Charles Bukowski “Bir Sigara Tüttürürsün”

Bayan Arıza tarafından Mart - 5 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Hışımla bir sigara tüttürür ve tarafsız bir uykuya dalarsın, uyandığında pencereler ve kederin şafağı karşılar seni, borazanlar yoktur; bir yerlerde, sözgelimi, bir balık- heryeri göz ve kıpırtı- suda oynaşır durur; o balık olabilirdin, orada olabilirdin, suya mahkum, göz olabilirdin, serin ve asılı, gayrı-insan; giy ayakkabılarını, geçir pantalonunu, hiç yolu yok evlat, hiç- olmayan havanın hiddeti, ölü menekşeler misali benzeşmişlerin küçümseyişi; haykır, haykır, bir borazan misali haykır, gömleğini geçir sırtına, kravatını tak, evlat: mandolin gibi hoş bir kelimedir keder, ve enginar gibi tuhaf; keder bir kelimedir ve bir yaş yok tarzı; kapıyı aç, evlat; uzaklaş oradan.

Charles Bukowski “Bir Dahiye Rastladım”

Bayan Arıza tarafından Mart - 4 - 2011 zamanında yazılmıştır.

 

bugün trende bir dahiye rastladım 5-6 yaşlarında, yanıma oturdu ve tren kıyı boyunca ilerlerken okyanusa geldik sonra bana bakıp hiç de güzel değilmiş, dedi.

bunu ilk defa o gün farkettim.

Charles Bukowski “Bir Mizaç Problemi”

Bayan Arıza tarafından Mart - 4 - 2011 zamanında yazılmıştır.

 

ayın 17'sinin gecesi bütün gece boyunca radyo çaldım komşular alkış tuttu ev sahibem ise kapıyı çalıp şöyle dedi LÜTFEN LÜTFEN LÜTFEN ARTIK BURADAN TAŞIN, çarşafları kirletiyorsun sonra o kan nereden geliyor? asla çalışmıyorsun uzanıp radyo ile konuşuyorsun ve içiyorsun bir de sakalın var bir de her zaman budalaca sırıtıyorsun ve şu kadınları odana getiriyorsun saçını da asla taramıyorsun ayakkabılarını da cilalamıyorsun gömleklerin de hep buruşuk niye buradan ayrılmıyorsun? komşuları mutsuz kılıyorsun lütfen hepimizi mutlu et bize bir iyilik yap ve buradan çek git!

canın cehenneme bebeğim, diye anahtar deliğinden tısladım; kiram Çarşamba'ya kadar ödenmiş vaziyette. tanınmayan bir Alman sanatçı tarafından yapılmış suluboya nü bir resmi sana gösterebilir miyim? Onu $ 1000'e sigortaladım.

katı yürekli bir şekilde holün sonuna doğru yürüdü gitti. sanattan pek anlamıyor. Onu çıplak görmek isterdim belki de özgürlüğe kavuşmak için resim yapabilirdim. Olmaz mı? 

Charles Bukowski “Postane”

Bayan Arıza tarafından Mart - 3 - 2011 zamanında yazılmıştır.

– Kitaptan Altını Çizdiklerim –  

* Bana vız gelir. Kıçını öpecek değilim. Ya işi bırakırım ya da açlıktan ölürüm; başka yolu yok.

* Bütün bu postacıların yaptığı, mektuplarını kutulara atmak ve düzmekti. Bu tam bana göre bir işti, ah evet evet evet.

* Gözlerinde hiç parıltı yoktu.

* Her gece içmeye devam ediyorduk.

***

– “Ya köpek?” – “Köpek de senin olsun” dedim, – “Seni özleyecek.” – “Ne güzel, birisi beni özleyecek.”

* Ya bütün dünyayı istiyordum ya da hiçbirşeyi.

* Yemek sinirlere ve ruha iyi gelir. Cesaret mideden gelir, gerisi boştur.

* İş, bir hava saldırısı anında düzüşmeye çalışmaya benziyordu.

* Hapiste güvence altındaydı insan. 3 metrekare. Ne ödenecek kira, ne kamu hizmetlerinden yararlanma, ne gelir vergisi, ne çocuk yardımı. Ne taşıt plaka ücreti. Ne trafik cezaları. Ne içkili araba kullanma suçu. Ne at yarışlarında kaybetme. Ücretsiz sağlık hizmetleri. Kafanın uyuştuklarıyla yaptığın yoldaşlık. Kilise. Tokmakçılık. Bedava gömülme.

* Herkesin sürdürdüğü türden bir yaşam: bizi öldürüyor.

* Hiçbiri bana göre değil.

* Eee, bütün dahiler ayyaştır.

* Cenaze törenlerinde bir iş vardı. Olaylara daha iyi bakmanı sağlıyorlardı. Hergün bir cenaze töreni olsaydı, köşeyi çoktan dönmüştüm.

* Saçımı taradım. Keşke şu suratımı da tarayabilsem, diye düşündüm.

* Sabahleyin, sabahtı ve ben hala yaşıyorum.

