Müzikal Enfeksiyon’ kategorisi için Arşiv

Geride Bıraktığımız 21 Yılın Tanımı: Blur

Bayan Arıza tarafından Nisan - 1 - 2013 zamanında yazılmıştır.

Blur, 21 yıllık bir grup ve onların hikayeleri birçok çelişkiyi konuşabilmek için yeteri kadar uzun. 4 tane egoyu ve bir çift düello yapan dahiyi barındıran gruplara genellikle olan şey budur: düz bir çizgide nadiren ilerler. Bir örnek: Blur ilk defa New York’a Nevermind’ın piyasaya çıktığı gün gelmişti. Katıldıkları bir radyo programında bu yeni Seattle sound’u hakkında ne düşündükleri sorulduğunda Graham Coxon : ‘’ Bundan nefret ediyorum!’’ diye cevap vermişti. Fakat daha sonrasında gruba post-grunge, indie-tinged ( indie ezgili) sound’u kazandıran ve böylelikle spor sahalarında ‘’Smells Like Teens Spirit’’in yanında bangır bangır çalınacak şarkılara öncülük eden de ta kendisi olur. İşte bunun gibi dönüşler ve karmaşalar yüzünden Blur’u geride bıraktığımız 20 yılı tanımlayan bir grup olarak görmemiz uygun olacaktır.

Bugüne kadar dinleyiciler kendilerini iki taraftan birinde yer almak zorunda hissettiler: 1) ‘’ Amerika’ya gidip yok satana kadar muhteşem bir pop grubuydu.’’ ; veya 2) ‘’ İlk çalışmaları fazla İngilizdi fakat daha sonra yaptıkları bütün garip şeylere bayıldım.’’ Hepsini birden sevemezmişsiniz gibi bir his vardı – – nükteli, teatral, Kinks’ten ilham alınarak oluşturulan karakter taslakları, 1994’ün Parklife’ı ve depresif-fırlama dönemlerinin ustalık işi 1999’un empresyonist ağıtı 13’de geliştirildi. Fakat yine de seçiminiz tek bir anlama gelmiyordu. Abarttığımı mı düşünüyorsunuz? O zaman tek yapmanız gereken Blur’un son iki greatest-hits koleksiyonu, 2000’s Best of Blur ve 2009’s Midlife, ile ilgili eleştirileri okumak, hepsi de sonraki çalışmalarını destekliyor. NME’nin 2000. sayısında Steve Sutherland savunmacı bir üslupla şu sözleri sarf ediyor: ‘’Bırakın Blur sınırlarda dolaşsın. Büyük sayfa yayınlanan eleştirileri okuyup önceki şarkılarından utandılar ve Oasis ile olan büyük satış savaşından yaralı olarak ayrıldılar. Ama bu hala onları seviyoruz diye bizim birer moron olduğumuz anlamına gelmez.’’ 9 yıl sonra da Scott Plagenhoef Midlife hakkında şöyle konuşuyor: ‘’ Midlife, Blur’un kariyerinde Americentric (Amerika odaklı) bir görünüşe sahip ki bu da Amerika’daki büyüme potansiyeline sahip hayran kitlesinin çokluğuna baktığımızda gayet mantıklı geliyor.’’

Midlife’tan üç sene sonra artık ateşkes zamanıydı. Herkes onların 2012 Londra Olimpiyatları’nın kapanış törenindeki ikinci birleşmelerine dikkat kesilmişti. Ve karşınızda, Blur 21, yedi albüm, üç DVD ve beş buçuk saatlik nadir görüntü ve ses kayıtlarının da olduğu beklenen box set. Vinil plakların varlığı bize grubun tarihini düşünmek için mükemmel bir olanak sunuyor. Genişliği ve karmaşıklığı ile box aslında bize çok basit bir hikaye anlatıyor: Blur, dudak uçuklatan sayıda farklı şeyi çok çok iyi yapan bir grup.

Sabırlı olun, çünkü yolculuğumuza en baştan başlayacağız. 1991 tarihli çıkış albümleri Leisure çıkış için pek de başarılı bir albüm değildi. Melodik bir hediye olarak sunulan albüm Syd Barrett’a olan takıntılarına da bir gönderme niteliğindeydi. Bu durum gelecek deneyimlemelerinin (‘’Sing’’) de tohumlarını atmıştır diyebiliriz. Fakat bu çalışma daha çok kimliğini arayan bir grubun ürünüdür. Londra etiketli Food Ltd. ile anlaşmadan önce Seymour adıyla anılan grup, 80lerin sonunda kaotik canlı performanslarıyla hafif hafif duyulmaya başlayan bir art-punk dörtlüsüydü. Bu anarşik enerji Leisure’daki en önemli eksikti fakat aynı zamanda albüm Seymour’un ilk demoları da dahil olmak üzere box set’in nadir bulunanlarının ilk diskini oluşturmaktadır.

1992’de Blur harekete geçti ve altındaki nedenler ise kötü bir idari kontratla gelen hatrı sayılır bir borç; eleştirisel ve ticari bir hayal kırıklığı; grup içi çatışma ve bunların da ötesinde, grunge akımıydı. Aynı sene Blur, Kuzey Amerika’yı ikinci defa turladı. Saçma, hoşnutsuz bir biçimde mırıldanılan şarkı sözleri ve gürültülü gitarlar Nevermind sonrasının dünyasında bir sene içinde yeni ‘normal’ olmuştu. 1999’daki bir röportajında Albarn o dönemi şöyle hatırlıyor: ‘’İngiltere’de yapılan hiçbir şey değerlendirmeye alınmıyordu ve bu bizi çok sinirlendiriyordu. Biz de İngiliz referansları ve kültürel ikonlarını kullanarak olabildiğince İngiliz bir albüm yapmaya karar verdik.’’ Burada 1993 senesinin çığır açan albümlerinden olan Modern Life Is Rubbish ile olan ironi göze çarpıyor. Albüm her ne kadar Amerika’da büyük yankı uyandırmasa da Nevermind’ın sert ve tabuları yıkan ruhuna sahip oldukları kabul edildi. Albarn’ın o zamana göre yeni olan açıkça anlatma kabiliyeti aslında punk isyanının açık bir göstergesi, statükonun alaycı bir şekilde reddedilişiydi.

