Six Feet Under “En favori dizim”

Bayan Arıza tarafından Ağustos - 1 - 2012 zamanında yazılmıştır.

nate: kurt cobain died today. claire: oh. nate: he killed himself. he was just too pure for this world.

Ölüler arasında hayatta kalma savaşı

Ölülerle dolu bir ev ne kadar canlı olabilir? Evlerinin salonunda cenaze törenleri düzenleyen, bodrum katında da ölülerin makyajını yapan bir ailenin pek normal olması beklenemez zaten.

Geçimini cenaze levazımatçılığı yaparak kazanan Fisher ailesinin yaşadıkları dizinin konusunu oluşturuyor. “American Beauty” filminin senaristi ve True Blood’ın da yaratıcısı Alan Ball’dan, geçimlerini “başkalarının ölümlerinden” kazanan Fisher ailesinin ölüler arasındaki hayatta kalma savaşını anlatan eşsiz bir dizi.

Karanlık ama huzurlu, kaotik ama sıcak, mutsuz ama mutlu…

Six Feet Under, 2001-2005 yılları arasında beş sezon yayınlandı. IMDb’nin de 8.9 verdiği dizi daha ilk bölümüyle beni derinden etkileyi başarmıştır. Hoş, "Dizi" demekle haksızlık etmiş oluyorum Alan Ball'a, tüm oyunculara, peygamber gibi adam Peter Krause'ye yani Nate'e. Zira Six Feet Under karakterlerini ailemden biri olarak kabul ettim ben. Kimi zaman da kendimi onların yerine koydum. Nate oldum, Claire oldum, David oldum. Hepsini anlamaya çalıştım.

Her bölüm, aile dışından birinin çeşitli nedenlerden dolayı ölmesiyle başlıyor. Cenaze, Fisher'ların levazımatçısına geldikten sonra onun hazırlık hikâyesine paralel olarak, geride kalanlardan kesitler sunuyor; bir yandan da Fisher ailesiyle ilgili gelişmeleri izliyoruz.

Alan Ball'ı, yani dizinin yaratıcısını "American Beauty" den anımsarsınız. Fena arıza filmdi doğrusu. American Beauty ile Oscar, Altın Küre ve daha birçok ödül aldı Alan Ball.

Peki kim süper mi süper yaratıcı adam?

Alan Ball 1957 Atlanta doğumlu bir sanatçı. Sanatçı demek gerek kanımca. Çünkü yarattığı her şey birer sanat eseri.

Kendisi uzun yıllardır bu işin içinde. Grace Under Fire, ardından Cybill gibi diziler çekti. Cybill'dan sonra biraz sessiz kaldı, TV ile yıldızı barışmadı ve 1999'da American Beauty'yi yarattı. Film çok ses getirdi.

Hemen ardından "Oh, Grow Up" isimli bir dizi çekti ancak iş yapmadı ve TV ile arası yine açıldı. HBO sağolsun kendisine "hadi devam" dedi ve Alan Ball inanılmaz bir dizi olan "Six Feet Under"ı yarattı. Bir süre sonra özellikle dizinin meraklıları dahil herkes, karakterleri yaratırken Alan Ball'ın kendi hayatından esinlenip esinlenmediğini merak etti. Şimdilerde ise yine yaratıcısı olduğu True Blood ile ortalığı kasıp kavuruyor adeta.

"Karakterlerimi herhangi biri üzerine kurmadım" diyor Alan Ball. Ama dizide Nate'in babası Nathaniel ile olan ilişkisini -Alan Ball henüz 19 yaşında iken ölen- kendi babası ile olan ilişkisine benzetiyor.

David'e olan benzerliği ile ilgili olarak "David'e de benziyorum. Hep, diğer insanları mutlu edecek her şeyi yapan, iyi bir küçük çocuk oldum. Bu yüzden de içimde öfke birikti" diyor Alan Ball. Aynı zamanda gay olduğunu da saklamıyor. David karakterini yaratmasında cinsel tercihinin etkisi büyük bana kalırsa. Böylece bir eşcinselin ruhunu anlatırken doğru ve samimi bir bakış açısı yakaladığına inanıyorum.

