Konser İzlenimleri’ kategorisi için Arşiv

Kultur Shock Kritiği (5 Kasım 2015, Nublu İstanbul)

Bayan Arıza tarafından Mart - 6 - 2015 zamanında yazılmıştır.

Evet efenim yine bir Kultur Shock kritiği ile karşınızdayım. 15 aydır konsere gitmemiştim. Ama Kultur Shock söz konusu olduğunda akan sular duruyor. Evdeki şartları zorladım ve kendimi yine sahne önünde buluverdim. Çünkü Gino ve tayfasını çok seviyorum ve artık aileden biri oldular benim için. 

Konser mekânı ilk kez Kultur Shock sayesinde gittiğim Nublu idi. Daha çok caz gruplarının sahne aldığı bir yer olduğundan, benim de cazla çok haşır neşirliğim olmadığından henüz orayı tecrübe edememiştim. Doğrusu bu ya, Kultur Shock için doğru bir mekân seçimi değildi. Özellikle eski adıyla Balans'ta, Ghetto'da hatta Roxy'de izlemişliğim oldu onları, burası onlar için biraz küçüktü. Sahne, kalabalık ve çok enerjik bir grup için ufaktı. Merdivenli oluşu da sıkıntılıydı. Ancak yine de her şey çok çok güzeldi. O daracık yerde pogo yapıp, göbek atmayı yine başardık 🙂

Yeni albümleri IX'den de çaldılar. Eski albümlerden de çalarak bizi mest ettiler. İlk aklıma gelenleri sıralayayım hemen: İstanbul, Nadija, Country Muhammed, Hashishi, Sarajevo, God Is Busy, May I Help You, Duna ve olmazsa olmaz Zumbul, Mastika, King for today, Home, Unamerikan, Rage Aginst Old Age, Tamni Vijalet, Tutti Frutti:) 

Yaş ortalaması orta şekerdi. Gençler çoğunluktaydı ama bizim gibi orta yaşın başındakiler hatta bizden daha da büyük izleyiciler de vardı. Hepimiz şarkılara eşlik ettik. Boşnakçam her gün daha da ilerliyor :=) "vratiti se" demek istiyorum kendilerine 🙂

Amy ve Paris yine harikaydı. Her konserde olduğu gibi bu konserde de mütevazilikleri ve samimiyetleri göz kamaştırıyordu. Resmen kulaklarımızın pasını sildiler. Biliyorum defalarca söyledim ama iyi ki varlar iyi ki!

Malt Konser Kritiği (10 Ocak 2014: Kadıköy Sahne)

Bayan Arıza tarafından Ocak - 12 - 2014 zamanında yazılmıştır.

Kadıköy Sahne’deki ilk konser deneyimimizi Malt ile yaşamış olduk, pek leziz oldu nitekim. Efenim, Kadıköy’de canlı müzik yapılan mekân sayısı az olduğundan ve sevdiğimiz gruplar genellikle Taksim’de sahne aldıklarından açıkçası bizim için son zamanlarda konserler hayâl olmuştu. Evimizin Anadolu yakasında olmasından dolayı ve Taksim’in gitgide kaosa dönen hali sebebiyle hiç yolumuz oraya düşemiyordu. Özellikle o betonlaştırılmış iğrenç halinden sonra görmek bile istemiyorduk.

Web siteme etkinlik eklemek için Biletix’teki konserlere göz atarken Malt’ın Kadıköy konseri haberini gördüm. Görünce de hemen atladım tabii. Hem de Kadıköy Sahne’yi bir tecrübe edelim diyorduk.

Konser mekânı tam Shaft’ın karşısında kalıyor sayılır. Üstteki gişeden de etkinliklere bilet alabilirsiniz. Biz şahsen konser günü biletimizi aldık. Biletix hizmet bedeli alıyor, gişeden aldığınızda hizmet bedeli de ödemiyorsunuz. Aklınızda olsun.

Bir merdivenle aşağı hemen iniyorsunuz. Giriş, çıkışlar kolay. Vestiyeri var. Vestiyere kışlık ne varsa bıraktıktan sonra içeri geçtik. 22.30’da başlaması gereken konser 23.00’te başladı. Cuma olduğundan ve geç başlayacağını bildiğimizden 22.40 gibi mekâna geçerek sahne önü sayılabilecek bir noktada yerimizi aldık. İçerisi geniş sayılır. Tek dezavantaj içeride kolon olması. O kolonlar da olmasa mekân daha da geniş olurmuş. Taksim’deki mekânlara göre -hele ki en son Anathema konserinde yaşadığımız rezalet Garajİstanbul tecrübesinden sonra- burası cennet gibi geldi. İçerisi havadar sayılır, çok basık değil, ışıklar güzel, en azından Garajİstanbul’daki gibi ısıtmıyor, sadece ışık veriyor:) Ulaşımı kolay, müzik sistemi güzel. Garsonlar sürekli olarak “bir şey içer misiniz?” diye tepenize binmiyor. Tipik Kadıköy kibarlığı mevcut yani. Canınız ne zaman isterse o zaman içiyorsunuz. Şişe bira 15TL. Bu da uygun sayılır. Kaldı ki biz sürekli Kadıköy’de Zincir’e gidiyoruz. Orada canlı müzik olmadığı halde 9-10TL bira. Burada canlı müzik olduğundan ve alkole yapılan zamlardan sonra bira fiyatı çok gelmedi açıkçası.

Malt çıkana kadar Türkçe rock gruplarının şarkılarını dinledik, Şebnem Ferah, Vega, Kurban, Radical Noise, Dejavu, Feridun Düzağaç, Hayko Cepkin, Manga vb.

Nihayetinde 90’lı yıllarda “Badluck” grubunun solistliğini yapan, radyo ve televizyonların tanınan simalardan Cenk Durmazel, Barış Ertunç ve Cenk Turanlı’dan oluşan pek sevdiğimiz Malt sahne aldı. Davulda soyadını hatırlayamadım ama adı Gerçek olan sıkı bir davulcu vardı. Hemen alışmıştı Malt şarkılarına.

