Oscar adayı filmler !f İstanbul’la geliyor

Bayan Arıza tarafından Ocak - 24 - 2014 zamanında yazılmıştır.

13 Şubat’ta başlayacak !f İstanbul’da gösterilecek 5 film, 2014 Akademi Ödülleri’nde toplam 11 dalda adaylık kazandı. ‘Dallas Buyers Club’, ‘The Grandmaster’, ‘The Wind Rises’, ‘Cutie and the Boxer’ ve ‘The Square’, Türkiye’de ilk kez !f İstanbul’da seyirciyle buluşacak.

!f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali’nde gösterilecek 5 film, bu yılki Oscar Ödülleri’nde toplam 11 dalda adaylık kazandı.

!f İstanbul’un Digiturk Galaları bölümünde gösterilecek Dallas Buyers Club, “En İyi Film”, “En İyi Erkek Oyuncu”, “En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu”, “En İyi Özgün Senaryo”, “En İyi Kurgu”, “En İyi Makyaj” dallarında adaylık alarak, “American Hustle”, “Gravity” ve “12 Years a Slave”den sonra en çok adaylığa sahip film oldu. !f İstanbul’un açılış filmi de olacak Dallas Buyers Club, en son Altın Küre Ödülleri’nde Matthew McConaughey’e drama dalında en iyi erkek oyuncu, Jared Leto’ya da en iyi yardımcı erkek oyuncu ödüllerini kazandırarak Oscar şansını artırmıştı.

Digiturk Galaları bölümünde gösterilecek Wong Kar-Wai filmi The Grandmaster/Büyük Usta, “En İyi Görüntü Yönetmeni” ve “En İyi Kostüm Tasarımı” dallarında adaylık kazanırken, Hayao Miyazaki’nin sinemaya vedası olacağını söylediği The Wind Rises/ Rüzgâr Yükseliyor da beklendiği gibi “En İyi Canlandırma Film” dalında aday oldu.

BELGESELLER BU SENE TAM !F’LİK! Oscar yarışının öne çıkan bölümlerinden belgesel dalında ise !f İstanbul’un 2014 programından 2 film yer alıyor. Bunlardan ilki Zachary Heinzerling’nin Sundance’te Belgesel dalında yönetmenlik ödülü, Tribeca’dan da Seyirci Ödülü’nü kapan filmi Cutie and the Boxer/Genç Kız ve Boksör. Boks gibi şiddet içerikli bir sporu, son derece artistik bir biçimde resim sanatına yansıtan Ushio Shinohara ile kendisi gibi sanatçı olan eşi Noriko’nun birlikte açacakları sergiye hazırlıklarını anlatan film, şimdiden 2014’ün en ışıltılı filmlerinden biri olacak görünüyor.

Belgesel dalının bir diğer !f 2014 filmi ise, Toronto’da En İyi Belgesel Ödülü’nü alan, Uluslararası Belgesel Birliği (IDA) tarafından da yılın en iyisi seçilen The Square/Meydan. Jehane Noujaim’in yönettiği bu çarpıcı belgesel, Mısır’da yaşanan olaylarda yer alan bir grup aktivistin yaşadıklarını konu alırken, duymaya alıştığımız kanlı savaş haberlerinin, seçimlerin, protestonun arkasındaki insanlara dair portreler ve kişisel hikâyeleri paylaşıyor.

En İyi Belgesel dalının beklenen adaylıklarından The Act of Killing/Öldürme Eylemi ise Türkiye’de ilk kez ve sadece geçen yıl !f İstanbul’da gösterilmişti.

YARIŞACAK FİLMLER BELLİ OLDU Dünya sinemasının dikkat çekici genç yeteneklerini İstanbul’da buluşturan ve yeni sinemanın nabzını tutan !f İstanbul’da yarışacak filmler de belli oldu. Mehmet Günsür, Michael Hausman, Dennis Lim, Philippe Falardeau ve Christoph Terhechte’den oluşan jüri, Uluslararası Keş!f Yarışması’nda 2014’ün ilham veren yönetmenini arayacak. 12 ülkeden 9 filmin yarışacağı Keş!f’te Türkiye’yi Zeynep Dadak ve Merve Kayan’ın birlikte yazıp yönettikleri Mavi Dalga temsil ediyor.

13 ŞUBAT’TA YOLA ÇIKIYOR 3. !f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali, 13-23 Şubat 2014 tarihlerinde İstanbul’da, 27 Şubat-2 Mart 2014 tarihlerinde ise Ankara ve İzmir’de gerçekleşecek. !f İstanbul bağımsız sinemanın en iyilerini, yılın çok konuşulan ve bol ödüllü filmlerini sinemaseverlerle buluştururken, !f music partileriyle İstanbul’un eğlence hayatına alternatif olacak.

13. !f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali, 13-23 Şubat tarihleri arasında İstanbul’da Beyoğlu Cinemaximum Fitaş, İstinye Park Cinemaximum, Cinemaximum Budak; 27 Şubat-2 Mart tarihlerinde de Ankara Cinemaximum Armada ve İzmir’de ise Cinemaximum Konak Pier sinemalarında gerçekleşecek.

Festival biletleri ise 31 Ocak’ta biletix’te indirimli ön satışta

Kaynak: ntvmsnbc

Bize her gün festival!

Bayan Arıza tarafından Aralık - 1 - 2013 zamanında yazılmıştır.

Festival coşkusunun sürekli yaşanabileceği bir platform olan ‘Başka Sinema’, ‘Bize her gün festival’ sloganıyla adını duyuruyor.

 

Artık film festivallerinde kaçırdığımız veya yeniden izlemek istediğimiz filmleri izleyebilmek için yeni bir proje var.

‘Başka Sinema‘, hem festival heyecanının ve büyüsünün sürekli yaşanmasını hem de kaçırılan filmlerin yeniden gösterilmesini amaçlayan yeni bir oluşum.

Proje hakkında merak ettiklerimizi Başka Sinema Proje Direktörü İmre Tezel‘e sorduk.

İlk sormak istediğim bu projenin yaratıcıları kimler? Ve neden böyle bir oluşum yaratma ihtiyacı duydunuz?

M3 Film ve Kariyo & Ababay Vakfı isbirliğiyle hayata geçmiş bir oluşum ‘Başka Sinema’.

Proje aslında bir ihtiyaçtan doğdu. Bağımsız sinemanın daha sanat filmleri diyebileceğimiz tarafında, uluslararası ve ulusal festivallerde ödül almış filmler vizyona giremiyordu. Vizyona girdiklerinde ise çok az yer alabiliyorlardı. Bir hafta sonunda vizyondan çıkıyorlardı. Bu da seyircinin filmlere ulaşamamasına sebep oluyordu. Biz bu tip filmlerin seyirciye ulaşmasına bir olanak sağlama fikriyle yola çıktık. Böylece izleyiciler bir filmi kaçırsalar bile, tekrar nerede, ne zaman gösterileceğini bileceklerdi.

Bu projenin bir başlangıç ve bitiş tarihi var mı?

Bu sürekli bir proje. ‘Bize her gün festival’ sloganıyla yola çıkmamızdan kaynaklanan yanlış algılamalar olabiliyor. Fakat bu dönemsel bir proje veya festival değil. Şu an için sürekli devam etmesi üzerine çalışmalarımızı sürdürüyoruz.

Belli salonlarla mı çalışıyorsunuz yoksa mobil bir program mı yapılacak ilerleyen zamanlarda?

Şu anda İstanbul’da üç, Ankara’da bir salondayız. İstanbul’da Beyoğlu Sineması, Altunizade Capitol Spectrum ve Kadıköy Rexx’te, Ankara’da da Büyülü Fener Kızılay Sineması’nda gösterimlerimiz devam ediyor. Bu sinemalarla yola çıktık ama amacımız zamanla daha fazla sinemada gösterim yapmak. Bu konuyla ilgili görüşmelerimizi sürdürüyoruz. Programlar da her ayın başında belli oluyor ve duyuruluyor.

Başka Sinema projesinin festivallere olumlu veya olumsuz etkisi olur mu sizce?

Festivallerde gösterilen film sayısı ve çeşitliliğini düşünecek olursanız aslında onların çok daha farklı bir yerde olduğunu görebilirsiniz. Bu bağlamda ‘Başka Sinema’ bir başka kurum, festivallerin rakibi veya alternatifi değil. Tam aksine festivaller çok büyük destek verdi şu ana kadar bize ve desteklerini sürdürüyorlar. Bunu sosyal medya üzerinden görmek de mümkün hatta. Bu proje hem çok esnek bir yapı hem de herkese alan açan bir konsepte sahip.Yani festival heyecanı bambaşka ama ‘Başka Sinema’nın amaçlarından biri de bu heyecanın festival bitince sönmemesi.

Başka Sinema konseptine yakın farklı sanat alanlarında da projeleriniz olacak mı?

Sanırım uzun vadede biz sinemaya bağlı kalacağız. Ama bu konsept içinde ufak değişiklikler, sürpriz filmler gecesi, kısa film gecesi gibi farklılıklar yapabiliriz. Bu tip geceleri çoğaltabiliriz. ‘Başka Sinema’ etrafında bir topluluk yaratmak istiyoruz, ve yapacaklarımız sinema üzerine çalışmalar olacak.

*Başka Sinema’nın aylık programlarını ve seans bilgilerini http://www.baskasinema.com/ adresinden takip edebilirsiniz.

Kaynak: ntvmsnbc

Film festivaline başvurular başladı

Bayan Arıza tarafından Kasım - 6 - 2013 zamanında yazılmıştır.

İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından, 5-20 Nisan 2014 tarihleri arasında gerçekleştirilecek 33’üncü İstanbul Film Festivali’ne başvurular başladı.

Akbank sponsorluğundaki festivale Türkiye’den katılacak filmler için başvurular ocak ayının sonuna kadar sürecek.

Başvurular arasından belirlenecek filmler, Altın Lale Ulusal Yarışması’nda yarışacak. Bu bölümünde yer alacak filmlere jüri tarafından En İyi Film, En İyi Yönetmen, Jüri Özel Ödülü, En İyi İlk Film, En İyi Kadın Oyuncu, En İyi Erkek Oyuncu, En İyi Senaryo, En İyi Görüntü Yönetmeni, En İyi Kurgu ve En İyi Özgün Müzik dallarında ödüller verilecek. ‘Ulusal Yarışma’ kategorisinde yer alacak filmler arasından jürinin seçeceği En İyi Film’e 150 bin lira, En İyi Yönetmen’e ise 50 bin lira ödül verilecek.

Ulusal Yarışma’ya katılacak filmler arasından Onat Kutlar anısına verilecek Jüri Özel Ödülü’nü kazanacak filmin yapımcısına da Efes tarafından 30 bin dolar takdim edilecek. En İyi Kadın Oyuncu ve En İyi Erkek Oyuncu ödülleri 10 bin’er lira olacak. Ayrıca genç yaşta vefat eden yönetmen, senarist ve yapımcı Seyfi Teoman anısına bu yıl 2’nci kez Seyfi Teoman En İyi İlk Film Ödülü verilecek. Ödülü kazanan filmin yönetmenine CMYLMZ Fikirsanat aracılığı ile 30 bin lira para ödülü takdim edilecek. Festival yönetmeliğiyle başvuru formları; film.iksv.org adresinden temin edilebilir.

Başvuru adresi; İKSV Nejat Eczacıbaşı Binası, Sadi Konuralp Caddesi, No. 5, Şişhane, İstanbul.

Kaynak: Hürriyet

Filmekimi yaklaşıyor!

Bayan Arıza tarafından Ağustos - 26 - 2013 zamanında yazılmıştır.

İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından 12. kez düzenlenen Filmekimi bu yıl yine Vodafone FreeZone sponsorluğunda gerçekleştiriliyor.

