John Fante “Üzümün Kardeşliği”

Bayan Arıza tarafından Ağustos - 3 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Sekiz-dokuzu arka taraftaki yeşil çuha örtülü masada toplanmıştı. Yukardan sarkıtılmış lamba iskambil oynayan beş kişiyi aydınlatıyordu. Diğerleri masanın çevresinde dikilmiş, birbirlerine lâf çakıyorlardı. Seyredenlerden biri de babamdı. Huysuz, mendebur, buruk bir sigorta emeklileri grubu; gergin, hırlayıp duran kötü niyetli ihtiyar hergeleler; buruktular ama acımasız zekalarının, bozuk ağızlarının ve paylaştıkları dostluğun tadını çıkarıyorlardı. Filozof yoktu orda, hayatın deneyiminin derinliğinden konuşan yaşlı bilgeler yoktu. Zamanın tükenmesini beklerken vakit öldüren sıradan yaşlı insanlar sadece. Babam da onlardan biriydi. Şok etkisi yaptı bende bunu hissetmek. Kendi türlerinin arasında görünceye kadar öyle algılamamıştım onu. Etrafındakilerden de yaşlı göründü gözüme birden.

(Üzümün Kardeşliği, John Fante, Çev. Avi Pardo, 160 sayfa)

Kaynak: Parantez Yayınları

Preetham Grandhi “Ruhlar Çemberi”

Bayan Arıza tarafından Ağustos - 1 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Adından da anlayacağınız üzere kitabın yazarı Hintli. Kendisi çocuk ve ergen psikolojisi dalında uzman bir pediatrist. Yale Üniversitesi'nden mezun bir doktor.

Kitap, "USA Book News En İyi Kitap Ödülü" ve "Nautilus Kitap Ödülü" aldı. Çeviren Funda Çankaya. 412 sayfa. Tatil döneminde okuduğum kitaplardan sadece biri. Kitabın arka kapağını okudum ve konusu itibariyle ilginç bulduğum için satın aldım.

Polisiye-Gerilim sevenlerin okuyabileceği türde bir kitap. Yazarın dili de oldukça akıcı.

Gelelim arka kapağına;

Sakin ve küçük bir kasaba olan Newbury, küçük bir kızın vahşice öldürülmesi haberiyle çalkalanır. Katilin kimliği ise belirsizdir. Şehrin önde gelen dedektifi, cinayete dair hiçbir ipucu bulamayınca FBI'dan yardım istemeye karar verir. Bu sırada yedi yaşındaki Naya Hastings, dehşet verici kâbuslarla boğuşmaktadır. Bu kâbusların, çok geçmeden FBI'ın soruşturduğu esrarengiz olaylarla bağlantısı olduğu anlaşılır.

Kötülük ile masumiyetin karşı karşıya geldiği bu çarpıcı psikolojik gerilimde, güven; hile, korku ve cinayet üçgenini aydınlatıyor.

"Korku ve umudun eşsiz bir karışımı!"   – Paul Castro

"Özgün ve büyüleyici bir gerilim. Bir solukta okunan, sürükleyici bir roman."   – Balasa Prasad M.D.

"Gizem çözülene kadar elimden düşüremedim. Harika bir kitap!"   – Judge Judy Sheindlin

Ferdinand Von Schirach “Suç”

Bayan Arıza tarafından Ağustos - 1 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Biri Türk, biri Yunan, biri Arap üç genç, Japon bir mafya babasının evini soymaya kalkıyor.

Genç bir adam, uyuyan kız arkadaşının sırtından ufak bir parça kesip tadına bakmak istiyor.

Hâkimler, mahkûm ettikleri bir banka soyguncusu için aralarında para topluyor.

Genç bir kadın kardeşini öldürüyor. Sevgisinden…

İnanılmaz ama gerçek hikâyeler…

Suçu, insanları suç işlemeye iten nedenleri ve en çok da olayın psikolojik boyutlarını merak ettiğimden yeni bir kitap daha bitirdim. İsmi "Suç".

