Factotum

Bayan Arıza tarafından Şubat - 11 - 2011 zamanında yazılmıştır.

FACTOTUM

Yönetmen: Bent Hamer Oyuncular: Matt Dillon, Lili Taylor, Fisher Stevens, Marisa Tomei ABD – Norveç, 2005

Filmi, 30 Eylül 2005 Cuma akşamı saat 19.00’da Emek Sineması’nda “Film Ekimi” kapsamında izledim.

Barfly'dan ne kadar hazetmediysem Factotum’u da o kadar çok sevdim. Matt Dillon çok iyi iş çıkarmış bu kesin. Lili Taylor’u yani filmdeki rolüyle “Jane” i hep sevmişimdir. I Shot Andy Warhol’da sevmiştim en çok. Marisa Tomei’yi de farklı bir rolde izlemek de keyifliydi (Laura).

Her şeyden önce Matt Dillon da “Henry Chinaski” yi, “Hank” i, “Bukowski” yi gördüm. Bukowski hali, tavrı vardı hep Matt Dillon’da. Ses tonu, vurgusu, ağır aksak konuşması aynıydı.

Bukowski’nin kendini anlattığı “Born into this” i gördükten sonra ister istemez kıyaslama yapabiliyorum. Kesinlikle çok iyi idi. Oyunculuk bir yana, film de çok keyifli ve eğelenceliydi. Özellikle Chinaski’nin turşu fabrikasında çalışırken patronunun O’nu bir yazarla tanıştırdığında verdiği tepki, karşılıklı tüttürülen purolar…

Babasıyla olan diyalog, Jane’e olan aşkı ve hipodromda geçirilen saatler. Film iyiydi. Evet, ziyadesiyle memnun kaldım.

*2004 İstanbul Film Festivali’nde gösterilen Salmer Fra Kjøkkenet / Mutfak Hikâyeleri’ nin yönetmeni Bent Hamer ve birçok Jim Jarmusch filminin yapımcılığını üstlenen senaryo yazarı Jim Stark’tan eğlenceli, dokunaklı ve şiirsel bir film. Kült yazar Charles Bukowski’nin 1975 yılında yazdığı aynı adlı romandan uyarlanan ve 2005 Cannes Film Festivali’nin “Yönetmenlerin on beş günü” bölümünde gösterilen Factotum, “amerikan rüyası” nın her parçasını reddederek de olsa hayatı dibine kadar yaşamaya kararlı bir adamın öyküsü.

Henry “hank” Chinaski, fabrikalarda, depolarda çalışarak hayatını sürdürmeye çalışır. Tek derdi, hayatta en sevdiği şeyleri yapmaktır; yani içmek, at yarışı oynamak, kendisi gibi amaçsız kadınlarla yatıp kalkmak ve en önemlisi, kimsenin yayınlamak istemediği kısa öyküler yazmak. tipik bir günü, öğlenleri bira, geceleri viski ve sabahları kusmadan ibarettir. Hiçbir işte tutunamaz, dökük, pespaye evlerde kalır, bir barda tanıştığı Jan’e takılır, ondan ayrılır, birkaç anlamsız iş macerasından sonra bu kez Laura ile tanışır, ama bu da sürmez. çizgisel ve düz bir anlatımdan ziyade kısa anekdotlardan oluşan Factotum, hayatının bir şiir gibi olması için her şeyini tehlikeye atmaktan çekinmeyen bir yazarın karamsarca komik, arada sırada melankolik öyküsüdür. belki de bu adamı en iyi anlatan, yine Bukowski’nin kendi sözleri: “bazıları asla delirip kendini kaybetmez. kimbilir bu insanların ne korkunç hayatları vardır!”*

*Yukarıdaki açıklama İKSV’den alınmıştır.

Charles Bukowski’den bir öykü: “Battaniye”

Bayan Arıza tarafından Şubat - 10 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Charles Bukowski'den bir öykü "Battaniye"

Son günlerde iyi uyuyamiyorum ama sözünü etmek istedigim bu degil tam olarak. Uykuya daldigimi sandigim anda olan bir sey. "Uykuya daldigimi sandigim," diyorum çünkü aynen öyle. Son zamanlarda giderek daha sik, uyudugumu hissediyorum ama düsümde odami görüyorum, uyudugumu düslüyorum ve her sey yataga girmeden önce biraktigim gibi. Yerdeki gazete, komodinin üstündeki bos bira sisesi, çanaginin içinde dönüp duran baligim, saçim kadar bana özel olan bazi seyler. Ve birçok kez uykuda degilken, yataga uzanmis, duvarlara bakip uykuyu beklerken acaba gerçekten uyanik miyim yoksa uyuyor ve odamin rüyasini mi görüyorum, diye düsünüyorum. Her sey ters gidiyor son zamanlarda. Ölümler; kötü kosan atlar.

