu dünyada izlemeyi hayal ettiğim bir tek Nirvana vardı, onu da böyle bir şekilde izlemiş oldum, Nirvana seven bir gruptan güzel Nirvana cover'ları dinleyerek…

Konser bittiğinde sahneye çıkıp set list'i aldım. Ama setlist'e uymadıklarını gördüm. Zira set list'te "Smells Like Teen Spirit" yoktu ama çaldılar.

Beni en çok mutlu eden "in Bloom" diye bağırdıktan sonra "in Bloom" u çalmalarıydı. En sevdiğim Nirvana parçalarından “Aneurysm" i çaldılar, buna acayip sevindim, Nirvana'dan izlemeyi hayal ettiğim "Love Buzz", "School", "Blew" ve "Negative Creep" ti, hepsini çaldılar. Ben daha çok Bleach'çiyim aslında.

Aşağıya set list'i yazıyorum ama set list dışında çaldıkları şarkılar da oldu.

Üzerimizde grunge hırkamız, içimizde grunge ruhumuz. Pearl Jam konserinde ne hissettiysem, hâlâ aynı şeyleri aynı yoğunlukta hissediyorum.

Grunge forever çünkü ruh asla ölmez!

sahneden yürüttüğüm Setlist:

Radio Friendly Unit Shifter Floyd The Barber Drain You Breed Sliver In Bloom About a girl on a plain Heart Shaped Box Lounge Act Pennyroyal Tea Man Who Sold the World Serve the servants School Frances Farmer… Aneurysm Come as You Are Negative Creep Love Buzz Rape Me Blew Lithium Territorial Pissings

Listede göremediğim benim aklıma gelen: Smells Like Teen Spirit You Know You Are Right Something in the Way