ROCK’N’COKE (18-19 TEMMUZ 2009 – İSTANBUL PARK)

Bayan Arıza tarafından Şubat - 9 - 2011 zamanında yazılmıştır.

ROCK'N'COKE (18-19 TEMMUZ 2009 – İSTANBUL PARK)

18 Temmuz Cumartesi

Bir yıl aradan sonra yine festivaldeyim. Bu yıl gitme nedenim, en başından beri destek verdiğim; çok sevdiğim Sakin'i Rock'n'Coke'da da yalnız bırakmamak ve Trent Reznor'u dünya gözüyle görebilmekti.

Kadıköy'lü bir müziksever olarak ilk kez bizim yakada büyük bir festival olacaktı, Hazerfan'dan sonra bu İstanbul Park nasıl bir yerdi merak ediyordum doğrusu.

Arabamıza atladık, yoldaki tabelâları takip ederek bir saatte İstanbul Park'a vardık. Tabelâlar sizi çok iyi yönlendiriyor, kolaylıkla bulunabilecek bir yer; hatta yol/yön bilmeyenler için bile.

Dış otopark dedikleri alana arabamızı park ettik. Yolun tam bir işkence olduğunu arabadan inip mekâna yürümeye başladıktan sonra anlayacaktık. Otoparktan sonra bir cadde, iki üst geçit ve bir hayli yol yaptıktan sonra içeri giriyorsunuz. Öyle hemen giremiyorsunuz tabii, aranmalardan, üst baş kontrolünden geçtikten ve bileklikler takıldıktan sonra “tamam, oh be” diyorsunuz ama müzik sesi gelmiyor kulaklarınıza. Hemen solda Coca Cola beleş cola dağıtıyor, hayret ediyorsunuz çünkü Cola Cola bunu daha önce hiç yapmadı. En azından benim hafızamda böyle bir olay yok.

Cola dolu karton bardağınız elinizde, milleti takip ederek ilerliyorsunuz ki, 15-20 metre yürüdükten sonra sizi minibüslerin beklediğini ve daha mekâna gelmediğinizi “hoop, araçlara içeceklerle binemiyorsunuz” uyarısını duyduktan sonra anlıyorsunuz. Size verdikleri colaları da içemeden araçlara biniyorsunuz.

Minibüslere biniliyor balık istifi misali ve tahminen 2 km kadar yol gidiliyor. İniyoruz ve hâlâ festival alanına varamadığımızı anlıyoruz. Çünkü bir miktar daha yol yürüyoruz. Hemen solda çadır alanı var, çadırda kalanlara bir hayli üzüldükten sonra (ki orada kalınmaz) bir rampadan yukarı yürümeye devam ediyoruz. Veee evet festival alanının giriş kapısı görüldü.

Nihayet içeri giriyoruz. Solda lunapark var, nerde ne var anlamaya çalışıyoruz. Kısa sürede de anlıyoruz. En azından ana sahneyi ve Zero sahnesini buluyor ve hemen keşfe koyuluyoruz. Tam bu esnada ana sahnede Aylin Aslım var, izlememeyi yeğliyor, keşfe devam ediyorum.

İçerdeki arkadaşlarımızla buluşuyoruz ama sıcaktan bunalan bizler Hayata + çadırının altına seriliyoruz. Etrafta sponsorların çadırları var, yiyecek-içecek noktaları çok ama o kadar kalabalık ki yine de yetmiyor. Özellikle içecek standtlarında hep sıra oluyor.

Garanti Card'larımızı doldurduktan sonra biz de bir şeyler içiyoruz. Cumartesi alkol namına bir şey almadım, bolca su tükettim. Tek sevindiğm şey suyun 0,75 kuruş olmasıydı. Ana sponsor olan Cola'nın fiyatı ise maalesef 2,25 idi, bira 6 liraydı, her zaman ki gibi.

Avustralya'lı indie grubu Howling Bells'i merakla bekliyordum. Zaten radyo programlarımdan biri olan “Güneşe Uzan” da da Howling Bells şarkıları çalıyordum. Aslen Avustralya'lı olan grup 2004'te kuruldu ve 2006'da İngiltere'ye yerleşti, müzik çalışmalarına orada devam etti. Grup, 2009 yılında 2.stüdyo albümleri “Radio Wars”ı çıkardı. Çok içten ve kaliteli bulduğum grubu sıcağın altında en önden keyifle izledim.