İncelikli…dokunaklı… Dizinin jenerik müziği Thomas Newman'a ait.

Dizinin jeneriğinde yer alan ağacı bulabilmek için oldukça çaba göstermişler. Tek bir ağaç bulmaları gerekiyormuş, uzun süre aramışlar fakat bir türlü bulamamışlar. Tam umutlarını yitirmeye başladıkları an, bir kadının bahçesinde bir ağaç görmüşler ve o ağacın tam aradıkları gibi bir ağaç olduğuna karar verip 400$ ödeyerek tepelik bir yere ağacı dikmişler. Çok isabetli bir seçim olmuş. Çünkü diziyle adeta eşleşti bu ağaç, adamların işlerinde bir numara olduğu ve ne kadar titizlikle çalıştıkları aşikâr.

Six Feet Under'ı böylesine muhteşem yapan şeylerden biri ve belki de en önemlisi seçilen oyuncular

Fisher ailesinin en büyük oğlu Nate Fisher -ki kendisi ermiş biri benim gözümde- tüm sezonlar boyunca kaotik vaziyette dolaşmakta.

Nate'in durumu fecî sayılır, aşık oluyor, sonra aldatılıyor, geçmişte O'na fena halde aşık olan Lisa bir gecelik kaçamak sonunda hamile olarak geri geliyor. Bizimki depresyonun etkisiyle Lisa ile evleniyor. Ancak mutlu olduğunu sanıyor, O'na sunulmuş baba ve eş rolüne fena halde kaptırıyor. Ancak hiç mutlu değil. Bir gün Lisa ortadan kayboluyor. Nate bu, arabesk bir hayat O'nun kaderi, kader evet, seçim değil.

Karısı Lisa (Lili Taylor) öldükten ve Maya (kızı) ile başbaşa kaldıktan sonra eski ve şimdiki sevgilisi Brenda (Rachel Griffiths) ile yaşadıkları, gerekse Lisa'nın ölümü sonrasında olan bitenler tek kelimeyle Nate'i perişan ediyor.

Dexter Morgan’ı canlandıran David Fisher (Michael C.Hall) evin gay oğlu. Polislikten istifa etmiş, güvenlik işiyle uğraşmakta olan Keith Charles (Matthew St.Patrick) ile aynı evde yaşıyor. Arada kaçamak yapıyor olsalar da birbirlerini seviyorlar. İki de çocuk evlat ediniyorlar.

En küçük kardeş Claire Fisher (Lauran Ambrose), hasta ruhlu bir kız. Kızıl saçlı, beyaz tenli harika bir güzelliğe sahip. Claire'in her daim içinde taşıdığı acı ve bozuk ruhu O'nu sanat okuluna kadar götürüyor. Kolaj çalışmalarından bir sergi bile açıyor. Eski erkek arkadaşı Russell (Ben Foster) kolaj fikrinin ikisine ait olduğunu söyleyip Claire'e savaş açıyor, derken American Beauty’de de rol Mena Suvari diziye geliyor.

Fisher’ların çılgın ruhlu annesi Ruth Fisher (Frances Conroy) nihayetinde çapkınlığı bırakıp George Sibley'le (James Cromwell) evleniyor. Ama George'nin durumu kötü çünkü akıl sağlığını yitirmiş durumda.

Dizideki oyuncular ve oyunculuklar yere göğe sığdırılamaz. Örneğin, önce yanlarında çalışan, sonra şirkete ortak olan Federico'muz (Freddy Rodríguez) ve karısı Vanessa (Justina Machado); öte yandan Nate’e hayatının acısını yaşatan Brenda, Claire'in sanat okulundaki öğretmenlerinden biri olan  Brenda’nın kaçık kardeşi (Jeremy Sisto) ve psikiyatrist olan anneleri (Joanna Cassidy) dizinin çarpıcı kişiliklerinden.

Dizideki karakterlerin hepsini çok seviyorum ve aralarından bazılarının kendimle özdeşleştirdiğim yönleri de var.

Bu ruhunuza dokunan diziyi izlemenizi kesinlikle tavsiye ediyorum.