Leisure ve Modern Life Is Rubbish arasındaki sanatsal sıçrama tahmin edilenden daha büyüktü. Albüm adı, sound’u ve içeriğiyle belli bir ifadeye bağlı bir çalışmaydı. ‘’O bir 20. yüzyıl erkeğiydi…’’ kadar dramatik ‘bir varmış bir yokmuş’ cümlesiyle açılış yapan ve The Kinks’ten, The Who’ya ve T. Rex’e kadar uzanan İngiliz gitar pop kökeninden yararlanan bir albüm hakkında daha ne söylenebilir ki? Blur, bu düşünceleri bir sonraki albümlerinde geliştirip kullansa da Modern Life, Thatcher sonrası İngiltere’nin iyi gözlemlenmiş keskin gerçeklerini gözler önüne seren önemli bir albüm olarak kalacaktır. Modern Life’ın hiçbiri ağdalı ve gösterişli olmayan düşünceleri müziklerinin önüne geçmese de onları ‘düşüncelerin grubu’ (band of ideas) yapmaya yetti.

Parklife ise bu dönemin başyapıtı, Britpop’un tanımlayıcı eseridir. Albüm ilk bakışta vatanseverlik sloganı yapan milliyetçi bir ruha sahip gibi görünebilir. Fakat yakından incelendiğinde çok özel ulusal bir kırgınlığın detaylı bir dökümanı olduğunu anlayabilirsiniz. Hayallerin materyalizm, boyun eğme ve rutinlerle bastırıldığı modern bir dünyayı anlatır Parklife mizah, şefkat ve nostaljiyi kullanarak. Hatta konformist bir dünyada uzay çağının bile artık parıltısını yitirdiğine inanırlar. Albarn’ın sözü sanırım anlatmak istediğimi daha iyi özetleyecektir: ‘’ Yüzyılın sonu, önemli bir şey değil.’’

Milyonlar satan ve Brit-Award’u silip süpüren Parklife’ın diğer bir özelliği ise Blur’u gerçek popstar kategorisine sokmasıydı. Bu yeni rolün grubun bütün üyeleri tarafından aynı ölçüde benimsendiğini söylemek ise pek de mümkün değil. Basçı Alex James 1994 yılını hatırladığında 18 ay boyunca günde iki şişe şampanya içerek başarılarını kutladığını belirtirken; Coxon ondan daha fazla içtiğini fakat bunun pek de yaşam sevincinden olmadığını hatta grubun bu başarısından rahatsızlık duyduğunu dile getiriyor. 1995 çıkışlı The Great Escape, Parklife’ın ses getiren başarısının arasında beklenmedik ve özel bir çabayla yaratılan dördüncü Blur albümüdür. Grubun bugüne kadarki en pop albümü olarak da bilinen Escape’in en değerli şarkısı zekice yapılmış Pulp tınılı ‘’The Universal’’, grubun tam da o dönemde içinde bulunduğu zevk alamama durumunu (anhedonia) keşif niteliğinde bir parçaydı. Coxon bu süreçte biraz daha geri plana çekilerek zihinlerde acaba gruptan ayrılacak mı sorularını uyandırdı. Fakat düşünülen olmadı ve Coxon grubun bugüne kadarki en büyük müzik icadına imza attı.

‘’Death of a Party’’( ilk Gorillaz-Blur ortak çalışması), 1997’de yayınladıkları Blur’un en çok bilinen şarkısının ismiydi. Bir anda ve aşırı derecede gelen şöhretin yükü bazı grupları dağıtmaz belki ama onları bilinmeyen yerlere sürükler. Blur’un da bir kısmı grubun gönüllü sürgüne gittikleri İzlanda’da kaydedildi. Buna 1995’in mahmurluğu da diyebiliriz. Blur’un sound’u altı gün ayık kalmışsın ve sonra bir anda aynadaki görüntünle karşılaşmışsın gibiydi. Kariyerlerinde intihar noktasına geldikleri düşünülen bir zamanda, her nasılsa, albüm uluslar arası bir başarı yakaladı ve grubu Amerika’da patlattı. Evet tahminleriniz doğru, bu ‘Song 2’ nun albümü!

Blur’un 90’ların ortasında Pavement’ı (American indie rock grubu) keşfetmesi Bob Dylan’ın 70’lerde İsa’yı keşfetmesi gibi bir şeydi. Grubun geçirdiği transformasyon o kadar eksiksiz, aşikar ve zorluydu ki fanların bunu hazmetmesi o kadar da kolay olmayacaktı. Coxon uzun bir süre boyunca American indie rock’ı grup arkadaşlarına bir misyoner edasıyla aşılamaya çalışıyordu. Şöhretten yorulmuş ve farklı bir yön arayan grup sonunda Coxon’ı dinlemeye karar verdi. Blur’u Coxon’ın kaydı olarak düşünmek durumu fazla basitleştirmek olur ama albüm aynı zamanda Coxon’ın yazıp söylediği ilk şarkı olan ‘‘You’re So Great’’i de içinde barındırıyor.