İstanbul’da 28 Eylül-6 Ekim tarihlerinde düzenlenecek Filmekimi, geçen yıl olduğu gibi bu yıl da sinema keyfini Ekim ayı boyunca Türkiye’nin farklı kentlerine taşıyacak. İKSV tarafından Vodafone FreeZone sponsorluğunda gerçekleştirilecek Filmekimi, on ikinci yılında yine parlak yapımlar, usta yönetmenlerin dünyanın belli başlı festivallerinde gösterilmiş, ödüller kazanmış son yapıtlarının da aralarında bulunduğu 40’a yakın film izleyicilerin karşısına çıkacak. Zengin programıyla Filmekimi, 28 Eylül-6 Ekim tarihlerinde, İstanbul’da 9 gün boyunca izleyicilerle buluşacak. İlk kez düzenlendiği 2002 yılından bu yana İstanbullu sinemaseverlerden büyük ilgi gören Filmekimi, geçen yıl 47 bin izleyiciyle buluşmuş, salonlardaki doluluk oranı %99’a ulaşmıştı. Filmekimi, sekiz yıl boyunca İstanbul’un eşsiz sinemalarından tarihi Emek Sineması’nda gerçekleştirilmişti. Filmekimi bu yıl da Türkiye’nin dört bir köşesini geziyor 12. Filmekimi sinemanın en iyi ve en güncel örneklerini sadece İstanbul’a değil, Türkiye’nin farklı noktalarına da eriştirme hedefini bu yıl daha da geliştiriyor. Geçen yıl İstanbul sınırlarını aşarak altı şehirde daha sinemaseverlere ulaşan Filmekimi, bu yıl Bursa, İzmir, Diyarbakır, Gaziantep, Trabzon, Ankara ve Batman’da düzenlenecek. İstanbul dışındaki kentlerde, 12. Filmekimi programındaki filmlerin yanı sıra nisan ayında yapılan 32. İstanbul Film Festivali‘nde Ulusal Yarışma Altın Lale En İyi Film Ödülü’nü kazanan Onur Ünlü’nün Sen Aydınlatırsın Geceyi adlı filmi ile FACE İnsan Hakları Yarışması’nda Özel Mansiyon kazanan, Danis Tanovic’in yönettiği Epizoda U Zıvotu Beraca Zeljeza / Bir Hurdacının Hayatı gösterilecek. Filmekimi kapsamında bu yıl Avrupa Birliği MEDIA programının desteği ve Saraybosna, Sofya ve Transilvanya Film Festivalleri’nin işbirliğiyle İstanbul dışında yapılacak Filmekimi gösterimlerinin tarihleri şöyle: •Apple-tab-span” style=”white-space:pre”> 28-30 Eylül Bursa • 4-6 Ekim İzmir • 11-13 Ekim Trabzon ve Ankara • 25-27 Ekim Gaziantep ve Diyarbakır • 28-30 Ekim Batman Vodafone FreeZone’lulara bu yıl da Filmekimi’nde 1 bilete 1 bilet hediye 12. Filmekimi’nin sponsoru Vodafone FreeZone, geçen yıl büyük ilgi gören kampanyasını bu yıl da sürdürecek. Vodafone Freezone’lu sinemaseverler Filmekimi boyunca bir bilet aldıklarında bir bilet de hediye kazanacaklar. Kampanya bilet satışları www.biletix.com ile Atlas ve Beyoğlu sinemalarındaki gişelerden yapılacak. Ayrıntılı bilgi ve detaylar çok yakında vodafonefreezone.com sitesinde olacak. Filmekimi biletleri ne zaman, nerede? Filmekimi biletleri, İstanbul için 21 Eylül Cumartesi saat 10.30’dan itibaren: Biletix satış noktaları, Biletix web sitesi (www.biletix.com), Biletix çağrı merkezi (0216 556 98 00, 11.00’den itibaren) ve Atlas ve Beyoğlu sinemaları gişelerinden satışa sunulacak. Filmekimi’nde hafta içi gündüz seansları (11.00, 13.30, 16.00) sadece 5 TL. Haftaiçi 19.00 ve 21.30 seansları ile hafta sonu tüm seanslar tam 15, indirimli 10 TL. Lale üyeleri bu yıl da biletlerini %25’e varan indirimlerle öncelikli olarak alabilecekler. Lale üyeleri için ön satış günleri; Siyah Lale üyeleri için 18 Eylül’de, Beyaz, Kırmızı ve Sarı Lale üyeleri için 19 ve 20 Eylül’de gerçekleşecek. Filmekimi gösterim saatleri, geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi 11.00, 13.30, 16.00, 19.00 ve 21.30. Filmekimi’nin medya sponsorluğunu CNBC-e, Radyo Eksen ve Radikal üstleniyor. Filmekimi’nin afişlerini ve tanıtım kampanyasını ise bu yıl da Alametifarika gerçekleştirdi. Filmekimi programından seçmeler • Gloria / Sebastián Lelio Berlin Film Festivali’nde başrol oyuncusu Paulina Garcia’ya En İyi Kadın Oyuncu dalında Gümüş Ayı kazandıran Gloria,  toplumun dayattığı kural ve baskıları hiçe sayarak kendi hayatını yaşamayı seçen 58 yaşında bir kadının aşk ve mutluluk arayışını anlatıyor. Yapımcılığını Oscar‘a aday gösterilen No filminin yönetmeni Pablo Larrain’in yaptığı Gloria’nın yönetmeni Sebastian Lelio, Nisan ayındaki İstanbul Film Festival‘inde Altın Lale Uluslararası Yarışma’nın jürisinde yer almıştı. • Le Passé / The Past / Asghar Farhadi İranlı yönetmen Asghar Farhadi’nin geçen yıl Yabancı Dilde En İyi Film Oscar’ına layık görülen Bir Ayrılık filminin başarısını takip eden The Past, Mayıs ayında Cannes Film Festivali’nde ilk gösterimini gerçekleştirdi ve Artist filminden hatırladığımız Berenice Bejo‘ya En İyi Kadın Oyuncu ödülünü getirdi. Yine bir aileyi mercek altına alan film, Fransız eşi Marie’den boşanma işlemlerini tamamlamak üzere, dört yıllık bir ayrılığın ardından Tahran‘dan Paris‘e gelen Ahmet’i ve Marie ile yeni sevgilisi Samir’i izliyor. Asghar Farhadi’nin ülkesi dışında çektiği ilk film olan The Past, duygusal gerilimi eksik olmayan, sürükleyici diyaloglarıyla hem ilginç hem de çetrefil bir aile dramı. Filmde Berenice Bejo’ya Un Prophet / Yeraltı Peygamberi filminin başrolünde yıldızı parlayan Tahar Rahim eşlik ediyor. • Only Lovers Left Alive / Jim Jarmusch Cannes’da ilk gösterimini yapan Only Lovers Left Alive hem eleştirmenler hem de izleyiciler tarafından Dead Man / Ölü Adam’dan bu yana Jim Jarmusch’un çektiği en iyi film olarak harika övgüler aldı. Detroit ile Tanca şehirleri arasında ve sadece gece saatlerinde geçen filmini Jarmusch “gizli vampir bir aşk hikâyesi” olarak tanımlıyor. Jarmusch’tan beklendiği üzere fetişlerle dolu bu çağdaş romantik dram, yüzyıllardır birlikte olan Adem ve Havva adında bir vampir çifti izliyor. Filmin oyuncu kadrosu da en az öyküsü kadar ilgi çekici: Tilda Swinton, Tom Hiddleston, Mia Wasikowska, Anton Yelchin ve Jeffrey Wright’a John Hurt de eşlik ediyor. Jim Jarmusch’un bir önceki filmi The Limits of Control / Kontrolün Limitleri, 2009 İstanbul Film Festivali’nde gösterilmişti. • The Dance of Reality / La Danza de la Realidad / Alejandro Jodorowsky Bu film, 1970’lerde Fando ve Lis ile El Topo gibi metafizik tripleri pop art ve dini metaforlarla birleştirdiği filmleriyle yeraltı sanat dünyasının ve uluslararası karşı kültür hareketinin süperstarı olan Alejandro Jodorowsky’nin “derin geçmişi” üzerine bir zihin egzersizi. Jodorowsky’nin kendi sözleriyle “The Dance of Reality, benim otobiyografik romanımın bir uyarlaması, kendi sinemamın bir rönesansı.  Bana kalırsa bu film, zihinsel bir atom bombası gibi. Kendimi yeniden keşfetmek için çocukluğumun dibine iniyorum, büyüdüğüm yere geri dönüyorum.” 23 yıllık bir aradan sonra sinemaya geri dönen yönetmenin bu son filmi, Jodorowsky’nin Dune’u adlı, Dune’u David Lynch’ten önce çekemeyişini anlattığı belgeseliyle birlikte ilk kez Cannes’da gösterildi. Jodorowsky’nin 1929’da doğduğu kasaba olan Tocopilla’da çekilen filmde Jodorowsky’nin üç oğlu da rol alıyor. • Jeune & Jolie / Young & Beutiful / François Ozon En son İstanbul Film Festivali’nde ve ardından vizyonda izlediğimiz Evde ile formunu hiç kaybetmediğine tanık olduğumuz François Ozon, Mayıs ayında Cannes Film Festivali’nde prömiyerini gerçekleştiren Young & Beautiful ile Altın Palmiye için yarıştı. “4 mevsim ve 4 şarkı boyunca 17 yaşındaki bir kızın çağdaş portresi” olarak tanımladığı son filminde Ozon, Buñuel’in meşhur Gündüz Güzeli filmini çağrıştıran bir öyküyü ele alıyor ve cinsel uyanışını bir fahişe olarak yaşamayı tercih eden bir genç kızın bir yıllık değişim sürecini mercek altına alıyor. • The Congress / Ari Folman Cannes Film Festivali’nin Yönetmenlerin On Beş Günü bölümünün açılış filmi olan The Congress, Stanislaw Lem’in kült bilimkurgu romanı Gelecekbilim Kongresi’nin serbest bir uyarlaması. Filmin yönetmeni ise Beşir’le Vals adlı muhteşem canlandırma filmiyle Oscar’a aday gösterilen Ari Folman. Hem gerçekçi hem fantezi bir canlandırma olan filmin başrolündeki Robin Wright, kendini oynuyor. Wright’a büyük bir yapım stüdyosu tarafından sinemasal benliğini satması telif edilir. Stüdyo, Wright’ı dijital olarak tarayacak, görüntüsünü herhangi bir kısıtlama olmadan her türlü Hollywood yapımında kullanma hakkına sahip olacaktır; böylece Wright hem çok para kazanacak hem de 20 yıl boyunca ekranlarda hep genç kalacaktır. The Congress, sözleşmesinin bitişinin ardından Robin Wright’ın geleceğin sinema dünyasına dönüşünü izliyor. Filmin oyuncu kadrosunda Robin Wright’a Harvey Keitel, Paul Giamatti ve Jon Hamm eşlik ediyor. • Aint Them Bodies Saints / David Lowery David Lowery’nin, ilk gösterimini Sundance’te, uluslararası gösterimini de Cannes’da Eleştirmenler Haftası’nda yapan duygusal Western‘i, aşk, trajik olaylar ve zorunluluklarla birbirine bağlanan bir çiftin huzur arayışını anlatıyor. 1970’lerde Teksas‘ta geçen, silahlar, tehditler ve ihanetle dolu bu şiirsel filmin kahramanları, işledikleri suçlar boylarını aşan, birbirlerine delicesine âşık genç çift Bob ve Ruth. Dağlarda kanun adamlarıyla girdikleri çatışmada yakalanan Ruth bir polisi vurmasına rağmen suçu Bob üstlenir. Dört yıl sonra Bob hapishaneden kaçar ve o hapisteyken doğan kızıyla Ruth’u aramaya koyulur. Filmin parlak oyuncu kadrosunda Ejderha Dövmeli Kız ve en son Side Effects filmlerinden tanıdığımız Rooney Mara ile Casey Affleck yer alıyor. • Blue Is The Warmest Colour / La Vie d’Adèle (Chapitres 1&2) / Abdellatif Kechiche Mavi renge bambaşka bir anlam yükleyen Abdellatif Kechiche’in son filmi, ilk kez gösterildiği Cannes Film Festivali’nde hem eleştirmenler hem de izleyiciler tarafından büyük ilgi görerek festivalin büyük ödülü Altın Palmiye’yi kazandı. Başkanlığını Steven Spielberg‘in yürüttüğü jüri, yönetmen Abdellatif Kechiche’le birlikte başrol oyuncuları Adele Exarchopoulos ile Lea Seydoux’yu da Altın Palmiye’ye layık gördü. Cinselliğe çekincesiz yaklaşımı ve gerçekçiliğiyle sansür ve sanat tartışmalarına yol açan Blue Is the Warmest Color, iki genç kızın yıllara yayılan birliktelikleri üzerinden yaşamı ve aşkı sorguluyor. Film, Julie Maroh’nun Le bleu est une couleur chaude adlı romanından sinemaya uyarlandı. Yönetmen Kechiche’in 2008’de Balıklı Bulgur, 2011‘de ise Siyah Venüs adlı filmleri İstanbul Film Festivali’nde gösterilmişti. Kaynak: Milliyet

Almanya’dan yepyeni filmler seçkisi

Bayan Arıza tarafından Mayıs - 30 - 2013 zamanında yazılmıştır.

İstanbul Modern Sinema, Goethe-Institut Istanbul işbirliğiyle bu yıl beşinci kez düzenlenecek olan Almanya’dan Yepyeni Filmler seçkisi, 6-16 Haziran 2013 tarihleri arasında seyirciyle buluşuyor.

Artık gelenekselleşen gösterim programında, yılın öne çıkan, uluslararası festivallerde gösterilmiş ve ödül kazanmış Alman filmleri yer alıyor. Küratörlüğünü Goethe-Institut Istanbul Müdürü Claudia Hahn-Raabe, İstanbul Modern Film Programları Yöneticisi Müge Turan, sinema yazarı Engin Ertan ve Goethe-Institut Istanbul Film Projeleri Sorumlusu Fügen Uğur’un üstlendiği program bu yıl “Yeni Yollar” başlığını taşıyor. Seçkide yer alan filmler, hayatında yeni bir sayfa açan, yeni bir başlangıç deneyen veya olaylara yeni bir perspektiften bakmaya çalışan karakterleri, birbirinden çok farklı hikayelerle perdeye taşıyor. Programda Berlin Film Festivali’nde büyük ilgi gören Ramon Zürcher’in “Tuhaf Bir Kedicik”, “Almanya’nın Brokeback Mountain’ı” olarak nitelendirilen

Stephan Lacant’ın “Serbest Düşüş”, Barbara Sukowa’nın müthiş bir performans sergilediği Margarethe von Trotta’nın “Hannah Arendt” ve yapımcıları arasında Fatih Akın’ın da yer aldığı hınzır bir müzik belgeseli olan “Fraktus” gibi filmler yer alıyor.   Hannah Arendt, 2012 Almanya, 35mm, Renkli, 113’, Almanca/ İngilizce Yönetmen: Margarethe von Trotta Oyuncular: Barbara Sukowa, Axel Milberg, Janet McTeer, Julia Jentsch, Ulrich Noethen   1960 yılında Kudüs'te Yahudi soykırımının baş sorumlularından biri olan Adolf Eichmann mahkeme önündedir. Ünlü filozof ve yazar Hannah Arendt ise davayı New Yorker adına izlemektedir. Karşısında bir canavar bulacağını düşünürken yalnızca ortalama bir bürokratla karşı karşıya olduğunu fark eder. Dava üzerine kaleme aldığı makalede ortaya attığı “kötülüğün sıradanlığı” teziyse büyük tepki çeker. Ünlü yönetmen Margarethe von Trotta’nın favori oyuncusu Barbara Sukowa ile altıncı ortak çalışması, geçtiğimiz yüzyılın en önemli düşünürlerinden Hannah Arendt’in yaşamından kesitler sunuyor. Sukowa’ya En İyi Kadın Oyuncu dalında Lola ödülü kazandıran “Hannah Arendt”, bu yıl İstanbul Film Festivali’nin de en çok ilgi gören filmlerindendi.   Tuhaf Bir Kedicik (Das Merkwürdige Kätzchen), 2013 Almanya, Blu-ray, Renkli, 72’, Almanca Yönetmen: Ramon Zürcher Oyuncular: Jenny Schily, Anjorka Strechel, Mia Kasalo, Luk Pfaff , Matthias Dittmer Bu yıl Berlinale’de Forum bölümünde gösterilen “Tuhaf Bir Kedicik” festivalin en hoş sürprizlerinden birisi olarak anılmıştı. Hatta IndieWire sitesinin yazarları “Tuhaf Bir Kedicik”i Berlin Film Festivali’nin en iyi 10 filminden birisi olarak seçmişti. Zürcher’in filmi Nisan ayında Kopenhag’daki CPH:PIX festivalinde de Yeni Yetenek Büyük Ödülü’nü kazandı. Bir öğrenci filminin (dffb’de usta yönetmen Béla Tarr’ın verdiği bir seminerin bitirme projesi olarak çekilmiş) böylesi bir başarıya ulaşacağını kimse tahmin etmemiş olmalı… İki kardeş ailelerinin evine ziyarete giderler. Akrabalarla birlikte yenecek bir yemekte yaşananlar son derece gündelik küçük detaylarla doludur; bir kedi ve köpek, bozuk bir çamaşır makinesi, portakal kabuklarıyla yapılan bir deney, kopmuş bir düğme… Birileri giderken birileri gelir, bir hareketin ardından bir başkası, edilen bir sözün peşinden bir diğeri… Zürcher’in filminin en büyük başarısı, gündelik hayatın saçmalıklarıyla yarattığı sürükleyici koreografide yatıyor.   Serbest Düşüş (Freier Fall), 2013 Almanya, Blu-ray, Renkli, 100’, Almanca Yönetmen: Stephan Lacant Oyuncular: Hanno Koffler, Max Riemelt, Katharina Schuttler, Maren Kroymann Marc genç ve geleceği parlak bir polistir. Babasıyla aynı mesleği seçmiş ve hep ailesinin beklentilerini yerine getirmiştir. Hamile kız arkadaşıyla birlikte anne ve babasının yakınına, taşraya taşınır. Ancak katıldığı eğitim programı sırasında odasını paylaştığı meslektaşı Kay ile yaşadıklarından sonra, özel hayatının temelleri sarsılmaya başlar. Marc bir yandan Kay'ın kendisine gösterdiği duygusal ve cinsel ilgiyi karşılıksız bırakamaz, diğer yandan da kız arkadaşı Bettina'dan ve orta sınıf hayatının konformizminden vazgeçemez. Bu yıl Berlin Film Festivali’nde Perspektive Deutsches Kino bölümüne açılış filmi olarak seçilen “Serbest Düşüş” eleştirmenlerden çok olumlu tepkiler almıştı. Eleştirmenler “Serbest Düşüş”ün küçük bir kasabada ve polis teşkilatı içerisindeki homofobiyi işlemekteki başarısına dikkat çekerken, kimileri filmi “Brokeback Mountain” ile de karşılaştırmıştı. Stephan Lacant’ın filminin en büyük kozuysa kuşkusuz başrol oyuncuları Hanno Koffler ve Max Riemelt. Son dönem Alman sinemasının iki gözde aktörü canlandırdıkları karakterler arasındaki tutkuyu eksiksiz şekilde perdeye taşıyorlar.   Benim Güzel Yurdum (Die Brücke am Ibar), 2012 Almanya, Blu-ray, Renkli, 88’, Sırpça/ Hırvatça Yönetmen: Michaela Kezele Oyuncular: Zrinka Cvitešic, Mišel Maticevic, Andrija Nikcevic, Miloš Mesarovic Kosova, 1999… Sırplar ve Arnavutlar arasında savaş sürerken Danica iki oğlu Vlado ve Danilo ile birlikte, çoğunluğunu Sırpların oluşturduğu bir mahallede yoksul bir hayat sürmektedir. Oğullarının babasını Arnavutlar öldürmüştür. Danilo o günden beri tek bir kelime bile konuşmamaktadır. Vlado sürekli okuldan kaçmaktadır ve kimseyle ilişki kuramamaktadır. Tüm bu koşullara ve yaşananlara rağmen normal bir hayatı sürdürmeye çalışan ailenin kapısını bir gün ağır yaralı bir asker çalar. Ramiz bir Kosova Kurtuluş Ordusu mensubudur ve Sırp askerlerden kaçmaktadır. Danica'nın evinde saklanmak ister. Danica çocuklarını ve kendini tehlikeye attığını bile bile Ramiz'i saklamayı kabul eder. Geçtiğimiz ay Ankara’da Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali’nde de gösterilen “Benim Güzel Yurdum”, Nürnberg Türkiye/Almanya Film Festivali’nde de En İyi Film seçilmiş ve Seyirci Ödülü’nü kazanmıştı.   Fraktus (Fraktus – Das letzte Kapitel der Musikgeschichte), 2012 Almanya, Blu-ray, Renkli, 92’, Almanca/ İngilizce / İspanyolca Yönetmen: Lars Jessen Oyuncular: Devid Striesow, Heinz Strunk, Rocko Schamoni, Jacques Palminger Lars Jessen imzalı “Fraktus”, Rob Reiner imzalı meşhur mockumentary (uydurma belgesel) “This Is Spinal Tap”i örnek alıyor ve onun gibi bir kült olma yolunda ilerliyor. 80’li yılların başında kurulmuş Alman grubu Fractus’u duymuş muydunuz? Muhtemelen hayır. Ancak Westbam’den Scooter’a, Blixa Bargeld’den Dieter Meier’e pek çok ünlü müzisyen Fraktus’un öneminin altını çiziyorlar. Bazı müzik yazarlarına göre bu avantgart elektro-pop grubu olmasaydı tekno türü de asla doğamazdı… Ancak bir konserlerinde çıkan yangın ve grup içi çekişmelerden dolayı Fraktus kısa zaman içerisinde dağıldı ve unutuldu. Pek başarılı sayılmayacak bir müzik menajeri olan Roger Dettner ise onlara eski itibarlarını kazandırmakta kararlı. Bir film ekibi eşliğinde grup üyelerinin izini sürüyor ve onları yeniden birleşmeleri için ikna etmeye çalışıyor. Filmin vizyona girdiği dönemde grubun “eski kayıtları”nın dijital olarak yeniden elden geçirildiği bir best of albümü, YouTube’a yüklenen “80’lerden kalma” video klipler ve bir konser turnesi Fraktus’u gerçekten fenomene dönüştürdü. Yapımcıları arasında Fatih Akın’ın da yer aldığı bu müzik ‘belgesel’i yılın en eğlenceli filmlerinden.   We Are Modeselektor / Biz Modeselektor’uz (2013) Yönetmenler: Romi Agel & Holger Wick Gernot Bronsert ve Sebastian Szary… Ya da günümüzün en başarılı elektronik müzik gruplarından Modeselektor. Özellikle bazı şarkılarında Thom Yorke’un vokal yapması ertesinde uluslararası alanda dikkat çeken Alman grup, stüdyo albümleri ve dillere destan canlı performanslarıyla dünyanın dört bir yanında sayısız insana ulaştı, Björk’ten Radiohead’e kadar pek çok önemli müzisyen ve grup için remix yaptı. Birkaç yıl önce konser vermek için İstanbul’a da gelen Modeselektor, ülkemizde de bir hayran kitlesine sahip. Romi Agel ve Holger Wick’in yönettiği bu belgesel, Doğu Almanya’da büyüyen Bronsert ve Szary’nin, birleşme sonrası Almanya’da teknoyu keşfetmeleri ve taşrada kendi imkânlarıyla müzik yapmayı öğrenmelerinden başlıyor, oradan bugünkü büyük başarılarına kadar geliyor. “Biz Modeselektor’uz” böylece sadece grubun tarihini anlatmıyor; elektronik müziğin 90’lardan bu yana Almanya’da gördüğü ilginin, o yıllarda yeni yeni gelişen bu kültürün yaratıcıları ve tüketicileri için Berlin’in bir mabede dönüşmesinin de izlerini sürüyor. Bronsert ve Szary’nin kendi arşivlerinden gelen video ve fotoğraflar 90’ların kulüp kültüründen ilginç ayrıntılar sunarken, Modeselektor’un konser görüntüleri, sahne arkasına dair anlar, grubun yakın çevresiyle yapılan söyleşiler de belgeselde yer alıyor. Apparat veya Ellen Allien gibi başka ünlü elektronik müzik sanatçıları da kamera önüne geçiyorlar.     3 Oda 1 Salon (Drei Zimmer/Küche/Bad), 2012 Almanya, Blu-ray, Renkli, 118’, Almanca Yönetmen: Dietrich Brüggemann Oyuncular: Jacob Matschenz, Anna Brüggemann, Robert Gwisdek, Alice Dwyer Bir önceki filmi “Kaç Kaçabilirsen” ile iki yıl önce Almanya’dan Yepyeni Filmler programında yer alan Dietrich Brüggemann bu sefer “3 Oda 1 Salon” ile karşımızda. Film bir yıl boyunca Berlin’deki sekiz kişilik bir arkadaş grubunu takip ediyor. Yirmili yaşlarındaki bu genç insanlar filmin başından sonuna kadar taşınma halindeler. Taşınmalar hiç bitmiyor, çünkü hayat sürekli devam ediyor. İlişkiler bitiyor, yeni aşklar başlıyor, işler değişiyor, aileler dağılıyor… Ancak her seferinde ne kadar süreceği bilinmeyen yeni bir şey başlıyor. Yönetmene göre, zaten hayatın kendisi de bir yerden diğerine taşınmalardan oluşmaz mı? Brüggemann, tıpkı “Kaç Kaçabilirsen”de olduğu gibi, kız kardeşi Anna ile birlikte capcanlı bir senaryoya imza atmış. Genç yetişkinlerin dünyasını müthiş şekilde kavrayan bu film, dinamik anlatımı ve müzikleriyle de aynı yaş grubundan seyircilerin kalbini çalmaya aday.   Unutma Beni (Vergiss mein nicht), 2012 Almanya, Blu-ray, Renkli, 88’, Almanca Yönetmen: David Sieveking Oyuncular: Gretel Sieveking, Malte Sieveking, David Sieveking Genç Alman yönetmen David Sieveking, birkaç yıl önce çektiği, David Lynch’i ve transandantal meditasyonu konu alan belgeseli “David Wants to Fly” ile ses getirmişti. Yeni filmi “Unutma Beni” ise kendi kişisel tarihine, ailesinin geçmişine bakıyor. Alzheimer hastası annesi Gretel’in bakımını üstlenmek için birkaç haftalığına çocukluğunun geçtiği eve dönen ve bu süreci kamerasıyla belgeleyen Sieveking, aslında anne ve babasının kendi hayal ettiğinden çok farklı bir çift olduğunu öğreniyor. Anne ve babasının özel hayatına dair öğrendikleriyle kendi geçmişine de ışık tutuyor. “Unutma Beni” Alzheimer hastalığına, yaşlılığa ve ölüme dair iyimser bir bakışı koruyor. Sieveking’in filmi Almanya’da çok olumlu eleştiriler almış, pek çok uluslararası festivale davet edilmiş ve ödüller kazanmıştı.     Silvi, 2013 Almanya, Blu-ray, Renkli, 97’, Almanca Yönetmen: Nico Sommer 47 yaşındaki Silvi, beklemediği bir anda kocası tarafından terk edilir. Birden bire hayatı darmadağın olmuştur. Her şeye yeniden başlamaya karar verir ama bunu nasıl yapacaktır? Merak, özlem, çaresizlik, saflık ve bir o kadar da cesaretle, yeni erkeklerle tanışmanın yollarını aramaya başlar. İnternet ilanları bir çözüm olabilir belki ama Silvi’nin talihine genellikle tek gecelik ilişkiler ve henüz alışık olmadığı cinsel fanteziler çıkar. Yönetmen Sommer, belgesele yakın bir tarzla, orta yaşlı kadın kahramanının cinselliği yeniden keşfetme sürecini perdeye taşıyor. Bu yıl Berlin Film Festivali’nde Perspektive Deutsches Kino bölümünde gösterilen “Silvi” özellikle oyuncularının doğal performansları ve mizahı elden bırakmayan anlatımıyla dikkat çekiyor.   Ehliyeti Bakkaldan mı Aldın? (You Drive Me Crazy), 2012 Almanya, Fransa, Blu-ray, Renkli, 84’, İngilize / Almanca / Hintçe / Japonca / Korece Yönetmen: Andrea Thiele Kültür çatışmaları sinemanın, özellikle de komedi türünün en sevdiği temalardan biridir. Andrea Thiele’nin bu son derece eğlenceli belgeselinin konusu da yine kültür çatışmaları. Tokya’da yaşayan Amerikalı Jake, Mumbai’de yaşayan Alman Mirela ve Münih’te yaşayan Güney Koreli Hye-Won… Üçünün de derdi aynı: kendi ülkelerinde aldıkları sürücü belgesi, yeni bir hayat kurmaya çalıştıkları ülkelerde geçerli değil. Yani tekrar ehliyet sınavına girmeleri gerekiyor. Ve bu yeni ülkenin kurallarına uyum sağlamaları sandıklarından çok daha zor. Thiele’nin filmi DOK Leipzig ve SXSW festivallerinin programlarına seçilmiş ve olumlu eleştiriler almıştı.   Kaynak: Milliyet

