Parantez Yayınları, çev: Avi Pardo Birinci baskı: Ocak 2001

Damardan şiirler (okurken altını çizdiklerim)

Geçmişte birlikte olduğum kadınları düşünüyorum sanki yoktular. (matkap)

sıcak bu gece ve mahallenin yarısı sarhoş, öbür yarısı ise ölü. Şiir yazma üstüne verilecek Bir öğütüm varsa, o da şu; Yazma. (söyleşiler)

ilginç olan her şey yasak … sahici bir kadın. Sırf cesaret ve kıç. … "elbette, bazen kendime rağmen bir kral gibi hissediyorum kendimi." (itfaiye)

hiç yazamayan biri olarak diğerleri gibiydi: yazmaktan söz etmekte üstüne yoktu. (hiçbir şey yenilgi kadar etkili değildir)

boks arenaları ile hipodromlar bağırsakların çıkartılıp asfalta, varoluşun özüne ve kokuşmuşluğuna sürtüldükleri yerlerdir. (at ve yumruk)

Hitler'in dirilmiş hayaletiyle Bir set ping pong Oynamayı yeğlerim. (24-12-78)

iyi bi kadın olmayı öğrenmeye yetecek kadar uzun yaşadım ben, neden kötü bir kadın istiyorsun? … haksızdım, acınasıydım, hastaydım. Öğrendiğim herşey heba olmuştu. Şu dünyada Benden daha hatalı bir canlı yoktu Ve bütün şiirlerim sahteydi. (aşığım) annem ve babam nefret ederlerdi ondan ben annemden ve babamdan nefret ediyordum iyi bir dörtlü oluşturuyorduk (bir piknik ki) şair olmak öyle kolay adam olmaksa öyle zor ki. (40.000 sinek)

işe gidemeyecek kadar hastayım bugün telefon edip karnımın ağrıdığını söyledim. ya kıçımın ve ruhumun ağrısı? … varoluşumuza dair bu mavimor kasvetli sanıdan kim çıkaracak şimdi sizi? (40 sigara)

teslim oluyorum, dedim, dayanılır gibi değil: dünyayı değiştiremem. (Marshal Foch üstüne bir tartışma)

bazen bir adam veya bir kadına ihtiyaç yoktur, canlı bir şey yeterlidir. (iki sinek)

kendimi iyi hissettiğimde kendimi iyi hissetmeyi öğrendim.

Kırmızı bir Porche ile gezdirilmek kırmızı Porche sahibi olmaktan daha iyi. Budalanın talihi ters dönmez. (kırmızı porche)

Bazı adamların sohbetleri yaratıcılıklarından güçlüdür, bazı adamlar için de bir kadın herhangi bir kadındır (hiçbir yerin sokaklarından)

Herkese aşık olabilirler yaz hatunları; size bile yaz sürdüğü sürece (yaz hatunları)

Genç bir kadından kurtulmak daha kolaydır: gidecek yerleri daha çoktur (Afrika, Paris, Yunanistan)

İyi birşeydir yürümeyen ilişkileri bitirmek başarısız olduğun insandan nefret etmemek hatta unutmamak da iyidir. … beni atlattıktan sonra bütün mutlulukları hak ediyorlar. hayat çok daha güzel görünüyor onlara benden sonra. Onlara kıyaslama imkanı yeni ufuklar yeni kamışlar huzur ve bensiz bir gelecek verdim. (katil gülümser)

Aşk eksikliği hissettiğimde aşk aşk diye haykıran o sarhoş mektubunu yazmakta ya da sarhoş telefonu etmekte pek ustayım; Anlıyor musunuz? … ve De Sade'nin bütün kitaplarını satın alacağım. (sıcak ay)

oysa bilmeliydik belki de pamuk helvası bir talihti istediğimiz. İnandık belki de. ne saçmalık. Köpekler nasıl inanırsa öyle inandık. (borsada düşüş)

sürekli huzurlu olmak sürekli yaşamaktır ölümü.

acı öldürebilir ya da hayata tahammül gücü verir ama huzur hep korkunçtur en kötü şeydir huzur yürümek konuşmak gülümsemek, varmış gibi yapmak. (karanlığı kucakla)

karmaşanın ortasında daha iyi hissediyordum kendimi. birkaç ayımı alacak normale dönmem: muhabbet edecek bir hamam böceği bile bulamıyorum. (başkalaşım)

çorap, havuç, ciklet dergi doğum kontrol şekerleme saç spreyi ve tuvalet kağıdı satın alırken ki ciddiyetimizden ve sıkıcılığımızdan daha gülünesi bir şey yoktur. (59 sent kilosu)

kafatasımın kubbesinde bir buçuk santimlik bir çatlak var. dişlerimin çoğu önde. Süpermarketlerde birden başım döner, viski içtiğimde kan kusarım ve hiç uğruna hayatımdan çıkan, kaybolan iyi kadınları düşününce elem hissedecek denli hüzünlenirim (cennetin pençeleri)

Kitaba başlanan ve bitirilen tarih: 17 Nisan 2001 Kitabı okurken dinlenen şarkılardan bazıları: Portishead "Roads" Suede "Lazy" Alice in Chains "Would?" PJ Harvey "Down by the water" Radiohead "Faithless, the wonder boy" Coldplay "Careful where you stand"  

Charles Bukowski “Bütün Bildiğim”

Bayan Arıza tarafından Mart - 7 - 2011 zamanında yazılmıştır.

bütün bildiğim şu: kuzgunlar ağzımı öpüyorlar, damarlar arapsaçına dönmüş burada, denizse kan denizi.

bütün bildiğim şu: eller uzanıyor, gözlerim kapalı, kulaklarım kapalı, çığlığımı geri çeviriyor gökyüzü.

bütün bildiğim şu: burun deliklerimden hayaller damlıyor bize tur bindiriyor tazılar, deliler gülmekten katılıyor, tıkırdayarak ayırıyor saat ölenleri.

bütün bildiğim şu: ayaklarım kederdir burada, zambaklar kadar etmiyor sözcüklerim, pıhtılaşıyor şimdi: kuzgunlar ağzımı öpüyorlar.

Charles Bukowski’nin beyanatları…

Bayan Arıza tarafından Mart - 5 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Charles Bukowski'ye selam olsun!

BARLAR ÜZERİNE: Barlara pek gitmiyorum artık. Sistemimden çıkardım onları. Şimdi bir bara girdiğimde öğürüyorum, O kadar çok bar gördüm ki, yetti bana -gençken yapılacak iştir bara gitmek, biliyor musun, bir hatun kaldırmaya çalışmak, birileriyle dövüşmek filan, bütün o maço saçmalık – benim yaşımda yapılacak iş değil. Barlara işemek için giriyorum artık. Yıllarımı geçirdim barlarda. Bara girip kusmak için doğru helaya giderdim, oraya varmıştı iş.

ALKOL ÜZERİNE: Alkol bu dünyaya gelmiş en muhteşem şeylerden biri muhtemelen -beni saymazsak tabii ki. Evet. bu dünyaya gelmiş en muhteşem iki şeyi saptadık. İşte. iyi anlaşırız ben ve alkol. Çoğu insan için yıkıcıdır. Ben onlardan biri değilim. En yaratıcı yazılarımı sarhoşken yazmışımdır. Kadınlarla bile, ben biraz çekingenimdir sevişme konusunda, bu yüzden alkol bana cinsel olarak daha özgür olma olanağı tanımıştır. Alkol özgürlüktür benim için, çünkü ben esas olarak içine kapanık, mahcup biriyim, oysa alkol bana bir kahraman olma, pervasızca işler yapıp uzay ve mekanda uzun adımlarla yürüme fırsatı tanır. bu yüzden seviyorum. evet.

