Ex-Misafir Defteri’nden Enstantaneler “momo’nun Paylaşımları”

Bayan Arıza tarafından Mayıs - 9 - 2011 zamanında yazılmıştır.

KAÇAK -Cezayir Kurtuluş Savaşı'nda ölenleri anarak-

Efendi misiniz, kodaman mısınız ne, bir mektup yazıyorum size, bilmem vaktiniz var mı okumaya bu mektubu.

Az önce verdiler elime askerlik kâğıtlarımı, savaşa çağırıyorlar beni, diyorlar yola çık en geç çarşamba akşamı.

Efendi misiniz, kodaman mısınız ne, dövüşmeye hiç istek yok içimde, insancıkları öldürmeye gelmedim ben, gelmedim ben bu yeryüzüne.

Sizi kandırmak değil niyetim, ama söylemeden de edemem, savaş ahmakların işi, hem insanlar ondan hanidir bıktı.

Doğduğum günden bu yana ölen çok babalar gördüm, gidip dönmeyen kardeşler gördüm, çocuklar gördüm iki gözü iki çeşme.

Ya analar ne çekti, ya analar, bir yanda işi tıkırında bir avuç insan bolluk içinde rahat yaşar, bir yanda ölüm, çamur, kan.

İnsanlar tıkılmış dört duvar içine, çalınmış neleri var neleri yok, karıları, eski güzel günleri bütün.

Gün doğar doğmaz yarın kapatacağım şırak diye kapımı ölmüş yılların suratına, alıp başımı yollara düşeceğim.

Aşacağım karaları, denizleri, ne Avrupa'sı kalacak, ne Amerika'sı, ne Asya'sı, dilene dilene hayatımı şunu diyeceğim insanlara:

Üstünüzden atın yoksulluğu, durmayın bakın yaşamaya, hepimiz kardeşiz, kardeşiz, kardeş, ey insanlar, ey insanlar, ey.

İllâki kan dökmek mi gerek, gidin dökün kendi kanınızı, size söylüyorum bunu da, efendi misiniz, kodaman mısınız ne.

Adam korsunuz arkama belki de, unutmayın jandarmalara demeye: üzerimde ne bıçak var, ne tabanca korkmadan ateş etsinler bana, korkmadan ateş etsinler bana. Boris VIAN  

Ex-Misafir Defteri’nden Enstantaneler “Grace Auster’ın Paylaşımları”

Bayan Arıza tarafından Mayıs - 4 - 2011 zamanında yazılmıştır.

I Am Vertical By Sylvia Plath

But I would rather be horizontal. I am not a tree with my root in the soil Sucking up minerals and motherly love So that each March I may gleam into leaf, Nor am I the beauty of a garden bed Attracting my share of Ahs and spectacularly painted, Unknowing I must soon unpetal. Compared with me, a tree is immortal And a flower-head not tall, but more startling, And I want the one's longevity and the other's daring.

Tonight, in the infinitesimal light of the stars, The trees and the flowers have been strewing their cool odors. I walk among them, but none of them are noticing. Sometimes I think that when I am sleeping I must most perfectly resemble them– Thoughts gone dim. It is more natural to me, lying down. Then the sky and I are in open conversation, And I shall be useful when I lie down finally: Then the trees may touch me for once, and the flowers have time for me

 

Ex-Misafir Defteri’nden Enstantaneler “Fatih Altuner’in Paylaşımları”

Bayan Arıza tarafından Mayıs - 4 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Kımıldanır mahallemin daralan ruhu Basma perdelerimde gün batarken Atıp saatler süren uykusunu Odama uzanır akasyam pencereden Kırmızı uzak damlarda bir serinleme Uyanır gündüz uykusundan evler Kapılarda işleri ellerinde Kadınlar giyinip kocalarını bekler İyi insanların ruhudur yakınlaşır Takunya sesleri gelir evlerden Yalnız bu dem rahat bir dünya taşır Bin mihnet dolu kafasında yorgun beden Her şeyin geliş saatidir akşam Mahallede ömürler akşamüstü başlar Hepsi burda buluşmaya gelir akşam Başka dünyalardan ayaklar  

Ex-Misafir Defteri’nden Enstantaneler “Burcu Gelegen’in Paylaşımları”

Bayan Arıza tarafından Mayıs - 2 - 2011 zamanında yazılmıştır.

