Geçmiş zaman olur ki: 8 Ekim 2008

Bayan Arıza tarafından Mart - 29 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Keane "Perfect Symmetry"

Tazecik bir albümü paylaşmak istiyorum sizlerle. 13 Ekim'de albümresmi olarak piyasada olacak ama şimdiden internette fink atıyor.

Üç kişiden oluşan Keane, sağlam lirik ve melodilerle çok sevdirdi kendini, vokalist Tom Chaplin'in yumuşacık sesi de insanın içine işliyor adeta, kim demiş "iyi müzik için gitar ve bass her zaman gereklidir" diye? Piyano, davul ve vokalin muhteşem birleşimi, işte size KEANE.

1997'de Sussex'de yani tabii ki İngiltere'de kurulan Keane 2004'te "Hopes And Fears" albümüyle sesini duyurdu. O albümü çok fazla dinledim, çok ruhani bir albüm. Coldplay'in ilk albümü "Parachutes" gibi değerlidir benim için, ne de ilk göz ağrısı. "Hopes and Fears" dan sonra 2006'da en az onun kadar muhteşem olan "Under the Iron Sea" çıktı.

Albümden çıkan ilk single "Is it any wonder" adını taşıyordu. Albümün genelini çok seviyor olsam da favori şarkılarım Nothing in my way, Crystal Ball, Leaving So Soon sayılabilir.

2008'de ise 3.stüdyo albümleri "Perfect Symmetry" yi çıkardılar. Sıcak vokallere ve akıcı melodilere devam ediyorlar, 3.albümleri biraz daha dinamik olmuş. Henüz favori şarkılarımı kestiremiyorum, daha çok özümsemek gerek, daha ısınma turundayım.

Keane şöyle sıralanıyor:

Tim Rice-Oxley – piyano Tom Chaplin – vokal Richard Hughes – davul

Diskografi:

2004 Hopes and Fears 2006 Under the Iron Sea 2008 Perfect Symmetry

* Bayan Arıza *

Geçmiş zaman olur ki: 27 Eylül 2008

Bayan Arıza tarafından Mart - 23 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Bugün Sakin konseri var Studio Live'da ama öncesinde The Notwist'ten biraz bahsetmek istiyorum.

H2003'te en önden ağzım bir karış izlediğim ve o dönem gelen gruplar içinde en çok beğendiğim gruptu The Notwist. 1989 yılında Weilheim (Almanya)'da kuruldu.

Neon Golden'ın CD'si vardı bende ve bir tek onu biliyordum. O sene en çok dinlediğim albümdü. O albümü de en lezizinden canlı kanlı icra etmişlerdi. H2003'e öncelikli gelme nedenimdi. Konserden sonra geçmişe dönük bir araştırma yaptım ve "Shrink" i aldım.

2002'deki "Neon Golden" patlamasından sonra 2008 yılına dek maalesef albüm çıkarmadılar, açıkçası merakla bekliyordum. Tam 6 yıl sonra 6.stüdyo albümleri "The Devil, You + Me" çıktı.

Alman abilerden mütevellettit The Notwist, kulaklarınızın pasını silmekte, gönüllere de taht kurmakta. İyi müzikten anlayanlara tavsiye ediyorum efenim.

Diskografisi şu şekilde sıralanıyor: 1990 The Notwist 1992 Nook 1995 12 1998 Shrink 2002 Neon Golden 2008 The Devil, You + Me   * Bayan Arıza *

Geçmiş zaman olur ki: 16 Eylül 2008

Bayan Arıza tarafından Mart - 22 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Esbjörn Svensson Trio'dan  "Winter In Venice" i dinlemek…

Güzel İsveç'li Esbjörn Svensson ve tayfasını yurdumda izleme şansı edinmiş biri olarak kendimi şanslı adlediyorum. Esbjörn Svensson'a "Rest in Peace" diyorum.

Mükemmel bir jazz piyanisti, bir dahiydi. Ayrıca, grubun muhteşem müziğinin ötesinde benim için bir artısı da var ki, jazz davuluna merak sarmama da vesile olmuştur bu güzide grup, Magnus Ostrom'un davul çalışını görünce resmen bir hiç olduğumu ve bilmem kaç fırın ekmek yemem gerektiğini hatırlatmıştır.   * Bayan Arıza *

Geçmiş zaman olur ki: 24 Temmuz 2008

Bayan Arıza tarafından Mart - 21 - 2011 zamanında yazılmıştır.

