Jason Segel hakkında bilmediğiniz 6 şey

Bayan Arıza tarafından Haziran - 21 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Tüm sezonlarını ezbere bildiğim, gelmiş geçmiş en iyi komedi dizilerinden biri olan "How I met your mother" ın kocaman adamı Jason Segel'i pek seviyorum. Cnbc-e derginin Mayıs 2011 sayısında O'nunla ilgili bir şeyler okumuşken sizinle de paylaşmaya karar verdim.

Jason Segel'i nasıl bilirsiniz? İyi biliriz, ama daha fazlasını öğrenmek istiyorsanız, Jason Segel sizin için açıklıyor.

GİZLİ YETENEĞİ Her yerde uyuyabilirim. Uzanacağım bir yer olduktan sonra uyumak benim için sorun değil. Dizinin setindeki favori uyku yerim bizi sürekli otururken gördüğünüz, oturma odasındaki koltuk.

TEMİZLİK ALIŞKANLIĞI Dizinin tek sevmediğim yanı her gün traş olmak zorunda kalmam. Dizi çekimleri olmasa Joaquin Phoenix modeli sakallarımla mutlu mesut yaşardım.

EN EŞSİZ EŞYASI Kuklalarımın hepsi benim için eşsizdir. Yeni bir kukla gösterisi yazıyorum. Onun için kuklalarım her zaman olduğu gibi ortalıkta değil, kapalı bir dolabın içindeler.

EV HAYATINDAKİ BECERİLERİ Şömine yakmakta başarısızım. Bu nedenle gazla çalışan bir şömine kullanıyorum. İkisinin aynı şey olmadığını biliyorum ama gazla çalışan şömine de beni sıcak tutuyor.

FORMUNU KORUMA YÖNTEMİ Egzersiz yapmam, ama tempolu yürüyüşü seviyorum. Hava güzelse ve zamanım da varsa, haftada dört ya da beş kere tempolu yürüyüşe çıkarım.

O'NU AĞLATAN FİLM Ben filmlerde sıkça ağlarım. Ama illa bir film söylemek gerekiyorsa, Bride Wars'un son sahnesinde çılgınca ağladım.

Kaynak: Cnbc-e Dergi (Mayıs 2011)

Youth Without Youth

Bayan Arıza tarafından Haziran - 20 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Birkaç gün önce izlemiş olduğum Youth Without Youth beni çok etkiledi ve filmi çok beğendim, tavsiye ederim. Her ay takip ettiğim Cnbc-e derginin bu ay ki film listesinde de yer alıyor. Buna istinaden dergiden sizin için çiziktirdim:)

"Francis Ford Coppola, Youth Without Youth'da sinemaya yeni bir boyut ekliyor."

Savaş öncesi Romanya'sında yaşayan ihtiyar dil profesörü Dominic Matei ömür boyu sürdürdüğü, dillerin kökeni konulu en önemli araştırmasını tamamlayamadan ölmekten korkar. Derken Dominic'e yıldırım çarpar. Sargıları çıkarıldığında, 30 küsür yaşında biri olmuştur. Hayretler içindeki doktorlar bu anlaşılmaz gençleşmenin sırrını çözmeye çalışırken, Dominic çocukluk sevgilisi Laura'ya çok benzeyen Veronica'ya aşık olur.

Youth Without Youth'un senaryosunu da yazan Francis Ford Coppola, kahramanı Dominic'in kayıp zamandan duyduğu endişeyi de duygularını da bize başarıyla sunuyor.

Yönetmen: Francis Ford Coppola Oyuncular: Tim Roth, Bruno Ganz, Alexandra Maria Lara, Andre Hennicke Yapım Yılı: 2007 Süre: 119 dakika

Kaynak: Cnbc-e Dergi (Haziran 2011 sayısı)  

Game of Thrones

Bayan Arıza tarafından Mayıs - 14 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Winter is Coming

Amerikan kanalı HBO yine muhteşem bir işe imza attı. Şimdiden ikinci sezon için anlaşma yapılmış bile.

Stark, Lannister ve Baratheon aileleri, şövalyeler, krallar, kraliçeler, savaş, entrika, korkulan ve bitmeyen kış, kuzey-güney, the Greyjoys, the Tullys, the Arryns ve the Tyrells uygarlıkları ve karşınızda yepyeni bir dizi: Game Of Thrones.

En mühim fantastik yazarlardan biri olan George R. R. Martin'in yazmış olduğu yedi romandan uyarlanan bu muhteşem dizinin yaratıcıları David Benioff ve D.B. Weiss. Brian Kirk ise dizinin yönetmeni.