YENİ YILI’M VE KARARIMIZ

Bazı zamanlardır aslında aslolan, araya sıkıştırıp yaşadığımız. Hani milat olur hep o zamanlar, kendimizce kararlar alırız. Kimi zaman bir yılbaşıdır, kimi zaman bir yıl sonudur. Hatta kimi zaman da bir doğum günüdür ve çok önemli kararlar alınır. Kimisi sigarayı bırakır, kimisi evlenme teklif eder. Kimisi vardır, çok beklentisi yoktur hayatından. İki tek atmak bile önemli bir karardır belki kimisi için…

İşte benim için öyle günlerden birisi yarın… Halbuki en önemli kararlarımı vermişim hayatımda; kimisini yapmışım, kimisi de ıslak ıslak yerlerde kurumayı bekliyor ve verecek kararım kalmamış… Ne yaparım ben şimdi? Muhakkak bir karar almalıyım, benim için bir milat geliyor ve bu milat sadece benim için geliyor!

Hani, düşünürsün nasıl bir karar alsam diye. Hatta üzüldüğün bile olur, zaten kararlar çoktan alınmıştır; sana sadece izlemek düşer kenardan. Ama son bir güç kalmıştır içinde, sadece bir sıkımlık silah gibi. Bir kez bile olsa vurup kaçma şansı istemektir belki de alacağın karar. Sadece kabullenmek değildir; varlığını önce kendine sonra insanlara kabul ettirme savaşındasındır artık hasretle beklediğin. Zaten hasret pul pul yollara dökülmemiş midir, toplasan elinde bir avuç tutamıyorsun. Hasreti bitirmek midir karar vermek? Çok mu kolaydır ki sona erenleri yeniden ellerine alabilmek?

Yokluğunu güneşte kaybettim, varlığını hiç bilmedim. Nasıl bir şeysin karşıma çıktın? Üstelik yarın almam gereken bir karar var ve sen yoksun başımda. Belki adam ederdin beni biraz zamanın olsa, ‘sevgilim’ dediğin bir çiçekti hayat o sırada. İçimdeydi son bakışın nasılsa, alamazdın ya benden? Sana verecek değilim, ‘son veda’n bana aittir.

Uzaklardan bir selam etti güneş. Elini gördüm, zor kalkıyordu. Yorulduk ikimiz de, çok savaştan galip çıktık. Bilmedik ki, kazanmak diye bildiklerimiz aslında bildiğimiz kazanma değilmiş. Eskiden ne kolaydı halbuki her şey, elimizde bir sihirli değnekle her şeyi çözüyorduk birlikte. Artık sihirli değnekler bile yetmiyor dünyamıza, çok mu fazlayız? Halbuki tek isteğim değil mi yarın için, bir silahım olsun bir sıkımlık? Hatta ikincisi olmasın, bir tanesi yeterli. Hem bir koşuda gidip alınacak bir şey değil ki, şimdi artık bakkallar da gitmiş senin peşinden… Kala kala marketler zinciri tepemizden yağar oldu. ‘Böyle mi biterdi büyük aşklar’ derim ki, bunu kaçıncı kez dediğimi bile bilmem. Büyüyen resimler, odamda poster olmuş, ben alacağım kararlar peşindeyim, ne yazık değil mi?

Aslolan araya sıkıştırıp yaşadıklarımızdır… O milatlardır, önemli kararlar almamız hayatla ilgili. Her ne kadar o kararları uygulamasak da, o sözleri tutmasak da… Aslolandır bu araya sıkışanlar, varlıkla yokluk arasında. Duvarların arkasında son sözler kalmıştır çokça zaman. Söyleneceği zamanlar bir türlü gelememiş, dağınık durmaktalar ortalıkta. Birisi toparlasın diye beklersin sağda solda da, kimse de bir ucundan tutmaz. Elimizde kalmış sözlerdir aslında araya sıkıştırıp yaşadıklarımız. Yok olmadan önce bir veda mektubudur kimi zaman veremediğimiz, kimi zaman da kendimize itirafımızdır aslında ne kadar yalnız olduğumuzun ve asla hiç de düşünüldüğü gibi masum olmadığımızın…

