Edebi Şahsiyetler’ kategorisi için Arşiv

Pamela “Cupcakes” Wood “Charles Bukowski’nin Kızıl’ı”

Bayan Arıza tarafından Haziran - 23 - 2014 zamanında yazılmıştır.

Pamela “Cupcakes” Wood  “Charles Bukowski’nin Kızıl’ı”

Çeviri: Avi Pardo

Altıkırkbeş Yayın, Kadıköy 2012

Okurken altını çizdiklerim:

·  Georgia başını kaldırdı ve Bukowski’nin kendisini seyretmekte olduğunu fark etti. Hayranlarından biri olarak kadınların bacakları hakkında ne hissettiğini biliyordu muhtemelen. Belki de bu yüzden kanepeye sere serpe uzanmıştı ya da kafası umursayamayacak kadar iyiydi.

·  Göğüslerime baktığını fark ediyordum, sonra bacaklarıma, hatta ayaklarıma takılıyordu; şehvet düşkünü pis bir zampara gibi değil ama. Estetik haz veren bir sanat eserini takdir eder gibi daha çok.

·  Annem elektrik faturasını ödeyemediği için mum ışığında oturduğumuz pek çok gece hatırlıyorum. Gaz faturasını ödeyemediği için sıcak banyo yapamadığımı ya da aynı nedenden ötürü telefonun çalışmadığını hatırlıyorum –bu hizmetlerin üçünden aynı anda yararlanabildiğimiz vaki değildi galiba. Fakat annem elinden geleni yapıyordu.

·   …fakat huzurlu ve güvenliydi o yatak odası, sadece ikimiz, okyanusta bir salda yüzen iki kazazade misali.

·   Annem Bukowski ile konuşmaktan çok zevk aldı. Bukowski’den hoşlandı ve daha sonra bana onun dürüst bir adam olduğundan ve bana iyi bakacağından emin olduğunu söyledi. Bir de o güne dek gördüğü en hüzünlü gözlere sahip olduğunu.

·  Yönümü bulmaya ihtiyacım vardı ve Bukowski’nin bilge rehberliği sayesinde bulabileceğimi düşünüyordum.

·  Bukowski 1994’de öldüğünde arkadaşlarından biri bazı eşyalarına göz atması için çağrıldı –çok önemli olmadığına karar verilmiş şeyler. Arkadaşı eşyaların arasından benim 1975’te çekilmiş dirndl’lı fotoğrafımı buldu. Bukowski neredeyse yirmi yıl saklayacak kadar değer vermişti hatırasına.

·  Benimle birlikte olmaktan, insanların bizi birlikte görmesinden büyük haz duyuyordu.

·  Bukowski seyahat etmekten, Los Angeles dışında bir yerde olmaktan nefret ederdi.

·  Bukowski olağanüstü bir hikâye anlatıcısıydı ve her zaman anlatacak bir şeyleri olurdu. Kendini nadiren yineler, size daha önce bir şey anlatmışsa bunu genellikle hatırlardı.

·  Bazı konuları tekrar tekrar açardı. Jane bunlardan biriydi. En çok tekrarladığı konu Jane idi; ilk aşkı ve Barfly senaryosunun esin kaynağı.

·  Bukowski ayık olduğunda (altı biradan az anlamında) fevkalade görgülüydü.

·  Henry Miller dışında, başka yazarlardan pek söz etmezdi. Daha sonra hayatını ve yazma tarzını derinden etkilediğini iddia edeceği John Fante’den bile.

·  Ayık olduğunda Bukowski müşfik, uysal, neredeyse kibar bir insandı. Fakat sarhoşluğu belli bir düzeyi aştığında bir çılgına dönüşüyordu. Ancak bütün hakaretlerine rağmen, hiçbir zaman fiziksel şiddete başvurmazdı.

·  Alkol, kavgalar ve kıskançlık bende diri diri gömülüyormuşum duygusu yaratıyordu.

·  Bukowski mutfakta yazar, yazmaya genellikle gece yarısına doğru başlardı. Bazen gün ışıyıncaya kadar çalışırdı. Hiçbir şeyi yırtmadan ya da baştan başlamadan nasıl saatlerce yazabildiğine şaşardım. Bir kez olsun sözlüğe ya da ansiklopediye falan baktığına tanık olmadım. Biri sözcükleri ona yazdırıyordu sanki. O kadar kolaydı onun için.

