Konser İzlenimleri’ kategorisi için Arşiv

Rock’n’Coke (3-4 Eylül 2005 – Hezarfen Havaalanı)

Bayan Arıza tarafından Şubat - 9 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Rock'n'Coke (3-4 Eylül 2005 – Hezarfen Havaalanı)

"Rock'N'Cure" mu demeliydim aslında? Bu festivale ilk kez katıldım. Ortamı hiç sevmedim. Telefonların çekmediğinden mi bahsedeyim, ortalıkta oturulacak, dinlenilecek bir yer olmadığından mı, her şey için saatlerce sıra beklediğimizden mi, tuvalet konusuna ise hiç girmeyeyim. Yağmurun, çamurun, yeni nesilin de bunda etkisi var elbette ama zaten isteksizdim giderken de. İçinde bulunmak istediğim bir hadise değildi. N'apalım The Cure gelmiş, izlemek lâzımdı. Skin'i daha önce Modern Rock Festivali'nde izlemiş ve sevmiştim. Sahne performansını çok beğenmiştim. Bir kez daha göreyim istedim. KoRn'da eğlenceli olabilirdi:-) Elbette The Tears vardı. Tüm bunlar derken, kendimi ikna ettim ve gittim.

Üç kişi gittiğimiz mekânda birbirimizi kaybettik. Bir çok tanıdık gördüm görmesine ama KoRn'u ve The Cure'u yalnız izledim. Bir kaç defa yağmura çamura rağmen mekânı turladım ama kimseyi göremedim. Yukarıda da söylediğim üzere, ortamdan zerre haz almadığım için konserler hakkında bir kaç laf edicem sadece.

The Tears Brett Anderson'u 2003 yılındaki H2000'de Suede'le birlikte geldiğinde en önden izlemiştim. Bu kez Bernard Butler'ı ve gitar çalışını da görmek kısmet oldu. Bir ara onca güzel günlerin hatırına Suede'den bir şarkı çalarlar mı diye umdum ama beyhude bir bekleyişti bu. Olsun, seyirci çok gaz olmasa da The Tears güzeldi, Brett bolca oynadı, zıpladı, dans etti, Bernard gitarını konuşturdu.

Skin Bu ablayı da daha önce Modern Rock Festivali'nde izlemiştim. Sahneye çok hakim, seyirci ile iletişimi süper, gaza getirmede başarılı. İnanılmaz bir enerjisi var. En beğendiğim Skin oldu performans açısından KoRn ile beraber.

The Cure 'da güzeldi hoştu elbette. Neticede gitme sebebimdi, ama sanki daha iyi olabilirdi gibi geliyor. Skin'ciğim 🙂 bi ara seyircilerin arasına daldı. En öndekilerin elini tutarak vs. söyledi şarkıyı.

KoRn Bayıldım, tek kelimeyle bayıldım. Daha önce bir kaç konserini izlemiştim, beğenmemiştim, detone oluyorlardı, albümdeki kadar iyi çalamıyorlardı. Ancak çok iyiydiler. Seçtikleri şarkılar, iletişim hepsi iyiydi. Bir ara acayip yağmur yağdı ve o an cidden çok harikaydı. Pogo yapmaya yetlendim. Yeltendim diyorum çünkü bu yeni nesil kırdı geçirdi, sağ omzuma sağlam darbe yedim. Değdi mi, değdi bittabi. En çok eğlendiğim konser KoRn'unki oldu.

The Cure The Cure'u beklerken Sigur Ros çaldı. O anda kalbim duracak sandım. Sigur Ros'u da izlersem sanırım gözüm açık gitmeyecek. Yeni albümleri Takk'ı dinliyorum devamlı.

Evet efenim, ne diyordum, The Cure, evet, onları  da gördük. Yalnız şunu söylemeden geçemeyeceğim; yahu evet bu adamları yıllardır dinliyorum seviyorum ama eski albümlerinin tadı bir başka. Robert Smith o alıştığımız ve sevdiğimiz haliyle, kırmızı ruju, siyah göz makyajı ve karmakarışık saçlarıyla dağıttı bizleri. Sesi muhteşemdi. Beş kez bis yaptılar, Love Song'u çalmadılar 🙂 Tıpkı Radiohead'in Selanik'te Creep'i çalmadığı gibi.

