John Fante “Büyük Açlık”

Bayan Arıza tarafından Mart - 26 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Yoldaki toza sorun! Mojave çölünün başladığı yerde tek başlarına duran bodur ağaçlara sorun. Camilla Lopez'i sorun onlara, ki adını fısıldasınlar. Evet, çünkü sevgilimi son gören Mojave'nin sınırında yaşayan bir veremliydi ve dediğine göre ona hediye ettiğim köpekle birlikte Batı'ya doğru gitmişti, Panço'ydu köpeğin adı, o günden sonra Panço'yu da gören olmadı. Buna inanmayacaksınız. Bir kızın ekim ayında yanına Panço adında genç bir polis köpeği alıp Mojave çölünde yürümeye başladığına inanmayacaksınız, ama doğru. Köpeğin ayak izlerini gördüm kumda, yanında da Camilla'nın ayak izleri…

Bir daha hiç dönmedi Los Angeles'a, annesi de onu bir daha görmedi. Bir mucize gerçekleşmemişse Mojave çölünde ölmüş olması gerekir. Panço'nun da. İkinci romanım için bir taslak hazırlamam gerekmiyor, hazır. Başıma geldi. Kız gitti, ona âşıktım ve benden nefret ediyordu, benim öyküm bu kadar.

(Büyük Açlık, Çeviri: Avi Pardo, 184 sayfa)

Kaynak: Parantez Yayınları

Stieg Larsson “Ateşle Oynayan Kız”

Bayan Arıza tarafından Mart - 24 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Rahmetli İsveçli yazar Stieg Larsson'un okuduğum ilk kitabı Ejderha Dövmeli Kız'dan sonra yine bir solukta okuduğum kitabı oldu Ateşle Oynayan Kız. Aynı zamanda Millenium Üçlemesinin ikinci kitabı.

Bu kez öykü daha çok kahramanımız Lisbeth Salander etrafında dönüyor. Lisbeth'in neden böyle bir karaktere sahip olduğunu, Lisbeth Salender olma hikâyesini de öğrenmiş oluyorsunuz. Kurgu yine muhteşem.

İkinci kitap, aynen ilki kadar sürükleyici. Yazarın kalemi öyle güçlü ki kitabı elinizden bırakamıyorsunuz. Hatta bu ikinci kitabın ilkine nazaran daha heyecanlı olduğunu bile söyleyebilirim. İkisini de iki gecede okuyup bitirdim.

Yazar, polisiye bir yazar olmaktan öte, bir başyapıt yaratmış. Herkesin okuması gereken bir kitap. Evet! Daha önce de söylemiştim ama tekrarlamakta hiçbir sakınca yok: Kitap okumayı sevmeyenlerin hatta bu türü cazip bulmayanların bile mutlaka okuması gereken bir eser.

Bunlar da internetten copy-paste:

"İlkinden daha etkileyici ve daha şaşırtıcı… Bu roman okurları esir edecek." -Sunday Times-

"Eğer hâlâ Ejderha Dövmeli Kız'ı okumadıysanız, bu övgüyü okumayı bırakın ve bir tane alıp okumaya başlayın… Eğer Ejderha Dövmeli Kız'ı okumayı bitirdiyseniz, o zaman hiçbir şey ikincisini almaktan sizi alıkoyamaz." -Erica Marcus-

"Ateşle Oynayan Kız az bulunan bir şey… Serinin ilk kitabından daha iyi olan bir roman…" –Louise France, Observer-

"Etkileyici, bu kitap için sabahlamaya değer." -Entertaintment Weekly-

"Etkileyici bir iş… Tırnak yedirten bir cinayet ve sırlar." -People-

"Bu kitabı bitirene kadar uyumayı unutacaksınız." -Dallas Morning News-

"Zekice… Beni esir etti ve gözümü kırpmadan okudum." -Alan Cheuse, San Francisco Chronicle-

"Kurgunun ölümsüzlüğüne hoş geldin, Lisbeth Salander!" -Mario Vargas Llosa-

"Dünyanın en başarılı suç romanı yazarı olarak memnuniyetle Larsson'u gösterebilirim." -Slate- (Tanıtım Bülteninden)

Charles Bukowski “Sevimli bir aşk hikayesi”

Bayan Arıza tarafından Mart - 17 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Kitap, Charles Bukowski'nin "Kasabanın En Güzel Kızı" ve "Büyük Zen Düğünü"ndeki hikâyeleri ile yeni birkaç hikâyesinden oluşuyor.

