Amerikan Müzik Ödülleri sahiplerini buldu

Bayan Arıza tarafından Aralık - 1 - 2013 zamanında yazılmıştır.

Dünyada en çok izleyici çeken müzik dünyası ödülleri arasında yer alan Amerikan Müzik Ödülleri sahiplerini buldu. Taylor Swift yılın sanatçısı, yılın pop sanatçısı ve yılın country sanatçısı ödüllerini aldı. Ariana Grande ise yılın yeni sanatçısı seçildi.

2013 Amerikan Müzik Ödülleri, ABD’nin Los Angeles kentinde düzenlenen törenle sahiplerini buldu.

Töreninin açılışını sahne şovuyla göz dolduran Katy Perry yaptı. Törende yılın sanatçısı ödülünü Taylor Swift alırken, Ariana Grande yılın yeni sanatçısı seçildi.

Amerikan Müzik Ödülleri’ni kazanan diğer isimler şöyle sıralanıyor:

Yılın Single’ı: “Cruise” (Florida Georgia Line featuring Nelly)

Yılın pop/rock kadın sanatçısı: Taylor Swift

Yılın pop/rock erkek sanatçısı: Justin Timberlake

Pop/rock grubu: One Direction

Pop/rock albümü: “Take Me Home” (One Direction)

Kadın country sanatçısı: Taylor Swift

Erkek country sanatçısı: Luke Bryan

Country grubu: Lady Antebellum

Country albümü: “Red” (Taylor Swift)

Rap/hip-hop sanatçısı: Macklemore & Ryan Lewis

Rap/hip-hop albümü: “The Heist” (Macklemore & Ryan Lewis)

Kadın soul/R&B sanatçısı: Rihanna

Erkek soul/R&B sanatçısı: Justin Timberlake

Soul/R&B albümü: “The 20/20 Experience” (Justin Timberlake)

Alternatif rock sanatçısı: Imagine Dragons

Latin sanatçı: Marc Anthony

Elektronik dans müziği sanatçısı: Avicii.

Artemis Günebakanlı’dan Pearl Jam “Lightning Bolt” kritiği

Bayan Arıza tarafından Kasım - 6 - 2013 zamanında yazılmıştır.

Söz konusu Pearl Jam olunca, 2009’da yazdığım Backspacer yazısının ilk cümlelerini aynen tekrar etmekte sakınca görmüyorum: “Her yeni Pearl Jam albümü, benim için bir sınav gibi. Hayatımda özel bir yere sahip olmaları, albümlerini değerlendirmemi zorlaştırıyor. Bir yandan heyecan, bir yandan hayal kırıklığına uğrama stresi. Yine de ‘Beğenmedim’ dememi engelleyecek kadar kör edici bir fanatiklik içinde değilim.”

Kariyerinde 23 yılı deviren Pearl Jam hala dünyanın en iyi konser gruplarından biri. Öyle ki, imkanım olsa turnelerini baştan sona izlerim. Bu gerçeği bir kenara koyalım. Ne var ki grubun 2000’lerde yayımladığı albümlerin verdiği hissiyat, konserlerin yanına yaklaşamıyor. Binaural ve Riot Act‘e torpil yapıp daha yukarıda konumlandırsam da 2006’daki Pearl Jam ve 2009’daki Backspacer’dan bugüne hiçbir iz kalmadı. Dört yıllık aradan sonra gelen Lightning Bolt, ilk single’ı Mind Your Manners ile dinleyiciyi yine saçma sapan bir hız tutkusuyla karşı karşıya bırakacağı düşüncesini uyandırmıştı. Korktuğum başıma gelmedi. Kısmen.

Albümü açan Getaway insanı havaya sokmakta zorlanmıyor. Peşinden gelen Mind Your Manners iyi bir punk şarkısı. İtirazım yok. Tipik ailenin belalarından bahsetme parçası My Father’s Son‘da sıkıntı ufak ufak kendini gösteriyor mu derken, Eddie Vedder‘dan uzun zamandır duymadığımız vahşilikte vokaller gönlümüzü alıyor.

Albümün ikinci single’ı Sirens, bence 4-5 yıl sonraki konserlerde albümden ziyaret edilen tek şarkı olacak. Mike McCready‘nin akıl durduran performansıyla insanı mest eden bir power balad. Sirens dinleyeni ne kadar yükseltiyorsa, albümün isim şarkısı Lightning Bolt da o kadar hızlı düşürüyor ve dinlenmeden geçilecek şarkı unvanını kimselere kaptırmıyor. Neyse ki inceden Vitalogy ve No Code tınılarına sahip Infallible ve Pendulum (bu ikili art arda albümün doruk noktasını oluşturuyor) durumu kurtarıyor. Eddie Vedder insanın yanılsamalarından, işte geldik gidiyoruz temasına geçiyor. Bu aralar konserlerinde açılış parçası yapıyorlar Pendulum’u. Albümde canlı izlemek isteyeceğim birkaç şarkıdan biri. Kimi eleştirilerde sözleri çok yavan bulunsa da müzikal yapısıyla insanın derinine nüfuz ediyor. Basit ve etkili.

