Film & Dizi’ kategorisi için Arşiv

Suits

Bayan Arıza tarafından Eylül - 27 - 2012 zamanında yazılmıştır.

İki sezonu da bitirdikten sonra Suits hakkında birkaç satır yazmaya karar verdim.

2011 yapımı bu muhteşem dizinin yaratıcısı Aaron Korsh. Kendisini Everybody Loves Raymond (1996) ve Just Shoot Me! (1997) dizilerinden hatırlayabilirsiniz.

Dizi, iş bitirici avukat Harvey Specter (Gabriel Macht) ve yardımcısı Mike Ross (Patrick J. Adams)'un maceralarını anlatıyor. Suits, bu iki harika oyuncunun yanısıra Rick Hoffman'ın muhteşem bir şekilde canlandırdığı Louis Litt karakteri ile tavan yapıyor.

Harvey Specter avukatlık camiasında çok bilinen, kendi çizgisi olan, süper takımlar giyen, gayet cool, havalı, sözünü esirgemeyen, Aston Martin kullanan ve tarzı olan bir avukat. Hayran olmamak elde değil. Mike ise sözde Harvard mezunu, çok zeki ve fotografik hafızası 1500 olan bir karakter.

Suits, son derece keyifli ve sürükleyici bir dizi. Dizide bir sürü hukuk terimi geçmesine rağmen bağımlısı yapıyor sizi adeta. 42-43 dakika boyunca sizi esir ediyor ama çok keyif alıyorsunuz izlerken.

Dizide şirketin sahibesi olan Jessica Pearson yani Gina Torres de muhteşem bir oyunculuk çıkarıyor. Ayrıca Harvey'in sekreteri, her şeyi olan Donna Paulsen'i canlandıran Saray Rafferty de süper hiper oynuyor. Oyuncular gerçekten de harika seçilmiş. En itici karakter gibi görünen Louise Litt bile bence çok sevimli. Bir de Mike'ın yanık olduğu Rachel Zane (Meghan Markle) var.

Dizimiz Manhattan'daki bir avukatlık bürosunda geçiyor. Bizi adeta avukatların dünyasına davet ediyor.

Her bölümde farklı bir olay çözülüyor gibi görünse de dizi süreklilik arzediyor. Baştan sona keyifle izleyeceğiniz bu harika diziyi tavsiye ediyorum.

İsimsiz Bir Sürücü “Drive”

Bayan Arıza tarafından Eylül - 15 - 2012 zamanında yazılmıştır.

Nicolas Winding Refn'e Cannes Film Festivali'nde "En İyi Yönetmen" ödülü kazandıran Drive/Sürücü, geçen yılın en iyi filmlerinden biri.

Geçen yıl kimi filmler ödüle boğulurken Shame/Utanç, We Need To Talk About Kevin/Kevin Hakkında Konuşmalıyız ve Drive/Sürücü biraz kıyıda kaldı. Sürücü'nün Danimarkalı yönetmeni Nicolas Winding Refn'in Cannes'da aldığı "En İyi Yönetmen" ödülü hariç.

Gerçi yönetmen, senarist Hossein Amini ve filmin adını aldığı sürücüyü oynayan Ryan Gosling hayli ödüle aday gösterildi ama, aralarında en kârlı çıkan, Akademi'nin onu sevmediğini söyleyen Albert Brooks oldu. Filmin kötü adamlarının en kötüsünde meslek hayatının en iyi performansını sunan aktör, ondan esirgenen adaylıkları, çeşitli eleştirmen gruplarından aldığı "En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu" ödülleri ve Altın Küre adaylığıyla telafi etti.

Filmin kahramanı olan isimsiz sürücü, gündüzleri film setinde çalışır, geceleri de soyguncuları kaçıran arabaları kullanır. Clint Eastwood'un İsimsiz Adam'ı gibi isimsizdir, çok az konuşur, hep aynı kılıkta dolaşır. Filmin başında komşusu sorunca, "Araba kullanırım" der sadece. İlgi duyduğu komşusunun küçük bir oğlu vardır, kocası ise hapistedir. Sürücünün hocası (Breaking Bad'den Bryan Cranston), onu sever ama yine de kendi çıkarına uyacak şekilde kullanmak ister. Refn'in üslubu da, Los Angeles atmosferi de biraz Michael Mann'ınkini hatırlatıyor.

Kaynak: Cnbc-e Dergi Film Eki (Eylül 2012)  

Arada Bir Yerde “Araf”

Bayan Arıza tarafından Eylül - 15 - 2012 zamanında yazılmıştır.

Yeşim Ustaoğlu'nun yeni filmi Araf hem ulusal hem de uluslararası festivallerin gözdesi olmaya aday.

Venedik Film Festivali'nin Orizzonti/Ufuklar bölümünde yarışacak olan Araf, Türkiye prömiyerini de bu ay Adana Altın Koza Film Festivali'nde yapacak. En son dört yıl önce Pandora'nın Kutusu ile karşımıza çıkan Yeşim Ustaoğlu, uluslararası festivallere yabancı olmayan bir yönetmen. Önceki filmleriyle Berlin Film Festivali, Sundance Film Festivali ve San Sebastian Film Festivali gibi ünlü festivallerden ödüllerle dönen Ustaoğlu, 2002'de Venedik'te jüri üyeliği de yapmıştı.