Ekşi Sözlük'e dedim ki:

16 Nisan tarihli bölümü Coldplay fonuyla finallenen muhteşem dizi. (bayan ariza, 17.04.2006 00:13 ~ 00:15)

Bir finale bu kadar güzel bir fon olur dedirten dizi, müzik için ayrıca kutlamalı. (bkz: lucky) (bayan ariza, 05.02.2007 00:08 ~ 00:09)

Cnbc-e’nin 5. sezonunu bir an once yayınlamasini umduğum dizi. Nitekim 4. sezon finaline göre, önümüzdeki bölümlerde; Nate, Brenda'yla evlenecek mi? George'un korkuları O'nu nereye götürecek ve peşinde de Ruth'u? Federico, Vanessa'yı boşanmamaları için ikna edebilecek mi? Claire ve Russell bir şekilde tekrar bir araya gelecek mi? Liste uzar gider. Umarım 5. sezon ile dizimiz kaldiğı yerden devam eder ve nip/tuck’ın bitmesini beklemek zorunda kalmayız. (bayan ariza, 09.04.2007 00:37 ~ 00:43)

Dizinin baslangıç jeneriği bittikten sonra sanki dizinin içindeyim. "Dizi" demek haksızlık olur! Defalarca gecenin bir körü "haa s.ktir, bu kadar olmaz ki" diye bağırmama ve akabinde de ağlamama neden olmus bir şey bu. Hayır, dizi filan değil. Hem bu oyuncular nasıl bu kadar iyiler? Fisher ailesinin varolmadığına kim inandirabilir ki beni? Çok seviyorum hepsini, tüm aileyi ve bitecek diye de ödüm kopuyor, uykularım kaçıyor. Six Feet Under'ı izledikten sonra o kadar etkileniyorum ki kendime gelmem zaman alıyor. Kimi zaman bunun mantıksız olduğunu düşünsem bile her şeyiyle o kadar gerçek ki, Six Feet Under’in Alan Ball ve ekibinin ustalığı olması bir yana, en güzel yanı bir bıçak kadar keskin olması. (bayan ariza, 09.04.2007 01:17 ~ 01:23)

Darmaduman olduğum, hayatın anlamını sorguladığım, dizinin başından sonuna dek gözyaşlarına boğulmakla beraber, peygamber mertebesine çoktaan erişmiş olan Nate’i tabutsuz ve kefenle toprağa verirken, kendi hıçkırıklarımdan insanların ne dediğini duyamadığım, “All Apologies” ve Mevlana ile finallenen en sevdiğim dizi, film, her neyse, her şey. (bayan ariza, 18.06.2007 00:30 ~ 00:57)

nate: kurt cobain died today. claire: oh. nate: he killed himself. he was just too pure for this world. (bayan ariza, 18.06.2007 00:36)

Dizideki oyunculardan bazıları:

Peter Krause … Nate Fisher Michael C. Hall … David Fisher Frances Conroy … Ruth Fisher Lauren Ambrose … Claire Fisher Mathew St. Patrick … Keith Charles Freddy Rodríguez … Federico Diaz Rachel Griffiths … Brenda Chenowith Justina Machado … Vanessa Diaz Brenna Tosh … Maya Fisher Bronwyn Tosh … Maya Fisher Jeremy Sisto … Billy Chenowith James Cromwell …George Sibley Lili Taylor … Lisa Kimmel Fisher Ben Foster … Russell Corwin Joanna Cassidy … Margaret Chenowith

Cnbc-e Peter Krause ile söyleşi yapmış.

Peter Krause, kendi cenazesini çoktan kurguladı

Six Feet Under’ın işlediği konudan mıdır bilinmez, ama Nate Fisher’ı canlandıran Peter Krause cenazesinin nasıl olmasını istediğini kafasında çoktan planlamış. Öldükten sonra mumyalanıp ‘pahalı bir kutunun’ içine konmak istemiyor. Sevdiklerinin bir cenaze evinde toplanıp havasız bir seremoniye katılmalarını da istemiyor. Vasiyeti yakılmak.