Kitap "Bir ceza avukatından gerçek hikâyeler" başlığı altında lanse edildi. 199 sayfalık kitabın yazarı Ferdinand Von Schirach. NTV Yayınları'ndan çıkma ve bende ki 2.baskısı. Belki bu yazıyı yayınladığımda kitap 3.baskısını yapıyor olacak. Kitap, Uluslararası bir Bestseller, 45 hafta Bestseller listesinde kaldı. 600.000'in üzerinde sattı. Çeviri hakları 32 ülkeye satıldı. Çeviren Itır Arda. İçinde 11 adet yaşanmış gerçek suç hikâyesi var. Constantin Film, hikâyelerin film haklarını satın aldı. İlk film (Şans) bu yıl vizyona girecek.

Kitabın yazarı, 1964 Münih doğumlu, 1994 yılından beri Berlin'de avukatlık yapıyor. Müvekkilleri arasında Politbüro üyesi ve Almanya Federal Haber Alma Servisi ajanı da var, büyük işadamları, ünlüler, sıradan insanlar, Türk göçmenler ve yeraltı dünyasının mensupları da…

John Fante “Toza Sor”

Bayan Arıza tarafından Temmuz - 12 - 2011 zamanında yazılmıştır.

John Fante, Türkiye'de olduğu kadar dünyada da geç keşfedilmiş, tanınmış bir yazar. Bu tekrar tanınmasında, yeniden keşfinde de kuşkusuz Charles Bukowski'nin büyük katkısı olmuş.

John Fante, 1909 Colorado doğumlu. Üniversite öğrenimini tamamladıktan sonra 1929'da yazmaya başlamış. 1932'de ilk kısa öyküsü The American Mercury'de yayınlanmış. Daha sonra The Atlantic Montly, Esquire, Harper's Bazaar gibi dergilerde öyküleri yayınlanmış. İlk romanı Wait Until Spring, Bandini 1938'de yayınlanmış. 1940'da da öyküleri Dago Red adıyla basılmış.

Kitaplarının yayınlanmasından sonra sinemacılar tarafından keşfedilen John Fante bir çok senaryoya da imza atmış. Full of Life, Something for a Lonely Man, Walk on the Wild Side filme çekilen senaryolarından bazıları.

1955'de şeker hastalığına yakalanan John Fante, 1978'de hastalığın etkisiyle kör olmuş ama eşi Joyce'un yardımıyla yazarlığa devam etmiş. Bu birlikte çalışmanın sonucunda Dreams From Bunker Hill (1982) adlı romanı yayınlanmış.

Fante 74 yaşındayken, 8 Mayıs 1983'de hayata gözlerini kapamış.

Charles Bukowski gençlik yıllarında kütüphanede tesadüfen kitaplarını keşfettiği Fante'yi hiç unutmamış. Tanınmış bir yazar olunca, Fante'yi keşfinden 39 yıl sonra, 80'li yıllarda, kitaplarını basan yayınevine önermiş. Fante hayattayken kitaplarının yeniden basıldığını görmüş. Şimdi Fante'nin tüm eserlerini kitapçılarda bulmak mümkün.

Charles Bukowski, "Fante benim Tanrım'dı" diyor Toza Sor'un önsözünde. John Fante gerçekten de iyi bir yazar. Kendi yaşamından yola çıkarak yazıyor eserlerini. Toza Sor da yazarlık yaşamının, gençliğinin ilk yıllarını anlattığı dörtlemesinin en tanınmış romanı. Toza Sor'u okuduğunuzda gerçekçi anlatımı sizleri de etkileyecek ve Bukowski'ye hak vereceksiniz.

John Fante'nin tüm eserleri Parantez Yayınları'nca Türkçe'de yayınlanacak.

(Toza Sor, John Fante, Çeviri; Avi Pardo, 160 sayfa)

Kaynak: Parantez Yayınları

Ex-Misafir Defteri’nden Enstantaneler “gece&gündüz’ün Paylaşımları”

Bayan Arıza tarafından Temmuz - 10 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Yaşamın daha doğrusu yaşamın ortasında, tüm özlemlerimin doyumsuz kaldığını nasıl da algılıyorum. Ama artık yorulmaksızın aramak yok. Aranan yaşantılar arandı. Yaşandı. Bir kısmı gömüldü. Yeniden toprak oldu. Canlılıklarını duyduğum, canlılıklarını birlikte bölüştüğüm birtakım insanlar gitti. Onlar adına, onları da özlemek, onlar için özlemek, onlar için de sevmek. İnsan yaşamının mutlak en önemli olgusu sevilen bir insanı özlemek, istemek. Onun yanındayken de özlemek, istemek. Oysa yaşam genellikle insanın bir başına kalması. Uykuda. Uykuyu araken. Derin uykuların ötesinde bile zaman zaman düşünde sezinlemiyor mu insan bir başınalığın çaresizliğini? TEZER ÖZLÜ