·   Bukowski ile her istediğimi yapabiliyordum, ne zaman ve nasıl istersem. Her şeye izin verirdi neredeyse –yüksek sesle müzik dinlemek, gürültü, dikkatini dağıtmak, içki, hap, şarkı söylemek ya da masanın üzerinde dans etmek. Kural ya da sınır yoktu –bu da hoşuma gidiyordu.

·  Bakalım…basurum var, evde hamam böcekleri var, bir de sen varsın.

·  Bukowski riyakâr bir insan değildi ve kendi kontrol edemediği şeyler hakkında başkalarına vaaz vermezdi.

Nelson Gary “Johnny’nin Önünde Öldü”

Bayan Arıza tarafından Haziran - 16 - 2014 zamanında yazılmıştır.

Örümcek wilson

babamın herifin tekine

asla olmayacak duaya

amin dememesini

söylediği noktada

yunanlı’nın los

traşı duruyordu

örümceğin yığılıp kaldığını

görünce dizleri üzerine

çöküp örümceğin boynuna

parmağını koyup

nabzını yokladı

ölmüş mü

diye sordu yunanlı evet

ddi babam yunanlı

örümceğin kafasına

vuracakmışçasına

ayağını arkaya

doğru gerince

ölü bir adama sataşmak

adil olmaz ddi babam sonra

yanıma gelip beni

gömleğimden tuttu &

bana zorla örümceğin

gözlerine baktırttı

ddi ki yazar olmak

istiyorsan gözlerini

çeviremezsin.

 

Nelson Gary

“Charles Bukowski ve Meat Kuşağı” – Şenol Erdoğan, Kadıköy 2013

 

Halil Cibran Bütün Eserleri birarada

Bayan Arıza tarafından Haziran - 11 - 2014 zamanında yazılmıştır.

Halil Cibran Bütün Eserleri Türkiye'de ilk kez KafeKültür yayıncılık tarafından yayımlandı…

"Edebiyat tarihinde böylesi etki yaratmış bir Kitap ve yazar tanımıyorum. Ermiş ve birçok kitabı bazı okurları için kutsal kitaplar gibidir. Çoğu okuru da el altından yasak ve lanetli bir yazar okur hissine kapılır. Bu marjinal okurların yüze yakın dilde ve yüzlerce milyon kişi olarak bunu yapmaları şaşılacak büyük bir gerçektir."

AMIN MAALOUF

“20. yüzyılın William Blake’i…"

AUGUSTE RODIN

"Edebiyat güneşinin yörüngesinin dışında kendi evrensel anlamıyla yalnız gezen bir göktaşı."

ADONİS

Elvis Presley ölmeden önce onu okuyordu. Herkes onu “Doğu’nun Nietzsche"si olarak adlandırdı. Kitapları gençliği zehirlendiği gerekçesiyle memleketinde kilise tarafından aforoz edildi. 60 ve 70'li yılların savaş karşıtı ve çiçek gençliğinin olduğu kadar duvar yazılarının da idolüydü.

Başyapıtlarından biri kabul edilen "Ermiş" (The Prophet) bugün bütün dünya tarafından 20. yüzyılın en kült birkaç kitabından birisi olarak kabul edilmektedir. Kırktan fazla dile çevrilmiş olan "Ermiş" ilk yayınlandığı 1923 yılından bu yana yüzlerce milyon kopya satmıştır. Bu eser hakkında sayısız tez ve makale yayınlanmıştır. Türkçede ilk kez bir arada ve yeni çevirileri ile yayımlanan HALİL CİBRAN'ın BÜTÜN ESERLERİ'ni gururla sunuyoruz.

Halil Cibran BÜTÜN ESERLERİ

TEK CİLT

KAFEKÜLTÜR Yayıncılık/Sufi

Kolektif Çeviri

Edebiyat/Sufizm/Felsefe

ISBN 978-605-143-123-9

35,00 TL

560 sayfa

ŞÖMİZLİ

14*22 cm

 

Kaynak: Milliyet

David Roskos “Fahişenin Bir Tanesi”

Bayan Arıza tarafından Haziran - 5 - 2014 zamanında yazılmıştır.