Planına göre, çocuklarına bir yığın uçak bileti ve otel rezervasyonu bırakmış olacak. Onun için dünyada anlamı olan yerlere gidip küllerini dökmelerini istiyor. Krause, bugün 40 yaşında ve 4 yaşında bir oğlu var. Henüz 4 yaşında bir oğlu varken bütün bunları düşünmek için biraz erken, ancak Alan Ball’un dadediği gibi; Peter kendi hayatında felsefe ve varoluş konularını kurcalayan biri.

Six Feet Under’daki karakterin çok zorlu bir hastalıkla boğuşuyor. Sence Alan Ball neden böyle bir seçim yaptı?

Karakterim Nate’in, kendi ‘faniliğiyle’ uğraşmayı sevmemesi nedeniyle olduğunu düşünüyorum. Diğerlerinin ölümlü olmasının üstesinden gelmeyi öğrendi; ama bu hastalığın onun başına gelmiş olması, bence Nate için ölümle başa çıkmanın ne kadar zor olduğunu gösteriyor.

Ama bu sadece ciddi bir durum değil, aynı zamanda ölümcül bir durum.

Sürekli bir durum. Hastalık hakkında yaptığım araştırmalarda, ameliyat olsan bile nöbet geçirme ihtimalin olduğunu öğrendim. İşin sadece şansa kalmış durumda. Tedavi etmenin ve kontrol altında tutmanın yolları var. Nate’in önünde daha uzun bir yol olduğunu düşünüyorum. Henüz romanı yarıladık sayılır.

Dizi bir roman mıydı yoksa bunu bir mecaz olarak mı kullanıyorsunuz?

Ben Six Feet Under’ı bir romana benzetiyorum. Alan Ball diziyi bir roman yazarmış gibi oluşturuyor. Karakterlerin geçen zamanla birlikte yaşadıkları değişimi görüyorsunuz. Bunlar her zaman hoş olmuyor. Bence gerçek hayata sadık kalmak açısından bu önemli. Hayat çılgın bir gezinti ve Six Feet Under da bunu ekrana çok iyi uyarlıyor.

Senin hayatın şu ana kadar çılgın bir gezinti mi oldu?

Benimki kesinlikle öyleydi. Üniversiteye girene kadar hiç oyunculuk yapmamıştım. En son yapmayı düşündüğüm şey bir TV dizisinde rol almaktı. Bir süre tiyatroda oynarım diye düşünmüştüm, ama sonra Carol&Company’yi yaptım ve sonra dizilerin ardı kesilmedi.

Six Feet Under kadar tuhaf bir dizide rol alacağınız aklınıza gelmiş miydi?

Tam olarak yapmak istediğim şey buydu. Bir aktör olmaya gerçekten karar verdiğim sırada Carol Churchill’in “Cloud 9” adlı oyununu yapıyordum ve Kate Millet’in Cinsel Politikalar kitabını okuyorduk. Kitap davranış, toplumsal roller ve cinsel roller ve bazen olduğumuz kişinin bilincinde olmamamız üzerineydi. Bu beni çok heyecanlandırmıştı. Aktör olarak insanların fikirlerini değiştirmelerine yardımcı olabileceğimi düşünmüştüm. Bu nedenle Six Feet Under’ın bir parçası olmak bana çok mantıklı geliyor.

Six Feet Under (Tüm Bölümler)

Sezon-1

01 Six Feet Under (Pilot) 02 The Will 03 The Foot 04 Familia 05 An Open Book 06 The Room 07 Brotherhood 08 Crossroads 09 Life's Too Short 10 The New Person 11 The Trip 12 A Private Life 13 Knock, Knock

Sezon-2

14 In The Game 15 Out, Out Brief Candle 16 The Plan 17 Driving Mr. Mossback 18 The Invisible Woman 19 In Place of Anger 20 Back to the Garden 21 It's the Most Wonderful Time of the Year 22 Someone Else's Eyes 23 The Secret 24 The Liar and the Whore 25 I'll Take You 26 The Last Time

Sezon-3

27 Perfect Circles 28 You Never Know 29 The Eye Inside 30 Nobody Sleeps 31 The Trap 32 Making Love Work 33 Timing and Space 34 Tears, Bones and Desire 35 The Opening 36 Everyone Leaves 37 Death Works Overtime 38 Twilight 39 I'm Sorry, I'm Lost

