Igby Goes Down

Bayan Arıza tarafından Şubat - 13 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Igby Goes Down (2002) Kieran Culkin'i yere göre sığdıramadığım müthiş film.

Susan Sarandon, esas oğlan Igby'nin histerikli annesi rolünde çok iyi performans sergiliyor.

Olaylar Igby'nin etrafında sekilleniyor. Zengin bir ailenin uyumsuz oglu Igby ve ailenin kopukluğu pek güzel anlatılıyor. Diğer oyuncular da iyi olunca film alıyor götürüyor sizleri. Ayrıca soundtrack de leziz. Bu filmi izlemenizi tavsiye ediyorum.

Yönetmen: Burr Steers

Senaryo: Burr Steers

Oyuncular:

Kieran Culkin … Jason 'Igby' Slocumb, Jr. Claire Danes … Sookie Sapperstein Jeff Goldblum … D.H. Banes Jared Harris … Russel Amanda Peet … Rachel Ryan Phillippe … Oliver 'Ollie' Slocumb Bill Pullman … Jason Slocumb Susan Sarandon … Mimi Slocumb Rory Culkin … 10-Year-Old Igby

Noi Albino

Bayan Arıza tarafından Şubat - 11 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Buzdan Hayaller * Noi Albino

Yönetmen: Dagur Kári Oyuncular: Tómas Lemarquis, Elin Hansdóttir, Anna Fridriksdóttir Yapım: İzlanda – Almanya – İngiltere – Danimarka (2003) Süre: 93 dak.

Film kocaman bir buz dağı görüntüsüyle başlıyor. "Yoo bu kadarı da fazla, bu kadar melankolik olamaz" diye düşündüm o ilk kareyle çarpışınca.  Başlar başlamaz çakılıp kalıyorsunuz koltuğunuza. Tabii benim gibi İzlanda'yı seviyorsanız.

Filmin asıl kahramanı Noi. Kendisi bir Albino. 17 yaşında bir genç. Büyükannesiyle beraber yaşıyor. Alkolik bir babası var. Bir de benzin istasyonunda çalışan hoşlandığı Iris adında bir hatun var. Okulda sorunlar yaşıyor. Okula gitmek istemiyor. En sonunda da okuldan atıyorlar bunu ama aslında bir dahi. Bunlar filmin özeti.

Film İzlanda'da geçiyor. izlanda'nın coğrafyası, konuştukları dil, insanların gözlerinden taşan hüzünler…beni bağlayan bunlar.

Her taraf karla kaplı. Sabah ilk iş uyanır uyanmaz evin kapısının önüne biriken karları temizliyor Noi. Bomboş yollar, her yer bembeyaz. Okul bile bir kaç kişiden oluşuyor. İnsanlar hüzünlü, gökyüzü hep karanlık. Her yer puslu, soğuk ve acı.

Noi'nin yaşadığı yer bir şehir değil, fiyortlardan birinde yaşıyor. En büyük hayali ise Iris'le beraber izlanda'dan kaçmak. Ne yazık ki tüm film boyunca boğazımda düğümlenen o şey filmin finalinde de daha da katlanılamaz bir hal aldı ve gözyaşlarımı tutamadım.

Film boyunca manzara izlemekten ve "insanlar acaba böyle bir yerde nasıl yaşıyorlar?" sorusuyla boğuşmaktan çoğu yerde başka diyarlara dolandı zihnim. Sinemada üç kisiydik. ben, benim yaşlarımda bir herif ve bir de yaşlı bir kadın. Koskoca sinemada üç kişiydik. Aslında bu durum, benim bu lanet hayatta durduğum yer konusunda da pek güzel bir örnek. Diğerlerinin gittiği yerlerde dolaşmıyorum ben, benim yolum başka-

Filmin yönetmeni ise ortayaşlarına yaklaşan bir yönetmen. Kısa filmler çekiyor. Aynı zamanda da müzisyen bir şahsiyet. Filmin Sigur Ros vari müziklerini de naçizane kendisi üstlenmiş, grubunun adı "Slowblow". İzlanda'nın hatrı sayılır gruplarından. Zaten kendini bildi bileli hep müzikle uğraşmaktaymış.  