Üç valium’un yanında içkisini de

shot yapıp indirdi midesine,

önce dölümü yutmak &

sonra da kalbimi kırmak

ihtiyacı duydu.

 

yedinci gün

yatağımda uzanmış

dirseğimin iç tarafına

yumuşak bir iğne batırıyor,

dilime deniz suyu

tadı geliyor.

 

Aşkımı bir kaşığın içinde eriten

Fahişenin tekine

aşık olmuştum,

gökyüzündeki hilaldeki

eksiklik gibi

o da beni boş bırakıp

gitti.

 

Boya sıçramış zeminde

tek kişilik bir şilte,

sigara izmaritleri &

kenarları ısırılıp koparılmış

kondom ambalajları.

 

kadının göt çatalındaki

takım yıldızlarının izini sürüyorum.

 

David Roskos

“Charles Bukowski ve Meat Kuşağı” – Şenol Erdoğan, Kadıköy 2013

Jim Chandler “Yağmursuz Bir Pazar Sabahı”

Bayan Arıza tarafından Haziran - 5 - 2014 zamanında yazılmıştır.

Bu Pazar sabahı yağmur yağmıyor,

ama Carver gibi ben de aynı hayatı tekrar

tekrar yaşar ve aynı affedilmez hataları yapardım,

yarım şanstan da azı tanınsa bile.

 

Bu sabah yönümü şaşırmış gibiyim, sanki kaderim

zihnimin asla içerisine girmeyi düşünmeyeceği

ve ruhumun rüyalarında bile işinin düşmediği

mahmur bir kilise evinde kaybolmuştu belki de.

 

Yüreğimdeki tek şarkı huzursuzluğun tiz perdeden

iniltili figanıydı,

kafamın içinde kederin ve yanından geçip de fark edemediğim,

dikiz aynamdan hızla geçip kaybolan bir yerin

şarkısını söyleyen şu kısa dağınık cıngıl işte.

 

Bu yüreğin set çekili sınırlarında yanmıyor

umudun kamp ateşleri,

kimsesiz gözlerimin kaydedemeyeceği kadar çılgın bir dünyada

bir yönde esen rüzgârda uçuşan bataklık sazlarından bir okyanus var sadece.

Bu Pazar günü yağmursuz Amerika’da bir imgelem yok zihnimde

fazla erkenden yapılmış şeylerin hafif ağrısı var sadece,

çok bereketli sayılmayacak bir komonun borusundan uçup giden

son gerçek notadan önce kodaya gelirken söylenen bir şarkı,

 

korkunç bir ani öfke misali ebediyen yükselen

karanlık bir delik.

 

Jim Chandler

“Charles Bukowski ve Meat Kuşağı” – Şenol Erdoğan, Kadıköy 2013

Nelson Gary “Siktir Et Şiiri”

Bayan Arıza tarafından Haziran - 5 - 2014 zamanında yazılmıştır.

dmşti ringo 45’lik

otomatiğe şarjör takarken

hedefler çit direkleri

üzerine koyduğumuz

viski şişeleriydi bize

lisede okuttukları bütün o

afilli gereksiz kafiyeleri

siktir edin diye bağırdı ringo

jim beam’i vururken ve cam patlayıp

otların içine dağılmıştı memelerini

bir çift altı patlar

misali tutan bir kadının

bulunduğu porno dergisi

sayfasının üzerine basıp

geçti ateş ettiğim & ıska geçtiğim

jack daniels gibi ağzına kadar

dolu bir şiir geliyor mu

aklına & ringo

otomatiği kavradı &

jack’i aldı yerinden & sikmişim

metaforunu & sikmişim mecazını da

böyle zırvalıkları da & sikmişim

kerouac’ı & sikmişim bukowski’yi

aniden ringo 45’liğin

namlusunu alnıma

dayadı & namlu gittikçe

derime batarken

fısıldadı bama

& seni de sikeyim amigo.

