Müzik’ kategorisi için Arşiv

Cem Kurtuluş’tan Albüm Kritiği: Cowboys From Hell

Bayan Arıza tarafından Aralık - 28 - 2014 zamanında yazılmıştır.

90’lar…

Bir yandan dünyada grunge patlamıştı, bir yandan heavy metal’in dinamiklerinden Judas Priest “Painkiller”  gibi sikertici albümle sahalara geri dönüş yapmıştı, bir yandan da daha önceden kurulmuş gruplar albümlerini sıralamaya devam ediyordu. 1980’lerin sonunda Pantera’ya glam etiketi yapıştırılmasından sonra her şey karışmıştı, kendi özlerini bulması gerekiyordu.  1990’larda Pantera ortaya bir bomba attı, bu bombanın adı “Cowboys From Hell“  

Cehennemin kovboyları böylelikle 1990’ların başında metal camiasında herkesin fikrini değiştirmeyi başarmıştı. Öfke, nefret, hırs her biri bu adamlar da vardı.  Pantera 80’lerde 4 glam albümünden sonra Cowboys From Hell ile gerçek kimliğine büründü. Albüm, albüme ismini veren “Cowboys From Hell“ şarkısıyla açılıyor. 1990’larda  bu şarkı dünyada büyük yankı uyandırmıştı. Sokakta,konserde, barda, her yerde bu şarkıyla karşılaşan insanlar vardı. Dipnot olarak Cowboys From Hell’in çalındığı Moskova konseri unutulmazlar arasında yerini almıştır.

“Cowboys From Hell“ de Phil Anselmo tayfası  “Durduğumuz yer ışıkların altı, kimse bize dokunamaz” diye sesleniyor.  Teksas sokaklarında dönen cepçilikler,  yağmalamalara cehennemden gelen kovboylar albüme isime verdikleriyle parçayla yanıt veriyor. Cowboys From Hell’i  vinnie paul’un trampete hiç vurmadan ritim tutmasıyla “Primal Concrete Sledge“ takip ediyor.

Phil paşamızın “Come  and with be with me“ sözleri kavgaya çağıran bir ses olarak beynimizde yer ediniyor.  Hayatlarımızda çifte standartlara dair sözler yer alıyor parçanın konusunda.

“Psycho Holiday“ makineli tüfeklerle kuşatılmışız hissi veren bir parça olarak karşımıza çıkıyor. Öfke, saldırganlık, nefret duygularını güçlü bir şekilde yansıtıyor. Dimebag Darrel’in şarkıyı ne derece etki yaptığını attığı sololarla bir kez daha anlıyoruz. Psikopat birinin sözlerine tanıklık ediyoruz bu şarkıyla, “ Bütün insanları memnun edemezsin “ sözünü barındırıyor.

“Heresy“ saldırgan yapısıyla, kabul edilmiş dini reddeden sözleriyle öne çıkıyor. “Cemetary Gates“, Hayata dair planlarımızda olanlar  şimdi çok gerçek dışı görünüyor cümlelerine yer veriyor, duygusallıkta da çığır açtığını söylemek yanlış olmaz.  Phil’in inişli çıkışlı tempoları parçanın gidişatını belirliyor.  

“Domination“ ile Moskova 1991 konseri akıllara gelir. Herkesin headbang yaptığı, anselmo ve tayfasının zirveye ulaştığı konser olarak kayıtlara geçmiştir. 

“Shattered“, Domination gibi etrafı dağıtma hissi uyandıran , sololarıyla baş döndüren parçaların başında geliyor. “Class With Reality“ gaz riflerle donatılmış parçalardan.   Hayatı sokaklarda geçen, huzursuz aile ortamı için küçük yaşta evden ayrılan Anselmo’nun izlerini taşıyor bu şarkı. Albümün en taşaklı parçalardan biri olma özelliğini “Medicine man“ taşıyor.

Şarkının başlarından itibaren masalvari bir hikaye anlatılıyor.  “Message in blood“ Anselmo dünyasındaki pis işlerle alakalı. “It’s a message in blood“ diye bağırdıkça öfkemizi durduramıyoruz.

Sonuç olarak; Cehennemin Kovboyları 80’li yıllarda çıkardığı 4 glam etiketli albümden sonra gerçek kimliğine “CFH“ ile döndü, 90’lara darbeyi bu şekilde vurdu.

Cem Kurtuluş’tan bu kez albüm kritiği: Accept “Stalingrad”

Bayan Arıza tarafından Ekim - 3 - 2014 zamanında yazılmıştır.

Bazı albümler hakkında ne kadar yazarsanız yazın eksik bir şeyler mutlaka vardır. Müzikten ziyade içinde barındırdığı anlamlar albüm bütünlüğü açısından önemlidir. Heavy metal tarihi boyunca önemli mevzulara değinen heavy metal grupları hep oldu, hep de olacaktır.  

“Blood Of The Nations” albümüyle etrafı kana bulayan, UDO’nun yerine Mark Tornillo takviyesi yapan Accept grubu dünya için mesaj vermeye devam ediyor. Bu mesajı da tarihin en kanlı savaşlarından biri olan Stalingrad savaşını anlatarak ele alıyor. Albüme ismini veren “Stalingrad” üstünde konuşulması gereken bir albüm.

