Edebi Şahsiyetler’ kategorisi için Arşiv

Antoine de Saint-Exupéry “Küçük Prens”

Bayan Arıza tarafından Şubat - 9 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Antoine de Saint-Exupéry "Küçük Prens"

Küçük Prens, başka bir gezegenden dünyaya ziyarete gelir ve kendi gezegeni etrafında dolanabileceği kadar küçüktür.Arkadaş olarak sadece bir gül'ü vardır.Gül ona kainattaki en güzel şey olduğunu ve eşinin benzerinin olmadığını söylemiştir.Fakat dünyada bir gül bahçesinde beş bin tane gülü görünce,kendisinin hiçbir şeye sahip olmadığını, gülünün çok sıradan bir çiçek olduğunu düşünür.Ağlar…

XXI.

İşte tilki o zaman ortaya çıktı. – "Günaydın," dedi küçük prense. – "Günaydın," dedi küçük prens nazikçe ama kimseyi görememişti. – "Buradayım," dedi tilki. "Elma ağacının altında." – "Kimsiniz" dedi küçük prens.Sonra da, "çok güzel görünüyorsunuz" diye ekledi. – "Tilkiyim ben," dedi tilki. – "Benimle oynar mısın?" dedi küçük prens. "Cok mutsuzum." – "Hayır," dedi tilki. "Oynayamam; evcil değilim ben." – "Öyle mi? Bağışla beni," dedi küçük prens. Ama bir süre düşündükten sonra, "Evcil ne demek?" diye sordu. – "Sen buralı değilsin," dedi tilki. "Ne arıyorsun buralarda?" – "Insanları arıyorum," dedi küçük prens. "Evcil ne demek?" – "Insanları mı arıyorsun? Silahlari var ve avlıyorlar. Cok can sıkıcı.Ayrıca tavuk yetiştiriyorlar.Tek konuları bunlar. Tavuk mu arıyorsun?" – "Hayır," dedi küçük prens. "Arkadas arıyorum. Evcil ne demek?" – "Genellikle ihmal edilen bir iş," dedi tilki. "Bağlar kurmak anlamına geliyor." – "Bağlar kurmak mı?" Tilki : – "Yani," dedi. "Örneğin sen benim icin hala yüz bin öteki çocuk gibi herhangi bir çocuksun. Benim icin gerekli de değilsin. Senin icin de aynı şey. Ben de senin için yüz bin öteki tilkiden hiç farkı olmayan bir tilkiyim. Ama beni evcilleştirirsen birbirimiz için gerekli oluruz o zaman. Benim için sen dünyadaki herkesten farklı birisi olursun. Ben de senin için eşsiz, benzersiz olurum…" Küçük prens, – "Anlıyorum galiba," dedi. "Bir çiçek var…Galiba o beni evcillestirdi…" – "Olabilir," dedi tilki. "Dünyada böyle şeyler hep olur." – "Ama hayır, o Dünya'da değil," dedi küçük prens.Tilki şaşırmıştı. Merakla, – "Başka bir gezegende mi?" diye sordu. – "Evet." – "Orada avcılar var mı?" – "Yok." – "Aman ne hoş! Peki tavuklar?" – "Hayır, tavuklar da yok." – "Hiçbir şey mükemmel olamıyor," diyerek içini çekti tilki. Birden aklına bir fikir geldi. – "Benim yaşamım çok tekdüze," diye anlatmaya başladı."Ben tavukları avlıyorum; insanlar da beni.Bütün tavuklar birbirine benziyor, bütün insanlar da… Bu yüzden çok sıkılıyorum. Ama beni evcilleştirirsen yaşamıma güneş doğmuş gibi olacak. Duydugum bir ayak sesinin ötekilerden farklı olduğunu bileceğim.Öteki ayak sesleri beni köşe bucak kaçırırken seninkiler tıpkı bir müzik sesi gibi beni cağıracak, sığınağımdan çıkaracak. Hem bak,şu buğday tarlalarını görüyor musun? Ben ekmek yemem. Buğday benim hiçbir işime yaramaz. Buğday tarlalarının da hiçbir anlamı yoktur benim icin. Bu da çok üzücü.Ama senin saçların altın sarısı.Beni evcilleştirdiğini bir düşü! Buğday da altın sarısı. Buğday bana hep seni hatırlatacak. Ve ben buğday tarlalarında esen rüzgarın sesini de seveceğim…" Tilki uzun süre küçük prense baktı. Sonra da, – "Lütfen.. Evcilleştir beni!" dedi. – "Çok isterim," dedi küçük prens. "Ama burada çok kalmayacağım. Bulmam gereken yeni dostlar ve anlamam gereken çok şey var." – "Insan ancak evcilleştirirse anlar," dedi tilki. "Insanların artık anlamaya zamanları yok. Dükkanlardan her istediklerini satın alıyorlar.Ama dostluk satılan dükkan olmadığı için dostları yok artik.Eğer dost istiyorsan beni evcilleştir." – "Seni evcilleştirmek için ne yapmalıyım?" diye sordu küçük prens. – "Cok sabırlı olmalısın," dedi tilki. "önce karşıma, şöyle uzağa çimenlerin üstüne oturacaksın. Gözümün ucuyla sana bakacağım, ama bir şey söylemeyeceksin.Sözler yanlış anlamaların kaynağıdır.Her gün biraz daha yakınıma oturacaksın…" Ertesi gün küçük prens yine geldi. – "Aynı saatte gelmen daha iyi olur," dedi tilki."örneğin sen öğleden sonra dörtte geleceksen, ben saat üçte mutlu olmaya başlarım.Mutluluğum her dakika artar. Saat dörtte artık sevinçten ve meraktan deli gibi olurum. Ne kadar mutlu olduğumu görmüş olursun. Ama herhangi bir zamanda gelirsen yüreğim saat kaçta senin icin çarpacağını bilemez. Insanın belli alışkanlıkları olmalı…" – "Alışkanlıkları mı?" – "Evet.Bunlar coğunlukla ihmal edilir," dedi tilki."Alışkanlıklar bir günü öteki günlerden, bir saati öteki saatlerden farklı kılan şeylerdir.Örneğin benim avcımın bir alışkanlığı vardır.Her perşembe koyun kızlarıyla dansa giderler.Bu nedenle perşembe günleri benim için güzel günlerdir. Üzüm bağlarına kadar sokulabilirim o günler.Ama avcılar herhangi bir günün herhangi bir saatinde gidiyor olsalardı hiç tatilim olmazdı." Böylece küçük prens tilkiyi evcilleştirdi. Ayrılma zamanı geldiğinde tilki, "Ağlayacağım" dedi. – "Benim bunda bir suçum yok," dedi küçük prens. "Seni üzmek istememiştim ama evcilleştirilmeyi sen istedin…" – "Evet orası öyle," dedi tilki – "Ama ağlayacağını söylüyorsun." – "Evet, öyle," dedi tilki. – "O halde evcilleştirilmek senin için pek iyi olmadı!" – "Çok iyi oldu!" dedi tilki. "Buğdayların rengini düşün." Sonra da, "Gidip güllere bak şimdi," diye ekledi. "Kendi gülünün eşi benzeri olmadığını göreceksin.Sonra da gel vedalaşalı. Sana armağan olarak bir sır vereceğim." Küçük prens gidip güllere baktı. – "Siz benim gülüme hiç benzemiyorsunuz," dedi. "Hatta hiçbir şeysiniz şu anda.Çünkü ne bir kimse sizi evcilleştirdi, ne de siz bir kimseyi.Ilk gördüğüm zamanki tilkim gibisiniz. O zaman yüz bin başka tilkiden herhangi biriydi. Ama şimdi dostum oldu ve benim icin eşi benzeri yok." Güller çok utanmışlardı. – "Çok güzelsiniz, ama boşsunuz benim için," diye sürdürdü sözlerini küçük prens. "Insan sizin için ölemez. Doğru, gelip geçici biri için benim çiçeğimin sizden hiçbir farkı yok. Ama o benim icin yüzlercenizden daha önemli;çünkü suladığım,cam bir fanusun altına koydugum, önüne siperlik yerleştirdiğim çiçek o.Çünkü tırtılları ben onun için öldürdüm. (Birkaç tanesini bıraktık, sonradan kelebek oldular.) Çünkü, yakındığı ya da övündüğü, ya da hiçbir şey söylemediği zamanlarda dinlediğim çiçeğim o benim. Çünkü o BENİM çiçeğim." Tilkinin yanına döndü sonra: – "Hoşça kal," dedi. -"Hoşça kal," dedi tilki. "Işte sana bir sır, cok basit birşey;Insan yalnız yüreğiyle doğruyu görebilir. Asıl görülmesi gerekeni gözler göremez". – "Asıl görülmesi gerekeni gözler göremez," diye yineledi küçük prens; unutmamalıydı bunu. – "Gülünü senin icin önemli kılan, onun icin harcamış olduğun zamandır." – "Onun icin harcamış olduğum…" diye yineledi kücük prens.Unutmamalıydı bunu. – "Insanlar unuttular bunu," dedi tilki. "Ama sen unutmamalısın.Evcilleştirdiğimiz şeylerden sorumlu oluruz. Sen gülünden sorumlusun…" – "Ben gülümden sorumluyum," diye yineledi küçük prens.Bunu da unutmamalıydı…  