‘Bir karar vermek gerek’ dedikçe üstüme geldi dünya; halbuki gideli çok olmuştu. Bilirim, bir zaman gelir. Çok beklenen o zamanda gelir. Ama ‘o zaman’ çoktan geçmiştir. Yerine yeni zamanlar gelmiştir. Dönülmez olmuştur ‘o zaman’. Dört yanından sarmıştır deniz yüreğini, hep içinde saklamıştır ‘o zaman’ı, halbuki çoktan uykuya yatmıştır en sevdiği satırlar bugün için. Şimdi karşısına çıktığında soluksuz kalır ve sadece tek bir cümle bilir söylenecek;

– Yeni yılın kutlu olsun!

Yarın yeni yıl… Üstelik alınacak bir kararım bile yok, bir yeni yıl ve bir ben. Baş başa bir karar alamadık. Ne beceriksiz bir ikili olduk, ardı ardına gelen cümlelerin ardından… Tek cümle bu mu söyleyebileceğimiz? Bu muydu tek sıkımlık silahımız? Çok mu geç oldu, yoksa hiç ‘o zaman’ olmadı mı?

Ex-Misafir Defteri’nden Enstantaneler “Hank’in Paylaşımları”

Bayan Arıza tarafından Nisan - 29 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Puşkin'in Güncesinden

Kadınlar hakkında öğrenilenler arttıkça,onların genellikle karşılaştırılmalarının anlamsız olduğunu anlarsın. Birinin diğerinden daha iyi ya da daha kötü olmadığı yönündeki düşünceler ikna edici hale gelir. Tanıdığın her kadın yeri değiştirilemez bir kadındır ve hiçbir aşk yok olmaz ve sonsuza dek içinde seninle kalır. Yani böylece her kadın unutulmazdır.

· İlk aydan sonra N. önümde soyunurken artık tutkulu bir bekleyiş içinde titremiyordum. İki ay içinde, bir sevgili olarak onu kalben öğrenmiştim ve hiçbir özelliği beni şaşırtmadı: Hangi hareketleri yapacağını, hangi inlemeleri duyacağımı, nasıl tutunacağını ve memnuniyet içerisinde nasıl iç çekeceğini ezberlemiştim.

Vücudundan yayılan kokular beni daha önceden yaptığı gibi titretmiyordu. Sanki kendi kokularım gibiydiler. Yarattıkları heyecan, Alman peynirinin kokusundan daha fazla değildi. Alman peyniri bana diğer kadınları hatırlatıyordu.

· Eş ve sevgili arasındaki farklılık; şehvet olmadan yatağa gitmenizdir. Evlilik bu yüzden kutsaldır, çünkü şehvet gitgide ondan dışarıda tutulur ve ilişki yalnızca arkadaşca, hatta kayıtsız ya da genellikle düşmanca bir hal alır. Sonra çıplak beden bir günah olarak düşünülemez, çünkü artık çekici değildir.

· Bir randevuevinden beş fahişe aldım. Onlara cömertçe para verip eksiksiz itaatlerini kazandım. Birincisini sırtüstü yatırdım, ayaklarına karşı ve vajinasına bakarak ellerim ve dizlerimin üzerinde çömeldim. Organımı yuttu ve ikincisi vajinasını bakışlarıma açarak, kürkle çevrelenmiş dudaklarını ayırdı. Diğer ikisi yanlara yattılar ve göğüs uçlarımı emiyorlardı. Ben de parmaklarımı yağlı vajinalarına soktum. Dördüncüsü birincisi ile kakafa kafya arkamda yatıp taşaklarımı yalıyordu. Beşincisi dizlerinin üzerinde arkamda kış deliğimi yalıyordu. Sonuncusuna daha fazla dokunmam gerekiyordu. Aniden onun yerinde Tsarkoye Selo’daki sarayın önünde çıplak kıçımı gösterdiğim eski Çariçe’yi hayal ettim. Gülmeye başladım. Organım ve taşşaklarımda patlayan bir tatmin boşluğu meydana geldi.

