Müslüm Gürses “Melek gibi adam”

Bayan Arıza tarafından Mart - 4 - 2013 zamanında yazılmıştır.

Müslüm Gürses'i Nebil Özgentürk'ün hazırlayıp sunduğu "Bir Yudum İnsan" isimli programda sevdim. O güne dek icra ettiği müziği sevmez ve arabesk olan hiçbir şeyle ilgilenmezdim. Özellikle sağda solda hayranlarının kendilerine yaptıkları işkencelere dair şeyleri okuyunca iyice hoşlanmaz olmuş ve önyargıyla dolmuştum.

Gece yarısıydı, uykum kaçmıştı ve TV kanalları arasında rastgele gezerken "Bir Yudum İnsan" isimli programa rastlamış ve her nedense programı baştan sona hayretler içerisinde izlemiştim. Çünkü Müslüm Gürses'in -hayranlarının dediği üzere Müslüm Baba'nın- üzerine basa basa söylediği yegâne sözcük "sevgi" idi. Ne aslında şiddet yanlısı biri, ne de boş bir adamdı; O sadece sevgi adamıydı. Alay konusu olan o ağır aksak konuşmasının sebebini de geçirmiş olduğu beyin ameliyatları olduğunu öğrenince daha da üzülmüş, eşine verdiği değeri görünce, ettiği o harika lafları duyunca kendimden utanmıştım.

Sonrasında kendisiyle ilgilenmiş, hayatını araştırmış ve kendisine saygı duymakla beraber diskografisini de incelemeye başlamıştım. Hatta üstüne üstlük bir de Murathan Mungan’ın sözlerini yazdığı ve tamamı yabancı şarkıların cover’larından oluşan "Aşk Tesadüfleri Sever" albümünü almıştım.

O'na dair birkaç bilgi paylaşmak isterim:

Gerçek adı Müslüm Akbaş. 1953'te Urfa’nın Halfeti ilçesinin Fıstıközü köyünde doğmuş. Babası Mehmet Akbaş, annesi Emine Akbaş’tı. Zeyno ve Ahmet isimlerinde iki kardeşi olan Gürses’in babası çiftçilikle uğraşıyordu ve bağlama çalıyordu. İlkokuldan mezun olduktan sonra 14 yaşındayken Adana Aile Çay Bahçesi’nde düzenlenen yarışmaya katıldı ve birinci oldu. Sesiyle küçük yaşlarda dikkat çeken Gürses kendisiyle yapılan bir röportajda o dönemle ilgili olarak şunları söyleyecekti:

"İlkokulu bitirdim. Gerisi yok. Adana'da damda yatarken uzun hava okudum. Arkadaşım halkevine gidiyordu. Ben de gittim. Derken Çukurova Radyosu'nda sanatçı oldum."

1968 yılında albüm yapmak için İstanbul’a gelen şarkıcının "Emmioğlu/Ovada Taşa Basma" isimli plağı üç yüz bin satış yaparak o dönem için büyük başarı kaydetti. Gün geçtikçe tanınan Gürses, şöhretinin ilk yıllarında çıktığı Anadolu turnesi sırasında büyük bir kaza geçirdi. Alın kemiği kırılan sanatçı yaşadıklarını daha sonra şu şekilde dile getirecekti:

"O kazada şoför öldü… Beni de öldü sanmışlar zaten… Sonra alıp hastaneye götürmüşler… Ben ölümü yaşadım aslında… Bana göre yeniden hayata dönmüş olmam, Allah’ın bir lütfudur. Alın kemiğim un ufak olduğu için en küçük bir darbede ölebilir ya da kör kalabilirim… Ameliyatta alnıma beynimi koruyacak plaka gibi bir şey taktılar… O korkunç kazadan sonra koku alma duyumu yitirdim… Hiçbir kokuyu alamıyorum ne yazık ki şimdi… Çok kuvvetli parfümler ispirto kokusu veriyor bana… Ayrıca işitme duyumu da yüzde elli yitirdim… Çok ağır işitirim… Neyse, buna da şükür, yaşıyoruz işte…"

Kaza sonrası çıkardığı "Özür diliyorum senden", "İsyankâr", "Ben insan değil miyim" gibi albümlerle çıkışını sürdüren sanatçı, arabesk türünde en çok ilgi gören isimlerden biri oldu.

1979 yılında ilk defa "İsyankâr" filmiyle kamera karşısına geçen Gürses, birçok uzun metrajlı filmde daha hayranlarıyla buluşacaktı.

Çocukluğunda hiçbir filmini kaçırmadığı ve büyük bir hayranlık duyduğu sinema oyuncusu Muhterem Nur’la 1982’de çıktığı Malatya turnesi sırasında karşılaşan şarkıcı, 1985 yılında Nur’la hayatını birleştirdi.

90’lı yılların başında gördüğü büyük ilgi üzerine ortaya çıkan ve Müslümcüler olarak anılan büyük bir fanatik kitlesi şarkıcının konserlerinde kendilerine zarar vermeye başladılar. Müslüm Gürses şarkılarındaki yalnızlık, hayata duyulan öfke ve ayrılık acısı gibi temaların dinleyicisinde yarattığı bu etki giderek bir fenomen halini almıştı. Şarkıcının zaman zaman yaptığı uyarılara rağmen konserlerinde birçok dinleyicisi jilet kullanarak vücuduna zarar veriyordu. Arabeskin içinde bir alt kültür olarak kendini var eden bu durum, Gürses şarkılarına olan ilgiyi körüklüyordu.

90’lı yılların sonlarına doğru şarkıcının konserlerinde gerçekleşen ve ayini andıran bu görüntüler toplumun birçok kesiminden büyük tepki almaya başlamıştı. Gürses, o dönemde çıkardığı albümlerle de eski ilgiyi göremedi ve lüks bir teknenin güvertesinde çekimini gerçekleştirdiği klibi hayranlarının büyük tepki göstermesine neden oldu. Zira dinleyici kitlesi genel olarak kente uyum sağlayamayan, ikinci sınıf insan muamelesi gördüğünü düşünen varoşlardan oluşuyordu. Dolayısıyla bu durum hayranlarında çelişki yaratmıştı. Müslüm Gürses’in o dönemde 15 yıl boyunca albümlerini çıkardığı Elanor plak firmasıyla da yolları ayrıldı.