Ned Stark rolünde Yüzüklerin Efendisi'nden hatırlayacağımız Sean Bean var. Lena Headey, Isaac Hempstead-Wright ve Aidan Gillen dizideki diğer oyunculardan bazıları, nitekim oyuncu kadrosu da oldukça geniş.

Birçok insan dizinin Ortaçağ dönemini yansıttığını söylüyor olsa da, dizideki dünya tamamen George R. R. Martin'in yaratmış olduğu epik bir yer. Çekimlerin kalitesi, atmosfer, seçilen oyuncular, kostüm, konuşulan dildeki aksan, her şey mükemmel olmuş. Üstelik dizi, sinema kalitesine sahip ve bunun için ne kadar uğraşıldığı da ortada. Zaten ilk bölüm 4.2 milyon kişi tarafından izlenmiş.

İlk bölümdeki girizgâh ile beni sarmış olan olan Game of Thrones'u üç bölüm arka arkaya izledikten sonra bağımlısı oldum. Size de tavsiye ederim.

Dizi hakkında daha fazla spoiler vermek istemiyorum. Divxplanet pek güzel anlatmış dizinin konusunu, aynen copy paste:

"Efsanevi Westeros topraklarını kontrol edebilmek için 7 soylu aile savaş vermekte, politik ve cinsel entrikalar çevrilmektedir. Bu aileler arasında, Stark, Lannister ve Baratheon aileleri öne çıkmaktadır…

Westeros kralı Robert Bratheon, eski bir arkadaşı olan Eddard Stark'a sağ kolu olması için teklif götürür. Eddard, kendinden önceki sağ kolun öldürüldüğünden şüphelendiği için, bu olayı araştırabilmek adına teklifi kabul eder. Sonra ortaya çıkar ki birden fazla aile tahta göz dikmiştir.

Büyük denizin diğer tarafında ise, asırlardır hüküm süren ve Baratheon ailesi tarafından tahttan indirilen eski Targaryen ailesinin sağ kalan üyeleri de tekrar yönetimi ele alma planları yapmaktadır. Bu ve Greyjoy, Tully, Arryn, Tyrell ailelerinin de bulunduğu bir savaş başlar. Bunlar olurken, kuzeyde ise, eskilerden kalma bir kötülük uyanmaktadır. Savaş ve politik kargaşaların ortasında, insan ırkı ve bu dehşet karşısında duran tek şey ise, kendini dünyadan dışlayıp, kuzeyde kaybolan Gecenin Bekçileri'dir."

Vavien

Bayan Arıza tarafından Mayıs - 6 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Türk sineması adına bugüne dek yapılmış en iyi işlerden biri Vavien. Filmin yönetmeni Yağmur ve Durul Taylan biraderler. Filmin senaryosu Engin Günaydın'a ait ve kendisi aynı zamanda Binnur Kaya ile başrolü paylaşıyor.

2009 yapımı bu lezzetli filmin türüne gelince, gerilim demek hiç yanlış olmaz sanırım. Aslında yer yer mizah öğelerini de görmek mümkün, bu bağlamda film kara mizah olmuş.

Film, bugüne dek çekilmiş Türk filmlerinden senaryosu, oyunculukları ve kurgusu ile hemen ayrılıyor. Öncelikle oyunculuklara şapka çıkarmak gerek. Binnur Kaya'yı ya da Engin Günaydın'ı hep komedilerde izlediğimiz için bu film bize onların ne kadar usta oyuncular olduklarını da gösteriyor, özellikle de Binnur Kaya canlandırdığı "Sevilay" karakteriyle takdir-e şayan.

Filmde, Engin Günaydın "Celal" karakteriyle karşımıza çıkıyor. Celal, Sevilay ile evlidir ve son derece mutsuzdur. Bu mutsuzluğa son vermek için inanılmaz bir plan yapar, her şey yolunda gibi gitse de sonunda bir sürpriz karşısına çıkar. Çok fazla spoiler vermek istemiyorum.

Binnur Kaya ve Engin Günaydın'dan başka, Settar Tanrıöğen'de çok iyi oynamış, diğer oyuncular arasında İlker Aksum ve Serra Yılmaz da var.

Bu mükemmel filmi mutlaka izleyin. Film boyunca yerinizden kıpırdayamayacak ve zamanın nasıl geçtiğini anlayamayacaksınız.