Nick Hornby “Düşerken”

Bayan Arıza tarafından Haziran - 29 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Türkçe'ye çevrilmiş tüm kitapları kütüphanemin en güzel yerini süslüyor. Irvine'den sonra Nick'e sardırdım. Her şey "High Fidelity" filminin hayatımın filmlerinden biri olması ile başladı. Hemen senaryoyu araştırdım ve bir kitaptan uyarlama olduğunu öğrenince resmen iz sürdüm, sonunda Nick Hornby'ye ulaştım.

Kitap, konu itibariyle birbirinden farklı dört insanın bir binanın tepesinde intihar etmek üzereyken tanışmaları ve sonrasındaki olayları konu alıyor. Hornby'nin dili, üslubu yine şahane. Müthiş seviyorum bu adamı. Kitap diğer Nick Hornby kitapları gibi Sel Yayıncılık'tan çıktı. Bendeki birinci baskısı, Mayıs 2006. Orjinal adı "A Long Way Down". 312 sayfalık şahane bir roman. Aynı zamanda bu kitabı Whitbread Roman Ödülü'ne aday gösterilmiştir.

Bu da kitabın geniş bir özeti:

Ünlü sabah programı sunucusu Martin Sharp ayyaşlığı ve çapkınlığı yüzünden defalarca gazetelere manşet olmuş, sonunda küçük yaşta bir kızla ilişkiye girdiği için hapse düşmüş, ailesini, dostlarını, saygınlığını, işini, kısacası her şeyini kaybetmiştir. Hapisten çıktıktan sonra onu hayata bağlayan hiçbir şey kalmadığını anladığında yılbaşı gecesi İngiltere'nin en yüksek binalarından biri olan Toppers Binası'nın tepesine çıkıp kendisini çatıdan aşağı atmaya karar verir. Ancak bu iş sandığı kadar kolay olmayacaktır; aynı gece aynı yerden intihar etmek isteyen üç kişi daha vardır:

Hayatını engelli oğluna adamış, yıllardır kilise ile evi arasında mekik dokumaktan başka bir şey yapmamış, ürkek, yalnız bir kadın, Maureen…

Birkaç yıl önce esrarengiz biçimde ortadan kaybolan kız kardeşini bir türlü aklından çıkaramayan, bürokrat babasından ve onun savunduğu tüm değerlerden nefret eden, çareyi alkolde, uyuşturucuda arayan saldırgan, asi Jess…

Rock grubu dağılınca kız arkadaşının peşinden İngiltere'ye gelmiş, ilişkisi sona erince de bir pizzacıda çalışmaya başlamış, müzik yapmadan yaşayamayacağını düşünen, kitaplara tutkun Amerikalı JJ.

Nick Hornby, Düşerken'de tek ortak noktaları intihar etme isteği olan dört farklı kişiyi hüzünlü ama bir o kadar da eğlenceli bir yolculuğa çıkarıyor.

"Nick Hornby kimdir?" sorusunun cevabını da vikipedia'dan copy-paste yapıyorum. Bu muhteşem yazarı şimdiye dek keşfetmediyseniz tam zamanı! Nick Hornby'yi sevmemin bir nedeni de, kendime çok benzetiyor olmam. Bu adamın edebiyata olan ilgisi aşikâr, aynı zamanda sağlam bir müziksever, müzik adamı, bilge biri benim için.

Nick Hornby (d. 17 Nisan 1957, Surrey, İngiltere), roman ve deneme yazarı.

Kendisi en çok Ölümüne Sadakat, 1 Erkek Hakkında ve futbol anılarını anlattığı Futbol Ateşi isimli kitaplarıyla tanınmaktadır. Kitaplarında spor, müzik ve karakterlerinin gayesiz hayatları ve takıntılı kişilikleri sık sık öne çıkmaktadır.