Blood Of The Nations ile iyi bir geri dönüş yapan Accept, Mark Tornillo abimizin öncülüğünde iyi işler çıkarmaya devam ediyor. Sound olarak melodik bir albümle karşı karşıya olduğunuz “Hung, Drawn and Quartered” ile açığa çıkıyor. Savaşın her türlüsünü çarpıcı şekilde anlatan şarkılar olsa da “Stalingrad” sözleriyle öne çıkıyor, ama  müzikal olarak sınıfta kalıyor. Onuru için savaşanlar, donan ve verilen emirleri uygulamakta olan askerler, parçalanmış cesetler, ölümler ve  Stalingrad savaşının getirileri..

"Hellfire" ile yangın devam ediyor. Gün ışığında güzelliği gören insanların birden bir küle döndüğünü anlatıyor. “Blood Of The Nations” albümündeki şarkılara göre benzerlik gösteriyor. Şarkının bitimine 2 dakika kala gelen sololar savaş psikolojisini halini yansıtıyor.

Bombardıman “Flash To Bang Time” ile devam ediyor. Albümdeki favorilerimden. Güçlü sesiyle yeri göğü inletmeyi başarıyor Mark Tornillo abimiz. Girişiyle eski Accept albümlerine selam çakıyor. Bilmeyenler için şarkının isminin askeri anlamda şöyle bir ifadesi var; “Ateş etmekte olan bir silah alevinin gözle görülmesi ile aynı silahtan çıkan patlama sesinin duyulması arasında geçen zaman”. Sololar albümün ilk şarkılarına göre vasat şekilde değil, çok da sırıtmıyor.

“Blood Of The Nations “ albümünde ballad koymayı unutmayan Accept, bu albümde de “Shadow Soldiers” ile selamlıyor bizi. Duygu yüklü girişle açılıyor şarkı, özgürlüğü için savaşan askerler asıl tema şarkıda.  Wolf abimiz gitarda döktürüyor yine.  Wolf Hoffman bu şarkının yazılma nedenini bir röportajında şöyle açıklamıştır; "but “stalingrad” is not a concept album; the band tackles numerous topics, such as … the price paid by soldiers who died for rest in places like arlington national cemetery (“shadow soldiers”)".

Wolf abimiz kaldığı yerden devam ediyor “Revolution” ile. Ekonomik olaylardan tut açlık mevzusuna kadar geniş yelpazede değiniyor. Nakarat her şeyi özetliyor; “What's wrong, with this picture , The poor get poorer and the rich get richer“.  Saldırı “Against The World" ile devam ediyor. Tornillo abimiz başta olmak üzere Accept tayfası üzerine düşeni yapıyor. 

Ballad değeri taşıyan duygusal noktalara taşıyan “Twist Of Fate” ile beraber yola devam ediyoruz. Vokalin iniş-çıkışları yerinde, Accept’in 1980 dönemlerine selam çakmasının yönünde adeta hard rock kokuyor. 

Mevzuyu uzatmadan albüm hakkında söyleyebileceğim “Blood Of The Nations” albümüyle karşılaştırılmaması olur. “Her albümü yeni bir tat" önerisiyle albümü dinlemeye davet ediyorum sizi.

Artemis Günebakanlı’dan Pearl Jam “Lightning Bolt” kritiği

Bayan Arıza tarafından Kasım - 6 - 2013 zamanında yazılmıştır.

Söz konusu Pearl Jam olunca, 2009’da yazdığım Backspacer yazısının ilk cümlelerini aynen tekrar etmekte sakınca görmüyorum: “Her yeni Pearl Jam albümü, benim için bir sınav gibi. Hayatımda özel bir yere sahip olmaları, albümlerini değerlendirmemi zorlaştırıyor. Bir yandan heyecan, bir yandan hayal kırıklığına uğrama stresi. Yine de ‘Beğenmedim’ dememi engelleyecek kadar kör edici bir fanatiklik içinde değilim.”

Kariyerinde 23 yılı deviren Pearl Jam hala dünyanın en iyi konser gruplarından biri. Öyle ki, imkanım olsa turnelerini baştan sona izlerim. Bu gerçeği bir kenara koyalım. Ne var ki grubun 2000’lerde yayımladığı albümlerin verdiği hissiyat, konserlerin yanına yaklaşamıyor. Binaural ve Riot Act‘e torpil yapıp daha yukarıda konumlandırsam da 2006’daki Pearl Jam ve 2009’daki Backspacer’dan bugüne hiçbir iz kalmadı. Dört yıllık aradan sonra gelen Lightning Bolt, ilk single’ı Mind Your Manners ile dinleyiciyi yine saçma sapan bir hız tutkusuyla karşı karşıya bırakacağı düşüncesini uyandırmıştı. Korktuğum başıma gelmedi. Kısmen.

Albümü açan Getaway insanı havaya sokmakta zorlanmıyor. Peşinden gelen Mind Your Manners iyi bir punk şarkısı. İtirazım yok. Tipik ailenin belalarından bahsetme parçası My Father’s Son‘da sıkıntı ufak ufak kendini gösteriyor mu derken, Eddie Vedder‘dan uzun zamandır duymadığımız vahşilikte vokaller gönlümüzü alıyor.

Albümün ikinci single’ı Sirens, bence 4-5 yıl sonraki konserlerde albümden ziyaret edilen tek şarkı olacak. Mike McCready‘nin akıl durduran performansıyla insanı mest eden bir power balad. Sirens dinleyeni ne kadar yükseltiyorsa, albümün isim şarkısı Lightning Bolt da o kadar hızlı düşürüyor ve dinlenmeden geçilecek şarkı unvanını kimselere kaptırmıyor. Neyse ki inceden Vitalogy ve No Code tınılarına sahip Infallible ve Pendulum (bu ikili art arda albümün doruk noktasını oluşturuyor) durumu kurtarıyor. Eddie Vedder insanın yanılsamalarından, işte geldik gidiyoruz temasına geçiyor. Bu aralar konserlerinde açılış parçası yapıyorlar Pendulum’u. Albümde canlı izlemek isteyeceğim birkaç şarkıdan biri. Kimi eleştirilerde sözleri çok yavan bulunsa da müzikal yapısıyla insanın derinine nüfuz ediyor. Basit ve etkili.

