The Fight Club

Bayan Arıza tarafından 9 - Şubat - 2011 tarihinde yazıldı.

Dövüş Kulübü "The Fight Club"

Bizler, dünyanın şarkı söyleyen dans eden atıklarıyız.

"Yaptığın iş değilsin..Cüzdanındaki para, sırtındaki üniforman ya da sana bugüne kadar değer verilmesini sağlayan diğer özelliklerin. Aslında bunların seninle hiçbir ilgisi yok…Kendini saydam ve her an eriyebilecek bir kar tanesi gibi güzel ve eşsiz mi hissediyorsun? Sen aslında hiçbir şeysin. Çünkü sahip olduğun varlıklar gün gelip sana sahip olmaya başlarlar. Sonra ne mi olur? Önce uyuyamamaya başlarsın. Ardından çevrendeki her şeye yabancılaşmaya..Ve Tyler Durden ile tanışırsın. Tyler'ın her zaman inanmaya hazır olacağınız ve istek duyacağınız bir planı vardır. Aslında gördüğünü zannettiklerinin görülmediğini ve sandıklarının da apaçık ortada olduğunu fark edeceksin…"

Yönetmen: David Fincher
Yapımcı: Art Linson
Senaryo: Jim Uhls
Görüntü Yönetmeni: Jeff Cronenweth
Müzik: The Dust Brothers
Oyuncular: Brad Pitt, Edward Norton, Helena Bonham Carter, Jared Leto.

Yönetmenliğini Seven ve The Game filmlerinden tanıdığım David Fincher'in yaptığı, başrollerini Brad Pitt, Edward Norton ve Helena Bonham Carter 'ın paylaştığı film tam anlamıyla arızalı bir film. Kült film olmaya aday. Hatta bence 1999 yılının en iyi filmlerinden biri olmak özelliğini taşıyor. The Fight Club'ta; 90'ların dünyasında herşeyin tüketildiği dönemde, buna şiddetle karşı çıkmak için kendini tüketerek varolma savaşı veren insanların öyküsünü anlatıyor.

Filmde kurgulama müthiş. Yönetmen, kamerayı, ışığı, sesi herşeyi iyi ve yerinde kullanmış. Seçilen oyuncuların gücü de tartışılmaz. Brad Pitt, bebek yüzlü aktör sıfatından çoktan kurtulduğu gibi bu filmde kendini aşmış. Film kadar müzikleri de harika.  Mekanlar, müzik, oyuncular çok iyi seçilmiş. David Fincher çok iyi iş çıkarmış.

Dövüş Kulubü Filminden Alıntılarım:

Sadece 3 dakika. Hepsi bu..Başlangıç, sıfır noktası.

. / .

6 ay boyunca uyuyamadım. Ve hiçbirşey gerçek gibi değildi. Ve herşey çok uzaklardaydı. Herşey, kopyanın kopyasının kopyası gibiydi. Herşeyin geliştirilmiş bir entegreden oluşturulmuş olduğunu düşünmeye başladım. IBM bilgisayarlarının kurduğu bir galaksi, Microsoft yazılımlarının kurduğu bir dünya…

. / .

Ve birden birşey oldu. Sanki…Bir binanın içinde kayboldum. Karanlık, sessiz ve ürkütücü…Özgürlüğü keşfettim. BÜTÜN UMUTLARIN KAYBOLMASI ÖZGÜRLÜKTÜ.

. / .

Aslında ölmek üzere değildim. Vücudumda kanser ya da başka bir mikrop yoktu. Etrafımdaki kalabalık, dünyanın ortasında yaşayan sağlıksız ama yaşamaya devam edebilecek bir böcek gibiydim…

. / .

Mağaranızdan içeriye adımınızı atın. Mağaranızın derinliklerine dalın. Orada size ilham veren hayvanı bulacaksınız.

. / .

Her gece ölüyordum ve tekrar doğuyordum. Sürekli olarak.

. / .

Marla'nın hayat felsefesi her an ölebileceği üzerine kuruluydu. Kendini bir trajedi olarak görüyor ama bunu dile getirmiyordu.

. / .

Bu benim hayatımdı ve dakika dakika sona yaklaşıyordum. Bu kez de başka bir uçakta uyanmıştım. Başka bir yerde ve zamanda uyanabilir misiniz? Peki başka bir insan olarak uyanabilir misiniz? Her seyahatim başka bir hayattı. Tek porsiyonluk kahve, tek porsiyonluk krema, tek porsiyonluk tereyağı ve mikro dalgada ısıtılmış yemek. Şampuanlar ve tek kullanımlık diş macunları. Her yolculuğumda tanıdığım insanlar, hepsi sanki tek kullanımlık arkadaşlar…

. / .

Belli bir zaman yaşamaya çalıştıktan sonra herkes sıfıra iner. 

. / .

Uçağım her iniş kalkışında çakılmak için dua ederim. Ya da bir çarpışma…herhangi birşey..