· Her kadının ıslak dişiliğinin kendi gizi vardır. Onu düzmeniz sizin tüm gizi çözdüğünüz anlamına gelmez. Yani geçirmek için çıldırdığınız vajinayı elde ediyorsunuz ve size gizi kuyruğundan yakalamışsınız gibi geliyor! Ama hayır, ilginiz zamanla tadına doyamadığınız vajinadan kayıyor ve başkasına bakıyorsunuz. Giz zaman zaman kendini hatırlatır, eş yeniden arzulanır, düzülür. Am bir gece içindir ve sonra tutku yeniden meşru olmayan hedeflere yönelir.

· Süt anneleri sık sık düzüyorum. Bu özel bir zevk veriyor bana. Onları çocukları emzirirlerken düzmeyi seviyorum. Başlangıçta içlerinden biri çocokların yanında utandı ama sonra alıştı. Onu elleri ve dizleri üzeine yerleştirdim, çocukları da altına koydum. Büyük süt dolu memeleri, bebeklerin arayış içindeki ağızlarının üzerinde asılı bir şekilde sallanıyordu. Kalçalarını kamburlaştıdı ve göğüslerini çocukalrım emebilsin diye onlara yaklaştırdı. Sonra penisimi içeri soktum ve nerdeyse hemen ve bir postada birkaç defa geldi. Emenler olmayınca gelmesi daha uzun sürdü.

· Kadınlar sahtekarca,sosyete hanımefendileri istemiyormuş gibi, fahişeler düzer gibi veririler.

· Mutluluğun iki biçimi vardır.Biri bir kadına sabırsız bir halde umutla giderken ve diğeri bir kadından ve tutkudan kurtulmuş olarak geri dönerkendir.

· Bir erkeğin arzuları güçlendikçe “kadın” kelimesini “vajina” keimesinden ayırması zorlaşır. Erkeğe vajinanın yanında kadının varlığındaki herhangi bir şeye gözlerini açtıran tek şey tatmin edilmiş arzudur. İşte bu yüzden zeki kadın ilk olarak erkeğin hayalini vajinasından kurtarmak için kendisini verir. Böylece vajinaya doymuş bir halde kadının sahip olduğu akıl,yetenek,nezaket ve tüm güzellğini takdir edebilecek hale gelir.

· …Çok yavaş yerleştirmiştim ve Polinka bacaklarını omuzlarıma atmak zorunda kalmıştı. “Böyle geniş omuzlara sahip olmanız çok güzel Lordum!” diyen oydu. Ve ben kadınların neden dar omuzlu erkeklerden hoşalanmadıklarını öğrenince çarpılmıştım.

 

Ex-Misafir Defteri’nden Enstantaneler “Tuba’nın Paylaşımları”

Bayan Arıza tarafından Nisan - 29 - 2011 zamanında yazılmıştır.

KANAMALI BİR RUH İÇİN ÇOK ACİL BAYAT KAN ARANIYOR…

Kötü bir oyun bu… beni hep çıkmazlara sürüklüyorsun… ruhumdan uzak tut hınzır oyunlarını… hiçbir şey gerçek değil… hiçbir şey olması gerektiği gibi, hiçbir şey olması gerektiği yerde değil… ben de, sen de… biliyorsun bunu… o tepenin üzerinde oturuyor ve kaygısız düşler kuruyorum, yaşam, yaşam yalnızca kaygısız düşlerimi solduran realizm taraftarı dışkı parçacığı… onlar sihri göremiyorlar ve bu yüzden gördükleri olur olmaz absürdlükleri sihir sanıyorlar… öylesine körler, öylesine somutlar ve öylesine gerçekler ki, midemi bulandırıyorlar…

White lion dinliyorum… ve bu tınıyla bulunduğun boyuta gelip seninle sonsuza(?) dek dans etmek istiyorum…