“Headbanger’s Weekend” Kritiği (4-5 Mayıs 2013 / Refresh the Venue)

Bayan Arıza tarafından Mayıs - 6 - 2013 zamanında yazılmıştır.

4-5 Mayıs’ta Headbanger’s Weekend biletlerimizle Refresh the Venue’deydik. İki gün boyunca müziğe doyduk, thrash, death, grindcore, melodik death vb. bilumum türlerin yakın takipçisiydik. Overkill ve Dark Tranquillity için aldım bileti ama Türk gruplarımız da bizi ziyadesiyle memnun etti. Özellikle bizim dönemin grupları Metalium ve UÇK Grind festivalin şahsım adına artıları oldu.

4 Mayıs Cumartesi günü saat 16.00 gibi Refresh the Venue’nün önündeydik, kapıda biraz demlendikten sonra 17.00 gibi içeri girdik. Girişte bir sorun yaşamadık. Güvenlik elemanları da kapıdaki görevliler de düzgün tiplerdi. İçeri girdiğimizde Riseback sahneden henüz inmişti, anladık ki konser gecikmeyle başlamış. “Olsun” dedik ve sağlam bir vokaliste sahip olan Saints’n’Sinners’ı izledik. Bayaa bir hard rock ve heavy metal modundalardı. Iron Maiden’ı pek güzel cover’ladıkları kesin. Kadrosu ise şöyle; Mehmet Kaya: Vokal, Deniz Tuncer: Gitar, Egemen Doğruöz: Gitar, Erhan Sazlı: Bas, Doğan Rekkalı: Davul ve Melih Yüzer: Klavye. Sahneye hâkim ve iyiydiler. Konseri de kendileriyle aynı ismi taşıyan “Saints ‘N’ Sinners” ile bitirdiler.

Ardından İtalyan grup From the Depth sahne aldı. Kendilerini hiç duymamıştım ve onları dinlemeye gelen hatta t-shirtlerini giyen tipler bile vardı. Tür olarak beni pek açmadı; ama izledik sonuna dek.

Bu arada, ortamdan da bahsedeyim biraz. Bugüne dek 300-350 konsere gittiysem sanırım içlerinde en az seyirciye sahip olan festivaldi. Ortalık neredeyse boştu. Dark Tranquillity’de kişi sayısı biraz artmış olsa da seyirci sayısı yok denecek kadar azdı. Thrash ve death metal adına biraz üzülmüş olsam da kendi adıma sevindim. Böylece rahat bir şekilde hatta kimi zaman sahnenin sol tarafındaki piknik masalarına oturup dinlenerek rahatça festival izledik. Sahne de çok yakın olduğundan rahatlıkla sahneyi de görebildik. Ses düzeni süper olmasa da fena değildi. Kolonların hemen yanına çöreklenmemiz pek iyi olmadı; ama en rahat alan da orasıydı.

Festival sıralamasında Dark Tranquillity ile Metalium’un yerleri değişti. Metalium’u neredeyse mutluluktan ağlarcasına izledim. O kadar özlemiştim ki kendilerini. Bizim zamanımızın grubudur Metalium, gümbür gümbür thrash ve power çaldılar. Sahne performansları geçen yıllara rağmen müthişti. Metalium’un yeni basçısı ise Dorock’ta izlediğimiz ve Dorock’ta çalan gruplar içerisinde en çok sevdiğimiz Razor’un basçısı Yetkin’di, buna sevindik:)

Tuborg bira 8TL idi, tuvaletler temizdi, sürekli bira kutularını toplayan çalışkan bir temizlik ekibi vardı. Katılım içler acısıydı. Vera Müzik zarar etmiştir kesin; ama buna rağmen organizasyonu gayet başarılı bir şekilde tamamladılar, helal olsun!

Festivaldeki tipler gayet düzgündü. İnsanlar kaliteliydi. Birkaç tane yeni nesil teenager vardı, onlar da kendi halinde takılıyordu. Pogo ve eğlence modundalardı. Onları izlemek keyifliydi doğrusu. Çocuklarıyla gelen tipler de vardı. Festivalin katılımcı kitlesini beğendim. Aslında bu kadar uygun fiyatlı ve merkezî bir yerde gerçekleştirilen festivalin katılımcısı daha fazla olmalıydı. Artık thrash/death tayfası pek kalmadı sanırım. Ya da insanlar Vodafone Calling ve diğer festivaller için şimdiden para biriktirmeye başladı.

Metalium’dan sonra Dark Tranquillity için beklemeye başladık. Açık havada konser harika; ama güneş battıktan sonra buzdolabına girmişsiniz gibi oluyor. Çok fazla üşüdük. Kısa kollu t-shirtlerimizin üzerine sadece bir eşofman üstü almıştık, yeterli olur diye düşündük; ama yetmedi. Soğuğa rağmen Dark Tranquillity’yi inatla bekledik ve beklediğimize ne kadar değdiğini de görmüş olduk. Festivalin ilk gününün çoştuğu an o an oldu işte. Adamlar müthişti. Melodik death’in en sağlam temsilcilerinden olan ve burada da hatrı sayılır bir dinleyici kitlesine sahip grup, kulaklarımızın pasını sildi.

Lethe’yi de dünya gözüyle dinlemiş oldum, şahsen grubu izlemeyi çok istiyordum. Örneğin, In Flames’i izlemiştim; ama Dark Tranquillity’yi ıskalamıştım. Adamların müthiş sahne performansına da şahit olabildim bu vesileyle.

Birinci günün son grubu olan Sonata Arctica’yi soğuğa yenik düşerek izleyemedik. Sonradan öğrendiğim kadarıyla çok çok az kişi kalmış grubu izleyen.

5 Mayıs Pazar günü de evde sıkı bir öğle yemeği dopinginden sonra yola düştük. İçeri girmeden önce yine kapıda birer bira içtik ve 17.15 gibi içeri geçtik. Listana sahneden inmiş, Anoreksi sahnedeydi. Onları da ilk kez izlemiş oldum. Sağlam bir vokale sahip melodik death grubu olan Anoreksi seyirciyi çoşturdu. Hemen küçük bir info vereyim; Anoreksi 2007 yılında kurulmuş ve müzikal çalışmalarıyla da günümüzde aktif olan İstanbul’lu Melodic Death Metal grubu. 2010 Yılında yayınlanan üç demonun ardından 2011 yılında 15 Eylül’de dokuz parçadan oluşan “Rise of Infinity” adlı ilk albümleri dijital olarak yayınlandı.

Moribund Oblivion sahne alacak diye beklerken bir baktık sahnede UÇK Grind. Süper, süper ve çok süperlerdi! Resmen ağzım bir karış açık izledim. Vokalistin arada ettiği laflar da yerindeydi. Ayrıca şarkıların bir kısmının Türkçe sözlere sahip olmasını çok takdir-e şayan buldum. Grubun performansına bayıldım. Böylece Metalium ile beraber festival boyunca en sevdiğim iki yerli gruptan biri oldu. Konserin hiç bitmemesini diledik ama süreleri doldu ve sahneye Moribund Oblivion geçti. Black Metal yaptıklarını söyleyen grubun tarzını ben black metale pek benzetemedim. Güzel olan, şarkılarının arasında Türkçe sözlere sahip olanların da yer almasıydı. Beni çok açmadılar şahsen; ama onların da sağlam bir kitlesi vardı ve grup seyirciyi çoşturmasını bildi.

Grup sahneden indi ve beklemeye başladık yine. Hemen bir dipnot daha, gruplar sahneden inip diğer grup çıkmadan önceki o zaman diliminde paso Slayer dinledik. Sanırım DJ sağlam bir Slayer fan’ıydı:) Yine de çoşturucuydu. Derken efenim, yine benim dönemimin gruplarından, İTÜ Rock Festivalinde ve bilumum yerlerde izlediğimiz Özgür’ün grubu Ascraeus sahne aldı. 20 yıl boyunca güçlerinden hiçbir şey kaybetmemişler, gayet gümbür gümbürdüler. Leziz şarkıları da “Chaos in istanbul”u bir kez daha dinlemiş olduk. Ayrıca Slayer’ın karaciğer yetmezliği nedeniyle 49 yaşında hayatını kaybeden gitaristi Jeff Hanneman’ı ve Zihni abiyi de andık, onlar için koro halinde “Roots Bloody Roots”u söyledik.

Birinci gün çok üşüdüğümüzden ikinci gün biraz daha tedbirli gittik. Akşam, geceye dönerken çift çorap ve çift polar moduna girdim şahsen ki o bile kesmedi. Park Orman da geceleri çok soğuk oluyor mesela. Adı üzerinde “orman”. Refresh the Venue de pek soğuktu. Henüz açıkhava festivali modu yok bence. Haziran daha makûl olur bu tip organizasyonlar için. Neyse, Overkill’a döneyim.

Verdiğimiz 75TL’nin her kuruşuna değdi. Blitz, bizi 1980’lerden beri çoşturmaya devam ediyor. Adamın hiç mi enerjisi bitmez ya? Bu adamın 54 yaşında olduğuna kim inanabilir? Adam hâlâ aynı yahu:) Böylece, Overkill’ı 3. izleyişim oldu. Ayrıca Blitz’e marş halinde “happy birthday to you” seremonisi yaptık, kendisi de pek mutlu oldu, “vay be New Jersey’den İstanbul’a” dedi arkadan da kendisine “süper bir hediye” verdiğimizi de ekledi. Old School lezizdi ve neredeyse en sevdiğim parçalarının başında gelen “Who Tends the Fire”ı çalarak beni mest ettiler. “Elimination” da unutulmadı tabii. Bir kez bis yaptılar. 23.45’te “Fuck You” ile bitirdiler. Bizi de “bu saatte eve nasıl gideceğiz?” sorusuyla başbaşa bıraktılar:)

Özetle, festival güzeldi, katılım azdı, seyirciler düzgün tiplerdi. Şahsım adına Overkill ve Dark Tranquillity beni mesut&mutlu etti. Bonusu da Metalium ve UÇK Grind oldu. Ayrıca, birinci gün Soul Sacrifice, ikinci gün de Fin’li grup Ensiferum iptal oldu. Ancak Ensiferum iptal olunca UÇK Grind son anda dahil oldu, iyi ki de oldu:)

Nice festivallere…

Bayan Arıza (6 Mayıs 2013)

Avantajlı Rock’n Coke Biletleri Satışta

Bayan Arıza tarafından Mayıs - 2 - 2013 zamanında yazılmıştır.

