Ingvar Ambjörnsen “Cenneti Gözetlemek”

Bayan Arıza tarafından Mayıs - 7 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Otuz iki yaşındaki erken emekli bir genç olan Elling annesinin ölümünden sonra kendine oldukça sağlam bir hayat kurar: Bu hayatın merkezinde Norveç'in kadın başbakanı Gro Harlem Brundtland bulunmaktadır; Ellin onun hakkında gazetelerde çıkan her türlü haber, yazı ve resmi biriktirir. Ara sıra istemsiz de olsa ortaya çıkan cinsel fanteziler aslında onun rahatsız eden, kabullenemediği şeylerdir. Bunun dışında Elling pahalı bir teleskop satın almıştır. Onu komşu evlere çevirdiğinde aydınlık pencerelerin arkasında akıp giden hayatı gün be gün izleyebilmektedir. Artık hikaye kurmak, hayali hayat hikayeleri yaratmak ve çeşitli olaylar uydurmak için yeterince malzeme vardır artık elinde. Ama Elling'in fantezileri giderek saçmalaşmakta, düşünceleri giderek daha serüvenci bir kimlik kazanmaktadır ve yavaş yavaş gerçeklik elinden kayıp gitmektedir. Elling'in hayatına en büyük tehdit de Sosyal Yardım kurumundan gelmektedir.

Ingvar Ambjörnsen bu komik ve sinsi romanında Hitchcock'a bir selam gönderdiğini de gizlemiyor. Yumuşak bir sinsilikle hikayedeki aksaklıkları okuyanı şaşkınlığa uğratan bir finale doğru sürükleyip gidiyor.

BEYAZ ZENCİLER'in Yazarından

“Ambjörnsen'in romanlarının etkileyici yanı, dilindeki canlılığın yanında, onun bir yazar olarak olayları algılayışındaki şaşmazlık ve kahramanlarıyla girdiği insani dayanışmadır.”

Süddeutsche Zeitung

Ingvar Ambjörnsen, 1956 yılında Norveç'in Larvik kentinde doğdu. “Gayri resmi” yazarlık eğitimini dizgici olarak tamamladıktan sonra kariyerini bahçıvan, fabrika işçisi ve psikiyatri kliniğinde hastabakıcı olarak sürdürdü. 1985 yılından itibaren Hamburg'da yaşamaya başladı ve yirminin üzerinde roman yayınladı. Ambjörnsen bir çok prestijli ödülün de sahibidir.

(Cenneti Gözetlemek. İngvar Ambjörnsen, 160 sayfa)

 

Kaynak: Parantez Yayınları

Charles Bukowski “En İyi Adamlar Yalnızken Güçlüdür”

Bayan Arıza tarafından Mayıs - 4 - 2011 zamanında yazılmıştır.

seçimini zekice yapmak yarilamaktir zafere giden yolu; diger yarisi kayitsizlikla fethedilir.

bir yanda istedigin her seyi söyleyebilirsin, öte yanda mecbur degilsin.

ben bir sekilde ikisini de yapmayi becerdim.

bu yüzden benimle bir sorununuz varsa size aittir.

(En İyi Adamlar Yalnızken Güçlüdür. Charles Bukowski, 160 sayfa)

Kaynak: Parantez Yayınları

 

JOHN FANTE “Gençliğin Şarabı”

Bayan Arıza tarafından Mayıs - 2 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Bukowski hayatla ilgili, kendi hayatıyla, sokaktaki insanların hayatları ve yapmaya zorlandıkları şeylerle ilgili kitaplar ararken rastlamış John Fante'ye ve onda aradığı yazarı bulmuş, hayran olmuş. "Fante benim tanrımdı." demiş. John Fante, Gençliğin Şarabı'nda çocukluktan ilk gençliğe uzanan yılları, aile ilişkilerini, anne sevgisini, arkadaşlıkları ve ilk aşkları tüm içtenliğiyle anlatıyor.

(Gençliğin Şarabı, John Fante, Çeviri, Avi Pardo, 206 sayfa)

Kaynak: Parantez Yayınları

Jack Kerouac “Yalnız Gezgin”

Bayan Arıza tarafından Mayıs - 1 - 2011 zamanında yazılmıştır.