Pendulum sonrası albüm yavaş yavaş inişe geçiyor. Swallowed Whole radyoda gün içinde duyup unutacağınız yüzlerce şarkıdan biri. Let The Records Play düpedüz sıkıcı. Vedder’ın iki yıl önce çıkan solo albümü Ukulele Songs‘da yer alan Sleeping By Myself, doğal olarak Into the Wild havası yayıyor. Yellow Moon, Vedder’ın derinlikli vokali, Boom Gaspar‘ın usul piyanosu ve yine McCready’nin gitarıyla grubun fabrika gibi üretebildiği iyi baladlardan. Kapanışı geleceğe dair umut barındıran, yaylılar ve back vokallerle insanı yumuşatan ve insana açık havaya çıkma isteği veren Future Days yapıyor.

Lightning Bolt, genele bakarsak kötü bir albüm değil. Standardın üstünde bir Amerikan rock albümü. Ancak Pearl Jam’den kimse standardın üstünde bir Amerikan rock albümü beklemiyor. Hiçbir zaman beklemedi. Yirmi küsur sene önce en tepeye yerleşti çıta ve aşağı inmedi, inmeyecek. Dolayısıyla bu radyo dostu, sıcak, dünyaya iyimser gözlerle bakan şarkıların heyecan uyandırmaması normal. Pearl Jam’den 15 dakikalık jam’ler ya da tamamen deneysel işler dinlemek benim için geleneksel, güvenli rock şarkıları dinlemekten daha tercih edilir. Lightning Bolt yine de son iki albüme kıyasla taze bir nefes gibi ve dinleyicisini hayatta tutmak için gerekli azami umudu barındırıyor. Pearl Jam korkutuyor ama öldürmüyor.

Cem Kurtuluş’tan Paylaşım: Müslüm Gürses “Biz Babadan Böyle Gördük”

Bayan Arıza tarafından Mart - 6 - 2013 zamanında yazılmıştır.

Hiçbir zaman sıkı arabesk dinleyicisi olmadım. Ama hep bir dem dinledim. Cengiz Kurtoğlu, Ümit Besen, Müslüm Gürses, Orhan Gencebay dinlemişliğim hep oldu. Hepsini arabesk olarak kategorize edemem.

Müslüm Gürses bir dönemin tarihini yazan bir adamdı. Gerek oynadığı filmlerle, gerek müziğiyle. Arabeskin babasıydı, deplasman otobüslerinde dillerden düşmezdi şarkıları,O’nun uğruna jilet çekenler oldu, intihar edenler oldu. 80’lerin çocukları O'nunla çok şey öğrendi. Kimileri Orhan Gencebay’ı plaktan dinlerken, kimileri Müslüm Gürses’i kasetten dinledi.

Eski Yeşilçam filmlerinde de Müslüm Gürses’e denk gelmişsinizdir. 1979’dan itibaren Müslüm Gürses 38 sinema filminde oynadı. Yoksulluktan bir kesit sunardı o filmlerde. Müslüm Gürses’in oynadığı filmlerde hep acı vardı. Vefasızlıktan dem vururdu Gürses, olmazsa olmazı buydu.   1980 döneminin önemli bir parçasıydı. Konfeksiyonda makine başında çanta diken bir işçi O'nu dinleyerek iç geçirmiştir, acı çekmiştir, sevdiğine isyan etmiştir. 80 dönemi için önemli olmasının özelliklerinden biri de o zamanların yoksulluk dönemine denk gelmesiydi.   İşsizlik had safhada, zamlar kapıda, sokağa çıkma yasağı, benzinin olmadığı, otobüslerin tıklım tıklım olduğu, halkın nerede ucuz mal bulsa oraya akın ettiği, uzun uzun ekmek kuyruklarının oluştuğu bir dönemdi. Yokluk kavramı da  o senelerde beraberinde isyanı ve acıyı getirmişti.

Müslüm Gürses büyük bir kitleye sesleniyordu yazdığı sözlerle. Dinleyici kitlesi birçok araştırmaya konu olmuştur. Konserlerde jilet çekenleri en meşhurudur. Ezilenlerin sesi oldu her daim. Dönem dönem eleştirildi ama kulak asmadı bu eleştirilere. Neticede bir kuşağa çok şey öğretti. Espirili, güler yüzlüydü. Yaptığı işin hakkını verdi. Herkes biraz biraz Müslüm Babayla gözyaşı döktü. Kimileri “Metalci” imajı zedelenmesin diye Baba’yı dinlemedi. Lakin Doğu müziğinin etkisi vardı O'nun müziğinde. İmajı zedelenmesin diye Baba’yı dinlemeyen enteller cenazede yer aldı.   Büyük saygıyı hak ediyordu, tabut nerdeyse yere düşecekti cenazesinde. Ve hayranları o saygının fazlasıyla yerine getirdi.   Ne dinlersen dinle. Caz, rock, pop, tekno… Bir şekilde Müslüm Gürses ile bir noktadan kesişmiştir. “Biz Babadan Böyle Gördük" sözü hayranları için ayrı bir öneme sahiptir. Sıkı bir arabesk dinleyicisi olmasam da arabeskin babası Müslüm Gürses’i dinlediğim dönemler oldu, ağlattı da. 1980 dönemine “Darbe” niteliğinde önemli bir sesti Müslüm Gürses.   Arabeske ayıp bakıldığı dönemde bu insanlar Müslüm Baba’yı dinledi. Müslüm Gürses dinlemeyerek entel göründüğünü sananlar bile gizli gizli Müslüm Baba’yı dinliyordu. Bu da araştırma konusu olur. Dinleyici kitlesini genişletti her anlamda. Arabeskin gerçek babası Müslüm Gürses artık aramızda yok. Hasret rüzgarları erken esti be Baba!  