Zero çadırına gidip Ayyuka'ya da yetiştik ki onlar da enteresan gruplardan biri. Daha önce Peyote ve Balans'ta izlemişliğim de vardı. Kendi tarzında başarılı bir grup neticede.

Emre Aydın'la aram olmadığı için konseri izlemedim ama adamı çok seven varmış, takdir ettim. “Altıncı Cadde” zamanlarını daha içten bulurdum. Sonrasında ise yaptığı müziğe beni bağlayan hiçbir hissiyat kalmadı.

Juliette Lewis konserini kaçırmamız en kötü olaydı sanırım. Çünkü lunapark modunda, Nasuh Mahruki'yi takip etmekte ve tırmanmakla meşgulduk. Aramızdan Kamikaze'ye binip çığlıklar atan arkadaşlarımız da oldu tabii. Ben izlemekle yetindim:)

Sakin'den önce Çilekeş vardı ki ilk albümlerini çok başarılı bulduğum bir gruptur Çilekeş. Onları da daha önce Balans'ta canlı izlemiş ve hayran olmuştum. Sevenleri oldukça özlemişler ki içerisi hınca hınç doluydu. Gayet başarılı bir konser verdiler, kulaklarımızın pasını sildiler adeta.

Sakin'i en önden izlemek üzere yerimizi çok önceden aldık sahne önünde. Dekor müthişti, her yere “İkarus Başarsa” nın klibinde gördüğümüz rüzgâr güllerini yerleştirdiler. Onur, işçi tulumuyla çıkmıştı bu kez sahneye. Sakin Fan'dan arkadaşlarla da buluştuk yine sahne önünde. Her zaman olduğu gibi hiç bitmesin istedim konser, Sakin'i izlemeye doyamıyorum, çok ama çok seviyorum onları. Yaptıkları müzik çok içten ve kendileri de öyle tabii. Onur, konser sonunda penasını fırlattı, minik bir akrobasi ile kaptım hemen:) Setlist'ide aldım ki daha önce aldığım Sakin Setlist'leri koleksiyonumda güzel bir yer buldu kendine:) Konserde yeni çıkacak albümlerinden “Yeni Gece” isimli şarkıyı da ilk kez dinlemiş olduk şanslı insanlar olarak. “Bir Ses” ile başlayan konser “İkarus Başarsa” ile sona erdi. Sakin'i izlerken Jane's Addiction'ı kaçırdık ama hiiiiç umurumda değildi doğrusu 🙂

Duman'ın bir kısmına yetişebildik. Zira midemizin sesini dinledik, dürümleri Duman'a tercih etmiş olduk. Kaan yine dumanlıydı anlaşılan, her Duman konserinde yaşananlar tekrar etti, netice itibariyle yine emprovize bir konser oldu.

Yemek mevzundan sonra Zero çadırına gidip Dearhead'le dans ettik ki bu iki hatunu da uzun zamandır bilirim, If İstanbul'da kaçırmıştım. Burada denk geldi, süper oldu:)

Nine Inch Nails nam-ı diğer NIN başladığında pür dikkat kesildik ve müzik dahisi Trent Reznor'u hayretle izledik. Kanımca çok başarılı bir performans sergiledi Nine Inch Nails. Spin dergisi tarafından “Müzik dünyasının en gerekli sanatçısı” ünvanı verilen Trent Reznor'un kasları inanılmazdı, bol bol terledi konser boyunca, sergilediği efor olağanüstüydü. Çok çoşkulu çaldılar ve seyirciler de iyiydi. Ziyadesiyle tatmin olduğum bir performanstı.

The Prodigy başladığında ise tüm o kalabalığın yani onbinlerce insanın dans ettiğini ve herkesin istisnasız şarkılara eşlik ettiğini gördüm. Prodigy grubunun üyelerine, “insan değil” demek istiyorum, son olarak onları çıkartmaları yerinde bir davranış olmuş açıkçası. Prodigy konserinde insanları gözlemledim bolca, herkes farklı şekilde dans ediyordu ve manzara müthişti. Biz de çok dans ettik, bağırdık, zıpladık, yorulduk!