Leonard Cohen “Görkemli Kaybedenler”

Bayan Arıza tarafından Şubat - 9 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Leonard Cohen'in "Görkemli Kaybedenler"i okudunuz mu? Kendime çıkardığım notlardan birkaç alıntı var aşağıda. Kitap hakkında fikir vermiş olur sizlere.

* Öylesine insanım ki çok fazla kabızlık çekiyorum.

* Her sabah uyandığımda kendimi neden bu kadar kötü hissediyorum?

* Tekrar biz olduğumuzda hatırlarız bunu, belki de bir daha asla biz olamayız.

* Kahrolsun genital emperyalizm! Bedenin her köşesi boşalabilir.

* İçimdeki bütün o dünlerle yeni bir şeye nasıl başlayabilirim.

* İçimde yaşamak istemiyorum.

* Senin Sabahında Büyük Harflerle Başlayan Bir Yaratığım.

* Bir insanın doğasındaki en özgün şey genellikle en umutsuz olandır.

* Her sürüngen kendisi için!

* Bu dünya eksiktir!

* Zehirli dikenlerin arasında, bir çiçek gibi yaşıyorsun burada.

* Senin gözlerinde, beni olmak istediğim gibi tarif eden bir şey vardı.

* Daha saf bir inanç için, eğitimi reddetmeyi istiyordum.

***

Aşağıda, üç liriğinin Türkçesini okuyacaksınız.

İki Kalıp Sabunum Var

İki kalıp sabunum var, Badem kokulu Biri sana biri bana. Banyoyu doldur, Birbirimizi yıkayalım.

Param yok, Eczacıyı öldürdüm.

İşte bir kavanoz da yağ, Tıpkı İncil’deki gibi, Uzun kollarıma Pırıl pırıl yapacağım tenini.

Param yok, Kokucuyu öldürdüm

Pencereden dışarı bak, Dükkanlara, insanlara Arzunu söyle bana, Anında olacak,

Param yok, Param yok.

Mektup

Aileni nasıl öldürdüğün Hiç ilgilendirmiyor beni Ağzın gövdemde gezinirken

Hem biliyorum rüyalarını Unufak olan şehirlere, dörtnala atlara dair Güneşin çok yakınlaşmasına dair Ve gecenin hiç sona ermemesine.

Ama bunlar hiç ilgilendirmiyor beni Gövdenin yanıbaşında

Biliyorum dışarda bir savaş sürmekte Sen emirler vermektesin Bebeler boğdurulmakta, generallerin kellesi uçurulmakta

Ama kan beni hiç ilgilendirmiyor Senin etini rahatsız etmiyor.

Dilinde kan tadı almak Şaşırtmıyor beni Kollarım saçlarına karışırken

Sanma ki anlamıyorum Neler olacağını Alaylar katledildikten, Orospular kılıçtan geçirildikten sonra

Hem bunu sadece senden çalmak için yazıyorum Bir sabah kellem, kanlar damlayarak Öteki generallerle birlikte Evinin kapısından sallandırıldığında

Bütün bunları önceden bildiğimi Ve beni hiç ilgilendirmediğini nihayet bil diye.