Pendulum sonrası albüm yavaş yavaş inişe geçiyor. Swallowed Whole radyoda gün içinde duyup unutacağınız yüzlerce şarkıdan biri. Let The Records Play düpedüz sıkıcı. Vedder’ın iki yıl önce çıkan solo albümü Ukulele Songs‘da yer alan Sleeping By Myself, doğal olarak Into the Wild havası yayıyor. Yellow Moon, Vedder’ın derinlikli vokali, Boom Gaspar‘ın usul piyanosu ve yine McCready’nin gitarıyla grubun fabrika gibi üretebildiği iyi baladlardan. Kapanışı geleceğe dair umut barındıran, yaylılar ve back vokallerle insanı yumuşatan ve insana açık havaya çıkma isteği veren Future Days yapıyor.

Lightning Bolt, genele bakarsak kötü bir albüm değil. Standardın üstünde bir Amerikan rock albümü. Ancak Pearl Jam’den kimse standardın üstünde bir Amerikan rock albümü beklemiyor. Hiçbir zaman beklemedi. Yirmi küsur sene önce en tepeye yerleşti çıta ve aşağı inmedi, inmeyecek. Dolayısıyla bu radyo dostu, sıcak, dünyaya iyimser gözlerle bakan şarkıların heyecan uyandırmaması normal. Pearl Jam’den 15 dakikalık jam’ler ya da tamamen deneysel işler dinlemek benim için geleneksel, güvenli rock şarkıları dinlemekten daha tercih edilir. Lightning Bolt yine de son iki albüme kıyasla taze bir nefes gibi ve dinleyicisini hayatta tutmak için gerekli azami umudu barındırıyor. Pearl Jam korkutuyor ama öldürmüyor.

Canlı Dinleyin: Queens Of The Stone Age, ‘…Like Clockwork’

Bayan Arıza tarafından Mayıs - 28 - 2013 zamanında yazılmıştır.

QOTSA; 24 Mayıs’ta, Los Angeles’ta, biletlerin tamamı tükenen bir konser verdi. Bu konserde yeni albüm …Like Clockwork’ün yanı sıra eski şarkılardan da çaldılar. Dinlemek isteyenler için npr’ın sitesini öneririz.

http://www.npr.org/event/music/185557912/first-listen-live-queens-of-the-stone-age-like-clockwork

Kaynak: Radyo Eksen

Cem Kurtuluş’tan Paylaşım: Müslüm Gürses “Biz Babadan Böyle Gördük”

Bayan Arıza tarafından Mart - 6 - 2013 zamanında yazılmıştır.

Hiçbir zaman sıkı arabesk dinleyicisi olmadım. Ama hep bir dem dinledim. Cengiz Kurtoğlu, Ümit Besen, Müslüm Gürses, Orhan Gencebay dinlemişliğim hep oldu. Hepsini arabesk olarak kategorize edemem.

Müslüm Gürses bir dönemin tarihini yazan bir adamdı. Gerek oynadığı filmlerle, gerek müziğiyle. Arabeskin babasıydı, deplasman otobüslerinde dillerden düşmezdi şarkıları,O’nun uğruna jilet çekenler oldu, intihar edenler oldu. 80’lerin çocukları O'nunla çok şey öğrendi. Kimileri Orhan Gencebay’ı plaktan dinlerken, kimileri Müslüm Gürses’i kasetten dinledi.

Eski Yeşilçam filmlerinde de Müslüm Gürses’e denk gelmişsinizdir. 1979’dan itibaren Müslüm Gürses 38 sinema filminde oynadı. Yoksulluktan bir kesit sunardı o filmlerde. Müslüm Gürses’in oynadığı filmlerde hep acı vardı. Vefasızlıktan dem vururdu Gürses, olmazsa olmazı buydu.   1980 döneminin önemli bir parçasıydı. Konfeksiyonda makine başında çanta diken bir işçi O'nu dinleyerek iç geçirmiştir, acı çekmiştir, sevdiğine isyan etmiştir. 80 dönemi için önemli olmasının özelliklerinden biri de o zamanların yoksulluk dönemine denk gelmesiydi.   İşsizlik had safhada, zamlar kapıda, sokağa çıkma yasağı, benzinin olmadığı, otobüslerin tıklım tıklım olduğu, halkın nerede ucuz mal bulsa oraya akın ettiği, uzun uzun ekmek kuyruklarının oluştuğu bir dönemdi. Yokluk kavramı da  o senelerde beraberinde isyanı ve acıyı getirmişti.

Müslüm Gürses büyük bir kitleye sesleniyordu yazdığı sözlerle. Dinleyici kitlesi birçok araştırmaya konu olmuştur. Konserlerde jilet çekenleri en meşhurudur. Ezilenlerin sesi oldu her daim. Dönem dönem eleştirildi ama kulak asmadı bu eleştirilere. Neticede bir kuşağa çok şey öğretti. Espirili, güler yüzlüydü. Yaptığı işin hakkını verdi. Herkes biraz biraz Müslüm Babayla gözyaşı döktü. Kimileri “Metalci” imajı zedelenmesin diye Baba’yı dinlemedi. Lakin Doğu müziğinin etkisi vardı O'nun müziğinde. İmajı zedelenmesin diye Baba’yı dinlemeyen enteller cenazede yer aldı.   Büyük saygıyı hak ediyordu, tabut nerdeyse yere düşecekti cenazesinde. Ve hayranları o saygının fazlasıyla yerine getirdi.   Ne dinlersen dinle. Caz, rock, pop, tekno… Bir şekilde Müslüm Gürses ile bir noktadan kesişmiştir. “Biz Babadan Böyle Gördük" sözü hayranları için ayrı bir öneme sahiptir. Sıkı bir arabesk dinleyicisi olmasam da arabeskin babası Müslüm Gürses’i dinlediğim dönemler oldu, ağlattı da. 1980 dönemine “Darbe” niteliğinde önemli bir sesti Müslüm Gürses.   Arabeske ayıp bakıldığı dönemde bu insanlar Müslüm Baba’yı dinledi. Müslüm Gürses dinlemeyerek entel göründüğünü sananlar bile gizli gizli Müslüm Baba’yı dinliyordu. Bu da araştırma konusu olur. Dinleyici kitlesini genişletti her anlamda. Arabeskin gerçek babası Müslüm Gürses artık aramızda yok. Hasret rüzgarları erken esti be Baba!  