Kariyeri Hornby'nin ilk kitabı Fever Pitch (Futbol Ateşi) 1992 yılında yayınlanmıştır. Kitap, yazarın Arsenal F.C.'ye olan fanatik düşkünlüğünü anlatan otobiyografik bir hikâyedir. Bu kitapla Hornby, William Hill Yılın Spor Kitabı Ödülü'nü almıştır. Kitap 1997 yılında İngiltere'de filme alınmış ve 2005 yılında takımın Boston Red Sox beysbol takımıyla değiştirildiği bir Amerika versiyonu çekilmiştir. Bu ilk kitabından sonra, Hornby İngiltere Sunday Times, Time Out ve Times'ın Edebiyat Eki'ndeki makalelerinin yanı sıra The New Yorker için de müzik eleştirileri yazmaya başlamıştır. İkinci kitabı ve ilk romanı olan High Fidelity (Ölümüne Sadakat), 1995 yılında yayınlanmıştır. Nevrotik bir müzik koleksiyoncusu ve onun başarısız ilişkilerini anlatan roman, 2000 yılında başrollerinde John Cusack'in oynadığı bir filme uyarlanmıştır.

1998 yılında yayınlanan üçüncü romanı About a Boy (1 Erkek Hakkında), aslında iki "erkek" hakkındadır: Biri bekar bir annenin yetiştirdiği tuhaf fakat sevimli ergen genç Marcus, diğeri de Marcus'la olan arkadaşlığıyla kendi toyluğu ve bencilliğinin üstesinden gelen 30lu yaşlarını süren avare Will Freeman'dır. 2002 yapımı filmde Hugh Grant ve Nicholas Hoult rol almıştır. 1999 yılında Hornby, Amerika Sanat ve Edebiyat Akademisi'nin E. M. Forster Ödülü'nü almıştır.

How to Be Good (İyi de Nasıl?) adlı romanı 2001 yılında yayınlanmıştır. Romanın kadın kahramanı Katie Carr, günümüzün ahlak sistemini, evliliği ve ebeveynliği ele almaktadır. 2002 yılında kitap WH Smith Öykü Ödülü'nü almıştır. Speaking with the Angel (Melekle Sohbet) adlı bir sonraki kitabından aldığı paranın bir kısmını otistik çocuklar için kurulan TreeHouse isimli vakfa baışlamıştır. 12 arkadaşının yazdığı kısa hikâyeleri içeren kitabın editörlüğünü Hornby yapmıştır. Hornby, 2003 yılında pop şarkılarını ve ona hissettirdiklerini anlattığı denemeleri içeren 31 Songs (31 Şarkı) adlı bir kitap yayınlamıştır. Hornby aynı yıl yazar meslektaşları tarafından London Edebiyat Ödülü'yle onurlandırılmıştır.

Hornby aynı zamanda popüler kültürden bahseden denemeler de yazmış ve özellikle pop müzik ve karışık kaset severlerinin dikkatini çekmiştir. The Believer isimli aylık dergi için yazdığı Stuff I've Been Reading (Okuduğum Şeyler) isimli köşeden bazı yazılar 2004 yılında Polysyllabic Spree (Hece Cümbüşü) ve 2007 yılında Housekeeping vs. The Dirt kitaplarında derlenmiştir.

A Long Way Down (Düşerken) isimli romanı 2005 yılında yayınlanmıştır. Kitap, Whitbread Roman Ödülü'ne aday gösterilmiştir.

Hornby'nin Slam! (Çat!) isimli en son romanı 2007 yılında yayınlanmıştır ve Hornby'nin gençler için yazdığı ilk kitaptır. Kitap, 15 yaşındaki kaykaycı Sam'in hayatının, kız arkadaşının hamile kalmasıyla değişmesini anlatmaktadır.

Uyarlamalar

Sinema Hornby'nin bazı kitapları beyazperdeye uyarlanmıştır. Hornby, Fever Pitch'in Colin Firth'ün başrolünde oynadığı 1997 yapımı uyarlamasının senaryosunu yazmıştır. Arkasından 2000 yılında John Cusack'in başrolünde oynadığı High Fidelity (Sensiz Olmaz) gelmiştir; bu filmde hikâyenin geçtiği mekanlar Londra'dan Chicago'ya taşınmıştır. Filmin başarısından sonra 2002 yılında About a Boy (Bir Erkek Hakkında) da filme aktarılmıştır. Jimmy Fallon'ın başrolünde bir Boston Red Sox hayranını oynadığı ve sevgilisi Drew Barrymore'la barışmaya çalıştığı Amerikanlaştırılmış bir Fever Pitch uyarlaması 2005 yılında yapılmıştır. A Long Way Down (Düşerken) isimli kitabının da filme çekileceğine kesin gözüyle bakılmaktadır; Johnny Depp filmin haklarını daha kitap yayınlanmadan almıştır.