Malt 2005’te kuruldu. 2007’de “Kendi Adını Taşıyan İlk Albüm” ve 2010’da “Arıza” adlı iki albüm çıkarttılar. Yine bu leziz iki albümden şarkılar ve Nilüfer ile ortak söyledikleri “Ara Sıra Bazı Bazı”yı da dinlemiş olduk.

Hangi şarkıları çaldılar? Eh iki albümden de dolu dolu bi’sürü şarkı dinledik zevkle. Aklıma gelenleri hemen sıralayanzi:  ilk albümden katır, portakal, dolmuş, deprem, gezegen, motor, aşkın gözü, gol; ikinci albümden en sevdiğim Malt şarkısı olan neanderthal, olmaz, yangın, yeniden, arıza, doldur, evdeymiş ve vefat eden arkadaşları için yazdıkları kapıya yazdır. Yine “Mutlu” da sahneye bi sürü kişi çağırdılar ve halay çekilerek “ben mutluyum ulan” diye bağırıldı:)

Çok kalabalık değildi içerisi –böyle olmaması da iyiydi-. Sıkış tepiş bir durum olmadığından konser de keyifli, mutlu ve eğlenceliydi.

Yaş ortalamasını çok kestiremedim. Çünkü, yeni jenerasyon da vardı. 22-23 yaş diyelim. 90’lı yıllar tayfasından yaşı kemale ermiş bizim gibi tipler de vardı. Ama kaliteli bir seyirci grubuydu. Taksim’dekilerle kıyaslayınca gayet düzgündü insanlar. Yani düşünsenize eviniz Anadolu yakasında, sevdiğiniz grup neredeyse ayağınıza kadar gelmiş, eh gitmemek olmaz:)

Şahsen biz bundan sonra Kadıköy’de izlicez gruplarımızı. Redd umarım yakında bir konser verir de onları da orada izleriz. Mekânı bir gün siz de tecrübe edin efenim. Sevgiler…

Anathema Konser Kritiği (2 Kasım 2013, Garajİstanbul)

Bayan Arıza tarafından Kasım - 6 - 2013 zamanında yazılmıştır.

Ülkemizde büyük bir hayran kitlesine sahip olan ve yakında Türk vatandaşlığı vereceğimiz İngiliz grup Anathema, Gold’N Strings etkinlik sersinin ilk konuğu olarak akustik bir konserle 2 Kasım 2013 Cumartesi günü Garajİstanbul’daydı.

Kurulmasının üzerinden geçen 20 yılı aşkın bir süre içerisinde metal müzik dinleyicileri ile bu tarzın uzağındaki kesimi birleştiren tınıları, müziklerindeki duygusal atmosferi ve etkileyici canlı performanslarıyla tanınan Anathema son olarak “Weather Systems” albümüyle bir kez daha karşımıza çıktı. Kariyerinin en başarılı albümü olan 2012 tarihli “Weather Systems” birçok ödüle layık görülürken, grup son yıl içerisinde dünya çapında verdiği konserler sayesinde hayranlarıyla buluşma imkânı yakalarken, yeni kitlelere ulaşarak dinleyici sayısını artırmayı başardı.

Gold’N Strings serisinin ilk konserinde bu kez Liverpoollu dostlarımız Vincent, Danny ve Lee’nin sesinden Fragile Dreams, Flying, Closer, A Natural Disaster, Deep, Lost Control, Forgotten Hopes, Far Away gibi parçaları akustik olarak dinleyebildik. Hatta bir de U2 cover’ı çaldılar.

Yıllar yılı 350-400 konser izlediysem hiçbirinin zamanında başladığını görmemiştim. Bu anlamda bir ilk yaşandı ve konser söylenen saatte yani 22.30’da başladı. Her şey iyi güzeldi de, mekân seçimi berbattı. Garajİstanbul’da izlediğim ilk  ve son konser oldu bu. Bir daha orada konser İçerisi çok kalabalık ve sıcaktı. Havalandırma sistemi berbattı, klimalar çalışmıyordu. Zaten Vincent ta sahneden mekân sahiplerine seslenerek havalandırmayı açmaları gerektiğini söyledi. Ayrıca spot ışıkları da ısı yayıyordu ve göz alacak derecede parlaktı. Bu anlamda konser mekânı olarak bugüne dek gördüğüm en berbat yerdi. Buna rağmen dayanabildiğimiz noktaya kadar dayandık. “Lost Control” dan sonra nefes alamayacak hale geldik ve hava almak için dışarı çıktık. Çıkış o çıkış! 🙂

Konseri yukarıda saydığım etkenlerden dolayı sonuna kadar izleyemedik maalesef. İzlediğimiz bölümü keyifliydi. Umarım bir daha gelişlerinde daha iyi bir mekânda izleriz. Nasılsa sürekli geliyorlar, yaknda yine gelirler bence 🙂 Bundan önce Yeni Melek’te izlemiştim mesela ben ve harikaydı. Konser mekânı ferahtı ve ses düzeni de iyiydi.

Akustik konser de bir entreresan tabii. Tamam bunun akustik konser olduğunu biliyorduk, bunu bilerek gittik, ama yine de davul olmayınca bir garip geliyor. Bass benim için olmazsa olmazlardan değil ama her daim vurmalı çalgıları sevdiğimden davulsuz bir garip. Onlar açısından aynı parçaları gitarla bunu yakalamak da zor tabii.

Benim açımdan yarım bir konser oldu. Her şeye rağmen “nice konserlere” diyor ve kritiğimi bitiriyorum efenim. Müzikli günler!

Kultur Shock Kritiği (24 Mayıs 2013, Roxy İstanbul)

Bayan Arıza tarafından Mayıs - 27 - 2013 zamanında yazılmıştır.

Volim te Kultur Shock! Vrati se, molim te?