Az konuşan ve ekranlarda pek fazla görünmeyen sanatçı zaman içinde medyada daha fazla yer almaya başladı. Bu değişim rüzgarları Gürses’in müzisyen kimliğine de yansıyacaktı. Nilüfer’in "Olmadı Yar" isimli şarkısını yorumlayarak bu değişimin ilk sinyallerini veren şarkıcı, Teoman’ın "Paramparça" ve Tarkan’ın "İkimizin Yerine" adlı çalışmalarını da seslendirdi. Gürses kendisini eleştirenlerle ilgili olarak da şu yorumda bulundu:

"Son günlerde bir de arabesk mevzularında "değişime uğradı" gibi görüşler türedi! Biz değişmedik… Özümüzde aynıyız… Ufak tefek alt yapı hadisesinde farklılık göründüyse de biz özümüzü muhafaza ediyoruz. Müsterih olsunlar, bir yere kaybolmadık. Tarzımızdan uzaklaşmak gibi bir gayretimiz, çabamız olmadı, olmaz da. Biz o pop şarkıları kendimize has bir şekilde okuyoruz. Herkes müsterih olsun."

Müslüm Gürses’in, 2006’da yazar Murathan Mungan’la ortak projesi “Aşk Tesadüfleri Sever” müzik marketlerdeki yerini aldı. Mungan’ın sözlerini yazdığı, David Bowie’den Garbage’a, Leonard Cohen’den Jane Birkin’e birçok yabancı müzisyenin bestesini yaptığı şarkıları seslendiren Gürses yine çok konuşuldu.

Yani ben bu adamı çok sevdim, öyle böyle değil. O iyi niyetini, o sevgi dolu adamı, çocuk ruhlu adamı çok sevdim.

Sağda solda "öldü", "yoo aslında ölmedi" haberleri dönüp duruyor. Bu dünyadan terk-i diyar etmiş olsa da ölmemiştir ve ölmeyecektir. Sevenleri O'nu unutmayacaktır. Mekânı cennet olsun. Allah rahmet eylesin.

Selah Sue

Bayan Arıza tarafından Mayıs - 5 - 2012 zamanında yazılmıştır.

Son yıllarda duyduğum en iyi sese sahip bu hatun kişi Belçika doğumlu cici bir kız. Evet "cici kız" diyorum çünkü kendisi 1989 doğumlu genç bir yetenek. Gerçek adı "Sanne Putseys".

"Soul ve reggea müziğinin yeni kraliçesi" diyorlar O'nun için. Selah Sue'nun müziği daha çok soul ve funk müziği çağrıştırıyor benim üzerimde. Amy Winehouse sevenler bu hatunu daha da çok seveceklerdir kesin. Hatta Amy Winehouse'un müziğini sevmeyenler bile bu hatunun müziğini seveceklerdir, iddia ediyorum.

One Love Festival sayesinde canlı kanlı izleme şansımız da olacak. Garanti Caz Yeşili kapsamında Babylon'a geldiğinde kaçırmıştım. Bu geç keşif için kendime kızıyorum.

Albümü muhteşem. Beste yapıyor, gitar çalıyor, şarkı söylüyor. Şarkı söylerken şekilden şekile giriyor, dudaklarını büzüyor, dans ediyor. Jennifer Aniston'a da benzetiyorum kendisini her nedense:)

Albümü çok sevdim, dikkatimi çekenler; daha önceden de tanıyıp sevdiğim "Raggamuffin", "Fyah Fyah", bunun dışında "This World", "Peace of Mind", "Crazy Vibes", özetle hepsi şahane.

Albümü kendisiyle aynı ismi taşıyor ve 2011'de çıktı.

Single'ları ise şöyle:

2010 "Raggamuffin"           "Crazy Vibes"           "This World"

2011 "Summertime"           "Zanna"

Bunlar da EP'leri:

Black Part Love (2008) Raggamuffin (2010)

One Love Festival'in bu yıl ki tanıtımında "Selah Sue" yu şöyle anlatmışlar:

Soul ve reggae müziğin yeni nesil temsilcilerinden Belçikalı yıldız Selah Sue, sınırları olmayan bir jenerasyonun müziğine ait olan, gerçek bir başarı hikayesi! İlk albümünü Efes Pilsen One Love’da geçtiğimiz yaz sahne alan yeni nesil hip hop yeteneklerinden NNeka’nın prodüktörlüğünde hazırlayan Selah Sue’nun albümü Mart 2011’de Because Records tarafından yayınladı. Albümü ile sadece Belçika’da 400.000’i geçen bir satış grafiği yakalayan Selah Sue, “Raggamuffin” ve “Crazy Vibes” gibi sevilen hitlerinin yanı sıra performanslarında Erykah Badu, Adele ve The Zutons gibi isimlerini de cover’lıyor. Sanatçı şimdiye kadar Lowlands, Sziget, Pukkelpop ve North Sea Jazz Festival gibi önemli yurtdışı festivallerde performans gösterdi. 2011 senesinde European Border Breakers ödülünü kazanan Selah Sue, ödülün verildiği Eurosonic konferansının katılımcıları tarafından EBBA Public Choice ödülüne de layık görüldü.

Rahat uyu Kurt, seni her zaman seveceğim…

Bayan Arıza tarafından Nisan - 5 - 2012 zamanında yazılmıştır.
Hangimiz kusursusuz Dayanamadım gittim İçimdeki yırtılan ince zar sesine Kayıp düştüm…

Kim ulen bu Seether?

Bayan Arıza tarafından Şubat - 23 - 2012 zamanında yazılmıştır.

En sevdiğim grupların başında gelen, tüm albümlerini yalayıp yuttuğum, konser biletini çıktığı gün aldığım  ve o günden beri günleri saydığım SEETHER konserine gerçekten de az bir süre kaldı. 17 Mart Cumartesi gecesi Shaun Morgan'ın muhteşem sesini canlı canlı duymak üzere Babylon'da hazır ve nazır olacağım. Babylon yıkılacak o gün kesin:) Bol gürültülü ve grunge ruhlu bir gün olacak. Tam da böyle zamanı kovalarken vikipedia'dan copy-paste moduna giriyor ve "Kim ulen bu Seether?" sorularına cevap veriyorum.