İşte zihnime takılanlar:

Kasabanın En Güzel Kızı: Çirkin erkeklere müşfik davranır, yakışıklı erkeklerden iğrenirdi. "hayat yok onlarda" derdi. "mükemmel kulaklarından ve burunlarından başka bir bok düşünmezler. Yüzeyseldirler. İçleri yoktur.

* "Adın ne?" diye sordum. "Ne fark eder?" dedi.

* Bir bok değil güzellik. Uçar gider. Çirkin olduğun için talihlisin. Biri seninle ilgilendiğinde başka bir şey için olmadığını biliyorsun.

* Bir b.k yapmak gelmiyor içimden. İstek duymuyorum.

* Her şeye rağmen huzur vardı havada.

* Gece üstüme üstüme geliyordu ve yapabileceğim hiçbir şey yoktu.

Bir Teksas Genelevinde Yaşam: "Hiçbir şey yapmam" dedim ve "California'lıyım" "Yapmak istediğin bir şey var mı?" "Hayır. Sürükleniyorum."

* Charles Bukowski, romancı, gazeteci, gezgin.

15 Santim: Hayatın tehlikedeyse küçük bir hayat bile çok değerlidir.

* Hayatının sonuna yaklaşmışsan hayatın birazı bile çok değerlidir.

Cesaret Sıkma Makinesi: her insan hayata tutunmaya çalışır ve talihli olmayı umar. Gerisi hikaye.

On Otuzbir: bir odada boğuluyordum hissine kapılmadan beş dakikadan fazla kalabileceğim insan sayısı bir elin parmaklarını geçmez.

* klasım var. Bukowski'yim ben. Yedi dile çevrildim. Ben O'yum, Bukowski!

Yirmi Beş Pejmürde Sefil: sonra içimde bir ses. Hepsi senin gibi düşünüyor, dedi. Hepsi buraya ait olmadığını düşünüyor ve haklılar. O zaman?

* ben bir dahiyim ve bunu benden başka kimse bilmiyor.

Bir Yeraltı Gazetesinin Doğumu, Hayatı ve Ölümü: "Şiirle düzyazı arasında ne fark var?" "Şiir kısa sürede çok şey söyler, düzyazı uzun sürede az."

* "Cüce Jimmy'i düzdün ama topu topu kırk bir kiloydu" "Onun ruhu vardı ama."

* her insanın hayatında kaçmakla direnmek arasında bir seçim yapmaya zorlandığı anlar vardı. Ben direniyorum.

* hiçbir şey değişmiyordu. İnsan denen canavarın tarihi çok yavaş ilerliyordu. 1939 ya da 1940 yılında Los Angeles Koleji'nin gazete odasına girdiğimde karşılaştığım o küçük b.klardan hiç farkları yoktu -başlarındaki gazete kağıdından yapılma şapkalarla kendilerini önemseyerek gazeteyi hazırlayan kuklaları anımsıyorum. Çok önemliydi yaptıkları iş -senin varlığını yok sayacak kadar insanlıktan uzaktılar. İğrenç insanlardır gazeteciler -tuvaletlerden kadınların aybaşı bezlerini toplayan kapıcılarda daha çok ruh vardır- doğal olarak.

Düşkünler Koğuşunda Yaşam ve Ölüm: içten gelen kan parmak kesiğinden akan berrak kırmızı değildir. Mordur, siyah hatta, ve iğrenç kokar, b.ktan bile daha iğrenç. Bizi hayat veren sıvı bira sıçmığından daha berbat kokar.

* Ruh ve ateş vardı kadının içinde; sevmiştim.

James Thurber'dan Konuştuğumuz Gün: yüzyılın en büyük şairleriyden biriydi Fransız. Tüm yaptığı oturup o s.ktirici ölümsüz şiirlerini yazmaktı. Ona para yollayan birkaç sponsoru vardı. Kim yollamaz ki? Ölümsüz kamış, ölümsüz şiir.

* herkesin kendine özgü muhtelif cehennemleri vardı ama ben üç boy farkla öndeydim.