The Smashing Pumkins – Siamese Dream

Bir grunge sever olarak bugünün albümünü "Siamese Dream" seçtim. Çünkü Smashing Pumkins'in ilk aldığım albümüdür, hatta kaseti diyelim:) Sene 1995 çünkü. CD'ler henüz çok yaygın değil.

The Smashing Pumpkins için kurulduğu yıla yani 1988'e ve Chicago'ya gidelim. Billy Corgan, James iha, D'arcy'nin, O'nun yerine gruba giren Melissa Auf der vb. çok sevdiğim şahsiyeti içinde barındıran bir gruptur kendileri.

Kendilerini geçen yıl en önden izleme şansı da yakaladım. Benim gibi grunge kuşağını baştan sona yaşamış ve naçizane de sindirmiş bir insan olarak çok mühim bir gruptur Smashing Pumpkins.

Billy Corgan ziyadesiyle yetenekli bir insandır. Pembe dizileri aratmayacak bir durum da olmuştur ki Courtney Love'ın Cobain'le tanıştığı sırada Billy Corgan'la nişanlı olması gibi. Ayrıca emektar basçıları şutlanmış ve Hole'dan bildiğimiz Melissa Auf Der geçmiştir gruba. Kurulduğu yıldan bugüne dek hep birlikte birbirinden güzel albümlere imza atmışlardır.

"Sieamese Dream", bir vakitler her bir şarkısını marş mertebesinde dinlediğim bir albümdü -ki hâlâ çok seviyorum, grunge döneminde patlamış olan albümler hep iyi albümlerdi ve öyle de kalacaklar benim için. Double albüm olan "Mellon Collie and the Infinite Sadness" tek kelimeyle şaheserdir. "Adore" da fena bir albüm değil elbette.

2000 senesinde dağıldı bunlar. Billy, Zwan'ı kurdu. Bence Smashing Pumpkins'in daha yumuşak başlısıydı Zwan'ın albümü. Neyse ki grup tekrar bir araya geldi ve 2007 yılında Zeitgeist böylece çıkmış oldu.

Grup elemanları: Jimmy Chamberlin Billy Corgan D'Arcy James Iha Matt Walker Melissa Auf Der Maur Dennis Flemion

Albümleri: 1991- Gish 1993- Siamese Dream 1995- Mellon Collie and the Infinite Sadness 1998- Adore 2000- MACHINA/The Machines of God 2007- Zeitgeist

* Bayan Arıza *

Geçmiş zaman olur ki: 22 Temmuz 2008

Bayan Arıza tarafından Mart - 19 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Konsere sayılı günler kala sizler icin hazırladım: Björk

Björk, 1965 Reykjavik doğumlu, 21 Kasım, Akrep kadını. Adı ve soyadı, Björk Guğmundsdóttir (tipik bir İzlanda'lı adı-soyadı).

İlk kez "Debut" ile duydum O'nu. "Kim bu?" dedim büyük bir heyecanla. Saçlarını iki yanından toplamış "Big Time Sensuality" i söylüyordu. İzlanda'dan çıkmış en güzel şey O. "Dancer in The Dark" ile beni melankoliye boğan "Selma" aynı zamanda.

Müzik serüveni İzlanda'da "Sugarcubes" ile başladı. Benzersiz bir sese sahip. Kendine özgü bir stili var şüphesiz. Albümden müziği çekip alsanız, yani melodiyi çekip geriye sadece çıplak vokali bıraksanız dahi BJÖRK işte O. Şarkı sözleri, müziği, söylemleri, giyimi, kuşamı, ruhu, video klipleri, kendine özgülüğü, herşeyi beni büyülüyor adeta.

Debut'tan bugüne dek çıkardığı tüm albümlerle duygularıma tercüman oldu sanki. "Post", "Homogenic" ya da "Vespertine" ziyadesiyle beni mutlu eden albümlerdi. Vespertine, Homogenic'e göre daha ağırbaşlı bir albüm.

2004'te de nefis albüm "Medulla" çıktı ki o da diğerleri gibi şaheser. Ancak ben niyeyse ilk dönem albümlerini daha çok sevdim, daha naif gelmiştir bana hep.

Elbette Von Trier baş yapıtı "Dancer in the Dark" için bestelediği "Selmasongs" var. Aynı zamanda, filmdeki "Selma" rolüyle de Cannes'da Altın Palmiye'yi aldı.

Şimdilerde son albümü "Volta" nın turunda ve bu bağlamda 3 Ağustos günü eğer ölmezsem en önde olacağım.

