TiananMenian “Bilinenle bilinmeyen arasındaki kapı ve ben bu kapı olmak istiyorum.”

Bayan Arıza tarafından Mart - 16 - 2011 zamanında yazılmıştır.

"Bir rock grubu kurmak istiyorum, ismi de DOORS olacak. Bilinenle bilinmeyen arasındaki kapı ve ben bu kapı olmak istiyorum." jim morrison

Tam Bağlantısızlar…

Amerika da türeyen bir grup. Allah, din, iman, vicdan, insanlık, onur, haysiyet, vatan, millet, ırk, toprak, bayrak, felsefe, sanat, bilim, aile, klan, soy, etnik köken, ahlak, töre, gelenek, karı koca, anne baba, çoluk çocuk, adalet ve hukuk sistemi gibi kavramlarla ilişiği olmayan, iki ayakla yürüyen pimi çekilmiş el bombaları olarak betimleniyorlar. Duygudan yoksun denecek kadar insanlıktan uzak, bencillik kuleleri yüksek bir hayatın izini sürüyorlar. Kendi çıkarları için yapamayacakları hiçbir şey yok ve içgüdüleriyle yaşıyorlar. Modern insanın yan ürünü olarak sayıları şimdilik az ancak sanata özellikle de sinemaya yansımaları pek fazla zaman almamış. Amerikan orijinli şiddet ve hapishane filmlerinin doğal figüranları olarak pek çoğunda rol alıyorlar. Hayatta kalma biçimleri para elde etmek ve ölene kadar öldürmek biçiminde. Gözü pekler ve kaybedecekleri hiç bir şeyleri yok, zaten hiçlik mefhumuyla var oluşlarını gerçekleştiriyorlar. Epeyi otuzunu görmeden geberip gidiyor ve pek çoğu arkasında en azından birkaç silahlı soygun veya cinayet bırakıyor. Hapishanelerde ki nüfusları hiç de az değil ve gün geçtikçe sayıları artıyor. Batı toplumunun katı materyalist toplumsal düzeni, kendini bir türlü ifade edemeyen ve yolunu kaybetmiş Hıristiyan inanç sisteminin kıskacında ucubeler olarak doğup ya elektrikli sandalyede kızararak ya da polisle çatışırken ölüp gidiyorlar. İçlerinde amaçsızca adam öldürenler olduğu gibi sudan sebeplerle veya birkaç dolar için suç işleyenlerde mevcut. Âlemin derdi beni gerdi havalarına girmeden artık sadece Amerika'da olmadıklarını ifade ederek açıklama getireyim. Geçenlerde iki tane ciğeri beş para etmez serseri Ramazan Bayramını kana bulayarak Türkiye'yi ayağa kaldıran eylemlere imza attılar. Zevk için adam öldürdüklerini söyleyen bu iki cani "Katil Doğanlar" figürünün bir Oliver Stone imzalı Hollywood filmi olmadığını ispat etmek istercesine arabaya atlayıp kimi zaman üç beş kuruş uğruna, kimi zamanda kafayı esrarla iyice cilaladıkları için haybeye yedi kişiyi katlettiler. Sen şanslısın çünkü güzergâhta yer almıyordun sadece. Amok koşucuları gibi öldürmek ve ölmek adına girişilen bu eylem hapishaneyle sonuçlandı ve hiçbir avukat onları savunmak istemiyor şimdi. Delikanlılığın bile bir raconu vardı bu memlekette eskiden, artık tam bağlantısızlarımız var. Batı'dan ilim ve fen ithal etmek için yola çıktık açık alınla, geldiğimiz aşama kapkaç ve Levis 501 kot giyme sevdası. Bilmem kaçıncı Milli Eğitim Şurası toplanmış ancak bu toplumun yüzde ellisi Milli Eğitimden, yüzde yetmişi de şura kelimesinden bihaberdir kimsenin bunu tartıştığı yok. On dört yaşında kız öğrenciler birbirlerine lan'lı, oğlum'lu konuşuyor, önlerine başarılı yani sadece para kazanan ve lüks yaşam süren türünden Deniz Akkaya servis ediliyor. Artık erkekler Alaattin Çakıcı ya da onun ekran yaratığı Polat Alemdar namzedi, kızlar Tuğçe Kazaz kırması. Gel de hayra yor bu rüyayı ve geceleri rahat uyu bundan böyle. Yazılı ve görsel basın topunuzun amına koyum, Allah belanızı versin ve medya towerslarınızı başınıza geçirsin. Kına yakın artık, laik ve sevimsiz cumhuriyetimiz, kıymeti kendinden meçhul dört başı mamur davar sürüsü bir gençlik ile meydanlarda Kenan Doğulu eşliğinde onuncu yıl marşı okuyabilir artık. Kimin eli kimin kıçında sosyetik yaşam, herkesin eli herkesin kıçında toplu seks cinnetine dönüşmüştür. Para kirli ise harcanma yolları da ondan nasibini alacaktır. Estetik budalası yaşlı kadınlara tayt giydirip sahnenin tozunu aldırarak yürüyecek bu kervan. Gazeteler ve televizyon her dem onların yaşamlarını gündeme taşıyacak ve üstüne üstlük şikâyette onlardan gelecek. Domuzlar körfezinde çıkartma yaparken mangasını kaybetmiş kuş beyinli amerikan askerine dönüşen yığınlar sizi seyredecek ve okuyacak, ortam reklâm manyağı olacak, tüm apartmanlar ürün logolarıyla süslenecek, bu siktimin yazım programı da bana logo yerine ayırmaç kullanabilirsiniz diye uyarı verecek.