Seether, 1999 yılında Pretoria, Güney Afrika'da kurulan bir postgrunge/alternatif metal grubudur. Şu an Wind-up Records ile çalışan grup, aslen Saron Gas ismiyle bilinirdi ve Güney Afrika'da Musketeer Records ile çalışırdı. İsimlerini 2002'de değiştiren grup, ardından ilk albümleri olan Disclaimer'i yayınladı.

Kuruldukları yer; Pretoria, Güney Afrika Tür; Post-grunge Alternatif metal Aktif yılları; 1999–sonrası Çalıştığı şirketler; Wind-Up, Musketeer İlişkili eylemler; Three Days Grace, Breaking Benjamin, Evanescence, Red, Staind, Static-X, Dark, New Day, Nickelback Üyeler; Shaun Morgan Dale Stewart John Humphrey

Başlangıç, Fragile, Disclaimer (1999–2002)

Johannesburg'da başlayan Saron Gas, ilk günlerinde partiler, gece kulüpleri, üniversite kampüsleri gibi küçük yerlerde çalıyordu. İlk albümü Fragile'i 2000 yılında Musketeer Records ile çıkardı. Grubun başarısı üzerine, grup ilgi aldı ve Wind-up Records'un onlarla çalışmak isteği sonucunda grup ismini Seether olarak değiştirdi.

Başarı ve Disclaimer (2002-2004)

Disclaimer yayınlandıktan sonra, grup satışlarını arttırma ve tanınma için bir non-stop tur güzergahında ilerledi. Tur tamamlandıktan sonra grubun amacı, ikinci kayıtlarını yapıp, yeni bir albüm yayınlamak istedi. Fakat kayıt Evanescence kararından dolayı iptal edildi. Amy Lee ile Shaun Morgan arasında tomurcuklanan bir romantizmden sonra Broken yayınlandı. 2004 yılında The Punisher için Sold Me adlı bir şarkı soundtrack bölümünde yer aldı. Bu şarkı ile özellikle ABD, İngiltere ve Avusturalya'da büyük ses getirdi. Disclaimer II şarkılarının çoğu orjinal albümün remixi veya alternate versiyonu 2004 sonlarında yayınlandı, hem de ekstra sekiz parça daha kullanıldı.

Karma and Effect, One Cold Night (2005-2006)

2005'te grup Karma and Effect'i yayınladı. Albümün orjinal ismi "Catering for Cowards" olmasına rağmen, sonradan değiştirildi. Karma and Effect, ABD Billboard 200 listelerinde 8. sıraya ulaştı ve Kanada'da altın plak aldı. Bu albüm 3 single ile başarıya ulaştı: Remedy, Truth ve The Gift. Remedy, ABD Mainstream Rock Charts'da 1. sıraya ulaşmasıyla beraber, grubun 1 numaralı single'ı oldu. Seether, akustik CD/DVD albümü olan One Cold Night'ı 22 Şubat 2006'da yayınladı.

Gitarist kaybı, rehabilitasyon (2006)

16 Haziran 2006 günü grubun gitaristi Pat Callahan grubu terk etmeyi seçmişti ki, bu da Seether'in resmi sitesi aracılığıyla duyuruldu. Callahan'ın gruptan ayrılma nedeni tam olarak bilinmemektedir. Shaun Morgan alkolizme kapıldı ve rehabilitasyon görmeye başladı, böylece de Staind ve Three Days Grace'yle turne iptal edildi.

Finding Beauty in Negative Spaces (2007-2010)

Solist Shaun Morgan daha öncekilerden farklı bir albüm olacağını iddia etti. Aslen Ağustos'da çıkacak albüm Morgan'ın kardeşi Eugene Welgemoed'in intihar etmesiyle geciktirildi. Albüm sonunda Ekim'in 23'ünde raflardaki yerini buldu. Albüm ABD Billboard 200 albüm listelerinde 9 numaraya oturdu ve ilk haftasında 57.000 kopya sattı. İlk single "Fake It" hem listelerinde en az 9 hafta kalan hem de ABD Mainstream Rock Charts ve Modern Rock Charts'da en üst konuma ulaşandı. Bu şarkı aynı zamanda WWE'nin No Way Out 2008'inde tema oldu.

Fake It'in başarısından sonra ikinci single Rise Above This yayınlandı ve Modern Rock Charts'da 1. sıraya yerleşti. Bu albümde son single olan Breakdown 23 Ekim olarak planlanan çıkış gününden biraz atarak 12 Kasım 2008 tarihinde yayınlandı.

Seether 15 Şubat 2008'de Dark New Day'ın gitaristi olan Troy McLawhorn ile albüme destek veren bir tur başlattı. McLawhorn, daha önce The Open Door turnesinin son ayağında Evanescence yerine gitaristlik yaptı. Turda grup, aynı sahneyi Three Days Grace, Finger Eleven, Breaking Benjamin, 3 Doors Down, Skillet, Red, Papa Roach, Flyleaf, Econoline Crush ve Staind ile paylaştı. Başarılı turdan sonra Troy McLawhorn resmi olarak grubun gitaristi oldu.

Seether South Africa Music Awards'da "Best Rock: English" kategorisinde Finding Beauty in Negative Spaces albümüyle kazandı. Bu da onların ilk MTV Africa Music Award ödülü olmakla beraber, ödülü aldıkları alan da "Best Alternative Artist" oldu.

2009 başlarında No Shelter başlıklı bir şarkı resmi NCIS Official TV Soundtrack'ta yer aldı.

Wind-Up, Seether'den Sevgililer Günü için bir şarkı istedi (bu bir şakaydı) ve Seether, bir anda 80'ler pop'a dönüş yaptı. Böylece Careless Whisper ortaya çıktı. Wham!'ın şarkısı olan Careless Whisper'e Seether cover'ı çok tuttu ve indirilebilir hale geldi.