Ama neler çalmadılar ki? Boys Don't Cry, a letter to elise, Lullaby…Başkaa, Fascination Street, Inbetween Days, Friday i'm in love tabii ki, Just like Heaven, Shiver and Shake, The end of the world, One Hundred Years, Three Imaginary boys, Killing an Arab, Hot hot hot şu an aklıma gelenler. Elinde tam liste olan varsa şayet, bislerle beraber, iletirseniz eklerim.

Biletim kombine ama bugün gitmeyeceğim. O işkenceye bir daha katlanamam. Zaten bugün Hot Hot Heats'i ve Şebnem Ferah'ı izlemek istiyordum. Onları da bir şekilde nasılsa izlerim.

Burcu sağolsun The Cure'un Setlist'ini gönderdi. Aynen kendisinin mailinden copy-paste ediyorum:

open (wish) fascination street (disintegration) from the edge of the deep green sea (wish) alt end (the cure) the blood (head on the door) the end of the world (the cure) in between days (head on the door) shake dog shake(the top) us or them (the cure) a night like this (head on the door) push (head on the door) friday i m in love (wish) just like heaven (kiss me kiss me kiss me) a letter to elise (wish) lullaby (disintegration) never enough (single) signal to noise (single) the baby screams (head on the door) one hundred years (pornography) shiver and shake (kiss me kiss me kiss me) end (wish)

birinci bis at night (seventeen seconds) m (seventeen seconds) play for today (seventeen seconds) a forest (seventeen seconds)

ikinci bis if only tonight we could sleep (kiss me kiss me kiss me) the kiss (kiss me kiss me kiss me)

üçüncü bis hot hot hot (kiss me kiss me kiss me) let s go to bed (japanese whispers) why can t i be you? (kiss me kiss me kiss me)

dördüncü bis three imaginery boys (tib) grinding halt (tib) boys don t cry (boys don't cry) 10 15 saturday night (tib) killing an arab (boys don't cry)

beşinci bis faith (faith)

NILS PETTER MOLVæR (8 Ekim 2005 – Yeni Melek)

Bayan Arıza tarafından Şubat - 9 - 2011 zamanında yazılmıştır.

NILS PETTER MOLVæR (8 Ekim 2005 – Yeni Melek)

NILS PETTER MOLVæR'i 15.Akbank Jazz Festivali kapsamında Yeni Melek'te izleme şansına eriştim.

Her nedense konser salonunda çok fazla insan sesi vardı. Konseri izlemeye gelenler sürekli konuşuyorlardı. Nasıl bir seyirci profiliydi anlayabilmiş değilim. En önde olmama rağmen insanların sesi sahnenin sesi bastırır duruma geldi bazen.

Nils Petter ve Uçan Kaz, tayfasıyla beraber geldi. Bize kuzey jazz'ı neymiş gösterdiler. Jazz demek de doğru değil aslında. Kendisi elekronik destekli bir müzik yapmakta, şaşırtıcı bir biçimde trompet çalmakta, hatta trompetine üflerken pedal kullanmakta…Elbette gruptaki diğer müzisyenleri de es geçmemeli.

Evet, her şeye rağmen konserden zevk aldım. Yer yer dans ettim, kimi zaman da öylece kalakaldım. Kulaklarımın pasını sildiler adeta sağolsunlar.  

Rock Republic (1, 2 ve 3 Temmuz 2005 – Mehmet Akif Ersoy Piknik Alanı)

Bayan Arıza tarafından Şubat - 9 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Rock Republic (1, 2 ve 3 Temmuz 2005 – Mehmet Akif Ersoy Piknik Alanı )

Geçen sene ki Barışa Rock'ın mekanında, Mehmet Akif Ersoy Piknik Alanı'nda gerçekleşti akvite. Bendeniz sadece 1. güne ve 3. güne gittim. Overkill'dan ve elbette ki in Flames'den ziyadesiyle memnun kaldım. Açıkhavada izlenilen konserin tadı bir başka oluyor.

 

Steven Adler ve grubu (9 Şubat 2005 – Bronx)

Bayan Arıza tarafından Şubat - 9 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Steven Adler ve grubu (9 Şubat 2005 – Bronx)

İlk konseri ballandıra ballandıra anlatan arkadaşlar yüzünden gittim konsere.