Ayırmaç ne oğlum, kim buldu bu kelimeyi, hem kelime bulmak ne haddine? Tilcik, tümleç, yerleşke, aktöre, ırlamak, sevi, elinin körü, zıkkımın peki…

Murat Arı “Enstantaneler”

Bayan Arıza tarafından Mart - 14 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Gothic edebiyati seviyorum. Aslinda Gothic'le ilgili ne varsa hepsini seviyorum. Resim arsivi cok cok fazla ama simdilik bu kadarini gonderiyorum. Bir de HIM yeniden Turkiye'ye gelsin istiyorum!

girdap “Enstantaneler”

Bayan Arıza tarafından Mart - 14 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Yillar once, slsk'da acid ile ilgili videoalar ararken denk geldigim resimler bunlar, Luke Brown isimli bir elemana ait…

 

Baykuş “Enstantaneler”

Bayan Arıza tarafından Mart - 13 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Gevende'nin albüm kapağını çok seviyorum. Harika bir dizayn.

 

Ayşenur Ardalı “Enstantaneler”

Bayan Arıza tarafından Mart - 12 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Ayşenur Ardalı'nın bizimle paylaştıkları…

TiananMenian “aman beya! bende kendim yazıp kendim okuyorum işte”

Bayan Arıza tarafından Mart - 11 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Üstat dedi ki: "15 yaşımda kendimi öğrenmeye verdim."

– "30 yaşımda, istencime sahip olabildim."

– "40 yaşımda, kuşkulardan uzaklaştım."

– "50 yaşımda, 'göğün buyruğu'nu öğrendim."

– "60 yaşımda, seziş yoluyla her şeyi kavradım."

– "70 yaşımda, doğru olan şeylere zarar vermeden yüreğimin isteklerini yerine getirebildim."

