Supernatural

Bayan Arıza tarafından Şubat - 9 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Supernatural

Dizi, 2005 yılından beri tam gaz devam ediyor. Dizinin yaratıcısı Eric Kripke.

Sam (Jared Padalecki) ve Dean (Jensen Ackles) adlı 2 bros'un mistik maceraları dizinin konusunu oluşturuyor. Yer yer fantastik, bazen de paronormal hadiseler mevcut.

Dizinin müzikleri de muhteşem. Özellikle "Carry On Wayward Son" ı milli marşım yaptım:)

Kimi zaman sıradan görünen olaylar bile o kadar güzel sunuluyor ki pür dikkat ve heyecan dorukta izliyorsunuz. Son zamanlarda izlediğim ve bağımlılık yaratan en güzel dizilerden biri. İzlemesi çok keyifli, kesinlikle tavsiye ederim.

Dolls

Bayan Arıza tarafından Şubat - 9 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Dolls Japon sinemasının başyapıtlarından biri Dolls. Japon yönetmen Takeshi Kitano'dan epik üç öykülü bir film.

2002 yılına ait bu filmde başlıca rollerde Miho Kanno ve Hidetoshi Nishijima var.

İlk öyküde depresif bir çift var. İkinci öyküde kör bir tiple ünlü bir şarkıcının ilişkisi anlatılıyor. Üçüncü öykü diğerlerinden biraz farklı. Japon mafyasına katılan sevgilisini yıllardır aynı bankta bekleyen yaşlı bir Japon kadın karşımıza çıkıyor.

Bir şekilde bu üç öykü birbirine bağlanıyor aynen Meksika'lı yönetmen Alejandro González Iñárritu'nun Paramparça Aşklar ve Köpekler'de ya da 21 Gram'da yaptığı gibi.

Son yıllarda Japon korku sinemasından sıkça bahsediliyor. Bir çok filmin Hollywood versiyonu çekiliyor. Dolls ise size başka bir dünya sunuyor, oldukça depresif bir film, şiirsel bir sunumu var. İzlemeyenlere tavsiye ederim.  

Dark City

Bayan Arıza tarafından Şubat - 9 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Dark City "Adı gibi karanlık bir film"

Kahramanımız John Murdoch (Rufus Sewell olur kendileri)'ın küvette hafızasını yitirmiş bir şekilde uyanmasıyla başlıyor film. Sonrasında çılgın doktor Daniel Schreber rolünde Kiefer Sutherland çıkıyor karşımıza.

Bir takım yabancılar bir grup insanı başka bir gezegene hapsetmekte, her gece saat 24.00'ü vurduğunda insanların hafızalarını çalmakta ve birbirleriyle değiştirmekte, şehri yeniden inşa etmektedirler.

Dr. Schreber tüm bunlara göz yummaktadır, bu garip yabancıların adamı durumundadır. John Murdock ise bu yabancılarla aynı güçlere sahiptir. Kim olduğunu ararken karısı Anna rolünde Requiem for a dream'den tanıyıp sevdiğim Jennifer Connelly yardımcı olmaktadır kendisine. John Murdock bir takım cinayetlerle suçlanmaktadır ancak bu cinayetleri işleyen kendisi değildir. Filmde William Hurt'u  Dedektif Frank Bumstead rolünde izliyoruz.

Oldukça sürükleyici olan Dark City'nin sonunda yabancılar yok edilir, John Murdock insanlığı kurtarır ve film boyunca bahsi geçen okyanusa kavuşur. Tüm hikaye gece boyunca devam ederken nihayet finalde gün ışığı çıkar karşımıza. 

1998'de çevrilmiş 100 dakikalık bu enteresan filmi izlemenizi salık veririm.  

Dancer in the Dark

Bayan Arıza tarafından Şubat - 9 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Dancer in the Dark "Üzüntü ve muz kabuğu" Lars Von Trier iyi ki Björk'ü filmde oynatmış. Dahası tüm müzikleri de arıza kadın Björk ile beraber yapmışlar. Senaryo Trier'e ait.

Filmin ilk yarısı normal olarak izlenebiliyor. "Bu da ne demek oluyor?" diyebilirsiniz. Şöyleki, filmin ikinci yarısında olaylar hiç de umduğunuz gibi gitmiyor. Şaşırtıcı bir biçimde karamsarlığa doğru sürükleniyorsunuz. "Hay böyle dünyanın içine edeyim!" diyosunuz.

