Film & Dizi’ kategorisi için Arşiv

Across The Universe

Bayan Arıza tarafından Aralık - 1 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Julie Taymor'ın üçüncü filmi Across The Universe, sitesinde "Dünyanın en meşhur şarkılarının sözlerinde, hiç anlatılmamış bir hikaye yatıyor" diye sunuluyor.

2007 yılında En İyi Film dalında Altın Küre adayı olan Across The Universe, fonunda 60'ların dünya olayları ve insanlık halinin bulunduğu, 33 The Beatles şarkısının eşlik ettiği bir gençlik aşkı filmi. Adını da aynı adı taşıyan John Lennon-Paul McCartney şarkısından alıyor.

60'lı yılların toplumsal çalkantıları arasında birbirine aşık olan İngiliz bir çocuk ile Amerikalı bir kızın hikayesi de, karakterlerin söylediği çeşitli The Beatles şarkılarıyla anlatılıyor. Liverpool'lu bir genç, Vietnam Savaşı sırasında babasını bulmak için kalkıp Amerika'ya gelir. Kendini Greenwich Village'de bulur ve banliyöde büyümüş Amerikalı bir kıza aşık olur. 60'ların sonunda ülkedeki değişimleri birlikte yaşarlar.

Taymor, The Lion King'i sahneye koyduğunda, müzikal dalında Tony ödülü alan ilk kadın yönetmen olmuştu. Walt Disney şirketi çok başarılı filmleri Aslan Kral'ın Broadway uyarlamasını ona emanet etmişti. Ne yazık ki bütün bu başarılar, hatta Shakespeare'in Titus'undan çok çarpıcı bir film yapması da, Spiderman: Turn off the Dark müzikali yüzünden başının derde girmesini engellemedi. Şimdi yapımcılarla mahkemelik durumda. Mart ayında müzikalin yönetmenliğinden azledilen Taymor, ona tazminat vermeden yaratıcı katkılarından yararlanıldığını iddia ediyor.

Sevin Okyay (Cnbc-e Dergi, Aralık 2011 sayısı)  

Melancholia

Bayan Arıza tarafından Ekim - 21 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Danimarka'lı yönetmen dogma akımının en önemli temsilcilerinden Lars Von Trier'in son baş yapıtı Melancholia'yı izledim. Adam hem yazmış, hem de yönetmiş bu muhteşem ve çok etkileyici filmi.

Dancer in the Dark ile beni darmaduman eden Lars Von Trier yine hemen hemen her filminde olduğu gibi bunda da hüzün temasını kullanmış. Adam aslında bir bilim kurgu hikâyesi yazmış, son dönemde çokça konuşulan dünyanın yok oluşu, marduk hikâyesi, felâketler konusunu kendi bakış açısından sunuyor bize. Fakat filmde umuda dair hiçbir şey yok.

Her daim kullandığı yakın çekimler, el kamerası, inanılmaz güzel görüntüler ve Wagner'in müzikleri filmin olmazsa olmazları arasında.

Pek sevdiğim Kirsten Dunst (The Virgin Suicides'tan beri çok seviyorum bu hatunu) ve Charlotte Gainsbourg başrolde. Ayrıca Jack Bauer karakteriyle aşina olduğumuz Kiefer Sutherland, True Blood'dan tanıyıp sevdiğimiz Alexander Skarsgård ve John Hurt var.

Film o kadar etkiledi ki beni yer yer bu felâketten etkilendiğimi hissettim, boğulurmuşum gibi oldum adeta.

Yönetmen de bu filmle ilgili olarak "no more happy endings" demiş. Doğru söze ne hacet?  

The Runaways

Bayan Arıza tarafından Ekim - 18 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Ülkemizde gösterim şansı bulamayan The Runaways (Asi Kızlar), başrol oyuncuları Dakota Fenning ve Kristen Stewart'ın farklı rollerin peşinde koştuklarının ispatı olarak görülebilir. Zira filmde hem çalıyor hem söylüyor hem de 70'lerin asi gençlerine uygun, çılgın hayat tarzını en inandırıcı şekilde yansıtıyorlar.