Charles Bukowski “Pis Moruğun Notları”

Bayan Arıza tarafından Mart - 1 - 2011 zamanında yazılmıştır.

"Pis Moruğun Notları" ndan çıkardığım notlar: * Kâğıttan kocaman kanatları vardı. Tam bir kaçık. Ceketine delikler açıp kanatları sırtına yapıştırmış ya da bağlamıştı.

* Hayatta tahammül edemediğim bir şey varsa o da yapış yapış duygusallıktır!

* İntiharların havada asılı kaldığı ve sineklerin çamurla beslendikleri yerlerde daha uzun sürer yazlar.

* – “tuhaf görünüyor kanal, çok tuhaf.”    – "İntihar edilemeyecek kadar sığ.”

* Her ağızlarını açtıklarında mutlaka elmaslar saçan değerli entellektüellerden çok sıkıldım. Beynime bir soluk hava çekebilmek için savaşmaktan bıktım. Yıllarca insanlardan kaçmamın nedeni bu.

* İnsan her zaman ihanet eder sonunda.

* Benim onda dokuzum ölü, ama yaşayan onda birimi silah gibi kullanırım.

* Son derece sıkıcı bir yazar Burroughs, kitaplarında ısrarla kullandığı pop kültürünü çıkarırsak geriye bir şey kalmaz.

* Kentler insanları öldürmek için inşa edilirler.

* İnsanlıkla ilgilenip faal olmak gerektiğini söyleyerek kutsallaşmak istemiyorum Camus’un yaptığı gibi (denemeleri okuyun) çünkü insanlığın büyük bir bölümü midemi bulandırır.

* Hukuki ya da ruhani özgürlüklerin kısıtlanması için hiçbir neden göremiyorum ben.

* Ben apolitik biriyim, ama bu gericilerin fırlattığı falsolu toplar karşısında kafam bozulup oyuna girersem şaşmayın.

* “Aşk”, penisilin almayı gerektiren bir hastalık.

* Bazı erkekler kadınlarla ilişki yürütmekte başarılıdırlar. Ben hiç beceremedim. Çok sıkıcı bir şey ilişki, bittiğinde gerçekten düzülmüş hissedersin kendini.

*   – “Kodese düşmüş biri ile sokakta yanından geçen sıradan adam arasındaki fark nedir?”      – ”kodesteki adam denemiş bir KAYBEDEN’dir.”

*    Ama en güzel kadınlar hep en iğrenç boklara tutulurlar zaten, en sahtelerine.

 *   – “Araba kullanmıyorum artık. dün gece arabamı iskeleden aşağı ittim. Tek bir şeye pişmanım.”       – ”neye?”       – ”lanet şey aşağı yuvarlanırken içinde olmadığıma.”

* “tanrım tanrım, çok tuhaf bir dünyada yaşıyoruz,” dedi. “her şeyimiz var ama hiçbir şeyimiz yok.”

* Ama can sıkıntısıydı aslında ölüm, can sıkıntısıydı aslında.

* Devrim isteyenler var, biliyorum, ama isyan sonrasında yeni hükümetinizi kurduğunuzda bir bakarsınız ki yeni hükümetiniz eski Baba’nızdır yine, yüzüne yeni bir maske geçirmiştir sadece.

* İSİM sahibi olduktan sonra sokağa çıkmak işin kolay yoludur.

* DAKTİLOYU TERKETMEK SİLAHINI TERKETMEKTİR.

* Para babalarının şişko oğulları Beverly Hills’te on dört yaşında kızların ırzlarına geçerken ben bir yerlerde asgari ücretle belimi kırıyordum. Helada beş dakikadan fazla kaldığı için işten kovulan adamlar biliyorum.

* İnsan ırkından utanç duyuyorum.

* İçki yasağı yüzünden alkolik olanların sayısı anneannemin siğillerinden fazladır. Sadece yasak şeyleri yapmak ister insan.

* İnsan bıkar acı çekmekten. Ağzındaki dişler bile insanı öldürmeye yeter.

* Celine okuyun. 2.000 yılda yetişmiş en büyük yazar. Camus’un Yabancı’sı, mutlaka. SUÇ VE CEZA, KARAMAZOV KARDEŞLER, tüm Kafka, keşfedilmemiş yazar John Fante’nin bütün kitapları, Turgenyev’in öyküleri.

* Her yerde dünyanın duvarlarına tırmanmaya çalışırız ve akşamdan kalmalığımın en kötü saatlerinde bana değişik intihar yöntemleri öneren iki dostum geliyor aklıma. Sevgi dolu bir dostluğun bundan iyi kanıtı olur mu?

* Para bitmiş, kira gelip çatmıştı, bir yerde üçüncü sınıf bir iş bulabilirdim ama bu da ölmenin bir başka biçimiydi.

