Kultur Shock Kritik (9 Nisan 2011 – Ghetto)

Bayan Arıza tarafından Nisan - 10 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Bir Kultur Shock konseri daha nihayetlendi. "Nihayetlendi" diyorum ama bunu söylemek oldukça zor benim için. Her konser sonrası mutluluk ve onların sahneden inişiyle beraber yaşadığım hüznü tarif etmem neredeyse imkânsız.

9 Nisan'da gelecekleri haberini duyduğum günden bu yana adeta günleri, son üç gün kala ise saatleri saydım. Bugüne dek sayısını hatırlamayacağım kadar çok -ben diyim 300, siz deyin 400- konsere gitmiş bir insan evladı olarak hiçbir sanatçıda, grupta, müzisyende onlardaki samimiyeti göremedim. Onların benim için anlamı "bir konser izledim ve hayatım değişti" ile başlıyor. İlk izlediğimde haftalarca konserin etkisinden kurtulamadım ve konser sonrası onları da yanıma alıp, evimde ağırlamak istemiştim. "Bir kez daha görebilecek miyim?" acaba dedim durdum hep ve Balans'ta bir kez daha izledim geçen yıl. Ve dün akşam Ghetto'da da üçüncü kez karşılaştık. Vokalist Gino ve tüm ekip arasındaki elektrik ve müziklerini icra ederken ki yaşadıkları o mutluluk bizi de mutlu kılıyor. Cool görünmek gibi bir gayelerinin olmayışı da onları kendime yakın hissettmemdeki en önemli sebeplerden biri. Hani onlar tanıdığınız bir arkadaşınız, ailenizden biri, akrabanız gibiler. Hepsi başka memleketlerin insanları, Boşnak, Bulgar, Amerika'lı ne ararsanız var; ama dün akşam Gino'nun da söylediği gibi "bunlar sizin şarkılarınız"; aynen öyle.

Konser sonrası setlisti kaptım, konser afişini de rica ettim verdiler. Geçen yıl verdikleri konser sonrası konuştuğum Bulgar gitarist Val ile yine iki laf etme şansım oldu, bir de fotoğraf çektirdim. Tam kapıdan çıkarken dünyalar tatlısı, acayip sıcakkanlı basçı Guy ile iki laf ettim, onları üçüncü kez izlediğimi ve onların benim için olan anlamlarını anlatmaya çalıştım, o kadar mütevaziydi ki neredeyse ağlayacaktım; "facebook'a ekle"ye kadar gitti muhabbet ve hemen O'nunla da bir fotoğraf çektirdim.

"Come Again" dedim, "Very soon" dediler. Onları da bir kez daha görebilmek için sekizinci albümlerinin çıkmasını beklememize gerek olmaz umarım, onları çok özleyeceğim. Bundan sonraki konserlerini şimdiden iple çekmeye başladım bile.

Volim te Kultur Shock! Inšallah yine görüşürüz…

Ekşi Sözlük 12.Yılı Kutlaması (12 Şubat Cumartesi 2011 – Hilton Convention Center)

Bayan Arıza tarafından Şubat - 14 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Ekşi Sözlük 12.Yılı Kutlaması (12 Şubat Cumartesi 2011 – Hilton Convention Center)

12 Şubat Cumartesi akşamı Ekşi Sözlük 12.yaşgünü kutlaması için hazırlandık. Mekân, Hilton Convention Center idi. Ekşi Sözlük gibi bir oluşum için seçilmiş en berbat mekândı. Geçen sene ki Refresh the Venue'nün rahatlığını çok aradık.

Burada ilk ve son kez 11 yıl önce Placebo'nun ilk konserini izlemiş ve mekânı da hiç sevmemiştim.

Kapı açılışı 17.00 idi. Cumartesi eğlencesi için çok erken bir saat olduğundan, 21.00-21.30 gibi mekâna girmenin mantıklı olduğunu düşündüğümüzden ona göre plan yaptık. Ancak 17.00 gibi sözlükteki entry'lere baktığımda kuyruğun metrelerce uzadığını ve yüzlerce kişinin sırada olduğunu öğrendik.