''Yalnız Gezgin'de, Birleşik Devletler'de güneyden başlayıp doğu kıyısına, oradan batı kıyısı ve uzak kuzeybatıya kadar süren bir yolculuğun yanısıra, Atlantik ve Pasifik okyanuslarında yaptığım gemi yolculuklarından, Meksika, Fas, Paris ve Londra'da tanıdığım ilginç insanlardan ve gördüğüm yerlerden bahsettim. Demiryolu işçiliği, denizcilik, mistisizm, orman gözcülüğü, şehvet düşkünlüğü, keyif çatma, boğa güreşleri, uyuşturucular, kiliseler, şehir sokakları, sanat müzeleri, bağımsız, aklına esen yere giden, eğitimli, meteliksiz bir zamparanın yaşadığı karmaşık bir hayat…''

(Yalnız Gezgin, Jack Kerouac, 160 Sayfa)

 

Kaynak: Parantez Yayınları

John Fante “Bunker Tepesi Düşleri”

Bayan Arıza tarafından Nisan - 29 - 2011 zamanında yazılmıştır.

John Fante'nin son romanı Bunker Tepesi Düşleri Türkçe'de yayınlandı. John Fante, Bunker Tepesi Düşleri'nde deneyimsiz bir genç yazarın, bir yandan yazar olma mücadelesi verirken diğer yandan insan ilişkilerindeki başarıları ve başarısızlıklarını anlatıyor. Arturo Bandini, özellikle kadınlarla olan ilişkilerinde deneyimsizliğinin acı bedelini sık sık ödüyor. Büyük mutlulukları avucundan nasıl kaçırdığını duru ve akıcı anlatımıyla aktarıyor.

 (Bunker Tepesi Düşleri, John Fante, Çeviri Avi Pardo, 136 sayfa)

Kaynak: Parantez Yayınları

Charles Bukowski “İlham Perisine Oynamak”

Bayan Arıza tarafından Nisan - 27 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Diğer arabalardaki insanlara baktı. Hayli mantıklı görünüyorlardı. Çok tuhaftı her şey. Bugüne kadar birlikte olduğu kadınların neredeyse hepsi ya akıl hastanesinde yatmışlardı ya da ailelerinde bir deli, hapishanede ağabeyleri, intihar etmiş bir kız kardeşleri falan vardı. Harry mıknatıs gibi çekerdi öylelerini. Okul bahçesinde bile, kaçık, garip ve uyumsuz tipler hep onu bulurdu. Onun laneti de buydu. Fakat çaresini bilmiyordu, bu sorunla yaşamak zorundaydı. 

 (İlham Perisine Oynamak, Charles Bukowski, Çeviri; Avi Pardo, 384 sayfa)

Kaynak: Parantez Yayınları

Charles Bukowski “Pis Moruk İtiraf Ediyor”

Bayan Arıza tarafından Nisan - 25 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Yazmak, en nihayetinde, tek yol benim için ve beni bir kazığa bağlayıp yaksalar kendimi aziz addetmem. Sadece benim için tek yol olduğuna inanmış olarak ölürüm. Yapmak istediğini yapma meselesi. Benim hezimetim onların zaferi olacaktır. Hiçbir şeyi yadsımıyorum. Şu anda olabileceğimin bütünüyüm. Bu yazma muhabbetini bırakalım öyleyse. O hödükler için. Ben buraya sadece size kendinizi daha iyi hissettirebilmek için sızdım. Unutun gitsin. Çarşamba akşamı Turf Paradise Hipodromu'nda dördüncü koşuyu kim alacak?

 (Pis Moruk İtiraf Ediyor, Charles Bukowski, Çeviri; Avi Pardo, 256 sayfa)

Kaynak: Parantez Yayınları

Douglas Copland “X KUŞAĞI”

Bayan Arıza tarafından Nisan - 20 - 2011 zamanında yazılmıştır.

"Bizler mahallemizde küçük hayatlar yaşıyoruz; marjinalize olmuşuz, katılmayı reddettiğimiz şeylerin haddi hesabı yok. Sessizlik istemiştik, artık bu sessizliği sahibiz. Buraya geldiğimizde suratlarımız ergenlik sivilceleriyle ve çıbanlarıyla kaplıydı, bağırsaklarımız öyle bir düğümlenmişti ki bir daha görevlerini yerine getiremeyeceklerinden korkuyorduk. Fotokopi makinelerinin yaydığı koku yüzünden, White-Out kokusu yüzünden, evraklardan yayılan koku yüzünden ve karşılığında ufacık bir alkış alacağımız ama başarmak için kendimizi parçaladığımız o zorlu işlerin altından kalkmak için harcadığımız çabanın bitmek bilmeyen stresi yüzünden bütün sistemlerimiz iflas etmişti.