Albümleri 1977 Björk 1990 Gling-Gló 1993 Debut 1995 Post 1997 Telegram 1997 Homogenic 2000 Selmasongs 2001 Vespertine 2004 Medulla 2007 Volta * Bayan Arıza *

Geçmiş zaman olur ki: 21 Temmuz 2008

Bayan Arıza tarafından Mart - 19 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Uzun zamandır günlük işini ihmal ettim, farkındayım. Kimi zaman bilinçli olarak yaptım bunu. Zaten tuttuğum bir günlüğüm var. Elbette tüm hayatımı afişe edemem burada. Benim de acılarım, hüzünlerim ve küçük mutluluklarım var herkes gibi. Bu bölümde daha çok tavsiyelerim yer alıyor, çok derine inmiyorum.

İstanbul'dan uzaktayım. Bu muhteşem bir şey. Zira hiç sevmiyorum bu şehri. Sadece bazı şeylere ulaşmak daha kolay burada. Mesela konserlerin burada olması iyi. Gerçi izlemek isteyip de izleyemediğim (The Doors ve Nirvana hariç) hiçbir grup kalmadı. Hatta birçoklarını 2-3 kez izledim. 3 Ağustos'taki Björk konserini bekliyorum. Herhalde O'nu da görürsem deyim yerindeyse gözlerim açık gitmeyecek diğer tarafa. Henüz biletimi al(a)madım. Biletler çok pahalı, davetiye bulmaya çalışıyorum. Son ana kadar da beklicem. Mucizeler var hayatta.  

Geçenlerde bir kitap aldım. Genellikle ön kapaktan önce arka kapağa bakarım hep kitap seçerken ancak bu kitabın ön yüzü daha etkileyiciydi. Kitabın adı "ormanın derinliklerinde bir şey var". "Ormanın derinliklerinde bir" ile "var" gri renkle ve küçük punto ile yazılmış, "şey" ise ortasında, yukardan aşağı, büyük puntoyla ve siyah renkle, etrafına da ağaç efekti verilmiş. Yazarı hiç duymadım, Tana French adında İrlanda'lı bir kadın yazar.

Kitabın konusu mu? Elbette polisiye. Zaten ön yüzde en tepede "Psikolojik gerilimde nefes kesen yepyeni bir sesin doğuşunu işaret eden, çarpan bir roman" yazıyor. İşin daha ilginç kısmı ise çevirenin arkadaşım Heyzen olması. Daha önce Zeynep Heyzen Ateş'in kitap tercümesi yaptığından söz etmiştim yine burada, web sitemde. Farkında olmadan seçtiğim kitabın, daha önceden duyurusunu yaptığım kitap olduğunu görünce dumurla beraber hoş bir durum yaşamış oldum. Kitabı üç gün önce aldım ve an itibariyle bitti. 446 sayfalık kitabı bir solukta okudum. Eğer gerilim/polisiye romanlar okumaktan zevk alıyorsanız tavsiye ederim.

Bakın bu da internette kitapla ilgili bulduğum bir alıntı:

"Kaçırılmış fırsatlar, kaçırılmış şanslar ve kaçırılmış bir çocukluk.

Bir oğlan çocuğu, ormanda travmatik bir olay yaşıyor… Yıllar sonra, aynı çocuk bir cinayeti araştırmak üzere aynı ormana geri dönmek zorunda.

1984 yazı. Dublin’in küçük banliyölerinde hava kararırken anneler çocuklarını eve çağırmak için sabırsızlanmaya başlıyordu. Fakat bu ılık akşamda, üç çocuk karanlık ve sessiz ormandan geri dönmeyecekti. Polis geldiğinde çocuklardan yalnızca birini bulabildi; dehşetle ağaç gövdesine sarılmış, ayağında kanla dolu spor ayakkabılar olan ve az önce yaşadığı saatlere dair hiçbir şey hatırlamayan bir oğlan. Yirmi yıl sonra, ormanda bulunan çocuk Rob Ryan, Dublin Cinayet Masası’nda polis dedektifi olmuştu ve gizli geçmişinin izlerini üzerinde taşıyordu. Fakat aynı ormanda 12 yaşında bir kızın öldürüldüğü ortaya çıkınca, o ve Dedektif Maddox -ortağı ve en yakın arkadaşı- kendilerini eski, çözülmemiş bu dava kadar kanlarını donduran başka bir olayla karşı karşıya buldu. Uzun zaman önce gömdüğü hatıralarının bölük pörçük parçaları eşliğinde kalakalan Ryan, hem önündeki dosyanın, hem de kendi karanlık geçmişinin gizemini ortaya çıkarmak için büyük bir fırsat yakalamıştı. Atmosferik ortamı zengin, karmaşıklığı insana nefes aldırmayan, son derece ikna edici ve şaşırtıcı bir sona sahip Şey, Gizemli Nehir ve Kemikler gibi kitapların hayranlarını çok etkileyecek.