Blur’un yakasını bir türlü bırakmayan gerginlik Coxon ve Albarn arasındaki çekişmeden kaynaklanıyordu. Baterist Dave Rowntree’nin box set’e konulan notlarından bir alıntı bu durumu gözler önüne seriyor. ‘’Graham (Coxon) sürekli olarak kimsenin dinlemek istemeyeceği bir albüm yapmaktan söz ederdi. Fakat bunu Damon’ın (Albarn) olduğu bir grupta yapamazsınız.’’ İkinci başyapıtları, 13, Albarn ve Coxon’ın birbirine ters düşen hassasiyetlerinin doruk noktasına ulaştığı bir çalışmaydı aynı zamanda. İkisi de acı çekiyordu. Coxon depresyondaydı ve grubun diğer üyeleriyle arası hala açıktı öte yandan Albarn, Justine Frischmann (Elastica) ile olan uzun süreli birlikteliğini noktalamıştı. Coxon kişisel dokunaklı hislerini Blur’un müziğine uyarlamayı biliyordu. Vokallerinde kendisinin bulunduğu ‘’You’re So Great’’ ve 13’ün ‘’Coffee and TV’’ parçasında içki problemini anlatırken yine 13 albümünde Albarn’ı da kendi hayatını anlatan şarkı sözleri yazmaya teşvik etmişti. Albarn duygularını karakter şarkılarıyla ifade eden biriydi fakat 13’teki şarkılarıyla duygularının üstündeki koruyucu kılıfı çıkarıp attığını görüyoruz. ‘’No Distance Left to Run’’daki “I hope you’re with someone who makes you feel safe in your sleep” (Umarım seni uyurken güvende hissettiren biriyle birliktesindir) cümlesi Albarn’daki değişikliği özetlemeye yetecektir. Özetle 13, grubun çözülmeye başladığı dönemde ortaya çıkan beklenmedik derecede güzel pop şarkılarından oluşan bir Blur albümü olarak hafızalara kazındı.

Zaman geçtikçe, 13 daha kesin bir ifade olarak benimsenirken 2003’ün Tink Tank’i ise onun yanında basit bir dipnot gibi kaldı. İlk Gorillaz kaydından sonra Fas’ta kaydedilen albüm, geçmişe bakıldığında Coxon’ın gidişinin etkisiyle yapım aşamasında en çok acı çekilen kayıt oldu demek pek de yanlış olmaz. (Coxon sadece tek bir parçada gruba eşlik ediyor, kasvetli ‘’Battery in Your Leg’’) ‘’Out of Time’’ ve ‘’Sweet Song’’ gibi başarılı şarkılara da sahip olan albüm yine de 10 sene önceki başarısının yanına yaklaşamadı. Box set’teki liner notes (setteki bilgilendirici notlar) kısmında James, Tink Tank turnesini hatırlıyor ve çok doğru bir açıklamada bulunuyor: ‘’Coxon’ın yaptığını yapması için en az dört insan bulmamız gerekti. İki arka vokal, yeni bir gitarist, ve bir baş gitarist. Ve bir de vurmalı çalgı sanatçısı.’’ Şimdi grup, geçici olarak, güçsüz ve kibirli bir şekilde, yeniden bir araya gelmişti. Artık Blur bu dört insanın alaşımından oluşan bir gruptu.

Dikkate değer bütün box setlerde olduğu gibi nadir bulunanlar bölümünde de bilgilendirici ve kıymetli demolar ( ‘’Beetlebum’’ın ilk demosu; hafife alınmış ve bir o kadar da ilginç 1992 demosu ‘’Popscene’’), çok sayıda küstahça diyebileceğimiz kullan-atlar ( ‘’Maggie-May’in Seymour dönemindeki coverı; ‘’Sir Elton John’s Cock’’ adında bir orkestral pop parçası) ve hiçbir zaman tatmin olmayan inatçıların mızmızlandığı hatalar ( ‘’1992’’nin Leisure dönemindeki kaydı; ‘’Song 2’’nun mid-tempo demosu). Ayrıca box set’te iki farklı masalı anlatan iki canlı performansın DVD’si de bulunuyor. İlki Ekim 1994’te Kuzey Londra’daki Alexandra Palace’ta verdikleri konserin tamamından oluşuyor. Beş yıl sonra, grup Wembley Arena’da 20 tane single’larını kronolojik sırayla çalarken bizlere sunuluyor.

Eğer size düz bir yol gerekiyorsa bir de bu hikayeyi deneyin: Blur duyguların zaferidir. Kariyerlerinin ilk yarısını kendi hislerinden uzakta modern karakterler yaratmaya çalışarak harcayan grup diğer yarısında ise özlerine dönüp duygularını açığa vurma yolunu seçtiler. Bu çizebileceğiniz tek düz yol; neden seçmek zorunda kalasınız ki? Modern hayat şampanyalar ve akşamdan kalmalarla dolu. Blur da öyle.

Haber: Pitchfork

Hazırlayan: Begüm Gönlüşen

Kaynak: Radyo Eksen

Müslüm Gürses “Melek gibi adam”

Bayan Arıza tarafından Mart - 4 - 2013 zamanında yazılmıştır.

Müslüm Gürses'i Nebil Özgentürk'ün hazırlayıp sunduğu "Bir Yudum İnsan" isimli programda sevdim. O güne dek icra ettiği müziği sevmez ve arabesk olan hiçbir şeyle ilgilenmezdim. Özellikle sağda solda hayranlarının kendilerine yaptıkları işkencelere dair şeyleri okuyunca iyice hoşlanmaz olmuş ve önyargıyla dolmuştum.

Gece yarısıydı, uykum kaçmıştı ve TV kanalları arasında rastgele gezerken "Bir Yudum İnsan" isimli programa rastlamış ve her nedense programı baştan sona hayretler içerisinde izlemiştim. Çünkü Müslüm Gürses'in -hayranlarının dediği üzere Müslüm Baba'nın- üzerine basa basa söylediği yegâne sözcük "sevgi" idi. Ne aslında şiddet yanlısı biri, ne de boş bir adamdı; O sadece sevgi adamıydı. Alay konusu olan o ağır aksak konuşmasının sebebini de geçirmiş olduğu beyin ameliyatları olduğunu öğrenince daha da üzülmüş, eşine verdiği değeri görünce, ettiği o harika lafları duyunca kendimden utanmıştım.