Alışverişle yaratıcılığı birbirine karıştırmamıza, sakinleştirici alıp cumartesi gecelerini video dükkanlarından kiraladığımız kasetleri seyrederek geçirirsek herşeyin yoluna gireceğini sanmamıza neden olan baskılara maruz kalmıştık. Fakat artık çölde yaşıyoruz ve her şey çok ama çok daha güzel."

 

Yeni "yitik kuşağın", 1690'lı yıllarda doğanların romanı…

Toplumsal değişimin açtığı yaralar ve kıyamet senaryolarının ortasında yaşanan bir gençlik…

Bu kaostan kurtulmak için kaçabilecekleri tek yer var; çöl, son sığınakları çöl aynı zamanda onların tüm geçmişleriyle hesaplaşmalarının da mekanı…

X kuşağı yalnızca 80'li yılların gençliğini anlatan bir kült roman değil aynı zamanda yüzyılın sonunu tüm gerçekliğiyle yansıtan bir kitap.

(X Kuşağı, Douglas Copland, 192 sayfa)

Kaynak: Parantez Yayınları

John Fante “1933 Berbat Bir Yıldı”

Bayan Arıza tarafından Nisan - 19 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Evin girişine saptığımda babamı gördüm odunluğun yanında. Öfkeli görünmüyordu, ben kamyoneti yanaştırırken ifadesiz bir yüzle beni seyrediyordu.

"Selam," dedim.

Bir müddet daha baktı, sonra odunluğun kapısını açtı. Karıştırıcıyı geri geri odunluğa soktum, gözünü ayırmadan bakmaya devam etti. Motoru kapatıp yere sıçradığımda hâlâ bakıyordu.

"Her şeyi açıklayacağım," dedim.

Zinciri çözerken de üzerimdeydi gözleri. "Sana yeni bir karıştırıcı almayı düşünüyordum," dedim. "Bu hurdaya ne vereceklerini öğrenmek istedim."

Paltosunu çıkarıp çiviye asarken devam ettim: "Bu yaz birlikte çalışacağımıza göre teçhizatı yenilemenin tam zamanı diye düşündüm. Modası geçmiş makinelerle rekabet gücümüzü düşürmenin alemi yok."

Paltosunun altına pantolonuyla uyumsuz bir ceket giymişti. "Sonra sana danışmam gerektiğini düşündüm. Bu ekibin reisi sensin ne de olsa."

Kamyonetin yanına gidip yumruğuyla çamurluğuna vurdu hafifçe. "Bunu da mı çaldın?" diye sordu.

Kenny'nin kamyoneti babasından ödünç aldığını söyledim.

"Bu ne?" diye sordu uzanıp yarısı kazağımın cebinden dışarı taşmış iyelik belgesini çekerek. Belgeyi açıp inceledi, gözlerinin beyazı büyüdü.

"Adam gibi çalmayı bile beceremiyorsun," dedi başını sallayarak. "Sahte imzamı yanlış satıra atmışsın."

Gülümsedim. "Yanılıyorsun. İmzanı taklit etmeye kalkışsaydım burda olur muydum? Bir şey mi çaldım? Neyi çaldım? Karıştırıcıyı mı? İşte, her zamanki yerinde. Bu asılsız ithamlar gücüme gidiyor."

Gözlerini dikmiş bakıyordu yine. Barakanın kapısı açıktı, tabanları yağlamayı düşündüm. Birkaç blok boyunca kovalayabilirdi beni, ama asla yakalayamazdı. Birden sağ eli hareket etti ve yüzüme bir sille indi; bir boksör gibi dans ediyordu, gardını almış, ayaklarının etrafında kömür tozu bulutları.

"Savun kendini!" diye emretti ayak parmaklarının üzerinde yaylanıp etrafımda daireler çizerek. Durdum öylece, şaşkın, karşılık vermeden. Asla dövüşemezdim onunla, asla. Kendimi direklerinden koruyarak geri çekildim.

