Konser+Film: Kurt Cobain Anma Gecesi (23 Şubat 2019, Grand Pera)

Bayan Arıza tarafından 25 - Şubat - 2019 tarihinde yazıldı.

Bir kez daha O’nu andık. Etkinlik, söz edildiği üzere 20.00’yi biraz geçe “Singles” filminin gösterimi ile başladı. Filmimiz romantik komedi tadında olsa da Seattle’da çekilmesi ve o dönemi yansıtması itibariyle çok manidar idi biz grunger’lar için.

Yönetmen ve senarist Cameron Crowe, 1992 yılında çekilen filmin müzikleri filmin soundtrack’inde de şarkıları olan Paul Westerberg’e ait ki hepsi benim için milli marş kategorisinde.

Filmde Pearl Jam, Alice in Chains, Soundgarden bolca vardı. Eddie Vedder bu kez vokalde değil, Matt Dillon’ın grubunda davuldaydı.

Layne Staley’i, Chris Cornell’i gördük, onları da andık. Jimi Hendrix’e selam çaktık. Mudhoney, Sub-Pop ve Green River t-shirtleri yakıyordu. Duvarlarda Mother Love Bone yazıyordu. Bolca oduncu gömlek, hırka, atkı, yün kazak…Filmde çalan müziklere de şapka çıkaralım tabii. Smashing Pumpkins’i de unutmayalım!

Hele ki oyunculardan Bridget Fonda ve Matt Dillon belki de en tatlı halleriyle oradaydı. Filmde, “State love and Trust” çalarken harikaydı. Aslında fonda çalan tüm müziklere eşlik etmek harikaydı. Ne desem bilmiyorum. O dönemde üniversitedeydim, Taksim’e takılıyordum. En mutlu olduğum zamanlardı. Üzerimizde grunge hırkalarımız ve Nirvana t-shirtlerimizle Taksim’de Pendor’a takılıyor, Stone Temple Pilots’tan istek bile yapabiliyordum. Öyle bir dönemdi işte. Herkesin birbirini tanıdığı, müdavimlerin olduğu, takıldığımız mekânlara bizden olan biri gelmediğinde gözlerimizin aradığı güzel günlerdi.

Film bitince salondan çıkıp karşıya geçtik. Havanın karlı ve soğuk olması daha da hüzünlendirdi.

Bu arada, ilk kez gittiğim Grand Pera denilen mekânda en çok şaşırdığım şey, bilet kontrolü bile yapmamış olmaları oldu. 3 adet biletimiz, yırtılmamış hali ile çantamızda kaldı.

Vokalde sevgili arkadaşım *grunger* Direc-t’nin vokalisti Bilge Kösebalaban, basçı ve davuldan mütevellit Nirvana Tribute grubu sahnedeydi. Mekân küçük, tavanlar yüksek, ışıklar güzel ama ısı olarak soğuktu. Ama bizim modumuz iyiydi, grup çaldıkça daha da iyi olduk.

En sevdiğim Nirvana şarkısı olan “in Bloom” ile konsere başlamaları harikaydı. Ardından “Stay Away” patladı. “Heart Shaped Box”. Pek sevdiğim Bleach’tan “Love Buzz”, çoğu Nirvana fan’ının pek bilmediği “Stain”. Olmazsa olmaz “Smells Like Teen Spirit”, “Come as you are”, “Lounge Act” ile koptuk zaten.

Yine az insanın bildiği ya da şöyle söylemek daha doğru olacak, gerçek Nirvana fan’larını delicesine mutlu eden “Floyd the Barber”ı çaldılar ki o da Bleach’ten, 89 çıkışlı bu muhteşem albümü çok çok çok dinlemişliğim var. Sayısını hatırlamıyorum:) Çok da severim.

Bilge bir ara Nirvana ile nasıl tanıştığından bahsetti, “şimdi 39 yaşındayım, onlarla biraz geç tanıştım belki, 13 yaşındaydım ama o zamandan beri Nirvana’yı çok severim” dedi.

Yine hepimizi coşturan “Territorial Pissings”, arkadan kısacık ve süper coşkulu bir şarkı olan-bir ara telefon melodimdi- “Molly’s Lips”, derken “I’m on a plain, I can’t complain” sözleri ile dillerimize pelesenk olan yine Nevermind’dan “On a Plain” geldi.

Müthiş bir gaz ile herkesi coşturan “Lithium”, “Polly” ve 93 çıkışlı albümleri “in Utero”daki yine en güzel şarkılardan olan “Very Ape”geldi.

Ve iyice gaza gelmişken Nevermind’a geri döndük; konser “Breed” ile sona erdi. Keşke bitmeseydi dediğim bir konserdi. Hani bazı anlar vardır, sonsuza dek sürsün istersiniz. İşte bu da öyle bir andı. Bu güzel gece için sonsuz teşekkürler.

Radyo programlarımın adı ve kolumda yazan dövme gibi, sonsuza dek sürecek olan tek bir şey var:  “grunge is not dead!”.