Sezon-4

40 Falling Into Place 41 In Case of Rapture 42 Parallel Play 43 Can I Come Up Now 44 That's My Dog 45 Terror Starts at Home 46 The Dare 47 Coming and Going 48 Grinding the Corn 49 The Black Forest 50 Bomb Shelter 51 Untitled

Sezon-5

52 A Coat of White Primer 53 Dancing for Me 54 Hold My Hand 55 Time Flies 56 Eat a Peach 57 The Rainbow of Her Reasons 58 The Silence 59 Singing for Our Lives 60 Ecotone 61 All Alone 62 Static 63 Everyone's Waiting

Not: Yazı için Cnbc-e dergilerinden, IMDb'den ve http://www.hbo.com/sixfeetunder/ adresinden faydalandım.

Tarihte MART ayında neler oldu? Şöyle bir anımsayalım…

Bayan Arıza tarafından Mart - 6 - 2012 zamanında yazılmıştır.

* 6 Mart 1970 Charles Manson'ın Lie albümü piyasaya çıktı.

* 9 Mart 1977 Sex Pistols, A&M Records'la anlaştı. Bir hafta sonra şirket 40 bin sterlin tazminatla anlaşmayı fes etti.

* 10 Mart 1963 Jeff Ament doğdu. * 13 Mart 1996 Buenos Aires'te geceyi Ramones konseri için bilet kuyruğunda geçirenler, biletler kalmayınca kargaşa çıkarttı, birçok kişi yaralandı.

* 15 Mart 1972 L.A'daki bir radyo kanalının dinleyicileri 1 saat boyunca aynı şarkı çalınca ters giden birşey olduğunu düşünüp polisi aradı. Polis radyoya baskın düzenledi. Radyo korsanı Robert W.Morgan'ın sürekli çaldığı şarkı Donny Osmond'dan Puppy Love'dı. * 19 Mart 1970 Rolling Stone dergisi, John Lennon'ın Come Together şarkısının açılışındaki sözleri aslında Chuck Berry'nin You Can't Catch Me parçası için yazdığını açıkladı.

* 20 Mart 1991 Eric Clapton'un 4 yaşındaki oğlu Conor, dairelerinin camından düşüp öldü. Clapton, oğlu için Tears in Heaven'ı yazdı. * 30 Mart 1956 Johnny Cash, I walk the Line'ın kayıtlarını tamamladı.

* 31 Mart 1967 Jimi Hendrix, İngiltere turnesinin Finsbury Park ayağında gitarını ilk kez sahnede ateşe verdi. Kaynak: Yukarıdaki bilgiler çeşitli yıllara ait Cnbc-e Dergilerden özenle seçilmiştir.

Mart ayı haberleri…

Bayan Arıza tarafından Mart - 6 - 2012 zamanında yazılmıştır.

KISA…KISA…KISA

Blur, 32. Brit Awards'ta "Müziğe Üstün Katkı" ödülünü aldı.

Elektronik müziğin öncülerinden Kraftwerk, 10-17 Nisan tarihlerinde New York Modern Sanat Müzesi'nde sekiz gece sürecek bir müzik etkinliğine imza atacak.

Eski Sex Pistols vokalisti Johnny Rotten tarafından 1978'de kurulan post-punk topluluğu Public Image Ltd., 20 yılın ardından yeni bir albüm yayınlayacak.

Jack White ilk kez bir solo albüm yayınlayacak. Adını "Blunderbuss" adını koyduğu yeni albümü kendi plak şirketi Third Man Records'tan 24 Nisan'da yayınlanacak.

12 Şubat gecesi düzenlenen 54. Grammy Ödülleri'nde Bon Iver "En İyi Yeni Sanatçı" ve "En İyi Alternatif Müzik" ödüllerini evine götürdü.

RADYO EKSEN EN İYİ ON

01. Bruce Springsteen – We take care of our own 02. Red Hot Chili Peppers – Look around 03. Jack White – Love interruption 04. Black Keys – Gold on the ceiling 05. Miike Snow – Paddling out 06. Ting Tings – Hang it up 07. Mark Lanegan Band – The Gravedigger's song 08. Sharon Van Etten – Serpents 09. Zulu Winter – We should be swimming 10. Kasabian – Goodbye kiss

Kaynak: Cnbc-e Dergi (Mart 2012)  

Mystic River

Bayan Arıza tarafından Şubat - 8 - 2012 zamanında yazılmıştır.