Bütün Büyük Yazarlar: tahammül edilemeyecek kadar sıkıcı insanlardı sanatçılar, dar görüşlü, başarılı olmuşlarsa ne kadar kötü olurlarsa olsunlar büyüklüklerine inanıyorlardı. Başarılı olmamışlarsa ne kadar kötü olurlarsa olsunlar yine inanıyorlardı büyüklüklerine. Başarılı olamamışlarsa suç başkasındaydı. Yeteneksiz olabilecekleri hiç gelmiyordu akıllarına; berbat bile olsalar dehalarına güvenleri tamdı. Ve her zaman küçük kıçları Şöhret'le verniklenmeden mezarı boylamış bir Van Gogh ya da Mozart için berbat işler kusan 50.000 çekilmez geri zekalı vardı. Sadece iyiler bırakabiliyordu oyunu -Rimbaud gibi, Rossini gibi.

* berbat bir dünyada yaşıyorduk. Yetenek fark edilmiyordu. Yeteneğin önü kesiliyordu. Torpilin yoksa şansın yoktu. A.cık ağızlılar. Sabahtan akşama kadar aptal insanlara hizmet et. Siyaset Kediyi Arkadan D.zmeye Benzer: şimdi, sevgili okurlar, izninizle fahişelere ve atlara ve içkiye dönmek istiyorum henüz vakti varken. Bu konular ölümü de içeriyorsa, kanımca, insanın kendi ölümünden sorumlu olması, ölümün Özgürlük ve Demokrasi, İnsanlık, Milliyetçilik ve/veya diğer palavraların bir sonucu olarak gelmesinden çok daha az rahatsız edicidir.

Sevimli Bir Aşk Hikayesi : para ancak iki durumda sorun yaratabilir : çok fazla ya da çok az ise. Ve ben yine o "çok az" durumundaydım.

* yaşlılık suç değildi. Ama bazı insanlar kötü yaşlanıyorlardı.

* nasıl oluyor da insanlar bana böyle güvenebiliyorlardı? İnsanlar deliydi, insanlar basitti. Bu da bana bir avantaj sağlıyordu. Allah için. On yıldan beri hiçbir iş yapmadan yaşamıştım. İnsanlar bana para ve yemek vermiş, kalacak yer sağlamışlardı. Benim bir dahi ya da geri zekalı olduğumu düşünmelerinin önemi yoktu. Ben biliyordum ne olduğumu. İkisi de değildim. İnsanların bana neden yardım ettikleriyle ilgilenmiyordum. Onlardan yararlanmıştım ama, bunu zafer duygusuna kapılmadan ve baskı uygulamadan yapmıştım. Çıkarabildiğim tek sonuç kimseden hiçbir şey isteyemediğimdi. Üstüne üstlük beynimde sürekli aynı şarkıyı çalan bir plak dönüp duruyordu : vazgeç, vazgeç…

Charles Bukowski “Etki ve Tepki”

Bayan Arıza tarafından Mart - 15 - 2011 zamanında yazılmıştır.

En iyilerimizin sonu genellikle kendi ellerinden olur sırf uzaklaşmak için, ve geride kalanlar birinin onlardan uzaklaşmayı neden isteyebileceğini bir türlü tam olarak anlayamazlar.  

Charles Bukowski “Edebi Bir Aşk”

Bayan Arıza tarafından Mart - 14 - 2011 zamanında yazılmıştır.