Bir Kultur Shock konseri kritiği ile daha karşınızdayım efenim:) Nasıl anlatsam inanın bilmiyorum. Hâlâ ayaklarım havada, yüzümde mutlu bir ifade ve içim içime sığmıyor. Yazıya başlamadan önce "daha önceki konser kritiklerinde ne yazmışım" diye bakayım dedim sonra vazgeçtim. Ama tahminim dördü de birbirine benzeyecektir. "Coşku" kelimesini daha sıkı bir şekilde ifade etmenin bir yolu olsa keşke!:)

Roxy'ye bu vesileyle ikinci gidişim oldu. İlkinde Japon ablalardan mütevvellit noise grubu Afrirampo'yu izlemek için gitmiştim, üzerinden seneler geçmiş. Roxy bambaşka bir yere dönüşmüş, ışıklı, atraksiyonlu bir mekân. Tuvaletin kapıları bile ışıklı yahu:) Konser olmadığı takdirde gideceğim bir yer değil, bundan eminim.

Konserin 21.00'de başlayacağı söyleniyordu tabii ki 1234474457 adet konsere gitmiş bir insan evladı olarak biliyordum ki 23.00'ten önce başlamayacaktı. Üstelik günlerden Cuma ise! Önce mekân dolacak, adamlar para kazanacak filan:)

Biz 21.30 gibi Roxy'nin sokağındaydık. Kapıdaki güvenliğe sorduk ve "22.30 gibi başlar" cevabını aldık. Hemen fırsatı değerlendirdik ve Efes'in yeni çıkardığı ve çok leziz olan Malt birasından götürdük. Zaten bir süre sonra sokak dolmaya başladı, insanlar birasını içiyor ve sohbet ediyorlardı. Çok kaliteli, düzgün ve keyifli bir insan topluluğu vardı. 22.30 gibi millet içeri girmeye başlayınca biz de girdik, sonra pişman olup çıktık:) Tekrar bira moduna girdik ve grup 24.00'e doğru sahne aldığında ön saflarda yerimizi aldık.

Konser, "Zumbul" ile Paris Hurley'nin kemanı ve Gino Yevdjevich'in vokaliyle başladı. Yine çok enerjik, çok içten, çok eğlenceli ve her zaman ki gibi çok mütevazilerdi. İçerde hatr-ı sayılır ölçüde Kultur Shock fan'ları vardı ki şarkıların hepsine eşlik ettik.

Gino, dedesi için bir şarkı yazdığını söyledi ve akabinde de şarkıyı dinledik, ilk kez orada duydum. Onun dışında konser sonunda setlisti kaptım; ama setlistin dışına çok çıktılar. 24-25 şarkı çalmışlardır sanırım. Avrupa turnesinin son konseri olması ve İstanbul'a olan sempatileri nedeniyle bizi şarkılara boğdular, çok şanslıydık! Her zamanki sempatik tavırlarıyla bizi mest ettiler. Konser sırasında etrafıma ne zaman baksam herkesin yüzü gülüyordu ve herkes halinden pek mutluydu. Kultur shock'un üyeleri de her şarkıdan sonra o güleç yüzleriyle bize bakıyorlardı. Harika bir iletişim ve hava vardı içeride.

Konser bitti, elbette bis için geldiler, sonra derken bir bis daha. Hiç gitmelerini istemedik. Bizlerle fotoğraf çektirdiler. Facebook sayfalarına koymuşlar birkaç saat sonra birlikte çektirdiğimiz fotoğrafı. Saksofoncu ve bilumum üflemeli çalgılar üstadı Amy Denio ile de Facebook üzerinden konuştuk İstanbul ve konser üzerine. Biliyorum, belki defalarca söyledim; ama doğru. Hayatımda bu kadar samimi grup görmedim!

Konser, 27 Nisan'da Selanik'te başlayan ve son EP'leri Tales of Grandpa Guru kapsamında gerçekleşen Kultur Shock'un Avrupa turnesinin son ayağıydı. İstanbul konseriyle Avrupa turnesini de bitirmiş oldular. Bize, onlara yıllardır verdiğimiz destek için teşekkür etti Gino Yevdjevich, İstanbul'a ve bize dair yine güzel cümleler sarfetti, sağolsun. Sene boyunca Facebook'taki resmî Kultur Shock sayfasına yazdığımız mesajlar etkili oldu mu bilemiyorum ama onlar Türkiye'yi çok seviyor ve turnelerinde mutlaka bizi ekliyorlar. üstelik bu kez 3 şehri kapsıyordu; Ankara, Eskişehir ve son durak İstanbul'du. İletişimi koparmayacağız kesin. Soruyorum size arkadaşlar, hangi müzik grubu üyesi Facebook arkadaş listemizin içinde yer alıyor ve dahası da sohbet ediyor ki biz dinleyicileriyle? Pek nadir!

Bu arada davulcu değişmiş, Chris Stromquist yoktu, ayrıldı mı bilemiyorum; Gino davulcunun bu turnede ilk kez kendilerine katıldığını söyledi. Böylece gruptaki Bulgar sayısı gitarist Val Kiossovski ile beraber ikiye çıkmış oldu.

Yine mükemmeldiler, harika çaldılar. Kalitelerini ve özgünlüklerini gösterdiler, müthiş eğlenceliler ve harika insanlar. Bu, onları dördüncü izleyişim oldu, 44 kere daha izlerim. Samimiyetle söylüyorum, her daim dedim, evimde ağırlamak istediğim ve gönülden sevdiğim harika insanlar topluluğu Kultur Shock.

Setlistteki şarkılara ilâve olarak aklıma gelenleri hemen sıralayayım; Country Mohammed, İstanbul, Hashishi, God is busy, may I help you?, Chororo, Mastika.

Yine gelirler umarım. Böylece 5. kez izleme şansım olursa, kendileri en fazla sayıda izlediğim yabancı grup olma rekorunu da kırmış olur:)

Nice konserlere, sevgiler… Bayan Arıza

 

“Headbanger’s Weekend” Kritiği (4-5 Mayıs 2013 / Refresh the Venue)

Bayan Arıza tarafından Mayıs - 6 - 2013 zamanında yazılmıştır.