İlk günle ilgili olarak söylemek istediğim bir konu daha var ki, Gece'yi izleyememek çok koydu ama o saatlerde içeri girmeye çalışıyorduk ve çok erken sahne alıyorlardı.

Bu yıl ki Rock'n'Coke'un en büyük hatası ise hatta fiyaskosu diyebilirim, Prodigy konserinden sonra yaşandı. Konser bitip de insanlar dağılmaya başlayınca olay çıktı.

Şöyle ki, giderken ne şekilde festival alanına ulaştığımızı yukarıda anlatmıştım. 30 bin insanın bir anda dağılmaya çalıştığını ve bu insanların evinizin kapısı kadar küçük tek bir kapıdan çıkmaya çalıştığını hayâl edin. Sonrasında bu insanların minibüslerle giriş kapısına taşınacağını düşünün. Düşünmek bile zor iken…Tabii ki arbede çıktı, bu durum kaçınılmazdı. Bunu nasıl öngörememişler ona şaşıyorum hâlâ. Hatta neden minibüs/midibüs yerine birkaç büyük otobüs koyup bu işi çözmeyi düşünememişler, ilginç! Minibüslere binemeyen binlerce insan olarak yürümeye başladık. Yolda bir minibüs durdurarak binebildik, tabii yolun yarısını yürüdükten sonra. Maalesef Pazar günü bu kadar şanslı olamayacaktık.

Girişte indirildik. Sonraki aşamada yine o köprülerden geçerek ve bir hayli yürüyerek otoparka ulaştık, bir saatlik yolculuktan sonra evimize ulaştığımızda saat sabahın 4'düydü.

Kılık kıyafetlerden kurtulduktan, dişler fırçalandıktan ve ılık bir duştan sonra uykuya geçildi.

19 Temmuz Pazar

Pazar sabahı sıkı bir kahvaltıdan sonra tekrar yola koyulduk. Amacımız Fuat'a yetişmekti. Bu tatlı, samimi adamı canlı izlemeyi çok istiyorduk. Maalesef biz yine aynı işkenceyi çekip de Zero sahnesine vardığımızda Asfalt Dünya sahnedeydi.

İzlemek istediğim gruplardan biri de Asfalt Dünya idi. Onları da pek severim. “Ormanlar Kralı” albümlerinden çaldıkları şarkılarla bize güzel bir müzik ziyafeti verdiler. Setlist'i de kapmayı ihmal etmedim. “Hiç” ile başlayan Asfalt Dünya konseri “Ormanlar Kralı” ile sona erdi.

Asfalt Dünya'dan sonra merakla beklediğimiz Cartel'i izlemek üzere ana sahneye doğru yollandık. Manga ile birlikte çıkıyorlardı ki Manga ile uzaktan yakından bir alâkam yoktur. Ama Cartel'i izlemeyi çok istiyordum. Manga birkaç şarkı çaldıktan sonra Cartel'i sahneye davet etti. Ve olay işte o an koptu, hep bir ağızdan “Gel gel, Cartel'e gel” i ezbere söyledik. Adamlar çok içtendi, bizim onları özlediğimiz kadar onlar da bizi özlemişti. Hep bir ağızdan şarkılara eşlik ettik ve en son “Evdeki Ses” ile konser sona erdi.

Mojito ve bilumum kokteyllerle rahatladıktan ve karnımızı doyurduktan sonra Pazar gününün ağır toplarından Hayko Cepkin'i beklemeye başladık. 2 yıl önceki Rock'n'Coke'da Hayko Cepkin'in performansını ağzım bir karış açık şekilde izlemiş ve “bu adam insansa ben neyim ulan?” demiştim. Bu kez de duman efektleri ve bembeyaz kıyafetler içinde çıktı sahneye, kâh brutal kâh arabesk vokallerle klasik Hayko Cepkin şarkılarını paylaştı bizlerle. Çok kısa sürdü sanki, doyamadık. Sonradan öğrendiğim kadarıyla yeni albüm öncesi son konseri olmuş Rock'n'Coke. İnzivaya çekilip albüm hazırlıklarına yoğunlaşacakmış.

