Charles Bukowski “Kaptan Yemeğe Çıktı Ve Tayfalar Gemiyi Ele Geçirdi”

Bayan Arıza tarafından Şubat - 26 - 2012 zamanında yazılmıştır.

1991 yılı bir yandan Charles Bukowski'nin yazarlığında doruk noktasında olduğu, yaşam şartları açısından rahata erdiği yıl. Bir yandan da yaşlılıkla hesaplaştığı, ölümü düşünmeye başladığı günler…

Son romanı "Pulp"u (Parantez yay.) yazıyor, son şiirlerini kitaplaştırıyor. Günleri masanın başında, bilgisayırının karşısında ve hipodromda at yarışlarını izleyerek geçiyor. İçkiyi azaltmış. Belki de hayatının en dingin ve en verimli günlerini yaşıyor.

İşte bugünlerde yine hayatında bir ilki gerçekleştiriyor ve günlük tutmaya başlıyor. Bir anlamda hayatının bilançosunu çıkartıyor, kendi kendiyle hesaplaşıyor. Ölümünden sonra günyüzüne çıkan ve "Kaptan Yemeğe Çıktı ve Tayfalar Gemiyi Ele Geçirdi" adıyla yayınlanan Bukowski'nin günlüğünün tamamı Avi Pardo çevirisiyle Türkçe'de. Kitabın hoş bir de sürprizi var; Dünyaca ünlü çizerlerden Robert Crumb, Bukowski'nin günlüklerini kendi çizimleriyle desteklemiş.

(Kaptan Yemeğe Çıktı, Çeviri Avi Pardo, 120 sayfa)

Kaynak: Parantez Yayınları

Yalnız içmeyi hatta yalnız ölmeyi yeğleyenlerin romanı…

Bayan Arıza tarafından Ocak - 20 - 2012 zamanında yazılmıştır.

Fatih Kaynak’ın üçüncü kitabı “Köpekler gibi yalnız öleceğiz” çıktı. Yurdumuzda yeraltı edebiyatı alanında yayımlanmış iyi eser pek yok. Bu nedenle özellikle yeraltı edebiyatından hoşlanan okurlar kaçırmasınlar.

 

"En kötüsüyse yeniden başa dönmektir. Hep en başa; o en rezil sokak köpeği yalnızlığına dönersin. Kuyruğundaki pireyi dişlemeye çalışan uyuz bir köpeğin kendi etrafında dönüp durması gibi dolaşıp dururken ölümün etrafında, durmak, dinlenmek, nefes almak yok. Bugün yok, yarın yok, düş yok, umut yok, Tanrı yok, aşk yok. Köpekler gibi yalnız öleceğiz…"

 

 

 

Bunlar da yazarın daha önce yayımlanmış kitapları:

 

 

Bu da yayımlanan ilk kitabı:

 

Charles Bukowski “Pansiyon Manzumeleri”

Bayan Arıza tarafından Kasım - 27 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Pansiyon Manzumeleri, Charles Bukowski'nin ilk dönem şiirlerinden kendisi tarafından yapılmış bir seçki. Pansiyon Manzumeleri'nde yer alan şiirlerin çoğunluğu, çok az tanınan ya da underground dergilerde yayınlanmış ve daha önce kitaplaştırılmamış.

Yazmaya başladığı ilk yıllarda, beş parasız, sefalet içinde, daktilosu ve bira şişesiyle yetinerek, berbat pansiyon odalarında kalarak durmadan yazmış Bukowski. Bu şiirlerini ilk yazılmış halleriyle, gözden geçirmeden, düzeltmeden dergilere göndermiş. Hayat, ölüm, alkol, at yarışları, yazmak, kadınlar, erkekler, şairler ve arka sokaklar hakkında tanıdık üslubuyla yazmış. Çarpıcı, duygusal, öfkeli ve ironik bu şiirleri yıllar sonra "Pansiyon Manzumeleri" adıyla bir araya getirmiş.

Bukowski, şiirleri hakkında şöyle diyor; "İlk şiirler şu anda bulunduğum noktadan daha lirikler. Bu şiirleri beğeniyorum ancak "Bukowski'nin ilk şiirleri çok daha iyiydi," iddiasında bulunanlara katılmıyorum. Kimileri bu iddiaları eleştiri yazılarında dile getirdiler, kimileri de dedikodu sohbetlerinde.

Şimdi okuyucu kendi kararını ilk elden verebilir.

Bugünkü şiirimde konuya daha doğrudan yönelip özüne iniyorum ve sonra da çıkıyorum. Önceki ve bugünkü tarzlarımın birbirinden daha üstün ya da başarısız olduğuna inanmıyorum. Farklılar, hepsi bu."