4-5 Mayıs’ta Headbanger’s Weekend biletlerimizle Refresh the Venue’deydik. İki gün boyunca müziğe doyduk, thrash, death, grindcore, melodik death vb. bilumum türlerin yakın takipçisiydik. Overkill ve Dark Tranquillity için aldım bileti ama Türk gruplarımız da bizi ziyadesiyle memnun etti. Özellikle bizim dönemin grupları Metalium ve UÇK Grind festivalin şahsım adına artıları oldu.

4 Mayıs Cumartesi günü saat 16.00 gibi Refresh the Venue’nün önündeydik, kapıda biraz demlendikten sonra 17.00 gibi içeri girdik. Girişte bir sorun yaşamadık. Güvenlik elemanları da kapıdaki görevliler de düzgün tiplerdi. İçeri girdiğimizde Riseback sahneden henüz inmişti, anladık ki konser gecikmeyle başlamış. “Olsun” dedik ve sağlam bir vokaliste sahip olan Saints’n’Sinners’ı izledik. Bayaa bir hard rock ve heavy metal modundalardı. Iron Maiden’ı pek güzel cover’ladıkları kesin. Kadrosu ise şöyle; Mehmet Kaya: Vokal, Deniz Tuncer: Gitar, Egemen Doğruöz: Gitar, Erhan Sazlı: Bas, Doğan Rekkalı: Davul ve Melih Yüzer: Klavye. Sahneye hâkim ve iyiydiler. Konseri de kendileriyle aynı ismi taşıyan “Saints ‘N’ Sinners” ile bitirdiler.

Ardından İtalyan grup From the Depth sahne aldı. Kendilerini hiç duymamıştım ve onları dinlemeye gelen hatta t-shirtlerini giyen tipler bile vardı. Tür olarak beni pek açmadı; ama izledik sonuna dek.

Bu arada, ortamdan da bahsedeyim biraz. Bugüne dek 300-350 konsere gittiysem sanırım içlerinde en az seyirciye sahip olan festivaldi. Ortalık neredeyse boştu. Dark Tranquillity’de kişi sayısı biraz artmış olsa da seyirci sayısı yok denecek kadar azdı. Thrash ve death metal adına biraz üzülmüş olsam da kendi adıma sevindim. Böylece rahat bir şekilde hatta kimi zaman sahnenin sol tarafındaki piknik masalarına oturup dinlenerek rahatça festival izledik. Sahne de çok yakın olduğundan rahatlıkla sahneyi de görebildik. Ses düzeni süper olmasa da fena değildi. Kolonların hemen yanına çöreklenmemiz pek iyi olmadı; ama en rahat alan da orasıydı.

Festival sıralamasında Dark Tranquillity ile Metalium’un yerleri değişti. Metalium’u neredeyse mutluluktan ağlarcasına izledim. O kadar özlemiştim ki kendilerini. Bizim zamanımızın grubudur Metalium, gümbür gümbür thrash ve power çaldılar. Sahne performansları geçen yıllara rağmen müthişti. Metalium’un yeni basçısı ise Dorock’ta izlediğimiz ve Dorock’ta çalan gruplar içerisinde en çok sevdiğimiz Razor’un basçısı Yetkin’di, buna sevindik:)

Tuborg bira 8TL idi, tuvaletler temizdi, sürekli bira kutularını toplayan çalışkan bir temizlik ekibi vardı. Katılım içler acısıydı. Vera Müzik zarar etmiştir kesin; ama buna rağmen organizasyonu gayet başarılı bir şekilde tamamladılar, helal olsun!

Festivaldeki tipler gayet düzgündü. İnsanlar kaliteliydi. Birkaç tane yeni nesil teenager vardı, onlar da kendi halinde takılıyordu. Pogo ve eğlence modundalardı. Onları izlemek keyifliydi doğrusu. Çocuklarıyla gelen tipler de vardı. Festivalin katılımcı kitlesini beğendim. Aslında bu kadar uygun fiyatlı ve merkezî bir yerde gerçekleştirilen festivalin katılımcısı daha fazla olmalıydı. Artık thrash/death tayfası pek kalmadı sanırım. Ya da insanlar Vodafone Calling ve diğer festivaller için şimdiden para biriktirmeye başladı.

Metalium’dan sonra Dark Tranquillity için beklemeye başladık. Açık havada konser harika; ama güneş battıktan sonra buzdolabına girmişsiniz gibi oluyor. Çok fazla üşüdük. Kısa kollu t-shirtlerimizin üzerine sadece bir eşofman üstü almıştık, yeterli olur diye düşündük; ama yetmedi. Soğuğa rağmen Dark Tranquillity’yi inatla bekledik ve beklediğimize ne kadar değdiğini de görmüş olduk. Festivalin ilk gününün çoştuğu an o an oldu işte. Adamlar müthişti. Melodik death’in en sağlam temsilcilerinden olan ve burada da hatrı sayılır bir dinleyici kitlesine sahip grup, kulaklarımızın pasını sildi.

Lethe’yi de dünya gözüyle dinlemiş oldum, şahsen grubu izlemeyi çok istiyordum. Örneğin, In Flames’i izlemiştim; ama Dark Tranquillity’yi ıskalamıştım. Adamların müthiş sahne performansına da şahit olabildim bu vesileyle.

Birinci günün son grubu olan Sonata Arctica’yi soğuğa yenik düşerek izleyemedik. Sonradan öğrendiğim kadarıyla çok çok az kişi kalmış grubu izleyen.