Coca-Cola tarafından ilk kez 2003 yılında düzenlenen ve bu sene 10. Yaşını dolduran, Türkiye’nin en büyük açık hava müzik festivali Rock’n Coke, bu sene de sürpriz yenilikleri ve eşsiz atmosferi ile yine festivalseverlere unutulmaz bir hafta sonu yaşatacak. Rock’n Coke’un sınırlı sayıda satışa çıkan erken avantajlı biletleri 30 Nisan itibarıyla Biletix’ten, ve öğrencilere özel indirimli festival paketleri ise 6 Mayıs itibarıyla Rock’n Coke Kampüs Temsilcileri’nden alınabilir.

6-7-8 Eylül tarihlerinde Hezarfen Havaalanında gerçekleştirilecek olan Rock’n Coke, kesintisiz müzik ve zengin festival içeriği ile bu yıl da adından söz ettirecek. 10 yılı geride bırakan Rock’n Coke, unutulmaz bir festival deneyimi yaşamak isteyenleri Hezarfen Havaalanı’na bekliyor. Çok yakında ses getirecek festival programını www.rockncoke.com üzerinden açıklayacak olan Rock’n Coke, bu sene artan sahne sayısı ile birçok farklı müzik türüne ve yenilenmiş festival alanı ile müzik dışı özel performanslara da ev sahipliği yapacak.

Kesintisiz Müzik ve Eğlence 5 Farklı Sahne ile Rock’n Coke’ta

Rock’n Coke, bu yıl sahne sayısını artırarak 5 farklı sahnede dünyaca ünlü grupları ağırlayacak. Rock’n Coke Sahnesi ve Alternatif Sahne’nin yanısıra; dünyaca ünlü gruplar ve DJ’lerin yer alacağı, ilk kez hiç kesintisiz bir şekilde müzik ziyafeti sunacak olan Party Arena; dünyanın farklı ülkelerinden taze ve çizgi dışı müzik gruplarının performans göstereceği Keşif Sahnesi ve birbirinden farklı işbirlikleri ile zengin bir programı olacak olan Şehir Sahnesi ile Rock’n Coke, festivalseverlere eşsiz bir üç gün vaadediyor.

Yabancı sanatçı organizasyonu Sziget, yerli sanatçı seçimi ve festival organizasyonu ise Showhow tarafından gerçekleştirilen Rock’n Coke İstanbul 2013 ile ilgili detaylı bilgiye www.rockncoke.com üzerinden ulaşılabilir.

Avantajlı biletler Biletix ve Rock’n Coke Kampus Temsilcileri’nde

Rock’n Coke’un %40’a varan indirimle sınırlı sayıda satışa sunulan avantajlı biletleri, www.biletix.com adresinden iki farklı kategoride satın alınabiliyor.

Ayrıca bu yıl ilk kez üniversitelilere sunulan bir ayrıcalıkla ulaşım ve festival ihtiyaçlarını da içerisinde bulunduran indirimli özel kampüs festival paketleri, Türkiye genelinde 50’nin üzerinde üniversitedeki Rock’n Coke Kampüs Temsilcileri’ne ulaşılarak temin edilebilecek.

Kombine: 65 TL öğrenci, 120 TL tam

Kombine ve Kamp: 80 TL öğrenci, 140 TL Tam

Kampüs paketleri: 6 Mayıs’tan itibaren Rock’n Coke Kampüs Temsilcileri ve www.rnckampus.com‘da

Kaynak: Milliyet

Altın Laleler ve Festival Ödülleri sahiplerini buldu!

Bayan Arıza tarafından Nisan - 22 - 2013 zamanında yazılmıştır.

İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından Akbank sponsorluğunda düzenlenen 32. İstanbul Film Festivali’nin ödülleri, 14 Nisan Pazar gecesi Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda gerçekleştirilen Kapanış Galası ve Ödül Töreni’nde sahiplerini buldu.

Ceyda Düvenci ve Mert Fırat’ın sunuculuğunu üstlendiği 32. İstanbul Film Festivali Kapanış Galası ve Ödül Töreni, NTV’den canlı olarak yayımlandı. Festivalle ilgili hazırlanan kısa filmin ardından sahne alan, Türkiye sinemasının en büyük kadın oyuncularından Hülya Koçyiğit ve oyuncu Nejat İşler, Emek sineması özelinde, devam eden sürece ilişkin düşüncelerini dile getirdiler.

Törende ayrıca Altın Lale Uluslararası Yarışma Jüri Başkanı, Gelibolu, Ölü Ozanlar Derneği, Yeşil Kart ve Truman Show gibi filmlerin usta yönetmeni Peter Weir’e Sinema Onur Ödülü takdim edildi. Peter Weir’e ödülünü İstanbul Film Festivali Direktörü Azize Tan verdi.

Altın Lale Uluslararası Yarışma Ödülleri

Başkanlığını Peter Weir’in üstlendiği Altın Lale Uluslararası Yarışma Jürisi’nde Screen International dergisi yazarlarından Mark Adams, yönetmen Sebastian Lelio, oyuncu Simin Fatemeh Motamed Arya ve yönetmen Malgoska Szumowska yer aldı. Altın Lale için bu yıl Uluslararası Yarışma’da 13 film yarıştı.

Şakir Eczacıbaşı anısına verilen Uluslararası Altın Lale Ödülü, bu yıl da Eczacıbaşı Topluluğu tarafından

25 bin avroyla destekleniyor. Bu ödülün 10 bin avrosu Altın Lale’yi kazanan filmin yönetmenine, 10 bin avrosu filmin Türkiye’deki dağıtımını üstlenecek firmaya, 5 bin avrosu ise Jüri Özel Ödülü’nü kazanan filme veriliyor.

Şakir Eczacıbaşı anısına verilen Uluslararası Yarışma Altın Lale Ödülü’ne bu yıl, Lenny Abrahamson’un yönettiği WHAT RICHARD DID / NE YAPTIN RICHARD layık görüldü. Eczacıbaşı Topluluğu’nun para ödülünü, Eczacıbaşı Holding Genel Müdürü ve Eczacıbaşı Topluluğu Mali İşler Grup Başkanı Sacit Basmacı takdim etti.

Altın Lale Uluslararası Yarışma’da Jüri Özel Ödülü, Bruno Dumont’un yönettiği CAMILLE CLAUDEL 1915 adlı filme verildi.

Altın Lale Ulusal Yarışma Ödülleri

Altın Lale Ulusal Yarışma jüri başkanlığını bu yıl usta yönetmen Tayfun Pirselimoğlu üstlendi. Altın Lale Ulusal Yarışma Jürisi’nin diğer üyeleri ise Montpellier Uluslararası Akdeniz Filmleri Festivali Direktörü Jean-François Bourgeot, Cine+Club, Classic&Star ve Famiz kanallarının direktörü Bruno Deloye, ressam Komet ve oyuncu Nihal Yalçın. Ulusal Yarışma’da bu yıl Altın Lale için yarışan 10 filmin 6’sı dünya, 2’si ise Türkiye prömiyerini festivalde yaptı.

Ulusal Yarışma’da En İyi Film dalında Altın Lale Ödülü’ne, Onur Ünlü’nün yönettiği SEN AYDINLATIRSIN GECEYİ filmi layık görüldü. Filmin yapımcıları Orkun Ünlü ve Funda Alp’e ödülü, Jüri Başkanı Tayfun Pirselimoğlu sundu.

En İyi Yönetmen dalında Altın Lale, Hayatboyu filminin yönetmeni ASLI ÖZGE’ye verildi. Aslı Özge de ödülünü Tayfun Pirselimoğlu’dan aldı.

Ulusal Yarışma’da Altın Lale’yi kazanan filme 150.000 TL, En İyi Yönetmen’e 50.000 TL para ödülü veriliyor.

Onat Kutlar anısına verilmeye başlanan Jüri Özel Ödülü’ne Derviş Zaim’in yönettiği DEVİR adlı film layık görüldü. Jüri Özel Ödülü festivalin “Türkiye Sineması” tema sponsoru Efes tarafından verilen 30.000 USD tutarındaki para ödülüyle destekleniyor. Filmin aynı zamanda yapımcısı DERVİŞ ZAİM’e ödülünü Efes Türkiye Marka Halkla İlişkiler ve İletişim Planlaması Müdürü Nihan Erçetin ve Meksika sinemasının önde gelen yönetmenlerinden Carlos Reygadas takdim etti.

En İyi Kadın Oyuncu ödülü Özür Dilerim filmindeki rolüyle SEMA POYRAZ’ın oldu. Oyuncuya ödülünü Ulusal Yarışma jüri üyesi Komet takdim etti.

Bu yıl Altın Lale Ulusal Yarışma Jürisi’nin seçtiği En İyi Erkek Oyuncu, Yozgat Blues filmindeki rolüyle ERCAN KESAL oldu. Kesal’a ödülünü, Ulusal Yarışma jüri üyesi Nihal Yalçın takdim etti.

En İyi Erkek Oyuncu ve En İyi Kadın Oyuncu ödüllerini kazananlara 10.000’er TL para ödülü veriliyor.

Ulusal Yarışma’da En İyi Senaryo Ödülü, Sen Aydınlatırsın Geceyi filmiyle ONUR ÜNLÜ’ye verildi. Ödülü, Ulusal Yarışma jüri üyesi Jean-François Bourgeot takdim etti.

Ulusal Yarışma’da En İyi Görüntü Yönetmeni ödülü, Hayatboyu filmiyle EMRE ERKMEN’e verildi.

Ulusal Yarışma’da En İyi Özgün Müzik Ödülü’nü Soğuk filmiyle kazanan MURAT BAŞARAN, ödülünü Türk rock dünyasının en iyi seslerinden Aylin Aslım’ın elinden aldı.

Ulusal Yarışma’da En İyi Kurgu Ödülü’nü Sen Aydınlatırsın Geceyi filmiyle EMRE BOYRAZ kazandı. Boyraz’a ödülünü, Ulusal Yarışma jüri üyesi Bruno Deloye takdim etti.

Seyfi Teoman En İyi İlk Film Ödülü

Genç yaşta kaybettiğimiz yönetmen ve yapımcı Seyfi Teoman anısına bu yıl ilki verilen ve jürisinde yönetmen Emin Alper, oyuncu Saadet Aksoy ve sinema eleştirmeni Rüdiger Suchsland’ın yer aldığı Seyfi Teoman En İyi İlk Film Ödülü de sahibini buldu.

Festivalin Altın Lale Uluslararası ve Ulusal Yarışmaları’nın yanı sıra, Türkiye Sineması bölümünde yer alan Yarışma Dışı ve Yeni Türkiye Sineması kuşakları ile Sinemada İnsan Hakları bölümünde gösterilen Türkiye yapımı tüm ilk filmlerin aday olabildiği ödülün sahibine, CMYLMZ Fikirsanat aracılığı ile 30.000 TL’lik ödül verildi. İlk Seyfi Teoman En İyi İlk Film Ödülü’nü kazanan KÖKSÜZ filminin yönetmeni Deniz Akçay Katıksız’a ödülünü Cem Yılmaz ve jüri üyesi Emin Alper takdim etti.

Avrupa Konseyi Sinema Ödülü (FACE)

Sinemada İnsan Hakları Yarışması’nın jürisinde, geçen yıl festivalin Sinemada İnsan Hakları Yarışması’nda Crulic – The Path to Beyond / Crulic – Öteki Tarafa Yolculuk filmiyle Jüri Özel Ödülü alan yönetmen Anca Damian, Avrupa Konseyi İnsan Hakları ve Hukuki İşler (Hukukun Üstünlüğü) Yönetmenliği Direktörü Philippe Boillat, yönetmen Dan Setton ve Eurimages Genel Sekreteri Roberto Olla yer aldı.

Sinemada İnsan Hakları Yarışması’nda Avrupa Konseyi ve Eurimages işbirliğiyle verilen FACE ödülü heykelciği ve 10.000 Avro’luk para ödülü’ne Atiq Rahimi’nin yönettiği SYNGUÉ SABOUR / SABIR TAŞI adlı film layık görüldü. Anca Damian’in açıkladığı ödülü, filmin uluslararası dağıtımcısı Le Pacte’nin temsilcisi Natalie Jeung’e, Avrupa Konseyi Ankara Program Ofisi Başkanı Adrian Butler takdim etti.

Sinemada İnsan Hakları yarışmasında Özel Mansiyonu, Danis Tanovic’in yönettiği EPIZODA U ZIVOTU BERACA ZELJEZA / BİR HURDACININ HAYATI ve Muel O’nun yönettiği JISEUL adlı filmler paylaştı.

FIPRESCI Ulusal ve Uluslararası Yarışma Ödülleri

Uluslararası Sinema Eleştirmenleri Birliği (FIPRESCI) bu yıl da İstanbul Film Festivali kapsamında iki ödül verdi. FIPRESCI Ödülleri, Ulusal Yarışma’da Onur Ünlü’nün yönettiği SEN AYDINLATIRSIN GECEYİ filmine ve Uluslararası Yarışma’da Bruno Dumont’un yönettiği CAMILLE CLAUDEL 1915 filmine takdim edildi. Ödülleri FIPRESCI Jüri üyesi Lesley Chow açıkladı.

Başkanlığını Hollanda’dan Dana Linssen’in yaptığı FIPRESCI Jürisi’nde Avustralya’dan Lesley Chow, İsveç’ten Jon Asp, Kanada’dan Guilhem Caillard ve Türkiye’den Berke Göl ile Burcu Aykar yer aldı.

Radikal Gazetesi Halk Ödülü

Radikal Gazetesi tarafından verilen Halk Ödülü, hem uluslararası hem de ulusal yarışmada izleyicilerin oylarıyla saptanan filmlere verildi. Radikal Gazetesi Kültür Sanat Şefi Erkan Aktuğ’un açıkladığı Halk Ödülü’nü, Uluslararası Yarışma’da Eva Neymann’ın DOM S BASHENKOY / KULELİ EV filmi, Ulusal Yarışma’da Deniz Akçay Katıksız’ın KÖKSÜZ adlı filmi kazandı. Kazanan yönetmenlere ödüllerini Seyfi Teoman En İyi İlk Film Jüri üyesi Saadet Aksoy verdi.

32. İstanbul Film Festivali Ödül Töreni’nin ardından konuklar, festivalin Uluslararası Yarışma bölümünde Altın Lale Ödülü’nü kazanan, Lenny Abrahamson’un yönettiği WHAT RICHARD DID / NE YAPTIN RICHARD filmini izlediler.

32. İstanbul Film Festivali’nin kapanış etkinlikleri, The Sofa Hotel’de Efes’in ev sahipliğinde düzenlenen kapanış partisiyle devam etti. Partiye, festivalin ulusal ve uluslararası konukları, Altın Lale için yarışan filmlerin oyuncu ve yönetmenleriyle, sinema dünyasının seçkin isimleri katıldı.

Cineuropa.org Ödülü

Cineuropa.org Başkanı Valerio Caruso ve Montreal Cinemania Film Festivali Programcısı, sinema yazarı Guilhem Caillard’dan oluşan jüri, bu yıl İstanbul Film Festivali’nde ilk kez Cineuropa.org Ödülü’nü verdi. Sanatsal açıdan değeri tartışmasız olan, bunun yanı sıra karşılıklı iletişimi destekleyen ve birleştirici özellik taşıyan filmlere verilen Cineuropa.org Ödülü’nü, Sinemada İnsan Hakları Bölümü’nde yer alan Ziad Doueiri’nin THE ATTACK / SALDIRI adlı filmi kazandı.

32. İSTANBUL FİLM FESTİVALİ ÖDÜLLERİ

ALTIN LALE ULUSLARARASI YARIŞMA

Yönetmen Peter Weir başkanlığında sinema yazarı Mark Adams, yönetmen Sebastian Lelio, oyuncu Simin Fatemeh Motamed Arya ve yönetmen Malgoska Szumowska’dan oluşan 32. İstanbul Film Festivali Uluslararası Yarışma jürisi;

•Apple-tab-span” style=”white-space:pre”> Altın Lale Ödülü’nü Şakir Eczacıbaşı anısına, “Jüri üyelerini etkileyen, profesyonelce kotarılmış bu güçlü ve kışkırtıcı film, sade olay örgüsü ve insanı zorlamayan berrak görsel tarzıyla sağlam oyunculuğu ustaca birleştiriyor” diyerek Lenny Abrahamson’un yönettiği WHAT RICHARD DID / NE YAPTIN RICHARD (İrlanda) adlı filme;

• Jüri Özel Ödülü’nü ise “Juliette Binoche’un büyüleyici oyunculuğuyla güçlenen ve akıp giden bu güzel filmde, jüri Bruno Dumont’un titiz sanatsal yaklaşımına ve hikâyesine olan hâkimiyetine hayran kalmıştır” diyerek Bruno Dumont’un yönettiği CAMILLE CLAUDEL 1915 (Fransa) adlı filme vermeye karar vermiştir.