SİGARA İÇMEK ÜZERİNE: Seviyorum sigara içmeyi. Duman ve alkol birbirlerini dengeliyor. Eskiden deli gibi içtikten sonra uyanırdım ve ellerim nikotinden sapsarı olurdu, eldiven gibi. kahverengi nerdeyse. içimden, "Hasiktir. ciğerlerim ne haldedir kim bilir? Aman Allahım!" diye geçirirdim.

DÖVÜŞMEK ÜZERİNE: En iyisi kimsenin döveceğini tahmin etmediği birini dövmektir. Öyle biriyle kapıştım bir keresinde, bana kafa tutup duruyordu. "Tamam lan, gel bakalım," dedim. Fos çıktı herif -hiç zorlanmadan marizledim. Yerde öylece yatıyordu. Burnu kan içinde filan. Şöyle dedi bana: "Hay Allah, o kadar ağır hareket eden birisin ki seni kolaylıkla pataklarım sanmıştım. Ama dövüş başlayınca ellerini göremedim, o ne hızdı öyle. Ne oldu?" Ben de, "Bilmiyorum, moruk, bu iş böyledir," dedim. Saklarsın. O an için saklarsın.

KEDİLER ÜZERİNE: Kedilerin arasında olmak çok iyidir. Kendini kötü hissediyorsan kedilere bakar ve kendini çok daha iyi hissedersin, çünkü onlar her şeyin olması gerektiği gibi olduğunu bilirler; öyle fazla heyecanlanmak ya da üzülmek için bir neden yok. Onlar bunu bilirler. Kurtarıcıdır kediler. Ne kadar çok kedin varsa o kadar uzun yaşarsın. Yüz kedin varsa on kedin olduğunda yaşayacağının on katı daha uzun yaşarsın. Bu gerçek bir gün keşfedilecek ve herkesin binlerce kedisi olacak ve kimse ölmeyecek. Gerçekten çok saçma.

KADINLAR VE CİNSELLİK ÜZERİNE: Şikayet etme makineleri diyorum ben onlara. Erkek ağzıyla kuş tutsa yaranamaz kadına. Bir de isteri krizlerini hesaba katarsan. unut gitsin. Dışarı çıkıp arabaya atlar ve gazlarım, nereye olursa. Yoktur başka yolu. Yapıları farklı galiba, değil mi? İsteri krizine girerler. konuşamazsın. Sen gitmeye kalkarsın, anlamazlar. (Bir kadının tiz sesiyle:) NEREYE GİDİYORSUN? "Kaçıyorum burdan, bebeğim!" Benim kadın düşmanı olduğumu düşünüyorlar, ama değilim. Kitaplarımı okumayıp duyduklarıyla karar veren insanlar bunlar. "Bukowski kadın düşmanı bir domuzdur!" Bunu duyuyorlar ama işin aslı nedir diye merak etmiyorlar. Evet, zaman zaman kadınları aşağıladığım doğru, ama erkekleri de aşağılıyorum. Hatta herkesten çok kendimi aşağılarım. Birinin aşağılanmayı hak ettiğini düşünüyorsam aşağılarım -erkek, kadın, çocuk, köpek, fark etmez. Kadınlar fazla hassas, ayrımcılığa maruz kaldıklarını sanıyorlar. Onların sorunu da bu.

İLKİ: İlkini düzmek gerçekten tuhaftı -bilmiyordum- bana yalamayı filan öğretti. Hiçbir şey bilmiyordum. "Hank," dedi, "büyük bir yazarsın, ama kadınlar hakkında bir bok bilmiyorsun!" Ben de, "Ne demek istiyorsun, bir sürü kadınla düzüştüm ben," dedim. "Hayır, bilmiyorsun, izin ver de sana öğreteyim," dedi. "Pekala," dedim. Sonra, "Sen çok iyi bir öğrencisin, hemen kapıyorsun," dedi. Bu kadar -(Biraz utanıyor. Ayrıntılardan değil, hatırlamanın duygusallığından daha çok.) Ama yarık yalamak filan bir süre sonra insana kendini uşak gibi hissettiriyor. Kadınları memnun etmek hoşuma gidiyor, ama. Cinsellik çok abartılıyor, moruk. Seks sadece abazansan harika.

YAZMAK ÜZERİNE: Küçük bir kıza tecavüz eden bir adamın bakış açısından bir öykü yazdım. İnsanlar beni suçladılar. Biri söyleşiye geldi. "Küçük kızlara tecavüz etmekten mi hoşlanırsınız?" diye sordu. "Tabii ki, hayır," dedim, "ben hayatı fotoğraflarım." Yazdığım bir sürü şey yüzünden başım belaya girdi. Öte yandan, bela kitap sattırır. Ama, işin esasına inersek, ben kendim için yazarım. (Sigarasından derin bir nefes çekiyor.) Böyle. "Duman" benim, kül küllüğün. budur yayınlanmak. Asla gündüz yazmam. Çıplakken alış veriş merkezinde koşmak gibi bir şey gündüz yazmak. Herkes seni görür. Gece. işte o zaman numara çekebilirsin. sihir.

ŞİİR ÜZERİNE: İlkokulun bahçesindeyken "şair" ya da "şiir" sözcüğü telaffuz edildiğinde bütün çocuklar gülüp alay ederlerdi. Şimdi anlıyorum nedenini, çünkü sahte bir üründür şiir. Yüzyıllardır sahte, züppe ve kökleşmiş. Aşırı-hassas. Aşırı-değerli. Çöp yığını bana sorarsan. Yüzyıllardır şiir niyetine çöp üretiliyor. Sahtekarlık, kalpazanlık. Birkaç iyi şair var tabii ki, beni yanlış anlama. Li Po adında Çinli bir şair var örneğin. Çoğu şairin kendi bokuyla on iki-on dört sayfada katamayacağı kadar duygu, gerçeklik ve tutkuyu dört-beş yalın dizeye sığdırabilen bir şair. Şarapçıydı da üstelik. Şiirlerini tutuşturup nehirde yüzdürür, şarap içermiş. İmparatorlar onu çok severmiş, çünkü ne dediğini anlarlarmış. Ama, tabii ki, sadece kötü şiirlerini tutuştururmuş. (gülüyor) Benim yapmaya çalıştığım, affına sığınarak, hayatın fabrika işçisi boyutunu edebiyata katmaktır. işten eve döndüğünde dırdır eden karısı. Sıradan insanın gündelik gerçekliği. yüzyılların şiirinde pek söz edilmeyen bir şey. Yüzyılların şiirinin bok olduğunu söylediğim kayıtlara geçsin. Utanç verici.

CELİNE ÜZERİNE: Celine'i ilk okuduğumda yatağa bir kutu Ritz krakerle girmiştim. Onu okurken bir yandan da kraker yiyordum. Sonra gülmeye başladım, krakerleri çatır çatır yerken bir yandan da kahkaha atıyordum. Bir solukta okudum romanı. Bir kutu krakeri bitirdim, moruk. Kalkıp su içtim. Görmeliydin beni. Kımıldayamıyordum. İyi bir yazar işte böyle yapar adamı. Öldürür nerdeyse. kötü bir yazar da.

SHAKESPEARE ÜZERİNE: Okunurluğu zayıf ve fazlasıyla abartılmış bir yazar bence. Ama kimse bunu duymak istemiyor. Görüyor musun, tapınaklara saldıramıyorsun. Yüzyıllarla yerleşmiş bir yazar Shakespeare. "Kanımca bilmem kim kötü bir aktör!" diyebiliyorsun. Ama Shakespeare boktan bir yazardır diyemiyorsun. Bir şey ne kadar eskiyse züppeler ona o kadar yapışır, vantuz gibi. Züppeler bir şeyin emniyetli olduğunu hissetmesinler. yapışırlar. Onlara gerçeği söylediğin zaman da delirirler. Kaldıramazlar. Bütün düşünce sistemlerine saldırmış olursun. Tiksindiriyorlar beni.