Sebastian Bach modelinden farklı olarak alınlarda bandana daha bi revaçtaydı:) Sanki zaman hiç geçmemişti de biz hâlâ seksenlerde yaşıyorduk.

Her konserde olduğu gibi yine en öndeydim. Yaklaşık iki saat sound check yapılmasına rağmen vokali duymak imkânsızdı. Adam bayaa gırtlak patlattı, ancak vokali yine de hiç duyamadık. Vokal olmayınca kendi vokalimizi kendimiz yaptık;)

Konser aman aman süper değildi ama eğlendim mi e tabii;) Bolca bağırdık, çağırdık, zıpladık;) Eski zamanları yad ettik.

E haliyle Guns'n' Roses çaldılar, 1987'ye gittik, sonra 1992'ye;) Kendi albümlerinden de 1-2 şarkı çaldılar. Civil War'ı da çaldılar ki konser sırasında en mutlu olduğum andı.

Gitarist abinin iki gitarı da mordu. Sempatik heriflerdi vesselam. Steven ve mor gitarlı abi hatunlara yavşadılar. Ya da şöyle diyelim; yavşayan hatunlara prim verdiler;)

Konserin en sempatiği, konser öncesi sahne ve ses ayarlarıyla uğraşan Kolombiya'lı, Meksika'lı ya da Güney Amerika ülkelerinden birine mensup olduğunu sandığımız ve kendisine "Sanchez" ismini taktığım abiydi;) Grubun annesi gibiydi bu abi: elinde bant, kabloları bantlıyor, mikrofonu düzeltiyor, elemanların içkisini tazeliyordu. Neredeyse iki saat rötarla konser başladı. 24.00 civarı sahne alıp, 01.30 gibi gittiler.  

Sebastian Bach (9 Haziran 2005 – Yeni Melek Gösteri Merkezi)

Bayan Arıza tarafından Şubat - 9 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Sebastian Bach (9 Haziran 2005 – Yeni Melek Gösteri Merkezi)

Aralık konserinden sonra ikinci kez izledim herifi. Aralık konseri daha kalabalıktı amma velakin konser yine muhteşemdi. Sebastian Bach ayrı tabii de, Steve'de çok tatlıydı, ayrıca gitarist Mike Chlasciak'a ise bittim tek kelimeyle.

Ses düzeni şahane olmasa da yine de Sebastian'in muhteşem sesini duyduk. Adamın vokaline diyecek yok. Youth Gone Wild'i gene dinletti bize sağolsun varolsun:)  

Sepultura (23 Mart 2005 – Yeni Melek)

Bayan Arıza tarafından Şubat - 9 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Sepultura (23 Mart 2005 – Yeni Melek)

Irkçı bir insan değilim ama zencileri hoş bulduğumu söyleyemem doğrusu. Ama efenim bu DERRICK GREEN beyefendi neymis öyle ya?

Konserden ziyadesiyle tatmin oldum. Sahneye geç çıktılar, seyirci olarak isyan ettik ama adamlar hakkını verdiler.

Ben davulu cok tuttum bunu bir söyleyeyim en başta. Igor süper süper. Hâlâ çok iyi, çok sert. Andreas Kisser'in soloları müthişti yine, gitarına kurban olurum. Paulo Jr. arkada kalmıştı, atraksiyonu yoktu.

Konser mekânı, Yeni Melek'ti. Orada en son Sebastian Bach'i izlemiştim. Gözlerim beni yanıltmıyorsa Sebastian Bach'tan daha çok insan vardı. Yine yıllardır gördüğüm tipler, bizim eski kötü keman, hassikthe-r, haydar, ekol, gitanes tayfası…

Sepultura'dan önce iki tane ön grup çıkmış. Biri False in Truth'tu biri de bilmem kim. False in Truth'u severim. Ancak Sepultura kadar değil:) O yüzden ön grupları izlemek yerine direkt Sepultura'ya gittik.

Mekâna vardığımızda zaten 21.00'di, evde ve kapıda biraz demlendikten sonra içeri zıpladık. Önce asağıdaydık. Sonra yanımdaki şahsiyetin baskılarına dayanamadım, "illâ balkona çıkalım" dedi. Kendisine her ne kadar "ben her konseri en önden izlerim, uzaktan izlersem bir anlamı kalmaz, burada olmam ve hissetmem lâzım" dediysem de dinletemedim ve balkona çıktık. Hayatımda ilk defa balkondan konser izledim. Ne doğru dürüst pogo yapabildim ne de hareket edebildim. Ama yine de balkondaki tiplerin yanına çöreklendim ve balkondan hem sahneyi, hem de aşağıdaki izdihamı görmüş oldum.