Björk nam-ı diğer Selma son derece fedakâr bir anne. Oğlu Gene'in ameliyatı için gece-gündüz çalışan, gitgide kör olan ama buna rağmen çalışmaktan ve para biriktirmekten vazgeçmeyen ancak maalesef çabalarının karşılığını feci bir sonla ödeyen bir anne.

Selma'nın tüm hayatı müzikaller. En büyük hayâli ise bir müzikâlde oynamak. Aileden gelen kalıtsal bir göz hastalığı yüzünden her gün daha da karanlık olan dünyasının tek ışığı ve umudu Gene. Tüm hayatını oğluna adıyor. Gene'in ameliyatı için fabrika vardiyasının dışında, ufak işler de yapıyor. Sürekli para biriktiriyor. Ta ki….!

Elbette Trier'in çok daha iyi filmleri var. En son büyük bir şaşkınlıkla "Dogville"i izledim. Dance in the Dark, arabesk bir mizansenle başlıyor, böyle de devam ediyor ve finalleniyor. Duygu yüklü, müzikler yine keyifli. Velhasil her sinema severin arşivinde olması gereken bir film.

Filmden aklıma takılan bir replik:

Jeff: Görebiliyor musun? Selma: Görülecek ne var ki?  

Crimson Rivers

Bayan Arıza tarafından Şubat - 9 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Crimson Rivers

"kırmızı nehirler akacak"

"Mathieu Kassovitz" imzalı bir film. Kendisini "La Haine" den biliyorum. Sanırım "Amelie" de de Amelie'nin aşık olduğu herifti. 30'lu yaşlarda genç bir Fransız yönetmen kendisi.

Jean-Christophe Grangé'ın kitabından uyarlanmış.

Bu film Fransız filmi olmasına rağmen hiç sıkıcı değil:-) Çok sürükleyici bir gerilim filmi aslında. Başrollerde Jean Reno ve Vincent Cassel var. Jean Reno komiser Pierre Niemans'ı ve Vincent Cassel'da teğmeni oynuyor.

Filmde, Fransız Alpleri'nin eteğindeki kasabada bir üniversitede işlenen cinayetler anlatılıyor. Komiser Niemans bu tuhaf cinayetleri çözmesi için Paris'ten gönderiliyor. Kurbanların ölmeden önce elleri kesilmiş, gözleri çıkarılmış ve kurbanlara saatlerce işkence edilmiştir. Her cinayet başka bir anlam taşımakta ve her kurban da inanılmaz bir deneyin yeni bir halkasını oluşturmaktadır.

En çok satanlar listesindeki "Red Blood Rivers" isimli romandan sinemaya uyarlanmış, sürükleyici ve insanı koltuğuna 105 dakika boyunca mıhlamayı başarmış bir film. 

Filmin mesaj veren bi lezzeti yok ama kendi türünde çok başarılı bulduğum bir film. Ayrıca Fransızlar farklı konuları da işleyebiliyorlarmış, onu da görmüş oldum. Gerçi yönetmenin payı çok büyük. Film giriş sahnesi ile sizi sürüklemeye başlıyor, sonrasında da koyveriyorsunuz kendinizi. Herif çok iyi görüntüler yakalamış ve ayrıntıları da ıskalamamış. Jean Reno'da karizmatik dedektifi iyi oynamış.

Bir kaç gereksiz sahne olsa da film genel olarak iyi, kendi türünde çok iyi bir film.  

Control

Bayan Arıza tarafından Şubat - 9 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Control

Joy Division hayranı bir yönetmenden, Anton Corbijn'den harika bir film…

Geçtiğimiz Film Ekimi'nde gösterilen bu müthiş film bünyemi darma duman etmiştir.

Sam Riley son derece başarılı bir oyunculuk sergilemiştir. Ian Curtis olmuştur, evet kesinlikle olmuştur.

Filme, sinematografisel olarak baktığımızda son derece başarılı olduğunu görüyoruz. Siyah beyaz filmlere tahammül edemiyor olmama rağmen filmi baştan sona koltuğua mıhlanmış bir şekilde soluksuz izledim adeta. Ian'in hayatı zaten karanlık, film de siyah beyaz olunca daha da dibe sürüklüyor insanı.