Sonrasında kendisiyle ilgilenmiş, hayatını araştırmış ve kendisine saygı duymakla beraber diskografisini de incelemeye başlamıştım. Hatta üstüne üstlük bir de Murathan Mungan’ın sözlerini yazdığı ve tamamı yabancı şarkıların cover’larından oluşan "Aşk Tesadüfleri Sever" albümünü almıştım.

O'na dair birkaç bilgi paylaşmak isterim:

Gerçek adı Müslüm Akbaş. 1953'te Urfa’nın Halfeti ilçesinin Fıstıközü köyünde doğmuş. Babası Mehmet Akbaş, annesi Emine Akbaş’tı. Zeyno ve Ahmet isimlerinde iki kardeşi olan Gürses’in babası çiftçilikle uğraşıyordu ve bağlama çalıyordu. İlkokuldan mezun olduktan sonra 14 yaşındayken Adana Aile Çay Bahçesi’nde düzenlenen yarışmaya katıldı ve birinci oldu. Sesiyle küçük yaşlarda dikkat çeken Gürses kendisiyle yapılan bir röportajda o dönemle ilgili olarak şunları söyleyecekti:

"İlkokulu bitirdim. Gerisi yok. Adana'da damda yatarken uzun hava okudum. Arkadaşım halkevine gidiyordu. Ben de gittim. Derken Çukurova Radyosu'nda sanatçı oldum."

1968 yılında albüm yapmak için İstanbul’a gelen şarkıcının "Emmioğlu/Ovada Taşa Basma" isimli plağı üç yüz bin satış yaparak o dönem için büyük başarı kaydetti. Gün geçtikçe tanınan Gürses, şöhretinin ilk yıllarında çıktığı Anadolu turnesi sırasında büyük bir kaza geçirdi. Alın kemiği kırılan sanatçı yaşadıklarını daha sonra şu şekilde dile getirecekti:

"O kazada şoför öldü… Beni de öldü sanmışlar zaten… Sonra alıp hastaneye götürmüşler… Ben ölümü yaşadım aslında… Bana göre yeniden hayata dönmüş olmam, Allah’ın bir lütfudur. Alın kemiğim un ufak olduğu için en küçük bir darbede ölebilir ya da kör kalabilirim… Ameliyatta alnıma beynimi koruyacak plaka gibi bir şey taktılar… O korkunç kazadan sonra koku alma duyumu yitirdim… Hiçbir kokuyu alamıyorum ne yazık ki şimdi… Çok kuvvetli parfümler ispirto kokusu veriyor bana… Ayrıca işitme duyumu da yüzde elli yitirdim… Çok ağır işitirim… Neyse, buna da şükür, yaşıyoruz işte…"

Kaza sonrası çıkardığı "Özür diliyorum senden", "İsyankâr", "Ben insan değil miyim" gibi albümlerle çıkışını sürdüren sanatçı, arabesk türünde en çok ilgi gören isimlerden biri oldu.

1979 yılında ilk defa "İsyankâr" filmiyle kamera karşısına geçen Gürses, birçok uzun metrajlı filmde daha hayranlarıyla buluşacaktı.

Çocukluğunda hiçbir filmini kaçırmadığı ve büyük bir hayranlık duyduğu sinema oyuncusu Muhterem Nur’la 1982’de çıktığı Malatya turnesi sırasında karşılaşan şarkıcı, 1985 yılında Nur’la hayatını birleştirdi.

90’lı yılların başında gördüğü büyük ilgi üzerine ortaya çıkan ve Müslümcüler olarak anılan büyük bir fanatik kitlesi şarkıcının konserlerinde kendilerine zarar vermeye başladılar. Müslüm Gürses şarkılarındaki yalnızlık, hayata duyulan öfke ve ayrılık acısı gibi temaların dinleyicisinde yarattığı bu etki giderek bir fenomen halini almıştı. Şarkıcının zaman zaman yaptığı uyarılara rağmen konserlerinde birçok dinleyicisi jilet kullanarak vücuduna zarar veriyordu. Arabeskin içinde bir alt kültür olarak kendini var eden bu durum, Gürses şarkılarına olan ilgiyi körüklüyordu.

90’lı yılların sonlarına doğru şarkıcının konserlerinde gerçekleşen ve ayini andıran bu görüntüler toplumun birçok kesiminden büyük tepki almaya başlamıştı. Gürses, o dönemde çıkardığı albümlerle de eski ilgiyi göremedi ve lüks bir teknenin güvertesinde çekimini gerçekleştirdiği klibi hayranlarının büyük tepki göstermesine neden oldu. Zira dinleyici kitlesi genel olarak kente uyum sağlayamayan, ikinci sınıf insan muamelesi gördüğünü düşünen varoşlardan oluşuyordu. Dolayısıyla bu durum hayranlarında çelişki yaratmıştı. Müslüm Gürses’in o dönemde 15 yıl boyunca albümlerini çıkardığı Elanor plak firmasıyla da yolları ayrıldı.

Az konuşan ve ekranlarda pek fazla görünmeyen sanatçı zaman içinde medyada daha fazla yer almaya başladı. Bu değişim rüzgarları Gürses’in müzisyen kimliğine de yansıyacaktı. Nilüfer’in "Olmadı Yar" isimli şarkısını yorumlayarak bu değişimin ilk sinyallerini veren şarkıcı, Teoman’ın "Paramparça" ve Tarkan’ın "İkimizin Yerine" adlı çalışmalarını da seslendirdi. Gürses kendisini eleştirenlerle ilgili olarak da şu yorumda bulundu:

"Son günlerde bir de arabesk mevzularında "değişime uğradı" gibi görüşler türedi! Biz değişmedik… Özümüzde aynıyız… Ufak tefek alt yapı hadisesinde farklılık göründüyse de biz özümüzü muhafaza ediyoruz. Müsterih olsunlar, bir yere kaybolmadık. Tarzımızdan uzaklaşmak gibi bir gayretimiz, çabamız olmadı, olmaz da. Biz o pop şarkıları kendimize has bir şekilde okuyoruz. Herkes müsterih olsun."