Peki ne çaldılar? Ben zaten Beneath the remains, Arise, Chaos A.D., Rootz ve Schizophrenia icin gitmiştim. Beklediğim şarkıların hepsini çaldılar diyeyim de gelmeyenler kafalarını duvarlara vursunlar:)

Roots Bloody Roots, Territory, Attitude, Beneath the Remains, Desperate Cry, Refuse/Resist, Arise, Biotech Is Godzilla, Chaos A.D. ilk aklıma gelenler.

Bir ara şeye sinir oldum, Andreas'a, herif dünya kupası geçeli kaç zaman olmuş, "Turkey 0, Brasil 1" filan dedi. B.k var sanki:)

Efes Pilsen One Love Festival 4 (11 Haziran Cumartesi 2005 – Parkorman)

Bayan Arıza tarafından Şubat - 9 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Efes Pilsen One Love Festival 4 (11 Haziran Cumartesi 2005 – Parkorman)

Öncelikle harbiden Replikas'ın hastasıyım. Son 3 hafta içinde 3.izleyişim oldu onları, hiç de şikâyetçi değilim. Hatta MaNga yerine onlar bir kaç saat daha çalsalardı hiç fena olmazdı. İlk çıkan grup Replikas'tı. Replikas'tan önce Murat Beşer çalıyordu tabii. Replikas'ta seyirciler henüz gelmeye başlamıştı. Ama bendeniz en öne çöreklendim her zamanki gibi. Sahneye de laf attım bir ton. Gökçe, Barkın hepsi ama hepsi çok iyiler. Yine bi ara gidip konuşacaktım konser sonrası onlarla ama yanlarında arkadaşları vardı.

Efenim Replikas sonrası maNga kardeşler çaldılar. Ben o sırada oldukça uzaklaştım sahneden. Etrafı dolaşmaya çıktık arkadaşlarla. Rammstein coverlardılar bi ara:) Uzaktan seyretmek daha iyiydi tabii:)

Neyse ki Ian Brown sahneye çıktı. Adam tek kelimeyle şahaneydi ve çok sıcak adamdı vesselam. Ama esas olay Super Furry Animals'dı. Vokal İskoç abi bi ara "r" harflerine basa basa İskoç aksanıyla bir şeyler dedi, çok tatlıydı. Sahneye çıkınca yan taraftaki ekranlarda akıp giden görüntüler harikaydı. Vokalistin kostümü de süperdi. Tek kelimeyle harikulâde bir grup Super Furry Animals.

Park Orman'da konser izlemek çok keyifli. Tek sorun, onca giyinmemize rağmen çok üşümemiz oldu.

Bakalım seneye kimi getirecekler? Umarım Sigur Ros'u da izlemek mümkün olur.  

Deep Purple (23 Temmuz 2005 – Park Orman)

Bayan Arıza tarafından Şubat - 9 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Deep Purple (23 Temmuz 2005 – Park Orman)

Arık ölsem de gam yemem. Bu adamları da izledim ya eksik parça tamamlandı. Ne konserdi ya. Adamlar müzik yapmaya başladıkları zaman ben yoktum. Aradan 40 sene geçti ve herifler hâlâ aynı ruhla çalıyorlar.

Benim için tarihi bir gün oldu zira 1993 Metallica konseriyle başladığım konser maratonlarımdan -bugüne dek 100'den fazla konser izlemişimdir kesin- bu kadarını görmedim diyebilirim doğrusu.

Ortamın güzelliği, seyircinin kalitesi, çoşkusu yaş ortalamasının çok çok yüksek oluşu, herkesin hep birden şarkılara katılması ve baştan Ian Gillian olmak üzere tüm grup elemanlarının sempatik tavırları büyüledi. Seyirci harbiden de muhteşemdi. Steve Morse muhteşemdi. Sürekli bizim tarafa en ön sol taraf bakıp bakıp gülümsedi.