Müzik Hornby'nin hayatında ve eserlerinde geniş yer bulan müziğin önemi, yazarın Dave ve Serge Bielanko tarafından kurulan Marah isimli rock grubu ile yaptığı uzun soluklu ve başarılı çalışmalardan da görülebilir. Hatta Hornby grupla birlikte Amerika ve Avrupa turnesine çıkmış, sahneye çıkıp şahsi müzik geçmişinde onun için önemli anları ve yorumcuları anlattığı denemeleri okumuştur. Yazarın Bob Marley, Rory Gallagher ve The Clash gibi sanatçılar hakkında yazdığı denemelerin ardından grup bu sanatçıların bir şarkısıyla konsere devam eder.

Hornby, ve ufak ama yadsınamayacak hayran kitlesi arasında Stephen King ve Bruce Sprinsteen gibi isimleri barındıran Marah bu projeyi uzun süre yürütmüş ve sonunda tüm denemeleri ve şarkıları içeren bir gösteri hazırlamıştır. Hornby'nin okuduğu son deneme Marah hakkındadır ve bu denemeden itibaren grup kendi şarkılarıyla devam eder.

A Long Way Down (Düşerken) karakterlerinden JJ, kariyeri yolunda gitmediği için Londra'da pizza servisi yapmakta ve 1999'un son gününde intihar etmeyi planlamaktadır. Karakterin Serge Bielanko'nun Londra deneyimleri esas alınarak yazıldığı düşünülmektedir.

Eserleri

Romanları (1995) High Fidelity ((Ölümüne Sadakat, Çeviri: Defne Orhun. Sel Yayıncılık, Nisan 2005. ISBN 978-975-570-244-5) (1998) About a Boy(1 Erkek Hakkında, Çeviri: Esin Eşkinat. Sel Yayıncılık, Haziran 2005. ISBN 978-975-570-249-0) (2001) How to Be Good (İyi de Nasıl?, Çeviri: Melek Aslı Öztürk. Sel Yayıncılık, Ekim 2005. ISBN 978-975-570-259-9) (2005) A Long Way Down (Düşerken, Çeviri: Banu Tellioğlu Altuğ. Sel Yayıncılık, Mayıs 2006. ISBN 9789755702986) (2007) Slam (Çat!, Çeviri: Süha Sertabiboğlu. Sel Yayıncılık, Kasım 2007. ISBN 978-975-570-337-4) (2009) Juliet, Naked (Juliet Çıplak, Çeviri: Tülin Er. Sel Yayıncılık, Kasım 2010. ISBN 9789755704838)

Öykü kitapları (1998) Faith (2000) Not a Star (2005) Otherwise Pandemonium

Kurgusal olmayan kitapları (1992) Contemporary American Fiction (1992) Fever Pitch (Futbol Ateşi, Çeviri: Bağış Erten. Sel Yayıncılık, Eylül 2006. ISBN 978-975-570-295-7) (2003) 31 Songs (31 Şarkı, Çeviri: Betül Kadıoğlu. Sel Yayıncılık, Ağustos 2010. ISBN 9789755704708) (2004) The Polysyllabic Spree (Hece Cümbüşü, Çeviri: Defne Orhun. Sel Yayıncılık, Aralık 2005. ISBN 978-975-570-270-4) (2006) Housekeeping vs. the Dirt (2008) Shakespeare Wrote for Money (Shakespeare Para İçin Yazdı, Çeviri: Didar Zeynep Batumlu. Sel Yayıncılık, Eylül 2009. ISBN 9789755704227)

Hazırladığı antolojiler (1993) My Favourite Year: A Collection of Football Writing (1996) The Picador Book of Sportswriting (2000) Speaking with the Angel (Melekle Sohbet, Çeviri: Can Kantarcı. Sel Yayıncılık, Temmuz 2006. ISBN 9789755702926) (2005) Otherwise Pandemonium