Bir grup arkadaşımız da 19.30 gibi vardılar, kuyruğun hâlâ devam ettiğini ve hiç ilerlemediğini söylediler. Biz de 20.30 gibi ulaştık ve beklemekte olan arkadaşlarımızın yanına kaynak yaptık. Ancak saatler geçti, kuyruktan çıkanlar oldu, protestolar ve alkış sesleri yükseldi, ayak parmaklarımızı hissedemez hale geldik; sonunda dayanamadık ve Hilton'un kapısına dayanarak içeri zorla girdik. Güvenlik duvarı diye bir şey kalmamıştı haliyle. Yaka kartlarımızı almaya çalıştık, artık dağıtılmadığını söylediler. Bizi aşağı yönlendirdiler. Vestiyer kuyruğu almış başını gidiyordu. İçerde parayla alışveriş edemeyeceğimizi, aynen rock'n'coke'daki gibi bankamatik kartı almamız gerektiğini öğrendik ve kendimize İş Bankası'nın o gece için özel olarak basılan kartlarını alarak, içine bir miktar para yüklettik.

Artık o kadar yorulmuştuk ki bir an önce moda girelim de istiyorduk. Alt katta, dart, basket, boks, dans, araba yarışı, fotoğraf çektirilebilecek alanlar, oturulacak puflar, Kafe Pi'nin ve Bambi'nin standları vardı. Üst kat ise asıl salondu, sahnenin olduğu yerdi.

Biz gelene dek Cem Yılmaz ve Ünlü çıkmıştı. Salonda Bedük öncesi sessizlik yaşanıyordu. İçkilerimizi aldıktan sonra biz de Bedük'ü beklemeye koyulduk. Bedük başladığında ise resmen kıyamet koptu. 1 saat aralıksız dans ettik, çok çok eğlendik. Bedük ara verince biz de etrafı dolandık, birkaç insanla tanıştık. Yaka kartlarının verildiğinin tiyosunu aldıktan sonra yukarı çıktık, uzunca bir bekleyişten sonra yaka kartlarımıza kavuştuk. Bedük'le dans etmeye devam ettik, Franz Ferdinand cover'ları da süperdi, herif de harikaydı.

Dans etmekten yorulduk ve acıktık. Yemek molası verdik, Bambi'nin standının dışarda olması korkunçtu tabii. Biz montlarla bile üşürken bazı ateşli ablalar mini elbiseleriyle ortalıkta salınıyorlardı. Yemek molası sonrası saatimize baktığımızda saatin 01.30 olduğunu ve Bedük'ün hâlâ sahnede olduğunu gördük. Herif, 23.00'ten beri sahnedeydi.

Aslında dünyaca ünlü bir DJ varmış ve gecenin ağır topu O'ymuş, kendisini tanımadığımdan kim olduğuyla bile ilgilenmedim. Bu DJ abi 02.00 gibi sahne aldığında salonda nerdeyse hiçkimse kalmamıştı. Bedük sağolsun herkesin enerjisini finallemişti.

03.00 gibi ayrıldık. Hilton berbattı, organizasyon rezildi. Onca arbedeye rağmen yedi kişi gittiğimiz mekândan yedi kişi çıkmayı ve tüm olumsuzluklara rağmen yine de eğlenmeyi başardık.

Bayan Ariza sundu!:)

Noi Albino

Bayan Arıza tarafından Şubat - 11 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Buzdan Hayaller * Noi Albino

Yönetmen: Dagur Kári Oyuncular: Tómas Lemarquis, Elin Hansdóttir, Anna Fridriksdóttir Yapım: İzlanda – Almanya – İngiltere – Danimarka (2003) Süre: 93 dak.

Film kocaman bir buz dağı görüntüsüyle başlıyor. "Yoo bu kadarı da fazla, bu kadar melankolik olamaz" diye düşündüm o ilk kareyle çarpışınca.  Başlar başlamaz çakılıp kalıyorsunuz koltuğunuza. Tabii benim gibi İzlanda'yı seviyorsanız.

Filmin asıl kahramanı Noi. Kendisi bir Albino. 17 yaşında bir genç. Büyükannesiyle beraber yaşıyor. Alkolik bir babası var. Bir de benzin istasyonunda çalışan hoşlandığı Iris adında bir hatun var. Okulda sorunlar yaşıyor. Okula gitmek istemiyor. En sonunda da okuldan atıyorlar bunu ama aslında bir dahi. Bunlar filmin özeti.

Film İzlanda'da geçiyor. izlanda'nın coğrafyası, konuştukları dil, insanların gözlerinden taşan hüzünler…beni bağlayan bunlar.

