True Blood

Bayan Arıza tarafından Aralık - 18 - 2010 zamanında yazılmıştır.

True Blood

Six Feet Under mucizesinden sonra şimdi de bir vampir dizisine imza attı Alan Ball.

True Blood, 7 Eylül 2008 tarihinde yayımlanmaya başlanan, fantazi içerikli dram türündeki ABD yapımı bir dizi. Dizi yazar Charlaine Harris'in Sookie Stackhouse Serisi veya Güney Vampirleri Serisi olarak adlandırılan kitap serisini temel almaktadır. ABD'de kablolu TV kanalı HBO'da yayınlanan dizi, HBO ile birlikte yapımcı Alan Ball'un Your Face Goes Here Entertainment isimli şirketi tarafından üretilmektedir.

Konusu

Dizide ABD'nin güneyinde, Louisiana eyaletinde bulunan Bon Temps isimli küçük (kurgusal) bir kasabada vampirler ve insanların birlikte yaşamaya başlaması, aralarındaki etkileşim konu edilmektedir. Dizinin baş kahramanları Sookie Stackhouse (Anna Paquin) isimli telepatik (insanların düşüncelerini okuyabilen) bir garson kız ile aşık olduğu Bill Compton (Stephen Moyer) isimli bir vampirdir.

Oyuncular ve karakterler Ana karakterler: Sookie Stackhouse (Anna Paquin), küçük bir kasaba lokantasında çalışan telepatik (düşünce okuyabilen) bir garson kız. Bill Compton (Stephen Moyer), Sookie'nin aşık olduğu bir vampir. Eric Northman (Alexander Skarsgård), bin yaşındaki vampir bir Viking. Kitaba göre Sookie'nin aşık olacağı isimdir. – İkinci sezonda ana karakterdir. Sam Merlotte (Sam Trammell), Sookie'nin çalıştığı lokantanın sahibi. Şekil değiştirme özelliği vardır. Genllikle köpek olarak dolaşır ve Sookie'ye ilgisi vardır. Tara ile kısa süreli birlikteliği olmuştur. Jason Stackhouse (Ryan Kwanten), Sookie'nin erkek kardeşi. V bağımlısı olmuş sonrasında Fellowship of The Sun'a üye olmuştur. Tara Thornton (Rutina Wesley), Sookie'nin en yakın arkadaşı.

Yardımcı karakterler: Lafayette Reynolds (Nelsan Ellis), Sookie'nin iş arkadaşı ve Tara'nın kuzeni. "V" satıcısı ve gay jigalo. Dedektif Andy Bellefleur (Chris Bauer), kasabadaki ölümleri araştıran dedektif. Godric 2000 yaşındaki barış yanlısı vampir. 9.bölge şerifidir. Eric'i vampir yapandır. Arlene Fowler (Carrie Preston), Sookie ile birlikte çalışan bir garson. Hoyt Fortenberry (Jim Parrack), Arlene ve Rene'nin arkadaşı. Rene Lenier (Michael Raymond James), Arlene'nin (cajun kökenli) erkek arkadaşı. Şerif Bud Dearborne (William Sanderson), kasabanın şerifi. Dawn Green (Lynn Collins), Sookie'nin bir başka garson arkadaşı ayrıca Jason'ın sevgilisi. Adele Hale Stackhouse (Lois Smith), Sookie ve Jason'ın büyükannesi. Dianne, 1930'larda vampire dönüşmüş siyahi kadın vampir. Malcolm, Bill Compton'dan daha yaşlı olan bir vampir.+ Abuzzy (Abuzer Kadayıf), Vampir kanı satıcısı. Lorena (Mariana Klaveno), Bill'in yaratıcısı.Bill'i seviyor. Jessica (Deborah Ann Woll), Bill'in vampir mahkemesi kararıyla yarattığı vampir. Sophie (Evan Rachel Wood), Vampir kraliçesi.