Simdi olay su: Uyuyup kendimi odamda düsledigimde veya gerçekten odamda oturmus uyanikken, bilemiyorum,iste osiralar bir seyler oluyor. Dolap kapisinin biraz aralik oldugunu görüyorum, oysa biraz önce kapali oldugundan eminim. Sonra kapinin araligi ile vantilatörün (hava sicak oldugu için yerde bir vantilatörüm var) ayni çizgide olup basimi nisanladiklarini fark ediyorum. Ani bir öfke ile yastigimdan uzaklasiyorum, öfke diyorum çünkü genellikle beni ortadan kaldirmak isteyen bu seylere okkali bir küfür salliyorum. Simdi sizin "Çocuk delirmis," dediginizi duyar gibi oluyorum, gerçekten delirdim belkide. Ama öyle oldugunu sanmiyorum her nedense. Bu benim lehime çok küçük bir arti ,eğer bir arti sayilabilirse. Insanlarla beraberken kendimi rahatsiz hissediyorum. Benden uzak seylerden söz edip, benim duymadigim heyecanlar duyuyorlar. Ama kendimi en çok onlarla beraberken güçlü hissediyorum. Söyle düsünüyorum: onlar bütünün bu küçük parçalari ile varliklarini sürdürebiliyorlarsa, ben de sürdürürüm. Ama yalnizken ve kendimi bir tek duvarla, nefes almakla, tarihle, kendi sonumla kiyaslayabildigimde bazi tuhaf seyler olmaya basliyor. Anlasilan ben zayif bir adamim. Incil'i denedim, filozoflari, sairleri, ama bir sekilde hepsi hedefi sasirmislardi. Tamamen baska bir seyden söz ediyorlardi. Ben de okumayi kestim uzunsüre önce. Içki, kumar ve seks biraz ise yariyordu ve bu yasantimda cemiyetin, sehrin, ülkenin herhangi bir ferdi gibiydim;ancak tek fark, benim "basarmak" istegi duyamamamdi. Bir aile istemiyordum, ev istemiyordum, saygin bir is istemiyordum, saygin bir is istemiyordum.Böyleydim iste: entelektüel degilim, sanatçi degilim, alelade bir insani kurtaran köklerden de yoksunum.Arada derede kalmis bir sey gibiyim ve sanirim bu da deliligin baslangicidir.

Ve ne kadar kabayim! Elimi kiçima atip kasiyorum. Basurum var acayip.Cinsel iliskiden daha keyifli. Kanayana kadar kasirim, aci beni durdurmaya zorlayana kadar. Maymunlar,goriller yapar bunu. Hayvanat bahçesinde gördünüz mü onlari hiç kanayan kirmizi kiçlari ile? Ama izin verin devam edeyim. Garipliklere merakliysaniz size cinayetten söz edeyim.

Bu Oda Düsleri, öyle diyelim bunlara, birkaç yil önce basladi.Ilk oldugunda Philadelphia'daydim. O siralar pek çalismiyordum ve kirayi dert ettigm için olmustu belki de. O zamanlar biraz sarap ve bira içiyordum sadece, seks ve kumarda tüm güçleri ile girmislerdi kanima. Bir sokak kadini ile yasamama ragmen, her gece 2 veya 3 degisik erkekle beraber olduktan sonra benimle seks veya kendi deyimiyle "ask" yapmak istemesi tuhafima gidiyordu; her sokak sovalyesi kadar avarelik etmis, hapiste yatmis olmama ragmen o degisik erkeklerden sonra oraya girmek beni rahatsiz ediyordu… beni etkiliyordu ve zorlaniyordum."Tatlim," derdi ,"seni SEVDIGIMI anlamalisin. Onlarla hiçbir sey degil. Bir kadini ANLAMIYORSUN. Kadin seni içeri alabilir, orda oldugunu sanirsin ama orda degilsindir bile. Seni, içime aliyorum. Bu söyledikleririn pek yarari olmuyordu. Duvarlari yaklastiriyordu sadece. Ve bir gece, düs görüyor veya görmüyordum, uyandim ve yanimda yatiyordu (veya uyandigimi düslüyordum) etrafima bakindim ki bir sürü küçük adam bizi yataga bagliyordu, 30-40 taneydiler, gümüs renginde bir teli yatagin altindan geçirip üstümüze sariyorlardi. Kadinim huzursuz oldugumu hissetmis olmaliydi. Gözlerini açip bana bakti. "Sessiz ol!" dedim. "Hareket etme! Elektrik verip öldürmek istiyorlar bizi!"

"KIM BIZE ELEKTRIK VERMEK ISTIYOR?" "Allah kahretsin, sana SESSIZ ol dedim! Kimildama!" Bir süre daha çalismalarina izin verdim, uyuyormus gibi yaparak.Sonra tüm gücümle dogrulup telleri parçaladim.Sasirmislardi. Bir tanesine bir yumruk salladim ama iskaladim. Nereye gittiklerini bilmiyorum ama onlardan kurtulmustuk. "Ölümden kurtardim," dedim kadinima. "Öp beni sevgilim,"dedi. Neyse, bugüne dönelim.

Sabahlari kalktigimda vücudumda izler oluyor, mavi çürükler. Özellikle izledigim bir battaniye var. Bu battaniye ben uyurken canima okuyor. Uyaniyorum ve bazen battaniye bogazima sarilmis oluyor, zor nefes aliyorum. Hep ayni battaniye. Ama ben bir sey yokmus gibi davraniyorum. Bir bira açiyor, yaris bültenini alip basparmagimla araliyor, yagmur yagabilir mi diye pencereden bakip her seyi unutmaya çalisiyorum. Beladan uzak ve rahat yasamak istiyorum sadece. Yorgunum. Bir seyler hayal etmek veya uydurmak istemiyorum. Ama o gece tekrar uyuz etti beni battaniye. Yilan gibi hareket ediyor. Türlü biçimlere giriyor. Yatagin üstünde açik ve düz olarak durmayi reddediyor.  Ertesi gece de ayni. Kanepenin önüne, yere firlatiyorum. Sonra kimildadigini görüyorum. Basimi yana çevirdigim anda kimildadigini görüyorum, inanilmaz bir hizla. Ayaga kalkip bütün isiklari yakiyorum ve gazeteyi alip okumaya basliyorum, ne olursa olsun, son modalar, kekligi nasil pisirirsiniz, bahçelerde bürüyen yabani otlardan nasil kurtulursunuz; editöre mektuplar, politik sütunlar, küçük ilanlar, ölüm ilanlari ve gerisi.Bu arada battaniye kimildaniyor ve ben 3-4 bira içiyorum, bazen gün isiyor ve uyumak kolaylasiyor.