Araf'ın, Ustaoğlu sinemasını takip edenleri şaşırtmayacak bir havası var. Yapayalnız, mutsuz karakterler, kendilerine iyi davranmayan hayatla hesaplaşma derdinde. Adeta yeni bir elin dağıtılmasını bekler gibiler. Otoban kenarında, bir gelenin bir daha uğramadığı bir benzin istasyonunda vardiyalı olarak çalışan iki genç, Zehra ve Olgun her sabah aynı güne uyanmakla beraber, gözlerini ayırmadan izledikleri aptal kutusunun onları geleceğe dair umutlandırmasına da izin veriyorlar. Zehra oralardan kurtulmasını sağlayacak büyük bir aşk düşlerken, gönlünü Zehra'ya kaptıran Olgun da  zengin olup her ikisinin de hayatını değiştirmek niyetinde. Hayaller çok uzakta kalmış ve monotonluk dayanılmaz bir hal almışken, benzin istasyonuna uğrayan Mahur adındaki kamyon şoförü bütün dengeleri değiştiriyor.

Başrollerinde TV dizilerindeki performanslarıyla akıllarda kalan genç yetenek Neslihan Atagül, ilk oyunculuk deneyimiyle Barış Hacıhan ve son yıllarda yönetmenliğe de bulaşan Özcan Deniz'i izleyeceğimiz Araf, yeni sezonun en çok konuşulacak Türk filmlerinden biri olacağa benziyor.

Kaynak: Cnbc-e Dergi Film Eki (Eylül 2012)

Six Feet Under “En favori dizim”

Bayan Arıza tarafından Ağustos - 1 - 2012 zamanında yazılmıştır.

nate: kurt cobain died today. claire: oh. nate: he killed himself. he was just too pure for this world.

Ölüler arasında hayatta kalma savaşı

Ölülerle dolu bir ev ne kadar canlı olabilir? Evlerinin salonunda cenaze törenleri düzenleyen, bodrum katında da ölülerin makyajını yapan bir ailenin pek normal olması beklenemez zaten.

Geçimini cenaze levazımatçılığı yaparak kazanan Fisher ailesinin yaşadıkları dizinin konusunu oluşturuyor. “American Beauty” filminin senaristi ve True Blood’ın da yaratıcısı Alan Ball’dan, geçimlerini “başkalarının ölümlerinden” kazanan Fisher ailesinin ölüler arasındaki hayatta kalma savaşını anlatan eşsiz bir dizi.

Karanlık ama huzurlu, kaotik ama sıcak, mutsuz ama mutlu…

Six Feet Under, 2001-2005 yılları arasında beş sezon yayınlandı. IMDb’nin de 8.9 verdiği dizi daha ilk bölümüyle beni derinden etkileyi başarmıştır. Hoş, "Dizi" demekle haksızlık etmiş oluyorum Alan Ball'a, tüm oyunculara, peygamber gibi adam Peter Krause'ye yani Nate'e. Zira Six Feet Under karakterlerini ailemden biri olarak kabul ettim ben. Kimi zaman da kendimi onların yerine koydum. Nate oldum, Claire oldum, David oldum. Hepsini anlamaya çalıştım.

Her bölüm, aile dışından birinin çeşitli nedenlerden dolayı ölmesiyle başlıyor. Cenaze, Fisher'ların levazımatçısına geldikten sonra onun hazırlık hikâyesine paralel olarak, geride kalanlardan kesitler sunuyor; bir yandan da Fisher ailesiyle ilgili gelişmeleri izliyoruz.

Alan Ball'ı, yani dizinin yaratıcısını "American Beauty" den anımsarsınız. Fena arıza filmdi doğrusu. American Beauty ile Oscar, Altın Küre ve daha birçok ödül aldı Alan Ball.

Peki kim süper mi süper yaratıcı adam?

Alan Ball 1957 Atlanta doğumlu bir sanatçı. Sanatçı demek gerek kanımca. Çünkü yarattığı her şey birer sanat eseri.

Kendisi uzun yıllardır bu işin içinde. Grace Under Fire, ardından Cybill gibi diziler çekti. Cybill'dan sonra biraz sessiz kaldı, TV ile yıldızı barışmadı ve 1999'da American Beauty'yi yarattı. Film çok ses getirdi.

Hemen ardından "Oh, Grow Up" isimli bir dizi çekti ancak iş yapmadı ve TV ile arası yine açıldı. HBO sağolsun kendisine "hadi devam" dedi ve Alan Ball inanılmaz bir dizi olan "Six Feet Under"ı yarattı. Bir süre sonra özellikle dizinin meraklıları dahil herkes, karakterleri yaratırken Alan Ball'ın kendi hayatından esinlenip esinlenmediğini merak etti. Şimdilerde ise yine yaratıcısı olduğu True Blood ile ortalığı kasıp kavuruyor adeta.

"Karakterlerimi herhangi biri üzerine kurmadım" diyor Alan Ball. Ama dizide Nate'in babası Nathaniel ile olan ilişkisini -Alan Ball henüz 19 yaşında iken ölen- kendi babası ile olan ilişkisine benzetiyor.