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/True_Blood   

Dead Like Me

Bayan Arıza tarafından Aralık - 18 - 2010 zamanında yazılmıştır.

2003-2004 sezonunda ABD'de oynamış bir dizi. Maalesef Türkiye'de gelmedi. Geldiyse bile benim haberim yok. İnternet sağolsun, bazı dizileri izleyebilmek için Cnbc-e'yi beklemek zorunda bırakmıyor bizleri.

Dead Like Me'nin yaratıcısı Bryan Fuller. Dizide ölmeyeni, undead olan esas kızı yani dizideki adıyla Georgia Lass'i Ellen Muth canlandırıyor. Eskilerden çok sevdiğim Jasmine Guy dizinin komik karakterlerinden biri. Chicago Hope'dan tanıdığımız doktor Mandy Patinkin ise bütün bu ruh alıcı tayfasının komutanı rolünde. Mason rolünde bir hayli(!) ingiliz Callum Blue var.

İzlemesi son derece keyifli olan dizi, 18 yaşındaki esas kızımız Georgia'nın ölmesiyle aslında ölememesiyle başlıyor. Kızımız yeni bir görev ediniyor, diğer elemanlarla birlikte ruh almak aslî görevi oluyor. Patron Rube herkese görevlerini söylüyor. Bunu da, post-it kâğıdına yazarak kimin, nerede ve saat kaçta öleceği bilgisini veriyor. Sonrasında komik olaylar birbirini izliyor.

İki sezon oynayan diziyi keyifli zaman geçirmek herkese tavsiye ederim.  

Californication

Bayan Arıza tarafından Aralık - 18 - 2010 zamanında yazılmıştır.

Californication

X-Files'ın Fox Molder'ı bu dizide "Hank Moody" adında bir yazar olarak karşımıza çıkıyor. Adama da süper oturmuş bu rol.

Kahramanımız, Karen'la (Natascha McElhone) çok büyük bir aşk yaşamış ve bence hâlâ birbirlerine aşıklar. Bir de dünya tatlısı 12 yaşında Becca adında bir kızları var. Ancak evlenmemişler. Aradan yıllar geçmiş. Karen, Hank'i umarsızlığından dolayı terk etmiş, tekrar bir araya gelmişler, yine ayrılmışlar derken birbirlerinden kopamadıkları da ortada.

Hank'in en iyi dostu ve menejeri ise Evan Handler (Charlie) ki kendisini Lost'dan hatırlarsınız. Komik bir karakter aslında.

Californication, komik, absürd, samimi, içinde Kurt Cobain'den, Charles Bukowski'ye, Chris Cornell'a, Courtney Love'dan Ozzy Osbourne'ya kadar bir sürü insana gönderme yapan, bünyemde bağımlılık yaratmış bir dizi.  

The Lost Room

Bayan Arıza tarafından Kasım - 2 - 2010 zamanında yazılmıştır.

The Lost Room 'Yaşayan Nesneler'

Peter Krause'ı Six Feet Under'dan hatırlarsınız. DVD'nin kapağında fotoğrafını gördüm ve "Peter Krause'ın filmi olduğuna göre kötü olmasa gerek" düşüncesiyle filmi hemen aldım. Film hakkında hiçbir şey bilmiyordum. Harika bir tercih yaptığımı ve bir sürprizle karşılaşacağımı nereden bilebilirdim ki? Filmi, DVD player'a koyup, "Play" tuşuna bastım, geçen sürede bana neler olduğunu bilmiyorum 🙂

3 bölümden oluşan The Lost Room (Bölüm 1- Anahtar ve Saat, Bölüm 2- Tarak ve Kutu, Bölüm 3- Göz ve Esas Nesne) kısa bir girizgâhtan sonra, dedektif Joe Miller'ın bir motel anahtarı bulmasıyla başlıyor.