konfüçyus

keşke her şey filozofların düşündüğü gibi olabilseydi. sonuç var ancak yol yok. felsefe düşünceden çoğunlukla da fantazi tarzı düşünceden ibarettir. eğer öyle olmasaydı insanoğlu mutluluğunu ve gerçeğini gerçekleştirme bahtına sahip olabilirdi. üzerinde uzlaşılamamış büyük laflar yumağı. ben çare bulamadım en azından, bulan kimseyede rastlamadım. ha, ferrarisini satan bilge var bulduğunu iddia eden de, aynı sorun onda da mevcut. mesleğimi değiştirdim, ülkemi değiştirdim, karımı ve evimi değiştirdim, arabamı sattım, bilge oldum birkaç yıl sonra. kelebekler özgürce uçuyorlar etrafımda zevkle seyrediyorum, zihni kontrol altında tutup endişelerden arındım, iyi de nasıl? cevap yok çıkarım tonla. elbette samimi değil ve türetilmiş. batı kapitalizmi ürününü pazarlıyor ve öne çıkarıyor ve kaldırıp atana kadar okuyoruz biz bu adamları. hata elbette, ama birinden kaçıyorsun diğerine çarpıyorsun. tuna kiremitçi iclal aydınla ne güzel ikimizinde gamzeleri var demeden önce de hiçbir şey söylemedi hala aynı teranelerle gençliğin kafasını sulandırıyor ama buna edebiyat deyip doğan yayınlarının satış rakamlarını palazlandırıyoruz. bu ülkede ki edebiyatla ilgili tek adam ister sevin ister sevmeyin, ister okuyun ister tarzından nefret edin nobel edebiyat ödüllü konuşma özürlü orhan pamuktur. hiç değilse kelimelerle derdi var adamın. geri kalanı da dostlar alışverişte görsün havasında. doğan hızlan a onur ödülü verildi tüyap ta, bir rivayete göre bir süre önce vefat eden erdal öz kendisi hakkında "edebiyatın cumhurbaşkanı" gibi bir kelam savurmuş. körlerle sağırlar birbirlerini ağırlar, öyle edebiyata böylesi cumhurbaşkanı yakışır. papyon takan bir adamın bırakın bu coğrafya da edebiyatla uğraşmasını, kars ilinde yoldan karşıdan karşıya bile geçmesi bile başlı başına bir olayken, batı eğitimi ve kültürü almış bu ucubeler tarafından edebiyatın şekillendirilmesi, insanı ülkesi ve dilinin geleceği açısından üzüyor birader. nihat genç e bu konuda sonuna kadar destek çıkıyorum. edebiyat bu şebeklerin elinde pislenmiş ve yapay, donuk, kısır hallere bürünmüştür. bedri baykam ın yeni yetme yıllarında kirlettiği ve ne ayaksa yıllardır sakladığı mendili ne denli sanatsa, bunların yazdıkları, çizdikleri, öpüp sevip kolladıkları da o kadar edebiyattır. aman beya! bende kendim yazıp kendim okuyorum işte, it ürüyor kervan yürüyor son tahlilde…

Ayben Kılıç “Enstantaneler”

Bayan Arıza tarafından Mart - 11 - 2011 zamanında yazılmıştır.

İki fotoğraf ta dünyanın en iyi 2. fotoğrafçısı olan André Kertész'e ait.   Çingene çocukları; o kadar yalın, bir o kadar da masum iki bedenin dudak dudağa çekilmiş enstantanesi..

  Ateşli ve tutsak gözlerle bakan o kadının fotoğrafı; Küçük İskender'in şu şiirini getirdi aklıma;

"Nerede eğilmişti ilk kez bir kadın, nehre doğru ve şelaleye düşürmüştü yasak çocuğunu Nerede eğilmiştim ilk kez korkusuzca, yüzüne doğru ve gözyaşlarına düşürmüştüm erkeksiz soyumu Bütün resimlerimizden kesip çıkarttım gözlerimizi…"  

TiananMenian “Bazıları gerçekten yaşar.”

Bayan Arıza tarafından Mart - 10 - 2011 zamanında yazılmıştır.