Müslüm Gürses’in, 2006’da yazar Murathan Mungan’la ortak projesi “Aşk Tesadüfleri Sever” müzik marketlerdeki yerini aldı. Mungan’ın sözlerini yazdığı, David Bowie’den Garbage’a, Leonard Cohen’den Jane Birkin’e birçok yabancı müzisyenin bestesini yaptığı şarkıları seslendiren Gürses yine çok konuşuldu.

Yani ben bu adamı çok sevdim, öyle böyle değil. O iyi niyetini, o sevgi dolu adamı, çocuk ruhlu adamı çok sevdim.

Sağda solda "öldü", "yoo aslında ölmedi" haberleri dönüp duruyor. Bu dünyadan terk-i diyar etmiş olsa da ölmemiştir ve ölmeyecektir. Sevenleri O'nu unutmayacaktır. Mekânı cennet olsun. Allah rahmet eylesin.

Selah Sue

Bayan Arıza tarafından Mayıs - 5 - 2012 zamanında yazılmıştır.

Son yıllarda duyduğum en iyi sese sahip bu hatun kişi Belçika doğumlu cici bir kız. Evet "cici kız" diyorum çünkü kendisi 1989 doğumlu genç bir yetenek. Gerçek adı "Sanne Putseys".

"Soul ve reggea müziğinin yeni kraliçesi" diyorlar O'nun için. Selah Sue'nun müziği daha çok soul ve funk müziği çağrıştırıyor benim üzerimde. Amy Winehouse sevenler bu hatunu daha da çok seveceklerdir kesin. Hatta Amy Winehouse'un müziğini sevmeyenler bile bu hatunun müziğini seveceklerdir, iddia ediyorum.

One Love Festival sayesinde canlı kanlı izleme şansımız da olacak. Garanti Caz Yeşili kapsamında Babylon'a geldiğinde kaçırmıştım. Bu geç keşif için kendime kızıyorum.

Albümü muhteşem. Beste yapıyor, gitar çalıyor, şarkı söylüyor. Şarkı söylerken şekilden şekile giriyor, dudaklarını büzüyor, dans ediyor. Jennifer Aniston'a da benzetiyorum kendisini her nedense:)

Albümü çok sevdim, dikkatimi çekenler; daha önceden de tanıyıp sevdiğim "Raggamuffin", "Fyah Fyah", bunun dışında "This World", "Peace of Mind", "Crazy Vibes", özetle hepsi şahane.

Albümü kendisiyle aynı ismi taşıyor ve 2011'de çıktı.

Single'ları ise şöyle:

2010 "Raggamuffin"           "Crazy Vibes"           "This World"

2011 "Summertime"           "Zanna"

Bunlar da EP'leri:

Black Part Love (2008) Raggamuffin (2010)

One Love Festival'in bu yıl ki tanıtımında "Selah Sue" yu şöyle anlatmışlar:

Soul ve reggae müziğin yeni nesil temsilcilerinden Belçikalı yıldız Selah Sue, sınırları olmayan bir jenerasyonun müziğine ait olan, gerçek bir başarı hikayesi! İlk albümünü Efes Pilsen One Love’da geçtiğimiz yaz sahne alan yeni nesil hip hop yeteneklerinden NNeka’nın prodüktörlüğünde hazırlayan Selah Sue’nun albümü Mart 2011’de Because Records tarafından yayınladı. Albümü ile sadece Belçika’da 400.000’i geçen bir satış grafiği yakalayan Selah Sue, “Raggamuffin” ve “Crazy Vibes” gibi sevilen hitlerinin yanı sıra performanslarında Erykah Badu, Adele ve The Zutons gibi isimlerini de cover’lıyor. Sanatçı şimdiye kadar Lowlands, Sziget, Pukkelpop ve North Sea Jazz Festival gibi önemli yurtdışı festivallerde performans gösterdi. 2011 senesinde European Border Breakers ödülünü kazanan Selah Sue, ödülün verildiği Eurosonic konferansının katılımcıları tarafından EBBA Public Choice ödülüne de layık görüldü.

Rahat uyu Kurt, seni her zaman seveceğim…

Bayan Arıza tarafından Nisan - 5 - 2012 zamanında yazılmıştır.
Hangimiz kusursusuz Dayanamadım gittim İçimdeki yırtılan ince zar sesine Kayıp düştüm…

Kim ulen bu Seether?

Bayan Arıza tarafından Şubat - 23 - 2012 zamanında yazılmıştır.

En sevdiğim grupların başında gelen, tüm albümlerini yalayıp yuttuğum, konser biletini çıktığı gün aldığım  ve o günden beri günleri saydığım SEETHER konserine gerçekten de az bir süre kaldı. 17 Mart Cumartesi gecesi Shaun Morgan'ın muhteşem sesini canlı canlı duymak üzere Babylon'da hazır ve nazır olacağım. Babylon yıkılacak o gün kesin:) Bol gürültülü ve grunge ruhlu bir gün olacak. Tam da böyle zamanı kovalarken vikipedia'dan copy-paste moduna giriyor ve "Kim ulen bu Seether?" sorularına cevap veriyorum.

Seether, 1999 yılında Pretoria, Güney Afrika'da kurulan bir postgrunge/alternatif metal grubudur. Şu an Wind-up Records ile çalışan grup, aslen Saron Gas ismiyle bilinirdi ve Güney Afrika'da Musketeer Records ile çalışırdı. İsimlerini 2002'de değiştiren grup, ardından ilk albümleri olan Disclaimer'i yayınladı.