Önsözde yazdığı gibi; "Öyle ya da böyle, o acayip ve çılgın dönemin, o uzak saatlerin şiirlerinin bir çoğu işte burada. Sigara dumanıyla buğulanmış odada altmışsekiz bir vaziyette şansımızı denedik. Umarım işinize yarar, yaramazsa da, eh o zaman, (…)."

(Pansiyon Manzumeleri, Charles Bukowski, Çeviri; Ümit Tosun, 216 sayfa)

Kaynak: Parantez Yayınları

Charles Bukowski “Sarhoş Çal Piyanoyu, Vurmalı Çalgı Gibi, Parmaklar Biraz Kanamaya Başlayana Dek”

Bayan Arıza tarafından Kasım - 27 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Charles Bukowski, edebiyat dünyasına esas girişini şiirle yapmış, bu nedenle şiirlerini düzyazılarından ayrı bir yere koyuyor ve daha çok önemsiyor. Parantez Yayınları'ndan Türkçe'de yeni çıkan kitabı Sarhoş Çal Piyanoyu / Vurmalı Çalgı Gibi / Parmaklar Biraz / Kanamaya Başlayana Dek Bukowski'nin şiirlerinden oluşuyor.

24 yaşındayken ilk kısa öyküleri yayınlanan Bukowski, bir yıllık yazarlık deneyiminden sonra, yazdıklarının çoğunun edebiyat dergilerince yayınlanmaya değer bulunmamasından etkilenmiş olsa gerek hem yazmaya, hem de dünyaya küsmüş. 10 yıl boyunca sürekli içki içmiş, bir "barfly" olarak yaşamış.

Aşırı alkol aldığı bir gün öldü endişesiyle hastaneye kaldırılana kadar bu bar kelebeği hayatını sürdürmüş. Hayata dönüp hastaneden taburcu olduktan sonra bir daktilo satın almış ve tekrar yazmaya başlamış. Bu dönemde ilk yazdığı edebiyat ürünleri şiirler. Edebiyat dünyasına bu ikinci, belki de gerçek girişi de dergilerde şiirlerinin yayınlanması ile oluyor. Bukowski'nin yayınlanmış eserlerinin arasında da çoğunluğu şiir kitapları oluşturuyor.

Bukowski'nin hayattayken yayınlanmış 45 kitabı var. Yazarın ölümünden sonra da geride kalan dosyalar, mektupları ve günlüğü de yayına hazır oldukça kitaplaştırılıyor. Bukowski'nin edebi mirasında da şiirlerin ağırlıklı olarak yer aldığı görülüyor.

Sarhoş Çal Piyanoyu / Vurmalı Çalgı Gibi / Parmaklar Biraz / Kanamaya Başlayana Dek, Charles Bukowski'nin Türkçe'de yayınlanan 18. Kitabı.

(Sarhoş Çal Piyanoyu, Charles Bukowski, Çeviri; Avi Pardo, 144 sayfa)

Kaynak: Parantez Yayınları

Murat Uyurkulak “Bazuka”

Bayan Arıza tarafından Kasım - 16 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Metis Yayıncılık'tan çıkan Murat Uyurkulak'ın hikâyelerden oluşan son kitabını okudum ve pek sevdim.

Kitabın arka kapağında bunlar yazıyor:

"İnsan çocukken bir büyük saadet ülkesinde yaşıyor, sağa sola şuursuzca koşturup neşeyle kişniyor. Sonra büyüyor, büyüdükçe salaklaşıyor, salaklaştıkça unutuyor o mesut diyarı, bir nevi ölüyor. Çocuklukla yaşlılık arasındaki o dönem araf misali; kitabesi ağır mesailerle, küçük hesaplarla, kesif mutsuzluklarla yazılan bir mezartaşının gölgesinde azap gibi boktan hayatlar. Yetişkinler zombilere benziyor…

2002'de yayımladığımız ilk romanı Tol, Bir İntikam Romanı'nın ardından, 2006'da Har, Bir Kıyamet Romanı gelmişti. Murat Uyurkulak bu kez hikâyeleri ile okur karşısına çıkıyor: Tutkular Kitaplığı; Kurtuluş On İki; Kuş Yuvası; Pembe; Aşk, Yalnızlık ve Bazuka; Şarap; Derviş; Kırmızı ve Gülsüm."

