From Dusk Till Dawn

Bayan Arıza tarafından Şubat - 9 - 2011 zamanında yazılmıştır.

From Dusk Till Dawn (1996)

Robert Rodriguez'den ve Quentin Tarantino'dan muhteşem vampirli komedi. Elbette Harvey Kietel, George Clooney ve Juliette Lewis'i da saymalı.

Filmden Alıntılar:

– Afedersiniz… – Ne? – Bizi nereye götürüyorsunuz? – Meksika'ya.. – Meksika'da ne var? – Meksikalılar..

*** – Kanını tamamen içmeyeceğim. Kölem olacaksın. Çünkü değersiz bir varlık olduğunu düşünüyorum. Sokak köpeklerinin kanıyla besleniyoruz. Benim ayakçım olacaksın. Benim emrimde ayakkabılarımın tabanındaki köpek pisliğini yalayacaksın. Köpeğim olacağına göre yeni adın da Spud olacak. Köleliğe hoşgeldin Spud! – Hayır sağol, zaten karım var!

*** – Seth, iyi misin? – Harikayım Kate! Dünya benim istiridyem. Tabii biraz önce kardeşim vampire dönüştüğü için göğsüne tahta bir kazık sapladığım gerçeğini saymazsak. Üstelik ben vampirlere inanmam. Bu şanssız olay haricinde her şey mükemmel!

*** – Şimdi hepimiz karşı karşıya olduğumuz şeyin vampirler olduğunda hemfikir miyiz? Ya sen rahip? – Vampirlere inanmam ama gördüklerime inanırım.

*** – Hep Tanrı kıçımı öpebilir diyordum. Ama yarım saat önce hayat şarkımı değiştirdim. Çünkü dışarıdan içeriye girmeye çalışan her neyse doğrudan cehennemden gelmiş olduklarını biliyorum. Ve eğer bir cehennem varsa ve o aşağılıklar oradan gelebiliyorsa o zaman bir cennet de olmalı Jacob. Cennet olmalı. Sen hangisisin? İnançlı bir papaz mı yoksa Tanrı'nın sert, ana belleyici bir hizmetkârı mı?  

Lost And Delirious

Bayan Arıza tarafından Şubat - 9 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Lost And Delirious (2001) Bilindik bir konuya sahip olsa bile oldukça güzel, soundtrack'i de gayet leziz olan Kanada yapımı film.

Yönetmen Lea Pool.

Mevzu yatılı okulda geçiyor. Birbirlerine aşık olan iki oda arkadaşının yanına yeni bir kızın gelmesiyle olaylar gelişiyor. Kızlar arasında geçen aşk, arkadaşlık, edebiyat, müzik, bunalımlar ve maalesef trajedi filmdeki diğer öğeler.

21. İstanbul Film Festivali'nde de gösterilmişti. Özellikle Piper Perabo'nun oyunculuğu göz kamaştırıyor.

Susan Swan'ın romanından, Judith Thompson'ın senaryolaştırdığı filmdeki bazı oyuncular şunlar:

Piper Perabo … Pauline 'Paulie' Oster Jessica Paré … Victoria 'Tori' Moller Mischa Barton … Mary 'Mouse' Bedford Jackie Burroughs … Fay Vaughn Mimi Kuzyk … Eleanor Bannet

Klass

Bayan Arıza tarafından Şubat - 9 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Klass

Klass, biraz aynı yıl çekilen Nic Balthazar filmi "Ben X", biraz da 2003 tarihli Gus Van Sant filmi "Elephant" ı çağrıştırdı.

Son yıllarda artan lisede şiddet olaylarını gayet yerinde işleyen başarılı bir Estonya filmi, ayrıca izlediğim ilk ve tek Estonya filmi.

2007 yapımı olan film, Ilmar Raag imzalı ve Estonya'nın 2007 Oscar adayı.

Bir sürü film festivalinde ödülleri kapıp götürmüş olan film, çoğu oyuncunun ilk oyunculuk denemeleri olmasına rağmen son derece başarılı, içten ve tahmin edilmesi çok zor olan bir konuyu işliyor; sınıfta şiddet, karşılıklı yapılan güç gösterileri ve intikam.

Başarılı bir film, sizi koltuğunuza mıhlıyor adeta.