“Tek kelimeyle güzel ve zeki yazı tekniği sayesinde Tana French, bizi karanlık bir cehenneme götürüyor; öyle baştan çıkarıcı ve insanı içine çeken bir yer ki burası, istesek de sırtımızı dönmemiz mümkün değil. Bayan French sıradışı bir yazar ve Şey bir yıldızın doğuşunun habercisi.” –Lisa Unger “French, en beklenmedik hareketleri yapabilme potansiyeline sahip ve karmaşık karakterleri için capcanlı bir sahne yaratıyor. Olay örgüsünü kasvetli, acımasız bir doğayla ve üslubunun çarpıcılığıyla birleştiren yazar, çok bildiğini sanan zeki okuyucuların bile bu karanlık ormanda kaybolmasını sağlıyor.”

-The New York Times

* Bayan Arıza *

Geçmiş zaman olur ki: 21 Haziran 2008

Bayan Arıza tarafından Mart - 18 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Dün Alkım'dan birkaç kitap aldım, bir de Pinhani'nin ikinci albümünü. Albümün adı "Zaman Beklemez". Albümün çıkışından haberim yoktu, sürpriz oldu, eh artık bunu da imzalatır, yüzyüze tebrik ederim Sinan'ı ve Zeynep'i.

İkinci albüm de birincisi gibi yumuşak başlı, içten ve sevgi dolu. Zaten konserlerinde birkaç şarkıyı çalmışlıkları vardı.

Türk gruplarına hep destek verdim, her zaman da destek vereceğim. Sakin'in albümü de harika!!!

Pinhani sevenlerine duyurulur efenim.   * Bayan Arıza *

Geçmiş zaman olur ki: 1 Haziran 2008

Bayan Arıza tarafından Mart - 15 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Bir ay daha geçip gitti, ne çabuk geçiyor şu zaman mefhumu, yetişmek mümkün değil, 20'li yaşlar çabucak akıp giderken daha da çok koyuyor insana. Çünkü daha yapacak bir sürü şey var, izlenecek filmler, dinlenecek albümler, okunacak kitaplar, görülecek yerler ve gidilecek konserler. Nasıl hepsine yetişeceğim?

Biliyorum, mümkün değil! Elimden geleni yapıyorum, bu konuda müthiş bir performansım var, o kesin. Günde 3-4 saat uyuyarak -bazen de hiç uyumayarak- çalışabiliyorum bile. Tanrı bana bu gücü vermiş.

Herkesin hayattan aldığı zevk farklı işte. Benim "olmazsa olmaz" larım da bunlar.

Yeni ay hoşgelmiş, umarım bu ay daha çok konser olur. Bir de ertelemek zorunda kaldığım İzmir seyahatime bu ay çıkmış olmalıyım. Evet! İzmir'imi görmeliyim kendimi daha iyi hissetmek için.   * Bayan Arıza * 

Geçmiş zaman olur ki: 22 Mayıs 2008

Bayan Arıza tarafından Mart - 14 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Saat 12:01. Dışarda süper bir güneş var. Birazdan kendimi Kadıköy'e atıcam, oradan Eminönü'e, fotoğraf çekmeliyim bugün. Sonra oradan Galata, Tünel ve Taksim. Asmaaltı'nda arkadaşlarla buluşacağız.

Akşam zaten Peyote'deyim, malum bugün Jeff Buckley'i anacağız. Gerçi 29'unda yapmak daha mantıklıydı ama o güne ayarlayamamışlar. 21.00'den sonra Peyote'de olacağım.  

Geçmiş zaman olur ki: 4 Mayıs 2008

Bayan Arıza tarafından Mart - 12 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Cuma günü izlediğim müthiş Fanfare Ciocarlia konserinden sonra yarın ki Hıdrellez eğlencelerine hazırım:) Umarım yağmur yağmaz ve bendeniz yani naçizane Balkan bayan arıza insanı için süper olur:) Elbette Hıdrellez'e gelecek olan herkes için de:) Yoksa o kadar sahne, hazırlık filan, yağmur, çamur ve soğuk hava hiç çekilmez.

Bugün çok ama çok sevdiğim, hatta "O'nu Allah yarattıysa beni kim yarattı?" dediğim Michael Pitt'imin bir filmini izledim. Filmin adı "Delirious". Üstelik kaliteli şahsiyet Steve Buscemi de diğer başrolde.

2006 yapımı ziyadesiyle keyifli bir filmdi.

* Bayan Arıza *