Asi Kızlar, 70'lerin ikinci yarısında adını duyurmayı başaran, tamamı genç kızlardan oluşan rock grubu The Runaways'in kuruluş ve şöhret macerasını anlatıyor. Filmde Fanning'in canlandırdığı, grubun vokalisti Cherie Currie'nin yazdığı anı kitabından uyarlanan yapım, özellikle müzikal performanslarıyla övgü topladı. Kariyerlerinde ilk kez bir filmde şarkı söyleyen Fanning ve Stewart, grubun ünlü olduğu dönemi gerçek The Runaways hayranlarına yeniden yaşatmak için ellerinden geleni yapmış gibi görünüyor. Çektiği müzik videolarıyla tanınan Kanadalı fotoğrafçı ve yönetmen Floria Sigismondi, senaryosunu da yazdığı Asi Kızlar'ın sıradan bir biyografi filmi görünmemesini sağlamış. Sigismondi, filmin aslen bir büyüme hikâyesi anlattığını söylüyor ve The Runaways'in dönemin diğer rock gruplarından farklı bir yere oturduğu gerçeğini kendine rehber aldığını ifade ediyor.

Kaynak: Cnbc-e Film Eki (Ağustos'11)

Bizim Büyük Çaresizliğimiz

Bayan Arıza tarafından Ekim - 18 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Nürnberg'deki 16. Türkiye-Almanya Film Festivali'nde hem En İyi Film seçilen hem de FIPRESCI ödülünü alan Bizim Büyük Çaresizliğimiz, çok iyi oynanmış bir film.

Barış Bıçakçı'nın romanı Bizim Büyük Çaresizliğimiz, yönetmen Seyfi Teoman tarafından sinemaya uyarlandı. Sonra da tıpkı Teoman'ın ilk filmi, İstanbul Film Festivali'nde Yılın En İyi Türk Filmi seçilen Tatil Kitabı gibi, dünya galasını Berlin Film Festivali'nde yaptı. Nürnberg 16. Türkiye-Almanya Film Festivali'nde ise hem En İyi Film hem de FIPRESCI ödülünü aldı.

Hikâye aynı evde yaşamak durumunda kalan üç kişi üzerine. Lise yıllarından beri arkadaş olan Ender (Fatih Al) ve Çetin (İlker Aksum), Çetin'in Ankara'ya dönüşüyle tekrar bir araya gelir ve aynı evde yaşamaya başlar. Derken Almanya'da yaşayan yakın arkadaşları Fikret (Baki Davrak), Türkiye'de bir trafik kazası geçirir. Kazada o yaralanırken annesiyle babası ölür. Arkadaşlarından Ankara'da üniversitede okuyan kız kardeşi Nihal'in (Güneş Sayın) okulunu bitirene kadar onlarla kalmasını ister. Bu zoraki üçlü yaşam iki arkadaşı hayli rahatsız eder. Nihal de ölüm acını aşıp onlarla iletişim kurmak istemez. Ancak kısa zamanda birbirlerine alışırlar. Hatta Ender ve Çetin birbirlerinden habersiz Nihal'e aşık olur.

Bizim Büyük Çaresizliğimiz dram olmasına dram ama, çaresizlik üzerine değil. Daha çok dostluğun sıcaklığı, güvenirliği üzerine, iyi yazılmış, çok iyi oynanmış bir film.

Kaynak: Cnbc-e Film Eki (Ağustos'11)  

Kanıt “Kusursuz cinayet yoktur”

Bayan Arıza tarafından Eylül - 3 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Polisiye, gerilim, korku konulu filmleri ve dizileri çok severim. Bu konuda yazılmış kitapları da bir solukta okurum. Oldukça sağlam bir arşivim de var. Türkiye'de bu konuda yapılmış bir iş yoktu açıkçası. Kitaplar konusunda iyiyiz ama film ve dizi fakiriyiz. Filmlerden de "Ejder Kapanı" ve "Av Mevsimi"ni başarılı buldum.

Yıllardır televizyonda CSI, CSI: NY, CSI: Miami, Without a Trace, The Mentalist, Endgame, Coldcase, Criminal Minds, Dexter, Lie to Me, Castle ve şimdi ismi aklıma gelmeyen yüzlerce dizi izledim, izlemeye de devam ediyorum.

"Kanıt" dizisi televizyonumu evde dekor olmaktan çıkarıyor. Zira sadece "Kanıt" yayınlandığında televizyonu açıyorum. İzleyemediğim bölümlerini de ertesi gün internet ortamından izliyorum, bazen gaza gelip aynı bölümü 2 kez izlediğim bile oluyor.

Yönetmen Biray Dalkıran, genel yönetmeni ve yapımcısı Abdullah Oğuz. Hikâyesini Prof. Dr. Sevil Atasoy, Selin Atasoy Hartevioğlu, senaryosunu Ahmet Saatçioğlu ve görüntü yönetmenliğini Ege Ellidokuzoğlu üstleniyor. Yapım ise ANS Prodüksiyon.