Music and Lyrics

Bayan Arıza tarafından Şubat - 11 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Music and Lyrics

"Seksenleri yaşayanların mutlaka izlemesi gereken bir film"

Harika, tek kelimeyle harika bir film! Seksenler aşığı biri olarak henüz filmin girizgâhinda zevkten dört köşe oldum diyebilirim.

Hugh Grant malumunuz, pek güzel kıvırıyor bu tip filmleri, rolün adamı denilecek cinsten. Hele ki filmde yaptığı danslar ve söylediği şarkılar süperdi.

Drew Barrymore sevecen, sevimli, komik, çocuksu, güleryüzlü, yani tıpkı kendisi gibi. Çok keyifli ve bir kaç kez izlenilebilecek bir film.

Soundtrack'i de harika. İçinizi ısıtıyor, neşeyle dolup taşıyorsunuz. doğrusu, o güzel günleri hatırlamak çok iyi geldi. Sizde o yıllarda çocuk olduysanız ve biri size "üzüntü ve muz kabuğu" dediğinde şasırmıyorsanız gidin ve görün mutlaka.

Yönetmen: Marc Lawrence

Oyuncular: Hugh Grant (Alex Fletcher), Drew Barrymore(Sophie Fisher), Jason Antoon (Greg Antonsky), KristenJohnston (Rhonda Fisher), Sherman Alpert (Concert-goer), Haley Bennett (Cora Corman)

Aşağıdaki bilgiyi de sinema.com'dan aldım:

Alex Fletcher 80'li yıllarda ünlü olmuşfakat sonradanunutulmuş eski bir popstardır. Hayatını kasaba panayırlarında ve eğlence parklarında nostaljik şovlar yaparak kazanmaktadır. Karizmatik ve yetenekli müzisyen, ünlü diva Cora Corman'dan birlikte bir şarkı kaydetme daveti geldiğinde eski günlerine dönme şansı yakalar. Fakat bir sorun vardır, yıllardır beste yapmamış ve hayatında söz yazmamış olan Alex'in birkaç gün içinde hit olacak bir şarkı ortaya çıkarması gerekmektedir. Bu sırada hayatına giren cazibeli fakat tuhaf botanikçi Sophie Fisher'ın söz yazma kabiliyeti, başı dertte olan müzisyenin ilgisini çeker. Kötü bir ilişkiden henüz çıkmış olan Sophie'nin, hiç kimseyle özellikle de birine bağlanmaktan korkan Alex ile işbirliği yapmaya pek niyeti yoktur. Alex ve Sophie'nin aralarındaki sıcaklık piyano başında geçen süre boyunca artarken, hakettikleri gerçek sevgi ve başarıyı yakalamak için korkuları ve müzik ile yüzleşmeleri gerekecektir.  

Factotum

Bayan Arıza tarafından Şubat - 11 - 2011 zamanında yazılmıştır.

FACTOTUM

Yönetmen: Bent Hamer Oyuncular: Matt Dillon, Lili Taylor, Fisher Stevens, Marisa Tomei ABD – Norveç, 2005

Filmi, 30 Eylül 2005 Cuma akşamı saat 19.00’da Emek Sineması’nda “Film Ekimi” kapsamında izledim.

Barfly'dan ne kadar hazetmediysem Factotum’u da o kadar çok sevdim. Matt Dillon çok iyi iş çıkarmış bu kesin. Lili Taylor’u yani filmdeki rolüyle “Jane” i hep sevmişimdir. I Shot Andy Warhol’da sevmiştim en çok. Marisa Tomei’yi de farklı bir rolde izlemek de keyifliydi (Laura).

Her şeyden önce Matt Dillon da “Henry Chinaski” yi, “Hank” i, “Bukowski” yi gördüm. Bukowski hali, tavrı vardı hep Matt Dillon’da. Ses tonu, vurgusu, ağır aksak konuşması aynıydı.