Armağan

Bana diyorsun ki sessizlik Huzura daha yakınmış şiirlerden Ama armağan diye sana Tutup sessizliği getirsem (çünkü bilirim sessizliği) derdin ki    Sessizlik değil Bu gene şiir Ve bana geri verirdin.

Türkçesi: Fatih Özgüven, bi tarihteki ROLL’dan

Natsuo Kirino “Çıkış”

Bayan Arıza tarafından Şubat - 9 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Natsuo Kirino "Çıkış"

Yazarın Türkçe'ye çevrilen ilk kitabı olan "Çıkış", özellikle korku edebiyatından hoşlananlar için tavsiye edebileceğim çok sürükleyici bir kitap, 648 sayfa, İthaki Yayınları'ndan.

2.kitabı "Grotesk" de ülkemizde yayınlandı.

Ben size Çıkış'tan bahsetmek istiyorum. Yazar bu romanıyla 1988 Japonya Gerilim Ödülü'nü, Soft Cheeks ile de Japonya'nın en prestijli edebiyat ödüllerinden biri olan Naoki Ödülü'nü kazandı. 1951 doğumlu olan Natsuo Kirino'nun birçok kitabı filmlere konu oldu.

Kitabın arka kapağında şunlar yazmakta:

"Japon gerilim edebiyatının en başarılı örneklerinden biri olan Çıkış, sıradan insanların da zamanı geldiğinde birer ölüm makinesine dönüşebileceğini son derece gerçekçi ve sarsıcı bir üslupla ortaya koyuyor.

Tokyo'da bir fabrikanın gece vardiyasında çalışan dört kadının merkezde olduğu romanında Kirino, ortaklaşa bir suçun gölgesinde yaşayan, birbirinden farklı dört karakterin yaşamını anlatıyor.

Ölümcül sırlar, karakterleri birbirlerine yaklaştırırken aslında onları bir yok oluşa doğru sürüklüyor. Çıkış'ın yaratmayı başardığı gerilim düzeyi de, Kirino'nun karakterlerinde saklı. Japon yazarın karakterleri, soğukkanlı oldukları kadar inandırıcı da.

Başından sonuna hiç düşürmediği temposuyla okuru diken üstünde tutan yazar, ödüllü romanı "Çıkış" ile Türk okurlarıyla buluşuyor.  

Peter Straub

Bayan Arıza tarafından Şubat - 9 - 2011 zamanında yazılmıştır.

PETER STRAUB

Peter Straub'ın bugüne dek iki romanını okudum. İlki "Yitik Oğlan Yitik Kız" idi, kitabı sevdim ve ardından bir nev'i devamı sayılan "Gece Odasında" isimli kitabını aldım. Dili oldukça akıcı, romanları da sürükleyici. Kitaplar İthaki Yayınları'ndan çıktı. Okuduğum iki kitabına ait bilgiler ise şöyle:

Peter Straub "Yitik Oğlan Yitik Kız"

Korku romanları yazarı Tim Undehill'in ağabeyinin eşi Nancy, bilinir bir nedeni olmaksızın intihar eder. On beş yaşındaki oğlu Mark'da, annesinin intiharından bir hafta sonra ortadan kaybolur. Tim'in, bu iki gizemli olaya dair araştırmaları onu, yıllar önce bir seri katilin sığınağı olmuş, metruk bir eve yöneltir. Bu lanetli ev, yıllardır saklanan bir sırrın izleriyle doludur. Tim'in, insanın kanını donduran bir dehşet öyküsüyle yüzleşmesi artık kaçınılmazdır. Hayaletli evlerden seri katillere, polisiyeden korkuya, ailesel yabancılaşmadan yetişkinliğe geçişin yalnızlığına dek uzanan usta işi bir roman.

"Tuhaf ve harika bir kitap bu. Cinayetleri, hayaletleri, tekinsiz evleri ve bir seri katili anlatırken, ailenin bizi nasıl bir arada tuttuğunu ve nasıl çözdüğünü de sorguluyor. Kimi zaman güldüren, kimi zaman yürek burkan, ama gerçekten de huzursuz edici ve korkunç. 'Bunu nasıl becerebiliyor?' diye soruyorum kendime ve sırf aynı etkiyi yapıp yapmayacağını görmek için başkalarını da bu kitabı okumaya zorluyorum." Neil Gaiman

"Yitik Oğlan Yitik Kız, Straub'un bugüne dek yazmış olduğu en iyi kitap." Stephen King

Peter Straub "Gece Odasında"

Ödüllü gençlik romanı Gece Odasında'nın yazarı Willy Patrick aklını kaybetmekte olduğunu düşünmektedir…Bir kez daha…Bir gün bir ardiyenin otoparkına umarsızca sürüklenir. Kızı Holly'nin binanın içinde tutulduğunu bir şekilde bilmekte ve onu kurtarmak için karşı konulmaz bir istek duymaktadır. Ancak Willy'nin bu isteğini gerçekleştirmesi mümkün değildir; kızı Holly yıllar önce öldürülmüştür çünkü.

Aynı gün, sorunlu genç bir kadın hakkında yazmakta olduğu yeni kitabıyla boğuşmakta olan Timothy Underhill, dokuz yaşındayken ölen ablası April'in hayaletiyle yüz yüze gelir. Ardından da, gençliğinde tanıdığı ve tümü ölmüş olan kişilerden tüyler ürpertici e-postalar almaya başlar..Bu kişiler de aynı ablası gibi, ona acil mesajlar iletmektedirler.

Willy ile Timothy'nin yolları garip tesadüfler sonucu kesiştiğinde, Willy'nin trajik kaybı ile Tim'in yazmakta olduğu romanın gösterdiği inanılmaz paralellik, onları çevrelerini saran kötülüğe karşı güçbirliği yapmaya sürükler.

Peter Straub kimdir peki?

2 Mart 1943'te, Wisconsin'in Milwaukee kentinde doğdu. Wisconsin Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü'nden 1965 yılında mezun oldu. İzleyen yıl Colombia Üniversitesi'nde aynı dalda master yaptı.

1972 yılında iki şiir kitabı ve 1973 yılında da bir roman yayınladıktan sonra, yayıncısının önerisiyle 'gotik' türe geçiş yaptı ve bir dizi öykünün ardından korku türündeki ilk kitabı Julia 'yı 1975 yılında yazdı.

1979 yılında yayınladığı, daha sonra sinemaya da uyarlanan, Ghost Story (Hayalet Öyküsü) adlı romanıyla büyük şöhret kazandı.