Nisan 2009'a kadar Seether, Nickelback'ın Dark Horse albümünün turnesinde onlara destek oldu. Shaun ve Dale bir USA turu kapsamında Amerikan birlikleri oynamak için (Japonya'da bir konser de dahil olmak üzere) 2009 yılının kalan döneminde bir kerelik gösterilen bir dizide rol aldı. Aynı zamanda 2009 yılında Chippewa Valley Music Festival ve Quebec City Festival'de yer aldı.

Holding Onto Strings Better Left To Fray (2011)

Birkaç ay prodüktör Brendan O'Brien ile Nasville, Tennessee yakınlarında yaklaşan albüm için müzik kaydı amacıyla anlaştı. Ağustos 2010'da grubun davulcusu John Humphrey, Seether grubunun yeni albümünün tamamlandığını müjdeledi. Bu albüm büyük olasılıkla Ocak 2011'de piyasaya sürülecekti. Humphrey aynı zamanda bu işin grubun en iyi işi olduğunu belirterek, "genellikle melodik, zaman zaman güçlü ve ağır" olduğunu söyledi.

2010 Eylül ayında Johnny Dare'nin röportajında, Shaun Morgan yeni albümün bitmiş olduğunu teyit etti. Yalnızca, yeni albümün 2010'a yetişemeyeceğini söyledi. 4 Eylül 2010 günü, DuQuoin-IL Devlet Fuarı'nda yeni şarkısı olan "No Resolution"u sunmuştur. Grubun gitaristi Troy McLawhorn ve davulcu John Humphrey, Planet 1051 radyosuna 3 Ocak 2011 tarihinde verdiği son görüşmede Holding On to Strings Better Left To Fray adlı yeni bir albümün piyasaya sürüleceğini doğruladı. İlk single "Country Song" ABD'de 8 Mart'ta ve İngiltere'de 4 Nisan'da piyasaya sürüldü fakat yeni albüm Mayıs 17'de raflardaki yerini buldu. 8 Mart'ta ise çıkar çatışması nedeniyle Troy McLawhorn'un gruptan resmen ayrıldığını Twitter üzerinden duyurdu.

25 Mayıs 2011'de Seether Holding On to Strings Better Left To Fray albümüyle ABD Billboard 200 listelerinde şimdiye kadar en yüksek konuma ulaştığı bildirildi. (Albüm 2.sıraya yerleşmiştir.) Ayrıca albüm, US Rock Albums, US Alternative Albums ve US Hard Rock Album Charts'ta 1. sıraya oturmayı başardı. Daha önce en yüksek konumlarını 2005 yılında Karma and Effect albümleriyle bulan grup, 8. sıraya ulaşarak 82,000 rekor satış elde etmişti.

Grup Üyeleri

Bugünkü grup üyeleri: Shaun Morgan – Vokal, elektro-gitar (2000 ve sonrası), Dale Stewart – Back-vokal, bass gitar (2000 ve sonrası), John Humphrey – davul (2004 ve sonrası)

Önceki grup üyeleri: Dave Cohoe – davul, back-vokal (2000 – 2002), Nick Oshiro – davul (2002 – 2003), Pat Callahan – elektro-gitar (2002 – 2006), Troy McLawhorn – elektro-gitar, back-vokal (2008 – 2011)

Albümler:

Fragile – (2000 – Saron Gas), Disclaimer – (2002), Disclaimer II – (2004), Karma and Effect – (2005), One Cold Night – (2006), Finding Beauty In Negative Spaces – (2007), Holding On to Strings Much Better Left to Fray – (2011)

Demolar:

"Saron Gas 2 Track Demo", "Saron Gas 4 Track Demo", "Tied My Hands" (Saron Gas)

Single'lar:

"Fine Again", "Driven Under", "Gasoline", "Broken", "Remedy", "Truth", "The Gift", "Fake It", "Rise Above This", "Breakdown", "Careless Whisper", "Country Song" ve yeni gelen "Tonight"

Cover'lar:

"His Way, Our Way" (Frank Sinatra), "Immortality" (Pearl Jam), "Careless Whisper" (Wham! coveri olmasına rağmen, müziği Seether'e aittir.)

Soundtrack'lar:

The Punisher: The Album, Daredevil: The Album, NCIS Soundtrack

http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Seether&oldid=10682085 adresinden alındı.  

Göksel “Bende Bi’Aşk Var”

Bayan Arıza tarafından Şubat - 23 - 2012 zamanında yazılmıştır.

Yurdumdan çıkan en güzel şeylerden biri olan Göksel yeni albümünü geçtiğimiz günlerde çıkardı. Ezelden beridir takipçisi olduğum, müthiş şarkı sözü yazan ve elbette müthiş bestelere imza atan bu hatun yine harika bir iş çıkarmış ortaya.

İlk videoyu da albümün açılış şarkısı olan "Acıyor"a çekti. Albümün prodüktörü Ozan Çolakoğlu.

Göksel, yine aşkı ve yalnızlığı ustalıkla paylaşıyor besteleriyle. Hayata karşı hislerini anlattığını söylediği bu albümünde albüm hazırlığı sırasında yaşadığı boşanma sürecinin işaretçiklerini de görmek mümkün. Pek sevdiğim bu hatunun son albümündeki şarkılar şöyle sıralanıyor:

01. Acıyor 02. Aşkın Yalanmış 03. Rüzgar 04. Uzaktan 05. Aşk Bitti 06. Unuttun mu Sahi 07. Sarhoş 08. Gidemiyorum 09. Yalnız Kuş 10. Yarım Kalan Şarkı

Kurt Cobain 45 Yaşında

Bayan Arıza tarafından Şubat - 21 - 2012 zamanında yazılmıştır.

Bazılarına göre indie estetiğine tars düşen “Bleach” albümü bağımsız plak şirketi Sub Pop’tan 1989 yılında yayınlandığında Kurt Cobain “generation x” kuşağının bayrağını taşıyacak isim olacağını bilmiyor olabilirdi. 600$’a kaydedilen bu albüm mütevazi bir şekilde 40.000 kopya sattı, yeni albümer için anlaşmalar ve yeterli miktarlarda ün getirdi. Kurt ve Krist Novoselic’le beraber Nirvana’yı kurdu, 1990 yılında Melvins’ten Buzz Osborne Dave Grohl’u onlarla tanıştırdı.