Bukowski’nin kendini anlattığı “Born into this” i gördükten sonra ister istemez kıyaslama yapabiliyorum. Kesinlikle çok iyi idi. Oyunculuk bir yana, film de çok keyifli ve eğelenceliydi. Özellikle Chinaski’nin turşu fabrikasında çalışırken patronunun O’nu bir yazarla tanıştırdığında verdiği tepki, karşılıklı tüttürülen purolar…

Babasıyla olan diyalog, Jane’e olan aşkı ve hipodromda geçirilen saatler. Film iyiydi. Evet, ziyadesiyle memnun kaldım.

*2004 İstanbul Film Festivali’nde gösterilen Salmer Fra Kjøkkenet / Mutfak Hikâyeleri’ nin yönetmeni Bent Hamer ve birçok Jim Jarmusch filminin yapımcılığını üstlenen senaryo yazarı Jim Stark’tan eğlenceli, dokunaklı ve şiirsel bir film. Kült yazar Charles Bukowski’nin 1975 yılında yazdığı aynı adlı romandan uyarlanan ve 2005 Cannes Film Festivali’nin “Yönetmenlerin on beş günü” bölümünde gösterilen Factotum, “amerikan rüyası” nın her parçasını reddederek de olsa hayatı dibine kadar yaşamaya kararlı bir adamın öyküsü.

Henry “hank” Chinaski, fabrikalarda, depolarda çalışarak hayatını sürdürmeye çalışır. Tek derdi, hayatta en sevdiği şeyleri yapmaktır; yani içmek, at yarışı oynamak, kendisi gibi amaçsız kadınlarla yatıp kalkmak ve en önemlisi, kimsenin yayınlamak istemediği kısa öyküler yazmak. tipik bir günü, öğlenleri bira, geceleri viski ve sabahları kusmadan ibarettir. Hiçbir işte tutunamaz, dökük, pespaye evlerde kalır, bir barda tanıştığı Jan’e takılır, ondan ayrılır, birkaç anlamsız iş macerasından sonra bu kez Laura ile tanışır, ama bu da sürmez. çizgisel ve düz bir anlatımdan ziyade kısa anekdotlardan oluşan Factotum, hayatının bir şiir gibi olması için her şeyini tehlikeye atmaktan çekinmeyen bir yazarın karamsarca komik, arada sırada melankolik öyküsüdür. belki de bu adamı en iyi anlatan, yine Bukowski’nin kendi sözleri: “bazıları asla delirip kendini kaybetmez. kimbilir bu insanların ne korkunç hayatları vardır!”*

*Yukarıdaki açıklama İKSV’den alınmıştır.

High Fidelity

Bayan Arıza tarafından Şubat - 10 - 2011 zamanında yazılmıştır.

HIGH FIDELITY 

Ne lezzetli filmdir bu ya. John Cusack olsun, Jack Black olsun, hepsi güzel.

Neden güzel? Çünkü beni anlatıyor, hayatının anlamı müzik olan, playlist yapan, koleksiyoncu bir adamı anlatıyor.

Nick Hornby'nin müthiş kaleminden çıkma bu film. Romanını da okumanızı tavsiye ediyorum.

Yönetmen Stephen Frears, John Cusack ve Jack Black'ten başka Cosby ailesinden tanıdığımız ve tabii ki Lenny Kravitz abimizin eski karısı gibi bir etikete de sahip olan Lisa Bonet var. Ayrıca Joelle Carter, Joan Cusack ve Sara Gilbert var.Her müzik severin mutlaka izlemesi gereken bir film High Fidelity. Ayrıca filmin soundtrack'i de çok iyi. Filmde geçen Belle and Sebastian muhabbeti de 🙂

Buyrun efem, filmden iki adet replik:

Çocukların şiddet dolu filmler izlemesinden endişe duyuluyor. Şiddet kültürünün etkisinde kalacakları düşünülüyor. Kimse çocukların kalp yarası, dışlanma, acı, sıkıntı ve kayıplarla ilgili binlerce şarkı dinlemesinden endişe duymuyor.