(500) Days of Summer

Bayan Arıza tarafından Nisan - 12 - 2011 zamanında yazılmıştır.

IMDB'nin 10 üzerinden 8 verdiği bu keyifli filme bir 7 puan da benden. Son birkaç ay içerisinde izlediğim en keyifli film oldu 500 Days of Summer.

Yönetmen Marc Webb daha önce Green Day ve 3 Doors Down'ın videolarını çeken, film dünyasına sonradan dahil olan biri.

Film Regina Spektor fonuyla başlıyor, bu zaten beni çok etkiledi.

Esas kızımız dünyalar güzeli Zooey Deschanel (ki kendisini Weeds'ten hatırlıyorum) ve filmin aşk vurgunu yemiş esas oğlanı, dünyanın en sevimli heriflerinden biri olan Joseph Gordon-Levitt başrollerde.

Aslında filmin başında "bu bir aşk filmi değil" dese de düpedüz bir aşk filmi ama o bildiğimiz klasik olanlardan değil. Yaşananlar klasik ama bugüne dek çekilen filmler gibi sıradan değil.

Tom'un The Smiths dinlerken Summer adında bir hatuna aşık olmasının ve hatunun da O'na aşık olmamasının hikâyesi filmin konusunu oluşturuyor. Olaylar, 500 günde anlatılıyor ama kronolojik ilerlemiyor, filmin en büyük artılarından biri de bu. 27.günü izlerken bir sonraki sahnede 359.güne geçiş yapıyor.

Tom'u oynayan Joseph Gordon Lewitt muhteşem bir iş çıkarmış, hatundan ziyade, filmi götüren de o olmuş bence. Mutlu olduğu ya da acı çektiği sahneleri de pek güzel üstlenmiş.

Film aslında o bildiğimiz öykülerden. Ancak gerek aradaki animasyon vari efektler, gerek edilen bilgece laflar, Tom'un etrafında takılan arkadaşlarıyla olan muhabbetleri filmi keyifli hale getirmiş. Ben çok keyif aldım izlerken, size de tavsiye ederim. Ayrıca soundtrack'i de süper!

Cem Kurtuluş “Kaybedenler Kulübü”

Bayan Arıza tarafından Mart - 28 - 2011 zamanında yazılmıştır.

 Kritik biraz spoiler içerir, ona göre:)

Öncelikle bu film herkesin seveceği bir film değil. Sıkılabilirsiniz de sevebilirsiniz de.

İki adam radyo programı yapmaya başlarlar.  Bu radyo programında istediklerini anlatırlar. S.ksten, hayattan, s.ks pozisyonlarından, hatta arayan kızlara ‘’sizinle yatmış mıydık’’ diye ilk soruyu soruyorlar. Çoğu zaman bu numara tutuyor.

    ma çoğu zaman da sırf bu yüzden şikayetçi oluyorlar.  Bu adamların para yönünden hiçbir kaygısı yok. Keyif aldıkları işi yapıyorlar bütün mesele bu. Radyo bir süre sonra baya popüler oluyor. Bu iki adama genç kızlar aşık oluyor. Kızlar bunlara hastadır ama bunlar kızları amaçlarına ortak ederler.

Her gün onlarca kızla beraber olurlar. Bu iki arkadaşın birinin ismi kaan birinin ismi mete’dir. Kaan bir yayınevi sahibidir. Ama çıkardığı kitaplar fazla satmaz. O bunu fazla umursamaz. Yine yolumuzu buluruz diyorlar. Radyodan para almazlar ama hayatlarına öyle ya da böyle bakarlar.

Film’de Nejat işlerin oyunluğunu o kadar beğenmesem de  yiğit özşener’in iyi iş  çıkardığını söylemeliyim. Kimileri pornografik film mi izliyoruz diyebilirler o da onların hakkı.  Kaan bir süre sonra bir kıza aşık oluyor hayatı bir süre değişiyor ama sonradan yine eski hayatına dönüyor.   Ahu Türkpençe’nin oyunculuğunu da beğenmedim. Ama Yiğit özşener oynadığı filmin hakkını vermiş.  On numara bir film değildi, abartmaya da gerek yok ama benim filme puanım 10 üzerinden 6’dır.