Film uyarlamaları 1997 Fever Pitch — yönetmen: David Evans; senaryo: Nick Hornby 2000 High Fidelity — yönetmen: Stephen Frears 2002 About a Boy — yönetmenler: Chris ve Paul Weitz 2005 Fever Pitch — yönetmenler: Bobby ve Peter Farrelly 2009 An Education — yönetmen: Lone Scherfig, senaryo

John Fante “Roma’nın Batısı”

Bayan Arıza tarafından Haziran - 19 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Dangalak'ı aramıza alıp köpek havlamaları eşliğinde evin yolunu tuttuk. Ben biliyordum o köpeği neden istediğimi. Utanç verici derecede açıktı, ama oğlana söyleyemezdim. Mahcup olurdum. Kendime itiraf edebilirdim ama, bununla ilgili bir sorunum yoktu. Yenilgiye ve başarısızlığa uğramaktan usanmıştım. Zafer açlığı çekiyordum. Elli beş yaşındaydım ve tek bir zafer yoktu görünürde, bir çarpışma bile. Düşmanlarım bile çarpışma isteği duymuyorlardı artık. Dangalak zafer demekti. (…) Köpekti, insan değil, bir hayvan, ama zamanla dostum olacak, beni gururlandırıp dertlerimi unutturacaktı. Tanrı'ya benim hiçbir zaman olamayacağım kadar yakındı ve okuma yazması yoktu, daha iyisi can sağlığıydı. O da uyumsuzun tekiydi benim gibi. Ben dövüşüp kaybedecek, o ise dövüşüp kazanacaktı.

John Fante'nin yeni romanı.

(Roma'nın Batısı, John Fante, Çeviri: Avi Pardo, 184 sayfa)

Kaynak: Parantez Yayınları

Iceberg Slim “Pezevenk”

Bayan Arıza tarafından Haziran - 19 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Siyah getto'larının en önemli yazarı sayılan Iceberg Slim'in ilk kitabı Pezevenk Türkçe'de. Iceberg Slim, Pezevenk'te kendi yaşam öyküsünü anlatırken 1940'ların 50'lerin Amerikasında siyahların yaşadıklarına ayna tutuyor.

Iceberg Slim, 1918'de Chicago'da doğmuş. Çocukluk yıllarını Milwaukee ve Rockford'da geçirdikten sonra tekrar Chicago'ya dönmüş. Babasının evi terk etmesinden sonra annesi ile birlikte büyük bir yaşam mücadelesi vermişler. Iceberg'in annesi bir güzellik salonu açınca parasal açıdan biraz rahatlamışlar. Iceberg, çocukluk çağlarında parlak zekasıyla tanınan iyi bir öğrenciymiş ama 18 yaşından itibaren hayatı tamamen değişmiş. Robert Beck olan asıl adını Iceberg Slim olarak değiştirerek pezevenklik yapmaya başlamış. 42 yaşına dek Chicago bölgesinde bu işle uğraşmış. Çeşitli kereler hapse düşmüş. En son 1960'da 10 ay süreyle hapiste kaldıktan sonra pezevenkliği bırakmaya karar vermiş. Los Angeles'a taşınmış ve yazmaya başlamış. Iceberg Slim, 28 Nisan 1992'de 73 yaşındayken bu dünyaya veda etmiş. Yayınlanmış yedi kitabı var.

Iceberg Slim, ilk ve en önemli kitabı olan Pezevenk'de (Pimp), hayat öyküsünü anlatır. 1969'da yayınlanan Pimp 70'lerin eylemci siyah politik hareketi "Black Panther"lerin başucu kitaplarından olmuş. Iceberg Slim, daha sonra bu hareketin önderleriyle de biraraya gelmiş.

Pezevenk daha sonraki yıllarda da özellikle siyah gençlik arasında büyük bir ilgi odağı haline gelmiş. Iceberg Slim, Rap hareketinin de en sevdiği yazarlar arasında yer almış. Ice T, Pezevenk'in yeni baskısının önsözüne yazdığı gibi, bu sevgiyi ve saygıyı kalıcılaştırmak için kendi adını "Iceberg"den alıyor. Pezevenk, bu yıl içinde filme çekilecek. Filmde Ice-T ve Ice Cube'ün de rol alacağı bildiriliyor.