10 numaralı motel odasının anahtarı siz hangi kapıyı açmak istiyorsanız o kapıyı açmaktadır. Ancak bu motel anahtarı 100'e yakın gizemli nesneden sadece biridir.

Sözkonusu odanın ve nesnelerin inanılmaz güçleri vardır. Nesneler birbirleriyle bağlantılı olup, garip işlevlere sahiptir.

Joe Miller yani Peter Krause, anahtarın gizemini çözmeye başlamışken, oda resetlenir ve kızı Anna odada kaybolur. Joe Miller, kızı Anna'yı tekrar görebilmek için birçok tehlikeyle karşılaşacak, doğru nesneyi bulmaya çalışacak ve bu süreçte kötü adamlar peşini hiç bırakmayacaktır. Bu süreçte Jennifer Bloom ile tanışacak, nesneleri iyi bilen Jennifer, Joe Miller'ı kandırmaya ve güvenini kazanmaya çalışırken yanından da hiç ayrılmayacaktır.

The Lost Room'un bölümleri, kısa bölümler olmadığı gibi her bir bölüm standart filmlerden bile uzun sayılır. Yani karşınıza 4 saatten fazla süren macera, gizem ve çözülmesi gereken yığınla olay çıkıyor. Film, o kadar sürükleyici ki keyifle, heyecanla ve merakla izleniyor. Bana kalırsa bu senaryodan birkaç sezonluk bir dizi bile çıkabilirdi. Bizim dedektif biraz ustaca ve hızlıca olayları çözüyor. Tüm bu mistik olayları adeta soluğunuzu tutarak izliyorsunuz.

2. bölümde, sevilen İskoç tiyatroculardan biri Ewen Bremner'de var ki kendisini Trainspotting ve The Acid House'tan hatırlarsınız.

Yönetmenler Craig R. Baxley Michael Watkins

Senaryo, hikâye Laura Harkcom Christopher Leone Paul Workman

Oyuncular Peter Krause Julianna Margulies Peter Jacobson Dennis Christopher April Grace Elle Fanning Harriet Sansom Harris Margaret Cho John Beasley Tim Guinee Jason Antoon Nicholas Guilak Kevin Pollack Ewen Bremner Chris Bauer Ann Cusack Jorge Luis-Pallo Roger Bart

Siz de bu tip filmlerin insanıysanız kesinlikle kaçırmamanız gereken bir film. Ben şimdilik 2 kez izledim. Yakında bir sorti daha yapacağım.  

Angels in America

Bayan Arıza tarafından Ekim - 18 - 2010 zamanında yazılmıştır.

Angels in America "Dünyanın sonu geliyor"

Cnbc-e yayınladığında izlemiştim. Sonrasında DVD teknolojisi sayesinde tekrar izleme şansı yakaladım. Dizideki tüm oyuncular en az Al Pacino kadar harikaydı.

Angels in America, aslında bir tiyatro oyunu. Tony Kushner’in oyunundan TV için her biri 1 saatlik 6 bölümden oluşan bir diziye uyarlandı, senaryo da yine Tony Kushner’a ait.

Kushner, oyunu sergilendikten sonra Pulitzer ödülünü aldı.

Yönetmen: Mike Nichols Oyuncular: Al Pacino, Meryl Streep, Emma Thompson, Justin Kirk, Ben Shenkman, Mary-Louise Parker, Jeffrey Wright, Patrick Wilson, James Cromwell

Angels In America, 56. Emmy Ödül Töreni’nde aday gösterildiği yaratıcılık dallarının tamamında ödül aldı. Ayrıca Al Pacino'ya da ilk Emmy'sini kazandırdı.

En İyi Dizi En İyi Erkek Oyuncu (Al Pacino) En İyi Kadın Oyuncu (Meryl Streep) En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu (Jeffrey Wright) En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu (Mary-Louise Parker) En İyi Yönetmen (Mike Nichols) En İyi Senaryo (Tony Kushner) En İyi Sanat Yönetimi En İyi Kadro En İyi Makyaj En İyi Ses

Filmimiz 1985 yılında geçiyor. Eşcinsellik, AIDS, politika üzerine kurulmuş. Filmde Reagan döneminden, Demoktratlardan, Yahudi'lerden hatta Mormon'lardan bile söz ediliyor.