Sevil Atasoy'un her bölümü "kusursuz cinayet yoktur" diye bitirmesine de hastayım. Bugüne dek yayınlanan tüm bölümlerini izledim. Elbette diziyle ilgili eleştiriler de var, "çakma CSI" diyor bazıları, hatta bir bölümünde dizi oyuncuları da zikretmişti ki kendilerini eleştirmeleri pek hoşuma gitti. Ancak kimin ne dediğinin pek önemi yok benim için çünkü severek izliyorum. En sevdiğim taraf da her bölümde farklı bir konu işlemeleri, farklı bir ölüm sebebi, farklı bir cinayet vak'ası sunmaları. Olay yeri inceleme, swap, DNA analizi pek aşina olduğum mevzular oldu. Dizinin yurdumda geçmesi de benim için bir artı bence. Tehlikenin nereden geldiği pek bilinmese de en azından biraz daha temkinli yaklaşıyor insan yaşadığı olaylara ve çevresindeki insanlara.

Dizi, Başkomiser Orhan ve Selim etrafında dönüyor gibi olsa da bölümler ilerledikçe yan roller de başrol gibi oldu. Adli tıp doktoru Ece, kriminolog Zeynep, bir ara dizide olan İzmir'den gelen Ayça komiser gibi.

Bu türün sağlam bir hayranı olarak Kanıt'ı beğenerek izliyorum. Umarım böyle iyi işler yurdumdan çıkmaya devam eder.

Endgame

Bayan Arıza tarafından Ağustos - 31 - 2011 zamanında yazılmıştır.

İzlediğim dizilere birini daha ekledim,  o da “Endgame”.

Dünya satranç şampiyonlarından Arkady Balagan, yeni bir turnuvaya katılmak için Kanada’nın Vancouver şehrinde kaldığı otelin önünde çok sevdiği nişanlısı Rosemary’nin öldürülüşüne tanık olur. Balagan yaşadığı bu olayın travmasını bir türlü atlatamaz bir süre sonra agorafobiye yakalanır. Nişanlısıyla birlikte geldiği otelden tek başına çıkamayacağını düşünen genç  adam, maddi sorunlarını halletmek için otel odasında satranç dersleri vermeyi dener. Bu derslerden elde ettiği gelir lüks bir otelde kalmasına yetmeyince Arkady Balagan, sahip olduğu analitik düşünce gücünü suç dosyalarını çözüme ulaştırmak yolunda kullanmaya başlayacaktır. “Suç işlemenin stratejik bir oyun”dan ibaret olduğunu düşünen Arkady Balagan, Endgame’de alışılmışın dışında bir dedektif portresi çiziyor.

Kaynak: Cnbc-e Dergi Ağustos’11

Diabolique

Bayan Arıza tarafından Temmuz - 1 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Sharon Stone'un öldürücü bakışlarıyla dehşet saçtığı Diabolique, esrarlı bir cinayet öyküsü.

Usta yönetmen Henri-Georges Clouzot'nun 1955 yılında çektiği "Les Diaboliques"in farklı bir versiyonu olan Diabolique, Sharon Stone'un, rol aldığı erotik gerilimlerle gündeme oturduğu bir dönemin ürünü. Stone'un şeytani bakışlarıyla Isabelle Adjani'nin masum suratını bir araya getiren film, bu iki güzelin birlikte işlediği bir cinayetin sonrasını anlatıyor.

Filmde bir adamın karısı ve metresi, bir araya gelip onu öldürmeye karar veriyor. Her şey gayet yolunda giderken, cesedin ortadan kaybolması iki kadını şaşkına çeviriyor. Bu arada olayı araştıran polis memurunun, kadınların bir şey sakladığınu anlaması çok sürmüyor. Aldatılan eş rolünde Adjani'yi, intikam hırsıyla dolu metres rolünde ise Stone'u izliyoruz. Filmin gerçek sürprizi polis memuru olarak karşımıza çıkan Kathy Bates.

Yönetmen: Jeremiah S. Chechik Oyuncular: Sharon Stone, Isabelle Adjani, Chazz Palminteri, Kathy Bates Yapım Yılı: 1996 Süre: 107 dakika

Kaynak: Cnbc-e Dergi (Mayıs 2011)

Traffic

Bayan Arıza tarafından Haziran - 28 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Traffic, polisiye kalıplarının dışına çıkarak soruna geniş açıdan yaklaşan ve perde arkadasındaki ilişkileri sorgulayan bir başyapıt.