onu her nasılsa yazışma ya da şiir veya dergiler yoluyla tanıdım ve bana tecavüz ve şehvet konulu çok seksi şiirler yollamaya başladı, ve işin içine biraz da entellektüellik karışınca biraz kafam karıştı ve arabama atlayıp Kuzey'e sürdüm; uykusuz, akşamdan kalma, yeni boşanmış, işsiz, yaşlanmış, yorgun, beş on yıldır çoğunlukla uyumak ister bir halde, sonunda moteli buldum küçük güneşli bir kasabada toprak bir yol üzerinde ve orda oturup bir sigara tüttürdüm düşündüm, gerçekten delirmiş olmalısın diye, ve bir saat geç çıktım kadınla buluşmaya, epey yaşlıydı, nedense benim kadar, pek seksi değildi ve bana çok set, ham bir elma verdi kalan dişlerimle çiğnediğim; adı konulmamış bir hastalıktan ölüyormuş astım gibi bir şeyden, ve sana bir sır vermek istiyorum dedi, ben de biliyorum; bakiresin,35 yaşındasın, dedim. ve bir defter çıkardı, on-oniki şiir: bir ömürlük çalışma ve okumak zorunda kaldım ve anlayışlı olmaya çalıştım ama çok berbattılar. sonra onu bir yere yokürdüm, boks maçlarına ve ellerini kenetleyip dumanın içinde öksürdü ve etrafına bakınıp durdu bütün insanlara ve sonra da boksörlere. sen hiç heyecanlanmazsın, değil mi? , dedi ama o gece tepelerde epeyce heyecanlandım, ve onunla iki-üç kere daha buluştum şiirlerinin bazılarında yardımcı oldum ve dilini boğazımın yarısına kadar soktu ama ondan ayrıldığımda hala bakireydi ve berbat bir şair. düşünüyorum da bir kadın açmamışsa bacaklarını 35 yıl iş işten geçmiştir aşk için de şiir için de.

Charles Bukowski “Gözyaşlarına dayanamam”

Bayan Arıza tarafından Mart - 13 - 2011 zamanında yazılmıştır.

ayağını kıran kazın etrafında beş-altı yüz tane salak birikmişti nöbetçi yaklaşıp silahını çektiğinde ne yapılacağına karar vermeye çalışıyorlardı ve konu kapandı kulübesinden çıkıp ev hayvanını öldürdüğünü iddia eden bir kadın dışında fakat nöbetçi kayışını ovuşturup kıçımı öp dedi kadına, gidip başkana şikayet et; kadın ağlıyordu ben de gözyaşlarına hiç dayanamam. çadırımı katladım ve yolun aşağısına gittim: p.çler manzaramı bozmuştu.

Charles Bukowski “Dilenmek”

Bayan Arıza tarafından Mart - 12 - 2011 zamanında yazılmıştır.

çoğumuz gibi, o farklı işlere girip çıktım ki, midem deşilmiş ve bağırsaklarım rüzgara fırlatılmış gibi hissediyorum kendimi. iyi insanlar da tanıdım bu işlerde öbür tür de. ama birlikte çalıştığım insanları düşününce- aradan on yıl geçmesine rağmen- ilk aklıma gelen Karl oluyor.

Karl'ı hatırlıyorum: yaptığımız iş belden ve boyundan askılı önlük giymeyi gerektiriyordu. 

ben Karl'ın çömeziydim. 'kolay bir işimiz var', demişti bana.

her sabah yöneticilerden biri geldiğinde Karl hafifçe öne eğilip gülümser, başını hafifçe sallayarak onu selamlardı: 'günaydın Doktor Stein', 'günaydın Bay Day' ya da Bay Night, kadın bekarsa 'günaydın, Lilly' ya da Betty ya da Fran.

ben tek kelime etmezdim.

Karl bundan rahatsızlık duyuyordu, bir gün beni kenara çekti: 'bana bak, böyle bir işi başka nerede bulacaksın? iki saatlik öğle paydosumuz var.'

'bulamam herhalde…' 

'kesinlikle, senin benim gibiler için bundan iyisi can sağlığı..' 

bir şey demedim.

'tamam, önceleri zor gelir insana köpeklenmek benim için de kolay olmadı ama bir süre sonra önemli olmadığını keşfettim kabuğum çıktı. artık kabuğum var, anladın mı? '

baktım ona, gerçekten vardı kabuğu, yüzünde de bir tür bulanıklık vardı gözleri anlamsız bakıyordu, boş ve kayıtsız; yıllanmış, yıpranmış bir deniz kabuğuna bakıyordum.

birkaç hafta geçti hiçbir şey değişmedi: Karl hiç sektirmeden herkesi saygı ile selamlıyor, gülümsüyor, rolünü mükemmel oynuyordu.

ölümlü olduğumuz aklına hiç gelmiyordu herhalde ya da daha büyük tanrıların bizi izliyor olabileceği.

ben işimi yaptım.

sonra, bir gün, Karl beni kenara çekti yine. 

'bak, Doktor Morely benimle senin hakkında konuştu.'