Elif Şafak “Şehrin Aynaları”

Bayan Arıza tarafından Ekim - 11 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Elif Şafak'ın okuduğum dördüncü kitabı ve aynı zamanda da en zor okuduğum kitabı oldu "Şehrin Aynaları". Geçişler birbirinden dağınık ve karakterler fazla olduğu için çok dikkatli okumak gerekiyor. Aslında anlatılmak istenen basit olsa da kestirmeden gitmek yerine sizi dolandırıyor, yoruyor. Bunu çokça yaptığı için sıkılma ihtimaliniz de yüksek. Ancak tasvirleri yine harika! Mükemmel bir dili var.

Bu da arka kapak:

“Aynalar şehrine geldim çünkü benim hikâyemin önünü, benden evvel kaleme alınmış bir başka hikâye tıkıyor. Aynalar şehrindeyim çünkü bir kez şu bendi yıkabilsem sular çağlayacak, deli deli akacak; hissediyorum.”

… Bazen, hakikat bütün çirkinliği ve çirkefiyle karşıma dikildiğinde, akıbetimi allayıp pullamak, süsleyip püslemek gelmiyor içimden. Böyle zamanlarda gözlerimi kapatıp, usulca arkama yaslanıyorum ve küfre özenen kelimelerin dişlerimin arasında bıraktığı o kekremsi tatla oyalanıyorum.

“Aynalar şehrindeyim çünkü ben bir korkağım; ve ne olduğunu bilen her korkak gibi, bu sırrı kendime saklıyorum.”  

Charles Bukowski “Sıradan Delilik Öyküleri”

Bayan Arıza tarafından Ekim - 9 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Charles Bukowski 1920'de Almanya'da doğdu. İki yaşındayken ailesi ile birlikte Los Angeles'a göç etti. Los Angeles City College'da okudu. Okuldan sonra ülkeyi dolaşmaya başladı. Kapıcılık, benzin istasyonunda pompacılık, bekçilik, bulaşıkçılık, fabrikalarda ve mezbahada işçilik gibi işlerde çalıştı. Yüze yakın işe girdi çıktı.

24 yaşındayken ilk kısa öyküleri yayınlanan Bukowski, bir yıllık yazarlık deneyiminden sonra, yazdıklarının çoğunun edebiyat dergilerince yayınlanmaya değer bulunmamasından etkilenmiş olsa gerek hem yazmaya, hem de dünyaya küsmüş. 10 yıl boyunca sürekli içki içmiş, bir "barfly" olarak yaşamış.

Aşırı alkol aldığı bir gün öldü endişesiyle hastaneye kaldırılana kadar bu bar kelebeği hayatını sürdürmüş. Hayata dönüp hastaneden taburcu olduktan sonra bir daktilo satın almış ve tekrar yazmaya başlamış. Bu dönemde ilk yazdığı edebiyat ürünleri şiirleri.

Edebiyat dünyasına bu ikinci, belki de gerçek girişi de dergilerde şiirlerinin yayınlanması ile oluyor. Bukowski, o dönemde Los Angeles'ın yeraltı gazetelerinde yayınlanan yazı ve öyküleriyle tanındı. Daha sonra bu yazı ve öyküleri kitaplaştı. Elli yaşındayken çalışma hayatını terk ederek kendini tamamen yazmaya verdi. İlk romanı "Postane"yi yirmi günde yazdı. Daha sonra aynı hızla yazmaya devam etti.

Bukowski'nin hayattayken yayınlanmış 45 kitabı var. Yazarın ölümünden sonra da geride kalan dosyalar, mektupları ve günlüğü de yayına hazır oldukça kitaplaştırılıyor.

Sıradan Delilik Öyküleri'nde yer alan çalışmaları, Charles Bukowski'nin haklı şöhretini kazanmasının en iyi örnekleri sayılıyor. Bukowski bu öykülerde kendi hayatından yola çıkarak, kaybedenlerin dünyasına, ayyaşlar, kaçıklar, düzenbazlar, fahişelerden oluşan bir dünyaya kendine has farklı bir mercekten bakıyor ve her şeyi olabildiğince açık ve net anlatıyor.

(Sıradan Delilik Öyküleri, Charles Bukowski, Çeviri; Avi Pardo, 200 sayfa)

Kaynak: Parantez Yayınları

Charles Bukowski “Kahramanın Yokluğu”

Bayan Arıza tarafından Ekim - 5 - 2011 zamanında yazılmıştır.

"İzahı güç. Aşk kötü bir sözcük fakat sözün tam anlamıyla, âşıktık. Bir kadınla sevişmeden onu gerçekten tanımanın mümkün olmadığından hiç kuşkum yok. Ve ne kadar çok sevişirseniz birbirinizi o kadar iyi tanırsınız. Ve iş görmeye devam ediyorsa, bunun adı aşktır. İş görmez olduğunda da, başkalarından farkınız kalmamıştır. Seksin aşk olduğunu söylemiyorum; nefret de olabilir. Fakat seks iyi ise, diğer şeyler girer devreye – elbisesinin rengi, kolundaki ben, çeşitli bağlılıklar ve kopukluklar; anılar, kahkahalar ve acılar."