Grunge 3′lüsü beraber, “Nevermind” ve “In Utero” albümlerini DGC Records’tan yayınladı. 1992 yılının Ocak ayında Nirvana’nın “Nevermind” albümü Michael Jackson’un “Dangerous” albümünün rekorunu kırdı ve en çok satan albümler listesinde 1 numara oldu. Cobain 24 Şubat 1992′de Courtney Love’la Hawaii’de evlendi. 18 Ağustos 1992′de ikilinin Frances Bean adında bir kızları oldu.

Nirvana’nın 1994 yılı başında yaptığı Avrupa turnesinden sonra Kurt Roma’da ilk kez intahara teşebbüs etti. Aynı yıl 7 Nisan’da  Nirvana Lollapalooza müzik festival listesinden çıkarıldı ve grubun dağıldığına dair söylentiler yayıldı. Cobain 8 Nisan’da Seattle’daki evinde ölü bulundu.

Cobain’in tüm sanatsal çabaları, uyuşturucu ile mücadelesi, depresyon ve hastalıkla olan savaşını kaybettiği intaharı, yaptığı diğer birçok şey gibi dünya çapında merak uyandıran bir konu olarak kalmıştır.

18 yıl önce kaybettiğimiz sanatçı bugün yaşasaydı 45 yaşında olacaktı.

Kaynak: Radyo Eksen

Herbie Hancock

Bayan Arıza tarafından Şubat - 16 - 2012 zamanında yazılmıştır.

Cazdan çok anladığım söylenemez. Anlamaktan ziyade caz etiketli parçalar keyifli gelmez genellikle. Çok caz albümü dinlemişliğim ve çok fazla caz konserine gitmişliğim de yok. Gittiğim en güzel caz konseri e.s.t.'nindi yani İsveç'li Esbjörn Svensson Trio'nun İş Sanat'ta vermiş olduğu konserdi. Magnus Öström hayranı olduğumdan bu konser bana ekstra güzel gelmişti doğrusu. Maalesef Esbjörn Svensson'ı dalış sırasında kaybettik 14 Haziran 2008'de. Bu vesileyle kendisini rahmetle anıyor ve "toprağı bol olsun" diyorum.

Fakat ben size başka birinden bahsedeceğim. Kendisi 1940 doğumlu müthiş yaratıcı, muhteşem bir caz piyanisti ve bestecisi olan Herbie Hancock.

Herbert Jeffrey "Herbie" Hancock'un müziği, tırnak içinde diğer caz kategorisindeki müzisyenlerden çok farklı geliyor bana. Giriş cümlemde söylemiş olduğum gibi, cazdan pek anlamam, hele hele klasik caza tahammül edemem; Hancock'un müziği gibi daha bağımsız kulvarda hareket eden adamların müziğini severim. Acid caz da gayet keyif verir.

Hancock'un müziğine tek kelimeyle tapıyorum. Müziğinin içinde funk, soul, blues, fusion ve rock gibi elementleri barındırıyor ve her daim klasiğin dışına çıkmayı başaran daha armonik bir yapıya sahip.

1962 yılında ilk albümü Takin Off'u çıkardı ve o zamandan bu zamana dek 12’si Grammy olmak üzere sayısız ödülün sahibi oldu. Ayrıca 2008 yılında, 43 yıldır hiçbir caz albümünün almaya hak kazanamadığı "En İyi Albüm" kategorisinde Grammy Ödülü’nü alarak bir ilke imza attı ve aynı yıl “En İyi Çağdaş Caz Albümü”nün de sahibi oldu.

Henüz bu müthiş müzisyenin müziğiyle tanışmadıysanız hemen 1973 tarihli "Head Hunters" albümüyle başlayın ve kulaklarınızın pasını silmeye hazırlanın.

Ekim Haberleri…

Bayan Arıza tarafından Ekim - 17 - 2011 zamanında yazılmıştır.

KISA…KISA…KISA

* Pearl Jam 20 yıllık müzik serüvenini belgesel haline getirdi. Cameron Crowe'un yönettiği 20 belgeselinin galası 10 Eylül'de Toronto Film Festivali'nde yapıldı.

* Metallica ve Lou Reed'in ortaklığı ile kaydedilen albüm "Lulu" 31 Ekim'de müzik marketlerde.

* Radiohead solisti Thom Yorke, önümüzdeki sene turneye çıkacaklarını doğruladı.

* Bir süper grup daha kuruldu. The International Swingers'ta Blondie'den Clem Burke, Sex Pistols'tan Glen Matloc, Generation X, The Cult, The Alarm, Gene Loves Jezebel'le de çalışmış olan James Stevenson ve Supernaut'dan Gary Twinn bulunuyor.

* PJ Harvey "Let England Shake" albümü ile ikinci Mercury ödülünü aldı.

Radyo Eksen En İyi On

01- Manic Street Preachers……This is the Day 02- Kasabian………………………….Days are Forgotten 03- Florance+The Machine…….Shake it Out 04- Coldplay……………………………Paradise 05- Pearl Jam…………………………Crown of Thorns 06- Wild Beasts………………………Thankless Thing 07- Kooks………………………………..Is it Me 08- Arctic Monkeys…………………..Little Illusion Machine 09- Brett Anderson………………….Brittle Heart 10- Russian Red…………………….The Sun, The Trees

Kaynak: Cnbc-e Dergi (Ekim'11)

Rock’n Coke Kritiği (16-17 Temmuz 2011 Hezarfen Havaalanı / İstanbul)

Bayan Arıza tarafından Temmuz - 18 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Coca-Cola ve Pozitif tarafından düzenlenen Rock’n Coke Festivali 16 ve 17 Temmuz 2011 tarihlerinde Hezarfen Havaalanı’nda müzikseverlerle buluştu ve geriye tutulmuş bir boyun, yorgun bir bünye, uykusuz bir mesai günü ve muhteşem bir etki bıraktı. Böylece bundan iki yıl önce İstanbul Park'ta gerçekleşen Rock'n Coke Festivali tekrar eski yerine kavuşmuş oldu.