Oyunculardan bazıları ise şöyle:

Vallo Kirs … Kaspar Pärt Uusberg … Joosep Lauri Pedaja … Anders Paula Solvak … Thea Mikk Mägi … Paul Riina Ries … Riina  

Interview with the Vampire

Bayan Arıza tarafından Şubat - 9 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Interview with the Vampire   Tom Cruise'un zirveye çıktığı, kendini defalarca aştığı muhteşem bir film.

1994 yapımı bu şaheser, Anne Rice'ın romanından uyarlandı. Yönetmen, büyük işlerin adamı Neil Jordan.

Spiderman'in yavuklusu Kirsten Dunst ise Tom Cruise'dan sonra en iyi oyuncu olarak boy göstermekte üstelik 12 yaşında olmasına rağmen. Brad Pitt ise bence rol kesmekle meşgul.

Ayrıca filmde "Armand" rolüyle Antonio Banderas ve gazeteci rolüyle Christian Slater'da var.

Film, vampir Lestat'la başlayan 200 yıllık bir serüveni anlatıyor. Kan, vampir dişler, aşk, ölümlülük ve ölümsüzlük arasındaki o ince çizgi, ihanet ve herşey mevcut bu sinema şaheserinde.

Anne Rice, filminde Tom Cruise'ın oynayacağını duyunca resmen kendisini topa tutmuş ve kesinlikle Tom'u kabul etmeyeceğini söylemiş. Filmi izledikten sonra, böyle söylemekle hayatının hatasını yaptığını anlamış, çünkü Tom Cruise tam kafasında yarattığı Lestat karakteriymiş. Tom'dan özür dilemiş ve oyunculuğunu öve öve bitirememiş.

Başından sonuna dek soluksuz izleyeceğiniz, ihtiyaç molası vermenize bile müsaade etmeyecek kadar sizi sarıp sarmalayan bir film.  

Get Real

Bayan Arıza tarafından Şubat - 9 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Get Real (1998)

İngiltere'nin küçük ve Şirin bir kasabasında, liseye giden iki erkek çocuğun birbirlerine duydukları aşkı, bu durumdan dolayı yaşadıkları zorlukları, aile ve arkadaşlık ilişkilerini anlatan keyifli bir film.

Yönetmen: Simon Shore Senaryo: Patrick Wilde

Oyuncular: Ben Silverstone … Steven Carter Brad Gorton … John Dixon Charlotte Brittain … Linda   

Fargo

Bayan Arıza tarafından Şubat - 9 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Fargo "Kar Cenneti"

Yönetmen: Joel Coen Oyuncular: William H.Macy, Frances McDormand, Steve Buscemi, Peter Stormare, Kristin Rudrüd

İşte Coen kardeşlerin sağlam işlerinden biri.

Film boyunca Minnesota'nın kar görüntüleri size eşlik ediyor. Filmde, kötü yapılan bir plan, borçlarını ödeyebilmek için karısını kaçırtıp, zengin kayınpederinden fidye almaya çalışan bir koca, bu aptal kocanın her şeyi yüzüne gözüne bulaştırması sonucunda gelişen ve finali kana bulanan olaylar söz konusu. Evet, filmdekiler oldukça sıradan karakterler ama olan biten nefis bir kurguyla anlatılmış. Frances McDormand çok iyi oynamış, kendisi bu filmde olayları çözen hamile polisi canlandırıyor.

Cnbc-e dergide yer alan diyalogları aktarıyorum:

"Kuzeyde karlar altında bir kasaba olan Fargo'da, Jerry Lunderdegaard borçlarını ödeyememektedir ve çaresizlik içinde aklına korkunç bir plan gelir. Karısını kaçırmaları için tuttuğu iki adam varlıklı kayınpederinden bir milyon dolar fidye isteyecektir. Tabii para, Jerry ve suçlular arasında paylaştırılacaktır. Ancak kendisi de pek zeki kişilik olmayan Jerry, bulabileceği en ahmak adamları tutmuştut. İşler kontrolden çıkar ve bir dizi cinayet işlenir.

Davaya atanan Şef Marge Gunderson Jerry'di ofisinde ziyaret eder:

Marge Gunderson: Bay Lundegaard?

