KÜÇÜK PRENS “Antoine de Saint-Excupery”

Bayan Arıza tarafından Kasım - 8 - 2016 zamanında yazılmıştır.

Okurken altını çizdiklerim:

4. Bölüm: Size B612 numaralı gök taşının ayrıntılarını anlatıyor, bir de üstelik numarasını veriyorsam bunun nedeni yine büyükler. Büyükler sayılara bayılır. Örneğin yeni bir arkadaş edinip büyüklere ondan bahsettiniz, size asla en önemli soruyu sormazlar. "Sesinin tonu nasıl? Hangi oyunları sever? Kelebek koleksiyonu var mı?" gibi sorular yerine, "Kaç yaşında? Kaç kardeşi var? Kaç kilo? Babası kaç para kazanıyor?" gibi sorularla onu tanıyabileceklerini zannederler.

Büyüklere, "pembe kiremitli, pencerelerinde sardunyalar ve damında güvercinler olan bir ev gördüm" deyin, o evi asla gözlerinin önüne getiremezler. Ama, "yüz bin liralık bir ev gördüm." deyin, hemen "Ne güzel!" diye haykırırlar.

Örneğin, Küçük Prens'in varlığının kanıtı olarak, "O çok tatlıydı, hep gülüyor ve bir koyun istiyordu" derseniz, bunu çocukça bulduklarını söyler, omuz silkerler. Eğer, "Onun geldiği gezegenin numarası B612" derseniz, hemen ikna olup soru sormayı bırakırlar. Onlara kızmayın. Ne yapalım, huyları böyle. Çocuklar büyükleri hoş görmeye alışmalı. Bizler hayatı anlayabiliyoruz, o yüzden rakamlara takılıp kalmıyoruz!"

10. Bölüm: Herkesten verebildiği kadarını istemeliyiz. Hakimiyet öncelikle akla dayanır.

***

– Demek ki kendi kendine adalet sağlayacaksın. En zoru da budur. Kendini yargılamak başkalarını yargılamaktan çok daha zor bir iştir. Bunu başarabilirsen gerçek bir bilge olabilirsin.

11. Bölüm: Çünkü kibirli biri için diğer insanlar ancak onun hayranı olabilirdi.

13. Bölüm: Sahipsiz bir elmas bulursan senin olur. Sahipsiz bir ada bulursan da senindir. Kimsenin aklına gelmemiş bir fikir bulursan da patentini alırsın, senin olur. Benden önce kimse akıl etmediğine göre, yıldızlar benim demektir.

***

Benim her gün suladığım bir çiçeğim var. Her hafta temizlediğim de üç yanardağım. Sönmüş olanı da ne olur ne olmaz diye temizlemeye devam ediyorum. Dolayısıyla sahip olduğum çiçek ve yanardağlarım için yararlı bir şey yapıyorum. Ama senin yıldızlarına hiçbir yararın dokunmuyor…

17. Bölüm: İnsan zekâ sergilemeye kalkışmaya görsün, hafiften yalan söylediği de olabiliyor.

***

Bir anlık sessizlikten sonra Küçük Prens, "Peki nerede bu insanlar? Kendini çölde çok yalnız hissediyor insan." diye söze girdi.

"Ben kendimi insanların arasında da yalnız hissediyorum." dedi yılan.

18. Bölüm: Küçük Prens kibarca, "İnsanlar nerede?" diye sordu. Çiçek eskiden oradan geçen bir kervan görmüştü. "İnsanlar mı? Altı yedi insan ya vardır ya yoktur sanıyorum. Seneler önce görmüştüm onları. Şimdi kimbilir nerededirler? Rüzgâr nereye götürürse artık…Kökleri yok ya, hayatları çok zor." "Elveda" dedi Küçük Prens. "Elveda" dedi çiçek.