Müslüm Gürses “Melek gibi adam”

Bayan Arıza tarafından Mart - 4 - 2013 zamanında yazılmıştır.

Müslüm Gürses'i Nebil Özgentürk'ün hazırlayıp sunduğu "Bir Yudum İnsan" isimli programda sevdim. O güne dek icra ettiği müziği sevmez ve arabesk olan hiçbir şeyle ilgilenmezdim. Özellikle sağda solda hayranlarının kendilerine yaptıkları işkencelere dair şeyleri okuyunca iyice hoşlanmaz olmuş ve önyargıyla dolmuştum.

Gece yarısıydı, uykum kaçmıştı ve TV kanalları arasında rastgele gezerken "Bir Yudum İnsan" isimli programa rastlamış ve her nedense programı baştan sona hayretler içerisinde izlemiştim. Çünkü Müslüm Gürses'in -hayranlarının dediği üzere Müslüm Baba'nın- üzerine basa basa söylediği yegâne sözcük "sevgi" idi. Ne aslında şiddet yanlısı biri, ne de boş bir adamdı; O sadece sevgi adamıydı. Alay konusu olan o ağır aksak konuşmasının sebebini de geçirmiş olduğu beyin ameliyatları olduğunu öğrenince daha da üzülmüş, eşine verdiği değeri görünce, ettiği o harika lafları duyunca kendimden utanmıştım.

Sonrasında kendisiyle ilgilenmiş, hayatını araştırmış ve kendisine saygı duymakla beraber diskografisini de incelemeye başlamıştım. Hatta üstüne üstlük bir de Murathan Mungan’ın sözlerini yazdığı ve tamamı yabancı şarkıların cover’larından oluşan "Aşk Tesadüfleri Sever" albümünü almıştım.

O'na dair birkaç bilgi paylaşmak isterim:

Gerçek adı Müslüm Akbaş. 1953'te Urfa’nın Halfeti ilçesinin Fıstıközü köyünde doğmuş. Babası Mehmet Akbaş, annesi Emine Akbaş’tı. Zeyno ve Ahmet isimlerinde iki kardeşi olan Gürses’in babası çiftçilikle uğraşıyordu ve bağlama çalıyordu. İlkokuldan mezun olduktan sonra 14 yaşındayken Adana Aile Çay Bahçesi’nde düzenlenen yarışmaya katıldı ve birinci oldu. Sesiyle küçük yaşlarda dikkat çeken Gürses kendisiyle yapılan bir röportajda o dönemle ilgili olarak şunları söyleyecekti:

"İlkokulu bitirdim. Gerisi yok. Adana'da damda yatarken uzun hava okudum. Arkadaşım halkevine gidiyordu. Ben de gittim. Derken Çukurova Radyosu'nda sanatçı oldum."

1968 yılında albüm yapmak için İstanbul’a gelen şarkıcının "Emmioğlu/Ovada Taşa Basma" isimli plağı üç yüz bin satış yaparak o dönem için büyük başarı kaydetti. Gün geçtikçe tanınan Gürses, şöhretinin ilk yıllarında çıktığı Anadolu turnesi sırasında büyük bir kaza geçirdi. Alın kemiği kırılan sanatçı yaşadıklarını daha sonra şu şekilde dile getirecekti:

"O kazada şoför öldü… Beni de öldü sanmışlar zaten… Sonra alıp hastaneye götürmüşler… Ben ölümü yaşadım aslında… Bana göre yeniden hayata dönmüş olmam, Allah’ın bir lütfudur. Alın kemiğim un ufak olduğu için en küçük bir darbede ölebilir ya da kör kalabilirim… Ameliyatta alnıma beynimi koruyacak plaka gibi bir şey taktılar… O korkunç kazadan sonra koku alma duyumu yitirdim… Hiçbir kokuyu alamıyorum ne yazık ki şimdi… Çok kuvvetli parfümler ispirto kokusu veriyor bana… Ayrıca işitme duyumu da yüzde elli yitirdim… Çok ağır işitirim… Neyse, buna da şükür, yaşıyoruz işte…"

Kaza sonrası çıkardığı "Özür diliyorum senden", "İsyankâr", "Ben insan değil miyim" gibi albümlerle çıkışını sürdüren sanatçı, arabesk türünde en çok ilgi gören isimlerden biri oldu.