Her taraf karla kaplı. Sabah ilk iş uyanır uyanmaz evin kapısının önüne biriken karları temizliyor Noi. Bomboş yollar, her yer bembeyaz. Okul bile bir kaç kişiden oluşuyor. İnsanlar hüzünlü, gökyüzü hep karanlık. Her yer puslu, soğuk ve acı.

Noi'nin yaşadığı yer bir şehir değil, fiyortlardan birinde yaşıyor. En büyük hayali ise Iris'le beraber izlanda'dan kaçmak. Ne yazık ki tüm film boyunca boğazımda düğümlenen o şey filmin finalinde de daha da katlanılamaz bir hal aldı ve gözyaşlarımı tutamadım.

Film boyunca manzara izlemekten ve "insanlar acaba böyle bir yerde nasıl yaşıyorlar?" sorusuyla boğuşmaktan çoğu yerde başka diyarlara dolandı zihnim. Sinemada üç kisiydik. ben, benim yaşlarımda bir herif ve bir de yaşlı bir kadın. Koskoca sinemada üç kişiydik. Aslında bu durum, benim bu lanet hayatta durduğum yer konusunda da pek güzel bir örnek. Diğerlerinin gittiği yerlerde dolaşmıyorum ben, benim yolum başka-

Filmin yönetmeni ise ortayaşlarına yaklaşan bir yönetmen. Kısa filmler çekiyor. Aynı zamanda da müzisyen bir şahsiyet. Filmin Sigur Ros vari müziklerini de naçizane kendisi üstlenmiş, grubunun adı "Slowblow". İzlanda'nın hatrı sayılır gruplarından. Zaten kendini bildi bileli hep müzikle uğraşmaktaymış.  

Sonisphere Istanbul 2010 Kritik (25-26-27 Haziran – Bjk İnönü Stadı)

Bayan Arıza tarafından Şubat - 9 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Sonisphere Istanbul 2010 Kritik (25-26-27 Haziran – Bjk İnönü Stadı)

Bu yıl beni en çok mutlu eden, en keyif aldığım festival Sonisphere oldu. Alice in Chains'in festival sonrasında Türkiye ve Türkler hakkında söylediği tüm eleştirilere rağmen yine de 2010 yılında kesinlikle en çok bana hitap eden, en çok ayaklarımı yerden kesen festivaldi Sonisphere.

Bir kere çok fazla haz etmediğim Rammstein ile öyle bir karşılaşma yaşadım ki bunun etkisi hayatım boyunca devam edecek hiç kuşkusuz. Adamlar yaptıkları sahne şovları ile hiçbir grupla karşılaştırılamayacak bir iz bıraktılar. Till Lindemann ve ekibi büyük bir gösteri hazırladılar bizlere, "büyük gösteri" demek bile yersiz, anlatılamayacak kadar güzeldi. Rammstein süperdi!

Metallica ile yapılan kapanış ise müthişti. Metallica'yı ilk kez 17 yıl önce izlemiş olduğum düşünülürse üçüncü izleyişimde de beni kendilerine hayran bıraktılar. Çocukluğumda onlarla büyüdüm, daha CD yokken, internet yokken, Türkiye'de 3-5 kaset basılırken onları dinliyordum. Nasıl büyük ve bir o kadar da mütevazi adamlar olduklarını bir kez daha görmüş oldum. Müthiş bir performansları oldu. Buna da "anlatılmaz, yaşanır" diyorum.

Anthrax kasetlerimi buldum konserden aylar önce ve adamlar çıkıp cillop gibi çaldılar. O kadar sıcak ve bir o kadar da harikalardı. Ya dünya gözüyle Scott Ian'ı gördüm, daha ne olsun.

İlk aldığım kasetlerden biri Manowar'ın "Kings of Metal"i olmasına rağmen o adamların müziğini hiçbir zaman sevmedim. Ama adamların samimiyeti, seyirci ile olan diyalogları, müthiş iletişim gücü ve müziklerine olan hakimiyeti konusunda da şapka çıkarırım, önlerinde eğilirim.