Eczacıbaşı Topluluğu Altın Lale’yi kazanan filmin yönetmenine 10.000 Avro, bu filmin Türkiye dağıtımcısına 10.000 Avro, Jüri Özel Ödülü’nü kazanan filmin yönetmenine ise 5.000 Avro para ödülü verecektir.

ALTIN LALE ULUSAL YARIŞMA

Yönetmen Tayfun Pirselimoğlu başkanlığında, Montpellier Uluslararası Akdeniz Filmleri Festivali Direktörü Jean-François Bourgeot, Cine+Club, Classic&Star ve Famiz kanallarının direktörü Bruno Deloye, ressam Komet ve oyuncu Nihal Yalçın’dan oluşan 32. İstanbul Film Festivali Ulusal Yarışma jürisi;

• Altın Lale En İyi Film Ödülü’nü Onur Ünlü’nün yönettiği SEN AYDINLATIRSIN GECEYİ adlı filme;

• En İyi Yönetmen Ödülü’nü Hayatboyu filmiyle ASLI ÖZGE’ye vermiştir.

Altın Lale’yi kazanan filmin yapımcısına 150.000 TL, En İyi Yönetmene 50.000 TL para ödülü verilecektir.

• Jüri Özel Ödülü Derviş Zaim’in yönettiği DEVİR adlı filme verilmiştir.

Efes, Onat Kutlar anısına verilen Jüri Özel Ödülü’nü kazanan filmin yapımcısı Derviş Zaim’e 30.000 ABD Doları para ödülü verecektir.

• En İyi Kadın Oyuncu Ödülü, Özür Dilerim filmindeki rolüyle SEMA POYRAZ’a,

• En İyi Erkek Oyuncu Ödülü, Yozgat Blues filmindeki rolüyle ERCAN KESAL’a verilmiştir.

En İyi Kadın ve En İyi Erkek Ödüllerini kazananlara 10.000’er TL para ödülü verilecektir.

• En İyi Senaryo Ödülü, Sen Aydınlatırsın Geceyi filmiyle ONUR ÜNLÜ’ye;

• En İyi Görüntü Yönetmeni Ödülü, Hayatboyu filmiyle EMRE ERKMEN’e;

• En İyi Kurgu Ödülü, Sen Aydınlatırsın Geceyi filmiyle EMRE BOYRAZ’a;

• En İyi Müzik Ödülü, Soğuk filmiyle MURAT BAŞARAN’a verilmiştir

SEYFİ TEOMAN EN İYİ İLK FİLM ÖDÜLÜ

Jürisinde yönetmen Emin Alper, oyuncu Saadet Aksoy ve sinema eleştirmeni Rüdiger Suchsland’ın yer aldığı Seyfi Teoman En İyi İlk Film Ödülü bu yıl ilk kez verildi. Festivalin Altın Lale Uluslararası ve Ulusal Yarışmaları’nın yanı sıra, Türkiye Sineması bölümünde yer alan Yarışma Dışı ve Yeni Türkiye Sineması kuşakları ile Sinemada İnsan Hakları bölümünde gösterilerek değerlendirilen Türkiye yapımı tüm ilk filmler arasından Seyfi Teoman En İyi İlk Film Ödülü;

• “Harikulade taşkın ve -parlak bir şekilde- histerik bu film, sıradanlıkla aşırılık arasındaki hassas dengeyi ustalıkla korumayı başarıyor. KÖKSÜZ’de sinemada ihtiyaç duyulan her şey var: özgün sinemacılık, sağlam belirlenmiş karakterler ve etkileyici bir dramatik yapı. Deniz Akçay Katıksız’ın yönetimi cüretkâr ve tutarlıyken hem beklenmedik gelişmelere açık hem de her zaman kontrollü. Bu yönetmen, ne yaptığını gayet iyi biliyor ve biz de onun gelecekteki sinema yapıtlarını dört gözle bekliyoruz” diyen Seyfi Teoman En İyi İlk Film Ödülü jürisi tarafından, festivalin Ulusal Yarışma bölümünde yer alan Deniz Akçay Katıksız’ın KÖKSÜZ adlı filmine verilmiştir.

Seyfi Teoman En İyi İlk Film Ödülü’nü kazanan yönetmene, CMYLMZ Fikirsanat aracılığı ile 30.000 TL takdim edilecektir.

AVRUPA KONSEYİ SİNEMA ÖDÜLÜ, “FACE”

Avrupa Konseyi Sinema Ödülü (FACE), festivalin Sinemada İnsan Hakları bölümünde yer alan bir filme verilmektedir. Bu bölümde gösterilen filmleri, geçen yıl FACE Yarışması’nda Özel Mansiyon alan yönetmen Anca Damian başkanlığında, Avrupa Konseyi İnsan Hakları ve Hukuki İşler (günümüzde Hukukun Üstünlüğü) Yönetmenliği Direktörü Philippe Boillat, yönetmen Dan Setton ve Eurimages Genel Sekreteri Roberto Olla’dan oluşan jüri değerlendirmiş, bronz bir heykel ile 10.000 Avro’dan oluşan FACE Ödülü’nü;

• “Acımasız ve karmaşık bir gerçekliğe ışık tutup bu gerçekliği su yüzüne çıkararak kadınlara uygulanan şiddete karşı durduğu ve yönetmeni, özgün kitabı olağanüstü estetik nitelikleriyle muhteşem bir şekilde sinemaya uyarlayarak neredeyse imkânsızı başardığı için” Atiq Rahimi’nin yönettiği SYNGUÉ SABOUR / SABIR TAŞI (Afganistan-Fransa-Almanya) adlı filme vermiştir.

• Jüri, “sade ve dokunaklı bir yoksulluk ve ayrımcılık öyküsünü öne çıkardığı ve yönetmeni, yenilikçi olduğu kadar neredeyse belgesel yaklaşımıyla en temel haklarından mahrum bırakılmış bir ailenin hayatından bir kesiti aktardığı için” Danis Tanovic’in yönettiği EPIZODA U ZIVOTU BERACA ZELJEZA / BİR HURDACININ HAYATI (Bosna Hersek-Fransa-Slovenya) ve “1948’deki Kore çatışmasında geçtiği halde tüyler ürpertici bir şekilde günümüzde de güncelliğini koruyan mesajı nedeniyle ve yönetmeni, harikulade çektiği bu siyah-beyaz filmde savaşın saçmalığını fon olarak kullanarak eksiklikleriyle de olsa insani niteliklerin gökkuşağını çizdiği için” Muel O’nun yönettiği JISEUL (Güney Kore) filmine Özel Mansiyon vermeye karar vermiştir.

FIPRESCI (ULUSLARARASI SİNEMA ELEŞTİRMENLERİ FEDERASYONU) ÖDÜLLERİ

Başkanlığını Hollanda’dan Dana Linssen’in yaptığı, Avustralya’dan Lesley Chow, İsveç’ten Jon Asp, Kanada’dan Guilhem Caillard ve Türkiye’den Berke Göl ile Burcu Aykar’dan oluşan 32. İstanbul Film Festivali FIPRESCI Jürisi:

• Uluslararası Yarışma’da FIPRESCI Ödülü’nü, “geleneksel biyografi filmini biçimlendirip dönüştürerek aşıp, çağdaş bir Jan Dark’a ulaştırma biçimi için” Bruno Dumont’un yönettiği CAMILLE CLAUDEL 1915 (Fransa) adlı filme;

• Ulusal Yarışma’da FIPRESCI Ödülü’nü ise “görsel yaklaşımı ve kendine has mizah anlayışı için” Onur Ünlü’nün yönettiği SEN AYDINLATIRSIN GECEYİ adlı filme vermiştir.

RADİKAL HALK ÖDÜLÜ

Radikal Gazetesi’nin sponsorluğunda verilen ve festival izleyicilerinin oylarıyla belirlenen Radikal Halk Ödülleri:

• Uluslararası Yarışma’da Eva Neymann’ın DOM S BASHENKOY / KULELİ EV filmine;

• Ulusal Yarışma’da Deniz Akçay Katıksız’ın KÖKSÜZ filmine verilmiştir.

CINEUROPA.ORG ÖDÜLÜ

32. İstanbul Film Festivali kapsamında Ziad Doueri’nin THE ATTACK / SALDIRI adlı filmi, Cineuropa.org Ödülü’ne layık görüldü. Cineuropa.org Başkanı Valerio Caruso ve Montreal Cinemania Film Festivali Programcısı, sinema yazarı Guilhem Caillard’dan oluşan jüri “filmin berraklığı, inkârı ve birbirine zıt fikirlerden kurulmuş olmasının getirisi olarak durumu hiç bir şekilde yalınlaştırmadan yansıtan anlatımının yanı sıra sinemanın zorlu siyasal gerçekliklerle birebir konuşabileceği ve kalıplaşmış yargıları insan bağlamında ele alıp, onları hem yüceltip hem de ifşa ederek sarsabilme becerisine sahip olduğunu tekrar hatırlattığı için” verdiklerini belirttiler.

Quentin Tarantino’ya asistanlık yaparak yetişmiş bir yönetmen olan Ziad Doueri’nin, Yasmina Khadra’nın liste başı kitabından sinemaya uyarladığı Saldırı, ailesinden birinin terörist olduğu gerçeğinin bir insan üzerindeki duygusal etkisini tüyler ürpertici ve fazlasıyla gerçek bir şekilde anlatıyor. Kimi zaman farklılık gösteren ama genelde inandırıcı ve alkışa layık bir oyunculukla filmin dramatik ağırlığını ustalıkla taşıyan Ali Suliman (Paradise Now) filmin başrolünde oynuyor. Saldırı, Ziad Doueri için aynı zamanda kişisel bir başarı anlamına da geliyor. Doueri, bu güçlü ve dokunaklı filmi bir Katar, Lübnan, Mısır, Fransa ve Belçika ortak yapımı olarak, Canal+ ve Doha Film Enstitüsü’nün katkılarıyla gerçekleştirmeyi başarmış.

Cineuropa.org Ödülü, sanatsal açıdan tartışmasız değeri olan, bunun yanısıra karşılıklı iletişimi destekleyen ve birleştirici özellik taşıyan filmlere verilmektedir. Ödül, filmin tanıtımı için Cineuropa.org sitesinde 5,000 Avro değerinde sürmanşet ilanının yayınlanmasını da içermektedir.

Kaynak: Milliyet

İstanbul Caz Festivali programı açıklandı!

Bayan Arıza tarafından Nisan - 17 - 2013 zamanında yazılmıştır.

İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından, 16 yıldan bu yana Garanti Bankası’nın sponsorluğunda düzenlenen İstanbul Caz Festivali, bu sene 20. yaşını kutluyor.

Cazın merkezini İstanbul’a taşıyacak İstanbul Caz Festivali, 2–18 Temmuz tarihleri arasında, modern cazdan rock’a, dünya müziği ve folka uzanan geniş yelpazedeki konserleri kentin kültürel ve doğal dokusunu yansıtan birbirinden etkileyici mekânlarda izleyiciyle buluşturacak.

İstanbul Caz Festivali, 14 farklı mekânda 400’ü aşkın yerli ve yabancı sanatçının katılımıyla gerçekleştirilecek 40’ı aşkın konserle, Temmuz ayında cazın yıldızlarını yirminci defa müzikseverlerle buluşturmaya hazırlanıyor.

20. İstanbul Caz Festivali’nin programı Salon İKSV’de yapılan basın toplantısıyla tanıtıldı. Toplantıda, İKSV Genel Müdürü Görgün Taner’in açılış konuşmasının ardından Garanti Bankası Genel Müdür Yardımcısı Nafiz Karadere bir konuşma yaptı. Nafiz Karadere “İnançla, tutkuyla ve sabırla sürdürülen İstanbul Caz Festivali bu sene 20. yaşını kutluyor. Biz de Garanti Bankası olarak 16 yıldır İKSV ile birlikte olmaktan büyük mutluluk duyuyoruz. Bundan sonra da ‘Garanti Caz Yeşili’ markamızla, caz kültürünün Türkiye’de gelişmesi ve yaygınlaşmasında büyük rol oynayan festivali gönülden desteklemeye devam edeceğiz” dedi.

Toplantıda daha sonra söz alan İstanbul Caz Festivali Direktörü Pelin Opcin, festivalin programında yer alan konserler ve 20. yıla özel projelerle ilgili bilgi verdi. Caz dünyasından da önemli isimlerin katıldığı toplantı, X Restaurant & Bar’daki davetle devam etti.

Davetin ardından konuklar, Salon İKSV’de, Branford Marsalis ve Joey Calderazzo ikilisinin, festivalin 20. yılı kapsamında verdiği konseri izlediler. Caz dünyasının önemli saksafoncuları arasında gösterilen Branford Marsalis ve 90’ların başında tanışarak uzun yıllardır birlikte müzik yaptığı piyanist Joey Calderazzo, İstanbul Caz Festivali’nin yirminci yıl konseri için Salon İKSV’de ilk kez İstanbul’da müzikseverlerle buluştu.

FESTİVALİN 20. YIL AFİŞİNDE ORHAN PAMUK VE BÜLENT ERKMEN İMZASI

2013 yılında düzenlenecek İstanbul Festivalleri’nin afişlerinde farklı sanat dallarının önemli isimlerinin yapıtları, desenleri ve el yazıları, grafik sanatçısı ve İKSV Kurumsal Kimlik Danışmanı Bülent Erkmen tasarımlarıyla bir araya geliyor.

20. İstanbul Caz Festivali’nin afiş görseli bu yıl Orhan Pamuk tarafından oluşturuldu. Orhan Pamuk’un resim ve desenlerinde yer alan Martı ve yazarın el yazısı, Bülent Erkmen’in tasarımıyla festival afişine dönüştürüldü. Basın toplantısında, Bülent Erkmen’in festival afişiyle ilgili hazırladığı özel video mesajı da salondaki katılımcılarla ekrandan paylaşıldı. Bülent Erkmen, yaptığı seçimle ilgili olarak “Orhan Pamuk yazarlığından önce resimle ilgilenmiş, yazarlığı sırasında da resimle ilgisini koparmamış bir yazar. Romanlarını yazdığı defterlerde aralara sızmış desenler, yaptığı resimlerin içine sızmış yazılar var. Resimlerinde ve desenlerinde İstanbul’la birlikte karga ve martılara ağırlık vermiş. Martı’yı, varlığıyla İstanbul’u simgelemesi, sesiyle de cazla kurduğum kişisel bağlantı nedeniyle seçtim. Seçtiğim resmin Martı ayrıntısını resmin bütününden kopardım. Böylece afişin beyaz boşluğu üstünde bütün hızıyla uçan Martı, çırptığı kanatları, attığı çığlıkları ve aralarına sızmış Orhan Pamuk’un uçuşan el yazısı ile İstanbul’u peşinden sürüklüyor” dedi.

İSTANBUL CAZ FESTİVALİ’NDEN 20. YILA ÖZEL YAYINLAR

İstanbul Caz Festivali bu yıl 20. yılına özel bir yayınla müzikseverlerle buluşuyor. Festivalin bu yılki programına dair bilgilerin bulunacağı dergide ayrıca, Türkiyeli sanatçılardan yazılar ve görüşler de yer alacak. Dergi, Haziran ayında müzikseverlere sunulacak.

İstanbul Caz Festivali ve EMI Türkiye işbirliğiyle hazırlanacak festival CD’si ise festivale gelecek yıldızların seçme çalışmalarını içerecek. Sanatçıların da görüşleri alınarak seçilecek eserlerden oluşacak 20. İstanbul Caz Festivali CD’si, müzik marketlerde yerini Haziran ayında alacak. Festival takipçilerinin koleksiyonlarında önemli bir yer edinen İstanbul Caz Festivali CD’si, katılacak sanatçıları festival öncesinde tanımak ve festival heyecanının hatırasını yaşatmak için ideal!

Festivalin 20. yılında bir diğer önemli yayın da, festivalin başından bu yana çeşitli konser fotoğrafları ve kayıtlarını da içeren özel bir fotoğraf albümü ve DVD projesi olacak. Sınırlı sayıda üretilecek bu özel set, yıl sonunda yayımlanacak.