Adalı grup Razorlight'ı da izlemeyi planlıyordum. Sahne önü herkese açık olduğu ve bazı akıllı (!) bıdıklar bunu bilmediği için sahne önüne geçip en önden yakışıkı Johnny Borell'i izleme şansı yakaladım. Fevkalâde bir konserdi, pek keyif aldım.

Fairuz Derin Bulut yine çok fantastik ve uçuktu. Zero sahnesine gelen insanları şaşırtmakla meşguldu. Eminim herkesin kafasında aynı soru vardı: “Bu adamlar ne yapmaya çalışıyor?” 🙂 Halbuki onların her zamanki haliydi bu, yeni değildi yani 🙂

2000'li yılların en mühim indie İngiliz gruplarından biri olan ve ilk çıktığı dönem “Employment” albümünü bolca dinlediğim Kaiser Chiefs sahneye çıktığında yorgunluktan çimlere serilmiş durumdaydık, adım atacak halimiz kalmamıştı. Bırakın grubu en önden izlemek şöyle dursun, kıpırdayamayacak durumdaydık. Birkaç şarkıda dans edip, hoplayıp zıplasam da genel olarak oturarak izledim bu İngiliz şahsiyetleri. Başarılı bir performans sergilediler.

Linkin Park sahne aldığında tek kelimeyle heyecan doruktaydı. Nu-Metal'le aram nahoştur. Ancak KoRn'u yeri ayrıdır.

Linkin Park ise müzikal olarak bana hitap etmiyor ama albümleri 50 milyondan fazla satan bu grubu merak ediyordum doğrusu. Gayet sıcakkanlı adamlardı ve oldukça seveni varmış onların da, ne de olsa dünya standartlarında bir grup. En çok albüm satan gruplardan biri. Bis olayına kadar aynı ayarda devam etti konser ama bisten sonra koptu diyebilirim. Son derece başarılı bir performans sergilediler. “One Step Closer”la konser bittiğinde yüzümüze yayılan gülümsemeye engel olamadık.

Ama bu gevşeme, rahatlık ve mutluluk çok uzun sürmeyecekti çünkü çileli dönüş yolu başlıyordu. Bir gece önce yarı yolda binebildiğimz minübüse bu kez binemedik. Ve o 2 günlük yorgunluğun üzerine onca yolu yürümek zorunda kaldık. Tabii çıkışa geldik ama çıkıştan da otoparka yürümek zorundaydık.

Pazar sabahı gerçekleşen kramp dolayısıyla hâlâ ayağımın üzere basmakta zorlanıyordum. Bu ayrıntıyı yazmayı unutmuşum, Pazar gününü ağrılı ve sancılı olarak geçirdim. Kas sıkışması, ilâçlara rağmen ancak üç-dört günde tamamen iyileşti. Ancak tabii herşeye rağmen yine de giderdim. Zira müzik yaşama nedenim olduğu için ve beni konsere gitmekten daha çok mutlu eden bir şey de olmadığı için gazi de olsam giderdim konsere, nitekim topallayarak da olsa gittim Pazar günü.

Kıssadan hisse…

Bir Rock'n'Coke daha böyle bitti. Bir daha oraya gider miyim bilemiyorum. “Radiohead” gelse belki ama onların gelmeyeceğini hepimiz biliyoruz.

Nitekim festival alanında memnuniyet anketi yaptılar. Verdik veriştirdik o ayrı. Görmek istediğim gruplara 4 grup yazdım; “Silverchair, Sigur Ros, Interpol ve Bloc Party” dedim. Radiohead'i yazmadım, nasıl olsa gelmeyecekler! Yine de umarım gelirler, ben tükürdüğümü yalamaya razıyım:-)

Hazerfan evimize uzaktı ama bu kadar işkence çekmemiştik. Coca Cola'nın nasıl bir anlaşması vardı bilemiyorum ama mekân çok genişti. Sanırım belli bir kısmını kiralayabilmiş Coca Cola. Otopark'ın bu kadar dışarda olması felaketti ve içerdeki yürüme mesafesi de tam bir fiyaskoydu. Tuvaletlerden söz etmiyorum bile.