20. Bölüm: "Gülüz biz." dedi güller. "Hmmm…" dedi Küçük Prens..ve kendini çok mutsuz hissetti. Çiçeği ona tüm evrende bir eşinin daha bulunmadığını söylemişti. Oysa bu bahçede birbirinin eşi beş bin tane gül vardı! "Bu durumu görse çok alınırdı…Komik duruma düşmemek için öksürükten ölüyor numarası yapardı, ben de onu tedavi ediyor gibi yapmak zorunda kalırdım, yoksa gerçekten ölmeye kalkardı…" diye düşündü. "Ben eşi benzeri olmayan bir çiçeğim var diye kendimi zengin sanırdım, oysa o, sıradan bir gülmüş. Yanardağlarıma gelince, onlar da ancak dizime geliyor. Demek ki hiç de büyük bir prens değilmişim…"

21. Bölüm: "İnsanların tüfekleri vardır ve durmaksızın avlanırlar. Bu da bizim rahatımızı kaçırır! Bir de tavuk yetiştirirler. Başka dertleri yoktur hayatta."

***

"Sen benim için yüz binlerce çocuktan birisin. Ne senin bana ihtiyacın var ne de benim sana. Ben de senin için yüzbinlerce tilkiden biriyim. Ama sen beni evcilleştirirsen, ikimiz de birbirimize ihtiyaç duyarız. Sen benim için eşsiz birine dönüşürsün, ben de senin için."

***

"Elveda. Çok basit bir sur vereyim şimdi sana: Aslolan gözle görülmez. İnsan ancak yüreğiyle baktığında görür." Küçük Prens bunu aklında tutabilmek için, "Aslolan gözle görülmez." diye kendi kendine tekrar etti. "Önemli olan, senin o güle verdiğin emektir." "O güle verdiğim emektir." diye tekrarladı yine Küçük Prens unutmamak için. "İnsanlar bu basit gerçeği unuttular ama sen unutma. Evcilleştirdiklerinden ömrün boyunca sorumlusun. Gülünden artık sen sorumlusun." Küçük Prens unutmamak için tekrarladı. "Gülümden artık ben sorumluyum."

22. Bölüm: "Gittikleri yerden memnun kalmadıkları için mi dönüyorlar?" "Kimse bulunduğu yerden memnun kalmaz ki."

24. Bölüm: Asıl güzellik görünmeyen şeylerde gizlidir!

25. Bölüm: Küçük Prens, "İnsanlar en hızlı araçlara binip bir yerlere gidiyor, ama gittikleri yerde ne aradıklarını bile bilmiyorlar. Boşuna koşuşturup durduklarına değse bari…" dedi.

27. Bölüm: Bense üzgündüm ama, "Yorgunum." diyordum.

Charles Bukowski “Kediler” kitabından alıntılarım

Bayan Arıza tarafından Haziran - 6 - 2016 zamanında yazılmıştır.

Charles Bukowski “Kediler”

Parantez Yayınları Çeviri: Avi Pardo Editör: Abel Debritto Birinci Baskı, Ocak 2016

Okurken altını çizdiklerim:

“Araplar kediye hayranlık duyar, kadınları ve köpekleri hakir görürler, çünkü onlar sevgilerini belli ederler  ve sevgi, kimilerine göre, zayıflığa işaret eder. Öyledir belki. Ben sevgimi fazla belli etmem. Karılarım ve kız arkadaşlarım ruhumu ayrı tuttuğumdan yakınırlar -ve bedenimi püriten bir biçimde sunduğumdan, belki; fakat lanet kediye dönersek, bir kedi sadece KENDİ’dir”. (sayfa: 15)

***

“Kedinin içinde ruhlar ya da tanrılar yoktur, boşuna aramayın. Ebedi çarkın bir resmidir kedi, deniz gibi. Güzel olduğu için denizi okşamazsın ama kediyi okşarsın –neden?- SADECE SANA İZİN VERDİĞİ İÇİN. (sayfa: 16)

***

“Bazen insan ne yapacağını bilemez öylece uzanıp hiçbir şey düşünmemeye çalışmak iyidir.” (sayfa: 40)

***

“evrenin ezilmiş kedileridir Aşk.” (sayfa: 44)