* Bir insanı neyin yiyip bitirdiğini asla bilemezsiniz. Belli bir ruh durumuna gelmişseniz en basit şeyler bile korkunç sorunlar haline gelebilir. Ve en kötü endişe/korku/acı yorgunluğu, açıklayamadığım, anlayamadığım, nedeni aklına bile gelmeyendir. Metal bir levha gibi yığılır üstünüze, ondan kurtuluş yoktur, saatine yirmi beş dolar vermeye razı olsanız bile. İntihar mı? İntihar etmeyi düşünen siz değilseniz anlaşılabilir bir şey değildir intihar. Kulübe katılmak için Şairler Derneği’nin bir üyesi olmanız da gerekmez.

* İş insanın değerli saatlerini yiyip bitiriyordu.

* İntihar etmekten söz etmek intihara kalkışmaktan çok daha iyidir.

* Bol bol düzüşen insanlar başkaları düzüşemediğinde bunu gülünç bulurlar.

* Bazen delilik o denli gerçekliktir ki delilik olmaktan çıkar.

* Düzüşmek bisiklete binmek gibidir: seleye oturduğun anda denge ve sihir oradadır yine.

* Kentin en sıkıcı içicilerinin katıldığı bir çok yarışma kazandığımı bilmiyorlar. Neden bu kadar zor devrildiğimi ben de bilmiyordum. İçimdeki hüzün ya da öfkeydi nedeni herhalde. Belki de ruhumda bir eksiklik vardı. İkisi de doğruydu muhtemelen.

* Her şeye sinmiş hüznün içinden uyudum. Uyandığımda şimdi sırada hangi kent var, diye geçirdim içimden. Hangi iş? Kalktım, çoraplarımı ve ayakkabılarımı giyip bir şişe şarap almaya çıktım. İyi görünmüyordu sokaklar, genellikle görünmezler. İnsanlar ve fareler tarafından planlanmışlardı sanki ve siz onlarla yaşamak ya da ölmek zorundaydınız. Ama bir dostumun bir keresinde bana dediği gibi, “sana hiçbir şey vadedilmedi, sözleşmen yok.” Şarabımı almak için dükkana girdim.

* Hayat ile sanat arasındaki fark sanatın daha katlanılır olmasıdır.

*   – “şiir delilik midir?      – ”şiir olmayan her şey deliliktir.”

* İnsanların nasıl bu kadar kolay öfkelendiklerini, sonra da öfkelerini aynı kolaylıkla unutup nasıl neşelenebildiklerini anlayamıyordum. Ve nasıl HER ŞEYE ilgi duyabildiklerini. Üstelik her şey bu kadar sıkıcıyken.

* Bence babam içimdeki Donuk Adam’ın farkındaydı ve bunu lehine kullanıyordu. “çocuklar görülmeli ama sesleri duyulmamalı” derdi. Bana göre hava hoştu çünkü söyleyecek tek sözüm yoktu. Donuk’tum. Çocuklukta, ergenlikte ve sonsuza dek.  

Cem Kurtuluş “Charles Bukowski – Kaybedenin Önde Gideni”

Bayan Arıza tarafından Şubat - 26 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Neyin arayışı içinde

Yıllar boyunca hipodrama giderseniz

Her Allahın günü orada olan

Bazı tipleri fark edersiniz,

Tuhaf görünümlü ve gözleri benimkiler kadar

Umutsuz insanlar

Çok kötü kokan biri vardı,bir tür deri hastalığından  mustaripti

 **

Otostop yaparken alırdım onu arada sırada, karayolundaki çalıların arasında uyurdu sanıyorum.

**

Onun teorisi bütün jokeylerin yarıştan önce bir araya gelip o gün hangi numaranın kazanacağında anlaştıkları yönündeydi-bir numara seçiyorlardı ve o numara bütün gün kazanıyordu ve o orospu çocuklarının bu kadar zengin olmalarının nedeni buydu;hepsi o numaraya oynuyordu.

**

Yıllardır bütün hipodromlarda gördüğüm bir başka tip var, acelem vardı ve bana dirsek geçirdi,’’hey,Mac, dirseğini kolla!’’dedim ona ve bana’’yüzünü betona sürtmek geliyor içimden!’’dedi,ben de ,’’dur bir dakika,’’dedim ve ceketimi çıkarıp banklardan birinin üzerine koydum,döndüğümde gitmişti.

**

Hala görüyorum onu ve tuhaf olan şu ki o giderek daha zayıf ve güçsüz görünürken ben ona kıyasla gençleşip güçleniyorum,bana öyle geldiğinide sanmıyorum,uzun süredir sürekli kaybediyor galiba. Sonra sarışın hatun var, şişman ve yavaş ama önemi yok,kazanmayı biliyor ve bazen sürpriz atları da bulur,gün be gün,sakin ve umursamaz bir tavırla oynar atlara,şimdi onu kulüp binasında görüyorum,şık giyimli,hala şişman yanında genç bir erkek ,bildiğimi ama bir şey söylemeyeceğimi biliyor. Ben de kulüp binasında olduğuma göre kendi tarzımda fahişelik yapmış olmalıyım.