İSTANBUL CAZ FESTİVALİ 14 FARKLI MEKANLA TÜM ŞEHRE YAYILIYOR Programında sunduğu çeşitliliğin yanı sıra kullandığı konser mekanlarıyla da izleyiciler için yeni keşif olanakları sağlayan İstanbul Caz Festivali, her yıl olduğu gibi bu yıl da konser mekânı olarak görmeye alışık olmadığımız, farklı mekanlara yayılarak müzikseverlere ilkler yaşatmaya devam edecek.

Bu yıl festivale ev sahipliği yapacak Cemal Reşit Rey Konser Salonu, Cemil Topuzlu Açık Hava Sahnesi, Haliç Kongre Merkezi, İstanbul Modern, İstanbul Arkeoloji Müzesi, Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi ve Salon İKSV gibi festival mekânlarına Almanya Sefareti Tarabya Yazlık Rezidansı, Avusturya Başkonsolosluğu / Avusturya Kültür Ofisi Bahçesi, Feriye Lokantası, İstanbul Teknik Üniversitesi Maçka Kampüsü Mustafa Kemal Amfisi, KüçükÇiftlik Park, Rahmi M. Koç Müzesi ve Yıldız Sarayı Hasbahçe gibi farklı mekânlar da eklenecek.

İSTANBUL CAZ FESTİVALİ 20. YILINDA “ULUSLARARASI CAZ GÜNÜ”NÜN YEREL ORTAĞI

UNESCO ile Thelonious Monk Caz Enstitüsü (Thelonious Monk Institute of Jazz) tarafından, geçen yıl tüm dünyada ilk defa düzenlenmeye başlayan 30 Nisan “Uluslararası Caz Günü” kutlamalarının bu yılki merkezi İstanbul olacak. 30 Nisan Salı günü gerçekleştirilecek “Uluslararası Caz Günü” kutlamaları, Türkiye Cumhuriyeti işbirliği ve İstanbul Caz Festivali’nin yerel ortaklığı ile İstanbul’da düzenlenecek. Etkinliğin sponsorları arasında, İstanbul Caz Festivali’nin sponsoru Garanti Bankası da yer alıyor.

“Uluslararası Caz Günü” kutlamaları kapsamında 30 Nisan Salı akşamı Aya İrini Müzesi’nde düzenlenecek gala konserinin yanı sıra gün boyu farklı mekanlarda konferanslar, yuvarlak masa söyleşileri, ustalık dersleri, caz vokal atölyeleri, film gösterimleri ve çeşitli konserler de düzenlenecek. Konser, UNESCO, ABD Dışişleri Bakanlığı ve “Uluslararası Caz Günü”nün resmî internet sitelerinden canlı yayımlanacak. Bu unutulmayacak konser ayrıca dünyanın dört bir yanındaki televizyonlarda yayımlanmak üzere kaydedilecek.

20. İSTANBUL CAZ FESTİVALİ YAŞAM BOYU BAŞARI ÖDÜLÜ DURUL GENCE VE HASAN KOCAMAZ’A TAKDİM EDİLİYOR

İstanbul Caz Festivali’nin bu yılki Yaşam Boyu Başarı Ödülü, caz müzisyeni ve orkestra şefi Durul Gence ile Türkiye’nin ilk caz kulübünü açan müzisyeni, ağız armonikacısı Hasan Kocamaz’a takdim edilecek. Durul Gence ve Hasan Kocamaz, ödüllerini festivalin 1 Temmuz Pazartesi akşamı Avusturya Başkonsolosluğu / Avusturya Kültür Ofisi Bahçesi’nde gerçekleştirilecek açılış töreninde alacaklar.

Durul Gence, müzik hayatına 1954 yılında girdiği Deniz Harp Okulu’nda davul çalmaya başlayarak atıldı. 1970 yılında yaptığı Şeyh Şamil plağı ile ünlenen Gence, “İstanbul Express” ve “Asia Minor Mission” gibi topluluklarla çalıştı. Ajda Pekkan, Rüçhan Çamay, Gönül Yazar, Alpay, Tanju Okan, Ertan Anapa gibi sanatçılara eşlik eden Gence’nin yurt dışında birlikte çalıştığı müzisyenler arasında Herb Geller, Sonny Sharock, Bertice Reading, Four Pennies, Lili Ivanova, Mads Vinding, Peter Bastian, Anders Koppel, Herbie Mann gibi isimler yer alıyor. ODTÜ ve Hacettepe üniversitelerinde insan, müzik ve caz üzerine dersler veren Gence’nin, “DG-4” adında bir topluluğu bulunuyor.

1928 yılında İstanbul’da doğan Hasan Kocamaz, caz müziğiyle Galatasaray Lisesi’ndeki öğrenimi sırasında tanıştı. Ağız armonikası ile müziğe başlayan Kocamaz, 1959 yılında Paris’te yapılan ağız armonikası yarışmasında birincilik ödülü kazandı. Ayrıca, 1950’li yılların sonunda Cüneyt Sermet’in de desteğiyle trompet çalmaya başladı. Kocamaz, Yavuz Özışık, Tülay German, Erol Büyükburç, Necdet Karar gibi dönemin ünlü caz müzisyenleriyle çalıştı. Swing müziğinin Türkiye’de gelişimine büyük katkılarda bulunan armonika ustası Kocamaz, aynı zamanda İstanbul Bebek’te Türkiye’nin ilk caz kulübünü de açtı.

İSTANBUL CAZ FESTİVALİ’NİN AÇILIŞ KONSERİ’NDE FESTİVALİN 20 YILINDAN OLUŞTURULAN ÖZEL BİR REPERTUAR

20. İstanbul Caz Festivali, 1 Temmuz Pazartesi akşamı gerçekleştirilecek açılış töreninin ardından özel bir konserle başlıyor. Konserde, Türkiye’nin caz alanındaki genç yıldızlarının bir araya gelmesiyle 2007’de kurulan Four in the Pocket, festivalin 20 yılından sanatçıların eserlerine yer veren özel bir repertuarla cazseverlerle buluşacak.

Vokalde Elif Çağlar, klavyede Çağrı Sertel, bas gitarda Alp Ersönmez, davulda Mert Önal ve saksofonda Toygun Sözen ile sahnede olacak Four in the Pocket, bu gece için, festivalde bugüne kadar sahne almış popüler sanatçıların en sevilen parçalarının da yer aldığı özel bir repertuar oluşturuyor.

İSTANBUL CAZ FESTİVALİ’NİN DESTEKÇİLERİ

20. İstanbul Caz Festivali bu yıl Festival Sponsoru Garanti Bankası’nın yanı sıra 10’un üzerinde kurumun desteğiyle gerçekleştiriliyor.

• Garanti Bankası (Alicia Keys konserinin gösteri sponsoru)

• Matraş (John Legend konserinin gösteri sponsoru)

• Merck İlaç Ecza ve Kimya (Deutsche Philharmonie Merck konserinin gösteri sponsoru)

• Amplio Emlak Yatırım (Esbjörn Svensson Trio konserinin gösteri sponsoru)

• Sompo Japan Sigorta (Sevinç Tevs “Türkiye’de Cazın İlk Sesi Sevinç Tevs Anısına” konserinin gösteri sponsoru)

• Pirelli (Stefano Bollani & Hamilton De Holanda Duo konserinin gösteri sponsoru)

• DHL Express (Lopez – Nussa Family Project konserinin gösteri sponsoru)

• Vodafone Istanbul Calling (Avrupa Caz Kulübü konserlerinin gösteri sponsoru)

• Coca-Cola (Tünel Şenliği eş-sponsoru)

• Vodafone Freezone (Tünel Şenliği eş-sponsoru)

Festival kapsamındaki çeşitli konserler, Hollanda Kraliyeti İstanbul Başkonsolosluğu, Fransız Kültür Merkezi, Norveç Kraliyeti Büyükelçiliği, İstanbul İtalyan Kültür Merkezi ve ABD İstanbul Başkonsolosluğu’nun katkılarıyla gerçekleşiyor. Tünel Şenliği ise Beyoğlu Belediyesi işbirliğiyle yapılıyor.

Festivalin konaklama sponsorluğunu Martı İstanbul Hotel üstleniyor.

20. İstanbul Caz Festivali, TC Kültür ve Turizm Bakanlığı, İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve Beyoğlu Belediyesi tarafından da destekleniyor.

İKSV’nin tüm festivallerine Öncü Sponsor Eczacıbaşı Holding, Resmi Havayolu Türk Hava Yolları, Resmi İletişim Sponsoru Vodafone, Resmi Taşıyıcı DHL Express ile Servis Sponsoru GFK da destek veriyor.

İSTANBUL CAZ FESTİVALİ 20. YILINDA CAZIN MERKEZİNİ İSTANBUL’A TAŞIYACAK

GÜNÜMÜZÜN EN İYİ KADIN VOKALLERİNDEN ALICIA KEYS 2 TEMMUZ’DA İLK KEZ TÜRKİYE’DE

İstanbul Caz Festivali 20. yılında, R&B ve soul müziğin dünyaca ünlü sesi Alicia Keys’i ağırlıyor.

14 Grammy ödüllü Amerikalı şarkıcı, söz yazarı ve besteci Alicia Keys, Garanti Bankası sponsorluğunda

2 Temmuz Salı akşamı saat 21.00’de KüçükÇiftlik Park’ta Türkiye’deki ilk konserini verecek.

Güçlü vokalinin yanı sıra söz ve şarkı yazarlığıyla da tanınan Alicia Keys, “Falling”, “No One”, “If I Ain’t Got You” gibi şarkıları onlarca ülkede bir numara olan 14 Grammy ödüllü Amerikalı şarkıcı, 40 milyonun üzerindeki albüm satışıyla son dönemin en başarılı kadın müzisyenlerinden. Müziğinde klasik piyanoyu caz, R&B ve soul ile harmanlayan Keys, Mayıs 2012’de yayımlanan beşinci albümü Girl On Fire ile yine müzik gündeminde yerini aldı. Maxwell ve Nicki Minaj gibi isimlerle yaptığı düetlerin yer aldığı bu albüm çıktığı hafta listelere 1 numaradan giriş yaptı. Blackberry’nin global turne sponsorluğunda gerçekleşen “Set The World On Fire” turnesi kapsamında Avrupa’yı dolaşacak olan Alicia Keys, Londra, Paris, Viyana, Monaco, Münih gibi şehirlerdeki konserlerinden sonra İstanbul Caz Festivali kapsamında 2 Temmuz’da Türkiyeli hayranlarıyla buluşacak.

20. YIL ÖZEL KONSERİ:

MÜZİK DÜNYASININ YILDIZ İSİMLERİ TÜRKİYE’DE CAZIN İLK SESİ SEVİNÇ TEVS ANISINA AYNI SAHNEDE BULUŞACAK

İstanbul Caz Festivali, 20. yılında Türkiye’nin ilk caz yorumcusu Sevinç Tevs anısına çok özel bir konser düzenliyor. Proje yönetmeni Hülya Tunçağ ve müzik direktörü Aycan Teztel’in birlikte kurguladıkları ve Sevinç Tevs’in kızı, ünlü şarkı yazarı Şehrazat’ın ev sahipliğinde gerçekleştirilecek “Türkiye’de Cazın İlk Sesi Sevinç Tevs Anısına” başlıklı gece, 11 Temmuz Perşembe akşamı saat 21.30’da Cemil Topuzlu Açık Hava Sahnesi’nde yapılacak.

Sompo Japan Sigorta sponsorluğunda gerçekleştirilecek konserde, Şehrazat, Fatih Erkoç, Sibel Köse, Ayşe Gencer ve Elif Çağlar gibi ünlü solistlere Aycan Teztel yönetimindeki İstanbul Superband eşlik edecek. Türkiye’nin ilk caz yorumcusu unvanına sahip dünyaca ünlü ses sanatçısı Sevinç Tevs, 1930 yılında Ankara’da doğdu. Tevs, Ankara Devlet Konservatuarı Şan ve Tiyatro bölümünden mezun olduktan sonra, Türkiye’nin yanı sıra İtalya, İsviçre, Yunanistan, İngiltere, Amerika Birleşik Devletleri, Mısır, Fransa gibi birçok ülkede konserler verdi. Aynı zamanda BBC’ye ve Almanya-Berlin televizyonuna Türkiye’den çıkan ilk şarkıcı olan Tevs, 1950’lerde daha da ünlenerek, uzun bir süre ABD ve Birleşik Krallık’ta çalıştı.

FESTİVALİN 20. YILINA ÖZEL SENFONİK DÜZENLEMELERLE E.S.T. SYMPHONY KONSERİ

20. İstanbul Caz Festivali, Esbjörn Svensson Trio (E.S.T) bestelerinin senfonik düzenlemelerini içeren eşsiz bir program sunuyor. “2000’li yılların en iyi üçlüsü” olarak değerlendirilen, öncü ve yenilikçi yaklaşımıyla caz müziğine yeni bir yön veren E.S.T.,Türkiyeli izleyici ile ilk kez İstanbul Caz Festivali’nde tanışmış, 2001, 2002 ve 2003 yıllarında verdikleri konserlerle festivalin gözde ekipleri arasına yerleşmişti.

İstanbul Caz Festivali’nin öncülüğünde gerçekleşen bu özel projede İsveçli orkestra şefi ve besteci Hans Ek, 2008 yılında hayatını kaybeden Esbjörn Svensson’un 2003 yılındaki aranjmanları üzerine kurguladığı yeni bir senfonik düzenleme sunuyor. Filarmonia İstanbul tarafından seslendirilecek eserde, orkestraya solist olarak E.S.T.’nin basçısı Dan Berglund ve davulcusu Magnus Öström, piyanoda Jacky Terrasson ve Michael Wollny, saksofonda Marius Neset ile gitarda Sarp Maden katılıyor. E.S.T. Symphony konseri Amplio Emlak Yatırım sponsorluğunda 10 Temmuz Çarşamba akşamı saat 21.30’da Haliç Kongre Merkezi’nde yapılacak.

FESTİVALİN VAZGEÇİLMEZ MEKÂNI AÇIKHAVA SAHNESİ EFSANE İSİMLERİ AĞIRLIYOR

USTA MÜZİSYEN BRYAN FERRY YENİ PROJESİ İLE FESTİVAL’DE

70’lerin en ünlü rock gruplarından Roxy Music’in vokalisti ve şarkı yazarı Bryan Ferry, yeni albümünü takiben İstanbul Caz Festivali’nin konuğu oluyor. Popüler müzik sahnesinin en üretken ve pırıltılı isimlerinden Bryan Ferry, geçtiğimiz yıl yayımlanan ve “Slave to Love,” “Love is the Drug” ve “Don’t Stop the Dance” gibi en sevilen şarkılarının 20’li yılların caz tarzında yeniden yorumlandığı Jazz Age albümünün ardından, 8 Temmuz Pazartesi akşamı saat 21.00’de Cemil Topuzlu Açık Hava Sahnesi’nde müzikseverlerle buluşacak.

Bryan Ferry, Roxy Music sonrası solo kariyerinde çok sayıda liste başı albüme imza atarak, kusursuz sesi ile olduğu kadar şarkılarındaki duygu yoğunluğu ile de dinleyenleri etkilemeyi başardı. Kendi bestelerinin yanı sıra başka ünlü isimlerin eserlerini yorumlamadaki başarısı ile de tanınan Ferry, 2007 yılında 14. İstanbul Caz Festivali’nin konuğu olarak Açıkhava Sahnesi’nde unutulmaz bir konser vermişti.

POPÜLER CAZIN EFSANEVİ İSİMLERİ BOB JAMES, DAVID SANBORN, STEVE GADD VE JAMES GENUS AÇIKHAVA SAHNESİ’NDE BULUŞUYOR

İstanbul Caz Festivali, 20. yılında, caz dünyasının dört efsane ismini aynı sahnede buluşturuyor: Eserleri ile güncel müzik sahnesine de ilham veren, besteleri hip hop müzisyenleri tarafından defalarca kullanılan, 58 albüm ve sayısız ödül sahibi tuşlu çalgılar üstadı Bob James, tüm zamanların en başarılı ve ilham verici saksofon virtüözlerinden David Sanborn, neredeyse bütün türlerde önemli müzisyenlerle çalışmış usta bir davulcu Steve Gadd ve Herbie Hancock, Lee Konitz gibi ünlü ustalarla çalışmış, Saturday Night Live Band’in de basçısı olan James Genus. Bu dört efsane isim, 9 Temmuz Salı akşamı saat 21.30’da Cemil Topuzlu Açık Hava Sahnesi’nde festival seyircisinin karşısına çıkacak.

1986’daki Double Vision ortaklığından sonra ilk defa bir araya gelen Bob James ve David Sanborn, bu yıl Steve Gadd ve James Genus ile birlikte kaydettikleri Quartette Humaine albümünün turnesi kapsamında İstanbul Caz Festivali’nin konuğu olacak. James ve Sanborn’un 1986 yılındaki ortak çalışmaları Double Vision, dünya çapında büyük bir başarı kazanmış, milyonlara ulaşan satış rakamı ile 63 hafta boyunca listelerde üst sıralarda yer almış ve ikiliye bir de Grammy ödülü getirmişti. Günümüzde hala popüler cazın en önemli albümlerinden biri olarak gösterilen bu albümden neredeyse 30 yıl sonra tekrar bir araya gelen Bob James ve David Sanborn, bu sefer yanlarına Steve Gadd ve James Genus’u da katarak caz dünyası tarafından merakla beklenen akustik albüm Quartette Humaine’i hazırladılar. Mayıs ayında piyasaya çıkacak albüm müzikseverler ve eleştirmenler tarafından da merakla bekleniyor.