Geçen gece olan oldu. Veya aksamüstü basladi. Uykusuz oldugum için aksamüstü dört gibi yataga girdim ve uyandigimda veya odami düsledigimde, karanlikti vebattaniye bogazima sarilmisti, beklenen anin bu olduguna karar vermisti! Bu isin gizlisi saklisi yoktu artik! Beni haklamaya kararliydi ve güçlüydü, veya ben güçsüzdüm, düste gibi, ve nefesimi kesmesini önlemek için tüm gücümü sarfetmek zorunda kaldim, ama üstümdeydi yine de, küçük ama güçlü ataklar yapip beni hazirliksiz yakalamaya çalisiyordu. Alnimdan ter akmaya baslamisti. Kim inanirdi böyle bir seye? Böylesine lanet bir seye kim, nasil inanirdi? Canlanip beni bogmaya tesebbüs eden bir battaniye? Hiçbir sey ilk kez yasanmadan inanilir olamaz – atom bombasi veya ruslar'in uzaya insan yollamasi veya tanri'nin dünyaya inip kendi yarattigi insanlar tarafindan çarmiha gerilmesi. Gelmekte olan seylere kim inanir? Son ates zerresine? Uzay gemisinde 8-10 kadin ve erkek, Nuh'un yeni gemisi, insanligin yorgun tohumunu baska bir gezegene ekmek? Ve bu battaniyenin beni öldürmeye çalistigina inanacak adam veya kadin nerde? Bir tek kisi yok, lanet olsun! Bu da isleri büsbütün zorlastiriyordu bir sekilde. Kitlelerin hakkimda ne düsündügü konusunda çok az bir hassasiyetim olmasina ragmen, onlarin battaniye gerçegini idrak etmesini istiyordum. Tuhaf mi? Nedendi bu? Ve tuhaftir, sik sik intihar düsünmeme ragmen, battaniyenin bana yardim etmeye çalismasi mücadele etmeme neden oluyordu. Sonunda mereti yere çaldim ve bütün isiklari yaktim. Bu son verecekti ise! ISIK, ISIK, ISIK! Ama hayir, isigin altinda hala kipirdayip birkaç santim ilerledigini gördüm. Oturup dikkatle izledim. Tekrar kimildadi. Yarim metre vardi bu kez.Kalkip giyinmeye basladim, ayakkabi ve çoraplarimi bulmak için tamamen uyanmis bir sekilde battaniyenin yanindan geçtim.Sonra giyindim ve ne yapacagimi bilemedim. Battaniya harekesizlesmisti.Bir aksam yürüyüsü iyi olurdu belki. Evet kösedeki gazeteci çocuklara yürüyecektim.o da kötüydü aslinda. Mahallenin bütün gazeteci çocuklari entellektüeldiler: G.B Shaw.Q. Spengler ve Hegel okurlardi. Ve gazeteci çocuklar degildiler: 60, 80 veya 1000 yasindaydilar.  Lanet. Kapiyi çarpip disari çiktim. Sonra merdivenin basina geldigimde, bir sey basimi çevirip koridorun sonuna bakmama neden oldu. Dogru tahmin ettiniz: Battaniye beni izliyordu, yilanimsi hareketlerle, kivrimlar ve önündeki gölgeli kisimda bas, agiz, gözler. Size sunu söyleyeyim, bir dehsetin dehset olduguna inandiginiz anda nihayet daha AZ dehsete düsersiniz. Bir an için battaniyemi bensiz, yalniz olmak istemeyen yasli bir köpek gibi düsündüm, beni izlemeliydi. Ama sonra bu köpegin, bu battaniyenin, beni öldürmeye çalistigini hatirladim ve süratle merdivenlerden asagi indim. Evet, evet, pesimden geldi! Istedigi kadar hizli hareket ederek basamaklari indi. Sessiz. Kararli. Üçüncü katta oturuyordum. Asagi izledi beni. Ikinci kata. Birinci kata. Önce disari çikip kosmayi düsündüm ama disarisi çok karanlikti, genis caddelerden uzak, sessiz ve tenha bir mahalleydi. En iyisi birilerinin yaninda olup durumunun gerçek olup olmadigindan emin olmakti. Gerçegin gerçek olabilmesi için EN AZ iki oy gerekiyordu. Yasadiklari zamanin ilerisinde olan sanatçilar bunu bilirler, deliler ve halüsilasyon görenler de öyle. Bir hayali bir tek sen görüyorsan adama ya aziz derler ya da deli.

102 numarali dairenin kapisini çaldim.Mick'in karisi açti kapiyi. "Selam Hank," dedi, "içeri gel." Mick yataktaydi. Her yeri sismisti, bilekleri normalin iki misli, karni hamile bir kadininki gibiydi. Çok içerdi ve karacigeri iflas etmisti. Su doluydu Mick. Askeri Hastane'de bir oda bosalmasini bekliyordu. "Selam Hank." dedi, "bira getirdin mi? "Bak,Mick " karisi, "doktorun ne dedigini biliyorsun: damla yok, bira bile." "Battaniye ne is?" diye sordu Mick. Asagi baktim. Battaniye fark edilmeden içeri girebilmek için koluma dolanmisti. "Bende bir sürü var, isinize yarar diye düsündüm." Kanepenin üstüne firlattim mereti. "Bir bira getirmedin mi?" "Hayir Mick." "Bir bira çok iyi gelirdi." "Mick,"dedi karisi. "Bir tane olabilir,"dedi karisi, "bakkala gidip geleyim." "Gerek yok," dedim , "ben gider dolabimdan alirim." Ayaga kalkip, kapiya dogru yürüdüm, gözüm battaniyenin üstündeydi. Kipirdamadi. Kanepeden öylece bakti bana. "Hemen dönerim," dedim ve kapiyi kapattim. Her sey kafamda olmali diye düsündüm. Battaniyeyi yanimda tasimis, beni izledigini hayal etmistim. Insanlarla daha fazla görüsmeliydim. Dünyam çok dardi. Yukari çikip 4-5 bira aldim, kesekagidina koyup asagi inmeye basladim. Ikinci kattaydim ki bagrismalar, küfürler ve bir el silah sesi duydum. Kalan basamaklari kosarak inip 102'ye daldim. Mick, o sisli hali ve dumani tüten 32'lik bir magnum ile ayakta duruyordu. Battaniye kanepede, biraktigim yerdeydi. "Mick, sen delisin!" diyordu karisi. "Haklisin," dedi Mick, "sen mutfaga gider gitmez battaniye, Tanri yardimcim olsun, kapiya dogru gitti. Kapinin tokmagini çevirmeye çalisiyordu, disari çikmak istedi ama tokmagi kavrayamadi. Ilk soktan çikinca yataktan kalkip üstüne yürüdüm ve iyice yaklastigimda tokmaktan siçradi, girtlagima dolanip beni bogmaya çalisti!" "Mick biraz rahatsiz," dedi karisi, "igne yapiyorlar. Bazi seyler görüyor. Içerken de bazi seyler görürdü. Hastaneye yatinca düzelir." "Allah kahretsin!"diye bagirdi Mick "bu sey beni öldürmeye çalisti diyorum, iyi ki magnum doluydu, dolaba kosup çikardim, tekrar üstüme geldignde vurdum onu. Sürünerek uzaklasti. Sürünüp kanepeye çikti, simdi de orda iste. Merminin açtigi deligi görebilirsin. Hayal filan görmedim."