Bakalım seneye nerede olacak ve kimleri getirecekler? Umarım anketler işe yarar. Şimdiden heyecanlanmaya başladım…

Bayan Arıza 23 Temmuz'09

REDD (18 Nisan 2009 – Studio Live)

Bayan Arıza tarafından Şubat - 9 - 2011 zamanında yazılmıştır.

REDD (18 Nisan 2009 – Studio Live)

Şüphesiz son aylarda izlediğim en iyi konserdi. Studio Live'ı hiç bu kadar kalabalık görmemiştim. Yaş ortalaması çok yüksekti (+30) ve bu beni çok mutlu etti.

Türk grupları arasında yere göğe sığdıramadığım bir grup Redd. Her türlü övgüyü hak ediyorlar. Müzikal açıdan çok kendilerine özgü olmalarının yanında, lirikler de inanılmaz derecede güzel.

Yeni albümleri "21" in ilk konseri olmasının ötesinde, son bir yıldır İstanbul'da verdikleri ilk konserdi aynı zamanda. Çok sıkı çaldılar, hem 21'den, hem de geçmiş albümlerinden, o bildiğimiz, tanıdığımız ve çok sevdiğimiz şarkılarından da çalarak biz Redd severleri mutlu ettiler. Katışıksız, saf ROCK yapıyorlar, bu işe ruhlarını katıyorlar!

21 biraz sert ancak bu çok şık durmakta.

00.30 gibi sahne alan Redd, 03.00'e dek çaldı. Doğan'ın sesi, Berke'nin ve Güneş'in gitar soloları zaten müthiş. Kulaklarımın pasını sildiler.

Umarım en kısa zamanda bir kez daha izlemek mümkün olur.

PLACEBO (24 Haziran 2009 – TURKCELL KURUÇEŞME ARENA)

Bayan Arıza tarafından Şubat - 9 - 2011 zamanında yazılmıştır.

PLACEBO (24 Haziran 2009 – TURKCELL KURUÇEŞME ARENA)

Placebo yine İstanbul'daydı, hem de 4.kez. Yakında T.C. vatandaşlığı vereceğiz adamlara:)

23 Haziran'da gerçekleşmesi planlanan konser, gömrüğe takılan alet edavatlar ve dolayısıyla da sahnenin kurulamaması yüzünden bir sonraki gün yani 24 Haziran 2009 Çarşamba günü gerçekleşti.

Konserden çok keyif aldığımı söyleyemeyeceğim. Zira adamları daha önce 3 kez izlemiş bir insan olarak pekâlâ kafamda daha önceki konserleriyle karşılaştırma yapabildim.

Konser, Turkcell Kuruçeşme Arena'daydı, mekânın ciks olmasından mı, teenager'ların etrafı kaplamasından mı, çıtır kızların topuklu ayakkabı ile konsere gelip sürekli konuşup konserin içine etmesinden dolayı mıdır bilemiyorum ama pek keyif almadım konserden ve göründüğü kadarıyla Brian'da hoşnutsuzdu. Nerede o Creamfield festivali, nerede o Hilton'da verdikleri ilk konser? Seyirciyi de berbat buldum, sanki "geçiyordum uğradım" havasındaydılar. Playlist'i de çok sevemedim. Adamlar zaten "Battle for the Sun" turnesi kapsamında geldiler, dolayısıyla eski albümlerinden ziyade yeni albüme yoğunlaştılar. Ancaaaaaaaak bateristi çok beğendim.

Seyirci ruhsuz olduğu için Brian sürekli seyirciyi gaza getirmeye çalıştı. Hoş, biraz kendisi de sıkılmış gibiydi. Bir ara "You're fuckin amazing audience" dedi. O seyircinin "Amazing" olmadığı kesindi, olsa olsa "Fuck"lı bir şeylerdi:)

Ancak arkadaki görseller, özellikle kapanış şarkısı olan "Taste in Men" deki efektler müthişti, eski şarkılarını çaldıklarında daha mutlu oldum sanırım. Neyse ki "Black Eyed", "Infra red" ve "Special K" yi bi'şekilde dinlemiş olduk. Ama "I know" u isterdi deli gönül, "Without you I'm nothing" neredeydi?