FESTİVALİN HEYECANLA BEKLENEN İSMİ ŞARKICI VE SÖZ YAZARI JOHN LEGEND 29 TEMMUZ’DA İSTANBUL’DA

Soul ve R&B’de kendi neslinin en iyi söz yazarı ve şarkıcılarından John Legend, Matraş sponsorluğunda

29 Temmuz Pazartesi akşamı saat 21.30’da Cemil Topuzlu Açık Hava Sahnesi’nde ilk kez İstanbul’da müzikseverlerle buluşacak.

Legend, kazandığı 9 Grammy’nin yanı sıra konserleriyle göz dolduran, yalnızca müzisyenliğiyle değil, aktivizmiyle de tanınan bir müzisyen. Kanye West, Jay-z, Alicia Keys, Fort Minor, T.I., Mariah Carey, Lil Wayne gibi pek çok sanatçıyla da çalışan Legend’in, “Ordinary People”, “Save Room”, “Everybody Knows”, “Used to Love U” gibi hit şarkıları bulunuyor. Sanatçı 2009 yılında Time dergisinin “Dünyaya Yön Veren 100 Kişi” listesinde de yer almıştı. En son Quentin Tarantino’nun yönettiği “Django Unchained” filminde de “Who Did That To You” isimli şarkısı ile yer alan John Legend, yeni albümü Love In the Future’un dünya turnesi kapsamında İstanbul’da olacak.

İSTANBUL CAZ FESTİVALİ 20. YILINDA YENİ MEKANLARLA ŞEHRİN FARKLI KÖŞELERİNE YAYILIYOR

DÜNYACA ÜNLÜ CAZ SOLİSTİ DEE DEE BRIDGEWATER, USTA PİYANİST VE BESTECİ RAMSEY LEWIS İLE YILDIZ SARAYI HASBAHÇE’DE

Günümüzün en iyi caz vokalistlerinden Dee Dee Bridgewater, usta caz piyanisti ve besteci Ramsey Lewis ile aynı sahneyi paylaşacağı konserini 3 Temmuz Çarşamba akşamı saat 21.00’de Yıldız Sarayı Hasbahçe’de verecek.

Caz standartlarından, soul ve Motown klasiklerine cazın ruhunu tam anlamıyla yaşatacak bu konserde, üç Grammy ödülü ve yedi altın plak sahibi Lewis’in kusursuz melodileri, ipeksi sesi ve incelikli yorumuyla caz standartlarına taze bir yaklaşım getiren Bridgewater’a eşlik edecek. Dinah Washington ve Sarah Vaughan gibi efsanelerin halefi olarak görülen Dee Dee Bridgewater sahnedeki enerjisi ile caz tarihinin izlemesi en keyifli müzisyenlerinden biri olarak kabul ediliyor.

“USTALARLA BULUŞMALAR”:

LENA CHAMAMYAN, GÖKSEL BAKTAGİR, ÖZER ARKUN & TULUĞ TIRPAN TRIO

İstanbul Caz Festivali kapsamında 2006 yılından bu yana İstanbul’un tarihi mekanlarında düzenlenen ve dünyaca ünlü sanatçıları, yeni ve özgün üretimler sergilemek üzere bir araya getiren “Ustalarla Buluşmalar” konserleri bu yıl yine özel bir projeyle devam ediyor.

18 Temmuz Perşembe akşamı saat 21.30’da Yıldız Sarayı Hasbahçe’de gerçekleştirilecek konserde, bu yıl caz ve klasik Ermeni müziğinin bileşenlerini müziğine yansıtan Suriye’nin en önemli sanatçılarından şarkıcı Lena Chamamyan yer alacak. Lena Chamamyan’a sahnede, geleneksel icra biçimlerindeki ustalığının yanı sıra caz etkilerini de müziğine katan kanun virtüözü Göksel Baktagir, Türkiye’nin yetiştirdiği en iyi çellistlerinden biri olan Özer Arkun ve Balkan şarkıları ile klasik Türk müziği eserlerine getirdiği benzersiz düzenleme ve doğaçlamalarla tanınan piyanist Tuluğ Tırpan eşlik edecek. Toplulukta basta Türkiye’nin önde gelen caz sanatçılarından Volkan Hürsever ve yetenekli genç davulcu Ediz Hafızoğlu da bulunuyor.

KLASİK MÜZİĞİN CAZLA EŞSİZ BİRLEŞİMİ “TEATIME AT THE SAVOY”: DEUTSCHE PHILHARMONIE MERCK VE KEREM GÖRSEV

Almanya’nın en özgün orkestralarından, şef, besteci, piyanist, aranjör Wolfgang Heinzel yönetimindeki Deutsche Philharmonie Merck, “Teatime at the Savoy” adlı projeleriyle klasik müzik ve cazın birleşiminin en güzel örneklerini sunacaklar. Merck İlaç Ecza ve Kimya sponsorluğunda, 16 Temmuz Salı akşamı saat 21.30’da Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda gerçekleştirilecek bu konserde Deutsche Philharmonie Merck, kendine has müzik tarzıyla dikkat çeken Opera Swing Quartet ve Türkiye’nin öncü cazcılarından, piyanist ve besteci Kerem Görsev’le birlikte caz festivali dinleyicilerini türler arası heyecan verici bir yolculuğa çıkaracak. BOĞAZ’DA LOPEZ-NUSSA AİLESİ İLE

LATİN CAZLA DOLU BİR GECE

Küba’nın en önemli piyanistlerinden Ernàn Lòpez-Nussa ve müzisyen ailesi, DHL Express sponsorluğunda

3 Temmuz Çarşamba gecesi saat 22.00’de Ortaköy’deki Feriye Lokantası’nda cazseverlere farklı bir gece yaşatacak. Küba cazının en sevilen piyanistlerinden Ernàn Lòpez-Nussa, davulda Ruy Lòpez-Nussa ile oğulları, 2005 yılında Montreux Caz Solo Piyano Yarışması birincisi, piyanist ve besteci Harold Lòpez-Nussa ile kardeşi Ruy Lòpez-Nussa aynı sahnede buluşacak. Konserlerinde dinamik performanslarıyla ilgi çeken Lopez-Nussa Family Project, caz ve Latin müziğinin yanı sıra işbirliği yaptıkları sanatçılarla da müzikal skalalarını genişletiyor.

FESTİVALİN YENİ MEKANI AVUSTURYA KÜLTÜR OFİSİ BAHÇESİ’NDE CAZIN YENİ YILDIZI ANTHONY STRONG

İngiltere cazının yeni yıldızı, şarkıcı, piyanist ve söz yazarı Anthony Strong, cazın yanı sıra blues, pop ve soul türlerinden izler taşıyan iyimser müziği ve canlı ritimleri ile 4 Temmuz Perşembe akşamı saat 21.00’de, festivalin bu yılki yeni mekânlarından Avusturya Başkonsolosluğu / Avusturya Kültür Ofisi Bahçesi’nde gerçekleştirilecek konserde festival izleyicileri ile buluşacak.

2011’de çıkardığı Delovely adlı kısaçalar albümüyle İngiltere caz listelerinin bir numarasına yükselen Londralı piyanist-şarkıcı Anthony Strong, “Cheek to Cheek” ve “For Once In My Life” adlı single’larıyla da uluslararası alanda bir hayran kitlesi edindi. Sıcak ve romantik vokali ve harikulade piyano tekniğiyle İngiliz cazının yükselen yıldızları arasında gösterilen Strong, caz eğitimine devam ettiği yıllarda Michael Bolton, Jocelyn Brown ve Marti Pellow gibi isimlere eşlik ederek Londra caz sahnesinde adını duyurdu. 2009 yılında ilk albümü Guaranteed! ile büyük beğeni toplayan sanatçı, bu albümü ile BBC radyosunun da en sık çalınan caz albümlerinden biri oldu.

ÇOK ÖZEL BİR MEKÂNDA ÇOK ÖZEL BİR SES: SICAK VE YALIN YORUMUYLA MELODY GARDOT ALMANYA SEFARETİ TARABYA YAZLIK REZİDANSI’NDA Duruluğu ve büyüsüyle zamanı ve mekânı unutturan bir ses, vokalist, şarkı yazarı, müzisyen Melody Gardot,

5 Temmuz Cuma akşamı saat 21.00’de Almanya Sefareti Tarabya Yazlık Rezidansı’nda festival izleyicisiyle buluşacak.

1985 yılında Amerika’da doğan genç sanatçı Melody Gardot, doğal bir müzikaliteye ve çok yönlü bir sese sahip. Caz ve blues’un yanı sıra country ve folk etkileri de taşıyan, farklı müzikal renklerin karışımı bir sese sahip Gardot, çıkardığı üç albüm ve “Baby I’m A Fool,” “Your Heart Is As Black As Night,” “If the Stars Were Mine” gibi şarkılarındaki eşsiz yorumuyla geniş bir dinleyici kitlesine sahip. Bestelerinde ve yorumlarında Brezilyalı efsanelerden esinlenen Gardot, vokal performansının yanı sıra güzelliğiyle de büyük bir hayran kitlesi edinmiş durumda.

THE SANLIKOL HYBRID JAZZ ORCHESTRA VE PERDESİZ GİTAR VİRTÜÖZÜ ERKAN OĞUR İLE GELENEKSEL MÜZİĞİ CAZLA BULUŞTURAN BİR GECE

Besteci Mehmet Ali Sanlıkol’un liderliğindeki değerli müzisyenlerden oluşan Sanlıkol Caz Orkestrası’nın konseri,

5 Temmuz Cuma akşamı saat 20.00’de İstanbul Teknik Üniversitesi Maçka Kampüsü Mustafa Kemal Amfisi’nde gerçekleştirilecek. Mehmet Ali Sanlıkol, Temmuz ayında yayımlayacağı yeni albümden parçaları Türkiye’nin en önemli bestecilerinden, perdesiz gitar virtüözü Erkan Oğur ile birlikte seslendirecek. Kaba zurna, ney, kös ve nekkare gibi farklı enstrümanları bünyesinde barındıran Sanlıkol Caz Orkestrası’nın çok sesli müziği ve Erkan Oğur’un ustalığını birlikte sunan bu gecede cazseverler, Mehmet Ali Sanlıkol’un modern caz müziği ile mehter müziğinden etkilenmiş çalışmalarını dinleme fırsatı yakalayacaklar.

R&B VE BLUES ŞARKICISI CHINA MOSES İLE KLARNET VE SAKSOFON VİRTÜÖZÜ ANAT COHEN, SAKIP SABANCI MÜZESİ’NDE

Olağanüstü yetenekli R&B ve blues şarkıcısı China Moses, 20. İstanbul Caz Festivali kapsamında 13 Temmuz Cumartesi akşamı Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi’nde olacak. Kendi özgün şarkılarının yanı sıra sıcak ve karizmatik sesiyle blues ve soul klasiklerini zenginleştirerek yorumlayan, prodüktörlük ve şarkı yazarlığı da yapan China Moses, Crazy Blues ve This One’s For Dinah adlı albümleriyle de caz sahnesinde yerini sağlamlaştırdı. Aynı zamanda festivalin bir diğer önemli konuğu, Dee Dee Bridgewater’ın kızı olan China Moses’a bu konserde ünlü caz piyanisti Raphaël Lemonnier de eşlik edecek. Moses’ın öncesinde ise müziğinde yalnızca caz değil, Latin ve Güney Amerika ezgilerini de harmanlayan, klarnet ve saksofon virtüözü Anat Cohen’in dörtlüsü sahnede olacak. Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi’nin eşsiz atmosferinde gerçekleşecek olan bu konser, saat 21.15’te başlayacak.

CAZ DÜNYASININ ÖNEMLİ PİYANİSTİ STEFANO BOLLANI, BANDOLİM SANATÇISI HAMILTON DE HOLANDA İLE ARKEOLOJİ MÜZESİ’NDE

Caz dünyasında son dönemde ismi en çok geçen piyanistlerden Stefano Bollani, Hamilton de Holanda ile duo projesiyle Pirelli sponsorluğunda 15 Temmuz Pazartesi akşamı saat 21.30’da İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde bir konser verecek. 15 yaşında başlayan müzik yaşamında klasik müzik ve cazdan, Brezilya müziği ile pop-rock’a kadar birçok farklı türde çalışan Bollani, Enrico Rava ile birçok ikili proje gerçekleştirdi. Bollani bu konserde, Brezilya mandolini olarak bilinen “bandolim”e getirdiği yeniliklerle tanınan ve ABD’de “bandolimin Jimi Hendrix’i” olarak bilinen Hamilton de Holanda ile sahnede olacak.

ARKEOLOJİ MÜZESİ’NDE CHANO DOMINGUEZ İLE FLAMENKO VE CAZ

Barselonalı piyanist Chano Dominguez müziğinde yakaladığı caz ve flamenkonun heyecan verici sentezini,

17 Temmuz Çarşamba akşamı saat 21.30’da İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde vereceği konserde müzikseverlerle paylaşacak. 2009 yılında ünlü plak şirketi Blue Note Records’dan çıkardığı Flamenco Sketches adlı albümünde Miles Davis’in caz tarihine geçen “Kind of Blue” kaydını flamenko perspektifinden yorumlayan Dominguez, İstanbul konserinde bir flamenko dansçısı ve vokalisti eşliğinde, büyük beğeni toplayan bu albümden parçalar çalacak.

ŞEHRİN SOKAKLARINDA “TÜNEL ŞENLİĞİ” Festival kapsamında bu yıl dördüncü kez gerçekleştirilecek Tünel Şenliği müzikseverlere “festival içinde festival” sunmaya devam ediyor. Farklı mekânlarda ve açık hava sahnelerinde düzenlenecek birçok konser, etkinlik ve atölye çalışmasıyla müziğin coşkusunu kentin kültür-sanat yaşamının nabzının attığı Tünel Şişhane ve İstiklal Caddesi hattına yayan Tünel Şenliği, bu yıl da festivalin ilk hafta sonunda önde gelen sanatçı ve topluluklara ev sahipliği yapacak.

Coca Cola ve Vodafone Freezone eş sponsorluğunda, Beyoğlu Belediyesi işbirliğiyle 6 Temmuz Cumartesi günü saat 18.00’de başlayacak şenlik, Beyoğlu Tünel bölgesinde sokaklarda ve değişik mekanlarda konserler, atölye çalışmaları, özel sergiler ve ikramlarla gecenin ilerleyen saatlerine kadar devam edecek. Tünel Şenliği’nin ayrıntılı programı, etkinlik haritası üzerinden takip edilebilecek.

Tünel Şenliği için kurulacak iki ana sahnedeki ücretsiz konserlerle bütün bölgede bir festival atmosferi yaşanırken gece boyunca seyirciler değişik mekanlar ve sahneler arasında mekik dokuyarak, birbirinden farklı etkinliklere katılacaklar. Salon, Nardis, Babylon, Alt, Indigo, Beyoğlu Belediyesi Gençlik Merkezi, Hollanda Konsolosluğu Bahçesi gibi Beyoğlu bölgesinin renkli mekanlarında gece boyunca sahne alacak sanatçılar arasında Roos Jonker, Timo Lassy, Bruut!, Ariya Asrabeat Arkestra, Ola Onabule, Salvatore Bonafede Trio, Tin Men and The Telephone, Matthias Eick, Maffy Falay Beşlisi, Baba Zula, Dilek Sert Erdoğan ve Birsen Tezer bulunuyor.

“CAZ İÇİN TUHAF BİR YER”

BU YIL RAHMİ M. KOÇ MÜZESİ KAIROS 4TET VE BOJAN Z’Yİ AĞIRLIYOR

Her yıl etkileyici programı ile olduğu kadar, sıra dışı mekan seçimleri ve farklı etkinlikleri ile gündeme gelen İstanbul Caz Festivali, bu yıl üçüncüsünü düzenlediği “Strange Place for Jazz – Caz İçin Tuhaf Bir Yer” konserlerine yeni bir mekanda hayat veriyor. “Strange Place for Jazz – Caz için Tuhaf Bir Yer”, bu yıl 12 Temmuz Cuma gecesi Rahmi M. Koç Müzesi’nde gerçekleştirilecek.