David'e olan benzerliği ile ilgili olarak "David'e de benziyorum. Hep, diğer insanları mutlu edecek her şeyi yapan, iyi bir küçük çocuk oldum. Bu yüzden de içimde öfke birikti" diyor Alan Ball. Aynı zamanda gay olduğunu da saklamıyor. David karakterini yaratmasında cinsel tercihinin etkisi büyük bana kalırsa. Böylece bir eşcinselin ruhunu anlatırken doğru ve samimi bir bakış açısı yakaladığına inanıyorum.

İncelikli…dokunaklı… Dizinin jenerik müziği Thomas Newman'a ait.

Dizinin jeneriğinde yer alan ağacı bulabilmek için oldukça çaba göstermişler. Tek bir ağaç bulmaları gerekiyormuş, uzun süre aramışlar fakat bir türlü bulamamışlar. Tam umutlarını yitirmeye başladıkları an, bir kadının bahçesinde bir ağaç görmüşler ve o ağacın tam aradıkları gibi bir ağaç olduğuna karar verip 400$ ödeyerek tepelik bir yere ağacı dikmişler. Çok isabetli bir seçim olmuş. Çünkü diziyle adeta eşleşti bu ağaç, adamların işlerinde bir numara olduğu ve ne kadar titizlikle çalıştıkları aşikâr.

Six Feet Under'ı böylesine muhteşem yapan şeylerden biri ve belki de en önemlisi seçilen oyuncular

Fisher ailesinin en büyük oğlu Nate Fisher -ki kendisi ermiş biri benim gözümde- tüm sezonlar boyunca kaotik vaziyette dolaşmakta.

Nate'in durumu fecî sayılır, aşık oluyor, sonra aldatılıyor, geçmişte O'na fena halde aşık olan Lisa bir gecelik kaçamak sonunda hamile olarak geri geliyor. Bizimki depresyonun etkisiyle Lisa ile evleniyor. Ancak mutlu olduğunu sanıyor, O'na sunulmuş baba ve eş rolüne fena halde kaptırıyor. Ancak hiç mutlu değil. Bir gün Lisa ortadan kayboluyor. Nate bu, arabesk bir hayat O'nun kaderi, kader evet, seçim değil.

Karısı Lisa (Lili Taylor) öldükten ve Maya (kızı) ile başbaşa kaldıktan sonra eski ve şimdiki sevgilisi Brenda (Rachel Griffiths) ile yaşadıkları, gerekse Lisa'nın ölümü sonrasında olan bitenler tek kelimeyle Nate'i perişan ediyor.

Dexter Morgan’ı canlandıran David Fisher (Michael C.Hall) evin gay oğlu. Polislikten istifa etmiş, güvenlik işiyle uğraşmakta olan Keith Charles (Matthew St.Patrick) ile aynı evde yaşıyor. Arada kaçamak yapıyor olsalar da birbirlerini seviyorlar. İki de çocuk evlat ediniyorlar.

En küçük kardeş Claire Fisher (Lauran Ambrose), hasta ruhlu bir kız. Kızıl saçlı, beyaz tenli harika bir güzelliğe sahip. Claire'in her daim içinde taşıdığı acı ve bozuk ruhu O'nu sanat okuluna kadar götürüyor. Kolaj çalışmalarından bir sergi bile açıyor. Eski erkek arkadaşı Russell (Ben Foster) kolaj fikrinin ikisine ait olduğunu söyleyip Claire'e savaş açıyor, derken American Beauty’de de rol Mena Suvari diziye geliyor.

Fisher’ların çılgın ruhlu annesi Ruth Fisher (Frances Conroy) nihayetinde çapkınlığı bırakıp George Sibley'le (James Cromwell) evleniyor. Ama George'nin durumu kötü çünkü akıl sağlığını yitirmiş durumda.

Dizideki oyuncular ve oyunculuklar yere göğe sığdırılamaz. Örneğin, önce yanlarında çalışan, sonra şirkete ortak olan Federico'muz (Freddy Rodríguez) ve karısı Vanessa (Justina Machado); öte yandan Nate’e hayatının acısını yaşatan Brenda, Claire'in sanat okulundaki öğretmenlerinden biri olan  Brenda’nın kaçık kardeşi (Jeremy Sisto) ve psikiyatrist olan anneleri (Joanna Cassidy) dizinin çarpıcı kişiliklerinden.

Dizideki karakterlerin hepsini çok seviyorum ve aralarından bazılarının kendimle özdeşleştirdiğim yönleri de var.

Bu ruhunuza dokunan diziyi izlemenizi kesinlikle tavsiye ediyorum.