1979 yılında ilk defa "İsyankâr" filmiyle kamera karşısına geçen Gürses, birçok uzun metrajlı filmde daha hayranlarıyla buluşacaktı.

Çocukluğunda hiçbir filmini kaçırmadığı ve büyük bir hayranlık duyduğu sinema oyuncusu Muhterem Nur’la 1982’de çıktığı Malatya turnesi sırasında karşılaşan şarkıcı, 1985 yılında Nur’la hayatını birleştirdi.

90’lı yılların başında gördüğü büyük ilgi üzerine ortaya çıkan ve Müslümcüler olarak anılan büyük bir fanatik kitlesi şarkıcının konserlerinde kendilerine zarar vermeye başladılar. Müslüm Gürses şarkılarındaki yalnızlık, hayata duyulan öfke ve ayrılık acısı gibi temaların dinleyicisinde yarattığı bu etki giderek bir fenomen halini almıştı. Şarkıcının zaman zaman yaptığı uyarılara rağmen konserlerinde birçok dinleyicisi jilet kullanarak vücuduna zarar veriyordu. Arabeskin içinde bir alt kültür olarak kendini var eden bu durum, Gürses şarkılarına olan ilgiyi körüklüyordu.

90’lı yılların sonlarına doğru şarkıcının konserlerinde gerçekleşen ve ayini andıran bu görüntüler toplumun birçok kesiminden büyük tepki almaya başlamıştı. Gürses, o dönemde çıkardığı albümlerle de eski ilgiyi göremedi ve lüks bir teknenin güvertesinde çekimini gerçekleştirdiği klibi hayranlarının büyük tepki göstermesine neden oldu. Zira dinleyici kitlesi genel olarak kente uyum sağlayamayan, ikinci sınıf insan muamelesi gördüğünü düşünen varoşlardan oluşuyordu. Dolayısıyla bu durum hayranlarında çelişki yaratmıştı. Müslüm Gürses’in o dönemde 15 yıl boyunca albümlerini çıkardığı Elanor plak firmasıyla da yolları ayrıldı.

Az konuşan ve ekranlarda pek fazla görünmeyen sanatçı zaman içinde medyada daha fazla yer almaya başladı. Bu değişim rüzgarları Gürses’in müzisyen kimliğine de yansıyacaktı. Nilüfer’in "Olmadı Yar" isimli şarkısını yorumlayarak bu değişimin ilk sinyallerini veren şarkıcı, Teoman’ın "Paramparça" ve Tarkan’ın "İkimizin Yerine" adlı çalışmalarını da seslendirdi. Gürses kendisini eleştirenlerle ilgili olarak da şu yorumda bulundu:

"Son günlerde bir de arabesk mevzularında "değişime uğradı" gibi görüşler türedi! Biz değişmedik… Özümüzde aynıyız… Ufak tefek alt yapı hadisesinde farklılık göründüyse de biz özümüzü muhafaza ediyoruz. Müsterih olsunlar, bir yere kaybolmadık. Tarzımızdan uzaklaşmak gibi bir gayretimiz, çabamız olmadı, olmaz da. Biz o pop şarkıları kendimize has bir şekilde okuyoruz. Herkes müsterih olsun."

Müslüm Gürses’in, 2006’da yazar Murathan Mungan’la ortak projesi “Aşk Tesadüfleri Sever” müzik marketlerdeki yerini aldı. Mungan’ın sözlerini yazdığı, David Bowie’den Garbage’a, Leonard Cohen’den Jane Birkin’e birçok yabancı müzisyenin bestesini yaptığı şarkıları seslendiren Gürses yine çok konuşuldu.

Yani ben bu adamı çok sevdim, öyle böyle değil. O iyi niyetini, o sevgi dolu adamı, çocuk ruhlu adamı çok sevdim.

Sağda solda "öldü", "yoo aslında ölmedi" haberleri dönüp duruyor. Bu dünyadan terk-i diyar etmiş olsa da ölmemiştir ve ölmeyecektir. Sevenleri O'nu unutmayacaktır. Mekânı cennet olsun. Allah rahmet eylesin.

Cem Kurtuluş’tan Albüm Kritiği: Genç Osman “Gökyüzü Masmavi”

Bayan Arıza tarafından Ocak - 19 - 2013 zamanında yazılmıştır.

Bazı adamlar var müzik piyasasında paraya pula önem vermezler. Piyasaya görünmek gibi dertleri yoktur, farklı işlerle uğraşır. Tüketim çağının dışında kalmıştır. Kendilerine ait bir kitle yaratırlar. Bilinmedik şehirlerde kendi kitlelerinin karşısına çıkarlar. Albüm yapmış olmak için albüm yapmazlar, maddiyat kaygısı gütmez, farkındalıklarını hemen hissettirirler. Yaptıkları albümler seneler geçtikçe hatırlanır, kıymeti zaman geçtikçe anlaşılır.

Medyanın gözünde, televizyon listelerinde ilk sıraya girmezler, ama kitle tarafından o birinciliği hak etmişlerdir. Vakti evvel bazı kanallar belli bir grubun klibini yayınlatmazdı televizyonda, sonrasında klip yayınlatılmadığı için döneme ait şarkı sözleri yazılırdı. Seneler geçerdi klibi yayınlanmayan grupların klibi televizyondaki kanallarda yayınlanırdı. Bunlardan biri de popüler işler peşinde koşmayan geriye bir şeyler bırakan “Genç Osman”. Diğer padişah Genç Osman ölse de burada Kadıköy’lü Genç Osman’a “Padişah” lâkabını koysak yanlış olmaz.

