Konser’ kategorisi için Arşiv

Rachel’dan Red Hot Chili Peppers Konser Kritiği (8 Eylül 2012, santralistanbul)

Bayan Arıza tarafından Eylül - 10 - 2012 zamanında yazılmıştır.

RHCP elbette harikaydı ancak mekân olarak fiyaskoydu. Böyle bir grubun konseri kesinlikle daha geniş bir alanda, ne bileyim Arena'da falan olmalıydı. Ayrıca bence kapasitenin çok üzerinde bilet satışı yapılmıştı. Kategori 3'ten de bilet almakla büyük hata yapmışız. Sahneyi görmek mümkün değildi. Sadece dev ekrandan görebiliyordun ki bu zaten beklenen bir şey tamam ama o kadar kalabalıktı ve sıkışıktı ki içerde dayanamayıp dışarı çıktık ve hemen yanı başında bulunan parktan, elimizde biralarımızla (içeride malum alkol satışı da yapılmıyordu) resmen içerden daha fazla sahneyi görerek seyrettik. Bizimle beraber orada başkaları da vardı ve bulunduğumuz park içeriye göre VIP gibiydi. Resmen boşa para vermişiz. İçerde nefes bile almak mümkün değildi. Ya paraya kıyıp Golden Ring'de falan olacaksın ya da böyle para vermeden dışardan seyredeceksin, ortası yok. En iyi kısmı motorla gitmemizdi zira giderken oluşan trafiği az çok tahmin edersiniz. Nitekim o çıkış hengamesine yakalanmamak için de sonunda erken çıktık yoksa motorla bile mahsur kalınırdı, çile olurdu. Benim içerde pek bir şey görmem mümkün olamadı sizin anlayacağınız.

Ortamın enerjisi çok güzeldi ama o kalabalıkta nefes alamıyordun, çok abartıydı, düşünürken bile fenalık geliyor. Ömrümde o kadar konsere gittim, bu kadar kalabalığa hakaten az denk gelmişimdir yani. Organizasyonun boktanlığı yüzünden pek konser ile ilgili bir anım yok maalesef. Birkaç parçada güzel güzel dansettik ve eğlendik. Ha kategori 3, ha dışarıdaki park, ses olarak hiç fark yoktu. Öyle doyasıya bir konser izledik diyemiyorum yani. Ama California'yi canlı dinlemek gene de güzeldi:)

Cem Kurtuluş’tan albüm kritiği: Kronik “Endless War”

Bayan Arıza tarafından Temmuz - 25 - 2012 zamanında yazılmıştır.

90’lar!!!

Dünyada 80’ler, müzikte ne kadar önemli bir dönemse Türkiye’de 90’lar rock/metal müzik olarak önemli bir dönemdir. Çok demo çıkmıştır, çok grup maddi sorunlardan dolayı grubunu dağıtmıştır. Barlara çıktıklarında 15 kişiye çaldıkları da olmuştur.

Türkiye standartlarının üstünde müziklerini kimsenin anlayamadığı gruplar da var olmuştur. 80’lerde bu işlere girişen Kronik grubu ilk demosunu 1989 yılında çıkarmıştır. Demonun ismi "Do They Deserve it"tir. Bu kısa bilgiyi verdikten sonra efsane albüme geçelim. Bir dönemin en harika kayıtlarından biri "Endless war".

Her türlü etkilenme söz konusu. Venom, Motörhead, Slayer ve Judas Priest gibi grupların etkileriyle birlikte çok az Alman Thrash Metali ve yoğun olarak Punk etkilerinin biraraya geldiği bu albüm toplam 11 parça içeriyor. Prodüksiyon da gerçekten başarılı. Albümün kapağında grup, albümlerinde domuz yağı bulunmadığını üstüne basa basa söylemektedir. O dönemde o müziği bu imkanlarla ve o zaman ki insanlara anlatmak zor. Çünkü başkalarına göre onlar o dönemde "Müslüman mahallesinde salyongoz satan satıcılar"dı. O dönemde insanların kafa yapısı daha değişikti.

Bayan Arıza'dan Not: "O zaman ki insanlar" dediğin nedir biliyor musun, tabii ki bilmiyorsun. Hiç yaşamadın. O ruhu hiçbir zaman da bilemeyeceksin. Herkesin birbirini tanıdığı, sevdiği, önemsediği içten bir zaman diliminden bahsediyorum. Ben o dönemden gelen biriyim ve emin ol o zaman çok daha üretken, çok daha eğitimli ve zeki insanlardık. Hiçbir şeye ulaşamıyorduk, ne CD vardı, ne de internet. Her şeyi kendimiz keşfediyor ve dolayısıyla da özümsüyorduk. Herkes bilgiye zor ulaştığı için bilgiliydi, sağdan soldan okuma, toplama değildi hiçbir şey. Her şey daha samimiydi, emek edilmiş ve yalındı. Hayatımda en mutlu olduğum dönemler 90'lardı mesela. Öyle bir samimiyeti o zamandan beri hiç gör(e)medim.

