Charles Bukowski “En İyi Adamlar Yalnızken Güçlüdür”

Bayan Arıza tarafından Mayıs - 4 - 2011 zamanında yazılmıştır.

seçimini zekice yapmak yarilamaktir zafere giden yolu; diger yarisi kayitsizlikla fethedilir.

bir yanda istedigin her seyi söyleyebilirsin, öte yanda mecbur degilsin.

ben bir sekilde ikisini de yapmayi becerdim.

bu yüzden benimle bir sorununuz varsa size aittir.

(En İyi Adamlar Yalnızken Güçlüdür. Charles Bukowski, 160 sayfa)

Kaynak: Parantez Yayınları

 

Ex-Misafir Defteri’nden Enstantaneler “Grace Auster’ın Paylaşımları”

Bayan Arıza tarafından Mayıs - 4 - 2011 zamanında yazılmıştır.

I Am Vertical By Sylvia Plath

But I would rather be horizontal. I am not a tree with my root in the soil Sucking up minerals and motherly love So that each March I may gleam into leaf, Nor am I the beauty of a garden bed Attracting my share of Ahs and spectacularly painted, Unknowing I must soon unpetal. Compared with me, a tree is immortal And a flower-head not tall, but more startling, And I want the one's longevity and the other's daring.

Tonight, in the infinitesimal light of the stars, The trees and the flowers have been strewing their cool odors. I walk among them, but none of them are noticing. Sometimes I think that when I am sleeping I must most perfectly resemble them– Thoughts gone dim. It is more natural to me, lying down. Then the sky and I are in open conversation, And I shall be useful when I lie down finally: Then the trees may touch me for once, and the flowers have time for me

 

JOHN FANTE “Gençliğin Şarabı”

Bayan Arıza tarafından Mayıs - 2 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Bukowski hayatla ilgili, kendi hayatıyla, sokaktaki insanların hayatları ve yapmaya zorlandıkları şeylerle ilgili kitaplar ararken rastlamış John Fante'ye ve onda aradığı yazarı bulmuş, hayran olmuş. "Fante benim tanrımdı." demiş. John Fante, Gençliğin Şarabı'nda çocukluktan ilk gençliğe uzanan yılları, aile ilişkilerini, anne sevgisini, arkadaşlıkları ve ilk aşkları tüm içtenliğiyle anlatıyor.

(Gençliğin Şarabı, John Fante, Çeviri, Avi Pardo, 206 sayfa)

Kaynak: Parantez Yayınları

Jack Kerouac “Yalnız Gezgin”

Bayan Arıza tarafından Mayıs - 1 - 2011 zamanında yazılmıştır.

''Yalnız Gezgin'de, Birleşik Devletler'de güneyden başlayıp doğu kıyısına, oradan batı kıyısı ve uzak kuzeybatıya kadar süren bir yolculuğun yanısıra, Atlantik ve Pasifik okyanuslarında yaptığım gemi yolculuklarından, Meksika, Fas, Paris ve Londra'da tanıdığım ilginç insanlardan ve gördüğüm yerlerden bahsettim. Demiryolu işçiliği, denizcilik, mistisizm, orman gözcülüğü, şehvet düşkünlüğü, keyif çatma, boğa güreşleri, uyuşturucular, kiliseler, şehir sokakları, sanat müzeleri, bağımsız, aklına esen yere giden, eğitimli, meteliksiz bir zamparanın yaşadığı karmaşık bir hayat…''

(Yalnız Gezgin, Jack Kerouac, 160 Sayfa)

 

Kaynak: Parantez Yayınları

Henry Miller “Big Sur”

Bayan Arıza tarafından Nisan - 29 - 2011 zamanında yazılmıştır.

On bir yıl önce Big Sur'u keşfettiğimde buradaki topluluğun yaşantısının beni hiç ilgilendirmediğini itiraf etmeliyim. Birkaç bin metre kareye yayılmış yüz kadar insandan oluşmuş bu topluluğun farkında bile değildim. Benim topluluğum köpeğim Pascal, (bir düşünürün kasvetli görünümüne sahip olduğu için verdim ona bu adı), birkaç ağaç, akbabalar ve zehirli meşe ağaçlarından ibaretti. Tek dostum, Emil White, birkaç kilometre uzakta yaşıyordu. Sıcak kükürt kaplıcaları beş kilometre aşağıdaydı. Benim bakış açımdan topluluğum orada son buluyordu.