. / .

– Biz neyiz o zaman?
– Bilmiyorum, tüketici belki de…
– Doğru. Bizler tüketiciyiz. Hayat tarzımızı geliştirmek için alışveriş yaparız. Cinayet, suç, toplu katliamları düşün. Beni ilgilendiren pazarlama dergilerinin 500 kanallı televizyon, kablolu yayın satmaları falan değil; uyuşturucu, haplar ve viagra…
– Evet bunu yapanlar var.
– Onların canı cehenneme! Onların hepsi kokuşmuş dostum. Koltuk takımlarının ve sehpaların canı cehenneme..Ben diyorum ki mükemmel olmayı bırakıp gerçeklere dönelim…Bu, modern hayatta yaşamak için benim bulduğum bir yol.
– Bilmiyorum, belki biraz radikal ama….
– Sahip olduğun şeyler aslında sana sahipler….

. / .

Kulüpte kaybetmek ya da kazanmak önemli değildi. Kelimeler önemli değildi. Dil, konuşmak için kullanılmıyordu. Bu, sanki kiliseye gitmek gibi birşeydi. Kavga bittiğinde aslında hiçbirşey çözümlenmiş olmuyordu. Hiçbirşey fark etmiyordu. Sadece hepimiz kurtarılmış hissediyorduk.

. / .

– En iyi sabun hammaddesi yağdır. Ve en kaliteli yağ insanlardan çıkar.
– Burası neresi?
– Bir klinik.

. / .

Kendimi şişedeki balık gibi yalnız hissediyorum. Artık bunu kaldıramıyorum. Bu gerçekten intihar sayılmaz. Sadece kalıpların dışına çıkmak istedim.

. / .

Ben, Jack'in karışan aklıyım. Kafama bir silah dayayıp duvarı beyin parçacıklarıyla boyamak istiyordum…

. / .

Olmam gerektiği gibi değildim. Ama ben halimden memnundum. Hayat doluydum. Apartman hayatına veda et. Kariyerini çöpe at.

. / .

– Babam üniversiteye gitmemi istedi. Bende O'nun zoruyla gitmiştim.
– Hikaye tanıdık geliyor.
– Her zaman "önce okul" diyordu. Bir gün, "baba, okul bitti, şimdi ne olacak?" dedim. O'da bana "bir iş bul" demeye başladı. Daha sonra "baba, 25 yaşına geldim" dedim. O'da "n'olmuş yani?" dedi. Bende O'na "yalnızım" dedim.

. / .

Hepimiz her şeyi farklı görmeye başlamıştık. Gittiğimiz her yerde olayları ölçüyorduk. Şu reklam panosundaki heriflere acıyordum. Kendilerini Calvin Klein ya da başkaları için ilginç şekillere sokuyorlardı. Bir erkek nasıl mı görünmeli? Lanet olası herifler sadece mastürbasyon malzemesi oluyorlar. Buna kendi kendini yok etmek denir.

. / .

– Elin birazcık yanacak ve orada bir iz kalacak.
– Ne yapıyorsun, canım yanıyor…
– Elini çekme! Asit orada yanacak ve bitecek. Acı olmadan, eziyet olmadan hiç birşey elde edemezsin. Kes şunu, bu senin elin ve şu anda yanıyor.
– Mağaramdan içeri giriyorum.
– Hayır yapma. Bunu ölmek üzere olan insanlar yapar.
– Elim yanıyor, lanet olsun!
– Hayır. Hissettiğin basit bir acı…Dinle, şimdi eline su döküp daha beter yanmasını mı istiyorsun?
– Yardım et lütfen…
– Önce teslim olman gerekli. Korkuya değil! Ama öldürecek kadar acıya…asla korkuya değil! Her şeyi yapmak isterken, hiçbirşey yapamaz duruma gelmişsin.

. / .

Belirli bir süre içerisinde herkes sıfıra iner.

. / .

– Süresi geçmiş bir kütüphane kimlik kartı, ne okuyordun Raymond?
– Orada çalışıyordum.
– Demek çalışıyordun. Sana ne okuyordun diye sordum.
– Biyoloji ile ilgili şeyler.
– Neden?
– Bilmiyorum..
– Ne olmak istiyordun Raymond?
– Veteriner…
– Hayvanlar demek..Bu demektir ki okula gitmen gerek.
– Hem de fazlasıyla.
– Ölmek ister misin?
– Hayır!!!
– Burada….dizlerinin üzerine çökmüş durumda, bir mağazanın kapısının önünde…
– Hayır hayır lütfen…
– Ehliyetini alıyorum. Gelip seni kontrol edeceğim. Nerede yaşadığını biliyorum artık. Eğer 6 hafta içinde veteriner olmak için gerekli işlemleri yapmaya başlamazsan öleceksin. Şimdi acele et. Koş Forrest koş…

. / .