Albümün giriş parçası "Death's Scythe"’ gerilim bir intro ile başlıyor. Sessiz sessiz ve yavaş yavaş. 80'li yılların Thrash gruplarında moda olan harika bir çığlık, saldıran gitarlar, lezzetli ve baş döndürücü sololar. O introdan sonra giriş can yıkar. Tempo bir an olsun durmuyor, saldırıya geçmek için tam zamanı. Bir savaş alanı düşünün o alanda durmadan saldırıyorlar. Mesaj bu.

"Lie" ise çaldığı gitar ve dinlediği müzik için annesinden eleştiri gören ve buna karşı tepkisini koyan bir çocuğu anlatıyor.

You gonna die I want that's why Fly, then I'll just fly

Böyle nakaratlara sahip. Ama şarkının çok eğlenceli yönü var. Gitarla oynuyorlar ve bu da harika. Ozan’ın vokalleri punk tarzı bir havaya bürünmüş. Bad Religion etkisi yok değil. Punk/heavy metal stilinde bir çalışma olmuş.

Saldırı "Disorder" ile devam ediyor. Keskin gitarlar eşliğinde şarkıya giriyoruz. Vokal, şarkıya girmeden bass gitarın ön planda olduğunu görüyoruz. Vokal bu şarkıda daha agresif daha öfkeli. Şarkının en zevkli kısmı şu nakaratlar

"Sex; beatiful, natural, needed,  must, holy, it's all need  We'll get rid of it  Hold the body  Skin smells good"

Gitarlar durmuyor bir dakika. İyi çalışıyorlar.

"Last Hope" ise sadece clean gitarla çalınmış duygusal, hüzünlü atmosfere sahip enstrümental bir parça.

"… & Into Darkness" ise ağır gitarlarla giriliyor. Gitarlar daha belirgin. Böyle gidiyor. Hiç sıkmıyor, daha çok gaza getiriyor.

"The Executioner's Song" eskilere selam çakan sağlam speed metal çalışması, hızlı gitarlar, öfkeli vokal ve şarkı tam gaz devam ediyor. Aralarda gelen sololar da klas, gitar oyunları orada başlıyor.

"Soldier" ile devam ediyoruz, isminden de anlaşılıyordur her şey.

"Soldier, gonna die  For our nations honour"

Mesaj gönderiyor. Her şey yukarıdaki sözlerde saklı.

Albümün ana düşüncesi, grubun savaşa karşı olduğunu açık sözlülükle belirtmek. Bu parçada ana düşünce tamamiyle ortaya çıkıyor. Şarkının ortalarına doğru mükemmel sololar geliyor. Sadece bununla sınırlı değil o solo, o solodan sonra şarkının bitimine doğru da müthiş sololar devam ediyor. Back vokallerle birlikte şarkı daha da gaza getiriyor.

Albüme ismini veren parça "Endless War" harika bir girişe sahip, hızlı gitarlar ile gaza gelmemek mümkün değil, duvara kafa atacak cinsten. Gitarlar şiddetli, araya sıkıştırılmış sololar, sonra sert davul atakları ve öfkeli vokaller her yönüyle harika.

Albümü anlatmak gerekirse grup bu albümde savaşlara olan tepkisini dile getirmiş. O yıllarda çıkan en harika kayıtlardan biri.

Not: Kronik'i bu albümden sonra hiç sevemedim, kişisel düşüncemdir bu. "Kavga" albümünü çıkardılar ama o albüme de ısınamadım. Ama Endless War mükemmeldir, taştır. Dünyada ve Türkiye’de sayılı thrash/speed metal albümlerinden biridir.

Cem Kurtuluş’tan konser kritiği: DRI (14 Mart 2011)

Bayan Arıza tarafından Temmuz - 25 - 2012 zamanında yazılmıştır.

İnanılmaz bir geceye tanıklık ettik. Çıldırdık. Konser öncesi konserin olacağı yerde demlendik içtik yeterince. Konser saatini beklemeye koyulduk. DRI’nın altında Metalium çıktı.