Mevzuya gelecek olursak; “Mavi Sakal’ın eski solisti Genç Osman için 90’lardaki bulunmaz nimetlerden” demekte fayda var. Senelerce bekleyişten sonra Kadıköy insanı Genç Osman “Gökyüzü Masmavi” ile karşımıza çıktı. Öyle sert şeyler bekleyenler yanılacaktır.

Akustik mevzular dönüyor albümde, sözler köşeye yatırıyor. Albümü dinlemeye başladığınız andan itibaren samimiyeti hissediyorsunuz. Sözler vurucu, müzik vurucu. Genç Osman bize “samimiyetin olmadığı yerde müzik olmaz” mesajı veriyor. Aylin Aslım da Genç Osman’a albümde eşlik ediyor, bu eşlik albümü daha da güzelleştirmiş.

Aylin Aslım demişken Aylin Aslım piyasada çokça görünen isimlerden. Bu albümde “Dilek Tutmak” şarkısına eşlik ettiğini görüyoruz. Klibi ayrı klaslıkta olmakla birlikte dinlerken düşünceler sarıyor sizi. Şarapsız olmayacak şarkılardan. Geceler gider, düşünceler sarar, insan odasında kilitlidir, gece sürer bir hikâye misali. Engeller, farklar, takıntılar ve sabah güneş doğar. Sevginin sıcaklığını bizlere anlatıyor Genç Osman. “Belki de böyle sürer gider gece, düş ve düşüncelerle ve sabah güneş doğarken” diye özet geçiyor.

Kent ozanı sıralamasında benim için “Cenk Taner, Gökalp Baykal, Genç Osman” ilk üç sırayı alır.

“Affet Gitsin” şarkısıyla Genç Osman bize bunu kanıtlıyor. Ümitsizlik durumları, her şey gelip geçmişken geç uyananlar, halen rüyada olanlar, yolun sonunu bulamayanlar ve karamsarlığı vurgulayan bir şarkıda “Her şeyi unut affet gitsin!“ diyor Genç Osman.

Bazı dizeler vardır ki bir şiir gibidir. Aforizma bulmaya gerek kalmaz. Kayboluşlar, ihtiyaçlar, savaşmaktan yorulanlar, her şey küçükken başlar. “Daha Küçüksün” de bunlara yer veriliyor. Sakin sakin bir kayboluş beliriyor uzakta bir yerlerde. Şarkı bu hissiyatı dinleyiciye oldukça veriyor. Küçük kahramanların hikâyeleri kırılgandır temasına da yer veriyor. Savaşmaktan bıkanlar ve yorulanlar için ideal. Bıkmadan dinlenecek şarkılardan, bir köşede dursun. Cebinizde saklayın!

“Bu şehirden” Hindiba‘dan dinlediğinizde sakinlik her yerinize yayılırken, Genç Osman’ın solo albümünde sakinlik gitmiş. Kötü olmuş mu? Hayır. Farklı bir hava katmış ortama.

“Birden yoksun masal gibi büyüyünce unutulan” nakaratlarıyla “Dönüyor dünya“ şarkısı mesajı inceden veriyor. Kırılgan, hassas, anlık yaşananları sözsel olarak ifade ediyor Genç Osman.

Sakinliğin belirtileri geç fark edilir. Piyano ve gitarın tınısıyla Genç Osman şarkıyı öyle güzel seslendiriyor ki sakinlik denizine götürüyor hepimizi. Karmaşık ruh hallerimize dokundurma yapıyor “Gökyüzü Masmavi” şarkısı.

Hep aynı şeyler, aynı kandırılışlar, küçük farklar, küçük ayrıntılar, teselliler, nefretler, olanlar, olmayanlar, tersine dönenler, küçük farkların bizi özel yapmasına “Hepsi Aynı” şarkısında değiniyor Genç Osman. Nereden bakarsan bak hepsi aynı.

“Yalnızlık arkadaşım”, yalnız adam projesinden yalnız bir melodi, yalnız bir şarkı. Kendi kendine bırakılan, yıldızlara ulaşmaya çalışan adamın hikâyesi. “Yalnızlığım arkadaşım, bunu sen seçtin sen istedin” diyerek mesajı veriyor. Melodiler her zaman ki gibi kırılganlığını koruyor.

“Gökyüzü Masmavi” albümü yalnız bir albümdür. Kaçışlar, korkular, hayata tutunmalar, çırpınışlar, kayıplar, karamsarlıklar, kayboluşlar, telafiler, mücadeleden kaçan ama yenik düşmeyen insanların hikâyesi üzerine kurulu bir albüm. Kadıköy insanı Genç Osman bizi çıkmaz sokaklara sokup oradan da denizin derinliklerine yolluyor. Kadıköy insanı Cenk Taner’in bir dönem “İzin Vermedi Yalnızlık” albümüyle kıyaslama yapabilirsiniz ama bu kıyaslamayı yapmanız doğru olmayacaktır.

Yalnız bir adam, yalnız bir melodi ve Gökyüzü Masmavi.