Eşcinsel çiftlerden biri yani Prior (Justin Kirk) AIDS'e yakalanıyor. Erkek arkadaşı Louise (Ben Shenkman), Prior'u terkediyor çünkü hastalığıyla yaşamaya dayanamıyor. Prior'ın her zaman yanında olan kişi ise gay hemşire -bence dizinin en önemli karakteri olup yanda fotoğrafını gördüğünüz- Belize (Jeffrey Wright) 'dir. Gökten bir Melek (Emma Thompson) geliyor ve Prior'un kâhin olduğunu iddia ediyor.

Bir yandan Mormon Joe (Patrick Wilson) aslında eşcinseldir ancak inançlarından dolayı haplarıyla (Valium) yaşayan ve hayali bir arkadaşa -Mr.Lies- sahip olan Harper'la (Mary-Louise Parker) evlidir. Joe'nin annesi son derece inançlı Hannah Pitt (/Merly Streep) 'tir. Alkolün ve eşcinselliğin günah olduğuna inanmaktadır ve oğlu Joe'yi de bu inançlara göre yetiştirmiştir.

Roy Cohn (Al Pacino) oldukça güçlü bir boşanma avukatıdır. AIDS'e yakalanır. Hastalığı O'nu adeta yiyip bitirirken bile etrafına kötülük tohumları saçmaya devam etmektedir.

Aşağıdaki alıntıları da Vikipedi'den derledim. Bana kalsa diyaloglar baştan sona ezberlik. Hepsinin altı defalarca çizilmeli.

Louis: Amerika'da ne tanrılara, ne hayaletlere ne de meleklere yer var, Amerika'nın ne dinsel tarihi ne de ırksal tarihi var; var olan sadece kaçınılmaz politik mücadelelerde kullanılacak tuzaklar, hileler ve siyasetin kendisi.

***

Prior: İnsan hayatını zerafet ve letafet içinde geçirmek ister. Nadiren meyve vererek; ama enfes lezzette ve tam zamanında… Nadide bir çiçek, zebra orkidesi gibi…İnsan ister; ama istediğini nadiren elde eder. Değil mi? Hayır elde edemez. İnsanın anası ağlar. İnsan otuzunda ölür. Onlarca yıllık ihtişamı çalınır… Ah…boşver bunları… Bir cesede benziyorum. Hatta bir cesetçik… Ah, kraliçem benim! Dibe vurduğunu biliyorsun.

***

Harper: Düzlüklerin umudu kırık kadını konuş benimle… Harper: Senin dünyandaki yaşamında insanlar nasıl değişir? Mormon anne: Eh, bu Tanrı’nın ilgilendiği bir iştir. Yani pek de hoş sayılmaz. Tanrı baş parmağının keskin tırnağıyla deriyi gırtlaktan göbeğe kadar ayırır. Sonra kocaman, kirli elini içeri daldırır. Kan damarlarını kavrar… Elinden kurtulmak için çabalarsın ama o çok sıkı tutar ve vazgeçmez. Çeker de çeker… bütün iç organlarını çıkarana kadar. Ve o acı… onu anlatmam mümkün değil… Sonra da hepsini geri tıkıştırır; pis, karmaşık, yırtılmış. Ve dikerek birleştirmek sana kalır. -Kalk, dolaş! Sadece bağırsakların ezilmiş gibi yaparak. Harper: Evet, demek insanlar böyle değişiyor.

***

Ve kadın adama şöyle diyor: ‘Thaddeus, gerçek aşk çelişkili olamaz…

***

Harper: Ben bir Mormonum. Prior: Ben de bir eşcinsel. Harper: Oh, bizim inancımızda bizler eşcinselliğe inanmayız. Prior: Bizler de Mormonlara.