Jerry Lundegaard: Evet?

Marge: Bana biraz zaman ayırabilir misiniz?

Jerry: Neler oluyor?

Marge: Oturmamın bir sakıncası yok değil mi? Yüküm ağır da. Buranın sahibi siz misiniz?

Jerry: Yo, ben satış müdürüyüm.

Marge: Siz de yardımcı olabilirsiniz. Ben Marge Gunderson.

Jerry: Buranın sahibi kayınpederim.

Marge: Brainerd'dan geliyorum, polisim, yasadışı bir olayı araştırıyorum. Acaba son birkaç hafta içinde araçlarınızdan çalınan oldu mu? Özellikle de kahverengi bir Ciera.

Jerry: Brainerd'mi?

Marge: Evet, Paul Bunyan'ın memleketi. Mavi öküzü vardır…

Jerry: Mavi Öküz.

Marge: Evet biliyorsunuzdur, hani kocaman bir heykelimiz var. Demek kayıp aracınız yok.

Jerry: Hayır hanımefendi.

Marge: Peki o zaman, sizi evraklarınızla baş başa bırakayım.

Şef Gunderson ofisini terk edince Jerry telaşla tamirhanedeki Shep'i arar.

Jerry: Bana Shep'i ver.

Tamirci: Şu anda burada yok.

Jerry: Ne demek yok?

Tamirci: Dışarı çıktı.

Jerry: Peki nereye gitti? Hayır….tamirciye ihtiyacım yok. Onun bir arkadaşıyla konuşmam gerekiyordı. Peki, şey…

Tamirci: Ne?

Jerry: Tanrım.

Natural Born Killers

Bayan Arıza tarafından Şubat - 9 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Natural Born Killers "Katil Doğanlar"

Yönetmen: Oliver Stone

Filmden bazı diyaloglar:

Ben toplu katliam taraftarı değilim. Bizi yanlış anlamayın. İnsan hayatına saygı duyarız. Ama eğer bir katil olsaydım Mickey ve Mallory olmak isterdim…

. . / . .

– Senin gibi biri nasıl psikopat uzmanı oldu? – Tavsiyem, psikopatın biri anneni öldürsün, anlarsın.

. . / . .

– Söylesene nasıl oluyor da sıradan bir insana, masum birine bakıp sonra da onu öldürebiliyorsun? – Masum mu? Kim, sen mi? – Cinayet konusunda öyleyim kesinlikle. – Sadece cinayet her canlı şöyle ya da böyle bunu yapıyor. Mesela ormanı ele al. Türler, diğer türleri öldürüyor. Buna orman da dahil, sadece adına cinayet değil endüstri deniyor. Ama ölmeyi hak eden pek çok kişi tanıyorum.

. . / . .

Dış görünüşünde bir adamsın. Bana göre bir maymunsun. Maymun bile değil. Medya mensubusun. Medya havaya benzer. Tek farkı insan yapısı olmasıdır. Cinayetse saftır. Korku alıp korku satıyorsunuz.

Bir de orjinal replik:

Mickey: The whole world's comin' to an end, Mal! Mallory: I see angels, Mickey. They're comin' down for us from heaven. And I see you ridin' a big red horse …

Mickey: It's fate, you know. Nobody can stop fate, nobody can.

Elizabethtown

Bayan Arıza tarafından Şubat - 9 - 2011 zamanında yazılmıştır.

ELIZABETHTOWN

Yönetmen Almost Famous ve Vanilla Sky'dan beri takip ettiğim Cameron Crowe.

Başrollerde Yüzüklerin Efendisi'nin meşhur Elf'i Orlando Bloom, Spiderman'den ve Virgin Suidicies'ten Kirsten Dunst, oyunculuğuna ve kendisine bayıldığım Susan Sarandon ve Alec Baldwin var.

Samimi ve içinizi ısıtacak bir film, 2005 yapımı.

Gözyaşlarınızı da tutamamanız olası. Aşk filmi de sayılabilir ama kesinlikle o bildiğimiz türden değil. İçinde aile bağları, dostluk gibi kavramlar da var. Sürprizlerle dolu, neşeli ve Uzun zamandır izlediğim en içten film. Keyifli zaman geçirmek istiyorsanız lütfen ıskalamayın.