Bu yıl sahne sayılarını artırmıştı Rock'n Coke. Ana sahne ile beraber Vodafone FreeZone Sahnesi, Coca-Cola Zero Sahnesi ve Şehir Sahnesi ile beraber aynı anda dört sahne ile bizleri pek mutlu etti. Çakışan konserler nedeniyle zor tercihler yapmak zorundaydık ve totalde 60-65 grup izlememiz gerekirken minimize etmek zorunda kaldık. Kimi zaman da biraz ana sahneye, biraz diğer sahnelere koşarak hepsinin tadına bakmaya çalıştık. Örneğin aynı anda gerçekleşen Mogwai ile Travis konserlerinde yaptığımız gibi. 

16 Temmuz Cumartesi

Kadıköy Rıhtım'dan beş bilet karşılığı bindiğimiz klimalı belediye otobüsü ile ilk gün mekâna vardığımızda saat 17.30 civarıydı ve Vodafone FreeZone Sahnesi'nde Melis Danişmend vardı. Açıkçası ilk gün çok fazla izlemek istediğim bir grup yoktu. Çilekeş'i yakalamayı çok istedim ama saat 15.00'te sahne aldıkları için konseri ıskalamış olduk. Çilekeş'in ardından Ana Sahne'de Kurban vardı. Haliyle o da güme gitmiş oldu. Neyse ki The Kooks'a yetiştik. Ancak sıcak o kadar keskindi ki, ana sahnede güneşin altında duramadığımızdan The Kooks'u uzaktan izledik/dinledik. Bir yandan da etrafı keşfe koyulduk.

Hava sıcak, gerçekten de çok sıcaktı. Geceleri de bir o kadar soğuk.

Efes Pilsen One Love Festival'deki "Like Me" hikâyesi burada da vardı ancak hiç ilgilenmedik. Zira Efes Pilsen'deki "Like Me" zımbırtısı fiyasko olunca ve Rock'n Coke'daki aktivasyon kuyruğunu görünce vazgeçtik.

Duman neredeyse tüm Rock'n Coke'larda olduğu gibi yine ana sahnedeydi ve Kaan yine dumanlıydı. Duman'ın gerçekten de kaydedeğer bir seyirci kitlesi var ve sevilen bir grup. Ancak şunu da belirtmek isterim, stüdyo kaydı gibi çalmalarını yeğlerim. Neticede Duman bir jazz grubu değil ki, bu kadar emprovize takılmaya gerek yok. Velhasıl, konseri izledik, şarkılarına eşlik ettik. Oradan Şehir Sahnesi'ne gidip Buddha'da çıkan sevdiğimiz gruplardan olan Kung-Fu'yu izledik ve dolanmaya devam ettik.

Yeme-içme anlamında yine süperdi Rock'n Coke. Herkese göre bir şey vardı. İlk gün alkol almadım. Zaten açıkçası festivallerde alkol almaktansa bol su tüketmeyi ve sevdiğim gruplara konsantre olmayı yeğliyorum. Zaten alkolle de aram yok, beni mayıştırmaktan ve tuvalete sürüklemekten başka bir işe yaramıyor.

Fiyatlar da makûldu. Coca Cola 2.5, su 0.75 kuruştu. Yemekler de dışarıya göre 1-2 lira daha fazlaydı. Örneğin Big Mac Menü 12 liraydı, doyurucuydu ama dediğim gibi, herkese göre bir şey vardı, çorbadan dürüme, kumpirden hamburgere, çaydan biraya, noodle'dan patates cipsine, pizzadan waffle'a kadar…

Dükkanlarda da t-shirtler vardı, Köstebek yine stand açmıştı. Gece o kadar çok üşüdük ki Köstebek'ten alışveriş yaparak, t-shirt üstü t-shirt moduna girdik:)

İngiliz Heavy Metal'inin öncü gruplarından olan ve ülkemizde de hayranları bulunan Motörhead Ana Sahne'de sahne alınca kendilerine hiçbir hayranlık beslemediğimden konseri yakından izlemektense uzaktan ama süper bir yerden izledik. Adamlar 36 yıldır müzik yapıyor, saygım sonsuz. Ancak gerçekten çok ilginç, Lemmy'nin vokalini aldığında müzik neredeyse güzel! Metalciler beni taşlayabilirler ama bu kadar mı kötü olur bir insanın sesi yahu? Aralarda herif bir şeyler söyledi ama güya İngilizce biliyoruz, hiçbirimiz adamın dediklerinden bir şey anlamadık. Konuşması bile anlaşılmıyor. Bir tek "new album" dediğini anladık:) Ben hiçbir zaman Motörhead'in müziğinden hoşlanmadım, dolayısıyla canlı olarak izlemem de bir şey değiştirmedi. Adamlar kültler evet ve 70'lerin 80'lerin başında metali İngiltere'de fişekleyen grup kendileri. Sevenlerine ya da grubun kendisine asla bir saygısızlığım olamaz, sadece benim tarzım değil yaptıkları müzik ruhumda bir şeyleri çoşturmuyor. Kaldı ki, Motörhead seyircisini de beğenmedim, yani seyirciyi beğenmedim. Çünkü insanlarda bir ilgisizlik vardı genel olarak, sadık fanları ayrı tutuyorum. Zira onlar Motörhead t-shirtleri ile gelip, diğer gruplar sahnedeyken ellerini-kollarını kavuşturmuş ve sahnede çıkan gruplarla dalga geçen tiplerdi. Her neyse, "Ace of Spades" ve "Overkill"i canlı izlemiş oldum, başka da bir şey söylemeye gerek yok aslında.

Kaldı ki çok çok iyi hatırlıyorum, sanırım 8-10 sene önce Motörhead buraya geliyordu ve çok az (40-50 adet kadar) bilet satıldığı için konser iptal olmuş ve "bir daha oraya gelmeyeceğiz" diye açıklama yapmışlardı. Ama geldiler, bunların nedenlerini burada paylaşmak bana düşmez. Belki sadece "Money talks" durumudur, belki de adamlar bizi çok seviyordur ha!