Kapi çalindi. Yöneticiydi. "Çok fazla gürültü yapiyorsunuz,"dedi. "Saat 10'dan sonra televizyon ve gürültü yok." Sonra gitti. Battaniyenin yanina gittim. Gerçekten de bir delik açilmisti. Battaniye hareketsizdi. Bir battaniyenin can alici noktasi neresidir?

"Tanrim, bir bira içelim," dedi Mick, "ölüp ölmemek umurumda degil." Karisi 3 sise açti, Mick ve ben birer Pall Mall yaktik. "Hey moruk," dedi, "giderken bu battaniyeyi de götür." "Ihtiyacim yok Mick,"dedim, "sende kalsin." Birasindan büyük bir yudum aldi. "Bu allahin cezasi seyi burdan götür!" "Iyi de, ÖLDÜ degil mi?" diye sordum. "Nerden bileyim?" "Bu battaniye saçmaligina inandigini mi söylemek istiyorsun Hank? "Evet, bayan." Basini geriye atip güldü. "Iki kaçik orospu çocugu taniyorsam, sizlersiniz," dedi. Sonra ekledi, "Sen de içiyorsun degil mi Hank?" "evet, bayan." "Çok mu?" "Bazen." "Tek istedigim bu allahin cezasi battaniyeyi burdan çikarman!" dedi Mick. Biramdan büyük bir yudum alip keske votka olsaydi diye geçirdim aklimdan. "Tamam dostum," dedim, "battaniyeyi istemiyorsan alirim." Iyice katlayip kolumun üstüne koydum. "Iyi geceler." "Iyi geceler Hank, ve biralar için tesekkürler." Merdivenlerden yukari çikmaya basladim; battaniye çok hareketsizdi. Mermi canina okumustu belki de. Odama girip bir sandalyenin üstüne firlattim. Bir süre oturup izledim onu. Sonra aklima bir fikir geldi. Bulasik kabini alip içine biraz gazete kagidi doldurdum. Sonra patates soyma biçagini aldim.Sonra da iskemleye oturdum. Battaniyeyi kucagima alip biçagi kaldirdim. Ama zordu battaniyeyi kesmek. Iskemlede oturup kalmistim, Los Angeles'in berbat gece ayazi enseme vuruyordu ve zordu kesmek. Nasil bilebilirdim ki? Belki de bir zamanlar beni sevmis bir kadindi bu battaniye, battaniye kiligina girip benden öç almaya çalisiyordu. Iki kadin düsündüm. Sonra tek bir kadini düsündüm. Sonra mutfaga gidip bir sise votka açtim. Doktor sert içkilere takilirsam ölecegimi söylemisti. Ama gizliden çalisiyordum ona karsi. Ilk gece bir yüksük dolusu. Ertesi gece iki yüksük derken… Bir bardak doldurdum bu kez. Ölüm degildi rahatsiz edici olan, hüzün ve merakti.

Gece aglayan bir iki iyi insan. Bir iki iyi insan. Belki de battaniye beni ölüme, kendi yanina almaya çalisan bir kadindi veya bir battaniye olarak beni sevmeye çalisiyor, nasil yapabilecegini bilemiyordu… ve ya beni izlemek isteyince kapidan çikmasini engelledigi için Mick'i öldürmeye çalismisti? Delilik mi? Neden olmasin? Ne delilik degildir ki? Yasam delilik degil mi? Kurulmus oyuncaklar gibiyiz… bir kaç kez kuruluyoruz, bitince güle güle… ve ortalikta dolanip varsayimlarda bulunur, planlar yapar, valiler seçer, çimlerimizi biçeriz… Delilik tabii ki, ne delilik DEGILDIR?

Votka bardagini bir dikiste içip bir sigara yaktim. Sonra son kez battaniyeyi elime alip kestim! Kestim, kestim ve kestim, nerden kesildigi belli olmayacak kadar küçük parçalara kestim onu… parçalari bulasik kabina koyduktan sonra, kabi pencerenin yanina yerlestirdim ve dumani üflemesi için vantilatörü çalistirdim. Kap alev alirken ben mutfaga gidip bir votka daha koydum. Geri döndügümde kirmizi ve iyi yaniyordu, eski Boston cadilari gibi, herhengi bir Hirosima gibi, herhangi bir ask gibi, bütün asklar içinden bir ask gibi, ve kendimi hiç iyi hissetmedim, hiç. Ikinci bardagi içtim ve neredeyse hiçbir sey hissetmedim. Bir tane daha koymak için mutfaga gittim, biçagi yanimda götürmüstüm. Biçagi lavaboya firlatip sisenin kapagini açtim. Lavabodaki biçaga baktim tekrar. Yan tarafinda belirgin bir kan izi vardi. Ellerime baktim. Elimde kesik olup olmadigini kontrol ettim. Isa'nin elleri gibi harikulade ellerdi. Ellerime baktim. Kesik yoktu. Çizik yoktu. Çentik bile yoktu. Gözyaslarimin yanaklarimdan süzüldügünü hissettim, bacaklari olmayan, agir ve anlamsiz seyler gibi sürünerek. Deliydim ben. Gerçekten delirmis olmaliyim.