Ekşi Sözlük'e dedim ki:

16 Nisan tarihli bölümü Coldplay fonuyla finallenen muhteşem dizi. (bayan ariza, 17.04.2006 00:13 ~ 00:15)

Bir finale bu kadar güzel bir fon olur dedirten dizi, müzik için ayrıca kutlamalı. (bkz: lucky) (bayan ariza, 05.02.2007 00:08 ~ 00:09)

Cnbc-e’nin 5. sezonunu bir an once yayınlamasini umduğum dizi. Nitekim 4. sezon finaline göre, önümüzdeki bölümlerde; Nate, Brenda'yla evlenecek mi? George'un korkuları O'nu nereye götürecek ve peşinde de Ruth'u? Federico, Vanessa'yı boşanmamaları için ikna edebilecek mi? Claire ve Russell bir şekilde tekrar bir araya gelecek mi? Liste uzar gider. Umarım 5. sezon ile dizimiz kaldiğı yerden devam eder ve nip/tuck’ın bitmesini beklemek zorunda kalmayız. (bayan ariza, 09.04.2007 00:37 ~ 00:43)

Dizinin baslangıç jeneriği bittikten sonra sanki dizinin içindeyim. "Dizi" demek haksızlık olur! Defalarca gecenin bir körü "haa s.ktir, bu kadar olmaz ki" diye bağırmama ve akabinde de ağlamama neden olmus bir şey bu. Hayır, dizi filan değil. Hem bu oyuncular nasıl bu kadar iyiler? Fisher ailesinin varolmadığına kim inandirabilir ki beni? Çok seviyorum hepsini, tüm aileyi ve bitecek diye de ödüm kopuyor, uykularım kaçıyor. Six Feet Under'ı izledikten sonra o kadar etkileniyorum ki kendime gelmem zaman alıyor. Kimi zaman bunun mantıksız olduğunu düşünsem bile her şeyiyle o kadar gerçek ki, Six Feet Under’in Alan Ball ve ekibinin ustalığı olması bir yana, en güzel yanı bir bıçak kadar keskin olması. (bayan ariza, 09.04.2007 01:17 ~ 01:23)

Darmaduman olduğum, hayatın anlamını sorguladığım, dizinin başından sonuna dek gözyaşlarına boğulmakla beraber, peygamber mertebesine çoktaan erişmiş olan Nate’i tabutsuz ve kefenle toprağa verirken, kendi hıçkırıklarımdan insanların ne dediğini duyamadığım, “All Apologies” ve Mevlana ile finallenen en sevdiğim dizi, film, her neyse, her şey. (bayan ariza, 18.06.2007 00:30 ~ 00:57)

nate: kurt cobain died today. claire: oh. nate: he killed himself. he was just too pure for this world. (bayan ariza, 18.06.2007 00:36)

Dizideki oyunculardan bazıları:

Peter Krause … Nate Fisher Michael C. Hall … David Fisher Frances Conroy … Ruth Fisher Lauren Ambrose … Claire Fisher Mathew St. Patrick … Keith Charles Freddy Rodríguez … Federico Diaz Rachel Griffiths … Brenda Chenowith Justina Machado … Vanessa Diaz Brenna Tosh … Maya Fisher Bronwyn Tosh … Maya Fisher Jeremy Sisto … Billy Chenowith James Cromwell …George Sibley Lili Taylor … Lisa Kimmel Fisher Ben Foster … Russell Corwin Joanna Cassidy … Margaret Chenowith

Cnbc-e Peter Krause ile söyleşi yapmış.

Peter Krause, kendi cenazesini çoktan kurguladı

Six Feet Under’ın işlediği konudan mıdır bilinmez, ama Nate Fisher’ı canlandıran Peter Krause cenazesinin nasıl olmasını istediğini kafasında çoktan planlamış. Öldükten sonra mumyalanıp ‘pahalı bir kutunun’ içine konmak istemiyor. Sevdiklerinin bir cenaze evinde toplanıp havasız bir seremoniye katılmalarını da istemiyor. Vasiyeti yakılmak.

Planına göre, çocuklarına bir yığın uçak bileti ve otel rezervasyonu bırakmış olacak. Onun için dünyada anlamı olan yerlere gidip küllerini dökmelerini istiyor. Krause, bugün 40 yaşında ve 4 yaşında bir oğlu var. Henüz 4 yaşında bir oğlu varken bütün bunları düşünmek için biraz erken, ancak Alan Ball’un dadediği gibi; Peter kendi hayatında felsefe ve varoluş konularını kurcalayan biri.

Six Feet Under’daki karakterin çok zorlu bir hastalıkla boğuşuyor. Sence Alan Ball neden böyle bir seçim yaptı?

Karakterim Nate’in, kendi ‘faniliğiyle’ uğraşmayı sevmemesi nedeniyle olduğunu düşünüyorum. Diğerlerinin ölümlü olmasının üstesinden gelmeyi öğrendi; ama bu hastalığın onun başına gelmiş olması, bence Nate için ölümle başa çıkmanın ne kadar zor olduğunu gösteriyor.

Ama bu sadece ciddi bir durum değil, aynı zamanda ölümcül bir durum.

Sürekli bir durum. Hastalık hakkında yaptığım araştırmalarda, ameliyat olsan bile nöbet geçirme ihtimalin olduğunu öğrendim. İşin sadece şansa kalmış durumda. Tedavi etmenin ve kontrol altında tutmanın yolları var. Nate’in önünde daha uzun bir yol olduğunu düşünüyorum. Henüz romanı yarıladık sayılır.

Dizi bir roman mıydı yoksa bunu bir mecaz olarak mı kullanıyorsunuz?