Kuruldukları yer; Pretoria, Güney Afrika Tür; Post-grunge Alternatif metal Aktif yılları; 1999–sonrası Çalıştığı şirketler; Wind-Up, Musketeer İlişkili eylemler; Three Days Grace, Breaking Benjamin, Evanescence, Red, Staind, Static-X, Dark, New Day, Nickelback Üyeler; Shaun Morgan Dale Stewart John Humphrey

Başlangıç, Fragile, Disclaimer (1999–2002)

Johannesburg'da başlayan Saron Gas, ilk günlerinde partiler, gece kulüpleri, üniversite kampüsleri gibi küçük yerlerde çalıyordu. İlk albümü Fragile'i 2000 yılında Musketeer Records ile çıkardı. Grubun başarısı üzerine, grup ilgi aldı ve Wind-up Records'un onlarla çalışmak isteği sonucunda grup ismini Seether olarak değiştirdi.

Başarı ve Disclaimer (2002-2004)

Disclaimer yayınlandıktan sonra, grup satışlarını arttırma ve tanınma için bir non-stop tur güzergahında ilerledi. Tur tamamlandıktan sonra grubun amacı, ikinci kayıtlarını yapıp, yeni bir albüm yayınlamak istedi. Fakat kayıt Evanescence kararından dolayı iptal edildi. Amy Lee ile Shaun Morgan arasında tomurcuklanan bir romantizmden sonra Broken yayınlandı. 2004 yılında The Punisher için Sold Me adlı bir şarkı soundtrack bölümünde yer aldı. Bu şarkı ile özellikle ABD, İngiltere ve Avusturalya'da büyük ses getirdi. Disclaimer II şarkılarının çoğu orjinal albümün remixi veya alternate versiyonu 2004 sonlarında yayınlandı, hem de ekstra sekiz parça daha kullanıldı.

Karma and Effect, One Cold Night (2005-2006)

2005'te grup Karma and Effect'i yayınladı. Albümün orjinal ismi "Catering for Cowards" olmasına rağmen, sonradan değiştirildi. Karma and Effect, ABD Billboard 200 listelerinde 8. sıraya ulaştı ve Kanada'da altın plak aldı. Bu albüm 3 single ile başarıya ulaştı: Remedy, Truth ve The Gift. Remedy, ABD Mainstream Rock Charts'da 1. sıraya ulaşmasıyla beraber, grubun 1 numaralı single'ı oldu. Seether, akustik CD/DVD albümü olan One Cold Night'ı 22 Şubat 2006'da yayınladı.

Gitarist kaybı, rehabilitasyon (2006)

16 Haziran 2006 günü grubun gitaristi Pat Callahan grubu terk etmeyi seçmişti ki, bu da Seether'in resmi sitesi aracılığıyla duyuruldu. Callahan'ın gruptan ayrılma nedeni tam olarak bilinmemektedir. Shaun Morgan alkolizme kapıldı ve rehabilitasyon görmeye başladı, böylece de Staind ve Three Days Grace'yle turne iptal edildi.

Finding Beauty in Negative Spaces (2007-2010)

Solist Shaun Morgan daha öncekilerden farklı bir albüm olacağını iddia etti. Aslen Ağustos'da çıkacak albüm Morgan'ın kardeşi Eugene Welgemoed'in intihar etmesiyle geciktirildi. Albüm sonunda Ekim'in 23'ünde raflardaki yerini buldu. Albüm ABD Billboard 200 albüm listelerinde 9 numaraya oturdu ve ilk haftasında 57.000 kopya sattı. İlk single "Fake It" hem listelerinde en az 9 hafta kalan hem de ABD Mainstream Rock Charts ve Modern Rock Charts'da en üst konuma ulaşandı. Bu şarkı aynı zamanda WWE'nin No Way Out 2008'inde tema oldu.

Fake It'in başarısından sonra ikinci single Rise Above This yayınlandı ve Modern Rock Charts'da 1. sıraya yerleşti. Bu albümde son single olan Breakdown 23 Ekim olarak planlanan çıkış gününden biraz atarak 12 Kasım 2008 tarihinde yayınlandı.

Seether 15 Şubat 2008'de Dark New Day'ın gitaristi olan Troy McLawhorn ile albüme destek veren bir tur başlattı. McLawhorn, daha önce The Open Door turnesinin son ayağında Evanescence yerine gitaristlik yaptı. Turda grup, aynı sahneyi Three Days Grace, Finger Eleven, Breaking Benjamin, 3 Doors Down, Skillet, Red, Papa Roach, Flyleaf, Econoline Crush ve Staind ile paylaştı. Başarılı turdan sonra Troy McLawhorn resmi olarak grubun gitaristi oldu.

Seether South Africa Music Awards'da "Best Rock: English" kategorisinde Finding Beauty in Negative Spaces albümüyle kazandı. Bu da onların ilk MTV Africa Music Award ödülü olmakla beraber, ödülü aldıkları alan da "Best Alternative Artist" oldu.

2009 başlarında No Shelter başlıklı bir şarkı resmi NCIS Official TV Soundtrack'ta yer aldı.

Wind-Up, Seether'den Sevgililer Günü için bir şarkı istedi (bu bir şakaydı) ve Seether, bir anda 80'ler pop'a dönüş yaptı. Böylece Careless Whisper ortaya çıktı. Wham!'ın şarkısı olan Careless Whisper'e Seether cover'ı çok tuttu ve indirilebilir hale geldi.

Nisan 2009'a kadar Seether, Nickelback'ın Dark Horse albümünün turnesinde onlara destek oldu. Shaun ve Dale bir USA turu kapsamında Amerikan birlikleri oynamak için (Japonya'da bir konser de dahil olmak üzere) 2009 yılının kalan döneminde bir kerelik gösterilen bir dizide rol aldı. Aynı zamanda 2009 yılında Chippewa Valley Music Festival ve Quebec City Festival'de yer aldı.