Çok geçmeden yanıldığımı keşfettim tabii ki. Komşuların her taraftan gelmeye başlaması çok sürmedi -çalıların arasından çıkıveriyorlardı sanki- en ihtiyatlı ve makul öğütlerle birlikte ellerinde "yeni gelen" için hediyelerle. Ömrümde daha iyi komşularım olmadı! Allah vergisi anlayış ve nezaketlerine hayran olmamak elde değildi. Sadece onlara ihtiyaç duyduğunu hissettikleri zaman geliyorlardı. Kendimi bir kez daha insanı kendi haline bırakmayı bilen insanların arasında hissediyordum, Fransa'da hissettiğim gibi. Ve ne zaman istersen yemek yemek ya da muhabbet etmek için masalarına katılabilirdin.

Elinden hiçbir iş gelmeyen bir kent insanı olarak çok geçmeden bir şekilde komşularımın yardımına muhtaç kaldım. Bir şeyler sürekli ters gidiyor, bozuluyordu. Kendi başımın çaresine bakmak zorunda kalsaydım neler olabileceğini düşünmek bile istemiyorum! Neyse ki onların her zaman güleryüzlü ve içten yardımları ile kendi başımın çaresine bakmayı öğrendim; bir insana sunulabilecek en değerli armağan. Çok geçmeden komşularımın dost canlısı, yardımsever ve cömert olduklarını keşfetmekle kalmadım, kendimi budalalığımla sandığımdan çok daha zeki, bilgili ve kendilerine yeten insanlar olduklarını da keşfettim. Topluluk önceleri görünmez bir ağ iken yavaş yavaş somutlaştı, gerçek bir hal aldı. Hayatımda ilk kez sadece kendi çıkarlarını düşünmeyen insanların arasında buldum kendimi. Tuhaf ve yeni bir güven duygusu oluşmaya başladı bende, o güne dek bilmediğim bir duygu. Hatta konuklarıma Big Sur'da yaşayan birinin başına asla kötü bir şey gelemeyeceğini söyleyerek övünürdüm. Ama hemen ardından ihtiyatla eklerdim: "Ama önce iyi bir komşu olduğunu kanıtlamalısın!" Konuklarıma hitaben söylenmiş olmakla birlikte aslında kendime söylerdim bunu. Bazen misafirler gittikten sonra da bir nakarat gibi kendi kendime tekrarlardım. Büyük Kent'in cangıl yaşamından sonra kişinin "komşu" olabileceğini kavraması zaman alıyordu.

Burada bütün samimiyetimle ve suçluluk duymadan herhangi bir topluluğun övünebileceği en son komşu olduğumu itiraf etmeliyim. Bana bu kadar hoşgörü gösterilmesine de şaşıyorum açıkcası.

Bazen kendimi her şeyin o kadar dışında hissediyorum ki, dünyaya ancak çocuklarımın gözleri ile bakmaya çalışarak dönebiliyorum. Brooklyn'in Williamsburg olarak bilinen o sefil mahallesinde geçen muhteşem çocukluğumu düşünerek. O iğrenç sokaklar ve evlerle bu yörenin uçsuz bucaksız denizi ve dağları arasında bağlantı kurmaya çalışırım. İçi gübre dolu bir kovada kendine ziyafet çeken serçeleri ve tek tük güvercini saymazsak çocukluğumda hiç görmediğim kuşların üzerinde yoğunlaşırım. Bir kez olsun bir şahin, akbaba, bülbül ya da sinekkuşu görmedim çocukluğumda. Hep çatılarla ve korkunç baca dumanlarıyla paramparça o gökyüzünü düşünürüm. Güzel kokulardan yoksun, kurşun gibi ağır ve yanık kimyevi madde kokan havayı solurum bir kez daha. Derelerin ve ormanların çekiciliğinden habersiz sokaklarda oynadığımız oyunları düşünürüm. Kimi daha sonra ıslahaneye düşen küçük arkadaşlarımı düşünürüm, şefkatle. Her şeye rağmen iyi bir hayat yaşadım orada. Hatta harikulade. Bildiğim ilk "Cennet"ti o yoksul mahalle. Ve sonsuza dek gitmiş olsa bile, belleğimde yaşıyor.