***

“İşte size harikulade bir kedi. Dili dışarıda, şaşı. Kuyruğu kesik. Harikulade bir kedi, sezgileri güçlü. Röntgen çektirmek için onu veterinere götürdük –ona araba çarptı. Veteriner, ‘bu kediye iki kez araba çarpmış, vurulmuş ve kuyruğu kesilmiş,’ dedi. “Ben bu kediyim” dedim. “Kapıma geldiğinde açlıktan ölmek üzereydi. Nereye geleceğini biliyordu. İkimiz de sokak serserileriyiz.” (sayfa: 56)

***

“Yapılması gerekeni yapma cesaretinden yoksun olduğumu bilmek kötü bir duyguydu”. (sayfa: 59)

***

Buldog kediye biraz daha yaklaştı. Katliamı izleyemezdim. Kediyi o şekilde bırakmaktan çok büyük utanç duydum. Kedinin kaçmaya çalışma olasılığı her zaman vardı, fakat onu engelleyeceklerini biliyordum. O kedinin karşısında sadece buldog yoktu, insanlık vardı. Döndüm ve yürüdüm, bahçeden çıktım ve kaldırıma ulaştım. Kaldırımdan yaşadığım eve doğru yürüdüm ve orada, evinin ön bahçesinde babam durmuş bekliyordu.

“Neredeydin?” diye sordu. Cevap vermedim. “İçeri gir” dedi, “ve o kadar mutsuz görünme, yoksa seni gerçekten mutsuz ederim!”. (sayfa:60)

***

“bazen benimle söyleşi yapmaya gelirler, hayata ve edebiyata dair sorular sorarlar ve sarhoş olup şaşı ezilmiş vurulmuş ve kuyruğu kesilmiş bir kedimi tuttuğum gibi havaya kaldırıp onlara gösterir ve, “bakın, şuna bakın!” derim.

Ama anlamazlar, “Celine’den etkilendiğinizi söylüyorsunuz…” gibi bir şeyler söylerler. “hayır,” derim kedimi onlara doğru tutarak, “olanlardan etkilenirim ben, bundan etkilenirim, bundan!…” (sayfa: 65)

***

“Kuyruksuz, şaşı bir kedi bir gün kapımıza geldi ve onu içeri aldık. Yaşlı pembe gözleri vardı. Etkileyici bir tipti. Hayvanlar insana esin verir. Yalan söylemeyi bilmezler. Doğal güçler gibidirler. Televizyon beni beş dakikada hasta eder, fakat bir hayvanı saatlerce seyredebilir ve zarafetten ve görkemden başka bir şey görmem, olması gerektiği gibi hayat.” (sayfa: 67)

***

“bunların tek yaptıkları koşmak, yemek, uyumak, sıçmak ve boğuşmak fakat bazen hareket etmeden ömrümde gördüğüm insan gözlerinden çok daha güzel gözlerle bana bakarlar. iyi tipler. (sayfa: 73)

***

“tanrım” diyecekler, “Chinaski sadece kedilere dair yazıyor!” “tanrım,” derlerdi eskiden, “Chinaski sadece fahişelere dair yazıyor!”. (sayfa: 74)

***

Sokak kedileri gelmeye devam ediyor: şimdi 5 kedimiz var ve narin, kaprisli, kibirli, doğal olarak zeki ve olağanüstü güzeller.

Kedilerin en güzel yanlarından biri kendini kötü, çok kötü hissettiğinde – kendilerine özgü tarzlarıyla dinlenmekte olan bir kediye baktığında bir ders niteliğindedir, ve 5 kediye bakmak 5 kat daha iyidir.” (sayfa: 78)

***

“insan davranışına yaklaşan her şey değerini yitirmeye başlar.” (sayfa: 80)