Charles Bukowski “Bana Aşkını Getir”

Bayan Arıza tarafından Şubat - 10 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Charles Bukowski "Bana Aşkını Getir"

-Okurken altını çizdiklerim-

aile olarak hayatta da filmlerde de paylaşabileceğimiz tek şey yoktu hiç olmadı artık olamaz da.

*** eski Los Angeles Halk Kütüphanesi yandı şehir merkezindeki kütüphane ve onunla birlikte gençliğimin büyük bir kısmı.

*** örneğin , bir asansöre binip kendimi türümden beş-altı kişi ile çok yakın ve hapsolmuş bulduğumda hiçbir şeyin kurtarılamayacağı, havasız bir delilik mağarasında olduğum duygusuna kapılıyorum.

*** yani, ne yaparsın, nasıl geçinirsin ? hiç, yaşadığım an içinde varım.

*** mahvolmuş hayatlar olağandır bilgeler için de ahmaklar için de ancak o mahvolmuş hayat bizimki olduğunda, işte o zaman farkına varırız intiharların,ayyaşların,hapishane kuşlarının,uyuşturucu müptelaları ve benzerlerinin varoluşun menekşeler kadar, gökkuşağı kasırga ve tamtakır mutfak dolabı kadar olağan bir parçası olduklarının.

*** evi terkettiğimde kopyaları her yerde karşıma çıktı : babam bütünün küçük bir parçasıydı sadece, ama tanıdığım insanlar içinde kimse nefret duymada eline su dökemezdi.

*** Fuctowski mi?

*** “Aşağılık herifin teki.Nasıl oluyor da bu kadar çok satıyor?” “Okurları da onun gibi aşağılık.” “Evet. At yarışları ve içki..tekrar tekrar aynı şeyleri yazıp duruyor.”

*** Klas yok ibnede.

*** bilmiyorum, iyi zamanlardı sanki, güneş sıcak ve sürekliydi ve en iyisi gecelerdi, karanlık ve ilginç geceler,çünkü içki etkisini göstermiş olurdu ve dünyaya katlanılabilirdi nerdeyse.

*** Ölmek o kadar da umurumda değil, benim canımı sıkan ölümün keskinliği.

*** Aslında ölmüş olmalıydın da ölmeyi unutmuşsun gibi bir halin var.

*** yaşamak ölmekten daha çok cesaret gerektirir bazen.

*** Tuhafların en güçlüsü sık göremezsiniz onları kalabalıktan uzak dururlar çünkü. Azdırlar sayıca Bu tuhaf insanlar ama onlardan çıkar ender iyi resimler ender İyi senfoniler ender İyi kitaplar ve diğer ender İyi işler. ve en iyilerinden bu tuhafların belki de hiç. Kendileri resimdir Onların Kendileri, kitaptır müziktir eserdir. Bazen onları gördüğümü sanırım – bir banka belli bir şekilde oturmuş yaşlı bir adam örneğin Veya yanımdan aksi istikamette hızla geçen bir arabanın içindeki bir yüz. Veya süpermarkette poşetlere dolduran kızın veya oğlanın ellerini kullanışında belli eder kendini. Bazen bir süredir birlikte yaşadığın biridir- daha önce görmediğin yıldırım hızında bir bakış yakalarsın. Bazen hayatınızdan çıktıktan birkaç ay birkaç yıl sonra birden varlıklarını anımsarsınız müthiş bir berraklıkla. Etki ve tepki En iyilerimizin sonu genellikle kendi ellerinden olur sırf uzaklaşmak için, ve geride kalanlar birinin onlardan uzaklaşmayı neden isteyebileceğini bir türlü tam olarak anlayamazlar.  

Charles Bukowski “Büyük Zen Düğünü”

Bayan Arıza tarafından Şubat - 10 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Charles Bukowski "Büyük Zen Düğünü"

Okurken altını çizdiklerim:

* İnsanlık iğrendirmiştir beni hep.

* İnsanlarla beraberken kendimi rahatsız hissediyorum.

* Bir aile istemiyordum, ev istemiyordum, saygın bir iş istemiyordum. Böyleydim işte, entelektüel değilim, sanatçı değilim, alelade bir insanı kurtaran köklerden de yoksunum, arada derede kalmış bir şey gibiyim ve sanırım bu da deliliğin başlangıcıdır.

* Hayat sadeydi ve fazla acı çekmiyordum. Belki yaşamak için fazla bir neden yoktu ama acı çekmemek için yeterli bir neden sayılmalı.

* Akşamdan kalmalığımın en kötü saatlerinde, bana değişik intihar yöntemleri tavsiye eden iki arkadaşım gelir aklıma, sevgi dolu bir dostluğun bundan daha iyi bir kanıtı olur mu?

* Şiir yazmanın insanı uçurumun kenarına sürükleyen bir yanı var.

* Eğer siz, kendiniz, intihar etmeyi düşünmüyorsanız, intihar anlaşılabilir bir şey değildir.

* İnsanların nasıl bu kadar kolay öfkelendiklerini, sonra da öfkelerini unutup nasıl neşeli olabildiklerini anlayamıyordum sadece…ve nasıl herşeye ilgi duyabildiklerini, bu kadar sıkıcıyken her şey…

* İntihardan söz etmek, intihar etmekten çok daha iyidir.