Ben Six Feet Under’ı bir romana benzetiyorum. Alan Ball diziyi bir roman yazarmış gibi oluşturuyor. Karakterlerin geçen zamanla birlikte yaşadıkları değişimi görüyorsunuz. Bunlar her zaman hoş olmuyor. Bence gerçek hayata sadık kalmak açısından bu önemli. Hayat çılgın bir gezinti ve Six Feet Under da bunu ekrana çok iyi uyarlıyor.

Senin hayatın şu ana kadar çılgın bir gezinti mi oldu?

Benimki kesinlikle öyleydi. Üniversiteye girene kadar hiç oyunculuk yapmamıştım. En son yapmayı düşündüğüm şey bir TV dizisinde rol almaktı. Bir süre tiyatroda oynarım diye düşünmüştüm, ama sonra Carol&Company’yi yaptım ve sonra dizilerin ardı kesilmedi.

Six Feet Under kadar tuhaf bir dizide rol alacağınız aklınıza gelmiş miydi?

Tam olarak yapmak istediğim şey buydu. Bir aktör olmaya gerçekten karar verdiğim sırada Carol Churchill’in “Cloud 9” adlı oyununu yapıyordum ve Kate Millet’in Cinsel Politikalar kitabını okuyorduk. Kitap davranış, toplumsal roller ve cinsel roller ve bazen olduğumuz kişinin bilincinde olmamamız üzerineydi. Bu beni çok heyecanlandırmıştı. Aktör olarak insanların fikirlerini değiştirmelerine yardımcı olabileceğimi düşünmüştüm. Bu nedenle Six Feet Under’ın bir parçası olmak bana çok mantıklı geliyor.

Six Feet Under (Tüm Bölümler)

Sezon-1

01 Six Feet Under (Pilot) 02 The Will 03 The Foot 04 Familia 05 An Open Book 06 The Room 07 Brotherhood 08 Crossroads 09 Life's Too Short 10 The New Person 11 The Trip 12 A Private Life 13 Knock, Knock

Sezon-2

14 In The Game 15 Out, Out Brief Candle 16 The Plan 17 Driving Mr. Mossback 18 The Invisible Woman 19 In Place of Anger 20 Back to the Garden 21 It's the Most Wonderful Time of the Year 22 Someone Else's Eyes 23 The Secret 24 The Liar and the Whore 25 I'll Take You 26 The Last Time

Sezon-3

27 Perfect Circles 28 You Never Know 29 The Eye Inside 30 Nobody Sleeps 31 The Trap 32 Making Love Work 33 Timing and Space 34 Tears, Bones and Desire 35 The Opening 36 Everyone Leaves 37 Death Works Overtime 38 Twilight 39 I'm Sorry, I'm Lost

Sezon-4

40 Falling Into Place 41 In Case of Rapture 42 Parallel Play 43 Can I Come Up Now 44 That's My Dog 45 Terror Starts at Home 46 The Dare 47 Coming and Going 48 Grinding the Corn 49 The Black Forest 50 Bomb Shelter 51 Untitled

Sezon-5

52 A Coat of White Primer 53 Dancing for Me 54 Hold My Hand 55 Time Flies 56 Eat a Peach 57 The Rainbow of Her Reasons 58 The Silence 59 Singing for Our Lives 60 Ecotone 61 All Alone 62 Static 63 Everyone's Waiting

Not: Yazı için Cnbc-e dergilerinden, IMDb'den ve http://www.hbo.com/sixfeetunder/ adresinden faydalandım.

Mystic River

Bayan Arıza tarafından Temmuz - 17 - 2012 zamanında yazılmıştır.

En sevdiğim filmlerden biri olan Mystic River, Cnbc-e derginin Temmuz sayısında küçük bir tanıtımla anlatılmış. Aynen yazıyorum:

Mystic River / Gizemli Nehir, A sınıfı güçlü aktörleri aynı çatı altında toplayan, ödüllü bir Clint Eastwood filmi.

ABD’nin seçkin polisiye yazarlarından Dennis Lehane’in romanından Brian Helgeland’ın yazdığı senaryo, Boston’ın ihtiyatlı yaşamayı gerektiren semtlerinden Doğu Buckingham’da büyüyen üç arkadaşın hikâyesini anlatıyor.

Jimmy Markum, Sean Devine ve Dave Boyle, trajik bir olay hayatlarının akışını değiştirene kadar sıradan bir çocukluk geçirmişler. 25 yıl sonra bir başka trajik olay nedeniyle bir araya geliyorlar. Jimmy’nin 19 yaşındaki kızı Katie hayatını kaybediyor. Jimmy intikam istiyor, Dave ise göze batmamak.

Daha önceki üç filmiyle olumsuz eleştiriler alan Clint Eastwood, Mystic River / Gizemli Nehir ile başarılı bir dönüş yapıyor. Onun yalın ve kontrollü yönetimi de filmin övgü almasında pay sahibi ama aynı derecede önemli iki unsur daha var: Oyuncu kadrosu ve Lehane’in mükemmel romanı. Mystic River, Boston ayrıntılarının ve karakterlerinin zenginliğiyle, son yılların en iyi polisiye romanlarından biri. Senarist Helgeland da ona sadık kalmış, ayrıca Lehane’in kitabındaki insan kaynaklı kötülüğü de muhafaza etmiş.