Cem Kurtuluş’tan Albüm Kritiği: Genç Osman “Gökyüzü Masmavi”

Bayan Arıza tarafından Ocak - 19 - 2013 zamanında yazılmıştır.

Bazı adamlar var müzik piyasasında paraya pula önem vermezler. Piyasaya görünmek gibi dertleri yoktur, farklı işlerle uğraşır. Tüketim çağının dışında kalmıştır. Kendilerine ait bir kitle yaratırlar. Bilinmedik şehirlerde kendi kitlelerinin karşısına çıkarlar. Albüm yapmış olmak için albüm yapmazlar, maddiyat kaygısı gütmez, farkındalıklarını hemen hissettirirler. Yaptıkları albümler seneler geçtikçe hatırlanır, kıymeti zaman geçtikçe anlaşılır.

Medyanın gözünde, televizyon listelerinde ilk sıraya girmezler, ama kitle tarafından o birinciliği hak etmişlerdir. Vakti evvel bazı kanallar belli bir grubun klibini yayınlatmazdı televizyonda, sonrasında klip yayınlatılmadığı için döneme ait şarkı sözleri yazılırdı. Seneler geçerdi klibi yayınlanmayan grupların klibi televizyondaki kanallarda yayınlanırdı. Bunlardan biri de popüler işler peşinde koşmayan geriye bir şeyler bırakan “Genç Osman”. Diğer padişah Genç Osman ölse de burada Kadıköy’lü Genç Osman’a “Padişah” lâkabını koysak yanlış olmaz.

Mevzuya gelecek olursak; “Mavi Sakal’ın eski solisti Genç Osman için 90’lardaki bulunmaz nimetlerden” demekte fayda var. Senelerce bekleyişten sonra Kadıköy insanı Genç Osman “Gökyüzü Masmavi” ile karşımıza çıktı. Öyle sert şeyler bekleyenler yanılacaktır.

Akustik mevzular dönüyor albümde, sözler köşeye yatırıyor. Albümü dinlemeye başladığınız andan itibaren samimiyeti hissediyorsunuz. Sözler vurucu, müzik vurucu. Genç Osman bize “samimiyetin olmadığı yerde müzik olmaz” mesajı veriyor. Aylin Aslım da Genç Osman’a albümde eşlik ediyor, bu eşlik albümü daha da güzelleştirmiş.

Aylin Aslım demişken Aylin Aslım piyasada çokça görünen isimlerden. Bu albümde “Dilek Tutmak” şarkısına eşlik ettiğini görüyoruz. Klibi ayrı klaslıkta olmakla birlikte dinlerken düşünceler sarıyor sizi. Şarapsız olmayacak şarkılardan. Geceler gider, düşünceler sarar, insan odasında kilitlidir, gece sürer bir hikâye misali. Engeller, farklar, takıntılar ve sabah güneş doğar. Sevginin sıcaklığını bizlere anlatıyor Genç Osman. “Belki de böyle sürer gider gece, düş ve düşüncelerle ve sabah güneş doğarken” diye özet geçiyor.

Kent ozanı sıralamasında benim için “Cenk Taner, Gökalp Baykal, Genç Osman” ilk üç sırayı alır.

“Affet Gitsin” şarkısıyla Genç Osman bize bunu kanıtlıyor. Ümitsizlik durumları, her şey gelip geçmişken geç uyananlar, halen rüyada olanlar, yolun sonunu bulamayanlar ve karamsarlığı vurgulayan bir şarkıda “Her şeyi unut affet gitsin!“ diyor Genç Osman.

Bazı dizeler vardır ki bir şiir gibidir. Aforizma bulmaya gerek kalmaz. Kayboluşlar, ihtiyaçlar, savaşmaktan yorulanlar, her şey küçükken başlar. “Daha Küçüksün” de bunlara yer veriliyor. Sakin sakin bir kayboluş beliriyor uzakta bir yerlerde. Şarkı bu hissiyatı dinleyiciye oldukça veriyor. Küçük kahramanların hikâyeleri kırılgandır temasına da yer veriyor. Savaşmaktan bıkanlar ve yorulanlar için ideal. Bıkmadan dinlenecek şarkılardan, bir köşede dursun. Cebinizde saklayın!

“Bu şehirden” Hindiba‘dan dinlediğinizde sakinlik her yerinize yayılırken, Genç Osman’ın solo albümünde sakinlik gitmiş. Kötü olmuş mu? Hayır. Farklı bir hava katmış ortama.

“Birden yoksun masal gibi büyüyünce unutulan” nakaratlarıyla “Dönüyor dünya“ şarkısı mesajı inceden veriyor. Kırılgan, hassas, anlık yaşananları sözsel olarak ifade ediyor Genç Osman.

Sakinliğin belirtileri geç fark edilir. Piyano ve gitarın tınısıyla Genç Osman şarkıyı öyle güzel seslendiriyor ki sakinlik denizine götürüyor hepimizi. Karmaşık ruh hallerimize dokundurma yapıyor “Gökyüzü Masmavi” şarkısı.