Konsere geç girdim ilk 4 şarkıyı kaçırmıştım ama girdiğimde dışarıdan duyuyordum. Metalium’u en son 13 ocak 2010'da Studyo Live’da izledik, çok ta memnun kalmıştık bu konserde de bizleri çıldırttı bu da bizlere yetti. Denial, pessimistic warning, the last minutes, suffer, Start The Slaughter, Behind the power çalınan şarkılar arasındaydı.   DRI öncesi ısınma turlarıydı bunlar, delirmiştik adeta. Türkiye’nin en kült thrash grubu olduğunu Metalium yine kanıtladı bizlere. Agresifliklerinden taviz vermediler ve bizi çıldırttılar. Metalium sahneden inmişti bizler DRI’yı beklemeye koyulmuştuk. Gitaristleri maskeyle çıkmıştı ve mükemmel bir giriş yapıldı. Beneath The Wheel ile girdiler delirmece başladı.

Ortalık çok fenaydı çok karışıktı kargaşa ortadaydı. Ve bu süperdi.

Neler neler çalındı daha. Modern world, acid rain, I Don't Need Society, Argument Then War, Beneath The Wheel, who am i, abduction, daha da çalındı arkadaş. Şarkıların hepsi aklımda değil şu an. Çok fena kafada konseri izledik çok harikaydı. 2 saat boyunca hiç durmadan çaldılar bizde ki enerji bitti onlarda ki enerji bitmedi. İnsanlar çıldırıyordu adeta yere düşenler, burnu yamulanlar, ayaklarına darbe alanlar, kendini kaybedenler, tişörtünü çıkartıp sallayanlar her bir şey vardı konserde.

Yaklaşık 3o parça çalmışlardır. Şarkılarının hepsi aklımda kalmadı. 3 defa kaşıma tekme yemem, 3 tane burnuma tekme yemem, ayaklarıma aldığım darbe ve her şeye rağmen mükemmel bir gece. Ancak böyle bir tanım yapılabilirdi.    Not: Konser geçse de konser günü halen hafızamda yer alıyor, D.R.I elemanlarının sıcaklığı yüzümüzde tebessüm oluşturmuştu.

Cem Kurtuluş’tan konser kritiği: Kesmeşeker 20. Yıl Konseri (21 Ocak 2011)

Bayan Arıza tarafından Temmuz - 23 - 2012 zamanında yazılmıştır.

En son Kesmeşeker konseri 2009 Mayıs ayında Ghetto’da olmuştu. Çok güzel ve keyifli bir konserdi. Baya zaman oldu.

21 ocak akşamı Kesmeşeker yeniden sahnedeydi. Biletler konser günü 14.30'dan itibaren satışa çıkmıştı akşam 18.00 gibi tükenmişti. Öğlen 14.30 gibi oralardaydım bilet almak için, bileti erken almam daha iyi oldu. Konser 22.00’de olmasına rağmen bileti aldıktan sonra bir türlü zaman geçmiyordu. Her neyse bunları geçelim.

20.00 gibi mekanın önündeydim, tanımadıklarımızı tanıdık. Mekanın önünde biramızı aldık içiyorduk. Aynı zamanda eşle dostla muhabbet ediyorduk. Muhabbet ve her şey güzeldi. Bazı arkadaşlar da şarkılar söylüyordu. Ama konserin burada olmasını biraz da yadırgadım. Çünkü çok küçük, insanlar sıkışıyor. İyi ki bunu dert etmiyorlar. En azından ben etmedim bunu dert. Nefes alamıyorduk, grubu göremeyenler de vardı. Sadece sesi duyuyorduk. Playist de gayet iyiydi. Bildiğimiz Kesmeşeker şarkıları çalındı. Her şey güzel gitti. Beraber şarkıları söyledik.

Çok güzel oldu. Ama Cenk Taner’in sesi bu defa garip geldi bana. Garip derken elbette kötü değil. Özellikle Can Alper, Emre sarıtunalılar ve Tansu Kızılırmak üçlüsünü görmek güzeldi. Bu kadroyu izlemeyenler bu konserle birlikte izlemiş oldu. Ne çalındı söyleyim. "Tek Sorumlu"yla girildi işte. Sıralamaya göre gitmeyeceğim. Feridun Bey, İşte Güneş, Para Pul, Acıların Kralı, Henüz Onlar Bunları Bilmiyor, Ne zaman gitti tren, Tarzan ince dallarda, Aşklar bizi terk etti. Özellikle Acıların Kralı'nda insanlar çıldırdı.

Her şey güzel gidiyordu ama alkol bir miktar etkisini göstermeye başlamıştı. Ön tarafta kargaşa demeyelim de bir şeyler oldu. Ee fazla alkol alınca böyle oluyor. Konser başladığında cenk Taner'i göremiyorduk. Üç beş fotoğraf çekelim dedik konserde anı kalsın diye önü uzun boylular kapmıştı o yüzden fotoğraf çekmek zordu. Grup  ara verdi, sonra öne doğru geldik. Orada da birkaç fotoğraf ve video çektik. Konser hemen geçti. Sanki 10 şarkı çaldı gibi geldi bize. Şu bir gerçek ki Kesmeşeker’in kemik bir dinleyicisi var. Uçsuz bucaksız azınlığa sevgiler. Sevgiler dipten, saygılar derinden.