Şarap içtiğiniz Kadıköy akşamlarına Genç Osman bu albümle selam ediyor. Albümü açın ve kendinizi gökyüzüne bırakın.

Cem Kurtuluş’tan Albüm Kritiği: Ekoin [Mavibidon​] – Ev Kayıtları

Bayan Arıza tarafından Ocak - 2 - 2013 zamanında yazılmıştır.

Ne yaptığını bilmemek çoğu zaman kafayı yemeye sebep olur ve bu albüm de böyle çıktı denilebilir belki de. Telif hakkı filan yok sadece korsan bir şey. Uzun yolculuk yapmayı seven, aynı zamanda bir şeyler üreten, Kesmeşeker sever ve aynı zamanda Kadıköy ruhu taşıyan arkadaşımız Ekin'in "Mavibidon" projesi ile karşı karşıyasınız.

Biraz deniz havası, deniz kokusu, kayıklar, sakinlik, sessizce hallerimiz, gitarın tınıları; çok şey olmayan ama sadece bir şeyler, bir haber, bir mektup gibi, çuf çuf sesiyle kalkan trenler, bir bekleyiş misali, yıktıklarımız, yaktıklarımız, yerine onardıklarımız, onaramadıklarımız, beklediklerimiz, yitirdiklerimiz, yitirmek için uğraştıklarımız, bir sebep uğruna hiçliğe dönüşmelerimiz…

Denize karşı bakışlarımız ve zamanın çabuk geçmesini bilmek, denize karşı attığımız taşlar, Moda sahilinde içmelerimiz, bir gece yarısı çalmayan telefonun yalnızlığında kaldığımız saatler, ağlayışlarımız, bizi hiçten sayanlar, varlığımızı yok sayanlar, aradıklarımızı bulmak ya da bulmamak, şarap şişesine selam durmak; o nereye dönüyorsa oraya dönmek, bize uzak olanlar sonucunda yalnız mı kaldığımızı hissettiren durumlar ve içinde yaşadığımız durumların hepsi de denilebilir albüm için. Az mı saydım çok mu saydım bilemedim.   Her sabah uyanışlarımız, sonrasında yıkamadığımız yüzler, aynada utandığımız bir yüz, yaprağın kopması gibi hissedişlerimiz ve sayamadıklarımız…   "Belki de" tarifi zor yapılan bir şarkı. Gecenin bize anımsattıkları, sıcak bir kahve gibi, bulunamayan bir şey gibi "oysa  ne yağmur gibi oysa ne yalnız gibi oysa ne yağmur gibi ararım seni". Hüzünlendirir, sakinliğiniz de artar, deniz kıyısında oturursunuz, elinizdeki şaraba bakarsınız.   "Ağlamaktan durduğun an" yıllar geçer hastalanırsın işin yoktur, bomboş gezersin, bir de Kadıköy sokakları, caddeler,  telefonun çalmaz, dört duvar arasında kalmanın verdiği his, sıcak bir kahve, önünde bir kitap, o kitabın içinde kaybolduğun satırlar ve ağlayışlar kalmıştır geriye artık. ve pek severim bu şarkıyı da. Politik bir şarkı da denilebilir "işten atar zam denince" sözleri bunun için yeterlidir.   "Halime Acıma", düşler ve içinde kaybolduklarımız, acılarımız ve her şey. İlk başlarda sakin gidiyor şarkı sonrasında bir hızlılık söz konusu orası pek güzel.

"Yalnız mıyım yoksa" yalnızlıkta boğulma halleri, bir gece sonrasında köşede kalan şarap, "uzak mısın bana yalnız mıyım yoksa" kısmı can alıcı yer.   "Yağmur" Kadıköy'ü anımsatan, aynı zamanda yalnızlara ve bütün tren yolcularına adanmış bir parça sanki, öyle hissettiriyor. Sakinlik, huzur ve deniz kıyısı…

Korsan albüm olsa da edinin dinleyin efenim. Bir Kadıköy yağmuru eşliğinde iyi gider bu albüm. "Kadıköy eseri" diyebiliriz bu albüme, deniz kıyısında içmeyi seven bir adamın yazdığı sözlerden oluşuyor, yaşamın içinde bulunan her şeye değinmiş.   O’na, Kadıköy’e, tren yolcularına selam olsun!

Cem Kurtuluş’tan Albüm Kritiği: Eren Kazım Akay “Turku​az Patlıcan”

Bayan Arıza tarafından Aralık - 31 - 2012 zamanında yazılmıştır.

Boş sokakların ardında görünen bulanık fotoğraflar akılda kalıcı bir iz bırakır. Sokaktaki sarhoşluklar, üstü yırtık olan fahişeler, k.rhane kapısında bekleyen bekçi, içeride bekleyen p.zevenk ve onun kapısında dikilen "gelsene yakışıklı" diye seslenen suratı paçavraya dönmüş f.hişeler, karanlık duvarlar, yalnızlığın gölgesinde dans edenler, hayatın tekmesini yiyenler, köşede kapı önünde bekleyenler, bizler, sizler, boş kelimeler, dizelerden bize yansıyanlar, biz kavramını saf dışı edenler, hiçbir zaman biz olamayanlar, sahte dostluklar, sahte aşklar, pişmanlıklar, yokluklar, arada derede kalanlar, pencere dibinde izlenenler ve çoğuna cevap arayan kafayı sıyırmış gerçek müzisyenlerin yok sayıldığı ülkede  Eren Kazım Akay’ın Turkuaz Patlıcan isimli albümü.