Eagle vs Shark

Bayan Arıza tarafından Şubat - 9 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Eagle vs Shark Kartal Köpek Balığına Karşı Taika Waititi Yeni Zelanda 2007

Kahretsin! Fazla karmaşık bir adamım!

film hakkında:

Lily McKinnon hamburgercide çalışan, ortama uyum sağlayamadığı için dışlanan biraz tuhaf bir kız. Elbisesinden tut, yürüyüşüne, konuşmasına, her şeyi yanlış. Ama yanlış olan her hareketinin altında aslında bir cevher yatıyor. O çalkantılı denizlerde yüzse de, altında en azından teknesi olduğu için minnet duyabilen nadir ruhlardan. Her öğle yemeği saatinde Meaty Boy hamburgercisine giren bir adamın dudağının üstünde, tıpkı Lily’ninki gibi bir beni var. Bu adam Jarrod Lough; garip benli, garip kızın güzel iş arkadaşıyla flörtleşiyor, garip kız ise pek umurunda değil. Sosyal beceriksizliği dizboyu olan Jarrod, toplum içerisinde bir türlü aradığı saygıyı bulamayan bir video oyun şampiyonu. O son sürat kürek çekip, sürekli kayalara çarpanlardan. Bir gün Lily cesaretini toplayıp Jarrod’un kostüm partisine kendini davet ettirir. Sundance Film Festivali’nde anında gönüllere taht kuran bu tuhaf karakterlerin aşkı, tıpkı Wes Anderson filmleri gibi öldüresiye komik ama aynı zamanda yürek burkabilen nadir filmlerden. yönetmen hakkında

Taika Waititi 1975, Yeni Zelanda doğumlu bir yönetmen, yazar, ressam, komedyen ve aktör. Two Cars, One Night isimli kısa filmi ile Oscar ödülüne aday gösterilen ve Humourbeats isimli komedi ikilisinin yarısı olan Waititi, 1999’da Yeni Zelanda’nın en önemli komedi ödülü olan ‘Billi T’nin sahibi oldu.

ödüller:

2007 HBO Komedi Festivali: En İyi Senaryo Newport Film Festivali: En İyi Kurmaca ve En İyi Kadın Oyuncu Vladivostok: Jüri Özel Ödülü Sundance Film Festivali Berlin Film Festivali South by South West Film Festivali

Hamiş: Bilgiler ifistanbul'dan alınmıştır.

The Fight Club

Bayan Arıza tarafından Şubat - 9 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Dövüş Kulübü "The Fight Club"

Bizler, dünyanın şarkı söyleyen dans eden atıklarıyız.

"Yaptığın iş değilsin..Cüzdanındaki para, sırtındaki üniforman ya da sana bugüne kadar değer verilmesini sağlayan diğer özelliklerin. Aslında bunların seninle hiçbir ilgisi yok…Kendini saydam ve her an eriyebilecek bir kar tanesi gibi güzel ve eşsiz mi hissediyorsun? Sen aslında hiçbir şeysin. Çünkü sahip olduğun varlıklar gün gelip sana sahip olmaya başlarlar. Sonra ne mi olur? Önce uyuyamamaya başlarsın. Ardından çevrendeki her şeye yabancılaşmaya..Ve Tyler Durden ile tanışırsın. Tyler'ın her zaman inanmaya hazır olacağınız ve istek duyacağınız bir planı vardır. Aslında gördüğünü zannettiklerinin görülmediğini ve sandıklarının da apaçık ortada olduğunu fark edeceksin…"

Yönetmen: David Fincher Yapımcı: Art Linson Senaryo: Jim Uhls Görüntü Yönetmeni: Jeff Cronenweth Müzik: The Dust Brothers Oyuncular: Brad Pitt, Edward Norton, Helena Bonham Carter, Jared Leto.

Yönetmenliğini Seven ve The Game filmlerinden tanıdığım David Fincher'in yaptığı, başrollerini Brad Pitt, Edward Norton ve Helena Bonham Carter 'ın paylaştığı film tam anlamıyla arızalı bir film. Kült film olmaya aday. Hatta bence 1999 yılının en iyi filmlerinden biri olmak özelliğini taşıyor. The Fight Club'ta; 90'ların dünyasında herşeyin tüketildiği dönemde, buna şiddetle karşı çıkmak için kendini tüketerek varolma savaşı veren insanların öyküsünü anlatıyor.