Daha önce izlediğim ve uzun süre etkisinde kaldığım 2 Oscar'lı Mystic River, 13 Şubat'ta Cnbc-e'de saat 22.00'de yayınlanıyor arkadaşlar. Henüz izlemediyseniz bu kez fırsatı kaçırmayın. Sean Penn, Tim Robbins ve Kevin Bacon, oyunculuğunu yine konuşturuyor.

Şubat Cnbc-e dergide yer alan filme dair yazıyı sizlerle paylaşıyorum; spoiler içerir gibi görünse de film anlatılamayacak kadar etkileyici, senaryo müthiş, kurgu muhteşem.

***

Sean Devine, Jimmy Markum ve Dave Boyle, Jimmy'nin büyük kızı Katie'nin ölümünün ardından bir araya gelir. Jimmy intikam ister, Dave ise göze batmamak. Cinayeti araştıran dedektif Sean'ın bir görevi de Jimmy'nin öfkesini kontrol altında tutmaktır. ABD'nin seçkin polisiye yazarlarından Dennis Lehane'in romanından Brian Helgeland'in yazdığı senaryo, Boston'ın ihtiyatlı yaşamayı gerektiren semtlerinden Doğu Buckingham'da büyüyen üç arkadaşın hikâyesini anlatıyor.

Jimmy, Sean ve Dave, trajik bir olay hayatlarının akışını değiştirene kadar, sıradan bir çocukluk geçirmişler. 25 yıl sonra bir başka trajik olay nedeniyle bir araya geliyorlar. Jimmy'nin 19 yaşındaki kızı Katie hayatını kaybediyor. Sean, ortağıyla birlikte bu görünürde anlamsız cinayeti çözmeye çalışıyor ama Jimmy katili bizzat bulmak istiyor. Dave ise çocukken başına gelen olayın şokunu üzerinden atamamış. Üstelik, ölen kızı son gören de o.

Daha önceki üç filmiyle pek olumlu eleştiriler almayan yönetmen Clint Eastwood, Gizemli Nehir ile başarılı bir dönüş yapıyor. Onun yalın ve kontrollü yönetimi filmin övgü almasında pay sahibi ama aynı derecede önemli iki unsur daha var: Oyuncu kadrosu ve Lehane'in mükemmel romanı.

Mystic River, Boston ayrıntılarının ve karakterlerinin zenginliğiyle, son yılların en iyi polisiye romanlarından biri. Senarist Helgeland da ona sadık kalmış, ayrıca Lehane'in kitabındaki insan kaynaklı kötülüğü de muhafaza etmiş.

Ana karakterleri canlandıran oyuncunların üçü de kalburüstü oynlar oynuyor. Penn ile Robbins Oscar aldı, Bacon'a en nankör rol düştü. Dave'in karısı Celeste rolünde Marcia Gay Harden ile Jimmy'nin karısı Annabeth rolünde Laura Linney de zaten iyi yazılmış olan karakterlerini daha da inanılır hale getiriyor.

Yönetmen: Clint Eastwood Oyuncular: Sean Penn, Kevin Bacon, Tim Robbins, Laurence Fishburne Yapım Yılı: 2003 Süre: 138 dakika

Kaynak: Cnbc-e Dergi (Şubat 2012)

Favori dizilerimden damar sözler

Bayan Arıza tarafından Ocak - 9 - 2012 zamanında yazılmıştır.

Aşağıdaki özlü(!) sözleri Cnbc-e derginin Ocak sayısında verdiği 52 Hafta/52 Replik ajandasından seçtim; en sevdiğim dizilerden güzide sözleri sizler için tek tek yazdım.