İngiltere, 70'ler, Ian Curtis'in iki kadın arasında kalışı, sürekli geçirdiği epilepsi krizleri, zaten depresif ruh haliyle birleşlince, elbette parlayan bir müzik kariyeri ile gitgide sona yaklaşması anlatılıyor.

Filmin senaryosu, Ian Curtis'in genç yaşta evlendiği Debbie'nin kaleme aldığı "Touching From A Distance" isimli kitaptan uyarlanmış.

Dayanacak gücünüz varsa filmi kesinlikle tavsiye ediyorum.

Bully

Bayan Arıza tarafından Şubat - 7 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Bully

Ken Park'tan tanıdığım Larry Clark'ın yönetmenliğini yaptığı 2001 yapımı film.

Film, yaşanmış bir öyküden yola çıkılarak senaryolaştırdı. Filmdeki herşeyin gerçek olması ve finali özellikle sizi koltuğunuza mıhlayabilecek cinsten. Oyuncu seçimleri süper. Michael Pitt'e bir kez daha hayran olmamak mümkün değil. Michael burada yan rollerden birinde, başroldekiler de çok daha sağlam.

Arıza bir film, bıçak gibi kesebilecek güçte.

Yönetmen: Larry Clark Yazar:Jim Schutze Senaryo: David McKenna

Oyuncular: Brad Renfro … Marty Puccio Rachel Miner … Lisa Connelly Bijou Phillips … Ali Willis Nick Stahl … Bobby Kent Michael Pitt … Donny Semenec Leo Fitzpatrick … Derek Kaufman (The Hitman) Kelli Garner … Heather Swallers Daniel Franzese … Cousin Derek Nathalie Paulding … Claudia Jessica Sutta … Blonde Ed Amatrudo … Fred Kent (as Edward Amatrudo) Steve Raulerson … Mr. Willis (as Steven Raulerson) Judy Clayton … Mrs. Willis (as Judith Clayton) Alan Lilly … Mr. Puccio Irene B. Colletti … Mrs. Puccio

Bukowski: Born into This

Bayan Arıza tarafından Şubat - 7 - 2011 zamanında yazılmıştır.

BUKOWSKI: BÖYLE GELDİ, BÖYLE GİTTİ BUKOWSKI: BORN INTO THIS

15 Nisan 2004 16.00'da izledim filmi. Söyleyecek çok şeyim var ama kafamdakileri ifade edecek sözcük yok. O'nu gördüm, O'nun ağzından dinledim şiirlerini. Emin olduğum bir şey vardı. Hâlâ aynı. O'nun kadar sevdiğim bir adam olmadı bugüne dek.

Rahat uyu adamım.

Oyuncular / Katılanlar: Charles Bukowski, Sean Penn, Bono, Linda Bukowski, Harry Dean Stanton ABD, 2003 İngilizce; Türkçe altyazılı Betacam Video / Renkli / 121’

Efsanevi edebiyat ozanı Charles Bukowski’nin renkli hayatına ve dönemine odaklanarak müteveffa şair, yazar ve adı çıkmış hedonist üzerine aydınlatıcı bir genel bakış sunan bu film, muazzam bir seyir keyfi veriyor … Çok sayıda şiir kitabının, basındaki köşesi Pis Bir İhtiyarın Notları’nın, Postane ve Kadınlar gibi otobiyografik romanların ve Barbet Schroeder’in biyografik film denemesi “Barfly”ın yazarı Bukowski, 1994’te ölmüştü. Filmde Bono, Sean Penn ve Harry Dean Stanton gibi ünlü hayranlarının övgülerinin yanısıra, basımcılardan, içki arkadaşlarından ve sevgililerinden anekdotlar ve içyüzünü ortaya çıkaran bilgiler de bulunuyor. Ancak, çeşitli kaynaklardan toplanan olağanüstü arşiv görüntüleri sayesinde, filmin asıl yıldızı, kapısına gelen herkesle konuşmaya gönüllü görünen Bukowski’nin kendisi. Schroeder ve Taylor Hackford gibi isim yapmış Hollywood yönetmenlerinin çektiği filmlerden bölümler dışında, Avrupa televizyonlarından alınmış, seyirci önünde yaptığı okumaların zor bulunan görüntülerinin de dahil olduğu parçalar var. Sonuçta bu cazip ve geniş kapsamlı biyografik film, sanatçının benzeri az bulunur yeteneğinden ve hayatını alışılmışın sınırlarının epey ötesinde yaşamaya yönelik öfkesinden kuvvet alan, karizmatik bir yaşam-gücü olarak portresini ortaya çıkarıyor.