Ön grup bir Alman grubu olduğu söylenen, hiç duymadığım "Expatriate" idi. 2 kez bis yaptılar.

Set list ise şöyleydi:

kitty litter ashtray heart battle for the sun for what it's worth sleeping with ghosts speak in tongues follow the cops back home every you every me julien special needs the never-ending why black-eyed happy you're gone meds come undone special k song to say goodbye

infra-red the bitter end

taste in men

Fat Boy Slim (1 Ağustos 2009 – Turkcell Kuruçeşme Arena)

Bayan Arıza tarafından Şubat - 9 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Fat Boy Slim (1 Ağustos 2009 – Turkcell Kuruçeşme Arena)

Tadı damağımızda kalan, tam havaya girmişken "hoop n'oluyoruz yahu?" diye bitiveren, tüm yakarmalarımıza karşın bis olmayan bir konser oldu bu. Çok eğlendik o ayrı.

Norman Cook'u bilen, seven, bilinçli dinleyiciler olduğu kadar, alâkasız tipler de vardı her konserde olduğu gibi. Ne yalan söyleyeyim, en kıl olduğum şeyler de bunlar oluyor her daim. Piyasa yapmak için konsere, festivale giden öküz dinleyiciler! Aslında bir şey dinledikleri de yok ya! Cidden çok kızıyorum. Bir de bu tipler uzun boylarıyla ve kıt beyinleriyle biz pigmelerin önüne geçiyorlar mı bir de, off!!

Yine de ziyadesiyle tatmin olduğum bir konser oldu bu. Herif cidden sempatik şahsiyetmiş dünya gözüyle gördük bu İngiliz DJ'i.  

Efes Pilsen One Love Festival 8 (20-21 Haziran 2009 – santralistanbul)

Bayan Arıza tarafından Şubat - 9 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Efes Pilsen One Love Festival 8 (20-21 Haziran 2009 – santralistanbul)

Bu yıl sekizincisi düzenlenen Efes Pilsen One Love Festival yine tam bir festival havasındaydı. Efes Pilsen One Love Festival’i düzenleyenler bu işi yıllardan beri yapıyorlar ve çok güzel kotardıkları da bir gerçek. Elbette eksikler, gedikler ve sakat durumlar da var. Misal çok da geriye gitmeden geçen yıl ile kıyaslayacak olursam daha bu yıl ki festivalin sönük geçtiğini söyleyebilirim. Geçen yıl sadece Pazar gününe katılmış, Shantel ve Gogol Bordello ile zevkin doruğuna çıkmıştık.

Ayrıca bu yıl ki ses düzeni de yetersizdi, sesler birbirine karıştı ve çoğu zaman bazı enstrümanların sesi tam olarak duyulmadı.

Yıllardır Parkorman'da yapılan Efes Pilsen One Love Festival, son iki yıldır santralistanbul'da gerçekleşiyor. Bu yıl ki sanatçılar önceki yıllara göre biraz daha sönüktü sanki ancak biz festivalin sonuna kadar tadını çıkardık ve de ziyadesiyle tatmin olduk, yorgun ama mutlu ayrıldık.

Cumartesi günü festival alanına girdim ve arkadaşlarımla buluştuk. Efes'in kendi düzenlediği festivalde bira fiyatları keşke daha uygun olsaydı, her festivalde bunu dile getiriyoruz ama işe yaramıyor maalesef.

Biralarımızı yudumlarken Ayça Şen'i uzaktan izledik; O'nu şarkı söylerken görmek tuhaf geliyor hâlâ. İlk albümü “Astronot” tan şarkılar seslendirdi Ayça.

Bora Uzer yine coşturdu ki kendisini Kangroove'dan beridir takip etmekteyim. Bora Uzer James Brown’ın ön grubuydu ve birçok müzisyenle sahne aldı, festivallerde en çok alkış alan adamlardan biri. Bir süre Panik Attack’in de vokalistiydi. Yine çok funky ve eğlenceliydi. Yeni albümü “B1” den canlı şarkılar dinledik. İnsanlarını çoşturmasını iyi biliyor, sahne performansı kesinlikle görülmeye değer.

