Dancer in the Dark

Bayan Arıza tarafından 9 - Şubat - 2011 tarihinde yazıldı.

Dancer in the Dark "Üzüntü ve muz kabuğu"

Lars Von Trier iyi ki Björk'ü filmde oynatmış. Dahası tüm müzikleri de arıza kadın Björk ile beraber yapmışlar. Senaryo Trier'e ait.

Filmin ilk yarısı normal olarak izlenebiliyor. "Bu da ne demek oluyor?" diyebilirsiniz. Şöyleki, filmin ikinci yarısında olaylar hiç de umduğunuz gibi gitmiyor. Şaşırtıcı bir biçimde karamsarlığa doğru sürükleniyorsunuz. "Hay böyle dünyanın içine edeyim!" diyosunuz.

Björk nam-ı diğer Selma son derece fedakâr bir anne. Oğlu Gene'in ameliyatı için gece-gündüz çalışan, gitgide kör olan ama buna rağmen çalışmaktan ve para biriktirmekten vazgeçmeyen ancak maalesef çabalarının karşılığını feci bir sonla ödeyen bir anne.

Selma'nın tüm hayatı müzikaller. En büyük hayâli ise bir müzikâlde oynamak. Aileden gelen kalıtsal bir göz hastalığı yüzünden her gün daha da karanlık olan dünyasının tek ışığı ve umudu Gene. Tüm hayatını oğluna adıyor. Gene'in ameliyatı için fabrika vardiyasının dışında, ufak işler de yapıyor. Sürekli para biriktiriyor. Ta ki….!

Elbette Trier'in çok daha iyi filmleri var. En son büyük bir şaşkınlıkla "Dogville"i izledim. Dance in the Dark, arabesk bir mizansenle başlıyor, böyle de devam ediyor ve finalleniyor. Duygu yüklü, müzikler yine keyifli. Velhasil her sinema severin arşivinde olması gereken bir film.

Filmden aklıma takılan bir replik:

Jeff: Görebiliyor musun?
Selma: Görülecek ne var ki?