***

“Ortalıkta birkaç kedi bulundurmak iyidir. Kendinizi kötü hissediyorsanız kedileri seyredin, kendinizi daha iyi hissedersiniz, çünkü olan her şeyin olması gerektiği olduğunu anlarsınız. Heyecanlanmak için bir neden yok. Kediler bunu bilirler. Kurtarıcıdırlar. Ne kadar çok kediniz varsa o kadar uzun yaşarsınız. Yüz kediniz varsa on kediniz olduğunda yaşayacağınızdan on kat daha uzun yaşarsınız. Bir gün bu keşfedilecek ve insanlar binlerce kedi sahibi olup sonsuza dek yaşayacaklar.” (sayfa: 90)

***

Bizim Çete

Kedilerimize, Ezra, Celine, Turgenev, Ernie, Fyodor ve Gertrude adlarını takmak istedim fakat İyi biri olduğum için karımın onları adlandırmalarına izin verdim ve işte sonuç; Ting, Ding, Beeker, Bhau, Feather ve Beauty.

bir Tolstoy bile yok lanet grupta.” (sayfa: 98)

***

“Park yerine doğru yürüyorum. Kediler bitkin bir vaziyette ortalığa yayılmışlar. Bir sonraki hayatımda kedi olmak istiyorum. Günde 20 saat uyumak ve beslenmeyi beklemek. Ortalıkta takılıp kıçımı yalamak. İnsanlar fazlasıyla sefil, öfkeli ve tek amaçlı.” (sayfa: 105)

***

“Kediniz var mı? Ya da kedileriniz? Uyurlar, yavrum. Günde 20 saat uyuyup yine de çok güzel görünebilirler. Heyecanlanmak için bir neden olmadığını bilirler. Bir sonraki öğün. Ve arada sırada öldürecek bir şeyler. Güçler tarafından yırtılmakta olduğumu hissettiğimde bir ya da birkaç kedimi seyrederim. 9 kedim var. uyuyan ya da uyuklamakta olan birine bakarım ve gevşerim. Yazmak da kedilerimden biridir. Yazmak yüzleşmemi sağlar. Beni gevşetir. Bir süre için en azından. Sonra devrelerim karışır ve baştan başlamak zorunda kalırım. Yazarların yazmayı nasıl bıraktıklarını hiçbir zaman anlayamadım. Nasıl gevşerler?” (sayfa: 110)

Lisa Gardner “Anlatmak İçin Yaşa”

Bayan Arıza tarafından Haziran - 5 - 2015 zamanında yazılmıştır.

Lisa Gardner'ın "Anlatmak İçin Yaşa" isimli kitabını geçen hafta bitirdim. Tahmin ettiğiniz üzere yine bir gerilim kitabı. Birçok insanın aksine gerilim, polisiye, korku kitapları beni çok mutlu eder. Ortada çözülmesi gereken bir cinayet, kafası karışık insanlar ve işlenen suçlar vardır. Her şeyden öte olayın psikolojik boyutu beni daha çok cezbeder. Yani bir insanı suça teşvik eden şeyler nelerdir, bunlar yıllar boyu bir şekilde saklanır ama tetikleyen bir olay olur ve her şey alt üst olur; o olay nedir mesela…

Öte yandan çok sürükleyici, merak uyandırıcı, dehşete düşürücü ve her hikâye kendi içinde benzersiz. 

Bu kadının okuduğum ilk romanıydı. Bu hafta hemen ikinci romanını aldım ve ona başladım dün. O da Epsilon Yayınevi'nden çıkan "Mükemmel Koca". 

Anlatmak İçin Yaşa, sadece akşamları yolda eve dönerken 3 günde okuyup bitirdiğim 536 sayfalık bir kitap. Danielle adında bir hemşirenin etrafında dönüyor tüm mevzular. Bir de sorunlu bir oğlu olan Victoria var. Romanda mevzu şu; Boston'da iki aile katlediliyor ve dedektif D.D. iki aile arasında bir bağlantı var mı onları araştırıyor. Derken mevzular başka yerlere akıp gidiyor. Çok sürükleyici ve soluk soluğa okuyacağınız bir kitap.