* Alkol, hayattaki tüm sorunların nedeni ve çözümü. -The Simpsons-

* Hayatım uğruna, şerefimden ödün vermem. -Game of Thrones-

* Üzüldüğüm zaman üzülmeyi bırakır, yeniden "harika" biri olurum. -How I met your Mother-

* Yalan diye bir şey yoktur. Sadece saklı gerçekler vardır. -Dexter-

* Facebook'taki durumumu "şimdilik hâlâ hayatta" olarak değiştireceğim. -Two and a Half Men-

* Tehlike altında değilim. Tehlike benim. -Breaking Bad-

* Nihayetinde hepimiz yalnızız ve bizi kurtarmaya kimse gelmeyecek. -Person of Interest-

* Lois ile aramda bir gerilim var. Ölmesini değil, sadece yaşamamasını istiyorum. -The Family Guy-

* Bir adamın evi, tabutudur. -Married with Children-

* Mükemmelleşme savaşın bittiyse, öl daha iyi. -Nip/Tuck-

* Yenilmez bir orduyu yenemeyeceğimizi denemeden bilemeyiz. -Merlin-

* Yedi yıl boyunca MacGyver izlemek nihayet bir işe yaradı. -Chuck-

* Şişman değilim, iri kemikliyim. -South Park-

* Sorumlulukların olduktan sonra kanun kaçağı olmanın ne anlamı var? -Breaking Bad-

* Eğer'ler ile ama'lar şeker ve fındık olsaydı hepimiz harika bir noel geçirirdik. -The Big Bang Theory-

Kaynak: Cnbc-e Dergi (Ocak 2012)

Ekim Haberleri…

Bayan Arıza tarafından Ekim - 17 - 2011 zamanında yazılmıştır.

KISA…KISA…KISA

* Pearl Jam 20 yıllık müzik serüvenini belgesel haline getirdi. Cameron Crowe'un yönettiği 20 belgeselinin galası 10 Eylül'de Toronto Film Festivali'nde yapıldı.

* Metallica ve Lou Reed'in ortaklığı ile kaydedilen albüm "Lulu" 31 Ekim'de müzik marketlerde.

* Radiohead solisti Thom Yorke, önümüzdeki sene turneye çıkacaklarını doğruladı.

* Bir süper grup daha kuruldu. The International Swingers'ta Blondie'den Clem Burke, Sex Pistols'tan Glen Matloc, Generation X, The Cult, The Alarm, Gene Loves Jezebel'le de çalışmış olan James Stevenson ve Supernaut'dan Gary Twinn bulunuyor.

* PJ Harvey "Let England Shake" albümü ile ikinci Mercury ödülünü aldı.

Radyo Eksen En İyi On

01- Manic Street Preachers……This is the Day 02- Kasabian………………………….Days are Forgotten 03- Florance+The Machine…….Shake it Out 04- Coldplay……………………………Paradise 05- Pearl Jam…………………………Crown of Thorns 06- Wild Beasts………………………Thankless Thing 07- Kooks………………………………..Is it Me 08- Arctic Monkeys…………………..Little Illusion Machine 09- Brett Anderson………………….Brittle Heart 10- Russian Red…………………….The Sun, The Trees

Kaynak: Cnbc-e Dergi (Ekim'11)

Endgame

Bayan Arıza tarafından Ağustos - 31 - 2011 zamanında yazılmıştır.

İzlediğim dizilere birini daha ekledim,  o da “Endgame”.

Dünya satranç şampiyonlarından Arkady Balagan, yeni bir turnuvaya katılmak için Kanada’nın Vancouver şehrinde kaldığı otelin önünde çok sevdiği nişanlısı Rosemary’nin öldürülüşüne tanık olur. Balagan yaşadığı bu olayın travmasını bir türlü atlatamaz bir süre sonra agorafobiye yakalanır. Nişanlısıyla birlikte geldiği otelden tek başına çıkamayacağını düşünen genç  adam, maddi sorunlarını halletmek için otel odasında satranç dersleri vermeyi dener. Bu derslerden elde ettiği gelir lüks bir otelde kalmasına yetmeyince Arkady Balagan, sahip olduğu analitik düşünce gücünü suç dosyalarını çözüme ulaştırmak yolunda kullanmaya başlayacaktır. “Suç işlemenin stratejik bir oyun”dan ibaret olduğunu düşünen Arkady Balagan, Endgame’de alışılmışın dışında bir dedektif portresi çiziyor.