Not: Cenk Taner'in sesi garip geldi derken bu kötü değil elbette. Yukarıda da yazdım burada da açıklama gereği duydum. Cenk Taner, benim en değer verdiğim müzisyendir. Bizdendir, bunu bir eleştiri olarak algılayabilirsiniz. Ayrıca mekanda sıkışıp sıkışmama gibi sorunum yok, geçen Karga konserinde sıkıştık bundan hiç şikayetçi olmadım olmam da. Çoğu kişi bu sıkışmadan şikayetçiydi ben şikayetçi değildim. Her neyse açıklama gereği duydum. Ayrıca uzun boyludan kastım, insanların arkadan görememesiydi, bunu da "kıvırıyorsun arkadaş" diyebilirsiniz. Her neyse…  

Cem Kurtuluş’tan Konser Kritiği: Motörhead

Bayan Arıza tarafından Haziran - 13 - 2012 zamanında yazılmıştır.

16 Temmuz günü bizim için kutsal günlerden biriydi. Daha önce 98’de Motörhead organizatörlerin g.tlüğüne gelmişti. Lemmy bu durumu böyle açıklıyordu. Her şeyi hazırlamışlar tam gelecek iken organizatör i.neliği. O gündür bugün herhalde Lemmy bir daha s.ksen bu ülkeye uğramaz diye düşünmüştüm.

Her neyse bu muhabbetleri geçelim. Konser öncesini ve sonrasını anlatayım. Oraya sadece Motörhead için gitmiştik. Onun öncesinde birkaç grup sahne almıştı. Biz de her zamanki gibi biralarımızı yudumluyorduk.

Motörhead 21:15 gibi sahne aldı. Lemmy karşımızdaydı, Motörhead karşımızdaydı. "Ulan gerçek mi?" diyorduk kendi kendimize. Çıldırıyorduk adeta. Sahne önünden bilet almıştım ama etrafımda odun gibi duranlar da yok değildi. Ön taraf ta arka taraf da çılgınlar gibi eğleniyordu. Lemmy, karizmasıyla, kirli ses tonuyla karşımızdaydı.

Şarkılar çabuk geçiyor biz ise zamanın nasıl geçtiğini anlayamıyorduk. Iron Fist, Stay Clean, Ace of spades, Overkill, Over the top Get back in line çalınmıştı. Ama şarkılar bitmemişti. Ne kadar çalarlarsa çalsınlar bize az gelecekti, bunu biliyorduk. Going to brazil, killed by death.

Overkill ile kapanışı yapmışlardı. Üstümdeki tişörtü çıkartmış sallıyordum. Her yerim ter içindeydi. Tanrıları bu sayede görmüş olduk ve Lemmy de bu defa organizatörlüğün g.tlüğüne denk gelmemişti.

Yazımı bitirmeden önce şunu da belirtmek istiyorum "Motörhead neden Rock'n'Coke’a geldi?" diyenler de oldu. Rock'n'Coke’u destekleyen biri değilim. Motörhead gelir, çalar ve gider. Kimseyi umursamaz. Onların ne olduğunu zaten dünya biliyor. Bir daha gelsinler bir daha gidelim. Neticede İstanbul’dan Tanrı Geçti.  

Cem Kurtuluş’tan Konser Kritiği: Radical Noise

Bayan Arıza tarafından Haziran - 12 - 2012 zamanında yazılmıştır.

Şimdi nereden başlasam bilemiyorum. Yine sakat bir konseri geride bıraktık. Radical Noise, 9 Haziran Gecesi Indigo’da sahneye çıktı. D.R.I konseri gibi deli bir kitle vardı ortada yine. Onun öncesinde de başka gruplar vardı. Chopstick Suicide ve Lifelock’u izleyebildim. Lifelock daha önce izlediğim bir gruptu, bu konserde de iyi performans çıkardılar.

Ama Chopstick Suicide gaz müzikleri olsa da sevdiğim bir grup olduğunu söyleyemem. Onlar da sahneden indikten sonra bizler Radical Noise’ı beklemeye koyulduk. Mekân aniden dolmuştu. Radical Noise sahneye çıktı, ortalığın kızışacağı belliydi.