Hep aynı şeyler, aynı kandırılışlar, küçük farklar, küçük ayrıntılar, teselliler, nefretler, olanlar, olmayanlar, tersine dönenler, küçük farkların bizi özel yapmasına “Hepsi Aynı” şarkısında değiniyor Genç Osman. Nereden bakarsan bak hepsi aynı.

“Yalnızlık arkadaşım”, yalnız adam projesinden yalnız bir melodi, yalnız bir şarkı. Kendi kendine bırakılan, yıldızlara ulaşmaya çalışan adamın hikâyesi. “Yalnızlığım arkadaşım, bunu sen seçtin sen istedin” diyerek mesajı veriyor. Melodiler her zaman ki gibi kırılganlığını koruyor.

“Gökyüzü Masmavi” albümü yalnız bir albümdür. Kaçışlar, korkular, hayata tutunmalar, çırpınışlar, kayıplar, karamsarlıklar, kayboluşlar, telafiler, mücadeleden kaçan ama yenik düşmeyen insanların hikâyesi üzerine kurulu bir albüm. Kadıköy insanı Genç Osman bizi çıkmaz sokaklara sokup oradan da denizin derinliklerine yolluyor. Kadıköy insanı Cenk Taner’in bir dönem “İzin Vermedi Yalnızlık” albümüyle kıyaslama yapabilirsiniz ama bu kıyaslamayı yapmanız doğru olmayacaktır.

Yalnız bir adam, yalnız bir melodi ve Gökyüzü Masmavi.

Şarap içtiğiniz Kadıköy akşamlarına Genç Osman bu albümle selam ediyor. Albümü açın ve kendinizi gökyüzüne bırakın.

Cem Kurtuluş’tan Albüm Kritiği: Ekoin [Mavibidon​] – Ev Kayıtları

Bayan Arıza tarafından Ocak - 2 - 2013 zamanında yazılmıştır.

Ne yaptığını bilmemek çoğu zaman kafayı yemeye sebep olur ve bu albüm de böyle çıktı denilebilir belki de. Telif hakkı filan yok sadece korsan bir şey. Uzun yolculuk yapmayı seven, aynı zamanda bir şeyler üreten, Kesmeşeker sever ve aynı zamanda Kadıköy ruhu taşıyan arkadaşımız Ekin'in "Mavibidon" projesi ile karşı karşıyasınız.

Biraz deniz havası, deniz kokusu, kayıklar, sakinlik, sessizce hallerimiz, gitarın tınıları; çok şey olmayan ama sadece bir şeyler, bir haber, bir mektup gibi, çuf çuf sesiyle kalkan trenler, bir bekleyiş misali, yıktıklarımız, yaktıklarımız, yerine onardıklarımız, onaramadıklarımız, beklediklerimiz, yitirdiklerimiz, yitirmek için uğraştıklarımız, bir sebep uğruna hiçliğe dönüşmelerimiz…

Denize karşı bakışlarımız ve zamanın çabuk geçmesini bilmek, denize karşı attığımız taşlar, Moda sahilinde içmelerimiz, bir gece yarısı çalmayan telefonun yalnızlığında kaldığımız saatler, ağlayışlarımız, bizi hiçten sayanlar, varlığımızı yok sayanlar, aradıklarımızı bulmak ya da bulmamak, şarap şişesine selam durmak; o nereye dönüyorsa oraya dönmek, bize uzak olanlar sonucunda yalnız mı kaldığımızı hissettiren durumlar ve içinde yaşadığımız durumların hepsi de denilebilir albüm için. Az mı saydım çok mu saydım bilemedim.   Her sabah uyanışlarımız, sonrasında yıkamadığımız yüzler, aynada utandığımız bir yüz, yaprağın kopması gibi hissedişlerimiz ve sayamadıklarımız…   "Belki de" tarifi zor yapılan bir şarkı. Gecenin bize anımsattıkları, sıcak bir kahve gibi, bulunamayan bir şey gibi "oysa  ne yağmur gibi oysa ne yalnız gibi oysa ne yağmur gibi ararım seni". Hüzünlendirir, sakinliğiniz de artar, deniz kıyısında oturursunuz, elinizdeki şaraba bakarsınız.   "Ağlamaktan durduğun an" yıllar geçer hastalanırsın işin yoktur, bomboş gezersin, bir de Kadıköy sokakları, caddeler,  telefonun çalmaz, dört duvar arasında kalmanın verdiği his, sıcak bir kahve, önünde bir kitap, o kitabın içinde kaybolduğun satırlar ve ağlayışlar kalmıştır geriye artık. ve pek severim bu şarkıyı da. Politik bir şarkı da denilebilir "işten atar zam denince" sözleri bunun için yeterlidir.   "Halime Acıma", düşler ve içinde kaybolduklarımız, acılarımız ve her şey. İlk başlarda sakin gidiyor şarkı sonrasında bir hızlılık söz konusu orası pek güzel.

"Yalnız mıyım yoksa" yalnızlıkta boğulma halleri, bir gece sonrasında köşede kalan şarap, "uzak mısın bana yalnız mıyım yoksa" kısmı can alıcı yer.   "Yağmur" Kadıköy'ü anımsatan, aynı zamanda yalnızlara ve bütün tren yolcularına adanmış bir parça sanki, öyle hissettiriyor. Sakinlik, huzur ve deniz kıyısı…

Korsan albüm olsa da edinin dinleyin efenim. Bir Kadıköy yağmuru eşliğinde iyi gider bu albüm. "Kadıköy eseri" diyebiliriz bu albüme, deniz kıyısında içmeyi seven bir adamın yazdığı sözlerden oluşuyor, yaşamın içinde bulunan her şeye değinmiş.   O’na, Kadıköy’e, tren yolcularına selam olsun!