Peter Straub, yirmiden fazla dile çevrilmiş on altı roman yazdı. Lost Boy Lost Girl (Yitik Oğlan Yitik Kız) adlı kitabı 2003 yılı Bram Stoker Ödülü'nü kazandı.  

Jonathan Carroll “Kahkahalar Ülkesi”

Bayan Arıza tarafından Şubat - 9 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Jonathan Carroll "Kahkahalar Ülkesi" (İthaki Yayınları, Çev: Sönmez Güven, 1.Baskı, Eylül 2006)

Kahkahalar Ülkesi, Galen adlı küçük bir kasabada inzivaya çekilmiş ve kırk dört yaşında geçirdiği bir kalp krizi sonucunda ölmüş olan, efsanevi çocuk kitapları yazarı Marshall France tarafından kaleme alınmıştır.

Tom Abbey ve kız arkadaşı Saxony Gardner bu en beğendikleri yazarın biyografisini yazmak için dingin bir yaz gününde Galen'a gelirler.

Ancak ne bu uyuşuk, küçük kasaba ne de orada yaşayanlar göründükleri gibidir: Marshall France'ın gölgesi hala mezarından kasabanın üzerine düşmekte ve büyüsü kitap sayfalarının çok daha ötelerine uzanmaktadır.

"Beni böylesine çarpan bir fantazya daha anımsamıyorum." – Stephen King-

"Muhteşem bir gövde gösterisi." – Stanislav Lem-

"Sevilen bir kitabın işler kötüye gittiğinde sığınılacak güvenli bir mekan olabileceğine inananların bayılacağı bir kitap." – Neil Gaiman-

"Hem korku, hem fantazya, hem polisiye… Günlük yaşamın gölgeli sınırlarında gizlenen sinsi bir dehşet!" – New York Times-

Jean-Christophe Grangé

Bayan Arıza tarafından Şubat - 9 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Jean-Christophe Grangé

Fransız yazar Jean-Christophe Grangé 1961’de Paris’te doğdu. Serbest gazeteci olarak çeşitli haber ajansları ve gazeteler için çalıştı.

Leyleklerin Uçuşu adlı ilk romanı 1994'te yayımlandı. Bu kitap Fransa'da 450000 adet sattı ve sekiz bölümlük bir TV dizisi haline getirildi.

Yazarın ikinci eseri Türkiye baskısını Şubat 2001'de yapan ve 20 dile çevrilen Les Rivières pourpres (Kızıl Nehirler)'di. Roman beyazperde'ye taşındığında yönetmen koltuğunda Mathieu Kassovitz vardı. Başrollerde ise Jean Reno ve Vincent Cassel yer aldı.

Grangé'ın üçüncü romanı Le Concile de Pierre Taş Meclisi eylül 2000'de piyasaya çıktı ve Fransa'da kısa sürede 150000 adet sattı. Türkiye'de Ağustos 2001'de yayımlandı. 2006 yılında Stéphane Cabel ve Guillaume Nicloux tarafından senaryolaştırılan kitap, Guillaume Nicloux yönetiminde sinemaya uyarlandı. Filmin oyuncu kadrusnda Monica Bellucci, Catherine Deneuve, Moritz Bleibtreu, Sami Bouajila, Elsa Zylberstein, Nicolas Thau, Tubtchine Bayaertu, Laurent Grévill gibi güçlü isimler yer aldı.

2001 yılında vizyonda yer bulan Vidocq filminin senaryosunu Pitof ile birlikte yazdı.

2003 yılında L'Empire des loups – Kurtlar İmparatorluğu (roman)'nu yayımladı. Eser 2005 yılında Chris Nohan'ın yönetmenliğinde beyazperdeye aktarıldı. Kurtlar İmparatorluğu (film)'nda Jean Reno'nun yanı sıra Emre Kınay da yer aldı. Kitabın Türkiye baskısı Temmuz 2003'te yapıldı.

Grangé'ın bir yıl gibi kısa bir sürede kaleme aldığı La Ligne Noir (Siyah Kan) ise Mayıs 2005'te yaptığı ilk baskısı ile raflardaki yerini aldı.

Yazarın 2007 yılında yayımlanan eseri Les Serment des Limbes (Şeytan Yemini) Türkiye'de ilk baskısını Ağustos 2007'de yaptı. Sonraki kitabı Koloni 2009 ağustos ayında Türkiye'de satışa çıktı Yazarın son kitabı Ölü Ruhlar Ormanı, 2010 yılında Türk okuyucularıyla buluştu.

Bunların yanı sıra yazarın Zener'in Laneti/Sibylle isimli bir çizgi roman çalışması da bulunmaktadır.

Sırayla Romanları:

Kızıl Nehirler (2001) Taş Meclisi (2001) Leyleklerin Uçuşu (2002) Kurtlar İmparatorluğu (2003) Siyah Kan (2005) Zener'in Laneti (2005) Şeytan Yemini (2007) Koloni (2009) Ölü Ruhlar Ormanı (2010)

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Jean-Christophe_Grange

Irvine Welsh “TRAINSPOTTING”

Bayan Arıza tarafından Şubat - 9 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Irvine Welsh "TRAINSPOTTING"

Aşağıdaki notlardaki her şey kitaptaki gibidir. İskoç ingilizcesini Türkçe'ye böyle çevirmiş çevirmen. Konuşma dili jargonu ve bolca da argo kullanmış.

Kitaptan Altını Çizdiklerim:

·    Kadınlar hakkında gerçekten de fazla bişey bilmiyodum. Hiçbi şey hakkında fazla bişey bilmiyodum.

·    Bıktım şu Elvis Costello götünden, ama herifi dinlemeden de duramiyom ki! Büyüleyici ibnenin teki bu herif!

·    On kutu Heinz domates çorbası, sekiz kutu mantar çorbası (hepsi de soğuk tüketilecek), bi büyük tüp vaniyalı dondurma (eritilip içilecek), iki şişe magnezyumlu süt, bi şişe paresetimol, on iki tane Rinstead ağız pastili, bi şişe multivitamin, beş şişe içme suyu, on iki tane Lucozade izotonik içicek ve bazı dergiler; hafif porno, Viz, Günümüz İskoç Futbolu, Golcü vs.