Chuck Palahniuk “GÖRÜNMEZ CANAVARLAR”

Bayan Arıza tarafından Şubat - 9 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Chuck Palahniuk "GÖRÜNMEZ CANAVARLAR"

Okurken altını çizdiklerim:

* Orijinal olan her şeyden soyutlanmış yüzlerce nesil; doğruya doğru, hepimiz öyle değil miyiz?

* Tamamen ayna, ayna söyle bana durumu çünkü aynen paranın iktidar unsuru olması gibi, aynen silahın iktidar unsuru olması gibi, güzellik de bir iktidar unsurudur.

* Kimse size bakmıyorken, insanları delip geçene dek süzebilirsiniz. Bakışınızı yakalayacağı için asla o kadar uzun bakamayacağınızdan normalde göremeyeceğiniz detayları yakalarsınız, bu, bu da sizin intikamınız olur.

* Kötü kalpli kraliçe, Pamuk Prenses’in oyununu oynadığı için salağın tekiydi. Belli bir yaştan sonra kadınların farklı iktidar alanlarına kaymaları gerekir. Örneğin para. Ya  da silah.

* Üstelik kimileri için anında, kimileri için yavaş yavaş olsun, ister kazayla, ister temkinli davranarak olsun, eninde sonunda hepimiz kötürüm kalıyoruz.

* Rahibe Katherine alyans takan rahibelerdendi. Ve evli insanlar hep cevabın aşk olduğunu sanırlar.

* Evie güzel insanların asla birlikte olmamaları gerektiğini söyler. Çünkü birlikte olduklarında yeterince ilgi çekemezlermiş. Evie’ye göre iki güzel insan bir araya gelince, güzellik standartı tamamen değişir. Evie, bunu hissedebilirsin der. İkiniz de güzelseniz, ikiniz birden güzel değilsinizdir. Birlikte, bir çift olunca, parçalarınızın toplamından daha değersiz olursunuz.

* izleyici olmadan histeri krizi geçirmek imkansızdır. İnsanın kendi başına paniğe kapılması, boş bir odada kendi kendine gülme krizine tutulmasıyla aynıdır. İnsan kendini gerçekten aptal hisseder.

* ve bazen sakat kalmak insanın lehine olabilir. Vücutlarına halkalar takan, dövme yaptıran, tenini dağlayan, derisini kazıyan bütün o insanları düşünün..sonuçta o ya da bu şekilde dikkat çekiyorlar.

* “Gündüz yayınlanan dramaları izlersen,” diyor bana Seth, “herkesi kısa süreliğine ziyaret etmiş gibi olursun. Her kanalda ayrı bir hayat var ve neredeyse saat başı hayatlar değişiyor. Aynen internetteki canlı videolar gibi. Onlar farkında olmasa da, sen bütün dünyayı gözetleyebilirsin.”

* Yarışmalar, eğitimimizden geriye kalan rasgele ve değersiz gerçekler hakkında kendimizi daha iyi hissetmemiz için düzenlenirler.

* Gelecek ne zaman vaat olmaktan çıkıp bir tehdit unsuru haline geldi?

* Ancak ve ancak bu gezegeni yiyip bitirdikten sonra Tanrı bize yenisini verecek. Yarattıklarımızdan çok yok ettiklerimizle hatırlanacağız.

* Hepimiz kendimizin gübresiyiz.

* Kimden nefret edeceğimizi bilemediğimiz zaman kendimizden nefret ediyoruz.

* Kendinizi sürekli olarak dönüştürüp kullanışlı hale getirmelisiniz.

* Sevdiğiniz ve sizi seven kişi asla ve asla aynı kişi değildir.

* Dış dünyayla başa çıkmak istiyorsan, Bayan St. Patience, insanların yüzünü görmesine izin vermeyeceksin.

* İyi bir peçe evde oturmak kadar iyidir, diyor Brandy. Dünyadan soyutlanmış. Mahrem. Sarı bir şifon atıyor havaya. Kırmızı desenli bir naylonu üzerimde düzeltiyor. Dip dibe yaşayan insanların bir bakışta sizinle ilgili her şeyi bildiği dünyamızda, iyi bir peçe sizin için film çekilmiş limuzin camı görevi görebilir. Yüzünüz için listede olmayan bir numara olabilir. İyi bir peçenin arkasına saklandığınızda herhangi biri olabilirsiniz. Bir film yıldızı. Bir aziz. İyi bir peçe şöyle der:

Henüz Adamakıllı Tanıştırılmadık.

Üç numaralı kutudan çıkan ödül gibisinizdir.

Hanımefendi veya kaplansınızdır.

* Oh, zavallı kalbimi parçalayabilmeyi isterdim.

* İnsanlar bir şeyleri bilmemeye de dayanamazlar diyor Brandy. Özellikle de erkekler her dağa tırmanmak, her yerin haritasını çıkarmak isterler. Her şeyi etiketlemek. Her ağaca işerler ve sonra da bir daha asla aramazlar.

* Moda olan ürünler çirkinleştikçe, onları daha güzel gösterebilmek için daha beter yerlerde poz vermek zorunda kalıyoruz. Araba mezarlıkları. Mezbahalar. Lağım arıtma tesisleri. Kıyaslandığında daha iyi görünmek için kendine çirkin nedime seçme taktiğinin aynısı. Industry blucinleri için çekim yapsaydık, ölüleri öperken poz vermemiz gerekeceğinden eminim.

* hemen her seferinde kendinize birini sevdiğinizi söylersiniz ama aslında onu sadece kullanıyorsunuzdur.

Bu sadece aşk gibi görünür.

* Yalnızca bebek maması yiyebiliyorum. En yakın arkadaşım nişanlımı ayarttı.

Nişanlım az kalsın beni bıçaklayarak öldürecekti.