Cem Kurtuluş’tan Albüm Kritiği: Eren Kazım Akay “Turku​az Patlıcan”

Bayan Arıza tarafından Aralık - 31 - 2012 zamanında yazılmıştır.

Boş sokakların ardında görünen bulanık fotoğraflar akılda kalıcı bir iz bırakır. Sokaktaki sarhoşluklar, üstü yırtık olan fahişeler, k.rhane kapısında bekleyen bekçi, içeride bekleyen p.zevenk ve onun kapısında dikilen "gelsene yakışıklı" diye seslenen suratı paçavraya dönmüş f.hişeler, karanlık duvarlar, yalnızlığın gölgesinde dans edenler, hayatın tekmesini yiyenler, köşede kapı önünde bekleyenler, bizler, sizler, boş kelimeler, dizelerden bize yansıyanlar, biz kavramını saf dışı edenler, hiçbir zaman biz olamayanlar, sahte dostluklar, sahte aşklar, pişmanlıklar, yokluklar, arada derede kalanlar, pencere dibinde izlenenler ve çoğuna cevap arayan kafayı sıyırmış gerçek müzisyenlerin yok sayıldığı ülkede  Eren Kazım Akay’ın Turkuaz Patlıcan isimli albümü.

Aynı zamanda Cihangir’de atölyesi bulunan (halen bulunuyor mu bilmiyorum) heykeltraş biri kendisi. Farklı mevzular, farklı soundlar ve bu soundların yaratıcısı biri Eren Kazım Akay.

"Amirim" ile ayarı veriyor bize heykeltraş. K.rhaneler, sokak, hayatın dışında kalanları aynı zamanda Behzat Ç’yi hatırlatan bir şarkı olmakla birlikte ağır tempoda ilerliyor, parçanın girişi de senfonik grupların açılışına inceden selam çakıyor.

Her gün uyandığımız uykular, yorgunluk izleri, avunmalar, yansımalar, yaşamak buysa bekleyişin sinyalleri artık gözümüze daha ağır çarpıyor. "Başım boş" da bunlara cevap veriyor, sadece bunlara cevap vermekle kalmıyor. Hayatın bizi ters köşe edeceğini de dizelerinde söylüyor. "Yaş otuz beş, dayan cebelleş" diyerek 35’e hem  kafa hem de yaşsal olarak merdiven dayayanlara ayarı veriyor.

Pişmanlıkların dönüşü yoktur, geriye korkular kalır. Murathan Mungan’ın da dediği gibi "Bazı geceler, bazı insanlar, bazı yerlerde sahiden karşılaşırlar". Bazılarının yabancılaştığı kelimelere yaklaştırıyor "Biz ah biz" bazılarını da geçmişe döndürüyor. Hesapsız kitapsız yapılanları sorgulatıyor bizlere bu şarkı. "Birleşik kelimeler ederdik, cümleye uymazdık ah" sözleriyle de dinleyenin içinde derin bir sızı yaşatıyor.

"Beni bu oyuna sakın ebe yapmayın" diyerek bütün şarkıyı bir söz de anlatıyor Eren Kazım Akay "Hop hop hop" şarkısında. Zamanın akışından, arada dibe çöküşten, derinliklerden bahsederken Akay şarkıda farklı mevzulara da değiniyor. Bir top gibi sizi ileri fırlatabilecek güce sahip.   "Kalender" sonbahar mevsiminin yol şarkıları diye liste yapsak ilk sıraya girerdi bu şarkı. Kısa süreli ama bir o kadar etkili olmasının yanında "söze fazla lüzum yok, yalandım safi" Sözüyle şarkı özetleniyor.

"Keloğlan" o bildiğimiz masal kahramanı ve kendisi de keldir Akay'ın. Kendini bu şarkıda keloğlana benzetmiş, masalsı bir anlatımı tercih etmiş. Şarkıya da masalsı bir giriş yapılıyor.

"Mayhoş", başa dönüşler, ters köşeler, karman çorman olan bitenler üzerine kurulu bir şarkı karanlık odasından çıkamayanlar için. Arada sıkışıp kalanlar ve Eren Kazım Akay ustanın söz cambazlıkları…

Özetlemek gerekirse "Turkuaz Patlıcan" albümü piyasadaki en kaliteli işlerden biri. Gripin ve türevi gruplardan sıkılanlar için ideal bir albüm. Farklı soundlar, farklı mevzular ve çıkmaz bir sokak…

Eren Kazım Akay, kayıp giden hayatlara dair sizi söz cambazlığına davet ediyor.  

Cem Kurtuluş’tan albüm kritiği: W.A.S.P. – HELLDORADO

Bayan Arıza tarafından Ağustos - 12 - 2012 zamanında yazılmıştır.

W.A.S.P. özellikle okyanusun ötesi Amerika'da her dönem sevilen bir grup oldu. Ülkemizde ne kadar sevildiği aşikar, konserine bile 300 kişi gelmişti…Her ne kadar ırkçı bir grup olsa da,o konular bizim için önemli değil, bizim için önemli olan bize müzik olarak neler hissettirdiğidir. (yanlış bilgi, her ne kadar kariyerlerinin ilk aşamasında ve son dönemde faşizan çağrışımlı, seksist sözler yazsalar da Blackie Lawless her zaman kendini sol kanatta gördüğünü söyler).