·    Odam boş ve halısız. Zeminin ortasında bi tane hasır var, üzerinde bi uyku tulumu, yanında bi elektrikli ısıtıcı ve az ötedeki bi sandalyenin üzerinde de siyah beyaz bi televizyon. Üç tane kahverengi plastik kovam var; yarıya kadar su ve bi mikrop öldürücüyle doldurulmuş; biri kusmak, biri işemek, biri sıçmak için.

·    Arkadaşlar ne büyük bi zaman kaybı! Her zaman sizi kendi toplumsal, cinsel ve zihinsel sıradanlıklarına çekmeye hazırdırlar.

·    Göğsümde ki büyük kara deliği doldurmak için bulduğum başka her yol boştur.

·    Annemi seviyom, onu çok seviyom, ama tanımlaması zor olan bi biçimde, ona anlatması zor olan, nerdeyse olanaksız olan bi biçimde. Ama yine de onu seviyom. O kadar ki artık benim gibi bi oğlu olmasını istemiyom. Keşke kendi yerime ona daha iyi bi oğul bulabilseydim. Bunu istiyom, çünkü değişimin bizim elimizde olan bişey olmadığını düşünüyom.

·    Eğer havalı bi okulu bitirmediysen bu şehirde asla doğru düzgün bi işe giremezsin.

·    Begbie'yle arkadaşlık etmek bi kadınla arkadaşlık etmek için mükemmel bi hazırlıktı. Bu size duyarlılık ve karşınızdaki insanın değişen hislerine karşı dikkatli olmayı öğretirdi.

·    Bizi sömürgeleştirdikleri için İngilizleri suçlamaya hakkımız yok. Ben İngilizlerden nefret etmem. Serseridirler o kadar. Bizi sömüren serseridir. Kendimizi sömürtecek eli yüzü düzgün, adam gibi bi kültür bile bulamamışız. Evet. Kala kala sikik serseriler sömürgeleştirmiş bizi. Bu bizi ne yapar? Aşağılığın aşağılığı, dünyann en iğrençleri yapar. Yaradılışından beri dünyaya gelmiş en berbat, iğrenç, sefil çöpler yapar. Ben İngilizlerden nefret etmem. Onlar üstlerine düşen boku yapmışlar o kadar. Ben İskoçlardan nefret ederim.

·    Hayat sıkıcı ve boş. Büyük umutlarla başlıyoz, sonra sıçıyoz. Sonra gerçek yanıtları bulamadan geberip gidececeğimizi fark ediyoz. Varlığımızı gerçekten değerli bi bilgiye, gerçek şeyler hakkındaki o bilgiye tam eriştiremeden, hayatımızı sadece farklı biçimlerde yorumlayan bütün o büyük fikirleri geliştiriyoz. Aslında, sadece kısa ve hayal kırıklığı dolu bi hayat yaşıyoz, sonra da geberiyoz. Hayatlarımızı kariyer veya kendimizi tamamen aldatmaya yönelik ilişkiler kurmak filan gibi boklarla doldurmaya çalışıyoz. Eroin iyi bi uyuşturucu, çünkü bütün o aldanışları ortadan kaldırıyo. Çekince kendini iyi hissediyosun, ölümsüz hissediyosun. Zaten kötüysen, o zaman daha da kötü oluyosun.

·    Benim sorunum şu: ne zaman sahip olmayı çok istediğim bişeye sahip olma olasılığı karşıma çıksa; kız arkadaş, ev, iş, eğitim, para filan, birden o şey bana çok aptalca ve anlamsız geliyo. O kadar ki artık onu istemiyorum zaten!

·    Rents bi keresinde polisin ve devlet büyüklerinin hiçbi şeyden koyu bi tenden daha fazla kıl kapmadıklarını söylemişti: kesin doğru.

·    Eski bitakım savaşların yıldönümünü kutlamak bence öküzlük, annıyo musun?

·    Birilerinden nefret etmek bizi neriye ulaştırır? Ne siktiminin yerine ulaştırır ki bizi nefret!

·    En yakın dostlarım çevremdeydi, ama kendimi hiç bu kadar yalnız hissetmemiştim. Hayatta.

·    Toplum sıradanlığın dışında olduğunu fark ettiği insanları absorbe etmek ve değişirmek için ilginç bi mantık kullanıyo. Düşünün ki ben bişeyi biliyom, ama yine de hayatın kısa olduğunun farkında olduğum için ot kullanmak istiyom. Seni bırakmazlar ki. Seni bırakmazlar, çünkü bu onların başarısızlıklarının bi simgesi olur. İşin aslı, sen sadece onların sana önerdiklerini reddediyosun hepsi bu. Bizi seç. Hayatı seç. Banka ipoteklerini seç, çamaşır makinelerini seç, otomobilleri seç, bi divana oturup televizyondaki sulu zırtlak, iğrenç programları seyretmeyi seç, ağzına rezil gıdalar tıkıştırmayı seç. Çürüyüp gitmeyi ve yetiştirdiğin gerzek veletlere rezil olacak biçimde kendi altına etmeyi seç. Hayatı seç.

·    Jimmy Cagney gibi konuşmaya çalışıyordum, ama berbattım; genelde olduğu gibi. Yine de, başarısızlık, başarı…bunlar ne ki? Kimin sikinde. Hepimiz yaşıyoz, sonra ölücez, bu kadar da kısa bi zamanda. Bu kadar; siktiminin konusu kapanmıştır.

·    Güneşin bi gücü var. İnsanların ona neden taptığını anlamak zor değil.

·    Kendinden ödün vermeden, iğrenç ikiyüzlülüğe fazla bulaşmadan ve bu çürümüşlüğe kendini fazla kaptırmadan bi topluluğu tatmin etmenin en iyi yolu klişelere sadık kalmaktır. İnsanlar böyle zamanlarda klişeleri severler. Çünkü gerçek görünürler ve bi anlamları vardır.

·    Bende yirmi yaşıma gelene kadar, yirminin üstündeki herkesin hıyar olduğunu düşünürdüm. Yaşadıkça haklı olduğumu fark ediyom. Ötesi de çirkin özveriler ve çekingen bi geri çekilmedir ve bu ölene kadar artarak devam eder.

·    Bu dünyada biraz geyiğin ve içkinin silemeyeceği hiçbi dert yoktur.