***

Fazla kilolu değilim. Dünyanın en zeki insanı değilim, en salağı da değilim. Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği ve Kolera Günlerinde Aşk'ı okudum. Anladığımı sanıyorum. İkisi de kızlardan bahsediyor.

 

Lars and the Real Girl

Bayan Arıza tarafından Şubat - 9 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Lars and the Real Girl

Ryan Gosling'e her geçen gün daha da çok aşık oluyorum:) 1980 Kanada doğumlu aktörün oyunculuğu cidden takdir-e şayan.

İşte bağımsız filmlerden biri daha. Küçük bir kasabada geçen bir öykü…

Esas oğlanımızın plastik bir kadına aşık olması ve onun etrafından dönen olaylardan oluşuyor film. Özellikle kasaba insanının Lars'a yaklaşımı harika. Müthiş keyifli bir film. İzlenesi.

Yönetmen: Craig Gillespie Senaryo: Nancy Oliver

Oyuncular:

Ryan Gosling … Lars Lindstrom Emily Mortimer … Karin Lindstrom Paul Schneider … Gus Lindstrom Kelli Garner … Margo Patricia Clarkson … Dagmar

Garden State

Bayan Arıza tarafından Şubat - 9 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Garden State

Şahane diyaloglarla bezenmiş süper bir film.

Cnbc-e dizilerinden "Scrubs" ile tanıdığımız Zach Braff başrolde. Üstelik filmi hem yazmış, hem de yönetmiş. Natalie Portman'da filmdeki hatunumuz.

Film, Coldplay ile açılıyor. Müthiş bir soundtrack'i var. Film ve müzik uyum içinde. Film oldukça sade, anlaşılır ve samimi bir dille inşa edilmiş. Zack Braff ve Natalie Portman'da oyunculuklarını konuşturuyorlar. Zack Braff, kendini oynamış sanki.

Film, annesi ölen kahramanımız Andrew'ın (Zack Braff) doğduğu kasabaya cenaze töreni için dönmesi ile başlıyor. Başağrıları nedeniyle gittiği doktorda epilepsi hastası Sam'le (Natalie Portman) tanışıyor. Tanışmaları sırasında Sam, Andrew'a "The Shins" grubundan bahsediyor. Birlikte zaman geçirmeye başlıyorlar. Böylece kaptırıyorsunuz akıp giden senaryoya; biraz "Eternal Sunshine of the Spotless Mind" lezzeti bırakıyor. Kendinizden çok şey bulabileceiniz bir film. Bence bağımsız sinemanın güzel örneklerinden biri.  

Ex-drummer

Bayan Arıza tarafından Şubat - 9 - 2011 zamanında yazılmıştır.

ESKİ DAVULCU EX DRUMMER Yönetmen: Koen Mortier Oyuncular: Dries Vanhegen, Sam Louwyck, Norman Baert

Belçika, 2007

2007 Raindance (Londra) En İyi İlk Film 2007 Fantasy Film Festival İzleyici Ödülü 2007 Varşova Jüri Özel Ödülü

Her kasabada, idollerinin peşinden giden, fakat kendi acıklı hayatlarında kaybetmeye mahkûm bir aptallar takımı vardır. Bu rahatsız edici, sert, ayrımcı ve siyaseten son derece yanlış kara komedi, davulcu arayan üç “engelli” rock müzisyenini takip ediyor. Belçika’daki ayaktakımının hayatına hayranlık duyan tanınmış yazar Dries, grubun davetini kabul eder ve kötü bir tanrı gibi bulutların arasından halkın arasına iner. Dries’ın gelişiyle birlikte grup üyelerinin hiçbir şeyden kuşku duymaksızın, kapısında “Gelecek Yok” yazan kişisel cehennemlerine inişleri başlar.

Not: Film bilgisi iksv.org sitesinden alınmıştır.

Factory Girl

Bayan Arıza tarafından Şubat - 9 - 2011 zamanında yazılmıştır.