Holding Onto Strings Better Left To Fray (2011)

Birkaç ay prodüktör Brendan O'Brien ile Nasville, Tennessee yakınlarında yaklaşan albüm için müzik kaydı amacıyla anlaştı. Ağustos 2010'da grubun davulcusu John Humphrey, Seether grubunun yeni albümünün tamamlandığını müjdeledi. Bu albüm büyük olasılıkla Ocak 2011'de piyasaya sürülecekti. Humphrey aynı zamanda bu işin grubun en iyi işi olduğunu belirterek, "genellikle melodik, zaman zaman güçlü ve ağır" olduğunu söyledi.

2010 Eylül ayında Johnny Dare'nin röportajında, Shaun Morgan yeni albümün bitmiş olduğunu teyit etti. Yalnızca, yeni albümün 2010'a yetişemeyeceğini söyledi. 4 Eylül 2010 günü, DuQuoin-IL Devlet Fuarı'nda yeni şarkısı olan "No Resolution"u sunmuştur. Grubun gitaristi Troy McLawhorn ve davulcu John Humphrey, Planet 1051 radyosuna 3 Ocak 2011 tarihinde verdiği son görüşmede Holding On to Strings Better Left To Fray adlı yeni bir albümün piyasaya sürüleceğini doğruladı. İlk single "Country Song" ABD'de 8 Mart'ta ve İngiltere'de 4 Nisan'da piyasaya sürüldü fakat yeni albüm Mayıs 17'de raflardaki yerini buldu. 8 Mart'ta ise çıkar çatışması nedeniyle Troy McLawhorn'un gruptan resmen ayrıldığını Twitter üzerinden duyurdu.

25 Mayıs 2011'de Seether Holding On to Strings Better Left To Fray albümüyle ABD Billboard 200 listelerinde şimdiye kadar en yüksek konuma ulaştığı bildirildi. (Albüm 2.sıraya yerleşmiştir.) Ayrıca albüm, US Rock Albums, US Alternative Albums ve US Hard Rock Album Charts'ta 1. sıraya oturmayı başardı. Daha önce en yüksek konumlarını 2005 yılında Karma and Effect albümleriyle bulan grup, 8. sıraya ulaşarak 82,000 rekor satış elde etmişti.

Grup Üyeleri

Bugünkü grup üyeleri: Shaun Morgan – Vokal, elektro-gitar (2000 ve sonrası), Dale Stewart – Back-vokal, bass gitar (2000 ve sonrası), John Humphrey – davul (2004 ve sonrası)

Önceki grup üyeleri: Dave Cohoe – davul, back-vokal (2000 – 2002), Nick Oshiro – davul (2002 – 2003), Pat Callahan – elektro-gitar (2002 – 2006), Troy McLawhorn – elektro-gitar, back-vokal (2008 – 2011)

Albümler:

Fragile – (2000 – Saron Gas), Disclaimer – (2002), Disclaimer II – (2004), Karma and Effect – (2005), One Cold Night – (2006), Finding Beauty In Negative Spaces – (2007), Holding On to Strings Much Better Left to Fray – (2011)

Demolar:

"Saron Gas 2 Track Demo", "Saron Gas 4 Track Demo", "Tied My Hands" (Saron Gas)

Single'lar:

"Fine Again", "Driven Under", "Gasoline", "Broken", "Remedy", "Truth", "The Gift", "Fake It", "Rise Above This", "Breakdown", "Careless Whisper", "Country Song" ve yeni gelen "Tonight"

Cover'lar:

"His Way, Our Way" (Frank Sinatra), "Immortality" (Pearl Jam), "Careless Whisper" (Wham! coveri olmasına rağmen, müziği Seether'e aittir.)

Soundtrack'lar:

The Punisher: The Album, Daredevil: The Album, NCIS Soundtrack

http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Seether&oldid=10682085 adresinden alındı.  

Göksel “Bende Bi’Aşk Var”

Bayan Arıza tarafından Şubat - 23 - 2012 zamanında yazılmıştır.

Yurdumdan çıkan en güzel şeylerden biri olan Göksel yeni albümünü geçtiğimiz günlerde çıkardı. Ezelden beridir takipçisi olduğum, müthiş şarkı sözü yazan ve elbette müthiş bestelere imza atan bu hatun yine harika bir iş çıkarmış ortaya.

İlk videoyu da albümün açılış şarkısı olan "Acıyor"a çekti. Albümün prodüktörü Ozan Çolakoğlu.

Göksel, yine aşkı ve yalnızlığı ustalıkla paylaşıyor besteleriyle. Hayata karşı hislerini anlattığını söylediği bu albümünde albüm hazırlığı sırasında yaşadığı boşanma sürecinin işaretçiklerini de görmek mümkün. Pek sevdiğim bu hatunun son albümündeki şarkılar şöyle sıralanıyor:

01. Acıyor 02. Aşkın Yalanmış 03. Rüzgar 04. Uzaktan 05. Aşk Bitti 06. Unuttun mu Sahi 07. Sarhoş 08. Gidemiyorum 09. Yalnız Kuş 10. Yarım Kalan Şarkı

Kurt Cobain 45 Yaşında

Bayan Arıza tarafından Şubat - 21 - 2012 zamanında yazılmıştır.

Bazılarına göre indie estetiğine tars düşen “Bleach” albümü bağımsız plak şirketi Sub Pop’tan 1989 yılında yayınlandığında Kurt Cobain “generation x” kuşağının bayrağını taşıyacak isim olacağını bilmiyor olabilirdi. 600$’a kaydedilen bu albüm mütevazi bir şekilde 40.000 kopya sattı, yeni albümer için anlaşmalar ve yeterli miktarlarda ün getirdi. Kurt ve Krist Novoselic’le beraber Nirvana’yı kurdu, 1990 yılında Melvins’ten Buzz Osborne Dave Grohl’u onlarla tanıştırdı.