Bir evi ateşe verdim ve bütün gece masum insanlara silah doğrulttum.

Nefret ettiğim ağabeyim rolümü çalmak için öldüğü yerden dirildi.

Ben görünmez canavarım ve kimseyi sevemiyorum. Hangisi kötü siz karar verin.

* “Normal değilim ama gay de değilim” diyor. “Biseksüel değilim. Etiketlerin dışında bir şey istiyorum. Tüm hayatımın tek bir kelimeyle anlatılabilmesini istemiyorum. Bir hikayeden ibaret olmasını. Bilinmeyen bir şey bulmak istiyorum, haritada olmayan bir yer gibi. Gerçek bir macera istiyorum.”

* Doğumunuz, hayatınız boyunca düzeltmeye çalıştığınız bir hatadır.  

Dragan Babic

Bayan Arıza tarafından Şubat - 6 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Dragan Babic

Yazarın, Ayrıntı Yayınları, Yeraltı Edebiyatı serisinden çıkan "Son Sürgün" isimli kitabını okudum. Okuduğum tek kitabı da bu.

Kendisi Saraybosna doğumlu bir yazar ama tüm eğitimini Paris'te tamamladı ve romanlarını Fransızca yazdı. Tüm dünyayı dolaştı, rock gruplarında bateristlik yaptı, ressamlık, fotoğrafçılık, dizgicilik gibi bir çok işte çalıştı. 80'li yıllardan beri Amerika'da yaşıyor.

Gelelim kitaba, kitabın arka kapağında şunlar yazıyor:

Son Sürgün, bambaşka bir hayatı, mevcut düzeni ve onun tüm değerlerini reddetmiş olanların dünyasını anlatıyor. Gizemli, zengin ve ahlâklı uygarlıktan vazgeçenlerin; gönüllü olarak "sürgün" ü, "yeraltı" nı seçenlerin hayatına "içerden" bakıyor.

"Yarın"ı olmayan bir dünyadır onların ki…

Karınlarını doyurmak için çalmaktan çekinmezler, uyuşturucuyu severler, sekse bağımlılık derecesinde düşkündürler, arkadaşlıktan ise hâlâ vazgeçmemişlerdir…

Dragan Babic, toplumun içinde yaşamaktansa uçurumun kenarında seksek oynamayı seçen bu tip "anti-kahramanlar" aracılığıyla uygarlığımıza ayna tutuyor…

Puslu, lekeli ve kana bulaşmış bir ayna…  

Chuck Palahniuk “DÖVÜŞ KULÜBÜ”

Bayan Arıza tarafından Şubat - 6 - 2011 zamanında yazılmıştır.

"DÖVÜŞ KULUBU"

Okurken altını çizdiklerim:

* Tyler bana bir garsonluk işi buluyor, sonra ağzıma bir silah sokmuş ve diyor ki, sonsuza kadar yaşamak istiyorsan, ilk adım olarak ölmek zorundasın.

* Bu yükseklikte etraf o kadar sessiz ki, insan kendini o uzay maymunlarından biri sanıyor. Sana öğrettikleri küçük görevi yerine getiriyorsun. Bir kolu çek. Bir düğmeye bas. Neyi neden yaptığını bilmiyor, sonra da ölüp gidiyorsun.

* İnsan sevdiklerini öldürür diye bir söz vardır ya; aslında bakın, insanı öldüren de hep sevdiğidir.

* Ağzınızda bir silah varken ve silahın namlusu dişlerinizin arasındayken ancak sesli harflerle konuşabilirsiniz.

* O sarmalayıcı karanlıkta, başka birinin kolları arasına hapsolmuşken, hayatta elde edebileceğiniz her şeyin sonunda çöpe gideceğini anladığınız zaman ağlamak çok kolaydır.

* Sevdiğiniz herkesin size sırt çevireceğini ya da öleceğini fark ettiğiniz zaman ağlamak kolaydır. Zaman aralığını yeterince uzun tutarsanız, herkesin hayatta kalma şansı sıfıra düşer.

* Uykusuzluk böyledir işte. Her şey çok uzaklardadır, bir kopyanın kopyası gibi. Dünyayla arana öyle bir mesafe sokar ki, ne sen bir şeye dokunabilirsin, ne de bir şey sana.

* Bütün umutlarınızı kaybetmek özgürlüktü.

* Her akşam ölüyor ve her sabah doğuyordum.

* Her kalkış ve inişte, uçak bir tarafa doğru fazlaca yattığında, kaza olsun diye dua ederdim. Hepimizin çaresizlik içinde öleceği, insan bedenlerinin uçağın gövdesinde sıkışıp kalacağı o anı düşünmek uykusuzluğuma ilaç gibi gelir, üstüme dayanılmaz bir uyku çökerdi.

* Bazı insanlar gece insanıdır. Bazıları da gündüz insanıdır.

* Bu senin hayatın ve anbean sona eriyor.

* Başka bir yerde, başka bir zamanda uyanabilseydim, başka bir insan olarak uyanabilir miydim?

* Uyanırsın ve hiçbir yerdesindir.

* Mobilya satın alırsınız. Kendinize dersiniz ki, bu hayatım boyunca ihtiyaç duyacağım son kanepe. Kanepeyi alırsınız ve sonraki birkaç yıl boyunca, hangi işiniz ters giderse gitsin, en azından kanepe sorununuzu çözmüş olduğunuzu bilirsiniz.  Sonra o güzel yuvanızda kısılıp kalırsınız. Bir zamanlar sahip olduğunuz şeyler artık sizin sahibiniz olur.

* Hiçbir zaman tamamlanmış olmayayım, ne olur. Hiçbir zaman halimden memnun olmayayım. Hiçbir zaman kusursuz olmayayım. Kurtar beni, Tyler, kusursuz ve tamamlanmış olmaktan kurtar.