Bu da kitabın arka yüzü:

Bazen En Çarpıcı Suçlar, Evinize En Yakın Olanlardır…

Boston bölgesinde peşi sıra gerçekleştirilen iki ailenin esrarengiz katliamı, tecrübeli dedektif Warren'ı harekete geçirir. Aklında tek bir soru vardır: Aynı trajediyi paylaşan birbirinden bağımsız iki aile arasında ortak bir nokta olup olmadığı…

Danielle, yaklaşık yirmi beş yıl önce hayatını altüst eden aile faciasının izlerini hâlâ taşımaktadır. Üzerindeki psikolojik yükü hafifletmek adına kendini pediatrik psikiyatri servisindeki çocukların tedavisine adamıştır.

Victoria, normalliğin ne olduğunu hatırlamakta güçlük çeken özverili bir annedir. Sorunları olan oğluna her koşulda göz kulak olmakta kararlıdır; en büyük tehdit evin içinden geliyor olsa bile…

Kitapları tüm dünyada 20 milyondan fazla satan ödüllü yazar Lisa Gardner'ın akıllara durgunluk veren, gerilim yüklü bu romanında, üç kadının yaşadığı sıra dışı olaylar beklenmedik bir biçimde birbirine bağlanır ve geçmişten gelen günahlar sarsıcı bir şekilde su yüzüne çıkar.

"Lisa Gardner nefes kesen, gerilim yüklü bu olağanüstü romanıyla hayranlarını yanıltmayacak!" Harlan Coben

"Dedektif Warren, yeni ve heyecan verici bir gerilim hikâyesiyle geri dönüyor. Yazar, nasıl bir sonla karşılaşacağınızı kesinlikle sezdirmiyor. Tek kelimeyle 'kusursuz' bir roman!" Booklist

"Macera yüklü bir roman… Her an yeni bir aksiyonla karşılaşacağınız bu kitapta Gardner muhteşem bir iş çıkarmış." Kirkus Reviews

"Gardner'ın buram buram gerilim kokan yeni romanında üç kadının heyecan dolu yaşanmışlıklarına şahit olurken, kalp atışlarınızın hızına engel olamayacaksınız!" Romantic Times

Sayfa Sayısı: 536 Baskı Yılı: 2013 Dili: Türkçe Yayınevi: Martı Yayınları

Pamela “Cupcakes” Wood “Charles Bukowski’nin Kızıl’ı”

Bayan Arıza tarafından Haziran - 23 - 2014 zamanında yazılmıştır.

Pamela “Cupcakes” Wood  “Charles Bukowski’nin Kızıl’ı”

Çeviri: Avi Pardo

Altıkırkbeş Yayın, Kadıköy 2012

Okurken altını çizdiklerim:

·  Georgia başını kaldırdı ve Bukowski’nin kendisini seyretmekte olduğunu fark etti. Hayranlarından biri olarak kadınların bacakları hakkında ne hissettiğini biliyordu muhtemelen. Belki de bu yüzden kanepeye sere serpe uzanmıştı ya da kafası umursayamayacak kadar iyiydi.

·  Göğüslerime baktığını fark ediyordum, sonra bacaklarıma, hatta ayaklarıma takılıyordu; şehvet düşkünü pis bir zampara gibi değil ama. Estetik haz veren bir sanat eserini takdir eder gibi daha çok.

·  Annem elektrik faturasını ödeyemediği için mum ışığında oturduğumuz pek çok gece hatırlıyorum. Gaz faturasını ödeyemediği için sıcak banyo yapamadığımı ya da aynı nedenden ötürü telefonun çalışmadığını hatırlıyorum –bu hizmetlerin üçünden aynı anda yararlanabildiğimiz vaki değildi galiba. Fakat annem elinden geleni yapıyordu.

·   …fakat huzurlu ve güvenliydi o yatak odası, sadece ikimiz, okyanusta bir salda yüzen iki kazazade misali.

·   Annem Bukowski ile konuşmaktan çok zevk aldı. Bukowski’den hoşlandı ve daha sonra bana onun dürüst bir adam olduğundan ve bana iyi bakacağından emin olduğunu söyledi. Bir de o güne dek gördüğü en hüzünlü gözlere sahip olduğunu.