"Lanet olası, dövüş!"

"Niçin?"

"Benden çalabiliyorsan, dövüşebilmelisin de. Hadi, vur bana."

Ani bir direk patladı burnumda. Acı, cam kırılması gibi, çabuk ve kör edici. Kan tadı. Elimi burnuma götürdüm, parmaklarımın arasında sıcak kanı hissettim. Dehşet içinde soluğu kesildi, kendi yanağına bir tokat attı.

"Mama Mia!"

Kendini dışarı atıp ellerini kara daldırdı, avuçlarında karla koşarak döndü ve yüzüme doğru uzattı. Burnumu karın içine soktum, birkaç saniye sonra kanama kesildi. Yüzüm ıslak ve soğuktu. Beyaz benekli mavi bir mendil çıkarıp yüzümü sildi. Solgundu, parmağını özenle burun kemiğinin üzerinde gezdirirken elleri titriyordu.

"İyiyim," dedim.

"Neden?" diye sordu. "Sen hırsız değilsin -neden?"

Asıl nedeni kanlı burnumdu belki, ama bir kez için olsun baba oğul olmaktan çıkıp arkadaş olmuştuk; umutlarımdan ve çaresizliğimden söz ettim ona, yoksulluğun can sıkıntısından, evden ayrılıp profesyonel beysbolcu olarak şansımı deneme isteğimden. Bir puro yakıp kapıya gitti, sırtı bana dönük; barakayı puro dumanı kaplarken düşümü anlattım ona.

Bana doğru döndüğündü ne öfke vardı yüzünde ne de hayal kırıklığı; şefkat sadece, anlama isteği.

"Bir yıl bekle," dedi alçak sesle. "Liseyi bitir, sonra git."

"Şimdi gitmek istiyorum!"

"Dinlemiyorsun. Her şey senin istediğin gibi olsun istiyorsun. Bu da ne kadar toy olduğunu gösterir."

"Sana yardım etmek istiyorum, Baba. Eve para göndermek istiyorum. Şu paltodan kurtulur, kendine yeni giysiler alırsın."

İnceledi beni, kaşları çatık, düşünceli. "Yeterince iyi olduğunu nerden biliyorsun?"

"Çünkü doğuştan atıcıyım."

Yüzünü buruşturdu, karar vermeye çalışıyordu. "Bilmiyorum. Doğru olanı yapmak istiyorum. Biriyle konuşmam gerek."

"Kiminle?"

"Bilmiyorum. Ne kadar lazım?"

"Elli."

Islık çalıp başını yavaşça salladı. "İyi değil. Tuzak bu. Yaparsam yanlış, yapmazsam yine yanlış."

Parayı nereden bulduğu umurumda değildi. Edna Pruitt'ten bile alabilirdi, beni ilgilendirmezdi. Geri alacaktı, ilk işim ona parayı göndermek olacaktı. Cubs'la sözleşme imzalarken bu tür şeyler için ayrı bir madde koyacaktım. Ek bir bin dolar belki.

Kamyonete binip kasabanın merkezine doğru sürdük. Sevdi kamyoneti. Yıllardan beridir bir kamyonet sahibi olmayı arzuluyordu. Yeni bir iş aldığında teçhizatını taşımak için Chet's Nakliyat'tan kamyonet kiralardı.

"Güzel kamyonet," dedi içini inceleyerek.

"İki ay sonra senin de yepyeni bir kamyonetin olacak" dedim. "Sıfır kilometre, yan tarafında da adın yazacak: Molise İnşaat Şirketi."

"Kes, evlat. Ne biliyorsun dünya hakkında?"

"Dünya kimin umurunda? Beysbol ver bana."

İç geçirdi, sıkıntılıydı, acı okunuyordu yüzünde. Kamyoneti Onyx'in önüne çektim, indi.

"Beni hayal kırıklığına uğratmayacaksın, Baba. Bir tek sana güveniyorum bu dünyada."

"Bakalım. Biriyle konuşmam gerek."

"Bana bu fırsatı tanıdığın için sana minnettarım."

Bağırdı: "Kes artık, anlıyor musun? Kes."