Ve Konserin başlamasıyla kaos ortamı oluşmuştu. İnsanlıktan çıkmıştık adeta. Şarkılar devam ettikçe bizler havada uçmaya devam ediyorduk. Yere düşenler, konser esnasında fenalaşanlar, en yüksek kim zıplayacak diye yarışa girenler, kendini kaybedenler, stage dive’larda kafasına tekme yiyenler, gözleri moraranlar, 90’lar ruhuna herkesin selam çakması, ortamda herkesin Radical Noise’e beraber eşlik etmesi, her anda yere çakılanlar, üstünde basılamayan ayak bilekleri, kaburgasından ağrıyı hissedenler ve ertesi gün o ağrıyla uyananlar. Daha birçok şey sayılabilir.

"Çığlık" çaldığında insanların gözünde öyle bir öfke vardı ki bu görülmeye değerdi, Sivas katliamı unutulamazdı. Öyle güçlü şarkıya eşlik ediyordu ki kendimizi kaybediyorduk, kendimizi kaybetmemiz sadece bu şarkıdan ibaret değildi. "Chaos Flows" da  yerin dibine çakılmıştım artık, büyük bir enerji patlaması yaşamıştım. Hâlâ şarkının etkisi geçmiş değil, aynı zamanda vücudumun ağrıları da.

"Actors acts well" ile kaos devam ediyordu. O andaki halimizi anlatmak gerçekten zor, o kaosun içine girenler bunu anlar. Ve bu şarkıda burnu yamulanlara rastlamak zor olmasa gerek, bu tanım o kaos için yeterli olacaktır.

"Fade away" de frene basmış ve tekrardan hızlanmıştık. Radical Noise’ın hızına yetişebilmek olanaksızdı, işte bu şarkıda öyle yükseklere zıplamıştık ki birbirimizle yarış halindeydik. "Back out, burn a fire" da çalınan şarkılar arasındaydı, çiz-körsün’ü de unutmamak gerek.

Konserden çıktığımda aklımı yitirmiş şekildeydim, en son D.R.I konserinde bu şekilde hissetmiştim. 10 yıldır birbirini göremeyenler bu konserde görmüş oldu, buna sebep olan Radical Noise var olsun, sağolsun. Söyleyeceklerimiz elbette bunlarla sınırlı değil ama ne kadar söylesek de birşeyler eksik kalır. Yine de "bu konserde bu kadar delirmişken bu konserin bir yazısı mutlaka olmalı" dedim ve yazdım.

Not: Bu kritik için Cem'e çok teşekkür ediyorum. Ruhuna sağlık üstat. Gitmiş kadar oldum (bayan arıza).

Haggard

Bayan Arıza tarafından Ekim - 9 - 2010 zamanında yazılmıştır.

Arzu'dan HAGGARD Diskografisi ve Konser Kritiği

Kuruluş Tarihi: 1991 Ülke: Almanya Web Sitesi: www.haggard.de

Elemanlar: Bartl – Obua Karin Bodenmüller – Soprano Fiffi Fuhrmann – Crumhorn Kathrin Hertz – Çello Steffi Hertz – Viyola Danny Klupp – Akustik gitar Kerstin Krainer – Viyolon Luz Marsen – Bateri Robert Müller – Klarnet Andi Nad – Bas Gitar Asis Nasseri – Vokal, Gitar Kathrin Pechlof – Harp Sasema – Soprano Florian Schnellinger – Bas Vokal Hans Wolf – Piyano,Klavye Christoph V. Zastrow – Flüt HAGGARD OLAYI

1991 yılında kurulan Münih’li grup müzik hayatlarına death metal alanında başladı. İlk demoları “Introduction” 1993 yılında ve kendilerini tanıttıkları beş parçadan oluşan ilk mini-albümleri “Progressive” ise 1994 yılında çıktı. 1995 yılında müziklerine klasik öğeler katmaya başladılar. Bu yıl gruplarına keman, viyolonsel, piyano ve bir de soprano kattılar. “Once…Upon A December's Dawn”  isimli bir promo albümü çıkarttılar ve Danimarkalı grup Illdisposed ve Alman grup Disgust ile çıktıları turneyle yeni müziklerini tanıttılar.

Yeni tarzlarıyla olumlu tepkiler alan grup kadrolarına 16 müzisyen daha kattı ve müziklerini gitgide daha senfonikleştirmeye, daha klasikleştirmeye başladı. Giderek oturan kadroları ve tarzlarıyla 1997 senesinde Serenade Records etiketli “And Thou Shalt Trust …The Seer”ı piyasaya sürdüler. Albüm iyi bir satış grafiği çizdi ve büyük beğeni topladı. Bu albüm melodik death metal ve Ortaçağ-klasik-folk müziğinin karışımıydı.

Lirikler İngilizce, Almanca ve Latince’ydi.