**

Bir başka tip,iki dirhem bir çekirdek giyinir,pahalı puro içer ama asla oynamaz,çöp kutularını karıştırır,peçeteler ,yırtık biletler, eski gazeteler, bayat sosisli sandiçler,bira kusmuğu parmaklarını daldırıp karıştırır purosunu tüttürerek ,neyin arayışı içinde?

**

Tabelada son anda bir değişiklik gördüğünde koşmaya başlayan tip var sonra,atları kulübelere sokarlarken cenetten bir tüyo almışcasına koşmaya başlar,ve haklıdır, tabeladaki son değişiklikler fevkalade önemlidir, ama öyle de kazanamazsın, üstü başı döküktür, umutsuzdur, sözünü etmişken, birkaç haftadır yok ortalıkta. Diğer bahisçilerin hepsinden daha kıdemli olduğumu düşünüyorum hipodromda, seyislerden, eğitmenlerden ve jokeylerden değil,onlar benden daha kıdemli,ama bahisçiler değil.

**

Bütün kadınların (ki sayı hayli kabarık)bana aynı ses tonuyla şöyle demişlerdir:’’Tanrım,seni ne zaman görsem ATLARDAN söz ediyorsun!

**

Saatlerde konuşabiliyorsun onlara dair! Tanrım, ne kadar  can sıkıcı adamsın sen!bir de şiir yazıyorsun atlara dair. AT şiirlerinin ne kadar sıkıcı olduğunun farkında değil misin kimse anlamıyor onları!

**

 İşte bir tane daha

Bilgelerim

Büyük beyinlerin,

Beni en çok rahatsız eden yanları

Söylediklerinden bu kadar emin olmaları.

Yine de onları bağışlamak zorundayım.

Enerjilerine hayranım

(Benim de enerjim var ama yanıt bulmak için değil)

 

Giderek daha çok bileceğime

Daha az biliyorum

 **

Kendimi daha rahat hissedeceğime daha gergin hissediyorum.

 **

Tanrım,kütüphanelerdeki kuyruğunun peşinde dönüp duran köpekleri çağrıştıran felsefe kitapları gibi konuşmaya başlıyorum.

 **

Genç bir adamken

Kütüphanelerin beni cezbeden yanı

Yaşı berduşlardı galiba,

Helaya gidip sıçar,ellerini yüzlerini yıkar,

Sonra bir kitabın üzerinde uyuya kalırlardı

Ve sinekler dönerdi etraflarında

100.000 sıkıcı kitap cildi bana bakarken

 **

Bütün o bilgeler,

 bütün o yıllar

harcanmış

Kaybedenin Önde gideni

Charles Bukowski “Pansiyon Manzumeleri”

Bayan Arıza tarafından Şubat - 25 - 2011 zamanında yazılmıştır.

İşte altını çizdiğim satırlardan bazıları: Bitkin bir halde fabrikadan veya depodan eve dönüşte, yemek, uyumak ve tekrar sefil işe dönmek dışında pek bir işe yaramazdı sanki gece. Fakat o yırtık perdeli aşınmış kilimli, tuvaleti ve küveti koridorun sonunda bulunan, havasında benden önce gelmiş bütün kaybetmişlerin hissedildiği bir eski odada beni bekliyor olurdu daktilo. (Önsöz’den)

****

Bir kadını elinde tutmak istiyorsan ne zaman gitmesine izin vereceğini bilmen gerekiyor

****

Palm Springs’te oturan yaşlı halam var paradan başka birşeyi yok benimse paradan başka herşeyim var…

****

Çünkü anlıyorum ki şiirleri basan insanlar biraz kaçıklar, ama zararı yok, ben de kaçığım. Herneyse-

****

Daha çok şiir, daima daha çok Ş İ İ R .

****

Hepimizin yürekleri boğuluyor kusmuk içinde.

****

Evine kızılderilileri sokmaz pek öyle sikici olduklarından değil de pis ve cahil oldukları için. Pis mi? önünde bira lekesi olan gömleğime bakıyorum. Cahil mi? 6 sentlik bir puro yakıp siktirediyorum.

****

Salak gibi fabrikanın birinde diğer “ruhu çekilmiş” salaklarla çalışıp mesaiye kalıyor

****

Ünlü olmanın en iyi yolu kaçmaktır.

****

Şiiriniz çok iyi değil ama en azından kuşunuzu kaldırabilmişim

****

Ve ben duvarlara tutunup berbat şiirleri ve kendi ölümümü düşledim

****

Ama tek istediği birazcık düzüşmek, kirayı istemek bahanesi oluyor yine de hiçbirini alamayacak

****

Yapamıyorum, buraya ait değilim, radyo programlarını ve insanların seslerini dinliyorum da, hiçbir şey yokken heyecanlanıp hiçlikle ilgilenebilmelerine şaşıp kalıyorum

****

Gülüyorum, hala gülebiliyorum, kim gülmez ki bütün herşey böylesine komikken; sadece deliler, palyaçolar, yarım akıllılar, üçkağıtçılar, orospular, altılı ganyancılar, banka soyguncuları ve şairlere kaldıysa ilginçlik?