Dövüş Kulubü, dünyanın en zeki insanlarından kurulu değildir. Ama bizler de bir potansiyel var. Daha fazla güçlenmek için. Lanet olası bir jenerasyon; benzincide pompacı olarak çalışan, garsonluk yapan ya da beyazlara kölelik edenler… Reklam anlayışının sadece görüntüsü değişti. Hala işimize yaramayan bi sürü boktan şey satıyorlar. Bizler, tarihin ortasında yaşayan insanlarız baylar. Bir amacı ya da mekanı olmayan. Büyük bir savaş yaşamıyoruz ya da büyük bir gerginliğin ortasında değiliz. Bizim savaşımız ruhani bi savaş. Gerginlik ise bizim hayatımız. Televizyon seyredip birgün hepimizin bir milyoner ya da şarkıcı olacağını düşünüyor olabilirsiniz. Ama olamayacağız. Yavaş yavaş bu gerçeği öğreniyorum. Ve çok çok kızmış durumdayım.

. / .

Bizler sıçrama yapabiliriz. Bankada ne kadar paran olduğu, kullandığın araba ya da yaşadığın yer…ya da lanet olası kıyafetlerin. Bunlar önemli değil. Bizler dünyanın şarkı söyleyen, dans eden atıklarıyız.

. / .

Sizler özel değilsiniz. Yakışıklı ya da snopta değilsiniz. Sizlerde dünyadaki diğer organik canlılar gibi sıradansınız.

. / .

Bak, peşinde olduğun insanlar aynı zamanda güvendiğin insanlardır. Biz, yemeğinizi pişiren ahçılarız, çöpünü toplayan çöpçüleriz. Telefonlarınızı biz bağlıyor, ambulanslarınızı bizler kullanıyoruz. Uyurken sizleri biz koruyoruz. Bizi rahatsız etme!

. / .

– Şu anda ölmek üzere olsan hayatın hakkında neler düşünürdün?
– Bilmiyorum. Eğer ölseydim hayatımın çok değersiz olduğunu düşünürdüm. Duymak istediğin bu muydu? Duydun işte yola dön haydi.
– Yeteri kadar iyi değildi.
– Lanet olsun!! Kulubün de, Marla'nın da, senin de…..Bıktım artık.
– Pekala, bitirelim o zaman.
– Direksiyonu tutsana..
– Şu haline bak! Acınacak haldesin.
– Ne anlatmaya çalışıyorsun?
– Daireni neden havaya uçurduğumu sanıyosun?
– Ne?
– Dairenin işini bitiren bendim. Basit bir gaz kaçağı değildi. Herşeyi kontrol etmekten vazgeç. Herşeyi oluruna bırak. Oluruna bırak gitsin!

. / .

Yapayalnızdım. Tek başıma. Tyler beni terketmişti. Şimdi ben Jack'in kırılan kalbiydim.

. / .

Sürekli tekrarlanan bir rüyanın içinde yaşıyordum. Gittiğim her yere daha önce de gitmiş hissediyordum. Görünmeyen adamı takip etmek gibiydi. Kurumuş kan kokusu, ayak izleri ve kavga belirtileri…Her zaman Tyler'ın bir adım gerisindeydim.

. / .

Biz kimseyi öldürmeyeceğiz dostum. Sadece özgür bırakacağız.
 

. / .

2,5 dakika kaldı. Bütün o yaptığımız şeyleri düşün dostum. Bu pencereden dışarı bakıp, finans tarihinin nasıl yok olacağını seyredeceğiz. Bunun bir adım ötesi ekonomik özgürlüktür.

. / .

– Hayatını değiştirmenin bir yolunu arıyordun. Bunu tek başına yapamazdın. Ben, her zaman olmak istediğin insanım. Ben görünmek istediğin gibiyim. Ben sevişmek istediğin gibi sevişiyorum. Ve asla senin olamayacağın kadar özgür biriyim.
– Bu mümkün değil, olamaz…
– İnsanlar bunu her gün yaşıyorlar. Aynaya bakıp başka biri olmak istiyorlar. Onlar başaramadı ama sen bunu başardın.

Bir de orjinal replik:

Tyler Durden: Our generation has had no Great Depression, no Great War. Our war is a spiritual war. Our depression is our lives.

Tyler Durden: We are a generation of men raised by women. I'm beginning to wonder if another woman is what we really need.

Tyler Durden: I look the way you want to look, I fuck the way you want to fuck.

Tyler Durden: You're not your job. You're not how much money you have in the bank. You're not the car you drive. You're not the contents of your wallet. You're not your fucking khakis. You're the all-singing, all-dancing crap of the world.

Narrator: With insomnia, you're never really asleep; you're never really awake.

Tyler Durden: Our fathers were our models for God. If they bailed, what does that tell you about God? You have to be prepared for the possibility that God does not like you.

Narrator: Losing all hope is freedom.