Albüm tarihe bir yolculuk gibiydi ve Michel de Notre Dame’ın (namı diğer Nostradamus’un) hayatını işliyordu.

Grup, yeni albümlerine kadar uzun bir turne dönemi yaşadı. Çoğu Almanya, Avusturya, İsviçre ve Hollanda’da geçen bu turneler grubun hayran kitlesini her geçen gün arttırdı. Grubun tek (ve hayli önemli) dezavantajı ise hayli kalabalık olan kadronun toparlanma sorunuydu. Bu yüzden konserler maalesef hep “playback” geçti. 2000’in Temmuz’ ayında grup, adından en çok söz ettiren ve en başarılı albümlerini çıkardı. Albümün adı “Awaking The Centuries”di ve tarihe yapılan yolculuk aynen devam ediliyordu bu albümde de.

Tarihin gerçek olayları ve kahramanları (ve yarım kalan hikayesiyle Nostradamus) yine albüm parçalarının konusuydu. Bu albümle Haggard hayranları adeta mest oldu. Grup bundan bir yıl sonra Meksika’da kaydedilen “Awaking The Gods” (Live in Mexico) isimli bir live albüm çıkardı. Onbir parçadan oluşan albüm Haggard’ın en iyi eserlerini içeriyordu.

Haggard’ın son albümü ise, adını Galileo’nun ünlü sözü “Herşeye rağmen dünya dönüyor.”

lafından alan “Eppur Si Muove”. Albüm 2004 yılında Drakkar etiketiyle çıktı ve Haggard bu albümünde de diğerlerinde olduğu gibi çizgisinden şaşmadı, kendi yaratttıkları eşsiz müziği ve havayı korudu. KONSER KRİTİĞİ Bilet üzerinde 21:00 yazan konser saatine kanarak 21:00 sularında Yeni Melek Gösteri Merkezi’ndeydik. Deneyimler ekibindeki arkadaşlar beni yalnız bıraktığı için ben de Haggardsever kim varsa tutundum kollarına ve gidiverdim. Geçen geldiklerinde kaçırdığım için bu kez aynı hataya düşmemek için çok önceden 8 Aralık’ı bekledim. Çok fazla kuyrukta beklemedim. Daha sonra kurtulmak için zorlandığım bileklikleri kolumuza takıldı ve içeri girdik.

Atlantis Müzik ve Metalattack.com organizasyonu olan konseri en iyi Yeni Melek’in üst katından izleyeceğimize kanaat getirip balkona ilerledik. Metalattack.com’dan tanıdığım ve çok sevdiğim Erkan’ı heyecanlı heyecanlı koşuştururken görüp yakaladım. Öyle ya konser hakkında beni bilgilendirmeliydi. Ne de olsa yazacaktım. İlk sorum Haggard’ın Yeni Melek sahnesine sığıp sığamayacağı idi. Grup Türkiye turnesinin ilk adımı olan İstanbul’a konserden 1 gün önce gelmiş ve imza gününe katılmıştı. 7 Aralık’ta 11, 8 Aralık’ta ise 14 Haggard üyesi İstanbul’da idi.

Saat 22.00’de grup üyeleri nazlı nazlı sahne aldı. Asis’in “Merhaba İstanbul” seslenişi ile başlayan konsere adını soprano kızlar vurdu desem yalan olmaz. Siyah elbiseleri ve uzun sarı saçları ile vokal yapmadıklarında saçlarını ve vücutlarını ustaca sallamaları bizlere de enerji verdi. İlk dakikalarda kilisede cenazedeymiş gibi bir hava hâkimken, şarkıları tek bir ağızdan söyleyen izleyici profili grubu da canlandırdı. Basçı atom karıncanın performansı harikaydı. Hans (Piyano, klavye) kardeşimizin başındaki işlemeli takke dikkate değerdi.

Son şarkı ve sahneden ayrılan grup alkışlarla uğurlanırken, tezahüratlar Yeni Melek’e fazla gelecek diye korkmadım değil. Sonra Asis geri geldi. Organizatörlerin kendisine verdiği bir kucak gülü, grup üyelerini tek tek çağırıp ellerine vermek suretiyle dağıttı ve konserin tacını taktı. “Awaking the centuries” i söylediler ki gerçekten gecenin en güzel şarkısıydı.

Konser bitti. Güzel bir konserin izleri yüzünden okunan insanlar dağıldılar.

Konser sonrası grup yaklaşık 1 saat daha kaldı ve hemen ardından turnenin ikinci ayağı için Ankara yollarına düştü. Araca taşınırken yakaladığım viyolonsel ile garip fotoğraflar çektirdim. Konserin büyük çoğunluğunu kayda aldım.