Alice in Chains en sevdiğim grup! Nirvana ile beraber, Stone Temple Pilots ve Pearl Jam ile beraber, Soundgarden ve Smashing Pumpkins'i de alabiliriz o listeye hatta. Hatta bakın Last FM'e, en çok dinlediğim grupların en tepesinde o var. Keşke festival sonrası bloglarında o berbat lafları etmeselerdi, keşke söylemleriyle bize bu hayâl kırıklığını yaşatmasalardı. Layne Staley olmadan Alice in Chains yarım olacaktı, bunu zaten biliyordum. Ama "Black Gives Way To Blue" beni ağlatan bir albüm oldu, mutluluktan! Çünkü 90'lar geri gelmişti, zaman aşımına uğramamıştı, "hâlâ ruhları var" diyordum, "grunge is not dead" diyordum içimden. Müzikleri hâlâ muhteşem, iliğimi kemiğimi donduruyor, ruhumu liğme liğme ediyor, ama o beyanatları etmemeleri gerekti. Bu beni çok sarstı.

Megadeth'i üçüncü izleyişimdi, maalesef en kötü performanslarıydı. Aslında bunda o yanında getirdikleri sesçinin payı büyüktü bana kalırsa. Maalesef gitar duyulmadı, vokal hiç duyulmadı, mikrofona bi haller oldu. Yine ayakta alkışladım çünkü Megadeth'i çok ama çok severim. Taş gibi albümlerin sahibi o adamlar. Hep bir ağızdan söyledik şarkılarını. Yine gelseler yine gidip izlerim.

Slayer'dan sonra herkes öylece kalakaldı. Bazı arkadaşlarımızın kafası düzüldü. Ben ise havalara uçtum. Zira "Show No Mercy" kasetinden beri severim herifleri, özellikle Dave Lombardo'nun davulu nasıl konuşturduğunu gördük. "South of Heaven"ı binlerce kişi olarak ezbere söyledik. Tom Araya nasıl seksi bir adammış onu da gördük 🙂

Stone Sour da merak ettiğim gruplardan biriydi. Zira Slipknot’un iki ve Soulfly’ın bir üyesini kadrosunda barındırıyordu bu leziz grup. Vokaller grunge, müzik ise gümbür gümbürdü. Adamlar süper sempatik ve çok profesyoneldi, pek sevdim. Corey Taylor'un her türlü hastasıyım:)

Hayko'muz canımız yine çok efendiydi, kendi tarzında süperdi. Bu adamın o delikanlı halini çok seviyorum. Nasıl içten bir herif ve bir o kadar da ince ruhlu yaptığı müziğe rağmen. Birkaç denyonun el hareketine karşılık "arkadaşlar kusura bakmayın ama bize ayrılan süre boyunca çalmak zorundayız" diyen ve herkesi mat eden de bir herif, ayakta alkışladım yine.

Blacktooth'u sevmedim, Volbeat ve Foma'yı kaçırdık.

Üç günün sonunda şunları anladım; 1.kategoriden yer almakla ne kadar isabetli bir şey yaptığımı, bırak 220 lirayı 500 lirayı bile gözümü kırpmadan verebileceğimi, hâlâ gitar sesi duyunca ağladığımı ve sonsuza dek öyle olacağımı, enerjimi, ruhumu yitirmediğimi bir kez daha gördüm. Şimdiden bir daha ki yılın Sonisphere'ini iple çekiyorum.

Ve şu da var, kavga da çıkmadı, arbede de olmadı, herkes çok efendiydi. Babasıyla gelen de vardı, arkadaşlarıyla gelen teenager'lar da, benim gibi bu müzikle büyümüş orta yaşa merdiven dayamış rocker'lar da vardı. Herkeste olan ise şuydu, ruh! Yine olsun bu festival, bilet çıkar çıkmaz almıştım, yine aynısını yapacağım. Ama lütfen seneye bir grunge grubu da sıkıştırın araya, hazır Stone Temple Pilots birleşmişken lütfen onları da kapın gelin. Rock rulezzzz!!!!

Yasemin KANAT a.k.a Bayan Arıza

Ozzy Osbourne (30 Eylül 2010 – Turkcell Kuruçeşme Arena)

Bayan Arıza tarafından Şubat - 9 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Ozzy Osbourne (30 Eylül 2010 – Turkcell Kuruçeşme Arena)

Müziğin duayenlerinden ve neredeyse 50 yıla yakındır müzik dünyasının içinde olan Ozzy Osbourne'u 30 Eylül 2010 akşamı Turkcell Kuruçeşme Arena'da izleme şansı yakaladım.