****

Allahtan arka sokaklar var.

****

Bir Paris fotoğrafının altında sevişmek ve açılmış bir Chesterfield paketinin yanında.

****

İnsan olmak rezil birşeydi; öyle çok şey vardı ki olup biten.

****

Sanırım eylemsizlik korkusu acının dağlayışından üstün; ölüm ise havlayan köpek.

****

İç gerektiğince ki kalabilesin yarına, çünkü içki içenin yeni bir yaşam şansına ulaştığı bir yaşam tarzıdır; dahası, derim ki, mümkün olduğunca yalnız yaşa.

****

Keyifli yalnızlığımın içine eden birileri her zaman çıkmıştır.

****

Niye çıldırmayız hamam böcekleri gibi, niye daha çok intihar olmaz hiç anlayamayacağım…

****

Ya da belki de bir kravat takıp beynini sıkıp boğar ve sürüye katılır böylece…

****

Para getirmese de şiirler, ölümü ve petrolü beklemekten iyidir yine de, vahşi hindi vurmaktan, ve dünyanın başlamasını beklemekten de.

****

9 şişe bira içmişim, ve yarım şişe votka, 18 sigara tüttürmüşüm hala tepemde oturmuş ölüleri yürütüyorsun balkonunda beynimin.

****

Kendini kandırma; hepsini birşey öldürüyor- sonuçta şundan veya bundan ölmeye varıyor mesele- kanserden, yeni bir arabadan, seksten, sıcaktan, sanattan, şiirden, baleden, bir hırdavat dükkanından, ot tüttürmekten, perdenin arkasından etrafı dikizlemekten ya da kıçını ucuz tuvalet kağıdıyla silmekten

****

Bütün mekan müzik ve özgürlükle sallandı

****

Castro ne o kadar iyi ne de o kadar kötü- büyük yarışta küçük bir at işte.

****

Ölümü konuşmak paradan konuşmak gibi- ne fiyatını biliriz ne de değerini, yine de ellerime bakıyorum da biraz tahmin edebiliyorum.

****

Erkek tahmin etmek ve başarısız olmak için yaratılmış kadın geri kalanlar için.

****

Ve her yer hiçbir yerdedir-

****

Siz söyleyin niye böyle eski kuru çöpler misali alevler içinde olduğumu?

****

Gerçekte şimdiye kadar doğmuş en büyük salak olsan da, çağdaş görünmek oldukça kolay; biliyorum; berbat şeyler yazıp ucuz kurtulduğum olmuştur ama dergilerde okuduklarımın eline pek su dökemezler; orospulardan ve hastanelerden gelme kendiliğinden bir dürüstlüktür benimki olmadığım biri gibi davranmama izin vermez- ki çifte çuvallamaktır bu: şiirde çuvallamak ve hayatta. şiirde çuvallarsan hayatta çuvallarsın, hayatta çuvallamışsan da hiç doğmamışsındır istatistikler ya da annen ne koymuş olursa olsun adını.

****

Bir şiir dergisinde gerçekten şiir bulmayı umuyor musun?

****

Oysa ben roman yazmaz bir sarhoşum şu an ayığım ama şurada duruyor bira şişesi

****

Muhtemelen ağır ağır birşeylerden ölüyordur aynen benim gibi

****

İnsanlar yağmurlardan kaçar ama su dolu küvetlerde otururlar.

****

Milyonlarca insanın hidrojen bombasından korkması Epey kasvetli ancak zaten yaşamıyorlar ki.

****

Ateştir şarkı söylemek.

****

Öyle berbat hissediyordum ki kendimi eskiden hüzün denirdi adına ama her ne dersen de o kadar da kötü değil çünkü ışığın bu saatinde diyelim ki sabahın 5 buçuğu hala bir parça viskim dolayısıyla da bir şansım var.

****

Hoş bir kelimedir keder, ve enginar gibi tuhaf; keder bir kelimedir ve bir yaşam tarzı;

****

Ve tek hissetmeye başladığım zaman ise sarı birayı öyle hızlı ve uzun diktiğim zaman ki elektrik ampulu güneş gibi parıldamaya başlıyor

****

Ben kendi bitinin derdine düşmüş bir maymun misali şerefsizce kendi ölümünün derdindeyken dünyanın üçte biri açlıktan ölüyor,

****

Kederliyim çünkü içkim azalıyor ya içenleri ziyaret edeceğim ya da asla basmayacakları bir şiirle içki satanları,

****

Ölüleri görmüşüm ben bir tahtadaki incirler misali ve kalbim çürümüş.

****

Gülünç gösterilerin ve müzikli komedilerin ön sırasında oturan ışığı, şarkıyı ve dansı kamışıyla gazoz içen bir çocuk misali yalayıp yutan delinin biriyim ben.

****

Tuhaf yerlerde adamlar gördüm kodeste ve barlarda başka birşey gibi davranmayan adamlardı. çünkü rol yapmanın sahteliğini biliyorlardı.

****

Hangimiz biliyor ki kim olduğunu ?