Highway Star'la coştum, Woman from Tokyo, Demons Eye ve Perfect Strangers derken bis öncesi Smoke on the Water'la bitirdiler. Bisten sonra da Black Night geldi. Mekândaki herkes hep bir ağızdan "ooo ooo ooo" dedik ve Black Night'in nakaratını yapmaya çalıştık. Of ya inanılmazdı. Düşündükçe tüylerim diken diken oluyor hâlâ.

ÇİLEKEŞ (15 Aralık 2005 – Balans)

Bayan Arıza tarafından Şubat - 9 - 2011 zamanında yazılmıştır.

ÇİLEKEŞ (15 Aralık 2005 – Balans)

Son 3 haftadır Çilekeş'in "Yok" albümüyle yatıp kalkan ve daha önce kendilerini hiç canlı izlememiş biri olarak bu konseri merakla bekliyordum. Onlar hakkında birçok şey okudum, daha önce konserlerine gitmiş olan arkadaşlarımdan tiyolar aldım. Nu-metal sevmeyen biri olarak ilk kez bir grubu gerçekten beğendim, sevdim, benimsedim. Neden? Çünkü adamların kendilerine özgü bir tarzı var, kimseye benzemiyorlar, kopya değiller, işlerini iyi yapıyorlar, içlerindeki enerjiyi insanlara da doğru yansıtıyorlar. Hiçbir şarkılarında kendilerini tekrar etmiyorlar, şarkıları özgün. Okumuş çocuklar, beyanatları güzel, ayrıca yaşlarına göre de geldikleri nokta iyi, duruşları sağlam, ukalâ değiller. Birçok sebep var, dediğim gibi konseri merakla bekliyor, adeta gün sayıyordum.

Konser 22.00'de başlayacaktı. Balans'a ilk defa gidiyordum. Hemen söyleyeyim, ses düzeni oldukça iyi. Çilekeş'in çıkmasını beklerken Bloc Party'den Red Hot Chili Peppers'a kadar zengin bir menü ile müzik ziyafeti çektik.

Konserin tek negatif olayı, sahneye geç çıkmalarıydı.

23.30 civarı sahneye çıktılar ve "Kendimden Geriye" ile başladılar konsere. Ama ne başlamak? Sahneye yapışmış vaziyette, tam basçı Sedat'ın önünde pür dikkat konseri izlemeye koyuldum. Bakalım stüdyodaki kadar iyi çalacaklar mıydı, detone olacaklar mıydı? Sempatikler miydi? Aklımdaki sorulara benim istediğim yanıtları verebilecekler miydi?

Görkem, ilk şarkıdan sonra "hafta içi olmasına rağmen bizi izlemeye geldiğiniz için teşekkür ederiz" dedi. "Sorma" ile devam ettiler. Albümde ne varsa birer birer gelmeye başladı. Adamlar çok iyiydi. Ali, Sedat ve Görkem bir yana Cumhur tam anlamıyla bizi esir aldı. O nasıl davul çalmaktır öyle kardeşim, hızına yetişebilmek için başımız döndü adeta.

"Ardıma hiç bakmadan", "Körpe" den sonra Görkem: "Konserlerimizde sıkça çalıyoruz, Rage Against The Machine'i çok seviyoruz" dedi ve arkadan süper performansla "Know your Enemy" geldi. İşte o vakit acaba zıplarsam tavana erebilir miyim dercesine zıplıyordum. 

Albümdeki sevdiğim şarkılardan "Siyah"ı ve "Yetmiyor"ı çaldılar. Sonra Görkem "şimdi Batı Berlin'den bir misafirimiz var" dedi ve sahneden ayrıldı. Bir baktık tüm tombikliği ve sevimliliği ile Fuat geldi sahneye. Yahu bir insan bu kadar sevimli mi olur ya, o yanakları tutup sıkmalı 🙂

Neyse efenim kendisi "eller havaya" filan gibi bişiler dedi, tabii ki sözlerini bilmediğimiz "Batı Berlin geri geldi" tadında bir şeyler söyledi. Sonra o beklenen an geldi ve Fuat ve Görkem beraber "Gözaltı" nı çaldılar. Abicim Görkem'in ses rengi ne muhteşemmiş. Adam konservatuarda keman okumuş, şimdi de Bilgi'de müzik (şan) bölümünde okuyor. Sesini de pek güzel kullanıyor, gırtlağı sağlam. Neyse "Gözaltı" nda hopladık zıpladık tabii ama sonra Fuat gitti:(

"Ankara'lı Metropolis grubunu biliyor musunuz?" dedi Görkem ve biz hep bir ağızdan "eveeeeet" diye bağırdık, "Biz çok seviyoruz onları ve şimdi onlardan bir şarkı çalıcaz" dedi.