5 Mayıs Pazar günü de evde sıkı bir öğle yemeği dopinginden sonra yola düştük. İçeri girmeden önce yine kapıda birer bira içtik ve 17.15 gibi içeri geçtik. Listana sahneden inmiş, Anoreksi sahnedeydi. Onları da ilk kez izlemiş oldum. Sağlam bir vokale sahip melodik death grubu olan Anoreksi seyirciyi çoşturdu. Hemen küçük bir info vereyim; Anoreksi 2007 yılında kurulmuş ve müzikal çalışmalarıyla da günümüzde aktif olan İstanbul’lu Melodic Death Metal grubu. 2010 Yılında yayınlanan üç demonun ardından 2011 yılında 15 Eylül’de dokuz parçadan oluşan “Rise of Infinity” adlı ilk albümleri dijital olarak yayınlandı.

Moribund Oblivion sahne alacak diye beklerken bir baktık sahnede UÇK Grind. Süper, süper ve çok süperlerdi! Resmen ağzım bir karış açık izledim. Vokalistin arada ettiği laflar da yerindeydi. Ayrıca şarkıların bir kısmının Türkçe sözlere sahip olmasını çok takdir-e şayan buldum. Grubun performansına bayıldım. Böylece Metalium ile beraber festival boyunca en sevdiğim iki yerli gruptan biri oldu. Konserin hiç bitmemesini diledik ama süreleri doldu ve sahneye Moribund Oblivion geçti. Black Metal yaptıklarını söyleyen grubun tarzını ben black metale pek benzetemedim. Güzel olan, şarkılarının arasında Türkçe sözlere sahip olanların da yer almasıydı. Beni çok açmadılar şahsen; ama onların da sağlam bir kitlesi vardı ve grup seyirciyi çoşturmasını bildi.

Grup sahneden indi ve beklemeye başladık yine. Hemen bir dipnot daha, gruplar sahneden inip diğer grup çıkmadan önceki o zaman diliminde paso Slayer dinledik. Sanırım DJ sağlam bir Slayer fan’ıydı:) Yine de çoşturucuydu. Derken efenim, yine benim dönemimin gruplarından, İTÜ Rock Festivalinde ve bilumum yerlerde izlediğimiz Özgür’ün grubu Ascraeus sahne aldı. 20 yıl boyunca güçlerinden hiçbir şey kaybetmemişler, gayet gümbür gümbürdüler. Leziz şarkıları da “Chaos in istanbul”u bir kez daha dinlemiş olduk. Ayrıca Slayer’ın karaciğer yetmezliği nedeniyle 49 yaşında hayatını kaybeden gitaristi Jeff Hanneman’ı ve Zihni abiyi de andık, onlar için koro halinde “Roots Bloody Roots”u söyledik.

Birinci gün çok üşüdüğümüzden ikinci gün biraz daha tedbirli gittik. Akşam, geceye dönerken çift çorap ve çift polar moduna girdim şahsen ki o bile kesmedi. Park Orman da geceleri çok soğuk oluyor mesela. Adı üzerinde “orman”. Refresh the Venue de pek soğuktu. Henüz açıkhava festivali modu yok bence. Haziran daha makûl olur bu tip organizasyonlar için. Neyse, Overkill’a döneyim.

Verdiğimiz 75TL’nin her kuruşuna değdi. Blitz, bizi 1980’lerden beri çoşturmaya devam ediyor. Adamın hiç mi enerjisi bitmez ya? Bu adamın 54 yaşında olduğuna kim inanabilir? Adam hâlâ aynı yahu:) Böylece, Overkill’ı 3. izleyişim oldu. Ayrıca Blitz’e marş halinde “happy birthday to you” seremonisi yaptık, kendisi de pek mutlu oldu, “vay be New Jersey’den İstanbul’a” dedi arkadan da kendisine “süper bir hediye” verdiğimizi de ekledi. Old School lezizdi ve neredeyse en sevdiğim parçalarının başında gelen “Who Tends the Fire”ı çalarak beni mest ettiler. “Elimination” da unutulmadı tabii. Bir kez bis yaptılar. 23.45’te “Fuck You” ile bitirdiler. Bizi de “bu saatte eve nasıl gideceğiz?” sorusuyla başbaşa bıraktılar:)

Özetle, festival güzeldi, katılım azdı, seyirciler düzgün tiplerdi. Şahsım adına Overkill ve Dark Tranquillity beni mesut&mutlu etti. Bonusu da Metalium ve UÇK Grind oldu. Ayrıca, birinci gün Soul Sacrifice, ikinci gün de Fin’li grup Ensiferum iptal oldu. Ancak Ensiferum iptal olunca UÇK Grind son anda dahil oldu, iyi ki de oldu:)

Nice festivallere…

Bayan Arıza (6 Mayıs 2013)

Moonspell Konser Kritiği

Bayan Arıza tarafından Ekim - 1 - 2012 zamanında yazılmıştır.

Portekiz'den çıkmış en güzel grupların başında gelen Moonspell'i 30 Eylül Pazar gecesi İstanbul Live'da izleme şansı yakaladık! Avrupa’nın en iyi konser gruplarından biri olan Moonspell 5 yıl aradan sonra yeniden İstanbul’daydı.

Bu yıl 20. yılını kutlayan Moonspell ilk büyük çıkışını 1996 yılında "Irrelligious" isimli 2. albümleri ile yaptı. Bugüne dek Sin/Pecado, Antidote, Darkness & Hope, Memorial, gibi başarılı albümlere imza atan grup 9. albümlerini "Alpha Noir/Omega White" adıyla bu yıl yayınladı.

Bugüne dek Türkiye’de 3 konser veren Moonspell, 1999’da Andromeda’da, 2004’te de Venue Maslak’ta kapalı gişe konserler verdi. En son 2007 yılında Summer Rocks festivalinde sahne alan Moonspell binlerce müziksevere unutulmaz bir gece yaşattı.

Bence 30 Eylül Pazar gecesi 2012'nin en güzel konserlerinden birine ev sahipliği yaptı. Fernando ve ekibi bizlere unutulmaz bir gece yaşattı.