·  Yönümü bulmaya ihtiyacım vardı ve Bukowski’nin bilge rehberliği sayesinde bulabileceğimi düşünüyordum.

·  Bukowski 1994’de öldüğünde arkadaşlarından biri bazı eşyalarına göz atması için çağrıldı –çok önemli olmadığına karar verilmiş şeyler. Arkadaşı eşyaların arasından benim 1975’te çekilmiş dirndl’lı fotoğrafımı buldu. Bukowski neredeyse yirmi yıl saklayacak kadar değer vermişti hatırasına.

·  Benimle birlikte olmaktan, insanların bizi birlikte görmesinden büyük haz duyuyordu.

·  Bukowski seyahat etmekten, Los Angeles dışında bir yerde olmaktan nefret ederdi.

·  Bukowski olağanüstü bir hikâye anlatıcısıydı ve her zaman anlatacak bir şeyleri olurdu. Kendini nadiren yineler, size daha önce bir şey anlatmışsa bunu genellikle hatırlardı.

·  Bazı konuları tekrar tekrar açardı. Jane bunlardan biriydi. En çok tekrarladığı konu Jane idi; ilk aşkı ve Barfly senaryosunun esin kaynağı.

·  Bukowski ayık olduğunda (altı biradan az anlamında) fevkalade görgülüydü.

·  Henry Miller dışında, başka yazarlardan pek söz etmezdi. Daha sonra hayatını ve yazma tarzını derinden etkilediğini iddia edeceği John Fante’den bile.

·  Ayık olduğunda Bukowski müşfik, uysal, neredeyse kibar bir insandı. Fakat sarhoşluğu belli bir düzeyi aştığında bir çılgına dönüşüyordu. Ancak bütün hakaretlerine rağmen, hiçbir zaman fiziksel şiddete başvurmazdı.

·  Alkol, kavgalar ve kıskançlık bende diri diri gömülüyormuşum duygusu yaratıyordu.

·  Bukowski mutfakta yazar, yazmaya genellikle gece yarısına doğru başlardı. Bazen gün ışıyıncaya kadar çalışırdı. Hiçbir şeyi yırtmadan ya da baştan başlamadan nasıl saatlerce yazabildiğine şaşardım. Bir kez olsun sözlüğe ya da ansiklopediye falan baktığına tanık olmadım. Biri sözcükleri ona yazdırıyordu sanki. O kadar kolaydı onun için.

·   Bukowski ile her istediğimi yapabiliyordum, ne zaman ve nasıl istersem. Her şeye izin verirdi neredeyse –yüksek sesle müzik dinlemek, gürültü, dikkatini dağıtmak, içki, hap, şarkı söylemek ya da masanın üzerinde dans etmek. Kural ya da sınır yoktu –bu da hoşuma gidiyordu.

·  Bakalım…basurum var, evde hamam böcekleri var, bir de sen varsın.

·  Bukowski riyakâr bir insan değildi ve kendi kontrol edemediği şeyler hakkında başkalarına vaaz vermezdi.

Nelson Gary “Johnny’nin Önünde Öldü”

Bayan Arıza tarafından Haziran - 16 - 2014 zamanında yazılmıştır.

Örümcek wilson

babamın herifin tekine

asla olmayacak duaya

amin dememesini

söylediği noktada

yunanlı’nın los

traşı duruyordu

örümceğin yığılıp kaldığını

görünce dizleri üzerine

çöküp örümceğin boynuna

parmağını koyup

nabzını yokladı

ölmüş mü

diye sordu yunanlı evet

ddi babam yunanlı

örümceğin kafasına

vuracakmışçasına

ayağını arkaya

doğru gerince

ölü bir adama sataşmak

adil olmaz ddi babam sonra

yanıma gelip beni

gömleğimden tuttu &

bana zorla örümceğin

gözlerine baktırttı

ddi ki yazar olmak

istiyorsan gözlerini

çeviremezsin.