OKUMAKTAN EN ÇOK HAZ DUYDUĞU ŞEY ÜZERİNE: The National Enquirer'da şöyle bir şey okudum: "Kocanız eşcinsel mi?" Linda bir keresinde bana, "İbne gibi sesin var!" dedi.

Ben de, "Öyle mi, hep merak ederdim," dedim. (Gülüyor) Bu makale şöyle devam ediyor. "Kaşlarını yoluyor mu?" İçimden, hasiktir, ben bunu hep yapıyorum, diye geçirdim. Artık ne olduğumu biliyorum. İbneyim! Tamam. The National Enquirer'a bana ne olduğumu söylediği için müteşekkirim.

MİZAH VE ÖLÜM ÜZERİNE: Çok az mizah var. Sıkı mizahçı diyebileceğim son adam James Thurber'dı. Ama mizahı o kadar muhteşemdi ki gözardı edildi. Bu adam çağın psikolog/psikiyatr'ı diyebileceğimiz biriydi. Kadın erkek ilişkisini çözmüştü. Her derde deva. Mizahı o denli gerçekçidir ki çılgınca rahatlama çığlıkları olarak çıkar kahkahalar içinden. Thurber'dan başka kimse gelmiyor aklıma. Bende de bir parça var. Onunki gibi değil ama. Benimkine mizah denmez aslında. Ben ona. "komik bir uç," diyorum. Tutkunum o komik uca. Ne olursa olsun. mutlaka saçma ve gülünç bir tarafı vardır. Nerdeyse her şey gülünçtür. Biliyorsun, her gün sıçarız. Bu da saçma sapandır. Öyle değil mi sence? İşemek zorundayız, yemek yemek zorundayız, kulaklarımızdan bal mumu çıkıyor, kaşınıyoruz. Gerçekten çirkin ve aptalca, biliyor musun?

Ucubeyiz. Bunu idrak edebilsek kendimizi sevmeyi becerebileceğiz belki. içimizde dolanan bağırsaklarımızla, birbirimizin gözlerine bakıp, "seni seviyorum," derken içimizde yavaşça karbona dönüşen bokumuzla. ve birbirimizin yanında osurmayız. Her şeyin komik bir yanı var.

Sonra da ölürüz. Ama, ölüm bizi hak etmiyor. Biz ölüme bütün delilleri gösterdik, ama o bize tek bir delil bile göstermedi. Doğarak hayatı hak mı ettik? Hayır, ama o orospu çocuğu ensemize yapışıyor. Kızıyorum ölüme. Hayata da kızıyorum. İkisinin arasında sıkışıp kalmış olmaya kızıyorum. Kaç kez intihara kalkıştığımı biliyor musun? Zaman tanı bana. 66 yaşındayım henüz.

Hâlâ çalışıyorum.

İntihar kompleksin varsa hiçbir şey seni rahatsız etmez. Hipodromda kaybetmek dışında. O insanın canını sıkıyor. Neden acaba?… Çünkü hipodromda yüreğini değil de beynini kullanıyorsun.

Hayatımda hiç ata binmedim. Beni asıl ilgilendiren doğru veya yanlış karar vermek, atlar umurumda değil.

HİPODROM ÜZERİNE: Bir ara hayatımı hipodromda kazanmayı denedim. Acı verici. Heyecan verici. Her şey sınırdadır -kira- her şey. Ama, fazla ihtiyatlı olmaya başlıyorsun. aynı şey değil.

Bir keresinde tam dönemecin önünde oturuyordum. On iki at vardı o koşuda ve dönemece geldiklerinde kopma yoktu, sıkı bir grup halinde koşuyorlardı. Çılgın bir görüntüydü. Atların kıçlarına baktım ve içimden, "Delilik bu, tam bir delilik!" diye geçirdim. Ama dört yüz-beş yüz dolar kazandığın günler de vardır, arka arkaya sekiz koşuyu bilirsin ve kendini Tanrı gibi hissedersin, her şeyi biliyormuş gibi. Her şey bu işin bir parçasıdır. (Bana dönüyor:)

CB: Bütün günlerin iyi geçmez, değil mi? SP: Hayır. CB: Bazı günler iyi mi? SP: Evet. CB: Çoğu mu? SP: Evet. (Kısa bir sessizlikten sonra şaşırmış bir biçimde gülüyor) CB: Sadece birkaçı demeni bekliyordum. Hayal kırıklığına uğrattın beni!

İNSANLAR ÜZERİNE: İnsanlara fazla bakmam. Rahatsız edicidir. Birine çok fazla bakarsan onun gibi olmaya başlarsın derler. Zavallı Linda.

Fazla gereksinim duymam insanlara. Beni doldurmazlar, boşaltırlar. Kimseye saygı duymuyorum. Böyle bir sorunum var. Yalan söylüyorum, ama inan, doğru.

Hipodromdaki parkçı çocuk iyidir. Bazen, hipodrom çıkışında şöyle bir konuşma geçer aramızda:

"Hey, n'aber, moruk?" diye sorar. "Bıçağı gırtlağıma dayamak üzereyim. Beyaz bayrağı sallamaya hazırım. Benden bu kadar." "Adam sen de! Bir gece birlikte çıkıp içelim. Bu geceye ne dersin? Birkaç kişiyi marizleyip birkaç hatun düzeriz." "Şu işi bir düşüneyim, Frank." "Biliyor musun, işler ne kadar sarpa sararsa, ben o kadar akıllanırım." "Sen hayli akıllı bir adam olmalısın, Frank." "İyi ki seninle gençliğinde tanışmamışız." "Evet, biliyorum ne diyeceğini. İkimiz de şimdi San Quentin Hapishanesi'ndeolurduk." "Doğru!"

HİPODROMDA TANINMAK ÜZERİNE: Geçen gün tribünde oturuyordum, birinin bana baktığını hissettim. Başıma gelecekleri bildiğimden yer değiştirmek için ayağa kalktım.

"Affedersiniz?" dedi. "Evet, ne istiyorsun?" diye sordum. "Siz Bukowski misiniz?" dedi. "Hayır!" dedim. "İnsanlar bunu size sürekli soruyorlardır herhalde?" dedi. "Evet!" dedim ve uzaklaştım. Biliyorsun, daha önce de tartıştık bunu. Mahremiyet gibisi yoktur. Ben insanları severim, biliyorsun. Kitaplarımı sevmeleri filan güzel. Ama ben kitap değilim, anlıyor musun? Ben o kitapları yazan kişiyim, ama yanıma gelip başımdan aşağı gül yaprakları filan dökmelerini istemiyorum. Soluk almak istiyorum. Benimle takılmak istiyorlar. Beraberimde birkaç çılgın fahişe getireceğimi, birilerini yumruklayacağımı filan düşünüyorlar herhalde. Öyküleri okuyorlar! Lanet olsun, o anlattıklarım yirmi yıl önce, otuz yıl önce olmuş şeyler, birader!

ŞÖHRET ÜZERİNE: Öğütür insanı. Fahişedir, kancıktır, tüm zamanların en büyük öğütücüsüdür. Ben şanslıyım, çünkü Avrupa'da büyük bir şöhretim var, burdaysa fazla tanınmıyorum. Dünyanın en talihli adamlarından biriyim. Şanslı bir köpek. Şöhret korkunç bir şey gerçekten. Sıradanlık cetvelinde bir ölçüdür, birinci viteste çalışan beyinler. Değersizdir. Seçkin bir seyirci çok daha iyidir.