·    Gerçi ahlakın politikayla ne işi olabilir ki! Politikanın tek derdi kıç yalamaktır.  

Irvine Welsh “Porno”

Bayan Arıza tarafından Şubat - 9 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Irvine Welsh "Porno"

Aşağıdaki notlardaki her şey kitaptaki gibidir. İskoç ingilizcesini Türkçe'ye böyle çevirmiş çevirmen. Konuşma dili jargonu ve bolca da argo kullanmış.

Kitaptan Altını Çizdiklerim:

./. Hayatını yaşa! Kontrollü yaşa! Dışarı çık. Gez, dolaş. Takılmak istediğin her şeye takıl ama kontrolü elden bırakma. Artık sevişirken karşındaki insana doğum kontrol hapı ya da prezervatif kullanmadığını sor. Geçmişinden kaçma, ona saygı duy. Ölümü ciddiye al. Yaşını saklama. Sabahları uyandığında, akşamdan kaldığın için etrafa ve kendine söylenme. Başın ağrıyorsa ve ciğerlerin sana “bu ev yıkılıyor” mesajı veriyorsa doktora görünmeyi de ihmal etme. Alışkanlıklarını tamamen bırakmayı yeğleme; yoksa ya intiharı ya da hayattan ‘boş’ bi şeymiş gibi tiksinmeyi seçersin. Deşarj olmanın yollarını ara. Öfkeni sakla, yüzüne maske tak. Ruhsal, fiziksel ve zihinsel kaynaklarını tüketmek yerine hafta sonları spor salonlarına git, karateye başla mesela. Koşu bandında hızını artır. Hafızanı ve ciğerlerini boşalt ama beyninde delikler açmamaya dikkat et. Yavaş yavaş insan zaaflarına saygı duymayı öğren. Yeni arkadaşlar edin. Ölümü düşün. Bir gün öleceğini…

./. Kendim olmak için hiç zamanım kalmıyor.

./.  Çoğu kız yaşlandıkça kadın olur ama erkekler çocuk olmaktan hiç vazgeçmiyorlar.

./.  Bazen bir insanı tanımamak için çaba harcamanız gerekir.

./.  Bir insanı onun yokluğunda sevmek kolay ya da ondan nefret etmek, gerçekten tanımadığınız birisini…

./.  Seni tekrar görmek istediğini söyleyen birini terk etmek her zaman daha iyidir, çünkü kaçınılmaz olarak seni bir daha görmek istemedikleri için onları terk edeceğin bir gün mutlaka gelecektir. Hiç uğraşmamak en güzeli.

./.  Gene de bir edebiyat birimine asılmam gerekliydi ve ben de İskoç Edebiyatı’nı seçtim, İngiliz olduğumdan ve karşıtlığın bir şeyi yapmak için her zaman iyi neden olmasından.

./.  Bize öğretilen tek şey dışarı çıkıp bişiler yapmaya cesaret eden insanlara nasıl bok atacağımız ya da kıçlarını nasıl yalayacağımız. Sanat derslerinin yaptığı şey bu, bir sürü daha asalak parazit üretmek.

./.  Ya, cidden de modern hayata uyum sağlamak için tasarlanmamışım abi, bu kadar işte. Bazen her şey yumuşak yumuşak akmıya başlıyo sora harbiden panikliom ve her şey eskiye dönüyo. N’apabilirim ki?

./.  Kim olduğunu ve kim olmadığını anlamaya çalışmalısın. Hayatımızın gerçek macerası bu. Kendini bir yerde bulduğunda arkada bırakmış oldukların ve her zaman kendinle beraber taşıdıkların vardır.

./.  Bir Pazar günü e-maillerinizi kontrol etmeye çalışmak, kız arkadaşınızla aynı odada oturmaya dayanamadığınızdandır. Hayat bundan daha üzücü bir hale gelemez, kesinlikle.

./.  Ama insanlar değişiyor. Bazen yaşlandıkça daha çaresizleşiyorlar, özellikle artık gemiyi kaçırdıklarını düşünüyorlarsa.

./.  Çünkü kendini bok gibi hissettiğinde, bütün enerjin akıp gittiğinde, lavaboda koca bi bulaşık yığını görürsen; bu en kötü şeydir abi, olabilecek en kötü şey budur, bütün enerjin sanki lavabo deliğinden akıp gitmiş gibi olur abi, son damlasına kadar.

./.  Bizim moruk peder bir Cagney filminden alıntıladığı şu eski repliği tekrarlar dururdu ‘enayiler için boşuna zaman harcama’, ve bu bana verdiği en iyi öğüt olma özelliğini bugüne kadar korudu. Bunu yapmak cidden çok alçakça olurdu. Eğer onlara iyi davranmaya devam ederseniz, hiçbir şey öğrenemezler. Sırf bu yüzden, gelecekte, daha etraflıca s.kilirler, ve daha acımasız biri tarafından. İyi olmak çok acı, Shaky’nin dediği gibi.

./.  Bazı piliçler insanın içine işler çünkü onlarda sizi yakıp tutuşturan ne olduğunu kestirebilmek zordur. O da böyle; güzel evet, ama size her seferinde başka bir şey gösterebilme yeteneğine sahip. Lens ya da okuma gözlükleri. Açık ve dökülen saçlar veya at kuyruğu veya taç ya da topuz. Pahalı butik dekolte elbiseler veya günlük spor kıyafetler. Sıcak bir duruş ve beden dili sonra buz gibi. Erkeklerde hangi düğmelere basılması gerektiğini tam olarak biliyor, ve bunu içgüdüsel olarak yapıyor. Evet, o tam benim için yaratılmış.

./.  Bazı piliçler vardır ki etraflarına yaydıkları arıza kokusunu alabilirsiniz, kötü bir baba ya da üvey babanın bıraktığı tedavi edilemez bir ruhsal yaradan kaynaklanır genelde, bir süreliğine sosyal bir egzema gibi uykuya yatsa da her an patlamayı beklemektedir. Orada gözlerinde görürsünüz, o bozulmuş, yaralı ifadeyi, kötücül bir güce yıkıcı bir aşkla bağlanma ihtiyacını ortaya koyarlar, o güç kendilerini tüketene kadar da bağlanmaya devam ederler.

./.  Sanki bir uçurumun yanındayım, hem en kenara kadar gitmek istiyorum, ama aynı zamanda da bunun düşüncesi bile beni dehşete düşürmeye yetiyor.