Kritik konumuz, albüm 1999 yılında çıktı kimileri sevdi kimileri sevmedi. Blackie her zamanki o isyankar sesiyle yeri göğü inletiyor. Riff ve melodilerde de alışılageldik W.A.S.P kalitesi var.

Parça Listesi:

1- Drive By – 0:55 2- Helldorado – 5:05 3- Don't Cry (Just Suck) – 4:16 4- Damnation Angels – 6:27 5- Dirty Balls – 5:19 6- High on the Flames – 4:11 7- Cocaine Cowboys – 3:57 8- Can't Die Tonight – 4:04 9- Saturday Night Cockfight – 3:20 10- Hot Rods to Hell (Helldorado Reprise) – 4:15

Albüm "Drive By" şarkısıyla açılıyor, arkadan Blackie’nin ahaha sesleri ve hemen akabinde gelen motorsiklet sesleri yükseliyor. Hemen ardından içinizi kıpır kıpır ettirecek "Helldorado" şarkısı geliyor. Cehennem yolculuğuna hazırlan, şimdi eğlence zamanı, dinlediğinizde şarkıyı bırakamıyorsunuz, ama uzun yolda dinlemeniz sizin için daha etkili olacaktır. Blackie’nin o yükselen çığlıklarıyla coşmamak elde mi, western filmlerinde belki bu şarkı karşınıza çıkmış olabilir eğer western manyağı tekiyseniz muhakkak karşılaşmışınızdır. Bu şarkıda sadece Blackie’nin o isyankar çığlıklarına dikkat edin.

Ve geldik "Don’t Cry (Just Suck)" şarkısına, bu şarkıyı herhalde anlatmaya gerek yok Blackie’nin ne kadar manyak bir kişi olduğunu bu şarkıdan da anlayabilirsiniz. (Şarkı Chris Holmes tarafından yazıldı). Her ne kadar arıza olsa da Blackie iyidir, sözler her ne kadar cinsellik içerse de müzik olarak doyuruyorlar. Eminim ki bu sözlere zamanında tepki gösterilmiştir ama dinleyici zevk alıyorsa gerisi kimin umurunda ki?

Diğer şarkılara göre sakin bir girişe sahip "Damnation Angels" şarkısına geçtik. Parça gayet rahat, gitarlar konuşuyor, Blackie’nin her "Damnation Angels" deyişi, bizi çılgınlığa doğru sürüklüyor. Cehennem yolculuğundan memnun musunuz bilmiyorum ama ben gayet memnunum, Blackie o yolculuğu en azından bana yaşattı.

"Dirty Balls" edepsiz, ahlaksız, sapık sözlere sahip. Blackie parça boyunca "Seni Fahişem yapacağım" diyor tek istediğim bu diyor ve haykırıyor ama çok eğlenceli içimiz kıpır kıpır oluyor. Sakin bir girişle "High on the Flames" şarkısına geçiyoruz, şarkının gitar girişleri AC/DC'ye benziyor sanki…hoş benden başka benzeten oldu mu bilmiyorum. Blackie şarkıya yavaş girmesine karşın, şarkı zaman geçtikçe hızlanıyor, "High on the Flames" çığlıklarını Blackie her attığında kendimizden geçmiş oluyoruz, ondan sonra gelen soloları anlatmaya gerek yok herhalde.

Çılgınlık zamanı, yolculuğa hazırlan dedirten bir şarkı "Cocaine Cowboys". Blackie’nin hızına yetişmeyi denemeyin, yetişemezsiniz; illa yetişeceğim dersiniz rüzgara yenik düşersiniz. Rüzgarla birlikte saçlarınız savrulurken, motorunuzun altında olduğunu düşünün ve o zaman her şey daha çılgınca olur.

Hızlı bir o kadar enerjik dinlerken insana keyif veren şarkılardan biri olan "Can’t Die Tonight" şarkısına geçtik. Hani bazı geceler vardır, yaşamak istersiniz ya işte bu şarkı size o coşkuyu veriyor. Blackie’nin çığlıkları her şeye değer.

Albüm nedense bazı kişiler tarafından Wasp’ın en kötü albümü olarak görülüyor, kişisel zevk deyip geçelim.

Cem Kurtuluş’tan albüm kritiği: Abhorrence “Evoking the Abomination”

Bayan Arıza tarafından Temmuz - 25 - 2012 zamanında yazılmıştır.

Brezilya piyasasının yer altı çeteleri bitmek bilmiyor. Bunlardan birisi de "Abhorrence".

1997 yılında kurulan grup death metal'in bütün pisliklerini içinde barındırıyor. Öldürücü sound, ölüm kusan vokaller, liriklerde s.tanizm, savaş, ölüm temaları…Asıl patlamayı "Evoking the Abomination" albümüyle yaptılar.

İlk şarkıdan son şarkıya kadar öldürücü bir albüm sizi bekliyor. Güney Amerika death metal ihtişamını yansıtan bir albüm olmasının yanında, taramalı tüfeklerle beyninizin içini dolduran bir albüm de denilebilir. 2 kardeşten böyle deli bir performans.

"Abattoir" şarkısıyla makinalı tüfek davullarla, öldürücü vokallerle kafayı yedirtiyor.

Bu uzun süre devam ediyor. Bizi kaosun içine davet ediyor. Sepultura’nın dönemi akıllarımızda kalıyor Igor kardeşler aklımıza gelmiyor değil. Albüm tüm hızıyla devam ederken albüme ismini veren "Evoking the Abomination" şarkısı başlıyor.