Grubun 20.00'de çıkacağı söylenmişti. Elbette bugüne dek yüzlerce konser izlemiş bir insan evladı olarak biliyordum ki konser asla 20.00'de başlamayacaktı. Üstelik günlerden Pazardı. Ne kadar gecikebilirlerdi ki? Sabrın sonu selamet olayı dayanılmaz hale geldi. Grup, 23.00'te sahne aldı ve 01.30'a dek aralıksız çaldılar. Tek kelimeyle muhteşem bir setlist hazırlamışlardı. Ses düzeni her şeye rağmen iyiydi. Ön grup Moribund Oblivion sahne almadı. Dolayısıyla sahne Moonspell'indi. Grup, burada olmaktan hoşnuttu, Fernando Ribiero hayranlarına ve İstanbul'a övgüler yağdırdı.

Sahne önü diye tabir edilen yerin hemen önündeki masalardaydık. Elemanlarla aramızda birkaç metre vardı ve grubun muhteşemliği karşısında ağzımız açık kaldı. Süper süper parçalar seçmişlerdi. Bizi bu kadar bekletmelerine kızamadık haliyle.

Bugüne kalan 3 saatlik uyku ile işe gelmek, hafiften tutulmuş bir boyun ve kısık bir ses oldu. Tabii ki her şeye değdi!

Yine gelsinler, yine gidelim.

Yeri gelmişken diskografisinin de üzerinden geçeyim:

Stüdyo Albümleri: Wolfheart (1995) Irreligious (1996) Sin/Pecado (1998) The Butterfly Effect (1999) Darkness and Hope (2001) The Antidote (2003) Memorial (2006) Night Eternal (2008) Alpha Noir / Omega White (2012)

EP'leri: Under the Moonspell (1994) 2econd Skin (1997)

DVD'leri: Lusitanian Metal (2008)

Demoları: Serpent Angel (1992) Anno Satanae (1994)

Malt 5. Yıl Özel Konseri Kritiği

Bayan Arıza tarafından Mayıs - 30 - 2012 zamanında yazılmıştır.

Pek sevdiğim Malt grubunu 18 Mayıs 2012 Cuma günü İstiklâl Caddesi üzerindeki Olimpia Event Hall'da izledim. Malt sayesinde mekâna da ilk kez gitmiş oldum. Önceki yıllarda gece kulübü imiş, oldukça ferah bir mekân. Havalandırması, ses düzeni de iyiydi.

Mekânın çok kalabalık olmaması bir avantajdı. Böylece rahat rahat konseri ön sıralardan izleyebildik. Tek sıkıntı, 23.00'de başlaması muhtemel olan konserin 00.30'da başlayıp 03.00 gibi bitmesiydi. Hafta sonu konserlerinde bunu hep yaşıyoruz, saat biraz daha makûl olsa harika olur.

Özel sorunları bir kenara bırakalım ve gelelim konsere, Malt yine muhteşemdi! Pek seviyorum kendilerini. Konser modunun yanında Cenk sayesinde hafif yollu stand-up durumları da söz konusu oluyor Malt konserlerinde.

Hem "Kendi Adını Taşıyan İlk Albüm"den, hem de "Arıza" dan leziz şarkılar dinledik. Aslında "Dolmuş"u da çalsalardı tadından yenmezdi. Metallica cover'ları da iyiydi. Konser başlayana dek çalan şarkılara da eşlik ettik, hem konser öncesi hem de konserde bir hayli eğlendik.

Multitap grubunun vokalisti de gecenin sürprizlerinden biriydi. Ama en büyük sürpriz çok çok sevdiğim ve yere göğe sığdıramadığım Melis Danişmend oldu. Zira en güzel konuk ve sürpriz O'ydu bence. Yaklaşık 3 yıl sonra ilk defa Üçnoktabir kadrosu ile iki şarkı seslendirdiler. Bizim de kulaklarımızın pası silindi sayelerinde. İyi ki varsın Melis!

Dünya iyisi Kazım Çağdaş'a teşekkür ediyorum. Kendisi müzik camiasının kaydedeğer güzel insanlarından biridir. Böyle güzel bir konsere vesile olduğun için sağolasın Kazım.

Bundan sonraki Malt konserine yine gideceğim, çünkü bu adamları pek seviyorum.  

Nervana (Nirvana Tribute Band) Kritiği

Bayan Arıza tarafından Nisan - 6 - 2012 zamanında yazılmıştır.

Nirvana’yı canlı izleyemedik, Kurt'u dünya gözüyle göremedik. "Nirvana Türkiye'ye gelsin" diye topladığım binlerce imza çöpe gitti. Sonra da Kurt buralardan uçuverdi.

5 Nisan 2012 Perşembe akşamı Babylon'da Nirvana tribute grubu Nervana’yı izledim. Boston’lu başarılı tribute grubu Nervana, grunge efsanesi Nirvana’nın yaktığı meşaleyi adeta sahneye taşıdı.

Jonny O’Connor, Steve Kilroy ve Dave Eve'den mütevellit üçlü, Amerika'da ve Avrupa’da verdiği konserlerle büyük beğeni toplarken Liverpool’un Matthew Street Festivali’nde 50.000 kişiye çalarak kritiklerden tam not aldı.

Konser 21.30'da başlayacaktı. Kapı önünde hafif demlendik ve 21.15 gibi içeri girerek sahne önünde yerimizi aldık. Rock'n Dark sponsorluğundan kelli 21.30'a dek Efes Dark 4 liraydı, bu fırsatı da kaçırmadık. Grubun çıkmasını beklerken ekrandan Nirvana konser görüntülerini izledik, fonda da 90'lı yılların şarkıları bize eşlik etmekteydi. Babylon oldukça boştu ama alışılageldiği üzere aktivite başladığı zaman birdenbire mekân doluverdi. Genellikle böyle oluyor.

İlk iki şarkıda biraz heyecandan, biraz ne yapacağımı bilememezlikten öylece kaldım ki seyirci de öyleydi. Şarkılar arka arkaya patladıkça biz de patladık adeta. Bizler, ekose gömlekli, grunge hırkalı, Nirvana t-shirtlü çocuklardık, 30'ları devirdik ama hâlâ aynı heyecanı hissediyoruz ve aynı grunge ruhuna sahibiz; benim için 90'lı yıllara dair hiçbir şey değişmedi.