./.  Temizlikçilere temizlemeleri için mi temizlememeleri için mi para veriyoruz? Yo, eğer insanlar yapmaları gereken işleri yapsalardı hayat çok sıradan, çok İskoç dışı olurdu.

./.  Sıkıcı komplo teorilerden bahsedip duran öğrenci tipli bir grubun yanına oturuyoruz, heyecanla kimlerin kimlerin ölmemiş olabileceğini tartışıyorlar: Elvis, Jim Morrison, Prenses Di. Kendi gençliklerine ve ölümsüzlüklerine olan inançları o kadar güçlü ki birinin sahneyi gerçekten de terk etmiş olabileceğine inanmıyorlar. Yaşamı doğrulayan, ölümü reddeden burjuva hayal dünyasında takılıp kalmışlar.

./.  Tamamen normal olan size acayip geldiğinde, sıçmış ve de kopmuş bir hayat yaşamış olduğunuzu anlıyorsunuz.

./.  Ama birine rastladığınızda, geçmişte kaç kere sıçmış olursanız olun, her zaman diyorsunuz ki…evet. O kadar umut doluyuz ki beklentileri aklımıza getirmiyoruz bile.

./.  Kendi ruhuna yalan söyleyemezsin.

./.  Birinin sizi kafaladığını bildiğiniz ama bunu böylesine gösterişli ve ikna edici bir şekilde yaptıkları için de kendinizi kapılmaktan alıkoyamadığınız o ürkünç-güzel an, o acı-tatlı çıkmaz bir kez daha yaşanıyor…yo, bunun nedeni yaşamınızın o anında tam olarak duymak istediğiniz şeyleri size eksiksiz olarak söylemeleri aslında.

./.  Sınıf savaşına inanıyorum. Cinsiyetler arasındaki savaşa inanıyorum. Kendi kabileme inanıyorum. Ölü beyinli salak kitlelere karşı ve sırada, ruhsuz burjuvalara karşı dürüst, aydın işçi sınıfının savaşına da inancım tam. Punk Rock’a inanıyorum. Northern Soul’a. Acid House’a. Mod’lara. Rock’n Roll’a. Ticarileşmeden önceki samimi rap ve hiphop’a da inanıyorum.  

IAIN BANKS

Bayan Arıza tarafından Şubat - 9 - 2011 zamanında yazılmıştır.

IAIN BANKS "Rock Laneti"

"Eşekarısı Fabrikası" adlı romanı Türkçe'ye çevrildiğinde uzun süre konuşulur. Dünyada olduğu gibi ülkemizde de yankılar uyandıran bu romanında, çocuk ve şiddet öğelerine yer vermiştir. Birçok eleştirmen O'nu yere göğe sığdıramaz ve çağdaş İngiliz edebiyatının umudu olarak görür. Eşekarısı Fabrikası, 80'lerin başında özellikle İngiltere'de en çok okunanlar arasında girer. Kimileri O'na övgüler yağdırır, kimileri  ise yazdıklarını çok alışılmaz bulur. Romanlarında çok sık yer verdiği şiddet öğesini sert bir dille eleştirir, yergilere boğarlar.  

Size bahsedeceğim kitabı ise "Rock Laneti"  -orjinal adı ile Espaider Street-  adını taşıyor. Diğer romanlarından daha yalın bir roman sunuyor bize. Rock Laneti, Daniel Weird adlı bir adamın hayat hikayesi aslında. Weird, şarkı sözü yazmakta ve bestelemektedir. Bu adam, fiziksel olarak vasat, sakar, korkak, kendi halinde, alçakgönüllü  ama çok   iyi bir müzisyen. Birgün Frozen Gold grubunun konserine gider. Konser bitince adamların yanına gider ve onlara şarkılardan bahseder. Çünkü bu grup sıkıdır ama hiç kendi şarkıları yoktur. Cover yapmaktadırlar. Aradıklarının kendisinde olduğunu söyler. Böyle başlayan bir muhabbet Frozen Gold'u inanılmaz başarılara, şana, şöhrete ve paraya sürükler. Artık dünyanın en iyi grubu onlardır. Tüm şarkıları Weird yaratmaktadır. Konserler, albümler, anlaşmalar, çılgınlıklar, sevgi, arkadaşlık…Çok para kazanırlar. O kadar çok kazanırlar ki nasıl, neye harcayacaklarını bilemezler. Grup üyelerinden Davey'în ölümü, Christine'e yapılan suikast..Olaylar çok hızlı gelişmektedir. 

Kahramanımız, grubun dağılmasıyla uzun yıllar süren bir hesaplaşma sürecine girer. Herşey için -tüm bu talihsizlikler için- kendini suçlar. Bir intihar kararının gerekçesi olarak son derece hoş bir üslupla anlattığı hayat hikayesinin sonunda aldığı karar ise yine "sıradışıdır".

"Vitrinde yaşama" nın başdöndürücü cazibesi ile tevazu, yalınlık, sevgi, dostluk ve "hayat beceriksizliği" gibi değerlerin çatıştığı bir dünya, biraz da taraflı bir dille anlatılıyor bu romanda. Rock'ın temsil ettiği herşeyden ürken ahlakçı tutuculuğu da, rock'ın eğlence endüstrisinin ehlileştirilmiş bir alt kolu haline gelmesinde önemli rolü olan "çılgınlık" ideolojisine de ironik bir mesafeden bakıyor Banks. Sadece rock dünyasını daha içeriden tanımak isteyen genç okurların değil, bütün ciddi edebiyat okurlarının ilgisini çekebileceğini umuyorum. YAPITLARINDAN BAZILARI

1984 – The Wasp Factory (Dilimize "Eşekarısı Fabrikası" adı ile çevrilmiştir) 1985 – Walking on Glass 1986-  The Bridge 1987-  Espaider Street (Dilimize "Rock Laneti" adı ile çevrilmiştir) 1989-  Canal Dreams 1992 – The Crow Road 1993 – Complicity 1995 – Whit 1997 – A Song of Stone  

Chuck Palahniuk “GÖRÜNMEZ CANAVARLAR”

Bayan Arıza tarafından Şubat - 9 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Chuck Palahniuk "GÖRÜNMEZ CANAVARLAR"

Okurken altını çizdiklerim:

* Orijinal olan her şeyden soyutlanmış yüzlerce nesil; doğruya doğru, hepimiz öyle değil miyiz?