Javier Rodriguez, ortağı Manolo Sanchez ile birlikte Meksika'nın bir numaralı suçlu avcısı General Salazar'ın denetiminde sınır hattında uyuşturucu kaçakçılığına karşı savaşmaktadır. Başsavcı Robert Wakefield, başkan tarafından uyuşturucuya karşı yapılan mücadelede görevlendirilmiştir. Wakefield, devletin yeni önlemler getirmesini sağlamaya çabalarken, uyuşturucu batağına saplanan kızı Caroline ile ilgilenmek zorundadır. Benicio Del Toro'nun "En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu" dalında Oscar kazandığı film ayrıca En İyi Yönetmen, En İyi Kurgu, En İyi Uyarlama Senaryo dallarında da ödüllendirildi.

Yönetmen: Steven Soderbergh Oyuncular: Michael Dougles, Don Cheadle, Benicio Del Toro, Catherine Zeta-Jones Yapım Yılı: 2000 Süre: 140 dakika

Kaynak: Cnbc-e Dergi (Mayıs 2011)

Tideland

Bayan Arıza tarafından Haziran - 26 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Daha önce kritik yazdığım, "Dizi&Film" listeme eklediğim  ve çok beğendiğim bu Terry Gilliam filmini bir de Cnbc-e dergi Mayıs 2011 sayısındaki tanıtımdan öğrenin. Henüz izlememiş olanlar izlesin, bilenler bilmeyenlere öğretsin:)

Sizin için tarafımdan itinayla yazılmıştır.

Tideland, her filminde delilikle fantezi arasında sıkışıp kalmış bireylerin hikâyelerini anlatan Terry Gilliam'ın imzasını taşıyor.

Tideland, Terry Gilliam'ın sinematografisinin belkemiğini oluşturan ana çizgiye sadık kalan ve daha önceki birçok filminde de tanık olduğumuz delilik ve fantezinin kesiştiği, çatıştığı ya da anlaştığı o hayali bölgeden uzaklaşmayan bir yapım.

Lewis Carroll'ın klasikleşmiş eserinden bir alıntıyla başlayan film; ekranda göründüğü sürenin büyük bir bölümünü çürüyen bir ceset halinde bir koltuğun üzerinde geçiren Jeff Bridges'in varlığıyla zenginleşiyor.

Yönetmen: Terry Gilliam Oyuncular: Jodelle Ferland, Brendan Fletcher, Janet Mcteer, Jennifer Tilly, Jeff Bridges Ülke: İngiltere, Kanada Yapım Yılı: 2005 Süre: 99 dakika

Kaynak: Cnbc-e Dergi (Mayıs 2011)

The Boondock Saints

Bayan Arıza tarafından Haziran - 22 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Daha önce kritiğini yapmıştım bu filmin. İzlerken gülmekten bayıldığım filmlerden biri. Haziran Cnbc-e derginin film listesinde de yer alınca, daha önce yazmış olduğum kritiğime ek olarak derginin filmle ilgili anekdotlarını aktarmak istedim.

Evinde sınırsız internet paketi olmayan arkadaşlar (kotadan yemesin hesabı) 20 Haziran'da Cnbc-e ekranlarına yapışsınlar. "İkiz kardeşlerin adalet duygusu kural tanımıyor."   The Boondock Saints/Şehrin Azizleri, 2000 yılında ülkemizde gösterime girdiğinde yurt dışında aldığı zayıf eleştirileri yalanlarcasına çabucak kendine bir hayran kitlesi yaratmıştı. Şehrin kötülerini kendi yöntemleriyle cezalandıran ikiz kardeşlerin öyküsü, hayatında ilk kez senaryo yazan ve yönetmen koltuğuna oturan Troy Duffy'nin hayatının projesi adeta. Duffy, normalde hayli sevimsiz görünebilecek kişisel adalet arayışı meselesini son derece eğlenceli karakterler ve diyaloglarla depresif havasından çıkarıyor ve seyirciye tadından yenmez bir suç filmi armağan ediyor.

Yönetmen: Troy Duffy Oyuncular: Willem Dafoe, Sean Patrick Flanery, Norman Reedus, David Della Rocco Yapım Yılı: 1999 Süre: 102 dakika Kaynak: Cnbc-e Dergi (Haziran 2011 sayısı)