Kapıyı çarpıp hızla Onyx'e girdi. Kamyoneti Kenny'lerin dükkanına sürüp arka tarafa park ettim. Bay Parrish arka kapıyı açıp dışarı çıktı. Kamyonetin etrafında dolanıp dikkatle kontrol etti. Soğuk gözlerini yüzüme dikti.

"Bir daha bu kamyoneti kullandığını görmeyeyim."

"Kenny'den izin aldım."

"Geber," dedi.

* * *

John Fante, 1933 Berbat Bir Yıldı'dan, Çeviri: Avi Pardo

Kaynak: Parantez Yayınları

Charles Bukowski “Kadınlar”

Bayan Arıza tarafından Nisan - 13 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Lydia Vance'i ilk kez nerede gördüğümden emin değilim. 6 yıl kadar önceydi, postanedeki memuriyetimden istifa etmiş, yazar olmaya çalışıyordum. Korkudan ödüm bokuma karışıyor, her zamankinden daha fazla içiyordum. İlk romanımı yazmaya çalışıyordum. Yazarken her gece bir şişe viski ve altılık bira paketleri tüketiyordum. Ucuz puro tüttürüyor, yazıyor, içiyor, ortalık aydınlanıncaya kadar radyoda klasik müzik dinliyordum.

Gecede on sayfa gibi bir hedef saptamıştım ama ancak ertesi gün bilebiliyordum kaç sayfa yazdığımı. Sabah kalkar, kusar, sonra kaç sayfa yazdığıma bakmak için salona girip kanepenin üzerindeki sayfaları sayardım. On sayfadan fazla olurdu mutlaka. Bazen, 17, 18, 23, 25 sayfa. Tabii ki işin temizlenmesi, hatta bir kısmının çöpe atılması gerekiyordu. Yirmi bir gecemi aldı o ilk romanı yazmak.

Yaşadığım avludaki binaların sahipleri hemen arkamdaki dairedeydiler ve aklımı kaçırmış olduğumu düşünüyorlardı. Her sabah uyandığımda ön balkonda büyük bir kesekağıdı bulurdum. İçeriği genellikle değişirdi, ama daha çok domates, turp, portakal, yeşil soğan, çorba konservesi ve kırmızı soğan olurdu kesekağıdında. Her iki gecede bir onlarla bira içerdim. İhtiyar sızar, yaşlı karısı ile elele tutuşup arada sırada öpüşürdük. Kapıdan çıkarken sıkı yumulurdum mutlaka. Yüzü kırış kırıştı, ama bu onun suçu değildi. Katolik'ti, Pazar sabahları pembe şapkasını başına geçirip kiliseye giderken pek hoş görünürdü.

Lydia Vance'i ilk şiir dinletimi verdiğim gece tanımıştım galiba. Kenmore Bulvarı'nda bir kitapevinde, The Drawbridge. Ödüm bokuma karışıyordu yine. Üstün, ama ödü bokuna karışmış hissediyordum kendimi. İçeri girdiğimde sadece ayakta duracak yer vardı. Zenci bir hatunla yaşayan kitapevinin işletmecisi Peter'ın önünde bir yığın banknot duruyordu. "Her dinleti böyle dolsa bir Hindistan yolculuğu daha yapabilirim!" dedi bana. İçeri girdim, alkışlamaya başladılar. İlk şiir dinletimdi, bekaretimi kaybetmek üzereydim.

Yarım saat okuyup ara verdim. Henüz ayıktım, karanlığın içinden bakan gözleri fark edebiliyordum. Birkaç kişi yanıma gelip benimle konuştu. Sonra bir boşluk anında Lydia Vance rampa etti. Masalardan birine oturmuş bira içiyordum. Ellerini masanın kenarına koydu, eğildi ve bana baktı. Uzun, kestane rengi saçları vardı, çok uzun. Burnu dikkat çekiciydi, gözlerinden biri diğerine tam uymuyordu. Ama hayat saçıyordu -biliyordunuz orada olduğunu. Aramızda bir elektriklenme olduğunu hissedebiliyordum. Bu elektrik dalgalarının bazıları kafa karıştırıcı ve nahoştu, ama oradaydılar. O bana baktı, ben de ona. Yakası saçaklı süet bir kovboy ceketi vardı Lydia Vance'in üzerinde. "Püsküllerini parçalamak isterdim," dedim ona, "ordan başlayabiliriz!"

