Yıl 1995…Star Tv’de pazar geceleri Parliament Sinema Kulübü var her hafta sonunu iple çekiyorum çünkü kaliteli filmler oynuyor… Yine böyle bir pazar akşamı saat 22:00 itibari ile film başladı,film seni sürüklüyor,içine çekiyor,bırakmıyor…Film bittiğinde ise ruhumda ve bedenimde bir yumruk hissettim ki Kevin Spacey bu durumu şöyle özetliyordu; ''İnsanların dikkatini çekmek…
Edebiyattan sinemaya uyarlanan filmler her ne kadar çekici gibi görünse de bazı filmler bunun hakkını veremiyor. Kitapla aynı olmasını bekleyemezsiniz ama en azından iyi iş çıkarmasını, kendinizden bir parça bulmak istersiniz. Film Ekimi’nde (11-17 Ekim) haftası olması sebebiyle ne kadar iyi filmler olsa da beklentinizi karşılamayacak filmler de öne çıktı.…
2013 yılı sinema adına verimli bir yıl oldu. Pek çok iyi iş çıkmasına rağmen Oscar alamayan filmler olduğu kadar iyi iş çıkarmamasına rağmen Oscar alan filmler de oldu. Sinema kuşağında ödülü pek önemsemeyen benim gibiler için bunlar gereksiz detaylar. Mevzuya dönecek olursak Paul Greengrass sizler için tanıdık bir isim olabilir…
Psikometrist; bir nesneye dokunarak, geçmişte o nesneye dokunmuş kişi ya da kişiler hakkında bilgi edinebilme yetisine sahip kişilere verilen sıfat. “Dünyada en iyi filmleri biz çekeriz, en iyi sinemayı biz biliriz” diyen Amerikalılardan sonra sinemaya farklı bir boyut kazandıran Güney Kore sineması son zamanlarda yükselişe geçti. Çalıntı olmayan kendine ait…
“Yarınlardan beklediğimiz insanın insanca yaşamasıdır”. Düzen, sermaye, satılmışlar, patronlar… Düzen bizi yutan bir balık. Her birimiz neredeyse onun eline bakarız, bazılarımız ise onur kavramını iyi idrak etmiştir mevcut düzene karşı isyan bayrağını çeker. İsyan bayrağı masum ölümlere neden olur, patronlar köşeyi döner çark böyle devam eder, namussuzluk almış başını gider,…
Bir çocuğun saflığını anlatmak için yola çıkıyor “Le gamin au vélo”. Saf bir çocuğun babasını arayışları, babasını arayıştan vazgeçmemesi, o duygu yükü içinde ilerlemesi, çocuğun psikolojik olarak yıpratıldığı filmin başlarından itibaren izleyiciye yansıtılıyor. Filmin sadeliği büyülüyor, ders veriyor, sözcükler karşısında susmamızı öğretiyor bize. Hikâyeye dönecek olursak Cyril, garip bir oğlan.…
Söz konusu Pearl Jam olunca, 2009’da yazdığım Backspacer yazısının ilk cümlelerini aynen tekrar etmekte sakınca görmüyorum: “Her yeni Pearl Jam albümü, benim için bir sınav gibi. Hayatımda özel bir yere sahip olmaları, albümlerini değerlendirmemi zorlaştırıyor. Bir yandan heyecan, bir yandan hayal kırıklığına uğrama stresi. Yine de ‘Beğenmedim’ dememi engelleyecek kadar…
“Adalet, mülkün temelidir” her mahkeme salonunda duvarda yazılı klişe bir cümle. Cümledeki sözün ağırlığı bir yana, içindeki gerçek dışı cümle bir yana. Ülkede deliller olmadan suçlu olmayan kişiler suçlanır, suçlanmasının ardından haklarında işlem başlatılır, mahkemeye sevkedilirler, mahkemeye sevkedildikten sonra haklarında karar çıkar ve kodese tıkılır. Çark böyle döndükçe adaletsizlikler diz…
“Hayatlarımız an serilerinden oluşur, bırakın aksın, bırakın aksın” An’lar yerine yeniden getirebilmesi zor olan şeylerdir. Yaşarsın, biter, hatırlanır, tekrar yaşamak istersin, uğraşırsın, didinirsin ama o an’ları özlemekle geçirirsin zamanını. Yitirilecek hiçbir an bir daha gelmez, sadece biraz daha erteler ve sonra biraz daha yitirirsin hem kendini hem de özlediğin o…
“Bir tenis maçında topun çizgiye yaklaştığı anlar vardır. Biraz da şansın yardımıyla top içeri düşebilir ve kazanırsın. Ya da ileri gider ve kaybedersin. Gerçek bu kadar basit midir?”. Hayatta şans faktörü ne kadar önemlidir bilirsiniz. Top fileye takılırsa hayatınız çıkmaz sokağa girebilir, ama top şimdilik fileyi geçmişse biraz daha şansınız…