Cumartesi gecesinin en güzel konseri Limp Bizkit oldu. Fred Durst süper ötesi bir adammış, onu da görmüş olduk. Sevdiğim tüm şarkılarını çaldılar. Acayip eğlencelilerdi. "My Generation", "Chocolate Starfish" derken "My Way", "Nookie", "Faith", "Rearranged" süperdi. Bir de "Blue Eyes"i dinledik ki evlere şenlikti.

Fred, sahneden seyircilerin arasına indi ve iki şarkısını seyircilerin arasında söyledi. Acayip sıcakkanlı, enerjik ve süper adamlardı. Açıkçası rapcore ile aram neredeyse hiç olmamasına rağmen bundan iki yıl önce ki Rock'n Coke'da izlediğimiz "Linkin Park" da bizi oldukça eğlendirmişti. Limp Bizkit, Linkin Park'a göre daha sertti tabii ki. Benim için Cumartesi gününün performansı da Limp Bizkit oldu.

Soulwax ismiyle tanıdığımız Belçika'lı kardeşler David ve Stephen Dewaele yani 2manydjs Cumartesi gecesinin son performansı idi ama ona kalmadık, malum Pazar günü bizi çok daha hareketli bir gün bekliyordu. Limp Bizkit bitince Kadıköy servisine binerek 1 saat 10 dakika sonra evimize vardık.

17 Temmuz Pazar

Cumartesi günü eve gidip uyku moduna geçtikten, dinlendikten ve sıkı bir kahvaltıdan sonra tekrar yollara düştük. Cumartesi günü üç kişi takıldığımız festivalde Pazar günü on kişi olacaktık. Zira arkadaşlarımın neredeyse hepsi sadece pazar gününe bilet almıştı ama bendeniz cumartesiyi de es geçmemek lâzım diye düşündüm.

Yine Kadıköy'den 15.00 gibi bindiğimiz otobüsten 16.05'te indik ve mekâna yollandık. FM Belfast'a yetişmeyi planlıyordum. Nitekim başardık da.

Mekâna vardığımızda ana sahnede Friendly Fries vardı ama yeni gelen arkadaşlarımızla etrafı keşfe koyulduk ve o sıcakta sahne önüne gitmeyi göze alamadığımız için grubu fonda dinledik.

17.15'te FM Belfast'tan önce Vodafone FreeZone Sahnesi'nde yerimizi aldık. Efenim bu merakla beklediğim grup, en sevdiğim ülkelerden biri olan İzlanda'dan geliyordu.

Grup, 2006 yılında Loa Hlin Hjalmtysdottir ve efsanevi Mum grubunun kurucularından Örvar Poreyjarson Smarason'un da katılımıyla orjinal kadrosuna kavuştu. İlk albümleri "How to Make Friends" 2008'de yayınladılar. İnanılmaz eğlenceli, neşeli, mutlu, kendileri mutlu, seyircisini de mutlu eden, süper süper süper! sahne performansına sahip bir gruptu. Beklediğimin kat kat üstündelerdi ve bir kez daha gelirler ise (ki daha önce Babylon'da geldiler) tekrar izlemeyi çok istiyorum. O kadar çok hoplayıp, zıplayıp, dans ettik ki FM Belfast sonrasında t-shirtlerimiz, şortlarımız terden sırılsıklam olmuştu.

Hava yine acayip sıcaktı. Biraz olsun serinleyebilmek için Beer Kokteyl standına gidip, Mojito moduna girdik ve süper iyi geldi. Gece boyunca birkaç kez daha bunu yaptık, hem ağır gelmiyor, hem de limonun, tuzun ve buzun etkisiyle klima etkisi yapıyor ve resmen bünyeyi canlandırıyordu.

Vodafone FreeZone Sahnesi'ne döndük ve az da olsa İlhan Erşahins İstanbul Sessions'ı izledik.

Yine yeme-içme, dolanma, muhabbet modlarından sonra Skunk Anansie için Ana Sahne'de yerimizi aldık. Böylece Skin'i bir kez yalnız, 2 kez de Skunk Anansie ile beraber 4.izleyişim oldu.

İsimlerini bir halk masalından alan Skunk Anansie, vokalist Skin'in "clit-rock" adını verdiği türleriyle muh-te-şem bir performans sergiledi yine! Punk, dub, hip-hop ve dünya müziği gibi birbirinden çok farklı müziklerden etkilendiklerini belirten Skunk Anansie, şarkı sözlerinde ırkçılık ve diğer sosyal meselelere bol bol değiniyor.Grup, üçüncü albümlerinden sonra dağılmıştı ama 2009 yılında birkaç konser için bir araya gelince tekrardan grup birleşti ve 2010 yılında da son albümleri "Wonderlustre" yi yayınladı. Skin sahneden stage diving yaptı, eller üzerinde şarkısını söyledi; tüm sıcakkanlılığı, enerjisi ve siyahî güzelliğiyle bizleri yine büyüledi.

Tüm albümlerini yalayıp yuttuğum Paulo Nutini ise 21.00'i biraz geçe sahne aldı. Adam o bilindik ozan havasıyla şarkılarını söyledi. Sevdiğimiz tüm şarkılarını ard arda çalarak bize harika bir müzik ziyafeti sundu. Şarkılarını söylerken öyle bir ruh hali içerisine giriyordu ki etkilenmemek mümkün değildi. Mükemmeldi.

Travis ve Mogwai'nin aynı saatlerde sahne alıyor oluşu bizi bir kaosa sürükledi adeta. Post-rock'ın en önemli temsilcilerinden biri olarak kabul edilen Glasgow'un bağrından kopup gelen Mogwai mi, yoksa yine aynı ülkeden yani İskoçya'dan gelen Travis mi? Paulo Nutini'den sonra hemen Mogwai'nin sahne alacağı Coca-Cola Zero Sahnesi'ne gittik çünkü arada 15-20 dakikalık bir zaman dilimi vardı ve dönüşümlü olarak seyredebileceğimizi düşünmüştük. Ancak 22.15'te sahne alması gereken Mogwai 23.00'e doğru çıkınca çok fazla bekledik ve 1,5 sarkı dinleyip Travis'i izlemeye gittik -ki o da başlamıştı.- Travis daha önce ülkemize geldiğinde gidememiştim, biletleri çok pahalı bulmuştum. Bu bir fırsattı ve son 20 yılın en önemli Britpop gruplarından biri olan Travis'i Rock'n'coke'da izlemek harika olacaktı.