Aynı zamanda Cihangir’de atölyesi bulunan (halen bulunuyor mu bilmiyorum) heykeltraş biri kendisi. Farklı mevzular, farklı soundlar ve bu soundların yaratıcısı biri Eren Kazım Akay.

"Amirim" ile ayarı veriyor bize heykeltraş. K.rhaneler, sokak, hayatın dışında kalanları aynı zamanda Behzat Ç’yi hatırlatan bir şarkı olmakla birlikte ağır tempoda ilerliyor, parçanın girişi de senfonik grupların açılışına inceden selam çakıyor.

Her gün uyandığımız uykular, yorgunluk izleri, avunmalar, yansımalar, yaşamak buysa bekleyişin sinyalleri artık gözümüze daha ağır çarpıyor. "Başım boş" da bunlara cevap veriyor, sadece bunlara cevap vermekle kalmıyor. Hayatın bizi ters köşe edeceğini de dizelerinde söylüyor. "Yaş otuz beş, dayan cebelleş" diyerek 35’e hem  kafa hem de yaşsal olarak merdiven dayayanlara ayarı veriyor.

Pişmanlıkların dönüşü yoktur, geriye korkular kalır. Murathan Mungan’ın da dediği gibi "Bazı geceler, bazı insanlar, bazı yerlerde sahiden karşılaşırlar". Bazılarının yabancılaştığı kelimelere yaklaştırıyor "Biz ah biz" bazılarını da geçmişe döndürüyor. Hesapsız kitapsız yapılanları sorgulatıyor bizlere bu şarkı. "Birleşik kelimeler ederdik, cümleye uymazdık ah" sözleriyle de dinleyenin içinde derin bir sızı yaşatıyor.

"Beni bu oyuna sakın ebe yapmayın" diyerek bütün şarkıyı bir söz de anlatıyor Eren Kazım Akay "Hop hop hop" şarkısında. Zamanın akışından, arada dibe çöküşten, derinliklerden bahsederken Akay şarkıda farklı mevzulara da değiniyor. Bir top gibi sizi ileri fırlatabilecek güce sahip.   "Kalender" sonbahar mevsiminin yol şarkıları diye liste yapsak ilk sıraya girerdi bu şarkı. Kısa süreli ama bir o kadar etkili olmasının yanında "söze fazla lüzum yok, yalandım safi" Sözüyle şarkı özetleniyor.

"Keloğlan" o bildiğimiz masal kahramanı ve kendisi de keldir Akay'ın. Kendini bu şarkıda keloğlana benzetmiş, masalsı bir anlatımı tercih etmiş. Şarkıya da masalsı bir giriş yapılıyor.

"Mayhoş", başa dönüşler, ters köşeler, karman çorman olan bitenler üzerine kurulu bir şarkı karanlık odasından çıkamayanlar için. Arada sıkışıp kalanlar ve Eren Kazım Akay ustanın söz cambazlıkları…

Özetlemek gerekirse "Turkuaz Patlıcan" albümü piyasadaki en kaliteli işlerden biri. Gripin ve türevi gruplardan sıkılanlar için ideal bir albüm. Farklı soundlar, farklı mevzular ve çıkmaz bir sokak…

Eren Kazım Akay, kayıp giden hayatlara dair sizi söz cambazlığına davet ediyor.  

Cem Kurtuluş’tan albüm kritiği: Abhorrence “Evoking the Abomination”

Bayan Arıza tarafından Temmuz - 25 - 2012 zamanında yazılmıştır.

Brezilya piyasasının yer altı çeteleri bitmek bilmiyor. Bunlardan birisi de "Abhorrence".

1997 yılında kurulan grup death metal'in bütün pisliklerini içinde barındırıyor. Öldürücü sound, ölüm kusan vokaller, liriklerde s.tanizm, savaş, ölüm temaları…Asıl patlamayı "Evoking the Abomination" albümüyle yaptılar.

İlk şarkıdan son şarkıya kadar öldürücü bir albüm sizi bekliyor. Güney Amerika death metal ihtişamını yansıtan bir albüm olmasının yanında, taramalı tüfeklerle beyninizin içini dolduran bir albüm de denilebilir. 2 kardeşten böyle deli bir performans.

"Abattoir" şarkısıyla makinalı tüfek davullarla, öldürücü vokallerle kafayı yedirtiyor.

Bu uzun süre devam ediyor. Bizi kaosun içine davet ediyor. Sepultura’nın dönemi akıllarımızda kalıyor Igor kardeşler aklımıza gelmiyor değil. Albüm tüm hızıyla devam ederken albüme ismini veren "Evoking the Abomination" şarkısı başlıyor.

Boyun felci geçirmek bu olsa gerek. Davul işlerini yürüten Fernando Arroyo öyle mükemmel iş çıkarmış ki alkışlamamak elde değil. Liriklerse mezarlıkların yıkıntılardan, Haçların yok edilmesinden kısacası anti-din teması hakim. Nefret, bütün hızıyla "Sacrificial Offerings" şarkısıyla devam ediyor.