'evet? ' 

'senin neyin olduğunu sordu bana? '

'sen ne dedin? '

'genç olduğunu söyledim.'

'teşekkür ederim.'

maaşımı alır almaz istifa ettim ama yine benzer işler buldum yeni Karl'larla karşılaştım ve sonunda hepsini bağışladım ama kendimi asla. 

ölümlü olmak bazen insanı tuhaf neredeyse çalıştırılamaz ve son derece iğrenç kılar- hür teşebbüsün kölesi değil. 

Steig Larsson “Ejderha Dövmeli Kız”

Bayan Arıza tarafından Mart - 11 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Bugüne dek korku/gerilim/polisiye edebiyatına dair çok fazla sayıda kitap okudum. Hatta kütüphanemin bir köşesi bu türe ait -özellikle de İthaki Yayınları'ndan çıkmış- kitaplarla doludur. Yine bu türe ait filmleri ve dizileri izlemeyi de çok severim. Suç, suçun hangi psikolojiyle işlenmiş olabileceği, seri katiller, kriminoloji gibi konular özel ilgi alanıma girer.

Bu bağlamda, İsveç'li rahmetli yazar Steig Larsson'ın Pegasus Yayınları'ndan çıkan Ejderha Dövmeli Kız'ı bugüne dek okuduğum en başarılı kitaplardan biri oldu. 648 sayfayı iki gecede bitirdim. Kitap, çok sürükleyici olmasının ötesinde kurgu anlamında da dört dörtlük. Yarattığı karakterler bir süre sonra çok iyi tanıdığınız birine dönüşüyor. Lisbeth Salander, bu tür içerisinde bugüne dek yazılmış/yaratılmış olan en çarpıcı tip.

Kitabı okumaya başlıyorsunuz ve adeta sizi koltuğa mıhlıyor yazar. Tam anlamıyla yazının ustası. Sadece karakterler, olayın kurgusu, çözüm aşaması değil sizi çeken, Larsson sayesinde İsveç'i daha yakından tanıma şansı da yakalayabiliyorsunuz. Yazmaktan sakınmayan, hiçbir cümlesi abartılı gelmeyen muhteşem bir kalem.

Steig Larsson İsveç'li muhalif bir gazeteci. Maalesef kitaplarının kazandığı başarıyı göremeden elli yaşında kalp krizinden vefat etti. 

Millenium serisi, Ejderha Dövmeli Kız ile başlıyor, ikinci kitap Ateşle Oynayan Kız, üçüncü kitap da Arı Kovanına Çomak Sokan Kız.

Bu türü sevmiyorsanız bile mutlaka okumalısınız. Hatta kitap okumaktan hoşlanmayanlar bile okumalılar. Kitap, tek kelimeyle patlamaya hazır bir "bomba".

  Bu da internetten copy paste:

41 ülkede rekor satış yapan kitaplarının başarısını göremeden 50 yaşında hayata veda eden İsveçli gazeteci Stieg Larsson’un zihne kazınacak sahneler, çarpıcı ve canlı karakterler, okurları adeta yerlerine çivileyecek sürükleyici bir kurgu ile her sayfasını ağır ağır ve dokuyarak yazdığı Millennium serisinin ilk kitabı Ejderha Dövmeli Kız’ı okuduktan sonra, Gefle Dagblad gibi ‘bundan daha iyisi yapılamaz’ diyebilirsiniz. Ama bu erken bir karar olabilir. Son sözü söylemeden ikincisini beklemenizi tavsiye ederiz.

“Olağanüstü… Okuyucular kitabı okurken yerlerinden bile kıpırdayamayacak.” -SUNDAY TIMES

"Bu kitabı okumaya başladığınızda, ilk adımı hiç atmamış olmayı dileyeceksiniz. Çevreniz kararacak ve kendinizi öykünün içinde bulacaksınız…" -BILD AM SONNTAG

“Bu kitap kendisi için söylenen her bir övgü sözcüğünü hak ediyor… Üçlemenin geri kalan iki kitabı bunun yarısı kadar bile iyi olsa, Larsson bize müthiş bir miras bırakmış olacak.” -SHARON WHEELER

“Larsson’un bu kitabı saatli bir bomba gibi…” -BOB CORNWELL

“Hipnotize edici.” -USA TODAY

“Tam bir dinamit.” -LIZ SMITH

“Çılgınca… Müthiş bir gerilim.” -THE WASHINGTON POST

“Büyük bir açlıkla okunacaktır…” -OBSERVER

Kırmızı Kedi

Bayan Arıza tarafından Mart - 11 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Heyzen Z. Ateş'in çevirilerini yaptığı ve bünyesinde yer aldığı yayınevi Kırmızı Kedi yayın hayatına başladı.