***

Harper: Kar! Buz, buzdan dağlar neredeyim ben? Daha iyi hissediyorum. Evet gerçekten iyi hissediyorum. Ciğerlerimde buz kristalleri var, harika ve keskin kar da ezik şeftaliler gibi kokuyor. Ve bir şey var rüzgarın içinde akan kan gibi. Ne tuhaf, bu demir tadı ondan geliyor. Mr Lies: Ozon! Harper: Ozon? Neredeyim ben? Mr Lies: Buz krallığı, dünyanın en dibi. Harper: Antarktika! Burası Antarktika mı? Mr Lies: Hayata kırgınlar için buzdan sığınak. Burada üzüntü yok, gözyaşları donar.

***

Haham: Günah çıkartmak istiyorsanız bir papaz bulsanız daha iyi olur. Louis: Ben Katolik değilim, Museviyim. Haham: Daha kötü ya… Katolikler bağışlanmaya inanır, Museviler suça…

***

Joe: Bunu yaptığım için cehenneme gideceğim. Louis: Yapma ya. New York şehrinden daha mı kötüdür sence?

***

Roy: Amerika’da hasta olmanın en kötü yanı Ethel, gösteriden defedilmen. Amerikalıların hastalara faydası yok. İşte Reagan’a bak O kadar sağlıklı ama insanlığı kalmamış. Parlak günlerinde yüz yaşında. Göğsünde metaller iki gün sonra, batıda pijamalarıyla midillilere biner. Yani kim yapar bunu. İşte Amerika. Güçsüzlerin ülkesi değil bu.

***

Harper: Sonra da ozon tabakasındaki deliklerle ilgili bir programa geçtiler Antarktika üzerindeki. Cilt yanıkları, kör olan kuşlar, eriyen buzullar. Dünyanın sonu geliyor…

***

Harper: … Çünkü tecrübelerime bağlı olarak, halüsinasyonların doğduğu akıl başta var olmayan bir şeyi uydurmamalıydı, gerçek dünyadaki tecrübelerinden kaynaklanmayan bir şeyi. Hayal gücü yeni şeyler yaratamaz değil mi? Sadece dünyadaki ıvır zıvırı yeniden işleyip onları görüntülere dönüştürür. Doğru anlatabiliyor muyum acaba? Prior: Bu şartlar altında, evet. Harper: Öyleyse hayatlarımızdaki o dayanılmaz sıradanlık ve yalancılıktan kaçtığımızı sandığımızda aslında aynı ıvır zıvır ve gerçeklerin yeniden düzenlenmiş görüntülerinden oluşan yine o eski sahteliğin ve sıradanlığın içinde oluyoruz sadece…

***

Prior: Genelde gerçekleri s..tir et, derim. Ama çoğunlukla gerçekler insanı s..er. Harper: Sende bir şeyler daha görüyorum. İçinde, derinliklerde bir parçan var, en derindeki parça hastalıktan tamamen uzak…

***

Melek: Üstlendiğimiz harikulade bir iş ve mucize, düzelttiğimiz büyük bir yanlış, yok ettiğimiz koca bir yalan…Büyük bir yanlış, düzeltilen hüküm, kılıç ve gerçeğin süpürgesiyle. Yoldayım ve göründüğüm an işimiz başlayacak. Hazırlan, nefes, yükseliş. Yaşasın…

***

Prior: ve yaşayanlarla uğraşacaklar; ama biz hiçbir yere kıpırdamayacağız. Esrarengiz ölümler yaşamayacağız artık. Dünya, sadece ileriye doğru döner. Biz onun vatandaşları olacağız. Artık zamanı geldi. Şimdilik hoşçakalın. Siz harikasınız hepiniz ve her biriniz. Sizleri kutsuyorum… Daha çok yaşam… Büyük iş başlıyor…