 

Nelson Gary

“Charles Bukowski ve Meat Kuşağı” – Şenol Erdoğan, Kadıköy 2013

 

David Roskos “Fahişenin Bir Tanesi”

Bayan Arıza tarafından Haziran - 5 - 2014 zamanında yazılmıştır.

Üç valium’un yanında içkisini de

shot yapıp indirdi midesine,

önce dölümü yutmak &

sonra da kalbimi kırmak

ihtiyacı duydu.

 

yedinci gün

yatağımda uzanmış

dirseğimin iç tarafına

yumuşak bir iğne batırıyor,

dilime deniz suyu

tadı geliyor.

 

Aşkımı bir kaşığın içinde eriten

Fahişenin tekine

aşık olmuştum,

gökyüzündeki hilaldeki

eksiklik gibi

o da beni boş bırakıp

gitti.

 

Boya sıçramış zeminde

tek kişilik bir şilte,

sigara izmaritleri &

kenarları ısırılıp koparılmış

kondom ambalajları.

 

kadının göt çatalındaki

takım yıldızlarının izini sürüyorum.

 

David Roskos

“Charles Bukowski ve Meat Kuşağı” – Şenol Erdoğan, Kadıköy 2013

Jim Chandler “Yağmursuz Bir Pazar Sabahı”

Bayan Arıza tarafından Haziran - 5 - 2014 zamanında yazılmıştır.

Bu Pazar sabahı yağmur yağmıyor,

ama Carver gibi ben de aynı hayatı tekrar

tekrar yaşar ve aynı affedilmez hataları yapardım,

yarım şanstan da azı tanınsa bile.

 

Bu sabah yönümü şaşırmış gibiyim, sanki kaderim

zihnimin asla içerisine girmeyi düşünmeyeceği

ve ruhumun rüyalarında bile işinin düşmediği

mahmur bir kilise evinde kaybolmuştu belki de.

 

Yüreğimdeki tek şarkı huzursuzluğun tiz perdeden

iniltili figanıydı,

kafamın içinde kederin ve yanından geçip de fark edemediğim,

dikiz aynamdan hızla geçip kaybolan bir yerin

şarkısını söyleyen şu kısa dağınık cıngıl işte.

 

Bu yüreğin set çekili sınırlarında yanmıyor

umudun kamp ateşleri,

kimsesiz gözlerimin kaydedemeyeceği kadar çılgın bir dünyada

bir yönde esen rüzgârda uçuşan bataklık sazlarından bir okyanus var sadece.

Bu Pazar günü yağmursuz Amerika’da bir imgelem yok zihnimde

fazla erkenden yapılmış şeylerin hafif ağrısı var sadece,

çok bereketli sayılmayacak bir komonun borusundan uçup giden

son gerçek notadan önce kodaya gelirken söylenen bir şarkı,

 

korkunç bir ani öfke misali ebediyen yükselen

karanlık bir delik.

 

Jim Chandler

“Charles Bukowski ve Meat Kuşağı” – Şenol Erdoğan, Kadıköy 2013

Nelson Gary “Siktir Et Şiiri”

Bayan Arıza tarafından Haziran - 5 - 2014 zamanında yazılmıştır.

dmşti ringo 45’lik

otomatiğe şarjör takarken

hedefler çit direkleri

üzerine koyduğumuz

viski şişeleriydi bize

lisede okuttukları bütün o

afilli gereksiz kafiyeleri

siktir edin diye bağırdı ringo

jim beam’i vururken ve cam patlayıp

otların içine dağılmıştı memelerini

bir çift altı patlar

misali tutan bir kadının

bulunduğu porno dergisi

sayfasının üzerine basıp

geçti ateş ettiğim & ıska geçtiğim

jack daniels gibi ağzına kadar

dolu bir şiir geliyor mu

aklına & ringo

otomatiği kavradı &

jack’i aldı yerinden & sikmişim

metaforunu & sikmişim mecazını da

böyle zırvalıkları da & sikmişim

kerouac’ı & sikmişim bukowski’yi

aniden ringo 45’liğin

namlusunu alnıma

dayadı & namlu gittikçe

derime batarken

fısıldadı bama

& seni de sikeyim amigo.