Hamiş: Bilgi, İstanbul Festivali'nin sitesinden alınmıştır.

Broken English

Bayan Arıza tarafından Şubat - 7 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Aşkın İngilizcesi Zoe R. Cassavetes ABD 2006 Çoğu insan yalnız kalmamak için biriyle beraber olurlar. Bazı insanlar ise sihir ister. Sanırım sen bu insanlardansın.

film hakkında New York’ta oturan, şehirdeki şık bir otelde calışmakta olan otuzlarındaki Nora Wilder (Parker Posey) aşk ve ilişkilere kuşkulu bir gözde bakmakta. Arkadaşı Audrey’nin “mükemmel evliliği”gibi düzgün bir ilişki için ne yapması gerektiğini düşünür durur. Annesinin ona her fırsatta yalnız olduğunu hatırlatması Nora’nın işini pek kolaylaştırmaz. Felaketle sonuçlanan rastgele bazı buluşmalar sonrasında Julien adında, hayata aşık, aklı bir karış havada bir Fransız ile tanışır. Bu denemenin de diğerleri gibi sonlanmaması için eski hatalarını tekrarlamamaya niyetli olan Nora, kendini Paris’te, eski alışkanlıklarından kopmaya calışırken buluverir. Kaçınılmaz olarak hayatına yeni bir düzen vermeden önce, ve en önemlisi aşkı bulmak için, Nora önce kendini bir değerlendirmeden geçirmelidir.

yönetmen hakkında Zoe R. Cassavetes 1970’te Los Angeles’da dünyaya geldi. Ted&Venus (1991), Noises Off (1992) ve The Thing Called Love (1993) filmlerinde oyunculuk ve Mascara (1999) filminde yönetmen asistanlığını yaptı. Aşkın İngilizcesi yazıp yönettiği ilk uzun metrajli film.

ödüller 2007 Moskova Film Festivali: En İyi Yönetmen adayı Sundance Film Festivali: Yönetmenlik dalında Özel Jüri Ödülü adayı Philadelphia, San Francisco, Cannes, Seattle, Bangkok Gijon

künye bilgileri Yönetmen Zoe R. Cassavetes Senaryo Zoe R. Cassavetes Görüntü Yönetmeni John Pirozzi Kurgu Andrew Weisblum Oyuncular Parker Posey, Melvil Poupaud, Drea de Matteo, Gina Rowlands Yapımcı Andrew Fierberg, Jason Kliot, Joana Vicente

Not: Yukarıdaki metin if İstanbul'un sitesinden alınmıştır. 

Breakfast on Pluto

Bayan Arıza tarafından Şubat - 7 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Breakfast on Pluto (2005)

Baştan sona masalsı bir sinema şöleni.

Cillian Murphy kadın olmuş, tam olmuş. Tüm kadınlardan daha güzel bir kadın olmuş hatta, çok başarılı. filmin müzikleri, atmosferi nefis. Neil Jordan'ın en iyi filmlerinden biri, Interview with the Vampire ile kapışır.

70'ler, İngiltere-İrlanda arasındaki gerilimli günler ve kahramanımız Patrick 'Kitten' Braden'ın hayatı üzerinde şekilleniyor film. Velvet Goldmine'dan da çok etkilendiyseniz, C.R.A.Z.Y.'den ya da Hedwig'ten, izleyin mutlaka.

Yönetmen: Neil Jordan Neil Jordan (senaryo) ve Pat McCabe (roman)

Oyuncular:

Cillian Murphy … Patrick 'Kitten' Braden Morgan Jones … Bulding Site Worker Eva Birthistle … Eily Bergin Liam Neeson … Father Liam Mary Coughlan … Housekeeper Conor McEvoy … Young Patrick Braden Ruth McCabe … Ma Braden Charlene McKenna … Caroline Braden Seamus Reilly … Lawrence Peter Owens … Butcher Emmet Lawlor McHugh … Young Irwin Bianca O'Connor … Young Charlie Paraic Breathnach … Benny Feely Pat McCabe … Peepers Egan / Schoolmaster (as Patrick McCabe) Owen Roe … Dean