Filmde kurgulama müthiş. Yönetmen, kamerayı, ışığı, sesi herşeyi iyi ve yerinde kullanmış. Seçilen oyuncuların gücü de tartışılmaz. Brad Pitt, bebek yüzlü aktör sıfatından çoktan kurtulduğu gibi bu filmde kendini aşmış. Film kadar müzikleri de harika.  Mekanlar, müzik, oyuncular çok iyi seçilmiş. David Fincher çok iyi iş çıkarmış.

Dövüş Kulubü Filminden Alıntılarım:

Sadece 3 dakika. Hepsi bu..Başlangıç, sıfır noktası.

. / .

6 ay boyunca uyuyamadım. Ve hiçbirşey gerçek gibi değildi. Ve herşey çok uzaklardaydı. Herşey, kopyanın kopyasının kopyası gibiydi. Herşeyin geliştirilmiş bir entegreden oluşturulmuş olduğunu düşünmeye başladım. IBM bilgisayarlarının kurduğu bir galaksi, Microsoft yazılımlarının kurduğu bir dünya…

. / .

Ve birden birşey oldu. Sanki…Bir binanın içinde kayboldum. Karanlık, sessiz ve ürkütücü…Özgürlüğü keşfettim. BÜTÜN UMUTLARIN KAYBOLMASI ÖZGÜRLÜKTÜ.

. / .

Aslında ölmek üzere değildim. Vücudumda kanser ya da başka bir mikrop yoktu. Etrafımdaki kalabalık, dünyanın ortasında yaşayan sağlıksız ama yaşamaya devam edebilecek bir böcek gibiydim…

. / .

Mağaranızdan içeriye adımınızı atın. Mağaranızın derinliklerine dalın. Orada size ilham veren hayvanı bulacaksınız.

. / .

Her gece ölüyordum ve tekrar doğuyordum. Sürekli olarak.

. / .

Marla'nın hayat felsefesi her an ölebileceği üzerine kuruluydu. Kendini bir trajedi olarak görüyor ama bunu dile getirmiyordu.

. / .

Bu benim hayatımdı ve dakika dakika sona yaklaşıyordum. Bu kez de başka bir uçakta uyanmıştım. Başka bir yerde ve zamanda uyanabilir misiniz? Peki başka bir insan olarak uyanabilir misiniz? Her seyahatim başka bir hayattı. Tek porsiyonluk kahve, tek porsiyonluk krema, tek porsiyonluk tereyağı ve mikro dalgada ısıtılmış yemek. Şampuanlar ve tek kullanımlık diş macunları. Her yolculuğumda tanıdığım insanlar, hepsi sanki tek kullanımlık arkadaşlar…

. / .

Belli bir zaman yaşamaya çalıştıktan sonra herkes sıfıra iner. 

. / .

Uçağım her iniş kalkışında çakılmak için dua ederim. Ya da bir çarpışma…herhangi birşey..

. / .

– Biz neyiz o zaman? – Bilmiyorum, tüketici belki de… – Doğru. Bizler tüketiciyiz. Hayat tarzımızı geliştirmek için alışveriş yaparız. Cinayet, suç, toplu katliamları düşün. Beni ilgilendiren pazarlama dergilerinin 500 kanallı televizyon, kablolu yayın satmaları falan değil; uyuşturucu, haplar ve viagra… – Evet bunu yapanlar var. – Onların canı cehenneme! Onların hepsi kokuşmuş dostum. Koltuk takımlarının ve sehpaların canı cehenneme..Ben diyorum ki mükemmel olmayı bırakıp gerçeklere dönelim…Bu, modern hayatta yaşamak için benim bulduğum bir yol. – Bilmiyorum, belki biraz radikal ama…. – Sahip olduğun şeyler aslında sana sahipler….

. / .

Kulüpte kaybetmek ya da kazanmak önemli değildi. Kelimeler önemli değildi. Dil, konuşmak için kullanılmıyordu. Bu, sanki kiliseye gitmek gibi birşeydi. Kavga bittiğinde aslında hiçbirşey çözümlenmiş olmuyordu. Hiçbirşey fark etmiyordu. Sadece hepimiz kurtarılmış hissediyorduk.