Bir tek ben değilim… bir tek sen değilsin… bir tek biz değiliz görmekten, duymaktan ve bilmekten yakınan, Tanrı' ya, yanıtsız bırakacağını bile bile sorularla dolu kanlı mektuplar yollayan… bu odada, bir başıma acıdan parçalanırken ruhum, kaygısız gibi görünmekten mazoşistçe zevk alıyorum… o odada, bir başına, acı çekiyorsun… sen de… neden gözlerini kaçırıyorsun durmaksızın… ruhuna yapışan sızıyı görmelerine izin ver… oldukça fazlayız… bu kentte, gece yarıları, ışıkları açık, yüzlerce tedirgin ruh sancı çekiyor… çokluğumuz, yalnızca ruhlarımızın kanamasını artırıyor hepsi bu…

Zihnime yansıyan kurguları sayıklıyorum… o, kurgularımın uzağında öylece gülümsüyor son fotoğraflarında… "küçük çocuk ağlama, uyursun ve uyandığında hepsi geçer"… soluk düşlerin arasından gündüze uyanıyorum, tanıdık gülümseyişler üzerime üzerime geliyor, sırf öyle olması gerektiği için ya da toplum bana bunu dikte ettiği için, konuşuyor, gülümsüyor, yaşıyor ve ölüyorum…

Bu oyunun dışına hapsedilmiş bir izleyiciyim, içeri giremiyorum, dışarı da çıkamıyorum… iki boyut arası sıkışıp kaldım… hayat, ölüm… başka şeyler bulmalısın artık Tanrı(m)… bu kavramlar oldukça klişeleşti… dengemi yitirdim… bu absürd kurguda yer almak oldukça canımı yakıyor, silik düşler biriktiriyorum, isimsiz, uyduruk adreslere postalıyorum düşlerimi… cevapsız sorular biriktiriyorum ayyaş gecelerime… uykular biriktiriyorum huzurlu günlerime… uykusuzum, ayığım, bedenim sağlıklı, ruhum verem… küçük mutluluklar biriktiriyorum, ileride benim de büyük bir mutluluğum olması için… geri dönmek… artık… beklemiyorum… sadece yürüyorum o loş sokağın neonları arasında bir siluete dönüşene dek… sen, uyuyakalıyorsun hep hikayemin son paragrafında… ben ruhuma bayat kanlar biriktiriyorum… sönük düşler, kuşkular, özlemler, erdemler, erdemsizlikler, hezeyanlar, kabuslar, kırık ümitler, tınılar, cesetler biriktiriyorum… yüzüme anlamsızca bakınan gözler biriktiriyorum, ruhumu acıtan tümceler biriktiriyorum… uykusuzum… uykusuz ve eksiğim bu kentte… gülümseyen yüzünün tezatında, kötücül kahkahalar savuruyor yaşam… Kanamalı bir ruh için! EVET! Tam da şimdi… KANAMALI BİR RUH İÇİN ACİL BAYAT KAN ARANIYOR!..

Sıtmalı tümcelere gereksinim duymadan söyleyeceğim; HAYAT! YARIŞMAK DEĞİL, YALNIZCA KAZANMAK ÖNEMLİDİR! Bu absürd oyunda, biteviye kaybedeceğimizin bilincinde soluksuz ilerliyoruz… bilinç NEREDE? Ruhunuz nerenizde takılı kaldı?! Yaşam nerede, bu mekanik ölüler cehenneminde? Ne zamandır uykudasınız? Çocukluğunuza özlem duyuyorsunuz, finans bültenlerinde ruhunuzun son parçasını da yitirirken… gökyüzü nerede?! Martıları ne zamandır görmüyorsunuz?… iyisi mi devam edin öylece… bizler, nasılsa silinip gideceğiz…

19.01.2003 20:55 TUBA DURAN  

Ex-Misafir Defteri’nden Enstantaneler “Daymon’ın Paylaşımları”

Bayan Arıza tarafından Nisan - 27 - 2011 zamanında yazılmıştır.

'Kendi kendine eziyet eden ruh, içindeki düşmanı, yani efendisini ve kaderini yok etmek için, kendisini yok etmek zorundadır. O sürekli yakınlarda bir yerlerde bir uçurumun varlığını hisseder. Fakat bilmez ki uçurum onun içindedir, bu yüzden ondan kaçamaz. Yanında gölgesi gibi taşır onu.