YALNIZLIK ÜZERİNE: Hiç yalnız hissetmedim kendimi. Bir odada tek başıma kaldım, intiharın eşiğinde. Kendimi çok kötü hissettiğim oldu, ama hiçbir zaman birinin odaya girip kendimi daha iyi hissetmemi sağlayacağını düşünmedim. ya da birkaç kişinin. Başka bir deyişle, yalnızlık beni hiçbir zaman rahatsız etmemiştir, çünkü yalnız kalmaya doyamam. Ben kendimi insan dolu bir odada ya da tezahürat yapan seyircilerle dolu bir tribünde en yalnız hissederim. Ibsen'den bir alıntı yapacağım: "En güçlü insanlar genellikle yalnızdır." Hiçbir zaman içimden, "şuh bir sarışın içeri girip beni düzecek, taşaklarımı ovacak ve kendimi daha iyi hissedeceğim," diye geçirmedim. Hayır, onun hiçbir yararı olmaz. İnsanları bilirsin,

"Hey, Cuma akşamı ne yapacağız?

Burda kös kös oturacak mıyız?" Evet, kesinlikle. Çünkü yok dışarıda bir şey. Aptallık sadece. Aptal insanlarla fingirdeyen aptal insanlar. Geceye koşa koşa çıkmak gibi bir ihtiyaç içinde olmadım hiçbir zaman. Barlarda gizlendim, çünkü fabrikalarda gizlenmek istemiyordum. Hepsi bu. Milyonlarca insan adına özür dilerim, ama ben kendimi hiçbir zaman yalnız hissetmedim. Kendimden hoşnutum. Bildiğim en iyi eğlence kendimim. Biraz daha şarap içelim!

TEMBELLİK ÜZERİNE: Önemlidir -tembellik etmeyi bilmek lazım. İşin özü tempodur. Yaptığından tamamen uzaklaşıp doğru zamanda mola almazsan her şeyi kaybedersin. İster aktör ol, ister ev kadını, fark etmez. Doruk noktalarının arasında hiçbir şey yapmadığın boşluklar olmalı. Yatağa uzanıp tavanı seyret. Bu çok, çok önemlidir. Hiçbir şey yapmamak, çok çok önemli. Ve bu çağdaş toplumda kaç kişi yapıyor bunu? Çok az. Bu yüzden herkes kaçık, saldırgan, öfke ve nefret dolu. Eskiden, evlenmeden önce, bütün perdeleri çekip yatağa girer, üç-dört gün yataktan çıkmazdım. Sıçmak için kalkar, konserve fasulye yiyip tekrar yatağa girerdim.

Üç-dört gün yatakta kalırdım. Sonra kalkar, giyinir ve dışarı çıkardım. Pırıl pırıl bir güneş olurdu dışarda, harikulade sesler. Güçlü hissederdim kendimi, şarj edilmiş bir akü gibi. Ama canımı sıkan ilk şey ne olurdu, biliyor musun? Kaldırımda gördüğüm ilk insan yüzü. Şarjımın yarısını kaybederdim o anda. Kapitalizmle yüklü devasa, boş, aptal ve duygusuz bir yüz

-"öğütülmüş " Ve içimden, "Ahhhh, yarısını yokürdü!" derdim. Yine de değerdi ama, öteki yarısı benimdi. Evet, tembellik. Öyle derin düşüncelere dalmaktan filan da söz etmiyorum. Serbest düşünce, bir yere varmaya çalışmadan. salyangoz gibi. Harikuladedir.

GÜZELLİK ÜZERİNE: Güzellik diye bir şey yok, özellikle insan yüzünde. fizyonomi dediğimiz şey. Hatlar arası uyum söz konusudur, matematikseldir. Burun fazla göze batmasın, yanlar modaya uygun olsun, kulak memeleri fazla iri olmasın, saçlar uzun.

Genellemelerden oluşmuş bir serap. Kimileri bazı yüzleri harikulade bulur, ama gerçekte, son kertede, değillerdir. Sıfıra eşitlenmiş cebirsel bir denklem. "Gerçek güzellik", tabii ki, kişilikte yatar. Kaşların biçiminde değil. Pek çok kadın bana beni harikulade bulduklarını söylemiştir. oysa benim yüzüme bakmak bir kase çorbaya bakmaktan farksızdır.

ÇİRKİNLİK ÜZERİNE: Yoktur çirkinlik diye bir şey. Biçimsizlik vardır, ama dışa dönük bir çirkinlik yoktur. Ben konuştum.

BİR ZAMANLAR: Kışın ortasıydı, New York'taydım. Yazar olmaya çalışıyor, açlıktan ölüyordum. Üç-dört gündür ağzıma lokma girmemişti.

Sonunda, "kocaman bir torba patlamış mısır yiyeceğim," dedim. Tanrım, uzun zaman olmuştu bir şey tatmayalı, lezizdi. O patlamış mısır tanelerinin her biri biftekti sanki! Çiğniyordum ve zavallı mideme iniyorlardı. "TEŞEKKÜR EDERİM TEŞEKKÜR EDERİM TEŞEKKÜR EDERİM!" diyordu midem. Cennetteydim. Yürürken iki kişi geçti yanımdan ve biri diğerine "Tanrım!" dedi.

Diğeri, "Ne oldu?" diye sordu. O da "Patlamış mısır yiyen adamı görmedin mi? Tanrım, korkunçtu!" Patlamış mısırın tadı biraz kaçtı bunu duyduğumda. Ne demek, korkunç, diye geçirdim. Korkunç mu? Cennetteyim lan ben. Biraz pejmürde bir halim vardı gerçi. Hapı yutmuş birini hissederler onlar.

BASIN ÜZERİNE: Saldırıya uğramaktan hoşlanırım aslında. "İğrenç Bukowski!" Gülümserim bunu görünce, biliyor musun, hoşuma gider. "Ah, berbat bir yazar!" Bu beni daha da sevindirir. Beslenirim bununla. Ama biri bana, "Hey, seni bilmem hangi üniversitede ders olarak okutuyorlar," dediğinde ağzım açık bakakalırım. Bilmiyorum. fazla kabul görmek ürkütücü. Bir yerlerde yanlış bir şey yaptın demektir.

Hakkımda söylenen kötü şeyler eğlendirir beni. Kitap satışlarını artırır ve beni kötü kılar. Kendimi iyi hissetmeye ihtiyacım yok, çünkü iyi biriyim zaten. Ama kötü? Bu yeni bir boyut katıyor bana. (Sol elinin serçe parmağını kaldırarak) Bu parmağı fark ettin mi daha önce? (Parmak felce uğramış gibi aşağı doğru kıvrık) Bir gece sarhoşken kırdım. Nasıl kırdım bilmiyorum, ama doğru kaynamadı gördüğün gibi. Gel gör ki klavyenin "a" tuşu için mükemmel. ve neden gizleyeyim. kişiliğime katkıda bulunuyor. Gördün mu, şimdi hem kişiliğim hem de farklı bir boyutum var. (Gülüyor.)

CESARET ÜZERİNE: Cesur insanların çoğunun hayal gücü zayıftır. İşler yolunda gitmezse başlarına gelecekleri kestiremezler sanki. Gerçekten cesur olanlar hayal güçlerini yenip yapmaları gerekeni yapanlardır.

KORKU ÜZERİNE: Hakkında hiçbir şey bilmiyorum.