. / .

– En iyi sabun hammaddesi yağdır. Ve en kaliteli yağ insanlardan çıkar. – Burası neresi? – Bir klinik.

. / .

Kendimi şişedeki balık gibi yalnız hissediyorum. Artık bunu kaldıramıyorum. Bu gerçekten intihar sayılmaz. Sadece kalıpların dışına çıkmak istedim.

. / .

Ben, Jack'in karışan aklıyım. Kafama bir silah dayayıp duvarı beyin parçacıklarıyla boyamak istiyordum…

. / .

Olmam gerektiği gibi değildim. Ama ben halimden memnundum. Hayat doluydum. Apartman hayatına veda et. Kariyerini çöpe at.

. / .

– Babam üniversiteye gitmemi istedi. Bende O'nun zoruyla gitmiştim. – Hikaye tanıdık geliyor. – Her zaman "önce okul" diyordu. Bir gün, "baba, okul bitti, şimdi ne olacak?" dedim. O'da bana "bir iş bul" demeye başladı. Daha sonra "baba, 25 yaşına geldim" dedim. O'da "n'olmuş yani?" dedi. Bende O'na "yalnızım" dedim.

. / .

Hepimiz her şeyi farklı görmeye başlamıştık. Gittiğimiz her yerde olayları ölçüyorduk. Şu reklam panosundaki heriflere acıyordum. Kendilerini Calvin Klein ya da başkaları için ilginç şekillere sokuyorlardı. Bir erkek nasıl mı görünmeli? Lanet olası herifler sadece mastürbasyon malzemesi oluyorlar. Buna kendi kendini yok etmek denir.

. / .

– Elin birazcık yanacak ve orada bir iz kalacak. – Ne yapıyorsun, canım yanıyor… – Elini çekme! Asit orada yanacak ve bitecek. Acı olmadan, eziyet olmadan hiç birşey elde edemezsin. Kes şunu, bu senin elin ve şu anda yanıyor. – Mağaramdan içeri giriyorum. – Hayır yapma. Bunu ölmek üzere olan insanlar yapar. – Elim yanıyor, lanet olsun! – Hayır. Hissettiğin basit bir acı…Dinle, şimdi eline su döküp daha beter yanmasını mı istiyorsun? – Yardım et lütfen… – Önce teslim olman gerekli. Korkuya değil! Ama öldürecek kadar acıya…asla korkuya değil! Her şeyi yapmak isterken, hiçbirşey yapamaz duruma gelmişsin.

. / .

Belirli bir süre içerisinde herkes sıfıra iner.

. / .

– Süresi geçmiş bir kütüphane kimlik kartı, ne okuyordun Raymond? – Orada çalışıyordum. – Demek çalışıyordun. Sana ne okuyordun diye sordum. – Biyoloji ile ilgili şeyler. – Neden? – Bilmiyorum.. – Ne olmak istiyordun Raymond? – Veteriner… – Hayvanlar demek..Bu demektir ki okula gitmen gerek. – Hem de fazlasıyla. – Ölmek ister misin? – Hayır!!! – Burada….dizlerinin üzerine çökmüş durumda, bir mağazanın kapısının önünde… – Hayır hayır lütfen… – Ehliyetini alıyorum. Gelip seni kontrol edeceğim. Nerede yaşadığını biliyorum artık. Eğer 6 hafta içinde veteriner olmak için gerekli işlemleri yapmaya başlamazsan öleceksin. Şimdi acele et. Koş Forrest koş…

. / .

Dövüş Kulubü, dünyanın en zeki insanlarından kurulu değildir. Ama bizler de bir potansiyel var. Daha fazla güçlenmek için. Lanet olası bir jenerasyon; benzincide pompacı olarak çalışan, garsonluk yapan ya da beyazlara kölelik edenler… Reklam anlayışının sadece görüntüsü değişti. Hala işimize yaramayan bi sürü boktan şey satıyorlar. Bizler, tarihin ortasında yaşayan insanlarız baylar. Bir amacı ya da mekanı olmayan. Büyük bir savaş yaşamıyoruz ya da büyük bir gerginliğin ortasında değiliz. Bizim savaşımız ruhani bi savaş. Gerginlik ise bizim hayatımız. Televizyon seyredip birgün hepimizin bir milyoner ya da şarkıcı olacağını düşünüyor olabilirsiniz. Ama olamayacağız. Yavaş yavaş bu gerçeği öğreniyorum. Ve çok çok kızmış durumdayım.