* Dövüş kulübünde geçen bir geceden sonra, gerçek dünyadaki her şeyin ses ayarı kısılmış gibi olur.

* Belki de kendimizi daha iyi bir şeye dönüştürmek için her şeyi kırıp dökmemiz gerekiyor.

* Sanki Tyler’i değil de, bu dünyada yolunda gitmeyen her şeyi un ufak etme şansını en sonunda yakalamış gibi hissettim kendimi.

* Kuru temizleyiciden yaka düğmeleri kırılmış olarak dönen gömleklerim. Hesabımın yüz dolar eksiye geçtiğini söyleyen bankam. Bilgisayarımı açarak DOS yürütme komutlarımı kurcalayan patronum. Ve Marla Singer, dayanışma gruplarını benden çalan kadın.

* Dövüş bittiğinde hiçbir şey çözülmemişti, ama hiçbir şeyin önemi yoktu.

* Bazen bir şey yapar ve belanızı bulursunuz. Bazen de yapmadığınız şeyler size belanızı buldurur.

* Başıma bir silah dayayıp beynimin parçalarıyla duvar resmi yapsaydın.

* İşyerinde, koridorda insanların yanından geçerken, herkesin küçük düşmanca YÜZ’üne karşı tamamen ZEN bir tavır takınıyorum.

* Bütün dünyadaki mülklerinizden ve arabanızdan vazgeçip şehrin zehirli atık semtindeki kiralık bir eve yerleşin.

* Kendi cerahatli ve hastalıklı çürümemi kucaklıyorum.

* Tyler diyor ki, ben henüz dibe vurmaya yaklaşmamışım bile. Ve eğer sonuna kadar düşmezsem, kurtarılmam olanaksızmış. İsa çarmıha gerilerek yapmış bunu. Sadece para, mülkiyet ve bilgiden vazgeçmen yeterli değil, diyor Tyler. Bu bir hafta sonu tatili değil. Kendini geliştirmeye sırt çevirmeli ve felakete doğru koşmalısın.

* “Kovulmak” der Tyler, “herhangi birimizin başına gelebilecek en iyi şey olurdu. Böylece havanda su dövmekten kurtulur ve hayatlarımızla bir şey yapardık.”

* Marla’nın hayat felsefesi, bana söylediğine göre, ölmeye her an hazır oluşu. Marla’nın hayatındaki trajedi ise ölmüyor oluşu.

* Çünkü ancak kendimi mahvederek ruhumun gerçek gücünü keşfedebilirim.

* Güzel ve emsalsiz bir kar tanesi değilsin. Herkes gibi sen de o çürüyen organik maddeden yapılmasın. Hepimiz aynı pürenin parçasıyız.

* Kültürümüz hepimizi aynı yaptı. Artık kimse gerçek anlamda beyaz ya da siyah, zengin ya da yoksul değil. Hepimiz aynı şeyi istiyoruz. Teker teker, hiçbirimiz hiçbir şey değiliz.

* Tyler Durden’a göre biz Tanrı’nın ortanca çocuklarıyız. Tarihte özel bir yeri olmayan, özel ilgi görmeyen kimseleriz. Tanrı’nın ilgisini çekemediğimiz sürece ne lanetlenme umudumuz olabilir, ne de kurtuluş umudumuz. Hangisi daha kötü, cehennem mi, hiçlik mi?

* Dövüş kulübünde geçirdiğiniz zaman boyunca, banka hesabınız değilsiniz. İşiniz değilsiniz. Aileniz değilsiniz ve olduğunuzu düşündüğünüz kişi değilsiniz.

* Güçlü kadın ve erkeklerin oluşturduğu bir sınıf var ve bunlar hayatlarını bir şeye feda etmek istiyorlar. Reklamlar insanları gerek duymadıkları arabaların ve kıyafetlerin peşinden koşturuyor. Kaç kuşaktır insanlar nefret ettikleri işlerde çalışıyorlar, neden? Gerçekte ihtiyaç duymadıkları şeyleri satın alabilmek için.

* Bizim kuşağımız büyük bir savaş görmedi, büyük bir buhran yaşamadı, ama bizim de bir savaşımız var. Büyük bir ruhani savaş bu. Kültüre karşı büyük bir devrim hazırlıyoruz. Büyük bir buhran bizim hayatlarımız. Biz ruhani bir buhran geçiriyoruz.

* Hayatta her şey parayla ilgili değildir.

* Bize dünyanın bokundan ve pisliğinden başka bir şey bırakmadılar.

*  “Şunu unutma” diyor Tyler. “Ezmeye çalıştığın bu insanlar, senin muhtaç olduğun herkestir. Biz senin çamaşırını yıkayan, yemeğini pişiren ve önüne getiren insanlarız. Senin yatağını biz yapıyoruz. Uykudayken seni biz koruyoruz. Ambulanslarını biz kullanıyoruz. Telefonlarını biz bağlıyoruz. Bizler ahçıyız, taksi şoförüyüz ve senin hakkında her şeyi biliyoruz. Sigorta bildirimlerini, kredi kartı ödemelerini biz takip ediyoruz. Hayatının her alanını biz denetliyoruz.”

* ”Biz tarihin ortanca çocuklarıyız. Bizi bir gün milyoner olacağımıza, film yıldızı, rock yıldızı olacağımıza inandıran televizyon programlarıyla büyüdük, ama bunların hiçbiri olamayacağız. Ve bu gerçek kafamıza ancak dank ediyor”.

*Her uçağa binişimde uçağın düşmesini istiyordum. Kanserden ölen insanlara imreniyordum. Hayatımdan nefret ediyordum. İşimden ve mobilyalarımdan bıkıp usanmıştım ve bunları değiştirmenin bir yolunu bulamıyordum.

* Bizler eşşiz değiliz. Süprüntü ya da pislik de değiliz. Biz sadece biziz. Biz sadece biziz ve hayatta başımıza gelenlerin bir nedeni yok.