****

Usturadır nefes almak-

****

Genç güzel kadınların başka birine neler yapabildiğini görmek vazgeçtirir seni özgürlükten.

****

Ben kafiye ve hayat ve dize satıyorum

****

Kaybedenleriz bizler; öğle vakti ya da akşam saati bile bu muhitte hiçbirimiz doğru dürüst giyinmiyoruz hiçbirimiz yüksek finansın zerafetini çirkin şeyleri (kira ihtiyacı ya da 59 sentlik şarap içmek gibi) silkeleyip atacak kadar kovalamıyoruz.

****

Pazar günleri bombalardan daha fazla can alır.

****

Ve ben bir ruh yapabilmek için kibrit çöpleri arıyorum

****

Ben ölümsüz kadar imkansız ve lavanta kokulu kadınları düşlüyorum

****

Dişlerim ağrıyor ruhumun dişleri

****

İntiharla ihtiyarlık arasında iki arada bir derede yakalanmışım.

****

Şiirlerim bir kafesin döşemesindeki çiziktirmeler yalnızca.

Charles Bukowski “Ölüler Böyle Sever”

Bayan Arıza tarafından Şubat - 24 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Bazı cümlelerin altını çizdim okurken. işte altını çizdiklerimden bazıları: * Beynim kaderime isyan ediyordu ve bu isyanı bastırmanın tek yolu içmek, içmek ve içmekti.

* Adamın yüzü birşeye benzemiyordu, hiçbir yeri bir şeye benzemiyordu.

* – Şarapçıları kimse anlayabilir mi acaba? – Şarapçılar sadece.

* Paran yoksa kanun işlemiyordu.

* Ekonomik açıdan bakınca yarıklı doğmanın kamışlı doğmaktan çok daha karlı olduğu tartışılmazdı.

* – Çıkmaz kan lekesi! ASLA! – Onun kanı! – Ne önemi var! Kan bu! Çıkmaz!

* Aşk yoksa cinsellik bir hiçtir. Cinsellik ancak taraflar arasında duygu varsa anlamlı olabilir.

* Kadınlar delidir-

* Ölüme biraz daha yaklaşmış gibi görünüyordu.

* Binlerce akşamdan kalmalığın ve trajedinin izlerini taşıyordu yüzü.

* Dawn’a baktım. Genç ve güzeldi. Ruhu var gibi görünüyordu ayrıca. Aşk hayatında neden hüsrana uğramıştı acaba? Ama aşkı ıskalamanın binbir yolu vardı.

* Günde üç-dört kez sıçardı, yapacak başka birşey bulamadığı için. Üç-dört kez banyo yapardı yapacak başka şey bulamadığı için. Aynı nedenle sarhoş da olurdu.

* Acı, beni ikinci bir ten gibi sarmış.

* Dünya kokuşmuş.

* – Savaşa inanıyor musun? – Hayır. – Savaşa gitmeye hazır mısın? – Evet.

* Boru çalan biri tarafından uyandırılmak istemiyordum. Arkadaşlık edip çarşı izinlerinde birlikte içki içeceğim, ranzamda sırt üstü uzanıp gülünç olmayan, aşikar ve belden aşağı fıkralarını dinlemek zorunda kalacağım bir grup gürbüz abaza amerikan futbolu hastası besili otuzbirci sevimli korkak pembe tenli osurukçu Amerikalı ile aynı barakada yatmak istemiyordum. Askeriyenin insana batan battaniyelerini, üniformalarını ve insanlığını istemiyordum. Onlarla aynı yere sıçmak, aynı yere işemek, aynı orospuyu paylaşmak istemiyordum. Ayak tırnaklarına bakmak veya eve yazdıkları mektupları okumak istemiyordum. Tek sıra yürürken önümde kıçlarını görmek istemiyordum. Arkadaşlık kurmak istemiyordum, düşman edinmek istemiyordum. İstemiyordum işte, ne onları, ne de yollarını. Öldürmenin veya ölmenin fazlaca bir önemi yoktu.

* Beni tanıyan herkesin size söyleyeceği gibi, makbul biri değilim. Kötü adamı sevdim hep, kanunsuzu, hergeleyi. İyi işleri olan sinek kaydı traşlı, kravatlı tiplerden hoşlanmam. Ümitsiz adamları severim, dişleri kırık, usları kırık, yolları kırık adamları. İlgimi çekerler. Küçük sürpriz ve patlamalarla doludurlar. Adi kadınlardan da hoşlanırım; çorapları sarkmış, makyajları akmış, sarhoş ve küfürbaz kadınlardan. Azizlerden çok sapkınlar ilgilendiriyor beni. Serserilerin yanında rahatımdır, çünkü bende serseriyim. Kanun  sevmem, ahlak sevmem, din sevmem, kural sevmem. Toplumun beni şekillendirmesinden hoşlanmam.

* – İyi de, içiyorsun. Ona aşıksan içkiyi hemen bırakman gerekir. Şu an. – Haklısın, bu içkiyi lavaboya dökeceğim. – Melodramatikleşme, bardağı bana vermen kafi!