Kırmızı Kedi`nin kitapçılarda bulunabilecek kitapları "Elveda Sevgilim" ve "Ahlaksızlar" dikkat çekici yayınlar.

"Voodoo" son derece çarpıcı bir kitap. AHLAKSIZLAR Ken Bruen: 2008 Edgar Ödülü adaylarından Ken Bruen İrlanda’nın lirik polisiye yazarlarındandır. Karakterlerin ön plana çıktığı maceralarıyla dikkat çeken yazarın en meşhur serisi pek çok kitabı pek çok polisiye ödüle aday gösterilen Jack Taylor serisidir. Yazar hala İrlanda’da yaşamaktadır. Ahlâksızlar: Jack Taylor’ın hayatı dibe vurmak üzeredir. İrlanda’nın elit polis kuvveti Garda Siochana’dan ("Ahlâksızlar") kovulan Taylor arkadaşının barında içerek zaman öldürürken kaybolan kızını arayan Ann Henderson içeri girer. Jack kadının kısa süre önce kaybolan kızının –ve kaybolan diğer genç kızların- akıbetini araştırmayı kabul eder çünkü kendisi beş parasız ve kadın da çok güzeldir.

VOODOO Jewell Parker Rhodes: Üniversitede yaratıcı yazarlık ve Amerikan Edebiyatı dersi veren Jewell P. Rhodes, Yaddo Creative Writing Fellowship, the National Endowment of the Arts Fellowship in Fiction ödüllerini kazanmış ve Modern Language Association tarafından onur ödülüne layık görülmüştür.

Voodoo Rüyaları –Marie Laveau’nun hayatı: 19. yüzyılın başlarında ticaretin hayat verdiği bir şehir olan New Orleans beyaz aristokratlar, köleler, özgür siyahlar ve melezlerle doluydu; Voodoo şehrin dokusunun kimsenin tartışamayacağı kadar önemli bir parçası haline gelmişti ve tek bir kişi, hem beyazları hem siyahları peşinden sürükleyen Voodoo kraliçesi Marie Laveau özellikle dikkat çekiyordu. Peki’ o pek çoklarının inandığı gibi ölümsüz bir canavar mıydı yoksa kim olduğunubulmaya çalışan bir kadın mı? Voodoo’nun ve bir başkaldırının hikayesi…

ELVEDA SEVGİLİM Derek Humphry: Marin Luther King Ödüllü İngiliz gazeteci Derek Humphry uzun yıllar Sunday Times için siyaset haberlerini takip eder. Jean’in Yolu’nun best-seller olmasının ardından kendini yazarlığa veren Humphry’nin Final Exit isimli kitabı yayınlandığı yıldan beri dünya çapında en çok satan 50 kitap listesinde yer almaktadır.

Elveda Sevgilim: Bir kült klasiği sayılan Elveda Sevgilim, Jean Humphry’nin biyografisidir. İlk yayınlandığı yılında Observer’ın “bireyin hakları ve aşk üzerine büyüleyici bir hikaye” diye nitelediği roman aşkın nelere kadir olduğu sorusunu sormak zorunda kalan Jean ve Derek Humphry’nin seçimlerini ele alır. Yanıtı merak ediyorsanız…

Charles Bukowski “Güneşin Yüzü”

Bayan Arıza tarafından Mart - 10 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Güneşin yüzü denli muhteşemdir boğalar ve bayat kalabalıklar için öldürseler de onları, boğadır ateşi yakan, her ne kadar korkak boğalar da varsa da korkak matadorlar ve korkak erkekler gibi, genel olarak boğa saftır ve saf ölür sembollerden, hiziplerden ya da sahte aşklardan uzak, ve onu sürükleyip götürdüklerinde ölen bir şey olmaz, bir şey geçmistir ve neticede kokuşmus olan, dünyanın kendisidir.