 

Nelson Gary

“Charles Bukowski ve Meat Kuşağı” – Şenol Erdoğan, Kadıköy 2013

 

A.D.Winans “İşçilere ve Üst Tabakadan Bağımsız Yuppilere Yazılmış Bir Şiir”

Bayan Arıza tarafından Haziran - 5 - 2014 zamanında yazılmıştır.

Bazı insanlar vardır ki savunurlar hayatlarını

Bir hadımın savunması gibi

Harem kapısını

Önemli bir tüyo almış

Bir borsacı gibi

Şu anki doların

Gerekenden daha kısa sürede

Bugünkü değerinin çeyreği

Edeceğini bilen

Bir bankacı gibi

Bir bardak kahvenin

Başında oyalanmaktansa

Yeğdir ölmek

Övünmeye ihtiyacı olmayan

Becerikli bir âşık gibi

Amerika’daki bütün sokak başlarında

Bulunan bütün muhabirlerin

Bütün mezbaha kasaplarının ve balıkçıların

Hayata dair senin vasat şairlerinden

Daha çok şey bildiğini unutma sakın

Boş teneke kutuyu

Tıkırdatan kör adam

Mezarlığa doğru

Giderken

BMW’sini gazlayan

Yuppiye kıyasla

Daha çok ses çıkartır.

 

A.D.Winans

“Charles Bukowski ve Meat Kuşağı” Şenol Erdoğan, Altıkırbeş Yayın, Kadıköy 2013

Joan Jobe Smith “Bir Dans Diyarı”

Bayan Arıza tarafından Haziran - 5 - 2014 zamanında yazılmıştır.

Küçük bir kızken annemin Pow Wow Cafe’de

garsonluk yaparken giydiği kırmızı

benekli kumaştan kısa eteğini ve

dekolteli beyaz köylü bluzunu

kolalayıp ütülemesini izlerdim ya da

araca servisçilik işi için giydiği beyaz püsküllü

botlarını parlatışını izlerdim, ona ne kadar güzel

göründüğünü ve benim de büyüyünce garson

 

olacağımı söylerdim ona ve o da derdi ki

yo, hayır, garson olmayı istemezsin,

berbat bir iş. Ama hiç söylemedi bana

ne olmam gerektiğini ya da yetişkinliğin sırlarını

 

aydınlatmadı benim için, ben de bir prenses veya

bir balerin yahut Eleanor Roosevelt olacağımı

farz ettim. Hiç hayal kurmadım, hatta Jules Verne gibi biri

olursam, o gün geldiğinde bin dans diyarına

 

gidecek ve boş günlerimde, bikinimi, püsküllerini

ve de payetlerini yıkayacaktım; ve birkaç

hafta üstsüz dans ettim, yalnızca bikini altlarını

yıkadığımı annemin fark etmemesini

 

umarak. Asla yapmamı istemediği

garsonluk işinden daha beter bir şey

yaptığımı öğrenecek diye o haftalar boyunca

nasıl da endişlenmiştim. Niye hiç

 

fark etmedi, bunu hiç bilemeyeceğim, analık görevidir

onun, hasta mıyım, yorgun muyum yoksa çaresiz miyim,

bunları bilmek göbek bağı kaynaklı öncelikleridir.

Yanıma kâr kalmasına izin verdiği için sevindiğim bir suç bu:

 

Çuvallarımı acayip bir malzemeyle

doldurup da, dağdan koşarak inip çölü aşarak

Absürtlük Denizi’ne varırken, elindeki boş silahla

başka yöne bakan güvenlik görevlisi.

 

Joan Jobe Smith “Charles Bukowski ve Meat Kuşağı” – Şenol Erdoğan, Kadıköy 2013

A.D.Winans “Sistem”

Bayan Arıza tarafından Haziran - 3 - 2014 zamanında yazılmıştır.