Vokalist renkli gözlü bir tipti, gitarı sağ eliyle çalmaktaydı, Kurt'ten daha uzundu, saçlarını Kurt'un saçları gibi yapmıştı, sarıydı. Gözlerimi kapattığımda şarkıları Kurt söylüyormuş gibi geldi sanki, ses düzeni harikaydı. Sesi Kurt'un sesine çok fazla benziyordu. Zaten çığlıklar konusunda da son derece başarılıydı. Davulcu da, aynen Dave Grohl'un yaptığı gibi back vokal yapıyordu. Saçları da aynı O'nun gibiydi. Ve evet basçı da Krist Novoselic gibi uzun boyluydu, sağ kolunda siyah bilekliği vardı, aynı Krist gibi.

Şarkılar patladı, ben "in bloom", "big cheese" ve "love buzz" diye bağırıyordum. Aşağıdaki listede "in bloom"u görüyorsunuz ama çalmadılar. Ama listede "smells like teen spirit" olmadığı halde çaldılar. Zaten listenin dışına çıktılar ve çok daha fazla şarkı çaldılar.

Adamların gitmesini hiç istemedik. Onlar çaldıkça biz coştuk. Biz çoştukça onlar daha çok çaldı. Vokalistin saçları, aynen Kurt'un şarkı söylerken saçlarının gözlerini kapattığı zamanki gibi oldu birden. Yani birden O oluverdi sanki. Ses zaten aynı ve saçlarından yüzü görünmeyen bir adam. Elinde gitarı, çığlıklar gırla gidiyor.

Konser sırasında Tuncay'ı gördüm, sayesinde o kadar çok grubu izledik ki canım arkadaşım benim. Meğerse O getirmiş grubu. Tuncay sağolsun, neredeyse boyum kadar olan içeriyi süsleyen Nirvana dekorlarından birini istedik, verdi, biz de evimize getirdik. Aşağıda fotoğrafını görüyorsunuz:)

Konser bittiği zaman klasik bir bayan arıza hareketiyle setlist'i aldım ki onun da fotoğrafını görüyorsunuz.

Ben ziyadesiyle mutlu ayrıldım bu konserden. Son bir ay içerisinde 3 konser izledik; Seether, The Doors Tribute ve Nirvana Tribute. Ondan önce de Pearl Jam tribute. Bu tribute gruplarının fake olduğunu biliyor insan; ama düşünsenize, en sevdiğiniz, adeta taptığınız grubun şarkılarını çalıyor adamlar, neredeyse copy-paste. O gruptan dinleyemiyor olacağınızı da biliyorsunuz, karşınızdaki %100 başarılı bir kopya olunca deyim yerindeyse mutluluktan uçuyorsunuz.

"You know you're right"in bitişinde Babylon mırıldanmalarımızdan inliyordu. Grup konseri bitirdi ama biz hiç bitmesin istedik ve tekrar sahneye döndüler, kendi aralarında fısıldaşıp "big cheese", "love buzz" patlattılar. Hangisinden bahsedebilirim ki, hâlâ rüyadayım sanki, ayaklarım yere basmıyor.

7 Nisan 2006'da Balans'ta bir Nirvana tribute grubu daha izlemiştim, onlar ise İngilizdi. Rahatlıkla söyleyebilirim ki bu grup daha profesyonel ve çok daha iyiydi.

Konserin sonunda aynen Kurt'un yaptığı gibi davulun üzerine atladı vokal/gitar. Öyle muhteşem bir andı ki; seyircinin ve sahnedekilerin enerjisi nasıl yoğundu anlatamam.

Kurt'un 5 Nisan 1994'te aramızdan ayrıldığını biliyoruz. Kimi kaynaklar 8 Nisan, kimi kaynaklar 9 Nisan diyor. 2 Nisan diyenler bile mevcut. Ancak ben tüm yıl ve de yıllar boyunca O'nu dinliyor ve O'nu hep anıyorum. Benim için o kara gün 5 Nisan olarak kazındı zihnime. Grup için de öyle olacak ki, vokalist fake KURT, güzel laflar etti. "Bundan 18 sene önce muhteşem bir insan aramızdan ayrıldı, O'nu anıyoruz" gibilerinden. Sahnede mum yanıyordu ve üzerinde de "Kurt Cobain 1967-1994" yazıyordu. Tüm konser boyunca solmadı, hep yandı, yandı, yandı. "Solup gitmektense yanmak daha iyidir", öyle değil mi?

Nimrod bey yani kedim logonun yanında ne kadar ufak kalmış di mi? Sağol Tuncay'cım:)

bu da itinayla yürütülmüş setlist 🙂

The Roadhouse Doors (`The Doors` Tribute) Kritiği

Bayan Arıza tarafından Mart - 27 - 2012 zamanında yazılmıştır.

The Roadhouse Doors (24 Mart 2012, Hayal Bistro)

Rock müziğin ölümsüz ve sansasyonel efsanesi The Doors için kurulmuş en iyi tribute gruplarından biri olarak kabul edilen Dublin/İrlanda kökenli The Roadhouse Doors'u 24 Mart Cumartesi gecesi İstanbul Hayal Bistro'da izleme şansı yakaladım. Bugüne dek izlediğim bilumum tribute gruplarının içerisinde (Effetto Placebo, Coldplace, Muse, Pearl Jam, Metallica) sayarsam bu kadar başarılısına ikinci kez rastlıyorum. En az bu kadar başarılı bir de Nirvana Tribute vardı. Onu da sanıyorum 6-7 sene önce Balans'ta izlemiştim (ki şimdi adı Jolly Joker). İkisini kıyaslayacak olursam şüphesiz "The Roadhouse Doors bir numaram" diyebilirim. Gerçi 5 Nisan'da Nirvana'nın bir başka tribute grubu olan (bu kez Boston'lu) "Nervana"yı izleyeceğim, bir de ondan sonra konuşmak lâzım. Her şeyin ötesinde, gerçek olan şu ki, grup son derece başarılıydı ve üzerimde inanılmaz bir etki bıraktı.