Boyun felci geçirmek bu olsa gerek. Davul işlerini yürüten Fernando Arroyo öyle mükemmel iş çıkarmış ki alkışlamamak elde değil. Liriklerse mezarlıkların yıkıntılardan, Haçların yok edilmesinden kısacası anti-din teması hakim. Nefret, bütün hızıyla "Sacrificial Offerings" şarkısıyla devam ediyor.

Kötülükler, nefret, şeytan ve kiliselere duyulan nefret azalmıyor büyük nefretle devam ediyor ve şarkının özeti:

"Rise Sat.n! Master of evil enthroned!"

Kaosun içine giriyoruz "Hellish Annihilation" şarkısıyla. Fernando Arroyo hünerlerini bu şarkıda da sürdürüyor, vokal ise ölüm kusmaya devam ediyor. Bütün Hristiyanlara ölümcül darbeyi vur mesajı veren bir şarkı. Ve araya sıkıştırılmış kısa sololar sonrasında yine Fernando Arroyo’nun o deli performansı.

Öfke kaldığı yerden devam. Öldürücü sound, beyin dağıtıcı davullar kafayı yedirtmeye devam ediyor. "Soykırımı yok et" mesajı veren bir şarkı. Ve sololar eksik değil uzun ve hızlı sololar şarkının tadı, o lanet atmosferde boğuluyoruz.

"Abhorrer Existence", Arroyo kardeşlerin delice performansını barındırıyor. İsa’nın lanetinden, ş.ytanın yeniden doğuşundan bahsediyorlar şarkıda. Davulda Fernando Arroyo yer yer yavaşlasa da sonrasında hızlı davullar geliyor ve yavaşladığı kısımlarda hızlı sololarda bizi uçuruma doğru biraz yaklaştırıyor.

Bu albüm için denilebilecek tek şey "terör, pislik, kaos karmasyonudur".

Dinlemeniz önerilir. Death metal piyasasındaki en iyi albümlerden biridir.  

Cem Kurtuluş’tan albüm kritiği: Baphomet’s Blood “S.tanic Metal Attack”

Bayan Arıza tarafından Temmuz - 25 - 2012 zamanında yazılmıştır.

İtalya’da metal müzik piyasası ne alemde bilmiyorum. İtalya denince benim aklıma defansif bir futbol ülkesi gelir. Böyle bir ülkeden Baphomet’s Blood gibi bir grup çıkar. Pure S.tanik speed metal canavarlarının kuruluşu 2003 yılına dayanır. Kafayı ş.ytanla bozmuş olan bu leş adamlar 2005 yılında "S.tanic Commando" adında demo çıkarır. Bundan 1 sene sonra "S.tanic Metal Attack" adında albüm çıkarırlar. Elemanların hepsi Motörhead hayranıdır.

Vokal tam bir Lemmy taklitçisi. Speed metal adına son senelerde çıkmış en sağlam çalışmalardan biri S.tanic Metal Attack.  Albüm bir cover olmak üzere 8 parçayı içinde barındırır. Vokalleri Lemmy taklitçisi olduğu kadar Lemmy’e de benzemektedir.  Müziklerinde Motörhead, Venom, Sodom, Tank, Exciter gibi gruplardan büyük ilham almışlardır. NWOBHM riffleri, speed metal ritmleri, kirli vokaller albümde göze batıyor. 

"S.tanic Commando" ile giriş yapıyoruz. Gitarlar takır takır işliyor bildiğimiz speed metal ritimleri, kirli vokaller başrol oynuyor. S.tanik işler peşinde koşan elemanlar sözlere de ayarı veriyor inceden. En sevdiğim nakaratlar "Kill, burn, destroy, thrash, sacrifice In the name of s.tan" kısmı.

"Blood, Vomit and S.tan" ile devam ediyoruz. Delirmecelere devam. Cehennemin kapıları bize bu şarkıyla açılıyor hatta ayarı da veriyor orada yine. Gitarlar yine takır takır çalışıyor başta, kirli vokaller her zaman ki gibi başrolde.

"Nightstalker" ile devam ediyoruz. Şarkı başlamadan önce konuşmalar geçer, atmosfer karanlık bir havada ilerler. "F.cking kill me" sesleri yükselir seslerden, testere sesleri gelir. Sonra Motörhead’i hatırlatan davul girişiyle şarkıya girilir.  Yine yok etmek üzerine kurulu bir şarkı. Sözleri de yazalım tam olsun:

Coming in the night with power And hate! Ready to kill the jehova's son! S.tan command your infernal mind! To raise the hell on earth! Kill, all the useless people! Worship, the infernal lord.!

"S.tanic Beerdrinkers" ile yola devam. Gitarlar, davul, vokal her şeyiyle bütün bir şarkı. Delirtiyor adeta. Davulcu mükemmel iş çıkarmış daha önce belirtmesem de şimdi belirtiyim. Alkolikler yine yapacağını yapmış, şarkı içinde geğirme sesleri de oradaki en eğlenceli kısımlar.

Yine yok etmek üzerine kurulu bir şarkı "Kill the monk" ile devam ediyoruz. Gitarlar çalışıyor, davullar kafamıza balyoz gibi iniyor. Davulcu mükemmel iş çıkarıyor, hızlı gitarlar delirtiyor insanı, kirli vokaller "cehenneme hoş geldin" dedirtiyor.

Speed metal canavarları ortalığı dağıtmaya "Speed metal warriors" ile devam ediyor. Poserları yok etmek için işe koyulan bu alkolikler bu şarkıda poserları nasıl avlayacaklarını söylerken "biz speed metal savaşçılarıyız" diyerek mesajı veriyor.

Lafı fazla uzatmadan albümü dinlemenizi öneriyorum.