ŞİDDET ÜZERİNE: Şiddetin çoklukla yanlış yorumlandığını düşünüyorum. Belli bir şiddet gereklidir. Hepimizin içinde çıkmayı talep eden bir enerji var. O enerji bastırılırsa deliririz. Hepimizin arzuladığı o mutlak huzur hali arzulanacak bir bölge değildir. Bir şekilde yapımıza uygun değil. Boks maçlarını seyretmeyi bu yüzden seviyorum, gençliğimde de bu yüzden severdim arka sokaklarda dövüşmeyi. "Enerjinin şerefli bir biçimde dışa vurulması," bazen şiddet olarak yorumlanır. "İlginç delilik" ve "iğrenç delilik" vardır. Şiddetin de iyi ve kötü biçimleri var. Yani belirsiz bir sözcük şiddet. Başkalarına fazla zarar vermedikçe yerine göre iyi olabilir.

FİZİKSEL ACI ÜZERİNE: Çocukluğumda matkapla deldiler beni. İri çıbanlarım vardı. Fiziksel acıya karşı dayanıklılık kazanabiliyorsun. Hastaneye gidiyordum ve beni deliyorlardı, bir gün içeri biri girdi ve "ömrümde matkaba bu kadar dayanıklı birini görmedim," dedi.

Cesaret değil bu -çok fazla fiziksel acıya maruz kalırsan, teslim olursun- bir süreçtir, uyum sağlarsın. Zihinsel acıya uyum sağlanmaz ama. Benden uzak olsun.

PSİKİYATRİ ÜZERİNE: Psikiyatri hastalarını ne bekler? Fatura. Psikiyatr ile hastası arasındaki temel sorun psikiyatrın kitabı harfiyen uygulamasıdır, oysa hasta hayatın ona yaptıkları için oradadır. Kitapta bazı doğrular olmakla birlikte, sayfalar hep aynıdır, oysa her hasta biraz farklıdır. Kişisel sorunların çeşitliliği sayfa sayısından çok daha fazladır. Anlıyor musun? "saati şu kadar dolar, zil çaldığında seans bitmiştir," diyemeyeceğin kadar çok deli var ortalıkta. Bunu duymak insanı yarı yarıya delirtir zaten. Tam kendilerini daha iyi hissedip açılmaya başladıklarında psikiyatr, "Hemşire, bir sonraki randevuyu ayarlayın," der ve hasta buz gibi kalır.

İğrenç bir dünya. Tek düşündükleri paranı almak. Seni tedavi etmek değil. Para, para. Zil çalınca bir sonraki deliyi getirin. Hassas deli zil çaldığında bir güzel düzeleceğini bilir. Deliliği tedavi etmenin sınırı yoktur, faturası da olmamalı. Benim gördüğüm psikiyatrların çoğunun birkaç tahtası eksik zaten. Ama fazla rahatlar. hepsi fazla rahat. Bence hasta biraz delilik görmek ister, çok değil ama. Offf! (Sıkılıyor) PSİKİYATRLAR TAMAMEN YARARSIZDIRLAR! Sıradaki soru lütfen?

İNANÇ ÜZERİNE: İnanan insanlar için iyidir inanç. Benim sırtıma yüklemeyin ama. Bir tesisatçıya kutsal ruhtan daha fazla inancım var benim.

Tesisatçılar son derece yararlı bir iş yaparlar. Bokun akmasını sağlarlar.

OLUMSUZLUK ÜZERİNE: Her zaman olumsuz olmakla suçlandım. Çamur atma sanatından başka bir şey değildir olumsuzluk. Zayıflıktır bence. " Her şey yanlış! HER ŞEY YANLIŞ!" demekten başka bir şey değildir. "Bu doğru değil!" "O doğru değil!" İnsanın o anda olup bitene uyum sağlamasına engel olan bir zayıflıktır olumsuzluk. Evet, kesinlikle zayıflıktır, aynı iyimserlik gibi. "Güneş parlıyor, kuşlar ötüyor, gülümse." O da palavra. Gerçek ikisinin arasında bir yerde yatıyor. Her şey olması gerektiği gibi. Baş etmeye hazır değilsen. geçmiş olsun.

GELENEKSEL AHLAK ANLAYIŞI ÜZERİNE: Cehennem olmayabilir, ama yargılayanlar bir tane yaratabilir. İnsanlara çok fazla şey öğretildiğini düşünüyorum. Her şey fazla öğretiliyor. Başına gelenlerden öğrenebilmelisin, tepkinden. Tuhaf bir sözcük kullanmak zorundayım burda. "İyi". Nerden geldiğini bilmiyorum, ama hepimizin içinde doğuştan bir iyilik damarı olduğunu düşünüyorum. Tanrı'ya inanmıyorum, ama içimizdeki o iyilik damarına inanıyorum. O damarı beslemek mümkün. Tampon tampona trafikte biri sana yol verdiğinde sihirdir her seferinde. Umut verir insana.

SÖYLEŞİLER ÜZERİNE: Köşeye sıkışmak gibi. Mahcubiyet verici. Bu yüzden her zaman bütün doğruyu söylemem. Doğrunun etrafında dolanıp kafa bulmayı severim, bu yüzden de eğlendirmek ve palavra adına bazen yanlış bilgi de veririm. Beni tanımak istiyorsan asla söyleşilerimi okuma. Bunu da yok say.

Charles Bukowski “Bir Sigara Tüttürürsün”

Bayan Arıza tarafından Mart - 5 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Hışımla bir sigara tüttürür ve tarafsız bir uykuya dalarsın, uyandığında pencereler ve kederin şafağı karşılar seni, borazanlar yoktur; bir yerlerde, sözgelimi, bir balık- heryeri göz ve kıpırtı- suda oynaşır durur; o balık olabilirdin, orada olabilirdin, suya mahkum, göz olabilirdin, serin ve asılı, gayrı-insan; giy ayakkabılarını, geçir pantalonunu, hiç yolu yok evlat, hiç- olmayan havanın hiddeti, ölü menekşeler misali benzeşmişlerin küçümseyişi; haykır, haykır, bir borazan misali haykır, gömleğini geçir sırtına, kravatını tak, evlat: mandolin gibi hoş bir kelimedir keder, ve enginar gibi tuhaf; keder bir kelimedir ve bir yaş yok tarzı; kapıyı aç, evlat; uzaklaş oradan.

Charles Bukowski “Bir Dahiye Rastladım”

Bayan Arıza tarafından Mart - 4 - 2011 zamanında yazılmıştır.

 

bugün trende bir dahiye rastladım 5-6 yaşlarında, yanıma oturdu ve tren kıyı boyunca ilerlerken okyanusa geldik sonra bana bakıp hiç de güzel değilmiş, dedi.

bunu ilk defa o gün farkettim.

Charles Bukowski “Bir Mizaç Problemi”

Bayan Arıza tarafından Mart - 4 - 2011 zamanında yazılmıştır.

 

ayın 17'sinin gecesi bütün gece boyunca radyo çaldım komşular alkış tuttu ev sahibem ise kapıyı çalıp şöyle dedi LÜTFEN LÜTFEN LÜTFEN ARTIK BURADAN TAŞIN, çarşafları kirletiyorsun sonra o kan nereden geliyor? asla çalışmıyorsun uzanıp radyo ile konuşuyorsun ve içiyorsun bir de sakalın var bir de her zaman budalaca sırıtıyorsun ve şu kadınları odana getiriyorsun saçını da asla taramıyorsun ayakkabılarını da cilalamıyorsun gömleklerin de hep buruşuk niye buradan ayrılmıyorsun? komşuları mutsuz kılıyorsun lütfen hepimizi mutlu et bize bir iyilik yap ve buradan çek git!

canın cehenneme bebeğim, diye anahtar deliğinden tısladım; kiram Çarşamba'ya kadar ödenmiş vaziyette. tanınmayan bir Alman sanatçı tarafından yapılmış suluboya nü bir resmi sana gösterebilir miyim? Onu $ 1000'e sigortaladım.

katı yürekli bir şekilde holün sonuna doğru yürüdü gitti. sanattan pek anlamıyor. Onu çıplak görmek isterdim belki de özgürlüğe kavuşmak için resim yapabilirdim. Olmaz mı? 