Lydia gitti. İşe yaramamıştı. Hiçbir zaman bilemedim kadınlara ne diyeceğimi. Ama kıçı güzeldi. Benden uzaklaşan o harikulade kıçı seyrettim.

Dinletinin ikinci bölümünü tamamladım ve kaldırımda yanlarından geçtiğim kadınları nasıl unutursam, Lydia Vance'i de öyle unuttum. Paramı aldım, birkaç peçeteyle birkaç kağıt parçası imzaladım, sonra çıktım ve eve gazladım.

Her gece ilk romanımın üzerinde çalışıyordum. 18:18'den önce asla başlamazdım yazmaya. Annex Terminal'i Postanesi'nde çalıştığım günlerde mesaimin başlama saatiydi 18:18. Saat 18:00'di geldiklerinde: Peter ve Lydia Vance. Kapıyı açtım. "Bak Henry, ne getirdim sana!" dedi Peter.

Lydia sehpanın üzerine çıktı. Daha önce üstünde gördüklerimden bile dar bir kot giymişti. Uzun, kestane rengi saçlarını bir yandan öbür yana savurdu. Deliydi; mucizevi. İlk olarak onunla gerçekten sevişme ihtimalini düşündüm. Şiir okumaya başladı. Kendi şiirleri. Berbattılar. Peter onu durdurmaya çalıştı.

"Hayır! Hayır! Kafiyeli şiir okunmaz Chinaski'nin evinde!"

"Bırak, okusun, Peter!"

Kalçalarını seyretmek istiyordum. Sehpanın üzerinde uzun adımlarla bir ileri bir geri gidip geliyordu. Sonra dans etmeye başladı. Kollarını salladı. Şiirleri çok kötüydü, vücudu ve deliliği değil.

Sehpadan yere sıçradı Lydia.

"Beğendin mi, Henry?"

"Neyi?"

"Şiirleri."

"Beğendiğimi söyleyemem."

Lydia elinde şiir sayfalarıyla öylece duruyordu. Peter onu tuttu.

Lydia onu itti.

"Pekala," dedi Peter. "Öyleyse ben gidiyorum!"

"Gidersen git. Benim arabam var," dedi Lydia. "Eve dönebilirim."

Peter kapıya gitti. Durup döndü. "Pekala, Chinaski! Sana ne getirdiğimi unutma!"

Kapıyı çarptı ve gitti. Lydia kanepeye oturdu, kapıya yakın. Bir metre uzağına oturdum. Baktım ona. Harikulade görünüyordu. Korkuyordum. Uzanıp saçına dokundum. Sihirdi saçları. Çektim elimi. "Hepsi senin saçın mı gerçekten?" diye sordum. Biliyordum onun olduğunu. "Evet," dedi, "hepsi benim." Elimi çenesinin altına yerleştirip son derece becereksiz bir biçimde yüzünü kendime doğru çevirmeye çalıştım. Kendimden emin değildim bu durumlarda. Hafifçe öptüm.

Ayağa fırladı Lydia. "Gitmem gerek. Çocuk bakıcısına para ödüyorum."

"Dur," dedim, "kal. Ben öderim. Biraz daha kal."

"Hayır, kalamam," dedi. "Gitmeliyim."

Kapıya doğru yürüdü. Peşinden gittim. Sonra kapıyı açtı. Sonra döndü. Tuttuğum gibi kendime çektim. Yüzünü kaldırıp minicik bir öpücük verdi bana. Sonra geri çekilip şiir sayfalarını tutuşturdu elime. Kapı kapandı. Elimde sayfalarla kanepeye oturup arabasını çalıştırışını dinledim.

Şiirler teksir edilip zımbalanmışlardı, başlığı da HERRR'di. Birkaçına göz gezdirdim. İlginçtiler, mizah ve cinsellik dolu, ama kötü yazılmışlardı. Lydia ve üç kızkardeşine aittiler -bir arada şen şakrak ve seksi.

Sayfaları fırlatıp viski şişesini açtım. Hava kararmıştı. Radyoda daha çok Mozart, Brahms ve Bee çalıyordu.

(Kadınlar'dan)

(Çeviri: Avi Pardo)

 

Kaynak: Parantez Yayınları