* Dört duvardı önemli olan. Dört duvarın varsa bir şansın vardır. Sokağa düştün mü o şansını da yitiriyordun, teslim oluyordun.

* Ben ayyaşım, sürekli içerim.

* Hiç kalkmadan koltukta saatlerce oturuyordum, işemek ve sıçmak büyük bir çaba gerektiriyordu.

* İntihar düşüncesi hep vardı. Güçlü, bileğinin iç kısmında dolanan karıncalar gibi. İntihar dışında her yol olumsuzdu.

* – Göt gibi konuştun yine. – Götün tekiyim ben zaten.

* Pilota, “korkuyorum” dedim, o da bana “ben de” diye cevap verdi.

* Yazar olmanın çeşitli yolları vardı oysa. Bir süre yazarsınız ve başka yazarlar tanırsınız. İyi ve kötü yazarlar. Ve hepsinin teneke ruhlu olduklarını keşfedersiniz. Onlarla aynı odada bulununca anlıyordunuz bunu. Büyük bir yazar beş yüz yılda bir geliyordu ve o sen değildin ve onlardan biri olmadığı da kesindi. Boku yemiştik.

* Benim konularım bira içmek, at yarışları ve senfonik müzik dinlemekten ibaretti. Eksik bir hayat olduğu söylenemezdi ama hayatın tamamı da değildi.

* – İnsanlar ümitlerini yitirmemek için entellektüelleşirler. – Korktukları için entellektüelleşir insanlar, ümitlerini yitirdikleri için değil!

* Son azizleridir bu dünyanın kaçıklar ve ayyaşlar.

* Bir şiir dinletisi sunmak üzere San Francisco’ya uçuyorum. Adım Henry Chinaski, şairim. Derinim. Muhteşemim. Taşak. Evet, doğru, taşaklarım muhteşemdir.

* Kızılderililerin toprağını çalmışız.

* Şiir okumadan önce mutlaka kusarım. İyiye işarettir. İyidir uçurumun kenarında olmak. ( bence not; “uçurumun kenarında oturuyoruz” der Thom Yorke “Lucky”de…)

* Yevtushenko’dan beri görülmemiş bir kalabalık…Sahneye çıkıyorum. Muhteşemim. Muhteşem Chinaski. Arkamda bira dolu bir buzdolabı var. Buzdolabını açıp bir bira alıyorum. Oturup okumaya başlıyorum. İki dolar ödemişler giriş için. İyi insanlar bunlar. Kimi ilk bakışta nefret dolu görünüyor. Üçte biri benden nefret eder, üçte biri bana bayılır, diğerleri kararsızdırlar. Nefreti artıracak birkaç şiir var yanımda. İyidir nefret, insanın aklını başında tutar.

* Tutkunun canı cehenneme!

* Bir kadınla geçinmenin yolu yoktur.

* Uçuş boyunca sürekli içip hüznün tadına varıyorum, dedikleri gibi. Acı olmazsa şair ne yapar? Daktilo kadar elzemdir şair için acı.

* On-beş yirmi yıldır basurdan çekerim; ayrıca ülserden, karaciğerden, çıbanlardan, evhamdan ve deliliğin çeşitli türlerinden, ama hepsinin birlikte bastırmayacağı umudu ile yaşamaya devam edersin.

* Televizyona tahammülüm yok! İnsan ırkına tahammülüm yok!

* Lanet ruhumun çukurunda yayılan ben…

Charles Bukowski “Kaybedenin Önde Gideni”

Bayan Arıza tarafından Şubat - 22 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Bugüne dek okuduğum en komik Buk şiirlerinden oluşan bir kitap. Mizahî yönü çok fazla. Oldukça güldüm okurken. Jane'den bahsettiği şiirleri de var. Evet, kesinlikle son çıkan Buk kitapları içinde en çok bağrıma bastığım kitabı bu oldu. Birçok yerin altını çizdim ama oturup bütün kitabı tek tek yazmam demekti bu. En iyisi siz gidin alın bir tane, bu 1.cilt olduğuna göre devamı gelecek demektir. Zaten Buk'un çevrilmemiş 3-5 kitabı kaldı. Belki de İngilizceden sonra en çok sayıda kitabı çevrilenler arasında ilk sırada O var. Çok şanslıyım demek ki bu, belki de şansız. O'nu çok seviyorum. Şunu farkettim "ÇOK" demişim hep, bu kelimeyi fazlaca kullanmışım. Eh işte yerine koyacak başka bir kelime bulamıyorum, her şey yetersiz kalıyor, Türkçe'nin azizliği de buna eklenince….Özetle, iyi ki var O.

Gelelim alıntılara:

Sadece sıkıcı insanlar sıkılır. Sadece yanlış bayraklar dalgalanır. Size Tanrı olmadılarını söyleyen insanlar aslında aksini düşünürler. Tanrı başarısızlıkların bir icadıdır. Tek cehennem bulunduğun yerdir.