Charles Bukowski “Postane”

Bayan Arıza tarafından Mart - 3 - 2011 zamanında yazılmıştır.

– Kitaptan Altını Çizdiklerim –  

* Bana vız gelir. Kıçını öpecek değilim. Ya işi bırakırım ya da açlıktan ölürüm; başka yolu yok.

* Bütün bu postacıların yaptığı, mektuplarını kutulara atmak ve düzmekti. Bu tam bana göre bir işti, ah evet evet evet.

* Gözlerinde hiç parıltı yoktu.

* Her gece içmeye devam ediyorduk.

***

– “Ya köpek?” – “Köpek de senin olsun” dedim, – “Seni özleyecek.” – “Ne güzel, birisi beni özleyecek.”

* Ya bütün dünyayı istiyordum ya da hiçbirşeyi.

* Yemek sinirlere ve ruha iyi gelir. Cesaret mideden gelir, gerisi boştur.

* İş, bir hava saldırısı anında düzüşmeye çalışmaya benziyordu.

* Hapiste güvence altındaydı insan. 3 metrekare. Ne ödenecek kira, ne kamu hizmetlerinden yararlanma, ne gelir vergisi, ne çocuk yardımı. Ne taşıt plaka ücreti. Ne trafik cezaları. Ne içkili araba kullanma suçu. Ne at yarışlarında kaybetme. Ücretsiz sağlık hizmetleri. Kafanın uyuştuklarıyla yaptığın yoldaşlık. Kilise. Tokmakçılık. Bedava gömülme.

* Herkesin sürdürdüğü türden bir yaşam: bizi öldürüyor.

* Hiçbiri bana göre değil.

* Eee, bütün dahiler ayyaştır.

* Cenaze törenlerinde bir iş vardı. Olaylara daha iyi bakmanı sağlıyorlardı. Hergün bir cenaze töreni olsaydı, köşeyi çoktan dönmüştüm.

* Saçımı taradım. Keşke şu suratımı da tarayabilsem, diye düşündüm.

* Sabahleyin, sabahtı ve ben hala yaşıyorum.

Charles Bukowski “Pis Moruğun Notları”

Bayan Arıza tarafından Mart - 1 - 2011 zamanında yazılmıştır.

"Pis Moruğun Notları" ndan çıkardığım notlar: * Kâğıttan kocaman kanatları vardı. Tam bir kaçık. Ceketine delikler açıp kanatları sırtına yapıştırmış ya da bağlamıştı.

* Hayatta tahammül edemediğim bir şey varsa o da yapış yapış duygusallıktır!

* İntiharların havada asılı kaldığı ve sineklerin çamurla beslendikleri yerlerde daha uzun sürer yazlar.

* – “tuhaf görünüyor kanal, çok tuhaf.”    – "İntihar edilemeyecek kadar sığ.”

* Her ağızlarını açtıklarında mutlaka elmaslar saçan değerli entellektüellerden çok sıkıldım. Beynime bir soluk hava çekebilmek için savaşmaktan bıktım. Yıllarca insanlardan kaçmamın nedeni bu.

* İnsan her zaman ihanet eder sonunda.

* Benim onda dokuzum ölü, ama yaşayan onda birimi silah gibi kullanırım.

* Son derece sıkıcı bir yazar Burroughs, kitaplarında ısrarla kullandığı pop kültürünü çıkarırsak geriye bir şey kalmaz.

* Kentler insanları öldürmek için inşa edilirler.

* İnsanlıkla ilgilenip faal olmak gerektiğini söyleyerek kutsallaşmak istemiyorum Camus’un yaptığı gibi (denemeleri okuyun) çünkü insanlığın büyük bir bölümü midemi bulandırır.

* Hukuki ya da ruhani özgürlüklerin kısıtlanması için hiçbir neden göremiyorum ben.

* Ben apolitik biriyim, ama bu gericilerin fırlattığı falsolu toplar karşısında kafam bozulup oyuna girersem şaşmayın.

* “Aşk”, penisilin almayı gerektiren bir hastalık.

* Bazı erkekler kadınlarla ilişki yürütmekte başarılıdırlar. Ben hiç beceremedim. Çok sıkıcı bir şey ilişki, bittiğinde gerçekten düzülmüş hissedersin kendini.

*   – “Kodese düşmüş biri ile sokakta yanından geçen sıradan adam arasındaki fark nedir?”      – ”kodesteki adam denemiş bir KAYBEDEN’dir.”

*    Ama en güzel kadınlar hep en iğrenç boklara tutulurlar zaten, en sahtelerine.

 *   – “Araba kullanmıyorum artık. dün gece arabamı iskeleden aşağı ittim. Tek bir şeye pişmanım.”       – ”neye?”       – ”lanet şey aşağı yuvarlanırken içinde olmadığıma.”

* “tanrım tanrım, çok tuhaf bir dünyada yaşıyoruz,” dedi. “her şeyimiz var ama hiçbir şeyimiz yok.”

* Ama can sıkıntısıydı aslında ölüm, can sıkıntısıydı aslında.

* Devrim isteyenler var, biliyorum, ama isyan sonrasında yeni hükümetinizi kurduğunuzda bir bakarsınız ki yeni hükümetiniz eski Baba’nızdır yine, yüzüne yeni bir maske geçirmiştir sadece.

* İSİM sahibi olduktan sonra sokağa çıkmak işin kolay yoludur.

* DAKTİLOYU TERKETMEK SİLAHINI TERKETMEKTİR.

* Para babalarının şişko oğulları Beverly Hills’te on dört yaşında kızların ırzlarına geçerken ben bir yerlerde asgari ücretle belimi kırıyordum. Helada beş dakikadan fazla kaldığı için işten kovulan adamlar biliyorum.

* İnsan ırkından utanç duyuyorum.

* İçki yasağı yüzünden alkolik olanların sayısı anneannemin siğillerinden fazladır. Sadece yasak şeyleri yapmak ister insan.

* İnsan bıkar acı çekmekten. Ağzındaki dişler bile insanı öldürmeye yeter.

* Celine okuyun. 2.000 yılda yetişmiş en büyük yazar. Camus’un Yabancı’sı, mutlaka. SUÇ VE CEZA, KARAMAZOV KARDEŞLER, tüm Kafka, keşfedilmemiş yazar John Fante’nin bütün kitapları, Turgenyev’in öyküleri.

* Her yerde dünyanın duvarlarına tırmanmaya çalışırız ve akşamdan kalmalığımın en kötü saatlerinde bana değişik intihar yöntemleri öneren iki dostum geliyor aklıma. Sevgi dolu bir dostluğun bundan iyi kanıtı olur mu?

* Para bitmiş, kira gelip çatmıştı, bir yerde üçüncü sınıf bir iş bulabilirdim ama bu da ölmenin bir başka biçimiydi.

* Bir insanı neyin yiyip bitirdiğini asla bilemezsiniz. Belli bir ruh durumuna gelmişseniz en basit şeyler bile korkunç sorunlar haline gelebilir. Ve en kötü endişe/korku/acı yorgunluğu, açıklayamadığım, anlayamadığım, nedeni aklına bile gelmeyendir. Metal bir levha gibi yığılır üstünüze, ondan kurtuluş yoktur, saatine yirmi beş dolar vermeye razı olsanız bile. İntihar mı? İntihar etmeyi düşünen siz değilseniz anlaşılabilir bir şey değildir intihar. Kulübe katılmak için Şairler Derneği’nin bir üyesi olmanız da gerekmez.

* İş insanın değerli saatlerini yiyip bitiriyordu.