25/03/2011

Yazan:Cem Kurtuluş  

Ejderha Dövmeli Kız: The Girl With The Dragon Tattoo

Bayan Arıza tarafından Mart - 16 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Steig Larsson'un "Ejderha Dövmeli Kız" ını iki günde bitirdikten ve çok etkilendikten sonra filmini izlemeye karar verdim. Film, Almanya, Danimarka, İsveç ortak yapımı ama dil İsveççe. Kulağı tırmalamadığı ve filme de çok yakıştığı ortada.   Steig Larsson bunları hayal edemezdi belki çünkü filmi bırakın, kitaplarının dünyanın en çok satılan kitaplardan biri olduğunu öğrenemeden elli yaşında kalp krizinden vefat etti.

Filmin yönetmeni Niels Arden Oplev. Oyuncular da başarılı, özellikle Mikael Blomkvist'i canlandıran Michael Nyqvist. Ama Lisbeth Salander rolünü başarıyla canlandıran Noomi Rapace yerine başka birini seçmelilerdi bence. Bu kısım biraz Steig Larsson'un yarattığı Lisbeth Salander karakteri ile örtüşmedi. En azından ben kafamda böyle canlandırmamıştım Salander'ı.

Kitap o kadar doluydu ki, film normal bir film standartlarına göre çok uzun olmasına rağmen (2 saat 32 dakika) yine de yetmedi. Belki birkaç saatlik dizi yapsalardı ya da filmin devamı olsaydı daha güzel olabilirdi. Hiçbir ayrıntıyı kaçırmak istememişler ama -yine de- 648 sayfayı senaryolaştırınca bazı ayrıntılar da uçup gitmiş haliyle. Her şeye rağmen film en azından filme çekilen kitaplar kategorisinde kötü bir yerde değil.

Üçlemenin ikinci kitabını da senaryolaştırıp sinemaya uyarlayacaklar mı bilemiyorum ama umarım çekerler. LÜTFEN! LÜTFEN! LÜTFEN! Kitabı okumadan filmi izlemeye kalkmayın. Önce kitabı okuyun, sonra filmi izleyin.

Bayan Arıza “Sevdiğim Filmlerden Diyaloglar” (İngilizce)

Bayan Arıza tarafından Mart - 12 - 2011 zamanında yazılmıştır.

THE CROW Eric Draven: Little things use to mean so much to Shelley — I thought they were kind of trivial. Believe me, nothing is trivial.

Sarah: People used to think that when someone dies, a crow carries their soul to the land of the dead. But sometimes… only sometimes the crow brings that soul back to set the wrong things right.

Sarah: If the people we love are stolen from us, the way to have them live on is to never stop loving them. Buildings burn. People die. But real love lives forever.

Sarah: What are you supposed to be, some kinda clown or something?

Eric Draven: Sometimes.

VELVET GOLDMINE

Mandy: Today, there'd be fighting in the streets. But in 1972, it was more like dancing.

Mandy: "You live in terror of not being misunderstood.

Mod Girlfriend: So what are you, a mod or a rocker?

Brian Slade: Six of one, half a dozen of the other, really. THE FIGHT CLUB

Tyler Durden: Our generation has had no Great Depression, no Great War. Our war is a spiritual war. Our depression is our lives.

Tyler Durden: We are a generation of men raised by women. I'm beginning to wonder if another woman is what we really need.

Tyler Durden: I look the way you want to look, I fuck the way you want to fuck.

Tyler Durden: You're not your job. You're not how much money you have in the bank. You're not the car you drive. You're not the contents of your wallet. You're not your fucking khakis. You're the all-singing, all-dancing crap of the world.

Narrator: With insomnia, you're never really asleep; you're never really awake.

Tyler Durden: Our fathers were our models for God. If they bailed, what does that tell you about God? You have to be prepared for the possibility that God does not like you.

Narrator: Losing all hope is freedom.

TRAINSPOTTING

Mark "Rent-boy" Renton: Relinquishing junk. Stage one, preparation. For this you will need one room which you will not leave. Soothing music. Tomato soup, ten tins of. Mushroom soup, eight tins of, for consumption cold. Ice cream, vanilla, one large tub of. Magnesia, milk of, one bottle. Paracetamol, mouthwash, vitamins. Mineral water, Lucozade, pornography. One mattress. One bucket for urine, one for feces and one for vomitus. One television and one bottle of Valium. Which I've already procured from my mother. Who is, in her own domestic and socially acceptable way also a drug addict. And now I'm ready. All I need is one final hit to soothe the pain while the Valium takes effect.