Grunge 3′lüsü beraber, “Nevermind” ve “In Utero” albümlerini DGC Records’tan yayınladı. 1992 yılının Ocak ayında Nirvana’nın “Nevermind” albümü Michael Jackson’un “Dangerous” albümünün rekorunu kırdı ve en çok satan albümler listesinde 1 numara oldu. Cobain 24 Şubat 1992′de Courtney Love’la Hawaii’de evlendi. 18 Ağustos 1992′de ikilinin Frances Bean adında bir kızları oldu.

Nirvana’nın 1994 yılı başında yaptığı Avrupa turnesinden sonra Kurt Roma’da ilk kez intahara teşebbüs etti. Aynı yıl 7 Nisan’da  Nirvana Lollapalooza müzik festival listesinden çıkarıldı ve grubun dağıldığına dair söylentiler yayıldı. Cobain 8 Nisan’da Seattle’daki evinde ölü bulundu.

Cobain’in tüm sanatsal çabaları, uyuşturucu ile mücadelesi, depresyon ve hastalıkla olan savaşını kaybettiği intaharı, yaptığı diğer birçok şey gibi dünya çapında merak uyandıran bir konu olarak kalmıştır.

18 yıl önce kaybettiğimiz sanatçı bugün yaşasaydı 45 yaşında olacaktı.

Kaynak: Radyo Eksen

Herbie Hancock

Bayan Arıza tarafından Şubat - 16 - 2012 zamanında yazılmıştır.

Cazdan çok anladığım söylenemez. Anlamaktan ziyade caz etiketli parçalar keyifli gelmez genellikle. Çok caz albümü dinlemişliğim ve çok fazla caz konserine gitmişliğim de yok. Gittiğim en güzel caz konseri e.s.t.'nindi yani İsveç'li Esbjörn Svensson Trio'nun İş Sanat'ta vermiş olduğu konserdi. Magnus Öström hayranı olduğumdan bu konser bana ekstra güzel gelmişti doğrusu. Maalesef Esbjörn Svensson'ı dalış sırasında kaybettik 14 Haziran 2008'de. Bu vesileyle kendisini rahmetle anıyor ve "toprağı bol olsun" diyorum.

Fakat ben size başka birinden bahsedeceğim. Kendisi 1940 doğumlu müthiş yaratıcı, muhteşem bir caz piyanisti ve bestecisi olan Herbie Hancock.

Herbert Jeffrey "Herbie" Hancock'un müziği, tırnak içinde diğer caz kategorisindeki müzisyenlerden çok farklı geliyor bana. Giriş cümlemde söylemiş olduğum gibi, cazdan pek anlamam, hele hele klasik caza tahammül edemem; Hancock'un müziği gibi daha bağımsız kulvarda hareket eden adamların müziğini severim. Acid caz da gayet keyif verir.

Hancock'un müziğine tek kelimeyle tapıyorum. Müziğinin içinde funk, soul, blues, fusion ve rock gibi elementleri barındırıyor ve her daim klasiğin dışına çıkmayı başaran daha armonik bir yapıya sahip.

1962 yılında ilk albümü Takin Off'u çıkardı ve o zamandan bu zamana dek 12’si Grammy olmak üzere sayısız ödülün sahibi oldu. Ayrıca 2008 yılında, 43 yıldır hiçbir caz albümünün almaya hak kazanamadığı "En İyi Albüm" kategorisinde Grammy Ödülü’nü alarak bir ilke imza attı ve aynı yıl “En İyi Çağdaş Caz Albümü”nün de sahibi oldu.

Henüz bu müthiş müzisyenin müziğiyle tanışmadıysanız hemen 1973 tarihli "Head Hunters" albümüyle başlayın ve kulaklarınızın pasını silmeye hazırlanın.

Eylül haberleri…

Bayan Arıza tarafından Eylül - 26 - 2011 zamanında yazılmıştır.

* 14-15 Ekim tarihlerinde Salon İKSV'de iki konser verecek olan Brett Anderson, ilerde grubu Suede'le yeni bir albüm kaydedeceğini söyledi.

* Geçtiğimiz ay İngiltere'de çıkan olaylarda, Liam Gallagher'ın kıyafet dükkanı Pretty Green de yağmalandı.

* Tom Waits'in yeni şarkısı Bad As Me, 23 Ağustos'ta yayınlandı.

* Coldplay'in yeni albümü Mylo Xyloto, 24 Ekim'de yayınlanacak.

* AC/DC'nin artık kendine ait bir şarap markası var. Çeşitleri ise, Back in Black Shiraz, You Shook Me All Night Long Moscato ve Highway to Hell Cabernet Sauvignon.

* Patti Smith'in otobiyografisi Just Kids'in sinema uyarlaması için çalışmalara başlandı.

Kaynak: Cnbc-e Dergi (Eylül'11 sayısı)

Ağustos haberleri…

Bayan Arıza tarafından Ağustos - 26 - 2011 zamanında yazılmıştır.

– The Black Keys, yeni albüm için stüdyoya girdi.

– Beastie Boys'un yeni single'ı, "Don't Play No Game That I Can't Win"in videosunu Spike Jonze çekti.

– Carl Barat, Paris'te gösterime girecek olan operada Roma imparatoru Neron rolünü oynayacağını söyledi.

– Kate Bush'un plak şirketi EMI, sanatçının yeni albümünü Eylül'de piyasaya süreceğini açıkladı.

– The Strokes elemanları NME'ye yeni albüm için stüdyoya girdiklerini söyledi.

– David Gilmour'un oğlu Charlie, Prens Charles ve eşini taşıyan arabaya teneke kutu attığı için tutuklandı ve 16 ay hapis cezasına çarptırıldı.

Kaynak: Cnbc-e dergi Ağustos'11 sayısı