Saat 21.15’te başlayacak gecede, yenilikçi ve yaratıcı projeleri ile caz müziğine yeni ufuklar kazandıran dünyaca tanınmış iki grup arka arkaya sahne alacak. Gecenin açılışını İngiliz cazının son dönemde en çok konuşulan topluluklarından olan, cazın geleceğe bakan yüzüyle klasik köklerini kusursuz bir şekilde bir araya getiren Kairos 4tet yapacak. Kairos 4tet grubunda Türkiye’de de büyük beğeni toplayan Phronesis toğluluğunun piyanisti Ivo Neame ve basçısı Jasper Høiby de yer alıyor. Sonrasında ise Fransa’nın en önemli caz piyanistlerinden, aldığı birçok ödülün yanı sıra özgün yorumuyla caz dünyasında önemli bir yer edinen Bojan Z, üçlüsü ile beraber sahnede olacak.

SALON İKSV’DE AVRUPA CAZ KULÜBÜ GECELERİ

Türkiye caz sahnesinin başarılı isimlerini Avrupalı ustalarla özel projelerde buluşturan “European Jazz Club – Avrupa Caz Kulübü” serisi İstanbul Caz Festivali boyunca Salon’da devam edecek ve konserler saat 22.30’da başlayacak. “European Jazz Club – Avrupa Caz Kulübü” konserleri bu yıl Vodafone İstanbul Calling konserler serisi şemsiyesi altında gerçekleştirilecek.

“European Jazz Club – Avrupa Caz Kulübü” kapsamında 4 Temmuz Perşembe akşamı Uraz Kıvaner Quintet feat. Marco Tamburini, 10 Temmuz Çarşamba akşamı Evrim Demirel Ensemble feat. David Kweksilber, 11 Temmuz Perşembe akşamı Ozan Musluoğlu Trio feat. Ivo Neame, 12 Temmuz Cuma akşamı Şenay Lambaoğlu feat. Médéric Collignon, 15 Temmuz Pazartesi akşamı Lloyd Chisholm Sextet feat. Luigi Grasso ve Nicolas Dary ve 17 Temmuz Çarşamba akşamı Ece Göksu ‘Masal’ feat. Gregoire Maret konserleri yer alıyor.

“GENÇ CAZ” KONSERLERİ

İstanbul Caz Festivali kapsamında bu yıl 11. kez gerçekleştirilecek, genç müzisyen ve topluluklara festival programında yer alabilecekleri bir platform oluşturan “Genç Caz” Konserler Dizisi, bu yıl da devam ediyor.

Bu yıl Babajim Istanbul Studios & Mastering işbirliğiyle yapılan Genç Caz konserleri 6 Temmuz Cumartesi günü gerçekleştirilecek Tünel Şenliği kapsamında ücretsiz olarak izlenebilecek. “Genç Caz” Konserler Dizisi’ne katılacak gruplar, Nardis’te yapılacak değerlendirme konseri ile belirlenecek. 26 Mayıs Pazar günü saat 13.00’de başlayacak ve ücretsiz olarak gerçekleştirilecek Genç Caz Değerlendirme Konseri’ne tüm cazseverler davetli. 20. İstanbul Caz Festivali’nde yer alacak 4 ismi belirleyecek Genç Caz Seçici Kurulu’nda müzisyen Elif Çağlar, müzik yazarı Feridun Ertaşkan, müzisyen Ferit Odman, müzik yazarı ve yapımcı Hülya Tunçağ, müzisyen Kerem Görsev, müzik yazarı Murat Beşer, müzisyen Önder Focan, müzik yazarı Sevin Okyay ve İstanbul Caz Festivali Direktörü Pelin Opcin yer alıyor.

Genç Caz konserleri, geçen 10 yıl içerisinde 30’un üzerinde genç caz sanatçı ya da topluluğuna dünyaca ünlü caz sanatçılarıyla aynı festivalde yer alma imkânı sağladı. Genç Caz’a katılan birçok sanatçı, İstanbul Caz Festivali sonrasında hem başka festivallere katıldılar, hem de Türkiye’de ve yurt dışında çeşitli caz kulüplerinde sahne alma fırsatı yakaladılar.

İSTANBUL MODERN’DE YAP: YENİ MİMARLIK PROGRAMI’NDA SÜRPRİZ ETKİNLİKLER

Festivalin sevilen mekanlarından İstanbul Modern, bu yıl da programda sürpriz bir etkinlikle yer alacak. İstanbul Modern’in YAP İstanbul Modern: Yeni Mimarlık Programı kapsamında kurulacak geçici mekan uygulamasındaki sahnede gerçekleşecek bu etkinliklerin tam programı önümüzdeki dönemde açıklanacak.

TÜRKİYE’DE CAZ BELGESELİ İLK KEZ İSTANBUL CAZ FESTİVALİ’NDE GÖSTERİLECEK Türkiye’de caz müziğinin geçmişi üzerine kapsamlı bir çalışma ile hazırlanan ve yönetmenliğini Batu Akyol’un yaptığı “Türkiye’de Caz” belgeselinin galası, festival kapsamında gerçekleştirilecek. Belgesel Türkiye’den ve dünyadan çok sayıda caz müzisyeni ile caz alanında yetkin isimlerle yapılan röportajlar ve arşiv görüntülerinden derlendi.

NARDIS JAZZ CLUB’DA FESTİVALE PARALEL KONSERLER

İstanbul’un sevilen caz kulüplerinden Nardis Jazz Club bu yıl da festival heyecanına, festivale paralel olarak düzenleyeceği konserlerle dahil olacak. Nardis’te festival süresince Türkiye caz sahnesinin önemli isimleri konser verecek.

İSTANBUL CAZ FESTİVALİ BİLETLERİ 26 NİSAN CUMA GÜNÜ SATIŞA ÇIKIYOR!

20. İstanbul Caz Festivali’nin biletleri 26 Nisan Cuma günü saat 10.00’da satışa çıkıyor.

Festival biletleri,

• BİLETİX satış noktaları,

• BİLETİX çağrı merkezi (0216 556 98 00)

• www.biletix.com,

• Ana Gişe İKSV’den (saat 10.00-18.00, Pazar günü hariç) ve

• Garanti paramatiklerden (Sadece Alicia Keys konserinin biletleri için geçerli olacak) alınabilecek.

20. İstanbul Caz Festivali’nin bilet fiyatları 20 TL ile 400 TL arasında değişiyor. Bilet alımlarında kredi kartı geçerli olacak.

LALE ÜYELERİ İÇİN ÖNCELİKLİ VE İNDİRİMLİ SATIŞLAR 17 NİSAN’DA BAŞLIYOR

Lale üyeleri, İKSV’nin her etkinliğinde olduğu gibi festival boyunca %25’e varan indirimlerden yararlanabiliyor. Siyah ve Beyaz Lale üyeleri için öncelikli ve indirimli bilet satışı 17 ve 18 Nisan tarihlerinde, Kırmızı ve Sarı Lale üyeleri için ise 19-25 Nisan tarihleri arasında gerçekleştiriliyor. Lale üyeliği ile ilgili ayrıntılı bilgi için lalekart.org

Kaynak: Milliyet

Bomba gibi bir Vodafone İstanbul Calling festivali!

Bayan Arıza tarafından Nisan - 4 - 2013 zamanında yazılmıştır.

01 Mayıs – 30 Ağustos arasına yayılan 120 günlük bir müzik maratonu!

Pozitif Live tarafından gerçekleşecek olan Vodafone İstanbul Calling, İstanbul’un en uzun soluklu şehir festivali olmaya hazırlanıyor. Onlarca dünya starı, 20’ye yakın etkinlik, şehre yayılan pek çok önemli mekanda konser, panel, atölye çalışmaları, partiler ve daha pek çok fazlası bu sene festival bünyesinde şehri ele geçirecek. Vodafone ana sponsorluğu ve Garanti Bankası resmi sponsorluğunda dört aya yayılan ve farklı müzik türlerini bünyesinde barındıracak olan festival 2013 yazında Türkiye’nin kültür-sanat gündemine oturmaya hazırlanıyor.

İstanbul’da son yıllarda giderek yükselen “merak uyandıran şehir” imajını , müziğin gücü ile birleştiren bu festivalde BJK İnönü Stadyumu ve Parkorman gibi mekanların yanı sıra Babylon, Babylon Lounge, Salon İKSV, Milk Gallery, SAE, Maçka Parkı, Göztepe Parkı ve Pera Müzesi gibi mekanlar da yan etkinlikler için kullanılacak.   Dance Day: The Prodigy, Basement Jaxx & Jaguar Skills ve Alternative Park: Thirty Seconds To Mars & !!! (chk chk chk) Biletleri Bugün Satışta   Dans ve müziğin bir arada olduğu, gelenlerin kulaklarının pasını giderecek güçte bir ses, ışık ve görkemli görsel şovların yer alacağı Dance Day konser serisinde dünya çapında bu müzik türünde ün kazanmış isimler festival severleri dans müziğinin sınırlarında bir yolculuğa çıkaracak. Katılımcılar, 29 Haziran Cumartesi sırasıyla Jaguar Skills, Basement Jaxx ve The Prodigy’nin sahne alacağı gecede dans müziğinin doruklarına ulaşacak. İlerleyen günlerde bu konser serisine yerli ve yabacı isimler eklenmeye devam edecek. The Prodigy: Dans müziğinde gerçek anlamda tarih yazmayı başaran The Prodigy bugüne kadar dünya çapında 16 milyondan fazla albüm satışına imza attı ve Chemical Brothers, Fat Boy Slim gibi dans müziğinin önde gelen isimleriyle anılmayı başardı. Elektronik müzik dünyasının bir numaralı canlı performansına sahip ismi, The Prodigy’nin tarzı hızlı ritimler, gürleyen baslar, şiddetli tonlar ve kısmi vokaller ile arasıra yavaşlayan tempo gibi çılgın bir karışımdan oluşuyor.   1998’de BRIT Awards "Best Dance Act"i kazanan grup 2002’de yayınlanan “Smack My Bitch Up” parçasıyla MTV listelerinde 1 numarada yer aldı. Grubun sayısız Grammy ve MTV Müzik ödülleri adaylığı bulunuyor.   Basement Jaxx: 1990'ların sonlarında adlarını duyuran Basement Jaxx, 2002 ve 2004 yıllarında "Best Dance Act" BRIT ödülünü kazandı. Prodüksiyon ikilisi Güney Londra'da 90'lı ve 2000'li yılların en saygın ve en popüler progressive house parçalarını yayınladı. "Where's Your Head At?" 2002’de dünya çapında büyük bir hit oldu. 47. Grammy ödüllerinde Buxton ve Ratcliffe "Best Electronic/Dance Album" ödülünü kazandı. Bugüne kadar ikilinin bazı parçaları Justin Timberlake, Missy Elliott gibi isimler tarafından uyarlanarak seslendirildi.   Jaguar Skills: İngiliz asıllı DJ, BBC radyolarında yaptığı mixlerle ün kazandı. Jaguar Skills, 90’lıların Hip-Hop’unu, 80’lilerin Pop ve 70’lilerin caz ritimleriyle birleştirerek mash-up DJ olarak anılmaya başlandı. Babası da DJ olan Jaguar Skills, miras olarak büyük bir plak koleksiyonuna sahip oldu ve bu koleksiyondan sürekli ilham aldı. Bugüne kadar onlarca farklı radyo istasyonunda 100’ün üzerinde parça yayınlayan Jaguar Skills yarattığı etkileyici mix tape’ler gece hayatının nabzını tutmaya devam ediyor.   23 Haziran’daki Vodafone İstanbul Calling’in indie müzik konser serisinin devamı niteliğindeki Alternative Park gününde sahne alacak en önemli isim belli oldu. Amerika’nın alternatif rock camiasında ses getirmiş grup Thirty Seconds To Mars, benzersiz sahne şovları ve gerilimi yüksek duruşlarıyla Parkorman seyircisini 30 Haziran Pazar akşamı yerden kesecek. Gecenin açılışını ise yine Amerikalı dans-punk grubu !!! (chk chk chk) yapacak. Bu muhteşem günde sahne alacak diğer isimler çok yakın zamanda websitesi üzerinden duyrulmaya devam edecek.   Thirty Seconds To Mars: Aktör olarak tanınan Jared Leto (Requiem for a Dream ve Fight Club filmlerinden) 30’lu yaşlarının ortasına geldiğinde müziğe olan ilgisini bir üst noktaya taşımaya karar vererek kardeşi, baterist Shannon Leto ile birlikte 1998 yılında Thirty Seconds to Mars’ı kurdu. Grubun ismi içinde bulunduğumuz toplumun ne kadar hızlı ve değişken olduğunu simgeleyen nitelikte aslında dünyadan kaçışın sadece saniyelik uzaklıkta olabileceğini ileri sürüyor.   Thirty Seconds To Mars, Güney Kaliforniya çıkışlı büyüleyici ve yaratıcı bir grup. 2000’lerde başarı bulan grup asıl ününü 2005’te platinum satan "A Beautiful Lie" albümü ile buldu. Grup son olarak bir ilke daha imza atarak yeni parçaları "Up in the Air"i NASA ve SpaceX işbirliği ile Cape Canaveral Hava Kuvvetleri İstasyonu'ndan uzaya yollayacak. Uzaya Dragon kargo kapsülü taşıyan Falcon 9 roketiyle Tom Mashburn’un karşılamasını yapacağı Uluslararası Uzay İstasyonu’na varacak. Leto ve grup arkadaşları bir önceki albümleri "This Is War" için yaptıkları 2 sene süren turnede tek bir albümle yapılan konser sayısıyla Guiness Dünya Rekorlarına girmistir (6 kıtada 60 ülke 311 den fazla konser).   !!! (chk chk chk) : 1996 yılında Sacramento, Kaliforniya’da oluşan, dans-punk grubu !!!, ilginç isimleriyle de tanınan bir grup haline gelmeyi başardı. Aynı zamanda “chk chk chk” diye de telaffuz edilen grubun adı, üyelerin izlediği ve çok etkilendiği “The Gods Must Be Crazy” filmindeki bir sahneden geliyor.   Kendi adını taşıyan grubun ilk albümü 2000’de Gold Standard Laboratories tarafından yayınlandı. 2003’te "Me and Giuliani Down By the School Yard" parçası house temposuyla güçlü basların birleşimiyle ünlü Footloose müzikali’nin ana soundtrack’i olmayı başardı. Grubun beşinci albümü THR!!!ER İngiltere ve Amerika’da 29 ve 30 Nisan 2013 tarihinde piyasaya sürülecek.   Iron Maiden, Tiesto, Sigur Rós ve The National Bilet Satışları Devam Ediyor!   2013 yazının en iddialı Rock turnesi Maiden England ile Iron Maiden 26 Temmuz akşamı Vodafone İstanbul Calling kapsamında Beşiktaş İnönü Stadyumu’ndaki son konseri vermiş olacak. 7 Haziran Cuma akşamı gerçekleşecek Tiesto konserindeyse müzikseverleri elektronik dans ve house ziyafeti bekliyor.   Zengin programı, İstanbul’un dört bir yanına dağılan mekanlarda gerçekleşecek etkinlikleri ile yüzbinlerle buluşmayı hedefleyen Vodafone İstanbul Calling’in görkemli programını takip etmek için www.istanbulcalling.com adresini takipte kalın!   Konser Biletleri ve Fırsatlar: Tüm konser biletleri Biletix ve Garanti Paramatiklerden temin edilebilinir. Ayrıca tüm konserlerde satışa sunulacak yiyecek ve içeceklerde Garanti kredi kartlarına %20 indirim sağlanacaktır.   VODAFONE İSTANBUL CALLING PROGRAMI:   ETKİNLİK TARİHİ / MEKAN   RIHANNA 30 Mayıs 2013 Perşembe BJK İnönü Stadyumu   TIESTO 07 Haziran 2013 Cuma BJK İnönü Stadyumu INDIE PARK – THE NATIONAL 23 Haziran 2013 Pazar Parkorman DANCE DAY – THE PRODIGY, BASEMENT JAXX & JAGUAR SKILLS 29 Haziran 2013 Cumartesi BJK İnönü Stadyumu ALTERNATIVE PARK – !!!, THIRTY SECONDS TO MARS 30 Haziran 2013 Pazar Parkorman   SIGUR ROS 02 Temmuz 2013 Salı Parkorman URBAN & HIP-HOP DAY: SNOOP DOGG, CEE LO GREEN & NAS 07 Temmuz 2013 Pazar BJK İnönü Stadyumu KESHA 21 Temmuz 2013 Pazar Parkorman IRON MAIDEN, ANTHRAX & VOO DOO SIX 26 Temmuz 2013 Cuma BJK İnönü Stadyumu   PLACEBO 16 Ağustos 2013 Cuma Parkorman     YAN ETKİNLİKLER Discovery @ Babylon: Brigitte, Skip & Die ve Lemonade, Stubborn Heart & Sohn, Birth of Joy 01- 04 Mayıs 2013 Babylon Brooklyn Vapuru 15 Mayıs Çarşamba Babylon Public Service Broadcasting 06 Haziran Perşembe Babylon David Lynch Presents Chrysta Bell 12 Haziran Çarşamba Babylon Derrick May & Jimmy Edgar 28 Haziran Cuma Babylon ATÖLYE ve PANELLER   Kaynak: Milliyet