 Yönetmen: Clint Eeastwood

Oyuncular:

Sean Penn

Tim Robbins

Kevin Bacon

Laurence Fishburne

Yapım Yılı: 2003

Süre: 138 Dakika

Kaynak: Cnbc-e Dergi (Temmuz 2012 Sayısı)

Breaking Bad cephesinde yeni bir şeyler var!

Bayan Arıza tarafından Temmuz - 17 - 2012 zamanında yazılmıştır.

Aaron Paul evliliğe hazırlanıyor

Jesse karakteriyle büyük bir başarıya imza atan 32 yaşındaki aktör, Breaking Bad’in son sezon çekimlerinin sürdüğü şu günlerde nişanlısı Lauren Parsekian ile dünya evine girmeyi planlıyor. Bryan Cranston da düğün hazırlıklarında rol arkadaşına tam destek veriyor. Gelin adayı Parsekian, fiziksel ve ruhsal şiddete maruz kadınlara yardım amacıyla kurulan hayır kurumu Kind Campaign’in kurucu üyesi ve hali hazırda başkanlığını yürütüyor.

Kendi laboratuarını Legolarla kendin kur

LEGO şirketi, Breaking Bad’de uyuşturucu imalatında kullanılan kimya laboratuarının bir benzerini hazırlayarak piyasaya sürdü. Şirket, çocuklara yönelik olmadığı aşikâr olan bu lego setlerinden sınırlı sayıda üretmek niyetinde. Laboratuarı tüm ayrıntılarıyla minyatür hale getiren bu oyuncak setinin parçaları arasında Walter White’ın kahve makinesi ve podyum üzerinde elinde bir tavuk butu tutan Gus Fring ile unutulmamış.

Eleştirmenler Breaking Bad’den vazgeçmiyor

Eleştirmenlerin gözde dizisi olmayı sürdüren Breaking Bad, Amerika’da Televizyon Gazetecileri Derneği’nin düzenlediği Eleştirmenlerin Seçimi Televizyon Ödülleri’nde bu yıl iki ödül birden kazandı. En İyi Aktör olarak Bryan Cranston’ı seçen eleştirmenler, Gus Fring’i canlandıran Giancarlo Esposito’yu da En İyi Yardımcı Aktör dalında ödüle lâyık gördü.

Kaynak: Cnbc-e Dergi (Temmuz 2012 Sayısı)

The Killing

Bayan Arıza tarafından Haziran - 27 - 2012 zamanında yazılmıştır.

Polisiye öykü, dizi ve film meraklısı bir insan olarak geçtiğimiz günlerde keşfettiğim "The Killing" dizisi favorilerimden biri oldu. Edgar Allan Poe, Sherlock Holmes ile başlayan polisiye sevgim daha sonraki yıllarda korku edebiyatına merak salmama da yol açtı. Korku dizileri, filmleri ve edebiyatını belki "Master of Horror" dizisiyle ilişkilendirebilirim.

Konumuz polisiye ve The Killing. Polisiye ve türevlerini çok severim, Without a Trace, Cold Case, The Mentalist, Castle, CSI'lar, Criminal Minds, Lie to Me, Life, Damages hemen ilk aklıma gelenler.

IMDb 7.9 vermiş diziye. Dizinin orjinali 2007 yılında çekilmiş olan bir Danimarka dizisi "Forbrydelsen". Forbrydelsen, İngilizce de The Crime anlamına geliyor, yani suç. The Killing, bu dizinin Veena Sud tarafından başarılı bir Amerikan uyarlaması; dizi Seattle'da geçtiği için Seattle'ın coğrafik yapısı, sürekli yağan yağmuru, gri havası, entellektüel hali ve atmosferi "Forbrydelsen" dizisine benziyor. Dolayısıyla klasik bir polisiye dizisi gibi değil, diğer polisiyelerden çok farklı bir yerde bulunuyor.

Rosie Larsen'ı kim öldürdü?

Dizi Rosie Larsen isimli teenage kızımızın öldürülmesiyle başlıyor. Kızımızın cesedi, belediye başkanlığına adaylığını koyan Darren Richmond'ın (Billy Campbell) seçim arabalarının birinin bagajında bulunur. Dedektiflerimiz olayı araştırırken dizi her bölümde bizi hayretten ağzımız bir karış açık kalacak şekilde bırakarak ilerler.

Her polisiye dizisinde farklı bir olay işlenir ve dizinin sonunda da çözüme kavuşurken The Killing'te tek bir olay tüm ayrıntılarıyla inceleniyor. Her bir bölüm bir günü anlatıyor. Dolayısıyla örneğin dizinin ilk sezonunun 12. bölümünü izlerken olayın üzerinden 12 gün geçtiğini anlamış oluyorsunuz. Soluk soluğa izlenecek ve hiçbir ayrıntıyı gözden kaçırmamanız gereken bir dizi. Her bölümde resmen dizinin içinde buluyorsunuz kendinizi.