Benim için festivalin en merakla beklediğim konseri elbette ki Portecho idi, kendilerini zaten festivalden 1-2 hafta kadar önce Galatasaray Lisesi şenliklerinde izlemiştim ama doyamamıştım:) Onlar da yere göğe sığdıramayacağım, canlı performansları ile sizi havalara uçuracak, rock enstürmanlarıyla dans müziğini bambaşka bir boyuta taşıyan muhteşem ikili. Konserin başından sonuna dek aralıksız dans ettik ve müthiş eğlendik. O kadar bağırmamıza rağmen “Crazy Nights” ı çalmamış olmaları üzüntü verici ama en azından daha önceki konserlerinde canlı izleme şansı yakalamıştık.

Cumartesi gününe geri dönecek olursam, oldukça kalabalık bir arkadaş grubuyla festival alanında bilumum aktivitilere takılarak, futboldan dart’a hatta langırt’a kadar her köşeye uğrayarak, muhabbet, eğlence derken baya bi grup izledik.

Şüphesiz M83 festivalin en iyi performansına sahip gruplarındandı. Gündüz gözüyle ve en önden görebilmek de iyiydi. Grup, 2001 yılında Anthony Gonzales ve Nicolas Fragmeu tarafından Fransa'da kuruldu. Shoegaze akımının öncülerinden olan M83’ün 4 tane stüdyo albümü var.

Klaxons ve Tricky'de festival boyunca içilen biralar etkisini gösterdi, power point sunumu tadında geçti konserler:)

Tricky müthişti. Trip-Hop’un en önemli temsilcilerinden olan Tricky, 1995'te yayınlanan ilk stüdyo albümü "Maxinquaye" ile Mercury ödülüne aday oldu. Hatta NME dergisi okuyucuları "yılın albümü" ödülünü verdi kendisine.

Klaxons'a gelince, Nu-Rave akımının yaratıcısı sayılan Klaxons’un 2007 yılında çıkardıkları "Myths of the Near Future" adını taşıyan tek bir albümleri var ve bayılıyorum onlara. Çok eğlenceliler ve Adalılar bu işi iyi gayet iyi yapıyor. Bloc Party’i de bekliyoruz…

Röyksopp ise tam anlamıyla göz doldurdu. Torbjorn Brundtland ve Svein Berge’den oluşan grup, sadece 3 albüm çıkardı ama tüm dünya onları tanıyor, Norveç’li abiler birçok festivalde onbinlere seslendiler.

Yasemin Mori’de göz dolduran şarkıcılardan biriydi, yine pek tatlı, pek güzeldi.

Ana sahnede konserler erken bitti ama Otto ve Tamirane’de eğlence sabaha dek devam etti. Aeroplane, Filthy Dukes, Zero 7 & Ross Allen ilk aklıma gelenler…

Bir Efes Pilsen One Love Festival daha böylece sona erdi. Tuvaletler, yiyecek-içecek fiyatlarının yüksek oluşu, ses düzeninin yeterli olmayışı vb. eksiklikler de oldu tabii ama güzel yanları da vardı. Size yukarıda anlatmaya çalıştım. Seneye daha iyi gruplar bekliyoruz Efes’ten, Sigur Ros’u getirse, Interpol’u kapıp gelse, The Strokes cilası olsa hiiiiiç hayır demem:)

Taraf de Haidouks (29 Mart 2008 – Yeni Melek)

Bayan Arıza tarafından Şubat - 9 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Taraf de Haidouks (29 Mart 2008 – Yeni Melek)

İzlediğim en güzel konserlerden biri daha. Aslında "güzel" tanımlaması ne derece doğru bilemiyorum, en ilginç konserlerden biriydi diyebilirim. Ancak Yeni Melek'te yapılan konserleri hiç sevmiyorum teknik ve görsel olarak. Onun altını çizeyim önce. Gelelim konsere;

Rahmetli dedemden büyük, altın dişli amcalarla Romanya ve Balkan coğrafyasında gezindik durduk. Finalde sahneden inip, seyircilerin arasına karıştılar enstrümanları ile beraber.