"Bazıları gerçekten yaşar." Charles Bukowski

Sırtımızda bize ait olmayan ama üzerimize yapışıp kalan ve bir daha hiçbir yere gitmeyen mahur ve melankolik bir hüzün paltosuyla dolaşıyoruz biz Türkler. Gittiğimiz her yere ve tanıştığımız herkese sunuyoruz onu ve bu hüznün pazarlanma işi bizi epeyce meşgul ediyor. Eski yıllarda kamyonlara asılan "ağlayan çocuk" kartpostalı gibi yerel ve yaygın. Menşei Türk değil ancak o denli içselleştirilmiş ki seksenli yıllar onunla anılıyor nostalji niyetine. İstanbul'da dolaşıyorum ve omzumda bir adam oturuyormuş gibi yürüyorum yollarda. Adam her nedense git gide ağırlaşıyor ve en sonunda akşamüstü evime dönmek için herhangi bir vesaite genellikle de otobüs ya da minibüse bindiğimde omuzum çöküyor üzerime, uyukluyorum ya da anlamsızca yola bakıp gözlerime yapışan her türlü ışıktan sakınıyorum. Para babaları dolu etraf sanki ve otobüsün dışındaki her araç beni fakirliğimle aşağılıyor. Yağmur yağıyor ıslanıyorum, kar yağıyor üşüyorum, güneş çıkıyor kavruluyorum ve bu pastadan bana düşen payın neden bu kadar az olduğuna bir türlü akıl sır erdiremiyorum. Sonra Acıbadem sokaklarında geceleri çöp toplayan çingeneler, Merter de yol üzerinde müşteri kovalayan travestiler ve sur dibinde kağıt mendil satan çocuklar aklıma geliyor ve ben şükretmem gerektiğine karar veriyorum yeniden. Oysa biliyorum ki sadece üç gece üst üste Kadıköy'den evime taksiyle gelmeye kalksam kişisel bütçem o denli sarsılır ki tekrar eski düzenini alması dört aylık kemer sıkma politikası sonucu ancak mümkün olabilir.

Off ulan off! Yüreğim yağmur ormanları benziyor biliyor musun? Hiçbir müdahale söndüremez bu yangını. Sefilin tekiyim ben, aptal, aptal, aptal… Geberene kadar içmek ve kaybolmak zamanı şimdi.

Ben arızalıyım, güne kara çalarım, tanıdığım herkese felaket taşırım, " "Lanetli Yahudi" gibi gittiğim her yere bela taşırım, asla iflah olmam, asla durulmam, yararlarımı kaşır dururum. Allah beni affetsin, ya da yok yok, affetmesin!

Alp Tugan “Enstantaneler”

Bayan Arıza tarafından Mart - 9 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Eddie'm Vedder'im, mavilim, maviselim…

Nevermind kocum, take it easy.

gec gittin be abi. gidisin afilli olmadi.

Yavruma bak be:)

Pearl Jam

TiananMenian “Bana İstanbul çocuğu ayağı yapma”

Bayan Arıza tarafından Mart - 9 - 2011 zamanında yazılmıştır.

"Aslına bakarsan bütün insanların hayatı beklemekle geçiyordu. İstedikleri bir şeyin gerçekleşmesini ya da birgün geberip gitmeyi bekleyip duruyorlardı. Markette tuvalet kağıdı satın almak için kuyrukta bekliyorlardı. Bankadan para çekmek için kuyrukta bekliyorlardı. Ve eğer paraları yoksa, daha uzun kuyruklarda beklemeleri gerekiyordu. Önce uykunun gelmesi için, sonra da uyanmak için bekliyordun. Önce evlenmek için, sonra da boşanabilmek için bekliyordun. Önce yağmur yağması için, sonra da yağmurun durması için bekliyordun. Yemek yemek için bekliyordun, sonra tekrar yemek için yeniden bekliyordun. Bazen de bir sürü delinin arasında "acaba bende mi onlardan biriyim?" diye merak ederek bir psikoloğun muayenehanesinde bekliyordun." Charles Bukowski