Kötülükler, nefret, şeytan ve kiliselere duyulan nefret azalmıyor büyük nefretle devam ediyor ve şarkının özeti:

"Rise Sat.n! Master of evil enthroned!"

Kaosun içine giriyoruz "Hellish Annihilation" şarkısıyla. Fernando Arroyo hünerlerini bu şarkıda da sürdürüyor, vokal ise ölüm kusmaya devam ediyor. Bütün Hristiyanlara ölümcül darbeyi vur mesajı veren bir şarkı. Ve araya sıkıştırılmış kısa sololar sonrasında yine Fernando Arroyo’nun o deli performansı.

Öfke kaldığı yerden devam. Öldürücü sound, beyin dağıtıcı davullar kafayı yedirtmeye devam ediyor. "Soykırımı yok et" mesajı veren bir şarkı. Ve sololar eksik değil uzun ve hızlı sololar şarkının tadı, o lanet atmosferde boğuluyoruz.

"Abhorrer Existence", Arroyo kardeşlerin delice performansını barındırıyor. İsa’nın lanetinden, ş.ytanın yeniden doğuşundan bahsediyorlar şarkıda. Davulda Fernando Arroyo yer yer yavaşlasa da sonrasında hızlı davullar geliyor ve yavaşladığı kısımlarda hızlı sololarda bizi uçuruma doğru biraz yaklaştırıyor.

Bu albüm için denilebilecek tek şey "terör, pislik, kaos karmasyonudur".

Dinlemeniz önerilir. Death metal piyasasındaki en iyi albümlerden biridir.  

Cem Kurtuluş’tan albüm kritiği: Baphomet’s Blood “S.tanic Metal Attack”

Bayan Arıza tarafından Temmuz - 25 - 2012 zamanında yazılmıştır.

İtalya’da metal müzik piyasası ne alemde bilmiyorum. İtalya denince benim aklıma defansif bir futbol ülkesi gelir. Böyle bir ülkeden Baphomet’s Blood gibi bir grup çıkar. Pure S.tanik speed metal canavarlarının kuruluşu 2003 yılına dayanır. Kafayı ş.ytanla bozmuş olan bu leş adamlar 2005 yılında "S.tanic Commando" adında demo çıkarır. Bundan 1 sene sonra "S.tanic Metal Attack" adında albüm çıkarırlar. Elemanların hepsi Motörhead hayranıdır.

Vokal tam bir Lemmy taklitçisi. Speed metal adına son senelerde çıkmış en sağlam çalışmalardan biri S.tanic Metal Attack.  Albüm bir cover olmak üzere 8 parçayı içinde barındırır. Vokalleri Lemmy taklitçisi olduğu kadar Lemmy’e de benzemektedir.  Müziklerinde Motörhead, Venom, Sodom, Tank, Exciter gibi gruplardan büyük ilham almışlardır. NWOBHM riffleri, speed metal ritmleri, kirli vokaller albümde göze batıyor. 

"S.tanic Commando" ile giriş yapıyoruz. Gitarlar takır takır işliyor bildiğimiz speed metal ritimleri, kirli vokaller başrol oynuyor. S.tanik işler peşinde koşan elemanlar sözlere de ayarı veriyor inceden. En sevdiğim nakaratlar "Kill, burn, destroy, thrash, sacrifice In the name of s.tan" kısmı.

"Blood, Vomit and S.tan" ile devam ediyoruz. Delirmecelere devam. Cehennemin kapıları bize bu şarkıyla açılıyor hatta ayarı da veriyor orada yine. Gitarlar yine takır takır çalışıyor başta, kirli vokaller her zaman ki gibi başrolde.

"Nightstalker" ile devam ediyoruz. Şarkı başlamadan önce konuşmalar geçer, atmosfer karanlık bir havada ilerler. "F.cking kill me" sesleri yükselir seslerden, testere sesleri gelir. Sonra Motörhead’i hatırlatan davul girişiyle şarkıya girilir.  Yine yok etmek üzerine kurulu bir şarkı. Sözleri de yazalım tam olsun:

Coming in the night with power And hate! Ready to kill the jehova's son! S.tan command your infernal mind! To raise the hell on earth! Kill, all the useless people! Worship, the infernal lord.!

"S.tanic Beerdrinkers" ile yola devam. Gitarlar, davul, vokal her şeyiyle bütün bir şarkı. Delirtiyor adeta. Davulcu mükemmel iş çıkarmış daha önce belirtmesem de şimdi belirtiyim. Alkolikler yine yapacağını yapmış, şarkı içinde geğirme sesleri de oradaki en eğlenceli kısımlar.

Yine yok etmek üzerine kurulu bir şarkı "Kill the monk" ile devam ediyoruz. Gitarlar çalışıyor, davullar kafamıza balyoz gibi iniyor. Davulcu mükemmel iş çıkarıyor, hızlı gitarlar delirtiyor insanı, kirli vokaller "cehenneme hoş geldin" dedirtiyor.

Speed metal canavarları ortalığı dağıtmaya "Speed metal warriors" ile devam ediyor. Poserları yok etmek için işe koyulan bu alkolikler bu şarkıda poserları nasıl avlayacaklarını söylerken "biz speed metal savaşçılarıyız" diyerek mesajı veriyor.

Lafı fazla uzatmadan albümü dinlemenizi öneriyorum.