21.00'de başlayacağı söylenen konser elbette ki günün cumartesi olmasından kelli 23.05'te başladı. Neyse ki biz içeri 22.15 gibi girdik, ilk kez gitmiş olduğum Hayal Bistro'nun konser mekânını da hiç sevmedim. Mekâna giriyorsunuz, alt kata iniyorsunuz ve sizi oldukça basık ve sıcak bir yer karşılıyor. Velhasıl kelâm, içerisi dolu olmasına rağmen, sıvışmanın bir yolunu bulduk ve ön saflarda yerimizi aldık.

Konseri beklerken dev ekrandan çeşitli videolar izledik, bu videoları kim seçtiyse o arkadaşı tebrik ediyorum. Hele ki Pearl Jam, Nirvana ve Alice in Chains'i arka arkaya vererek 90'lara tapan bendenizi acayip mutlu etmiştir kendisi.

Konser başlayana dek bayaa ısındık. Heyecan arttı. Zaman bir türlü geçmedi. Derken vokalist Peter "Come oooon", "yeeeaah" diyerek "Break on Through" ile başladı. Vokalist Peter McCoy bir yana, klavyeci Henrik Andersson ve gitarist Joe Sheridan da oldukça iyiydi. Bir an "Ray Manzarek mi bu adam?" diye düşündüm, zira harika sololar attı klavyeci.

Tribute gruplar, sevdikleri grubu taklit etmek için varlar. Aslında bu gruplar fake bile sayılabilir ama bu grup The Doors'u taklit etmenin ötesinde adeta yaşıyordu, her bir şarkıyı ruhlarında hissettikleri belliydi, yoksa neden 4 adam bir araya gelsin ve sadece The Doors şarkıları çalsın öyle değil mi?

Jim Morrison gibiydi Peter, kızılderili dansı, ses tonu, aralarda ettiği laflar, seyirci ile iletişimi, sahnede biraları devirmesi, yerlerde yuvarlanması, seyircilerin arasına dalması, sıcakkanlılığı. Grup The Doors'un başarılı bir kopyasıydı.

Grubun İrlanda'lı olmasının da etkisi var. Biliyoruz ki İrlanda'lılar çok sıcakkanlı insanlar. Hepimizin sempatisini kazandı grup. Bizler ne mi yaptık? Sıkı durun! Tam 2 saat 20 dakika boyunca hep bir ağızdan tüm şarkılara eşlik ettik. Müziğe 12 yaşında başlamama neden olan The Doors'un yeri benim için başkadır. Dolayısıyla şarkıları oldukça başarılı bir şekilde icra eden The Roadhouse Doors beni tek kelimeyle mest etti. Adamlar ara bile vermeden 01.25'te konseri bitirdiler. Hani bazen "hiç bitmesin, bu an sonsuza dek sürsün" istersiniz ya, öyleydi işte hislerim.

"Neler çaldılar?" diye soracaksınız büyük ihtimalle, ben de size "neler çalmadılar ki?" diyeceğim. Bilindik şarkıları ile beraber daha gizli saklı şarklılarını da paylaştılar bizimle. Biz de hep bir ağızdan The Doors şarkılarını bağıra çağıra söyleyerek Jim'i andık.

Aklıma gelenleri sıralamak istiyorum hemen:

L.A. Woman Riders on the Storm Light My Fire The End Break on Through Love Me Two Times Touch Me Five to One Crystal Ship Unknown Soldier Roadhouse Blues Take It As It Comes Peace Frog Backdoor Man Alabama Song Love Her Madly Hello, I Love You People Are Strange Soul Kitchen Twentieth Century Fox Who Do You Love? Moonlight Drive I Looked At You Universal Mind When The Music's Over Crawling King Snake

Umarım bir kez daha gelirler. Şayet gelirlerse yine izlerim.

Grup üyeleri: Peter McCoy (vokal) Henrik Andersson (klavye) Brian MacCarthy (davul) Joe Sheridan (gitar)

Seether Konseri Kritiği

Bayan Arıza tarafından Mart - 19 - 2012 zamanında yazılmıştır.

SEETHER (17 Mart 2012, Babylon)

Aylardır adeta günleri saydığım Güney Afrikalı post-grunge grubu Seether'ı görebilme hayalim nihayet 17 Mart Cumartesi gecesi gerçek oldu. Hem de ne oldu!!! Babylon, Babylon olalı böyle muhteşem bir vokal ve aynı mükemmelikte davul soloları duymadı sanırım.

Dünya gözüyle sesine tav olduğum Shaun Morgan'ı gördük daha ne olsun? Adam tek kelimeyle muhteşemdi. Davulcu John Humphrey ve basçı Dale Stewart için de elbette aynı şey geçerli, hatta özellikle davulcu muhteşem bir şov yaptı.

"Broken" a girmeden önce Dale eline gitarı aldı, çalıyor ama ses çıkmıyor, "bir sorun var" filan dedi, sonra gitarı değiştirip bir başka gitar aldı eline yine aynı hikâye. Derken "Galiba Broken'a giriyorlar, "bozulmuş" hesabı espri yapıyorlar" dedim ki "Broken" başladı en akustik haliyle:)

Ancak konser az geldi bana. 23.00 gibi başlaması gereken konser 23.15'te başladı ve 00.30'da sona erdi. Tam ısınmıştık ki öylece bitiverdi. Keşke daha çok sahnede kalabilselerdi.

Setlist ise şöyleydi:

i'm the one needles gasoline fine again driven under broken humphree or die pig breakdown tonight country song gift ribs above this fake it remedy

Seether ortalığı yıktı geçti! Shaun, hayranı olduğu Kurt Cobain gibi bağırdı. Nirvana Tribute grubuyla 5 Nisan'da Babylon'un bir kez daha yıkılacağı kesin! Orada görüşmek üzere…