1948 yılında İngiltere’nin Birmingham kentinde doğan ve gerçek adı John Osbourne olan ‘Ozzy’, heavy metal ve rock dünyasının en köklü gruplarından biri olan Black Sabbath ile birlikte yaptığı çalışmalarla profesyonel müzik kariyerine başladı ve sonrasında solo kariyeri boyunca da milyonlarca albüm sattı.   Sahne performansı ve renkli kişiliğiyle tanınan Ozzy Osbourne’un hayranlarının merakla beklediği İstanbul konseri 30 Eylül’de BKM tarafından Turkcell Kuruçeşme Arena’da gerçekleşti. Ozzy Osbourne yeni albümü “Scream” den de şarkılar söyledi.

Bu da setlist:

bark at the moon let me hear you scream mr. crowley i don't know fairies wear boots suicide solution war pigs road to nowhere shot in the dark (guitar doodle / band doodle / drum solo) iron man killer of giants i don't want to change the world crazy train

bis sonrası: mama i'm coming home paranoid flying high again

EFES PİLSEN ONE LOVE FESTİVAL 9 (19-20 2010 Haziran – santralistanbul)

Bayan Arıza tarafından Şubat - 9 - 2011 zamanında yazılmıştır.

EFES PİLSEN ONE LOVE FESTİVAL 9 (19-20 2010 Haziran – santralistanbul)

Efes Pilsen One Love Festival bu yıl da santralistanbul'da gerçekleşti. Dokuz yaşına basan festivalin ağır topları Groove Armada, The Ting Tings, NY'dan muhteşem adamlar Fischerspooner oldu. The Whitest Boy Alive, Sophie Ellis-Bextor, Wild Beasts de müthişti doğrusu. Benim için çok önem arz eden gruplar yoktu ancak Efes Pilsen One Love Festival bugüne dek en çok katıldığım, neredeyse pek sorun yaşamadığım, etkinliğin ve eğlencenin en çok olduğu, insanın sıkılmaya bile zamanının olmayacağı bir festival. Dolayısıyla benim için süper bir headliner olmasa bile (Sonisphere'deki Alice in Chains gibi) yine de keyifli geçti tıpkı diğerleri gibi. Yerli gruplardan Multitap'i çok merak ediyordum, onları da izleme şansım oldu.

Sahneler yine aynıydı, özellikle Tamirane sahnesi dans müziğinden hoşlanan arkadaşlar için süper oldu. Dans anlamında yukarıdaki gruplara ilave olarak Matias Aguayo ile Rainer Truby & Yakuza ikilisi Tamirane'yi çoşturdu.

Pazar günkü İstanbul Sessions yağmurun akibetine uğradı maalesef. The Revolters süperdi eminim çünkü onları langırta dalınca kaçırdık.

Parti Arena'da Murat Beşer'in Oldies But Goldies gecesi ise şüphesiz tüm festivalde en çok eğlendiğimiz kısımdı, sevgili Murat Beşer arka arkaya 80'lerin, 90'ların en gözde şarkıları çaldıkça biz de kendimizden geçip, saatlerce dans ettik. Pazar akşamı Mabbas'ın Mabbas Rock Party'sine kalamadık ertesi gün mesai olduğundan kelli.

Festivalde "Senin Sahnen" diye bir alan vardı. Sponsor Samsung idi. Burada da hem festivalciler hem de Türkiye’nin umut vaat eden yeni grupları yeteneklerini sergilediler ki bazıları Ramadan, Neşeli Milis, Soaked, Dengesiz Herifler, Ars Longa, Model, Kung-Fu gibi. Ramadan'ı ilk kez izledik ve bizi çok şaşırttılar doğrusu 🙂

Bir festival daha böyle geçti. Seneye ne olur bilinmez. Ülkedeki yasaklar gün geçtikçe artıyor. Bir bira firması festival düzenleyebilir mi artık bilemiyorum ama umuyorum ki seneye 10.Efes Pilsen One Love Festival gerçekleşir ve biz de yine gidip eğleniriz. Efes Pilsen One Love Festival Programı ise şöyleydi:

19 Haziran Cumartesi Ana Sahne Groove Armada Fischerspooner The Whitest Boy Alive Sattas Multitap

19 Haziran Cumartesi Senin Sahnen Ramadan Neşeli Milis Soaked

19 Haziran Cumartesi – Club 14.1 FuchsCervus DearHead

19 Haziran Cumartesi – Tamirane Matias Aguavo Band

19 Haziran Cumartesi – Parti Arena Oldies But Goldies

20 Haziran Pazar Ana Sahne The Ting Tings Sophie Ellis-Bextor Wild Beasts İstanbul Sessions The Revolters Gizli Özne

20 Haziran Pazar Senin Sahnen Dengesiz Herifler Ars Longa Model Kung Fu

20 Haziran Pazar – Club 14.1 Just Jack

20 Haziran Pazar – Tamirane Rainer Trüeby vs. Yakuza

20 Haziran Pazar – Parti Arena Rock Party

Miller Freshtival (29 Mayıs 2010 – Maçka Küçükçiftlik Parkı)

Bayan Arıza tarafından Şubat - 9 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Miller Freshtival (29 Mayıs 2010 – Maçka Küçükçiftlik Parkı)

Miller’ın düzenlediği Miller Freshtival, bu yıl 29 Mayıs’ta Küçükçiftlik Parkı’nda yapıldı. Müzik dünyasının yenilikçi ve farklı tarzlarıyla dikkat çeken isimler, günün erken saatlerinden itibaren Miller Freshtival’da sahne aldılar. Tüm dünyada çok sevilen eğlenceli adam Mika, Danimarka'dan çıkıp gelen The Raveonettes, The Phenomenal Handclap Band ve DJ Prins Thomas, ülkemizden ise son dönemde çok fazla hayran kitlesi toplayan Sakin, Fuji Kureta, N.A.K.I.T, Dj Junior ve Dj No Frost da festivalde yer alan sanatçılardı.

17:00 gibi mekâna vardık ve Sakin’e yetişmeyi başardık. Kuruldukları günden bugüne dek neredeyse tüm konserlerine gitmeye çalıştığım yurdumdan çıkan en iyi gruplardan biri olan Sakin 17:00 gibi sahne aldı. Bir saat kadar hasret giderdiğimiz Sakin hem stüdyo albümleri “Hayat” tan hem de 2.albümde yer almasını planladıkları şarkılardan oluşan bir setlist hazırlamışlardı konser izleyicilerine.

The Phenomenal Handclap Band oldukça farklı bir sound’la karşımıza çıktı. Biraz 70’ler, biraz 80’ler, biraz da günümüz sound’unu harmanlayan The Phenomenal Handclap Band taa Amerika’lardan geldi ülkemize.

Mika! Tarihe geçecek bir konsere imza atmış, dünya tatlısı, müthiş yetenekli, insan üstü varlık.

Çok merak ettiğim gruplardan biri de Danimarka’lı The Raveonettes idi. Ama esas bomba Mika’ydı. Bu kadar enerjik bir adam daha gelmemiştir herhalde yurduma (Shantel ve Gogol Bordello’ya selam olsun!); her şarkısı için ayrı bir konsept düşünmüş, çok sempatik, hemen hemen her şarkıdan sonra Türkçe konuşarak daha da sempati toplayan bu Beyrut doğumlu İngiliz şarkıcı herkesin gönlünde taht kurdu adeta. Gece yarısınıı biraz geçe konser sona erdi ama etkisi uzun süre devam edecek. Umarım bir kez daha izlemek mümkün olur.  

Galatasaray Lisesi Festivali (17 Haziran 2010 – Taksim)

Bayan Arıza tarafından Şubat - 9 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Galatasaray Lisesi Festivali (17 Haziran 2010 – Taksim)

Sakin & Mor ve Ötesi

Sakin'e ve Mor ve Ötesi'ne feci doyduk. Dolu dolu bir konserdi, özellikle Mor ve Ötesi'nin yeni albümünü ilk kez canlı dinlemek müthiş oldu (zaten albümü çıktığı günden beri dinliyorum, albümde en sevdiğim iki şarkıyı da -Sor ve Araf- çaldılar. inanılmaz bir setlist hazırlamışlardı doğrusu. Beyaz'ı, 23'ü bile dinledik, 2 saat sahnede kaldılar, tek kelimeyle muhteşemlerdi. 1997'den beri takip ediyorum, tüm mainstream moduna rağmen Mor'ların yeri bende farklıdır.