Adamları gördükçe hep çocukluğumdaki çingene düğünleri aklıma geldi, zaten kılık kıyafet, esmer yüzler, o içtenlik, o gülüş, her şey birebir uyuyordu. Sıcakkanlı insanlar, çok samimiler. Tombiş solist konserin sonunda şapkasını ters çevirip para bile topladı, daha ne olsun:)

Güzel kemancılar, güzel akerdeon ustaları, sımsıcak insanlar, hepsi enstrümanının piri. Bir de hep gülüyorlar, hele kemancılar, adamın hep mi yüzü güler ya, hepsi öyleydi ama, solistlerden sanırım en yaşlısı 80'nin üzerindeydi.

Boşuna "Haydutlar Orkestrası" değiller öyle değil mi?

Replikas ve Nekropsi Konseri (29 Şubat 2008 – Babylon)

Bayan Arıza tarafından Şubat - 9 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Replikas ve Nekropsi Konseri (29 Şubat 2008 – Babylon)

Bu adamlarla aynı havayı solumak müthiş. Replikas ve Nekropsi'yi yıllar önce İTÜ Rock Festivallerinde izlemiştim.

İçerisi çok kalabalıktı. Önce Replikas sahne aldı. Sonra da Cevdet, Cem, Gökhan ve Kerem'den mütevellit Nekropsi tüm sempatikliği ve içtenliği ile yeniden karşımızdaydı. Onları izlemek için bayaa beklemiş olduğumu düşünürsek ki en son 1998'de yani 10 yıl önce 4.İstanbul Rock Festivali'nde izlemiştim. O zaman da yine Replikas'da o festivalde vardı.

Konser saat 03.00'e dek sürdü ve deyim yerindeyse kalbim yerinden çıkarcasına, ağzım bir karış açık bir şekilde izledim. Sabaha dek de sürse "hayır" demezdim. Konser hiç bitmesin istedim.

Konsere gelenler çok şanslılar. Gelemeyenler ise ne kadar büyük bir şey kaçırdıklarını asla bilemeyecekler.

R.E.M. (4 Ekim 2008 – Turkcell Kuruçeşme Arena)

Bayan Arıza tarafından Şubat - 9 - 2011 zamanında yazılmıştır.

R.E.M. (4 Ekim 2008 – Turkcell Kuruçeşme Arena)

Müthiş konserdi vesselam. Michael Stipe'ın sallanan poposu gözümün önünden gitmiyor:)

Konser sonrası Ekşi Sözlük'e yazdığım entry:

"kesinlikle gözlerimin açık gitmemesine neden olmuş, "hayatımın konserlerinden" biri diyebileceğim, hatta "michael stipe insansa biz neyiz ulan?" diye düşünmeme bile vesile olmuş tüylerimi diken diken eden konser". (bayan ariza, 05.10.2008 10:26)

 

Metallica UK – Metallica Tribute Band (23 Şubat 2008 – Bronx)

Bayan Arıza tarafından Şubat - 9 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Metallica UK – Metallica Tribute Band (23 Şubat 2008 – Bronx) Metallica'yı daha önce iki kez izlemiş bir insan olarak Metallica Tribute Band ne derece tatmin ederdi beni bilmiyordum ama gayet keyifli konserdi.

Eski albümlerden çalmaları çok isabetli oldu. İçerisi oldukça kalabalıktı. Hep bir ağızdan şarkılara eşlik ettik. Kafam leziz olduğundan set list'in tamamını hatırlamam çok zor. Ama ilk aklıma gelenleri sıralayayım.

Master of Puppets Fade to Black Harvester of Sorrow Enter Sandman Welcome Home (Sanitarium) Who Cares? Creeping Death Nothing Else Matters One Seek and Destroy Sad But True The Four Horsemen Battery

Jeff Buckley’i Anma Gecesi (22 Mayıs 2008 – Peyote)

Bayan Arıza tarafından Şubat - 9 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Jeff Buckley'i Anma Gecesi (22 Mayıs 2008 – Peyote)

Düş Macunu, Ece Dorsay, Seha Can, Neon ve Ars Longa sırasıyla sahne aldılar. Arkadaşları görmek ve sohbet etmek müthişti. Güzel geceydi vesselam.