İhtiyar adamlar ve kadınlar var

Hayatları boyunca çalışmışlar

Anca otuz kırk yılda

Emekliliklerini isteyebilmişler

Yirmi yıl ya da daha uzun yıllar boyunca

Çalışmış ihtiyar insanlar var

İşlerine son verildi

Ve kıdem tazminatı aldılar o oldu

Yaşlı insanlar var

Çalışmadıkları gün yoktu onların

Şirketlerinin batmasına tanık oldular

Ve emeklilik ödeneği kalmadığını öğrendiler o oldu

Parklardaki banklarda bulabilirsiniz onları

Veya pırıl pırıl süpermarketlerde dolaşırlarken

Veya muhitteki barlarda otururlarken

İçkilerini azar azar içerler

Kan nakli yaparmış gibi

Yapısı farklı oluyor hepsinin

Aynı can yelekleri gibi

Bazısı çelimsiz ve kel

Bazısı şişman ve terli

Bazısı öfkeyle sızlanıp dururken

Bazısı çektiği acıyı

Göstermeyecek kadar gururlu

Öyle gururludurlar ki köpek maması yerler

Ve tatlılarını arka sokaklardaki

Çöp tenekelerinden çıkartırlar

Sükûnetle

Çektikleri ızdırabın büyük kısmı boyunca

Kendilerini yüzüstü bırakan bir sistemin

İçinde bir inanışın esiri olmuşlar

Olağanmış gibi kimseler fark etmeden

El arabalarında taşınırlarken

Onları kahvaltılık gevrek olarak gören

Yalnızca kendi işlerini yapan

Adli tabiplerin onları kesip açmalarını beklerler

Aynı kasaplar gibi

Akşam yemeğini düşünerek

Nasıl olurdu diye

Nasıl olmalıydı diye

Nasıl olabilirdi diye

Hayatın usulü böyle

Politikacıların usulü böyle

Sıçan ve farelerin usulü böyle

Hayatta kalmaya çalışmanın dahi

Küçük bir zafere dönüştüğü

Bir sistem bu.

A.D.Winans  “Charles Bukowski ve Meat Kuşağı” Şenol Erdoğan, Altıkırbeş Yayın, Kadıköy 2013

A.D.Winans “Düşünmek Geçmişi ve Şimdiyi”

Bayan Arıza tarafından Mayıs - 31 - 2014 zamanında yazılmıştır.

Yıllar yılı önce 1964’te

Modesto’da çalıştığım vakitler

Stockton’a direksiyon sallar

ve oturup parka

şarapçılarla içerdim.

Salinas’ta tarla işçileriydı beraber içtiklerim

Crow’s Landing’teyken

Latino içki meclislerindeki

işsiz Meksikalılar

vardı yanımda

North Beach’te ve Mission’dayken

beleşçilerle ve hayatın sillesini yemişlerle

takılırdım

evsizler karaciğer sirozuyla esrarkeş

titremeleriyle cebelleşirlerdi şimdiyse AIDS’le

Fillmore’dayken

Caza merak sardım

Billie Holiday’e bıraktım kendimi

Kanayan kalbimi onarsın diye

Portrero’dayken

aldıkları maaşlar misali

küçüldükçe küçülen şu fabrika

işçilerinden son kalanları gördüm

korkuyorlardı işlerini kaybetmekten

Tenderloin’dayken

fahişelerle ve

bacaklarını açarmış gibi rahatça

el çantalarını açan

or.spularla içtim

Market Street’te

adi suçlularmışçasına

açık kapı aralıklarına çömelmiş

dilencileri gördüm

sırtlarına cennetin bulunduğu

yönü işaret eden tabelalar asmış

isa manyaklarından

az uzakta

eski Southern Pasific

demiryolunun manevra alanında

boş omuz çantalarını andıran

ifadesiz gözlerle sigaralarını tüttüren

şu makasçılardan son kalanları gördüm

tam da o sıra şehrin diğer yakasında

tâ Nob Hill’in tepelerinde

sosyeteden hanımlar

özel şoförlü limuzinlerinde oturmuşlar

sıska bacaklarının arasına

beyaz fino köpekleri yerleşivermişlerdi

insanlığın kirli tabakasından bihaber

kahverengi kese kâğıdına konmuş

ucuz porto şarabı içerek

üçüncü caddeyi ve howard street’i arşınlıyorum

aç bilaç üşümüş darmadağın

bugünlerde evsizler onlara mezarlığa kadar

eşlik edecek tanrılarını veya zatürreyi

beklerken tam da.

A.D.Winans

“Charles Bukowski ve Meat Kuşağı” Şenol Erdoğan, Altıkırbeş Yayın, Kadıköy 2013