* İntihar etmekten söz etmek intihara kalkışmaktan çok daha iyidir.

* Bol bol düzüşen insanlar başkaları düzüşemediğinde bunu gülünç bulurlar.

* Bazen delilik o denli gerçekliktir ki delilik olmaktan çıkar.

* Düzüşmek bisiklete binmek gibidir: seleye oturduğun anda denge ve sihir oradadır yine.

* Kentin en sıkıcı içicilerinin katıldığı bir çok yarışma kazandığımı bilmiyorlar. Neden bu kadar zor devrildiğimi ben de bilmiyordum. İçimdeki hüzün ya da öfkeydi nedeni herhalde. Belki de ruhumda bir eksiklik vardı. İkisi de doğruydu muhtemelen.

* Her şeye sinmiş hüznün içinden uyudum. Uyandığımda şimdi sırada hangi kent var, diye geçirdim içimden. Hangi iş? Kalktım, çoraplarımı ve ayakkabılarımı giyip bir şişe şarap almaya çıktım. İyi görünmüyordu sokaklar, genellikle görünmezler. İnsanlar ve fareler tarafından planlanmışlardı sanki ve siz onlarla yaşamak ya da ölmek zorundaydınız. Ama bir dostumun bir keresinde bana dediği gibi, “sana hiçbir şey vadedilmedi, sözleşmen yok.” Şarabımı almak için dükkana girdim.

* Hayat ile sanat arasındaki fark sanatın daha katlanılır olmasıdır.

*   – “şiir delilik midir?      – ”şiir olmayan her şey deliliktir.”

* İnsanların nasıl bu kadar kolay öfkelendiklerini, sonra da öfkelerini aynı kolaylıkla unutup nasıl neşelenebildiklerini anlayamıyordum. Ve nasıl HER ŞEYE ilgi duyabildiklerini. Üstelik her şey bu kadar sıkıcıyken.

* Bence babam içimdeki Donuk Adam’ın farkındaydı ve bunu lehine kullanıyordu. “çocuklar görülmeli ama sesleri duyulmamalı” derdi. Bana göre hava hoştu çünkü söyleyecek tek sözüm yoktu. Donuk’tum. Çocuklukta, ergenlikte ve sonsuza dek.  

Cem Kurtuluş “Charles Bukowski – Kaybedenin Önde Gideni”

Bayan Arıza tarafından Şubat - 26 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Neyin arayışı içinde

Yıllar boyunca hipodrama giderseniz

Her Allahın günü orada olan

Bazı tipleri fark edersiniz,

Tuhaf görünümlü ve gözleri benimkiler kadar

Umutsuz insanlar

Çok kötü kokan biri vardı,bir tür deri hastalığından  mustaripti

 **

Otostop yaparken alırdım onu arada sırada, karayolundaki çalıların arasında uyurdu sanıyorum.

**

Onun teorisi bütün jokeylerin yarıştan önce bir araya gelip o gün hangi numaranın kazanacağında anlaştıkları yönündeydi-bir numara seçiyorlardı ve o numara bütün gün kazanıyordu ve o orospu çocuklarının bu kadar zengin olmalarının nedeni buydu;hepsi o numaraya oynuyordu.

**

Yıllardır bütün hipodromlarda gördüğüm bir başka tip var, acelem vardı ve bana dirsek geçirdi,’’hey,Mac, dirseğini kolla!’’dedim ona ve bana’’yüzünü betona sürtmek geliyor içimden!’’dedi,ben de ,’’dur bir dakika,’’dedim ve ceketimi çıkarıp banklardan birinin üzerine koydum,döndüğümde gitmişti.

**

Hala görüyorum onu ve tuhaf olan şu ki o giderek daha zayıf ve güçsüz görünürken ben ona kıyasla gençleşip güçleniyorum,bana öyle geldiğinide sanmıyorum,uzun süredir sürekli kaybediyor galiba. Sonra sarışın hatun var, şişman ve yavaş ama önemi yok,kazanmayı biliyor ve bazen sürpriz atları da bulur,gün be gün,sakin ve umursamaz bir tavırla oynar atlara,şimdi onu kulüp binasında görüyorum,şık giyimli,hala şişman yanında genç bir erkek ,bildiğimi ama bir şey söylemeyeceğimi biliyor. Ben de kulüp binasında olduğuma göre kendi tarzımda fahişelik yapmış olmalıyım.

**

Bir başka tip,iki dirhem bir çekirdek giyinir,pahalı puro içer ama asla oynamaz,çöp kutularını karıştırır,peçeteler ,yırtık biletler, eski gazeteler, bayat sosisli sandiçler,bira kusmuğu parmaklarını daldırıp karıştırır purosunu tüttürerek ,neyin arayışı içinde?

**

Tabelada son anda bir değişiklik gördüğünde koşmaya başlayan tip var sonra,atları kulübelere sokarlarken cenetten bir tüyo almışcasına koşmaya başlar,ve haklıdır, tabeladaki son değişiklikler fevkalade önemlidir, ama öyle de kazanamazsın, üstü başı döküktür, umutsuzdur, sözünü etmişken, birkaç haftadır yok ortalıkta. Diğer bahisçilerin hepsinden daha kıdemli olduğumu düşünüyorum hipodromda, seyislerden, eğitmenlerden ve jokeylerden değil,onlar benden daha kıdemli,ama bahisçiler değil.

**

Bütün kadınların (ki sayı hayli kabarık)bana aynı ses tonuyla şöyle demişlerdir:’’Tanrım,seni ne zaman görsem ATLARDAN söz ediyorsun!

**

Saatlerde konuşabiliyorsun onlara dair! Tanrım, ne kadar  can sıkıcı adamsın sen!bir de şiir yazıyorsun atlara dair. AT şiirlerinin ne kadar sıkıcı olduğunun farkında değil misin kimse anlamıyor onları!

**

 İşte bir tane daha

Bilgelerim

Büyük beyinlerin,

Beni en çok rahatsız eden yanları

Söylediklerinden bu kadar emin olmaları.

Yine de onları bağışlamak zorundayım.

Enerjilerine hayranım

(Benim de enerjim var ama yanıt bulmak için değil)

 

Giderek daha çok bileceğime

Daha az biliyorum

 **

Kendimi daha rahat hissedeceğime daha gergin hissediyorum.

 **

Tanrım,kütüphanelerdeki kuyruğunun peşinde dönüp duran köpekleri çağrıştıran felsefe kitapları gibi konuşmaya başlıyorum.

 **

Genç bir adamken

Kütüphanelerin beni cezbeden yanı

Yaşı berduşlardı galiba,

Helaya gidip sıçar,ellerini yüzlerini yıkar,

Sonra bir kitabın üzerinde uyuya kalırlardı

Ve sinekler dönerdi etraflarında

100.000 sıkıcı kitap cildi bana bakarken

 **

Bütün o bilgeler,

 bütün o yıllar

harcanmış

Kaybedenin Önde gideni

Charles Bukowski “Pansiyon Manzumeleri”

Bayan Arıza tarafından Şubat - 25 - 2011 zamanında yazılmıştır.

İşte altını çizdiğim satırlardan bazıları: Bitkin bir halde fabrikadan veya depodan eve dönüşte, yemek, uyumak ve tekrar sefil işe dönmek dışında pek bir işe yaramazdı sanki gece. Fakat o yırtık perdeli aşınmış kilimli, tuvaleti ve küveti koridorun sonunda bulunan, havasında benden önce gelmiş bütün kaybetmişlerin hissedildiği bir eski odada beni bekliyor olurdu daktilo. (Önsöz’den)

****

Bir kadını elinde tutmak istiyorsan ne zaman gitmesine izin vereceğini bilmen gerekiyor

****

Palm Springs’te oturan yaşlı halam var paradan başka birşeyi yok benimse paradan başka herşeyim var…

****

Çünkü anlıyorum ki şiirleri basan insanlar biraz kaçıklar, ama zararı yok, ben de kaçığım. Herneyse-

****

Daha çok şiir, daima daha çok Ş İ İ R .