Sakin'e gelince, "artık yeni albüm zamanıdır" diyorum. Son verdikleri konserlerin hepsinde yeni albümden şarkılar çalıyorlar, iyice ısındık. Yeni albümü merakla bekliyoruz. 2003'ten beri takip ediyorum bu dünya tatlısı insanları, hemen hemen her konserlerinde de vardım. Yurdumda bugüne dek en fazla sayıda konserine gittiğim grup Sakin.

Açıkhavada konser izlemenin keyfi de bir başka. Galatasaray Lisesi yaptığı bu muhteşem festivalle yıllardır olduğu gibi yine göz doldurdu. Bazı üniversite festivallerinden bile sağlam ekipmanı ile büyüledi bizledi. Ses, müzik, ortam müthişti.

Gece yarısını biraz geçe konser sona erdi ama etkisi uzun süre devam edecek.

SAKİN (25 Aralık Cuma 2009 – Ghetto)

Bayan Arıza tarafından Şubat - 9 - 2011 zamanında yazılmıştır.

SAKİN (25 Aralık Cuma 2009 – Ghetto)

Sakin'i 25 Aralık gecesi bir kez daha izledim ve ilk kez Ghetto sahnesinde yakaladım onları. İstanbul'daki konserlerine gitmeye çabalıyorum hep. Beni izlerken bu kadar keyiflendiren, bu kadar içten bulduğum, bu kadar neyse o olan grup göremiyorum, çok uzun zamandır göremiyorum.

Sakin'i 2003 yılından beri tanır ve bilirim. "Hayat" albümü çıktığından beri biraz daha popülerleştiler, bu yasal albümle daha çok insana ulaştılar ama onları ilk tanıdığım gibiler, müziklerini geliştirdikçe geliştirdiler, kendilerine çok şey kattılar ama samimiyetlerinden ve mütevaziliklerinden hiçbir şey kaybetmediler. Bu özellikleri, ne oldum delisi olmama halleri daha da çok sevilmelerini sağlıyor.

Konserde albüm dışı şarkılara da yer verdiler ki zaten onları da ezbere biliyoruz. Konserde albüm dışı çalmaları daha çok hoşuma gidiyor. Bir de daha önce hiç canlı çalmadıkları ve yeni albümde yer alacak şarkılarını ilk kez seslendirdiler, şunu söyleyebilirim ki yeni albüm bomba gibi geliyor.

Yine yeni albümde yer alacak olan "İlk Yara" isimli şarkıyı çaldı Onur. Şöyle gelişti olay, 2.bisten sonra konser bitmişti. Ama konser sırasında o kadar çok "İlk Yara" dedik ki, Onur tüm samimiyetiyle "o şarkıya çalışmadık, hem klavye gerekiyor" dedi. Ama konser bitti, ekipmanlar toplanıyorken Onur tek başına geri döndü elinde gitarıyla ve tüm samimiyetiyle İlk Yara'yı söyledi.

Konserin erken başlaması en sevindiğim şeylerden biri oldu. Balans ya da Bronx'ta böyle olmuyor maalesef, özellikle hafta sonu konserlerinde kapı açılışı 22.30 olan bir grubun sahne alışı kimi zaman 24.00'ü buluyor, bu da motivasyonu etkiliyor çünkü saatlerce ayakta beklemiş oluyorsunuz. 23.05'te sahne aldılar, 10 dak. ara verdiler, Onur bize bir jest yapıp sahneden indiğinde 01.00'e geliyordu, sağolsunlar, iyi ki varlar.

Hakan Tamar ve DDR'dan Bora Şimşek gecenin DJ'leriydi. Kapıdan çıkarken Hakan'a "ellerine sağlık, çok güzeldi" demeden duramadım.

Konser boyunca Sakin Fan olarak yine tüm şarkılara eşlik ettik. Onur 2 ay sonra tekrar Ghetto sahnesinde olacaklarını belirtti, takipte olacağım.

Sakin (29 Nisan 2009 – Babylon)

Bayan Arıza tarafından Şubat - 9 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Sakin (29 Nisan 2009 – Babylon)

İzlediğim en güzel Sakin konserlerinden biriydi. Aslında tüm Sakin konserleri müthiş geçiyor. 

Babylon'da, en önde hazır ve nazırdık yine. Bir Notwist bir de Radiohead cover'ı da vardı bu kez. Takibe devam:)