Dallas'tan geçtim ve Pasadena'da aylaklık ettim. Anam ağlamadı çünkü ağlatacak kimse yoktu. İki boy aynasını tuzla buz ettim ve beni hâlâ arıyorlar. İnsanın asla girmemesi gereken mekânlara girdim. Acımasızca dövülüp ölü diye bırakıldım. Kafatasımda cop darbelerinden oluşmuş bir sürü yumru var. Melekler korkudan altlarına kaçırdılar. Harikulade bir insanım.

Siz de öylesiniz. O da öyle. Güneşin sarı nabzı ve dünyanın görkemi de.

(Kaybedenin Önde Gideni, Çeviri: Avi Pardo, 192 sayfa)

CHARLES BUKOWSKI “Güneşe Uzan”

Bayan Arıza tarafından Şubat - 21 - 2011 zamanında yazılmıştır.

:: Okurken altını çizdiklerim ::

+ Hayatta kalmanın hayatta olmaktan çok daha zor olduğunu neden anlayamadıklarını bir türlü anlayamıyorum.

+ Yalnızlarla dolu bir dünyada yaşıyoruz ve yalnızlar zehir dolu. Ben yalnızlık duygusu nedir bilmem. Bir odanın kapısını kapatıp yalnız kalmak hayatımın en güzel şeylerinden biri olmuştur.

+ Atlar, alkol ve daktilo. Bu üçünden herhangi birinin önünü kesen her şey ölümcül benim için, kadınlar dahil, özellikle kadınlar hatta. Kadınlardan ne kadar uzak durursam o kadar iyi hissediyorum kendimi.

+ Siyaset mi? Siyaset aynı kadınlar gibidir; onlara ciddi bir biçimde dalarsan balıkçı çizmesinin altında kalmış solucana dönersin.

+ Sürekli yanlış anlamaya meyilliler için kaygılanıyoruz ama onlar bizim için hiç kaygılanmıyorlar, ya da yanlış nedenlerden ötürü kaygılanıyorlar.

+ Bir keresinde bir akıl hastanesine gittim, ziyaret için. Oradaki hastalardan biri tanıdı beni. “Charles Bukowski’sin sen, değil mi?” diye sordu. Kitaplarımı okumuştu. Bu yüzden oradaydı belki.

+ Bir yerde bulaşıkçı olarak çalışıp kendine kalan boş ve temiz iki saati sanatına ayıran adamı yeğlerim. Budur çeliği ellerinle bükmenin yolu.

+ Bazı fikirleri kanıtlamanın en iyi yolu ringe çıkıp dövüşmektir, bizim ringimiz de şiirin kendisi tabii ki. Benim çalışma alanım bu. Ringe çıkar ve kendimi yerde bulduğumda hakem ona kadar saymadan kalkıp devam etmeye çalışırım. Şiir yazmanın öğretilebileceğine inanmıyorum, teori rahat ve güvenli pozisyonda olanların oyun bahçesidir. Yazmayı öğrenmenin tek yolu yazmak, yazmak, yazmak ve yazmayı yazmazsan delirecek ya da banka soyacak ya da ölümüne içecek ya da arabanı uçurumdan aşağı sürecek kadar çok istemektir. Yazmak insanı tutsak eder, başka bir şey yapmak söz konusu olamaz. Bunun dışındaki bütün yaklaşımlar yararsız zırvalamalardan başka bir şey değildir. Budur işin özü, bu yüzden de ya iyidir ya da kötü. Arası yok.

+ Sözde dahilerle aram hiçbir zaman iyi olmadı. Özellikle bu sıfata sınavlardan en yüksek notları alarak layık görülenlerle. Bunların beyinleri hazır cevaplarla doludur. Lisedeyken sürekli iftihara geçen bir arkadaşım vardı. İşin sırrı annesiydi. Okuldan eve gelince annesi onu kitapların başına oturtur, yatıncaya kadar çalıştırırdı, o kadar değil belki, ama günde 5-6 saat. Aslında okulun en aptal çocuğuydu. Kitaplardan öğrendiği her şeyi unutmalı insan. Baştan başlayıp gördüklerinden ve hissettiklerinden öğrenmeye bak. Bir de, Disneyland’dan uzak dur.

+ Başkalarına şiirin nasıl yazılacağını öğretebileceğini sanan insanlara gelince; öncelikle insanlık hakkında hiçbir şey bilmiyorlar, sonra da şiir hakkında. Kendilerini değerli hissetmelerini sağlıyor, hepsi bu. Kendilerini değerli hissetmeye ihtiyaçları var, onların hastalığı da bu. Yüz kadar şiir yazdıklarını ve iki ince kitapları yayınlandığı için başkalarına şiirin nasıl yazılacağını öğretebileceklerini varsayarlar. Kitaplarını kimsenin okumaması ya da şiirlerinin sıradan olmanın ötesine geçemeyişi umurlarında bile değildir. Kitapları var yahu! Bir şeyler biliyorlar. Yayınlanmışlar. En kötüleri de şairlerdir. “Şair” sözcüğünü duyduğumda tabanları yağlarım…