1990'da Glasgow'ta Francis Healy, Andy Dunlop, Neil Primroe ve Dougie Payne tarafından kurulan Travis, kendi olanaklarıyla yayınladıkları "All I Wanna Do is Rock" EP'lerindeki mütevazi vokalleri ve yükselen gitarları ile dikkati çekmişti. İkinci EP'leri "U16 Girls"ü yayınlamalarının ardından popülaritelerini artıran grup, ilk albümleri için U2'nun prodüktörü Steve Lillywhite ile anlaştı. İkinci albümleri "The Man Who"yu 1997'de yayınlayan grup, bu albümden çıkan ve konserin sonunda binlerce insanla hep bir ağızdan söylediğimiz "Why Does It Always Rain on Me?" ve "Writing to Reach You" gibi hitler ile müzik piyasasındaki yerini sağlamlaştırdı. Sempatik şapkası ve sempatik haliyle Fran harikaydı, seyirci müthişti, seyirci ile iletişimleri de müthişti. "Flowers in the Window"u dinlemek harikaydı. Yüzümüze yayılan tebessüme hakim olamadık.

Travis'ten sonra yine yeme-içme, muhabbet ve kritikler ile biraz vakit geçirdik; heyecanla Moby'yi beklemeye başladık. Aslında Moby sahne aldığında ayaklarımızı hissetmiyorduk, yorgunluktan bayılmak üzereydik. Ancak Moby öyle bir giriş yaptı ki koşa koşa sahne önüne geçtik. Arka arkaya en sevdiğimiz şarkılarını, müthiş bir sound ile çaldıkça adeta kendimizden geçtik.

Adam süperdi, evet tek kelimeyle süperdi. Her şarkı sonrasında arka arkaya "Thank you! Thank you! Thank you! Thank you!" demesi de sempatikti; bize, ülkemize dair ettiği laflar da öyle. Amerika'lı sanatçı ve müthiş müzik adamı Moby bizleri Ana Sahne'ye mıhladı ve konserin ne zaman sona erdiğini bile anlayamadık.

Saat 02.15 gibi mekândan ayrıldık, dünya tatlısı dostlarımız bizi Bakırköy'e bıraktı, oradan da taksi ile Kadıköy'e ve evlerimize geçtik. Eve vardığımızda saat 03.25 idi.

Yaklaşık üç saatlik uyku ile işe gelebilmeyi de başardık. Bu yıl ki Rock'n Coke harikaydı, daha iyilerini de gördük elbet. Benim açımdan Smashing Pumpkins, Chris Cornell, MSP ve The cure konserleri inanılmazdı. Umarım seneye bir grunge grubu getirirler. Buradan yine mesaj vereyim. Lütfen Silverchair veya Stone Temple Pilots'ı getirin. Pekâla bunlar olmaz ise Red Hot chili Peppers da bizi çoook eğlendirebilir.

Aşağıda bu bu yılın programını görebilirsiniz.

Herkese müzikle dolu nice nice yıllar, süper festivaller diliyorum.

Bayan Arıza (18 Temmuz 2011)

16 TEMMUZ CUMARTESİ

Ana Sahne Limp Bizkit Motörhead The Kooks Duman 2manydjs Kurban Çilekeş

Vodafone FreeZone Sahnesi Aloe Blacc Curry & Coco Acid Washed Melis Danişmend Fuchs & Cervus Soaked Golem DJ Sarıyılan (Sezyum) Grup Ses Beats Hemi Behmoaras

Coca-Cola Zero Sahnesi Dum Dum Girls Electrelane Esben and the Witch Deja-Vu Dengesiz Herifler She Past Away Hakan Tamar

17 TEMMUZ PAZAR

Ana Sahne Travis Moby Paolo Nutini Skunk Anansie Athena Friendly Fires Gripin

Vodafone FreeZone Sahnesi Thievery Corporation Beach House İlhan Erşahin’s İstanbul Sessions Tunng FM Belfast Gaslamp Killer Mabbas & Style-ist Club Bangkok Dancing Birds Feel The Beat

Coca-Cola Zero Sahnesi Mogwai The Black Lips The Qemists Chapel Club On Your Horizon Post To Mexico With Love Kül Social Inclusion Band

16 Temmuz Cumartesi Şehir Sahnesi Kung Fu Kanca RockA Çapıt Falsetto Radyo Babylon Soundsystem – fasitdaire

17 Temmuz Pazar Şehir Sahnesi Suitcase Pijama The Wingmen Yeni harman Neverband Blue Motion  

KISA…KISA…KISA

Bayan Arıza tarafından Temmuz - 11 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Temmuz Haberleri

* Tüm turnesini iptal eden Amy Winehouse'un uzun bir süre sahne alamayacağı açıklandı.

* Howling Bells'in yeni albümü, 12 Eylül'de "Cooking Vinly" etiketiyle piyasaya çıkacak.

* Indie Pop grubu Best Coast'ın yeni videosunu Drew Barrymore'un çekeceği açıklandı.

* Punk dünyasının önemli figürlerinden Henry Rollins, National Geographic'te egzotik hayvanlarla ilgili bir program yapmaya hazırlanıyor.

RADYO EKSEN (En iyi 10)

 1.  Coldplay – Every Teardrop is a Waterfall  2.  Arcade Fire – Speaking in Tongues  3.  Kasabian – Switchedblides Smiles  4.  Peter Murphy – I spit Roses  5.  Kaiser Chiefs – Little Shocks  6.  The Decemberists – This is Why We Fight  7.  New Order – Hellbent  8.  Patrick Wolf – House  9.  Beirut – East Harlem 10. Erland & The Carnival – Springtime

Kaynak: Cnbc-e Dergi – Temmuz'11 Sayısı