"Trick Baby", "Mama Black Widow", "The Naked Soul Of Iceberg Slim" gibi kitaplarıyla Iceberg Silm'in ünü gittikçe artmış ve eserleri Almanca'ya, Fransızca'ya çevrilmiş. Dünya edebiyat çevrelerinin ilgisini çekmiş. İngiliz gazetesi The Observer, Mama Black Widow İngiltere'de yayınladığında Iceberg Slim'i "Getto'nun kralı" olarak nitelemiş. Irwine Welsh, "Iceberg Slim, her zaman, hiç bir uzlaşmaya girmeden neyin ne olduğunu açık açık anlatır" diyor. Iceberg Slim, siyahların getto hayatını en iyi anlatan yazar olarak niteleniyor.

 (Pezevenk, Iceberg Slim, Çeviri Avi Pardo, 264 sayfa,)

Kaynak: Parantez Yayınları

 

Charles Bukowski “Güneşe Uzan”

Bayan Arıza tarafından Haziran - 18 - 2011 zamanında yazılmıştır.

"Kader tanrıçasının zalim olduğu ve sonunda hepimizin posasını çıkaracağı doğru; ama sıkı, ölümsüz bir kaybedenden daha yıldırıcı hiçbir şey yoktur. İşin sırrı şunda yatıyor; herkes kaybedebilir, kaybetmek yeteneklerin en kolayıdır."

Güneşe Uzan Charles Bukowski'nin 1978 – 1994 yılları arasında yazdığı mektuplardan derlemiş. Bu mektuplarda, içten ve sıcak bir anlatımla, hem Bukowski'nin yaşam öyküsünün ayrıntılarına inmek hem de hayat, sanat, siyaset hakkındaki ilginç görüşlerini öğrenmek olanağı doğuyor.

(Güneşe Uzan, Charles Bukowski, Derleyen; Seamus Cooney, Çeviri; Avi Pardo, 216 sayfa)

Kaynak: Parantez Yayınları

Raymond Carver “Siz Aşk Nedir Bilmezsiniz”

Bayan Arıza tarafından Haziran - 14 - 2011 zamanında yazılmıştır.

(Charles BUKOWSKI ile bir gece)