* Tamamen ayna, ayna söyle bana durumu çünkü aynen paranın iktidar unsuru olması gibi, aynen silahın iktidar unsuru olması gibi, güzellik de bir iktidar unsurudur.

* Kimse size bakmıyorken, insanları delip geçene dek süzebilirsiniz. Bakışınızı yakalayacağı için asla o kadar uzun bakamayacağınızdan normalde göremeyeceğiniz detayları yakalarsınız, bu, bu da sizin intikamınız olur.

* Kötü kalpli kraliçe, Pamuk Prenses’in oyununu oynadığı için salağın tekiydi. Belli bir yaştan sonra kadınların farklı iktidar alanlarına kaymaları gerekir. Örneğin para. Ya  da silah.

* Üstelik kimileri için anında, kimileri için yavaş yavaş olsun, ister kazayla, ister temkinli davranarak olsun, eninde sonunda hepimiz kötürüm kalıyoruz.

* Rahibe Katherine alyans takan rahibelerdendi. Ve evli insanlar hep cevabın aşk olduğunu sanırlar.

* Evie güzel insanların asla birlikte olmamaları gerektiğini söyler. Çünkü birlikte olduklarında yeterince ilgi çekemezlermiş. Evie’ye göre iki güzel insan bir araya gelince, güzellik standartı tamamen değişir. Evie, bunu hissedebilirsin der. İkiniz de güzelseniz, ikiniz birden güzel değilsinizdir. Birlikte, bir çift olunca, parçalarınızın toplamından daha değersiz olursunuz.

* izleyici olmadan histeri krizi geçirmek imkansızdır. İnsanın kendi başına paniğe kapılması, boş bir odada kendi kendine gülme krizine tutulmasıyla aynıdır. İnsan kendini gerçekten aptal hisseder.

* ve bazen sakat kalmak insanın lehine olabilir. Vücutlarına halkalar takan, dövme yaptıran, tenini dağlayan, derisini kazıyan bütün o insanları düşünün..sonuçta o ya da bu şekilde dikkat çekiyorlar.

* “Gündüz yayınlanan dramaları izlersen,” diyor bana Seth, “herkesi kısa süreliğine ziyaret etmiş gibi olursun. Her kanalda ayrı bir hayat var ve neredeyse saat başı hayatlar değişiyor. Aynen internetteki canlı videolar gibi. Onlar farkında olmasa da, sen bütün dünyayı gözetleyebilirsin.”

* Yarışmalar, eğitimimizden geriye kalan rasgele ve değersiz gerçekler hakkında kendimizi daha iyi hissetmemiz için düzenlenirler.

* Gelecek ne zaman vaat olmaktan çıkıp bir tehdit unsuru haline geldi?

* Ancak ve ancak bu gezegeni yiyip bitirdikten sonra Tanrı bize yenisini verecek. Yarattıklarımızdan çok yok ettiklerimizle hatırlanacağız.

* Hepimiz kendimizin gübresiyiz.

* Kimden nefret edeceğimizi bilemediğimiz zaman kendimizden nefret ediyoruz.

* Kendinizi sürekli olarak dönüştürüp kullanışlı hale getirmelisiniz.

* Sevdiğiniz ve sizi seven kişi asla ve asla aynı kişi değildir.

* Dış dünyayla başa çıkmak istiyorsan, Bayan St. Patience, insanların yüzünü görmesine izin vermeyeceksin.

* İyi bir peçe evde oturmak kadar iyidir, diyor Brandy. Dünyadan soyutlanmış. Mahrem. Sarı bir şifon atıyor havaya. Kırmızı desenli bir naylonu üzerimde düzeltiyor. Dip dibe yaşayan insanların bir bakışta sizinle ilgili her şeyi bildiği dünyamızda, iyi bir peçe sizin için film çekilmiş limuzin camı görevi görebilir. Yüzünüz için listede olmayan bir numara olabilir. İyi bir peçenin arkasına saklandığınızda herhangi biri olabilirsiniz. Bir film yıldızı. Bir aziz. İyi bir peçe şöyle der:

Henüz Adamakıllı Tanıştırılmadık.

Üç numaralı kutudan çıkan ödül gibisinizdir.

Hanımefendi veya kaplansınızdır.

* Oh, zavallı kalbimi parçalayabilmeyi isterdim.

* İnsanlar bir şeyleri bilmemeye de dayanamazlar diyor Brandy. Özellikle de erkekler her dağa tırmanmak, her yerin haritasını çıkarmak isterler. Her şeyi etiketlemek. Her ağaca işerler ve sonra da bir daha asla aramazlar.

* Moda olan ürünler çirkinleştikçe, onları daha güzel gösterebilmek için daha beter yerlerde poz vermek zorunda kalıyoruz. Araba mezarlıkları. Mezbahalar. Lağım arıtma tesisleri. Kıyaslandığında daha iyi görünmek için kendine çirkin nedime seçme taktiğinin aynısı. Industry blucinleri için çekim yapsaydık, ölüleri öperken poz vermemiz gerekeceğinden eminim.

* hemen her seferinde kendinize birini sevdiğinizi söylersiniz ama aslında onu sadece kullanıyorsunuzdur.

Bu sadece aşk gibi görünür.

* Yalnızca bebek maması yiyebiliyorum. En yakın arkadaşım nişanlımı ayarttı.

Nişanlım az kalsın beni bıçaklayarak öldürecekti.

Bir evi ateşe verdim ve bütün gece masum insanlara silah doğrulttum.

Nefret ettiğim ağabeyim rolümü çalmak için öldüğü yerden dirildi.

Ben görünmez canavarım ve kimseyi sevemiyorum. Hangisi kötü siz karar verin.

* “Normal değilim ama gay de değilim” diyor. “Biseksüel değilim. Etiketlerin dışında bir şey istiyorum. Tüm hayatımın tek bir kelimeyle anlatılabilmesini istemiyorum. Bir hikayeden ibaret olmasını. Bilinmeyen bir şey bulmak istiyorum, haritada olmayan bir yer gibi. Gerçek bir macera istiyorum.”

* Doğumunuz, hayatınız boyunca düzeltmeye çalıştığınız bir hatadır.