Ama şimdi, ön bahçede oynayan çocuklarımı seyrederken; arkalarında beyaz köpüklü masmavi Pasifik, üstümüzde tembel tembel dönen devasa ve ürkütücü akbabalar, ağır ağır salınan kavak ağacı, ince uzun dalları her zamankinden daha sarkık, daha yeşil, daha yumuşak; havuzda bir kurbağa ötüyor ya da bir kuş sesleniyor çalıların arasından, birden dönüp cüce ağaçlardan birinde bir limonun olgunlaştığını ya da kamelyanın henüz açtığını fark ediyor ve çocuklarımı ölümsüz bir ortamda oynarken görüyorum.. ..ve biliyorum, unutmayacaklar, doğup büyüdükleri yeri asla unutmayacaklar. Yıllar sonra uzak kıyılardan doğup büyüdükleri yere dönüşlerini düşünüyorum. Büyük bir şefkat ve duygusallıkla o eski ve altın anılarda gezindiklerini hayal ediyorum. Dikerken bana yardım etmeye söz verdikleri, ama kendilerini oyuna kaptırdıkları için yardım etmedikleri o ağacı fark edecekler mi acaba? Onlar için inşa ettiğimiz küçük kulübenin önünde durup bir zamanlar oraya nasıl sığdıklarına şaşacaklar mı? Günlerimi geçirdiğim küçük çalışma odamın penceresini tıklatıp artık onlarla oynamaya gelip gelmeyeceğimi soracaklar mı yine? Yutmalarından endişe ettiğim için bahçeden toplayıp eve sakladığım misketleri bulacaklar mı? Ormanın içinden akan dereye gidip sabahları ormana girmeden önce yaptığımız hayali kahvaltıda kullandığımız tabakları ve tencereleri arayacaklar mı? Dağın yamacındaki keçi yolundan tepeye tırmanıp rüzgârda sallanan eski Trotter evini hayranlıkla seyredecekler mi? Anılarda bile olsa, Rose'lara koşup Harrydick'in kırık kılıcı tamir edip edemeyeceğini ya da Shanagolden'ın bir kavanoz reçel ödünç verip veremeyeceğini soracaklar mı?

Benim altın çocukluğumun her anısına karşılık onların bir düzine kıyaslanamayacak denli harikulade anısı olacak. Çünkü benim gibi küçük arkadaşları ile oyunlar oynayıp gizli serüvenler yaşamakla kalmıyorlar; masmavi gökyüzü, vadilerden görünmez ayaklarla tırmanan kurbağadan duvarlar, kışları zümrüt yeşili tepeler, yazları sıra sıra altın sarısı dağlar da onların. Dahası var, ormanın o kavranamaz sessizliği, Pasifik'in göz kamaştırıcı parlaklığı, güneşle yıkanmış günler, yıldızlarla bezenmiş geceler ve -"Hey, Baba, çabuk gel, aya bak, havuzun tam ortasında!" Ve komşuların ilgi ve sevgilerinin yanısıra, onlarla oynamaktansa zamanını beynini geliştirmek ya da iyi bir komşu olmaya çalışmakla geçiren budala bir baba. Mesleği sadece yazmak olan canı istediği zaman işini bırakıp çocukluğuna dönebilen babaya ne mutlu! Sabahtan akşama kadar iki sağlıklı ve doymak bilmeyen çocuk tarafından sıkboğaz edilen babaya ne mutlu! Kendini aptal yerine koysa da dünyaya tekrar çocuklarının gözünden bakmayı öğrenen babaya ne mutlu!

* * *

Henry Miller, Big Sur'dan, (Çeviri, Avi Pardo)

 

Kaynak: Parantez Yayınları

John Fante “Bunker Tepesi Düşleri”

Bayan Arıza tarafından Nisan - 29 - 2011 zamanında yazılmıştır.