. / .

Bizler sıçrama yapabiliriz. Bankada ne kadar paran olduğu, kullandığın araba ya da yaşadığın yer…ya da lanet olası kıyafetlerin. Bunlar önemli değil. Bizler dünyanın şarkı söyleyen, dans eden atıklarıyız.

. / .

Sizler özel değilsiniz. Yakışıklı ya da snopta değilsiniz. Sizlerde dünyadaki diğer organik canlılar gibi sıradansınız.

. / .

Bak, peşinde olduğun insanlar aynı zamanda güvendiğin insanlardır. Biz, yemeğinizi pişiren ahçılarız, çöpünü toplayan çöpçüleriz. Telefonlarınızı biz bağlıyor, ambulanslarınızı bizler kullanıyoruz. Uyurken sizleri biz koruyoruz. Bizi rahatsız etme!

. / .

– Şu anda ölmek üzere olsan hayatın hakkında neler düşünürdün? – Bilmiyorum. Eğer ölseydim hayatımın çok değersiz olduğunu düşünürdüm. Duymak istediğin bu muydu? Duydun işte yola dön haydi. – Yeteri kadar iyi değildi. – Lanet olsun!! Kulubün de, Marla'nın da, senin de…..Bıktım artık. – Pekala, bitirelim o zaman. – Direksiyonu tutsana.. – Şu haline bak! Acınacak haldesin. – Ne anlatmaya çalışıyorsun? – Daireni neden havaya uçurduğumu sanıyosun? – Ne? – Dairenin işini bitiren bendim. Basit bir gaz kaçağı değildi. Herşeyi kontrol etmekten vazgeç. Herşeyi oluruna bırak. Oluruna bırak gitsin!

. / .

Yapayalnızdım. Tek başıma. Tyler beni terketmişti. Şimdi ben Jack'in kırılan kalbiydim.

. / .

Sürekli tekrarlanan bir rüyanın içinde yaşıyordum. Gittiğim her yere daha önce de gitmiş hissediyordum. Görünmeyen adamı takip etmek gibiydi. Kurumuş kan kokusu, ayak izleri ve kavga belirtileri…Her zaman Tyler'ın bir adım gerisindeydim.

. / .

Biz kimseyi öldürmeyeceğiz dostum. Sadece özgür bırakacağız.  

. / .

2,5 dakika kaldı. Bütün o yaptığımız şeyleri düşün dostum. Bu pencereden dışarı bakıp, finans tarihinin nasıl yok olacağını seyredeceğiz. Bunun bir adım ötesi ekonomik özgürlüktür.

. / .

– Hayatını değiştirmenin bir yolunu arıyordun. Bunu tek başına yapamazdın. Ben, her zaman olmak istediğin insanım. Ben görünmek istediğin gibiyim. Ben sevişmek istediğin gibi sevişiyorum. Ve asla senin olamayacağın kadar özgür biriyim. – Bu mümkün değil, olamaz… – İnsanlar bunu her gün yaşıyorlar. Aynaya bakıp başka biri olmak istiyorlar. Onlar başaramadı ama sen bunu başardın.

Bir de orjinal replik:

Tyler Durden: Our generation has had no Great Depression, no Great War. Our war is a spiritual war. Our depression is our lives.

Tyler Durden: We are a generation of men raised by women. I'm beginning to wonder if another woman is what we really need.

Tyler Durden: I look the way you want to look, I fuck the way you want to fuck.

Tyler Durden: You're not your job. You're not how much money you have in the bank. You're not the car you drive. You're not the contents of your wallet. You're not your fucking khakis. You're the all-singing, all-dancing crap of the world.

Narrator: With insomnia, you're never really asleep; you're never really awake.

Tyler Durden: Our fathers were our models for God. If they bailed, what does that tell you about God? You have to be prepared for the possibility that God does not like you.

Narrator: Losing all hope is freedom.