Yeni Melek İstanbul’da ciddi bir açığı kapatıyor ama yetersiz olduğu da açık. Sesin verimini en iyi orta sıralardan alabiliyorsunuz. Önlerden bu tip bir konseri izliyorsanız kulaklarınızın vay haline.

 

Tori Amos

Bayan Arıza tarafından Ekim - 8 - 2010 zamanında yazılmıştır.

Mine Melody'den Tori Amos Konseri Kritiği

The Butterfly Princess

Bu gece ona bu isimle hitab etmek isterdim cunku o gercekten de tuller icinde sahnede ucusan bi kelebege benziyordu..Konser oncesi acaip bi kalabalik vardi Acik Hava'nin onunde..Acikcasi ben bu kadar izdiham olacagini dusunmemistim..En guzeli de uzun suredir gormedigim arkadaslarimi gormek oldu..Uzun sure gormediginiz arkadaslarinizin sizinle ayni heyecani paylasicaklari bi gunde gelip size sarilmasi o kadar guzel bir duygu ki..Hatta studyo24ten hayatimda hic gormedigim bir bayan uye'nin yanima gelip, siz mine melody misiniz? Resimlerinizi gordum, sarkilariniz cok guzel demesi ayri bi heyecan olayiydi benim icin..neyse Tori'ye o kadar kaptirmistim ki icimden " aman mine sen kiiiim Tori kiiim? " demeden duramadim..

Konser baslamadan kalbim kut kut atiyordu, bunda biletime biraz gec ulasmamin da etkisi vardi..cunku paranoyalar yapip, eger ulasamazsam kapida kriz gecirip yerlere falan uzanmayi tasarliyodum..Neyse sahneye gelisi pek bi hizli oldu Tori'nin..Geldi selam verdi oturdu ve hemen calmaya basladi..Sanki tezahurata gerek yok der gibiydi. Sahne isiklari icinde sanki daha cok parliyordu..Ve sesi bi melek gibiydi..Detone olmadan tum sarkilari soylemesi ayri bi guzellikti.. Blood Roses'i albumunden biraz daha farkli ve uzun yorumladi.. Bir ara sahnede bi sarki calicagindan ve bu sarkinin İstanbul'dan istendiginden bahsetti..Ynsanlar bazi sarkilarinin isimlerini bagirdi ben winter dedim..Ama sonra John Lennon'dan imagine'i caldi.. Enfes bir coverdi..

Therion

Bayan Arıza tarafından Ekim - 8 - 2010 zamanında yazılmıştır.

Therion Ankara Konseri – Saklıkent

Dun aksam bir arkadasimla 21:00’den sonra Saklikent’e gittik efenim.. bi baktik ki 19:00 da acilmasi gereken kapilar daha acilmamis.. bir oha cekip, olgunlara yemek yemege die ilerlerken bu ne beee.. amma cok therion seven varmis dedik.. cunki saklikent onunden baslayip, alt sokaga dogru kyvrylyp nerdeyse olgunlara kadar devam ediyordu..simdi bu da rahat bi 25-30 metre falan demek.. ve biz o sokakta yururken bi kac kavga cikti.. o sirada arkadasim okul ark.iyla konusuyordu cunki.. e biz daha fazla acliga dayanamayip indik olgunlara.. oturdugumuz yerde de kafasindan kanlar akan bi velet indi yokustan asagi.. ardindan da “ne yaptin olm kendine” die bagiran arkadas (!) surusu.. kafasi yarilan velet, arkadaslari kavga etmesin die engellemeye calisirkene arada kalmis anladigimiz kadariyla.. (uff iste tam sacmaladi yani millet..) (bi genel olarak ortami anlatmak isterm.. genel olarak Ankara seyircisi iki türlü, bi elitist takilan, iyiyi bile zor alkislayan ama saygiyla dinleyen grup.. iste ortamda bu tiplerde vardi.. analarindan babalarindan gormus gecirmis tipler.. bir de alt seviye diye hitap etmekten bile rahatsizlik duydugum- daha ne ad verebilecegimi cok bilemedigim..- varos cocuklari vardir. Bunlar da dinledikleri muzikle ortamlarindan siyrilmaya calisan lakin icmeyi, sicmayi, konserde sirada beklemeyi bilmeyen bi genclik vardir.. ) iste bu ikinci grup veletler ortaligi kendi caplarindan birbirine kattilar..