John Fante'nin son romanı Bunker Tepesi Düşleri Türkçe'de yayınlandı. John Fante, Bunker Tepesi Düşleri'nde deneyimsiz bir genç yazarın, bir yandan yazar olma mücadelesi verirken diğer yandan insan ilişkilerindeki başarıları ve başarısızlıklarını anlatıyor. Arturo Bandini, özellikle kadınlarla olan ilişkilerinde deneyimsizliğinin acı bedelini sık sık ödüyor. Büyük mutlulukları avucundan nasıl kaçırdığını duru ve akıcı anlatımıyla aktarıyor.

 (Bunker Tepesi Düşleri, John Fante, Çeviri Avi Pardo, 136 sayfa)

Kaynak: Parantez Yayınları

Charles Bukowski “İlham Perisine Oynamak”

Bayan Arıza tarafından Nisan - 27 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Diğer arabalardaki insanlara baktı. Hayli mantıklı görünüyorlardı. Çok tuhaftı her şey. Bugüne kadar birlikte olduğu kadınların neredeyse hepsi ya akıl hastanesinde yatmışlardı ya da ailelerinde bir deli, hapishanede ağabeyleri, intihar etmiş bir kız kardeşleri falan vardı. Harry mıknatıs gibi çekerdi öylelerini. Okul bahçesinde bile, kaçık, garip ve uyumsuz tipler hep onu bulurdu. Onun laneti de buydu. Fakat çaresini bilmiyordu, bu sorunla yaşamak zorundaydı. 

 (İlham Perisine Oynamak, Charles Bukowski, Çeviri; Avi Pardo, 384 sayfa)

Kaynak: Parantez Yayınları

Charles Bukowski “Pis Moruk İtiraf Ediyor”

Bayan Arıza tarafından Nisan - 25 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Yazmak, en nihayetinde, tek yol benim için ve beni bir kazığa bağlayıp yaksalar kendimi aziz addetmem. Sadece benim için tek yol olduğuna inanmış olarak ölürüm. Yapmak istediğini yapma meselesi. Benim hezimetim onların zaferi olacaktır. Hiçbir şeyi yadsımıyorum. Şu anda olabileceğimin bütünüyüm. Bu yazma muhabbetini bırakalım öyleyse. O hödükler için. Ben buraya sadece size kendinizi daha iyi hissettirebilmek için sızdım. Unutun gitsin. Çarşamba akşamı Turf Paradise Hipodromu'nda dördüncü koşuyu kim alacak?

 (Pis Moruk İtiraf Ediyor, Charles Bukowski, Çeviri; Avi Pardo, 256 sayfa)

Kaynak: Parantez Yayınları

Henry Miller “Aşk Mektupları”

Bayan Arıza tarafından Nisan - 24 - 2011 zamanında yazılmıştır.

20 Temmuz 1966

Hoki sevgilim,

Seni her gördüğümde biraz daha mutlu oluyorum ve biraz da üzülüyorum. Mutlu oluyorum, çünkü seni bir kez daha görüyorum; üzülüyorum, çünkü seni yalnızca kısa bir süre için görüyorum. Ne yapmalı bilmiyorum. Uğraşılarımız farklı yerlerde. Geceleyin birbirinin yanından geçen trenlere benziyoruz. Merhaba! Hoşçakal! Bir dahaki sefere! Sayanora! A bientot! Gözlerim hâlâ seninkilerin içine bakıyor ve orada derinlere dalıyor. Saçlarını dalgalanırken görüyorum ve yazın gökyüzünden hızla gelip geçen bir bulutu andıran gülümsemenle cezbedilmiş bir halde bir bambu ormanında yalnız başıma dolaşıyorum. Senden bin ışık yılı uzakta olsam bile kendimi sana çok yakın hissediyorum. Yüreğimin yeniden çarpmasını sağladığın için teşekkürler- keşke patlasa! Günler uçup gidiyor ve ben her zaman, gittikçe daha güçlü seviyorum seni. Ah evet, "aşk çok ihtişamlı bir şey". Beni zenginleştiriyorsun.