Kabuğu fazla sertti de ondan ileri geliyordu bu. Her şeyi içinde kapalı olarak taşıdı. Tutkuları gözlerine kadar yansımazdı. Tutkuları daha ilk sözden önce dudaklarında dağılırdı. Azkonuşurdu, belki dili ağır ve tutuk işlediği için utandığından, belki de duygunun bir tutsaklığından, güçlü bir kapalılıktan… Onun pek çok tutkusu vardı, duygunun ölçüsüz, dizginsiz, başını alıp giden mübalağalığa düşkün bir tutkusu; bu tutku durmadan çizgiyi aşmayı zorlardı, ama hiç bir zaman da ne söze ne eyleme dökülebilirdi. Sürekli gerilim ve tıkanıklık hali, ağzını kilitli tutarken ruhça coşmanın bu çekilmez azabı.'

Bu yazıyı Stefan ZWEİG'in bir kitabından aldım.Adam üç arızalının biyografisini yazmış.(Kleist, Hölderlin ve Nietzsche) Yukardaki satırlar benim kitaptaki favorim Kleist için yazılmış. Tavsiye ederim. (Dünya fikir adamları- Stefan ZWEİG)  

Ex-Misafir Defteri’nden Enstantaneler “İrem’in Paylaşımları”

Bayan Arıza tarafından Nisan - 25 - 2011 zamanında yazılmıştır.

yalnızlığını düşünürken kapa gözlerini, güneşlerin doğsun yıllar yılı yattıkları mezarlarından suya düşmüş hayallerinin kırık umutlarının ve tutulmamış tüm sözlerin

tan kanarken takılsın gözlerin evin yolunu çoktan unutmuş martılara bir çığlık da sen at düşerken bir dua et, bir sigara tüttür ve bir ağıt tuttur olmayan bir cenneti arayan tüm kaybolmuşlara

Ex-Misafir Defteri’nden Enstantaneler “Zeminkat’ın Paylaşımları”

Bayan Arıza tarafından Nisan - 24 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Bir Eylül akşamı yanağını dayayıp soğuk bir otobüs camına, sokaklarına daha önce hiç merhaba demediğin bir şehre doğru yol almak. Mesela, yoldan geçen kamyonları saymak çocukluğundaki gibi…

Otobüsten inip şehri kucaklamak bir seher vakti… Belki de sabah namazına yetişmek… Semâya kaldırıp başını, son kez tövbe ederken günahlarına; küfürler savurmak, bir adanmışlığı geride bıraktığın boşluğa…

Bir simitçiye adres sorup, terkedilmiş bir virâneye yerleşmek sonra… Limonlu çay ve sigara dumanının yârenliğinde açıp ellerini doğan güne, sarılmak yeni olduğuna kendini bile inandıramadığın bir geleceğe…

Ve kanlanmış gözlerini kapayıp sadece rüzgârı hissetmek… Bir rüya olduğunu kabullenmek, yaşanmış ve yaşanamamış her şeyin. "Uyanık olmak kâbusu"na alışmaya çalışmak…

Bir mezara bekçi olduğun halde, hâlâ dayanıklı bir mermer olmakla övünmek…

En sonunda ise bir şizofren çığlığı: "Hasta değilim ben!"

 

Ex-Misafir Defteri’nden Enstantaneler “Sercan Uzun’un Paylaşımları”

Bayan Arıza tarafından Nisan - 20 - 2011 zamanında yazılmıştır.

American Beauty den alıntıdır. paylaşmak istedim

I guess I couId be pretty pissed off about what happened to me, but it's hard to stay mad when there's so much beauty in the worId. Sometimes I feeI Iike I'm seeing it aII at once and it's too much. My heart fiIIs up Iike a baIIoon that's about to burst. And then I remember to reIax… and stop trying to hoId on to it. And then it fIows through me Iike rain, and I can't feeI anything but gratitude… for every singIe moment… of my stupid IittIe Iife. You have no idea what I'm taIking about, I'm sure. But don't worry. You wiII someday.