Oyunculuklara ise şapka çıkarmak lazım. Seçilmiş oyuncular rollerine öyle güzel adapte olmuşlar ki örneğin dedektif Sarah Linden'ın (Mireille Enos) ya da ortağı Stephen Holder'ın (Joel Kinnaman) gerçekten bir dedektif olduğuna inanıyor insan. Sadece başroldeki iki dedektif değil, öldürülen Rosie Larsen'ın babası Stan Larsen (Brent Sexton) ve annesi Mitch Larsen (Michelle Forbes) müthiş bir oyunculuk sergiliyor.

Her bölümü soluğunuzu tutarak izliyorsunuz adeta. İzlediğim en iyi diziler listesinde ilk sıralarda yer almakta. Dizi iki sezon yayınlandı. İki sezon 13, toplamda da 26 bölümden oluşuyor. Üçüncü sezonun çekileceği öğrenmiş olmak hayli sevindirdi beni. Bu diziyi izleyiniz ve de izletiniz efenim, kesinlikle tavsiye edenzi.

Az bilinen Game of Thrones gerçekleri

Bayan Arıza tarafından Haziran - 7 - 2012 zamanında yazılmıştır.

En başarılı edebiyat uyarlamaları arasında şimdiden yerini alan Game of Thrones'a ait bilmeniz gereken ayrıntılar…

* Dizinin jeneriği ilk bakışta aynı gibi görünse de aslında her bölümün içeriğinde ağır basan krallıklara göre ufak tefek değişiklikler gösteriyor. Dizinin kadrosu da her bölümün jeneriğinde farklı bir şekilde sıralanıyor.

* Game of Thrones’un yazarı George R.R. Martin bu bitmek bilmez çatışmaların sonunda bir çözüme ulaşıp ulaşılmayacağı konusunda kendisine sık sık sorular sorulmasından muzdarip. Bu sorulara yazarın cevabı, son sahnenin bir toz bulutu ya da rüzgarın sürüklediği kar tanelerinin ardından karşımıza çıkacak mezar taşlarıyla dolu kocaman bir mezarlık olabileceği yönünde.

* Dizi adını, George R.R. Martin’in yedi ciltten oluşmasını planladığı A Song Ice and Fire adlı roman serisinin ilk kitabı olan A Game of Thrones’tan alıyor. İkinci sezonu serinin ikinci kitabı A Clash of Kings’den uyarlanmış olmasına rağmen dizinin adı değişmeyecek.

* Yüzüklerin Efendisi’nin iki farklı uyarlamasında rol almış iki aktör Game of Thrones’ta da yer alıyor. Bunlardan ilki Yüzüklerin Efendisi’nin BBC radyo oyununa sesiyle katılmış olan Peter Vaughan (Üstat Aemon), ikincisi ise Peter Jackson’ın yönettiği üç filmlik seride rol alan Sean Bean (Lord Stark). Hem Harry Potter serisinde, hem de Game of Thrones’ta rol alan oyuncu sayısı ise beş.

* Dizinin ilk bölümünün Amerikan televizyonlarında yayınlandığı 17 Nisan günü aynı zamanda başroldeki Sean Bean’in doğum günüydü.

* Dizideki karakterlerin tamamına yakını kitap serisinde de bulunuyor. Romanda çok sayıda isimsiz hayat kadını yer almasına rağmen kızıl saçlı Ros dizi için yaratılan ender karakterlerden biri. Sibel Kekilli’nin canlandırdığı Tyrion Lannister’ın aşık olduğu fahişe Shae ise romanda bulunuyor, ama farklı kökenlere sahip bir karakter olarak.

Kaynak: Cnbc-e Dergi (Mayıs'12 sayısı)

 

Breaking Bad’den iyi haberler

Bayan Arıza tarafından Haziran - 6 - 2012 zamanında yazılmıştır.

En sevdiğim iki diziden biri olan Breaking Bad'le ilgili durumlar şöyle -ki ilk sıramda Six Feet Under, ikinci sıramda da Breaking Bad var-. Henüz en sevdiğim üçüncü dizimi bulamadım. Takip ettiğim bazı diziler True Blood, Weeds, Californication, Dexter, Supernatural, Fringe, The Mentalist, Touch, Lost, Castle, Heroes bla bla. Hepsi "Sevdiğim Diziler" kategorisinde yer alıyor ama asla 1 ya da 2 numaram değiller.

Bugüne dek izlediğim tüm diziler içerisinde henüz Six Feet Under kadar çok sevdiğim olmadı. Bu yıl izlemeye başladığım Breaking Bad 2. sırama yerleşti. 3. adayım ise Misfits olabilir. Ama henüz karar vermedim. Ancak ilk 2 kesin.

Gelelim Mayıs ayı Cnbc-e dergide en sevdiğim ikinci dizi Breaking Bad ile ilgili olan bitene;

1. New York Magazine, Mart ayında son 25 yılın en iyi dört dizisinden biri olarak Breaking Bad'i seçti. Breaking Bad, bu listede David Lynch imzalı Twin Peaks ve The Sopranos gibi kült dizilerle kıyaslandı.

2. Yine Mart ayında ScreenJunkies web sitesi, Breaking Bad'in ilk bölümünü "2000'li yılların en iyi 10 pilot bölümü"nden biri seçti. Shortlist.com ise bu yılın başında hazırladığı "En Karizmatik 50 TV Dizisi" listesinde Breaking Bad'e de yer verdi.