Charles Bukowski'nin ölümünden sonra derlenmiş, daha önce Türkçe'de hiç yayınlanmamış öyküleri, denemeleri.

(Kahramanın Yokluğu, Charles Bukowski, Çeviri; Avi Pardo, 256 sayfa) Kaynak: Parantez Yayınları

Charles Bukowski “Sevimli Bir Aşk Hikayesi”

Bayan Arıza tarafından Ekim - 1 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Sahile götürdüm onu o gün. Yaz henüz başlamamıştı, hafta sonuydu, tenhaydı sahil. Harikuladeydi. Berduşlar paçavraları ile kuma uzanmışlardı. Bazıları taş banklara oturmuş şişeyi paylaşıyorlardı. Martılar telaşsız ve aptal uçuşlarındaydılar. Yetmişlik-seksenlik karılar kocaları öldükten sonra kendilerine kalacak evleri satıp satmamayı tartışıyorlardı. Her şeye rağmen huzur vardı havada. Denize doğru yürüdük. Çok az konuşarak. Mutluyduk birlikte. İki sandviç, biraz cips ve içecek bir şeyler aldım. Kuma uzanıp atıştırdık. Birbirimize sarılıp uyuduk bir süre. Sevişmekten bile güzeldi sanki. Gerilimsiz bir birlikte akış. Uyandıktan bir süre sonra eve döndük. Yemek pişirdim. Yemekten sonra birlikte oturmayı teklif ettim. Bir şey söylemeden uzun uzun baktı bana. Sonra yumuşak bir sesle, "Olmaz," dedi. Onu bara bıraktım, çıkmadan önce eline bir içki tutuşturdum. Bir ambalaj fabrikasında iş buldum. Hafta öyle geçti.

(Sevimli Bir Aşk Hikayesi, Charles Bukowski, Çeviri; Avi Pardo, 224 sayfa)

Kaynak: Parantez Yayınları

Elif Şafak “Mahrem”

Bayan Arıza tarafından Eylül - 30 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Bir Elif Şafak kitabını daha hatim ettim. Bu kadının hayal gücü karşısında saygıyla eğiliyorum.

Mahrem'in elimdeki 31.baskısı, yine Doğan Kitap'tan çıkmış ve 229 sayfa. Kitap, daha önce okumuş olduğum Baba ve Piç, İskender ve Aşk'tan oldukça farklı, gerçeküstücü bir dille kaleme alınmış. Bu anlamda üslubu bambaşka.

Kitabın girişinde "Görmeye ve görülmeye dair bir roman" diyor Elif Şafak, kitabı bitirince neden böyle söylemiş olduğunu anlıyor insan.

Kitapta oldukça şişman kadın kahramanımızın hayatını Pera ile ilişkilendiriyor Elif Şafak. Bunu yaparken 1880'li yıllara, Osmanlı'nın son zamanına götürüyor sizi. Birdenbire şişman kahramanımız ve sevgilisi Be-Ce'ye dönüyoruz, 90'lı yıllara, İstanbul'a…

Bu da kitabın arka kapağı:

“Öyle güzel ki uçmak…Öyle güzel ki tüyden hafif, uçurtmadan serseri, buhardan oynak, toz zerresinden kıvrak, kar tanesinden savruk olabilmek gökkubbede. Niyetim daha, daha da yükseklere çıkmak. (…) Niyetim gökyüzünde fersah fersah yükselip güneşin gölgesine değerek, bembeyaz bulutların üzerine çıkıp bağdaş kurmak ve bir de oradan bakmak dünyaya. Çünkü bilmek istiyorum aşağıda olup biten her şey görülüyor mu buradan bakıldığında? Merak ediyorum arka bahçelerde sırlanmış sırlar, işlenmiş kabahatler, yarım kalmış oyunlar kaydediliyor mu satır satır, kelime kelime? Bilmek istiyorum bir mahremiyeti var mı insanoğlu-insankızının, insan olmanın?”

Şafak, Isabel Allende ekolü büyülü gerçekliğin önemli bir mirasçısı olmaktan öte bir yazar. Romanın görkemli gerçeküstücülüğü kaydadeğer bir zekâyla desteklenmiş. The Independent

Uyumsuzluklara ve toplumun bunlara nasıl baktığına dair çokkatmanlı bir metin. Sıradışı, sanrılı bir roman… Kirkus Reviews