Kaynak: Cnbc-e Dergi Ağustos’11

KISA…KISA…KISA

Bayan Arıza tarafından Temmuz - 11 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Temmuz Haberleri

* Tüm turnesini iptal eden Amy Winehouse'un uzun bir süre sahne alamayacağı açıklandı.

* Howling Bells'in yeni albümü, 12 Eylül'de "Cooking Vinly" etiketiyle piyasaya çıkacak.

* Indie Pop grubu Best Coast'ın yeni videosunu Drew Barrymore'un çekeceği açıklandı.

* Punk dünyasının önemli figürlerinden Henry Rollins, National Geographic'te egzotik hayvanlarla ilgili bir program yapmaya hazırlanıyor.

RADYO EKSEN (En iyi 10)

 1.  Coldplay – Every Teardrop is a Waterfall  2.  Arcade Fire – Speaking in Tongues  3.  Kasabian – Switchedblides Smiles  4.  Peter Murphy – I spit Roses  5.  Kaiser Chiefs – Little Shocks  6.  The Decemberists – This is Why We Fight  7.  New Order – Hellbent  8.  Patrick Wolf – House  9.  Beirut – East Harlem 10. Erland & The Carnival – Springtime

Kaynak: Cnbc-e Dergi – Temmuz'11 Sayısı

Diabolique

Bayan Arıza tarafından Temmuz - 1 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Sharon Stone'un öldürücü bakışlarıyla dehşet saçtığı Diabolique, esrarlı bir cinayet öyküsü.

Usta yönetmen Henri-Georges Clouzot'nun 1955 yılında çektiği "Les Diaboliques"in farklı bir versiyonu olan Diabolique, Sharon Stone'un, rol aldığı erotik gerilimlerle gündeme oturduğu bir dönemin ürünü. Stone'un şeytani bakışlarıyla Isabelle Adjani'nin masum suratını bir araya getiren film, bu iki güzelin birlikte işlediği bir cinayetin sonrasını anlatıyor.

Filmde bir adamın karısı ve metresi, bir araya gelip onu öldürmeye karar veriyor. Her şey gayet yolunda giderken, cesedin ortadan kaybolması iki kadını şaşkına çeviriyor. Bu arada olayı araştıran polis memurunun, kadınların bir şey sakladığınu anlaması çok sürmüyor. Aldatılan eş rolünde Adjani'yi, intikam hırsıyla dolu metres rolünde ise Stone'u izliyoruz. Filmin gerçek sürprizi polis memuru olarak karşımıza çıkan Kathy Bates.

Yönetmen: Jeremiah S. Chechik Oyuncular: Sharon Stone, Isabelle Adjani, Chazz Palminteri, Kathy Bates Yapım Yılı: 1996 Süre: 107 dakika

Kaynak: Cnbc-e Dergi (Mayıs 2011)

Traffic

Bayan Arıza tarafından Haziran - 28 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Traffic, polisiye kalıplarının dışına çıkarak soruna geniş açıdan yaklaşan ve perde arkadasındaki ilişkileri sorgulayan bir başyapıt.

Javier Rodriguez, ortağı Manolo Sanchez ile birlikte Meksika'nın bir numaralı suçlu avcısı General Salazar'ın denetiminde sınır hattında uyuşturucu kaçakçılığına karşı savaşmaktadır. Başsavcı Robert Wakefield, başkan tarafından uyuşturucuya karşı yapılan mücadelede görevlendirilmiştir. Wakefield, devletin yeni önlemler getirmesini sağlamaya çabalarken, uyuşturucu batağına saplanan kızı Caroline ile ilgilenmek zorundadır. Benicio Del Toro'nun "En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu" dalında Oscar kazandığı film ayrıca En İyi Yönetmen, En İyi Kurgu, En İyi Uyarlama Senaryo dallarında da ödüllendirildi.

Yönetmen: Steven Soderbergh Oyuncular: Michael Dougles, Don Cheadle, Benicio Del Toro, Catherine Zeta-Jones Yapım Yılı: 2000 Süre: 140 dakika

Kaynak: Cnbc-e Dergi (Mayıs 2011)