 

Nelson Gary

“Charles Bukowski ve Meat Kuşağı” – Şenol Erdoğan, Kadıköy 2013

 

A.D.Winans “İşçilere ve Üst Tabakadan Bağımsız Yuppilere Yazılmış Bir Şiir”

Bayan Arıza tarafından Haziran - 5 - 2014 zamanında yazılmıştır.

Bazı insanlar vardır ki savunurlar hayatlarını

Bir hadımın savunması gibi

Harem kapısını

Önemli bir tüyo almış

Bir borsacı gibi

Şu anki doların

Gerekenden daha kısa sürede

Bugünkü değerinin çeyreği

Edeceğini bilen

Bir bankacı gibi

Bir bardak kahvenin

Başında oyalanmaktansa

Yeğdir ölmek

Övünmeye ihtiyacı olmayan

Becerikli bir âşık gibi

Amerika’daki bütün sokak başlarında

Bulunan bütün muhabirlerin

Bütün mezbaha kasaplarının ve balıkçıların

Hayata dair senin vasat şairlerinden

Daha çok şey bildiğini unutma sakın

Boş teneke kutuyu

Tıkırdatan kör adam

Mezarlığa doğru

Giderken

BMW’sini gazlayan

Yuppiye kıyasla

Daha çok ses çıkartır.

 

A.D.Winans

“Charles Bukowski ve Meat Kuşağı” Şenol Erdoğan, Altıkırbeş Yayın, Kadıköy 2013

Ahmet Ümit Agatha Christie’ye komşu oldu

Bayan Arıza tarafından Ocak - 19 - 2014 zamanında yazılmıştır.

Yazar Ahmet Ümit’in ismi, Pera Palace Hotel Jumeirah’ın 410 numaralı odasına verildi.

Düzenlenen törende konuşan otelin genel müdürü Pınar Kartal Timer, buranın İstanbul’un simge binaları arasında yer aldığını belirterek, ilk kez yaşayan bir yazarın isminin, otel odasına verildiğini dile getirdi.

Timer, otelde, Mustafa Kemal Atatürk’ün müze odası başta olmak üzere, cumhurbaşkanları İsmet İnönü ve Celal Bayar ile yazarlar Ernest Hemingway ve Agatha Christie’nin odalarının da bulunduğunu belirterek, şunları söyledi:

“Ahmet Ümit bey de Agatha Christie hanıma komşu geliyor. 411 no’lu oda Agatha Christie odasıdır. Kendisinin odası da 410 numaralı. Proje sıcacık bir sohbet esnasında, Pera Palas’ta bir röportajı esnasında Ahmet Ümit beyle tanışmamızla başladı. Neden bir oda da yazar Ahmet Ümit adına olmasın diyerek yola çıktık ve Ümit de bu fikri sıcak karşıladı.”

Yazar Ahmet Ümit de Timer’in bu konudaki önerisini memnuniyetle karşıladığını anlatarak, şöyle konuştu:

“Pera Palas’ın benim için başka bir anlamı var. 18 yıl önce ilk polisiye romanım ‘Sis ve Gece”nin tanıtımı tam da burada, bu salonda oldu. O açıdan Pınar hanım bu öneriyi getirince gurur duydum. Şu an İttihat ve Terakki üzerine çalışıyorum. Baş karakterlerimizden bir tanesi Şehsuvar Sami’nin otelde kaldığı odanın numarası belli değildi ama şimdi belli. 410 numaralı odada kalacak. Benim için çok gurur verici bir şey. İstanbul’un anıtlarından birisi olan bu otelde, bu binada en azından bir odasında adımın geçiyor olması son derece sevindirici bir şey.”

Daha sonra Ümit ve beraberindekiler, yazarın bazı eşyalarının ve kitaplarının da bulunduğu 410 numaralı odayı gezdi.

Kaynak: ntvmsnbc