Siz aşk nedir bilmezsiniz dedi Bukowski Ben elli bir yaşındayım bir bakın bana Genç bir güzele aşığım Kötü saplandım bu işe ama O’nun da hali kötü Fakat olacaksa böyle olsun Kanlarına giriyorum onların ve kurtulamıyorlar benden Herşeyi deniyorlar kaçmak için Ama sonunda hep geri dönüyorlar Hepsi geri dönmüştür bana Ama gördüğüm bir tanesi dışında Ağlamıştım ardından Ama kolay ağlardım o zamanlar Çocuklar sert içkileri yaklaştırmayın yanıma Acımasız oluyorum o zaman Burada oturuyor bütün gece Bira içebilirim siz hippilerle birlikte Bu biradan on beş litre içerim ve Bana mısın demem,su gibi gelir bana Ama bir defa koklatın sert içkileri Pencereden dışarı atmaya başlarım insanları Kim olursa olsun fırlatırım dışarı Bunu yaptım daha önce Ama siz aşk nedir bilmezsiniz Bilmezsiniz çünkü hiç aşık olmamışsınızdır İşte iş bu kadar basit Genç bir fıstık buldum şimdi,öyle güzel ki.. Bukowski diyor bana,Bukowski diyor o minicik sesiyle Bense ne var diyorum Ama aşk nedir bilmezsiniz siz Size ne olduğunu anlatıyorum ama dinlemiyorsunuz Aşk buraya kadar gelip kıçınızı dürtse Bu odada içinizden birinin ruhu duymaz Şiir okuma toplantılarının boktan bişey olduğunu düşünürdüm Bana bak ben elli bir yaşındayım ve çok dolaştım Boktan diyorsam öyledir Ama sonra dedim ki kendime Bukowski Aç kalmak daha boktan Sonuçta işte buradasın ve hiçbirşey olması gerektiği gibi değil O adam neydi adı Galway Kimel Bir dergide resmini gördüm Yakışıklı bir suratı var ama öğretmen Tanrım düşünebiliyor musunuz Eyvah sizler de öğretmensiniz Size de küfrediyor oluyorum o zaman Hayır o adamın adını hiç duymadım Ne de ötekinin,hepsi birer asalak Belki egom yüzünden artık çok fazla okumuyorum Ama,şu ünlerini beş altı kitap üstüne Kuran insanlar var ya , Hepsi birer asalak Bukowski diyor bana bu kız Niçin klasik müzik dinliyorsun bütün gün Sizi şaşırttım değil mi Benim gibi kaba ayyaş birisinin Klasik müzik dinleyeceğini düşünmezdiniz Brahms,Rachmaninoff,Bartok,Tdeman Kahretsin burada yazamıyorum Çok fazla sessiz,çok sayda ağaç var burada Şehirleri severim,en uygun yerler benim için Her sabah koyarım klasik müziğimi Ve oturup yazı makinemin başına Bir puro içerim bakın işte böyle Ve Bukowski derim sen şanslı bir adamsın Bukowski bu belaların hepsini atlattın Ve sen şanslı bir adamsın Ve mavi duman yayılır masamın üstüne Ve pencereden dışarı Delengpre Caddesi’ne bakarım Ve derin nefes alır ve yazmaya başlarım Bukowski işte yaşam budur derim kendi kendime Yoksul olmak iyidir,basur olmak iyidir,aşık olmak iyidir Ama siz nasıl birşey olduğunu bilmezsiniz Sevgilimi görseydiniz ne dediğimi anlardınız Buraya gelince baştan çıkacağımı düşündüm Tam böyle olacağını bildi,böyle olacağını bana söylemişti Allah kahretsin ben elli bir yaşındayım o ise yirmi beşinde Birbirimize aşığız ve o beni kıskanıyor,Tanrım bu güzel birşey Buraya gelip baştan çıkarsam,gözlerimi oyacağını söylemişti Alın işte aşk sizlere İçinizden hangisi bilir böyle birşeyi Sizlere birşey söylemeliyim Öyle adamlarla tanıştım ki hapishanede Üniversitelere ve şair toplantılarına giden İnsanlardan çok daha fazla yol-yordam bilen insanlardı Kan emicidirler onlar,bütün görmek istedikleri Şairin çorapları kirli midir acaba ya da koltukaltları kokuyo mudur Ama sizden şunu hatırlamanızı istiyorum Bu odada yalnız bir tane şair var bu gece BELKİ DE BU ÜLKEDE YALNIZ BİR TANE ŞAİR VAR BU GECE O DA BENİM İçinizden kim biliyor yaşamı,içinizden kim biliyor herhangi birşeyi Hangi biriniz hayatında işinden kovuldu? Ya da sevgilisine dayak attı ya da sevgilisinden dayak yedi Beş defa kovuldum ben Senis and Rocbuck’tan Kovmuşlar,tekrar kovmuşlardı beni Otuzbeş yaşındayken tezgahtarlık yapıyordum onlara Sonra kurabiye çalarken yakalandım Ben nasıl olduğunu bilirim çünkü ONLARDAN GELİYORUM… Elli bir yaşındayım ve aşığım Şu gencecik güzel şey diyor ki bana: Bukowski Ve ne var diyorum,O ise Sen pisliğin tekisin diyor bana Ve bebeğim beni anlıyorsun diyorum Bu dünyadaki tek güzel şey O Kadın ya da erkek bu tür hareketine katlanacağım tek kimse Ama siz aşk nedir bilmezsiniz Hepsi geri döner bana sonunda,her biri geri döner Yalnız o sözünü ettiğim bir tanesi, Hani o sözünü ettiğim bir tanesi Yedi yıl birlikte yaşamıştık,çok içerdik Bir avuç memur görüyorum ben bu odada Şair filan yok aranızda,hiç şaşırmadım bu işe Şiir yazmak için aşık olmak gerekirdi Ve siz aşık olmak nedir bilmiyorsunuz ki Sizin dediniz bu!… Şu ağır içkiden verin biraz bana Tamam buz istemem güzel Güzel işte çok güzel böyle Haydi bakalım gösteriye başlayalım Ne dediğimi hatırlıyorum Ama bir tek atacağım yalnızca Ne de güzel tadı var şu meretin Haydi uzatmadan bitirelim bu işi Yalnız bundan sonra kimse durmasın Açık pencerenin yanında…

Raymond CARVER "Ateşler" (Adam Yayınları)