FACTORY GIRL

İlk kez bir filmini izlediğim Sienna Miller, filmin ana karakteri Edie Sedgwick rolünde karşımıza çıkıyor. "Memento" dan hemen hatırlacağınız Guy Pearce ise şaşırtıcı bir şekilde Andy Warhol'u canlandırıyor. Filmde, Edie'nin tek ve ilk gerçek aşkı olan Bob Dylan'ı ise Star Wars: Episode III – Revenge of the Sith'teki unutulmaz Anakin Skywalker'ı canlandıran Kanada'lı aktör Hayden Christensen oynuyor.

Yönetmen George Hickenlooper.

Edie'nin renkli, çarpıcı ve maalesef dehşet verici hayat hikâyesi, filmin konusunu oluşturuyor. Filmde, Edie'nin İngiltere'yi bırakıp Amerika'ya gelişi, Andy Warhol'la tanışması, Andy'nin gözbebeği oluşu, ailesiyle olan sorunları, uyuşturucu bağımlılığı ve gitgide acıklı sona doğru sürüklenişi anlatılıyor.

Andy Warhol ve "Factory" sinde olan bitenleri ve dönen dolapları da anlatan Factory Girl, yarattığı atmosfer ve hissettirdikleri ile dönem filmi özelliğini taşıyor. Ancak müzik biraz eksik filmde. Yine de, dönem filmlerini ve ışıltılı 60'ları seviyorsanız kesinlikle izlemenizi tavsiye ediyorum.

Lost Highway

Bayan Arıza tarafından Şubat - 9 - 2011 zamanında yazılmıştır.

LOST HIGHWAY "Kayıp Otoban"

Yönetmen: David Lynch Yapımcı: Nayar Deepak, Tom Sternberg, Mary Sweeney Senaryo: Barry Gifford, David Lynch

Oyuncular: Bill Pullman – Fred Madison Patricia Arquette – Renee Madison (ne kadın ama! PJ harvey 1, Patricia 2:p) Robert Loggia – Mr. Eddy – Dick Laurent Balthazar Getty – Pete Dayton (yakisikli herif) Robert Blake – Mystery Man Gary Busey – Bill Dayton Richard Pryor – Arnie Natasha Wagner – Sheila Henry Rollins – Guard Henry ( her bi bokun altından bu herif çıkıyo, sıkı adam) Jack Nance – Phil

Bazı filmler üzerine konuşamazsın ya, işte bu da öyle bi film. Sarsıcı, sert, koltuğunuza çivileyen…

Bu tarz filmleri izleyip, sinemadan çıktıktan sonra hayata tekrar dönebilme konusunda acayip adaptasyon sorunu çekiyor insan.

Lost Highway'de ses, görüntüler, kamera teknikleri, efektler, müzikler (Smashing Pumpkins, NIN, bolca Rammstein), siyah renk, seks, ölüm, vahşet, korku, otoyol, hız…

Soundtrack CD David Bowie: I'm deranged (edit), 2:38 Trent Reznor: Videodrones; questions, 0:44 Nine Inch Nails: The Perfect Drug, 5:16 A. Badalamenti: Red Bats With Teeth, 2:57 A. Badalamenti: Haunting and Heartbreaking, 2:09 Smashing Pumpkins: Eye, 4:51 A. Badalamenti/D. Lynch: Dub Driving, 3:43 Barry Adamson: Mr. Eddy's Theme 1, 3:32 Lou Reed: This Magic Moment, 3:23 Barry Adamson: Mr. Eddy's Theme 2, 2:14 A. Badalamenti: Fred and Renee Make Love, 2:05 Marilyn Manson: Apple Of Sodom, 4:27 Antonio Carlos Jobim: Insensatez, 2:53 Barry Adamson: Something Wicked This Way Comes (edit). 2:55 Marilyn Manson: I Put A Spell On You, 3:31 A. Badalamenti: Fats Revisited, 2:32 A. Badalamenti: Fred's World, 3:01 Rammstein: Rammstein (edit), 3:26 Barry Adamson: Hollywood Sunset, 2:01 Rammstein : Heirate Mich (edit), 3:03 A. Badalamenti: Police, 1:39 Trent Reznor: Driver Down, 5:18 David Bowie: I'm Deranged (reprise), 3:48