Albümlerine çektikleri ilk klibin şarkısı "Y.O.K." geldi ve yine herkes şarkıya eşlik etti. Sonra yine "Deftones sever misiniz?" dedi Görkem ve bir cover çaldılar. Ben o arada sahneye doğru bağırıp "Kürar'ı çalacak mısınız?" dedim, Görkem'de yanıma kadar gelip tüm sevimliliğiyle "tabii ki" dedi:) "Kürar" albümdeki en sevdiğim şarkı zira. Gerçi ayırmıyorum ama o şarkının melodisini pek seviyorum…

İçimden bi yandan da "KoRn da çalsalar keşke" diyordum ki "Y'all want a single" geldi, sağlam bir cover'dı, helal olsun kendilerine.

Efenim konser böyle aktı gitti, 01.30'a doğru yaklaşırken konser nihayetlendi. Zıplandı, hoplandı, kafa sallandı, pogo yapmaya çalışıldı. Bazı öküzler konseri elleri bağlı izledi, onların üzerine pogo yapılmak istendi, bir kısım kızın üzerine pogo yapıldı, kızlar korktu, kaçıştı:)) Bis yapıldı ve "Kendimden geriye II" ile konser bitti:(

Sedat'a "Setlist'i istiyorum" dedim, hemen sahneden kopardı verdi setlisti, bu kaçıncı setlistim bilemiyorum:)

Tam gaza gelmiştik aslında, tahminimden de iyiler, sevimliler, canayakınlar ve işlerini iyi yapıyorlar. Bundan sonraki tüm konserlerine gitmeye karar verdim.

Fon. Cilekes – Kürar

bayan ariza sundu:)

Cake (17 Şubat 2005 – Akatlar Spor Merkezi)

Bayan Arıza tarafından Şubat - 9 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Cake (17 Şubat 2005 – Akatlar Spor Merkezi) "nooo phooone, nooo phoooone I just wannaa beee alone"

Ziyadesiyle sağlam konserdi. Hatta son aylarda izlediğim en güzel konserdi. Özellikle Steven Adler şokundan sonra muhteşemdi. Kulaklarımın pası silindi. Zira ses düzeni şaşırtacak derecede iyiydi. Adamların sahne performansı müthişti ve stüdyo kaydıyla birebir çalmaları harikaydı.

Cake, adeta cool adamlar tayfası, çok sempatikler. Gitarist, konser sonunda sanki gülümser gibi oldu;)

Efenim her ne kadar "biz hiç profesyonel bir grup değiliz, setlist kullanmayız. Hangi şarkıyı çalmamızı istiyorsanız söyleyin" demiş te olsalar çalmalarını beklediğim şarkıların çoğunu çaldılar zaten, sağolsunlar varolsunlar.

Frank Sinatra'yla girdiler ve Distance ile finallediler. Sheep go to heaven goat go to hell, perhaps perhaps perhaps, i will survive, guitar, no phone, comfort eagle.

Bis'te "Never There" ve "Distance" çaldılar. No phone'u biz seyircilere söyletebilmek ve seyirci katılımını sağlayabilmek için bayaa bi uğraştılar: "haydi baylar", "haydi bayanlar" şeklinde koro bile olundu ama daha sıkı koro olunabilirdi kanımca.

Konser çok başarılıydı bence. CAKE çok iyi grup çünkü.

Sponsor, Tekel Birasıydı. Bu da oldukça şaşırtıcıydı. Mekânda sigara içilmemesi (içenler de oldu tabii) iyi fikirdi. Dumandan boğulmamış oldu insanlar. Yaş ortalaması bir çok konserde olduğu gibi çok düşük değildi, hoş 18 yaş sınırı da vardı ama yine de ortalama yüksekti.

Yurdumdan CAKE ikinci kez geçti. Umarım yine geçer de tekrar izleme şansı yakalarız bu muhteşem grubu.