3. Theprovince.com editörleri "televizyon dünyasının gelmiş geçmiş en tuhaf beş ikilisi" arasında, kansere yakalanan ve bu nedenle kısa yoldan para kazanmak üzere uyuşturucu üretimine soyunan kimya öğretmeni Walter White ile bu işte ona ortaklık eden öğrencisi Jesse Pinkman'ı dördüncü sıraya yerleşirdi.

4. 20 Haziran'da sahiplerini bulacak olan 38. Saturn Ödülleri'ne Breaking Bad altı dalda aday gösterildi. Breaking Bad En İyi Dizi dalında aday gösterilirken, Walter White rolüyle Bryan Cranston En İyi Erkek Oyuncu, Aaron Paul (Jesse Pinkman) ve Giancarlo Espositio (Gus Fring) da En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu dallarında ödüle en yakın isimler arasında yer alıyorlar.

5. Breaking Bad'in resmi facebook sayfasını beğenen hayran sayısı Mayıs ayı itibariyle 2,5 milyonu aşmış durumda. Sayfanın ziyaretçileri arasında en büyük oran 18-34 yaş grubuna ait.

Kaynak: Cnbc-e Dergi (Mayıs'12 sayısı)

Touch

Bayan Arıza tarafından Haziran - 1 - 2012 zamanında yazılmıştır.

Yeni bir diziye başladım, pek sevdim, size de tavsiye ederim. Henüz birinci sezonda, 10 bölüm yayınlandı. Hatta bu yazıyı yazarken 11. bölümü yayınlanıyor. IMDb'nin 8.1 verdiği dizinin yapımcısı Heroes'tan, Crossing Jordan'dan ve Awake'ten hatırlayacağımız Tim Kring.

Konu klişe gibi görünüyor olsa da olayların birbirleriyle bağlanış şekli harika. Dizinin konusuna gelince; dul olan Martin Bohm (Kiefer Sutherland), otistik olan ve konuşamayan 11 yaşındaki oğlu Jake ile zorlu bir hayat yaşamaktadır. Kendi dünyasında yaşayan Jake, babası Martin'in dahi kendisine dokunmasına izin vermeyen, kullanılmayan telefonları ustalıkla söküp parçalarını kullanabilen özel bir çocuktur. Okulda uyum sorunları yaşayan Jake ve babasına yardımcı olabilmek için, mesleğine yeni başlamış sosyal hizmet görevlisi Clea Hopkins devreye girer ve ailenin yaşamına dahil olur. Olaylar ise Martin'in, oğlu Jack'in özel bir yeteneğe sahip olduğunu anlamasıyla başlar.

Jake'in özel yeteneği; olacak olayları önceden bilebilmesidir. Ancak bunları sözlerle değil sayılarla babasına aktarmaktadır. Artık Martin için sayıların sırrını çözme vaktidir. Martin'in yardımına koşacak kişi ise özel çocuklarla ilgilenen profesör Boris Podolsky'dir (Danny Glover).

Efendim bu bilgiyi de Fox'un sitesinden copy paste yapıyorum. Spoiler içermez, merak etmeyin:)

Başrolde unutulmaz dizi 24 ile akıllara kazınan Emmy ve Golden Globe ödüllü Kiefer Sutherland bizlerle. Sutherland’e eşlik eden küçük yıldız ise David Mazouz.

Bilim, tinsellik ve duyguları birbirleriyle harmanlayan bu dizi tüm dünyada ilgisiz gibi görünen insanların, birbirlerinin hayatlarını görünen, görünmeyen ya da bilinen, bilinmeyen yollarla nasıl etkilediği konusuna odaklanıyor. Hikayenin merkezindeki Martin Bohm (Kiefer Sutherland) dul, bekar ve duygusal bozukluğundan dolayı tamamen sessiz olan 11 yaşındaki oğlu Jack (David Mazouz) ile iletişim kurmaya çalışan çaresiz bir babadır. Şefkatli, akıllı ve düşünceli Martin oğluna ulaşabilmek için her yolu dener. Jack ise hiç konuşmaz, duygularını göstermez ve Martin dahil hiç kimsenin kendisine dokunmasına izin vermez. Jack rakamlara saplantılıdır ve her zaman yanında olan defterlere ve boş cep telefonlarına satırlarca rakam yazmaktadır.

Martin bir gün bir profesör ve rakamlarla ilgili özel yetenekli çocuklar üzerine uzman olan Artur Teller (Danny Glover) ile tanışır. Martin oğlunun dünyamızdaki tüm hayatı bir birine bağlayan gizli şekilleri algılayabildiğini öğrenir. Jack babasıyla kelimelerle değil rakamlarla iletişim kurmaktadır. Martin’e düşense oğlunun verdiği rakamları deşifre edip anlamını ortaya çıkarmak. Böylece parçaları birleştirip, tüm dünyada Jack’in öngördüğü şekillere göre hayatları kesişen insanlara yardım etmek.

Başlıca oyuncular:

Kiefer Sutherland – Martin Bohm Gugu Mbatha-Raw – Clea Hopkins  David Mazouz  – Jake Bohm  Roxana Brusso  – Sheri Strepling  Danny Glover – Arthur Teller