****

Hepimizin yürekleri boğuluyor kusmuk içinde.

****

Evine kızılderilileri sokmaz pek öyle sikici olduklarından değil de pis ve cahil oldukları için. Pis mi? önünde bira lekesi olan gömleğime bakıyorum. Cahil mi? 6 sentlik bir puro yakıp siktirediyorum.

****

Salak gibi fabrikanın birinde diğer “ruhu çekilmiş” salaklarla çalışıp mesaiye kalıyor

****

Ünlü olmanın en iyi yolu kaçmaktır.

****

Şiiriniz çok iyi değil ama en azından kuşunuzu kaldırabilmişim

****

Ve ben duvarlara tutunup berbat şiirleri ve kendi ölümümü düşledim

****

Ama tek istediği birazcık düzüşmek, kirayı istemek bahanesi oluyor yine de hiçbirini alamayacak

****

Yapamıyorum, buraya ait değilim, radyo programlarını ve insanların seslerini dinliyorum da, hiçbir şey yokken heyecanlanıp hiçlikle ilgilenebilmelerine şaşıp kalıyorum

****

Gülüyorum, hala gülebiliyorum, kim gülmez ki bütün herşey böylesine komikken; sadece deliler, palyaçolar, yarım akıllılar, üçkağıtçılar, orospular, altılı ganyancılar, banka soyguncuları ve şairlere kaldıysa ilginçlik?

****

Allahtan arka sokaklar var.

****

Bir Paris fotoğrafının altında sevişmek ve açılmış bir Chesterfield paketinin yanında.

****

İnsan olmak rezil birşeydi; öyle çok şey vardı ki olup biten.

****

Sanırım eylemsizlik korkusu acının dağlayışından üstün; ölüm ise havlayan köpek.

****

İç gerektiğince ki kalabilesin yarına, çünkü içki içenin yeni bir yaşam şansına ulaştığı bir yaşam tarzıdır; dahası, derim ki, mümkün olduğunca yalnız yaşa.

****

Keyifli yalnızlığımın içine eden birileri her zaman çıkmıştır.

****

Niye çıldırmayız hamam böcekleri gibi, niye daha çok intihar olmaz hiç anlayamayacağım…

****

Ya da belki de bir kravat takıp beynini sıkıp boğar ve sürüye katılır böylece…

****

Para getirmese de şiirler, ölümü ve petrolü beklemekten iyidir yine de, vahşi hindi vurmaktan, ve dünyanın başlamasını beklemekten de.

****

9 şişe bira içmişim, ve yarım şişe votka, 18 sigara tüttürmüşüm hala tepemde oturmuş ölüleri yürütüyorsun balkonunda beynimin.

****

Kendini kandırma; hepsini birşey öldürüyor- sonuçta şundan veya bundan ölmeye varıyor mesele- kanserden, yeni bir arabadan, seksten, sıcaktan, sanattan, şiirden, baleden, bir hırdavat dükkanından, ot tüttürmekten, perdenin arkasından etrafı dikizlemekten ya da kıçını ucuz tuvalet kağıdıyla silmekten

****

Bütün mekan müzik ve özgürlükle sallandı

****

Castro ne o kadar iyi ne de o kadar kötü- büyük yarışta küçük bir at işte.

****

Ölümü konuşmak paradan konuşmak gibi- ne fiyatını biliriz ne de değerini, yine de ellerime bakıyorum da biraz tahmin edebiliyorum.

****

Erkek tahmin etmek ve başarısız olmak için yaratılmış kadın geri kalanlar için.

****

Ve her yer hiçbir yerdedir-

****

Siz söyleyin niye böyle eski kuru çöpler misali alevler içinde olduğumu?

****

Gerçekte şimdiye kadar doğmuş en büyük salak olsan da, çağdaş görünmek oldukça kolay; biliyorum; berbat şeyler yazıp ucuz kurtulduğum olmuştur ama dergilerde okuduklarımın eline pek su dökemezler; orospulardan ve hastanelerden gelme kendiliğinden bir dürüstlüktür benimki olmadığım biri gibi davranmama izin vermez- ki çifte çuvallamaktır bu: şiirde çuvallamak ve hayatta. şiirde çuvallarsan hayatta çuvallarsın, hayatta çuvallamışsan da hiç doğmamışsındır istatistikler ya da annen ne koymuş olursa olsun adını.

****

Bir şiir dergisinde gerçekten şiir bulmayı umuyor musun?

****

Oysa ben roman yazmaz bir sarhoşum şu an ayığım ama şurada duruyor bira şişesi

****

Muhtemelen ağır ağır birşeylerden ölüyordur aynen benim gibi

****

İnsanlar yağmurlardan kaçar ama su dolu küvetlerde otururlar.

****

Milyonlarca insanın hidrojen bombasından korkması Epey kasvetli ancak zaten yaşamıyorlar ki.

****

Ateştir şarkı söylemek.

****

Öyle berbat hissediyordum ki kendimi eskiden hüzün denirdi adına ama her ne dersen de o kadar da kötü değil çünkü ışığın bu saatinde diyelim ki sabahın 5 buçuğu hala bir parça viskim dolayısıyla da bir şansım var.

****

Hoş bir kelimedir keder, ve enginar gibi tuhaf; keder bir kelimedir ve bir yaşam tarzı;

****

Ve tek hissetmeye başladığım zaman ise sarı birayı öyle hızlı ve uzun diktiğim zaman ki elektrik ampulu güneş gibi parıldamaya başlıyor

****

Ben kendi bitinin derdine düşmüş bir maymun misali şerefsizce kendi ölümünün derdindeyken dünyanın üçte biri açlıktan ölüyor,

****

Kederliyim çünkü içkim azalıyor ya içenleri ziyaret edeceğim ya da asla basmayacakları bir şiirle içki satanları,

****

Ölüleri görmüşüm ben bir tahtadaki incirler misali ve kalbim çürümüş.

****

Gülünç gösterilerin ve müzikli komedilerin ön sırasında oturan ışığı, şarkıyı ve dansı kamışıyla gazoz içen bir çocuk misali yalayıp yutan delinin biriyim ben.

****

Tuhaf yerlerde adamlar gördüm kodeste ve barlarda başka birşey gibi davranmayan adamlardı. çünkü rol yapmanın sahteliğini biliyorlardı.

****

Hangimiz biliyor ki kim olduğunu ?

****

Usturadır nefes almak-

****

Genç güzel kadınların başka birine neler yapabildiğini görmek vazgeçtirir seni özgürlükten.

****

Ben kafiye ve hayat ve dize satıyorum

****

Kaybedenleriz bizler; öğle vakti ya da akşam saati bile bu muhitte hiçbirimiz doğru dürüst giyinmiyoruz hiçbirimiz yüksek finansın zerafetini çirkin şeyleri (kira ihtiyacı ya da 59 sentlik şarap içmek gibi) silkeleyip atacak kadar kovalamıyoruz.

****

Pazar günleri bombalardan daha fazla can alır.

****

Ve ben bir ruh yapabilmek için kibrit çöpleri arıyorum

****

Ben ölümsüz kadar imkansız ve lavanta kokulu kadınları düşlüyorum

****

Dişlerim ağrıyor ruhumun dişleri

****

İntiharla ihtiyarlık arasında iki arada bir derede yakalanmışım.

****

Şiirlerim bir kafesin döşemesindeki çiziktirmeler yalnızca.