Nese biz yemek yerken kapi acilmis allahtan..biz de 10’a ceyrek kala girdik iceri. Guya Knightmare die bi alt grup cikacakti.. ama kapi acilis gecikince adamlarin da sahnesi gecikti.. e normal olarak bu therion’un cikisini da engelledigi icin alt grup cikmadi..isabet oldu 😛

22:10 gibi grup sahneye cikti.. lakin biletix’de orkestrasi ile gelecegi soyleniyordu… ama tabii salak saklikent’in buna uygun sahnesi yoktu ki.. yani belki ist’teki konser daha iyi olabilr.. ama asil bombayi azzz sonra patlacam ki iste o zaman ist. Konseri ank. Konserine bin basacak..:)

konser baslayali 45 dakika olmustu ki saklykentte elektrikler kesildi!!!!!!! Dumur olduk yahuuu. Birden yuhlar basladi.. bu arada insanlar florans islevli cep tellerini sahneye tuttuklari icin sahneyi de secebiliyorduk.. adamlar bi sure durdular sahne de.. herhalde kisa bi kesinti olur diye bekliyorlardi.. sonra kulisten 3-4 fenerli kisi sahnedeki grup elemanlarini toparladi iceri goturdu.. isliklar.. kufurlerrr: sikikkent, ibne saklikent.. gibi laflar.. bi ara cok komikti.. millet sarki soylemeye basladi: arkasi gelmez dertlerimin bitkim illallaaaahh.. biz kavga cikar mi acaba diye tirsiyorduk.. bi ara cikip tekrar girenlerin bagirtilari geldi ama uzun surmedi.. bekliyoruz ole icerde.. kapiya yakiniz ki hava alalim diye…malum havalandirma da calismadi J nese iste 20-25 dakika sonra sahne de bi hareketlenme basladi. Hayirdir diyoruz.. grubun kadin solisti, sahneye cikti.. biri de onun yuzune fenerle isik tutuyordu..millet biribini susturmaya basladi “shhiii”lerle.. kadin arya okumaya basladi.. biz en arkalardayiz.. anca 2-3 dakika sonra biraz sessizlik olunca duymaya basladik ama dangalak genclik kadini taklit ediyoruz ayagina bol bol ses cikarip sabote ettiler.. ara ara kadinin sesini duyan kalabalik heyecanla alkisliyordu.. halbuki hatun daha soyluyordu.. o da kysa kesti..daha soyledi buuyk ihtimal.. bi 10 dakika sonra icerdeki havasizlik tahammul edilmez hale gelirkene, adamlar lutfen disari cikin, elektrikler gelince devam edicez diye bagirmis ama sesi bize gelmedi.. onlerden gelenlerden ogrendik..biz de cikmaya calisirkene baya bi bekledik.. bi kac salak kizin ciglari yuzunden kulaklarimizin icine edildi.. milleti damgalayip disari saldilar biz disari ciktiktan 10 dakika sonra elektrik geldi.. ama biz girmedik.. icerdeki ark.lar kalmislar. Dolasiyla konser nasil devam etti bilemiyorum.

sevgiler,

Tuce…

That I would be good even if I lost sanity That I would be good Whether with or without you  

The Notwist & Peaches

Bayan Arıza tarafından Ekim - 8 - 2010 zamanında yazılmıştır.

Coldylan'dan "The Notwist" ve "Peaches" izlenimleri…

cumartesi saat 9 gibi yeni melek deydik. Her konserde oldugu gibi normal program akisi yalan oldu ve notwist gecikmeli de olsa sahne aldi..dinleyici kitlesi bekledigimden daha kalabalik ve coskuluydu..bu tarz konserleri daha cok seviyorum..cinerama'da da ayni seyi hissetmistim…ortak paydalari muzik olan insanlar toplasinca sahnedeki grubun performansida ust duzey oluyor..pick up the phone, pilot gibi beklenen parcalar calinsada ozellikle bekledigim chemicals'i dinleyemedim:( notwist gercekten cok kaliteli bir grup, cok da mutevaziler..sahneleri de cok iyiydi, h2000'deki performanslarinin tesaduf olmadigini gosterdiler..

onlardan sonra peaches sahne aldi…abla kendinden gecti, bir ara uzerindekileri firlatip atti ve berlin underground scene tadinda, havuzbasi kiyafetiyle sarkilarina devam etti..yoksa gurultuye mi demeliydim..ben pek sevmiorumda kendilerini..ha bu arada hatun sahnedeyken arkaya yukardan bir ekran indi ve ekranda kisa film gibi bisi gosterildi…filmde iki tane balo kiyafeti giymis abla birden gaza gelip birbirlerine saldirmaya basliyorlardi..sacindan tutup suruklemeler, bicak cekmeler…ozetle ilginc bir sovdu…

geceye dair tek olumsuz sey havalandirma yetersizligiydi.. o kadarda ovuyorlardi, son teknoloji, esi benzeri yok vs.

bu arada black box recorder ve the auteurs'dan luke haines mayis ayinda roxy'de..bilginize..

doğan