Akşam karanlığına kaldım yine ve Kadıköy'den uzaklaşmam gerek parasız yaşam kuralı gereği. Her köşe başında para harcamam için bir sebep yaratılmış sanki. Geçenlerde orta yerdeki parkta bulunan tuvalete girme gafletinde bulundum da yeni Türk lirasıyla bir lira verdim tamı tamına. Sadece ben şikayetçi değilmişim demek ki, içeriye girdiğim tuvaletin metal kapısına keçeli kalemle "bir milyona ağzına da sıçtırtıyor musun ulan?" diye yazmış benim gibi söğüşlendiğini düşünen bir arkadaş. Elimde iki üç tane Bukowski kitabı var. Ne yazık ki modası geçti "pis moruğun" ve korsanı basılmıyor artık. Eski kitap satan dükkânlar var rıhtımdan Moda'ya çıkılan yol üzerinde. Çaresiz üç beş lira eksiğine eski kitaplarını aldım otobüs duraklarının paralelinden yürüyüp minibüs durağına geldim sonra. Yakacık dolmuşlarının önünde sıraya girdim. Demokratik bir toplum, herkes mahmur gözlerle boş dolmuşlara yerleşiyor ve koltukları dolan minibüs kalkıyor. Sıra bana gelir gelmez en arka koltukta en dip koltuğa yerleşiyorum. Ne kadar az insan teması o kadar çok Bukowski böyle zamanlarda. Hemen paramı da yollayıp gömülüyorum kitabın içine. Amerika, evsizler, ayyaşlar, düzüşler, kaybedenler, kadınlar, at yarışları, kasabalar, tren ve otobüs yolculukları, hastaneler, işler, şehirler, ibneler birbirine karışıyor yine ve ben İstanbul'dan azat oluyorum o anda. Anında fark ediyor it oğlu it ve bir hareketlenme oluyor minibüsün içerisinde. Önce büyük bir alışveriş merkezinin yan tarafından geçerken üç beş tane zibidi biniyor minibüse. Neşeleri yerinde cıvıl cıvıl ve kaygısızlar. Her konuşmalarında gülecek şeyler buluyorlar. Erkeklerin saçları uzun, kulakları küpeli, kızların ise tam tersi neredeyse sıfır numara saç, erkeksi ve yeni yetme metalci tarzı siyah renk tişört ve kot. Bunlar bizim oraların değil Kozyatağı'nın ya da Bostancı'nın çocukları. Kıyafetler rahat, konuşmalar esprili ve coşkulu, gülücükler teklifsiz. Derken şoför mahallinde ufak bir arbede yaşanıyor ve şivesinden Kürt ya da doğulu olduğu anlaşılan on sekiz yaşlarında fütursuz bir erkek sesi bölüyor bizim zengin çocukların sesini. Şoför ile yandaki koltuğun arasında motor kabini diyebileceğim yere oturmuş genç ile koltukta oturan yolcu tartışıyor önceleri. Genç işi kabadayılığa vuruyor sonra, "konuşma lan" la kurulan cümleler "bana İstanbul çocuğu ayağı yapma" larla devam ediyor. Diğeri ne kadar laf anlatırsa anlatsın, doğulu gencin "in lan aşağı, ne diyeceksen orada de" tehdidi sonrası kırılan onuru bir türlü yerine oturmuyor. Mesele "biraz öte git beni sıkıştırıyorsun" gibi boktan bir mevzudan açılmış, gencin terslemesiyle farklı bir boyut kazanmış ardından. Bukowski'yi kenara bırakıp kendi gerçeğimle yüz yüze geliyorum. Erkek saçlı kızlar korkuyla, küpeli erkeklerinin koluna sarılmışlar sıkı sıkı ve şoför dahil hiç kimse konuşmuyor. Derken tahminlerimi doğrularcasına Bostancı'da iniyor Tiki genç güruhu ve biraz sonra da bizim bıçkın delikanlı iniyor aşağı. Gömlek düğmeleri üsten üç düğme açık ve göğüs kılı bile yok bu sert adamda. Tek serveti gençliği ve İstanbul'da var olmanın anlamını kendince çözmüş. Kendini ezdirme, söz söylerken tekleme, gereken söz ve davranış kalıplarını cesurca yerine getir. Ya bir gün dere kenarında leşini bulurlar ya da en babasından küçük bir mafiyaso olarak yeraltı dünyasına kaydın yapılır. Kapı kapandıktan sonra geride kalan adam son hamlesini yapıp şoföre çıkışıyor "helal olsun kaptan, minibüsünde yolcuna hakaret edildi, sen tek laf bile etmedin" diye. Minibüsçü ben her gün nelerle uğraşıyorum dercesine elini şöyle bir sallayıp üzerine bir de sigara yakıyor. Tekrar kitaba gömülüyorum bende ve minibüste kalan yolcunun yerinde olmadığıma şükürler ediyorum içimden.