Mark "Rent-boy" Renton: Choose life. Choose a job. Choose a career. Choose a family. Choose a fucking big television. Choose washing machines, cars, compact disc players and electrical tin openers. Choose good health, low cholesterol, and dental insurance. Choose fixed interest mortgage repayments. Choose a starter home. Choose your friends. Choose leisurewear and matching fabrics. Choose DIY and wondering who the fuck you are on a Sunday morning. Choose sitting on that couch watching mind-numbing, spirit crushing game shows, stuffing junk food into your mouth. Choose rotting away at the end of it all, pishing your last in a miserable home, nothing more than an embarrassment to the selfish, fucked up brats you spawned to replace yourself. Choose a future. Choose life… But why would I want to do a thing like that? THE DOORS

Jim Morrison: You're all a bunch of fuckin' slaves!

Pamela: You actually put your dick in this woman?

Jim: Well, yeah, sometimes.

Jim Morrison: Actually I don't remember being born, It must have happened during one of my black outs.

Andy Warhol: Somebody gave me this telephone… I think it was Yvie… yeah it was Yvie… and she said I could talk to God with it, but uh… I don't have anything to say… so here… [giving Jim the phone] this is for you… now you can talk to God. NATURAL BORN KILLERS

Mickey: The whole world's comin' to an end, Mal!

Mallory: I see angels, Mickey. They're comin' down for us from heaven. And I see you ridin' a big red horse …

Mickey: It's fate, you know. Nobody can stop fate, nobody can.

C.R.A.Z.Y.

Bayan Arıza tarafından Mart - 11 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Son yıllarda izlediğim en içten film "C.R.A.Z.Y."

Jean-Marc Vallee’nin yönettiği, bol ödüllü, 2005 Kanada yapımı bir film, sıcacık, içten, sevgi dolu…

Mütevazi beş erkek çocuklu Beaulieu ailesinin hikâyesi. Yani Christian, Raymond, Antoine, Zachary, Yvan'nın öyküsü…Kahramanımız ise oğullardan biri olan Zac.

Annesi, Zac'in seçilmiş bir çocuk olduğuna inanmakta, babası ise oğlunun eşcinsel olmaması için elinden geleni yapmakta.

Film 60'lardan başlayıp 80'lere uzanıyor. Filmde bolca David Bowie, Pink Floyd ve Rolling Stones duymanız da olası.

Yönetmen: Jean-Marc Vallée Senaryo: François Boulay, Jean-Marc Vallée Oyuncular: Michel Côté, Marc-André Grondin, Pierre-Luc Brillant

Nothing Is Private – Towelhead

Bayan Arıza tarafından Şubat - 27 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Towelhead bir diğer adıyla Nothing is Private, Six Feet Under'dan ve True Blood'dan tanıdığım – sevdiğim, hatta American Beauty ile gönlümde taht kuran Alan Ball'un elinden çıkma, senaryo ve yönetmen koltuğunda kendisi var.  Alan Ball bu filmi, "Towelhead" isimli kitaptan yola çıkarak senaryolaştırmış.

Başrol oyuncumuz olan esas kız Jasira'nın babasını oynayan aktör Peter Macdissi'yi Six Feet Under sevenler hemen hatırlayacaklardır, Claire'in Güzel Sanatlar'daki öğretmeniydi bu Lübnan'lı aktör. Filmde de Lübnan asıllı bir Amerika'lıyı canlandırmakta son derece usta.

Film, 13 yaşındaki Jasira'nın ergenliğe girerken yaşadıkları ve çevresinde olan biten olayları anlatıyor. Banliyöde yaşayan bir grup insanın hayatına da ışık tutuyor.

Jasira'nın cinsellikle çok kötü bir tecrübe ile tanışması, masumiyetin gitgide yitip gitmesi, babanın kızına karşı olan sert tutumu, komşuları orduda yedek asker olarak görev yapan Mr.Vuoso'nun pedofilik olayları, Jasira'nın babasının otoritesinden korkup başına gelen olayları anlatamaması, diğer komşularının Jasira'yı koruma çalışmaları derken olaylar sonunda patlıyor.

Oldukça rahatsız edici bir film aslında, ırkçılık, milliyetçilik gibi konular da yer yer işleniyor. American Beauty tadı veriyor. Bıçak gibi kesiyor.

Başlıca Oyuncular:

Summer Bishil … Jasira Maroun Chris Messina … Barry Maria Bello … Gail Monahan Peter Macdissi … Rifat Maroun (as Peter MacDissi) Gemmenne de la Peña … Denise Robert Baker … Mr. Joffrey Eamonn Roche … School Photographer Aaron Eckhart … Travis Vuoso Carrie Preston … Evelyn Vuoso Chase Ellison … Zack Vuoso