İyilikler üzerine olsun, aşkım Hoki! Rüyalarında benimle konuş, dinliyorum.

Kulaklarım hâlâ senin sesinle dolu;

Henry-San

Günümüzün en önemli yazarlarından biri Henry Miller. "Oğlak Dönencesi", "Seksus", "Uykusuzluk" gibi romanları ile Türk okuyucularınca da yakından tanınıyor. Özel hayatını eserlerine yansıtmayı tercih eden yazarlardan. Belki de bu yüzden hayat öyküsü, aşkları hep merak edilmiş.

Aşk Mektupları'nda Henry Miller'in son büyük aşkı Hoki Tokuda'ya yazdığı mektuplar yer alıyor. Bu mektuplarda bir aşkın başlangıcı, gelişip evlilikle taçlanması ve belki de küllenip ayrılığa varmasının öyküsünü en özel yanlarıyla usta bir kalemden okuyacaksınız.

Henry Miller, Hoki Tokuda'yla karşılaştığında 75 yaşında, ününün doruğunda bir yazardı. Hoki Tokuda ise konservatuar eğitimini yeni tamamlamış, Amerika'da kariyerinin ilk basamaklarını tırmanmaya çalışan sesi ve müziği ile olduğu kadar güzelliğiyle dikkati çeken 28 yaşında bir şarkıcı. İlişkileri hem kendileri hem de içinde yaşadıkları toplum için sıradışı ve çok ilgi çekiciydi. Aralarında doğan büyük aşk bütün sıcaklığıyla mektuplara da yansıdı.

"Aşık Olmak", "Evlilik" ve "Ayrılık" adlı üç bölümden oluşan kitapta bir aşkın tüm unsurlarını, sevgiyi, tutkuyu, kıskançlığı, öfkeyi, pişmanlığı ve çaresizliği açık sözlülüğüyle tanınmış dünya çapında bir ustanın kaleminden Henry Miller'dan okumak ilgi çekici olsa gerek.

(Aşk Mektupları, Henry Miller, 160 sayfa)

Kaynak: Parantez Yayınları

Douglas Copland “X KUŞAĞI”

Bayan Arıza tarafından Nisan - 20 - 2011 zamanında yazılmıştır.

"Bizler mahallemizde küçük hayatlar yaşıyoruz; marjinalize olmuşuz, katılmayı reddettiğimiz şeylerin haddi hesabı yok. Sessizlik istemiştik, artık bu sessizliği sahibiz. Buraya geldiğimizde suratlarımız ergenlik sivilceleriyle ve çıbanlarıyla kaplıydı, bağırsaklarımız öyle bir düğümlenmişti ki bir daha görevlerini yerine getiremeyeceklerinden korkuyorduk. Fotokopi makinelerinin yaydığı koku yüzünden, White-Out kokusu yüzünden, evraklardan yayılan koku yüzünden ve karşılığında ufacık bir alkış alacağımız ama başarmak için kendimizi parçaladığımız o zorlu işlerin altından kalkmak için harcadığımız çabanın bitmek bilmeyen stresi yüzünden bütün sistemlerimiz iflas etmişti.

Alışverişle yaratıcılığı birbirine karıştırmamıza, sakinleştirici alıp cumartesi gecelerini video dükkanlarından kiraladığımız kasetleri seyrederek geçirirsek herşeyin yoluna gireceğini sanmamıza neden olan baskılara maruz kalmıştık. Fakat artık çölde yaşıyoruz ve her şey çok ama çok daha güzel."

 

Yeni "yitik kuşağın", 1690'lı yıllarda doğanların romanı…

Toplumsal değişimin açtığı yaralar ve kıyamet senaryolarının ortasında yaşanan bir gençlik…

Bu kaostan kurtulmak için kaçabilecekleri tek yer var; çöl, son sığınakları çöl aynı zamanda onların tüm geçmişleriyle hesaplaşmalarının da mekanı…

X kuşağı yalnızca 80'li yılların gençliğini anlatan bir kült roman değil aynı zamanda yüzyılın sonunu tüm gerçekliğiyle yansıtan bir kitap.

(X Kuşağı, Douglas Copland, 192 sayfa)

Kaynak: Parantez Yayınları