Kultur Shock’a doğru günleri sayarken…

Bayan Arıza tarafından Şubat - 24 - 2011 zamanında yazılmıştır.

9 Nisan'a kadar nasıl geçecek günler bilemiyorum. Last FM'e göre Kultur Shock'u en fazla dinleyenlerden biriymişim. Ne kadar dinlersem dinleyeyim yine de yetmiyor.

Bugüne dek izlediğim konserleri düşünüyorum. Kaç olmuştur acaba? 250 mi, 300 mü? 1993 yılında başladığım konser maratonuma 18 yıldır devam ediyorum. Ama Kultur Shock resmen hayatımda rengarenk bir sayfa açtı. Beni başka diyarlara sürükledi.

Konsere gün sayıyorum. Yeni albüme de hiç alışamamıştım, "Balkan öğeleri az mı?" diyordum. Ama sonradan sevdim, o kadar çok dinledim ki şarkıları ezberledim bile ki albüm daha resmi olarak çıkmadı.

Lütfen günler çabuk geçsin ve bir an önce Gino ve ekibini kanlı & canlı izleyelim.

Fon: Duga

Gruntruck

Bayan Arıza tarafından Şubat - 23 - 2011 zamanında yazılmıştır.

İşte Seattle'ın metal ayağı diyebileceğimiz muhteşem bir grunge grubu daha!

Gruntruck maalesef bugün artık müzik yapmıyor ama albümleri hâlâ aynı lezzeti veriyor.

1989 yılında Ben McMillan ve Scott McCullum'ın bir araya gelmesiyle Seattle'da kuruldu. Tommy Niemeyer Accüsed'ten Tim Paul de gruba dahil oldu. Grup, 1989-1993 ve 1996-2002 yılları arasında aktif olarak müzik yaptı.

1992 yılında Alice in Chains'e Kanada ve Amerika turlarında ön grup olarak eşlik etti.

1990 yılında "Inside Yours" ve 1992'de "Push" isimli iki güzide albüm çıkaran gürültülü Gruntruck "Seattle" dendiğinde ilk akla gelen gruplardan biri. Son olarak da 1996 yılında "Shot" isimli bir EP çıkarıp dağıldılar.

Grup kurulduğundan beri vokal ve gitarı üstlenen Ben McMillan 26 Ocak 2008 yılında şeker yüzünden vefat etti. Yeri gelmişken O'nu da burada anıyor ve "toprağı bol olsun" diyorum.

Grup üyeleri: Ben McMillan – vokal, gitar Tom Niemeyer – gitar Tim Paul – bass (1989-1993, 1997-2002) Scott McCullum – davul (1989-1993, 1997-2002)

Gruba girip çıkanlar: Alex Sibbald – bass (1993-1996) Josh Sinder – davul (1993-1996)

Albümler: 1990 Inside Yours  1992 Push 

The Melvins

Bayan Arıza tarafından Şubat - 22 - 2011 zamanında yazılmıştır.

1983 yılında kurulan Seattle'lı bir grunge grubu. Seattle'ın heavy metal ayaklarından biridir.

Vokal/gitar Buzz Osborne, bassta Matt Lukin ve davulda da Mike Dillard Washington'daki Wheeler High School'da bir araya gelir ve grubun temelini atar. Sene 1983'tür. Kurulduklarından sonra sağda solda çalmaya ve bolca Jimi Hendrix ve Cream cover'ları yapmaya başlarlar. Davulcu Mike Dillard gruptan ayrılır ve yerine Dale Crover (Nirvana ile de çalmıştır) gelir. Dale Crover'ın Aberdeen'daki ailesinin evinde bol bol pratik yaparlar.

Grup kurulduğu günden bugüne dek sayısız albümlere imza atar. Kurt Cobain'in de en sevdiği grupların başında gelen The Melvins hâlâ müzik yapmakta ve birçok gruba ilham kaynağı olmaya devam etmektedir.

Gruba girip çıkanlarla beraber elemanlar şöyle sıralanıyor.

Asıl elemanlar:

Buzz Osborne – vokal, gitar (1983'ten günümüze) Dale Crover  – davul, perküsyon, vokal (1984'ten günümüze) Jared Warren – bass, vokal (2006'dan günümüze) Coady Willis – davul, vokal (2006'dan günümüze)

Geçmişte kalanlar:

Mike Dillard – davul (1983–1984, 2008–2011) Matt Lukin – bass gitar (1983–1987) Lori "Lorax" Black – bass gitar (1987–1991, 1992–1993) Joe Preston – bass gitar (1991–1992) Mark Deutrom – bass gitar, gitar (1993–1998) Kevin Rutmanis – bass gitar (1998–2005) Additional and touring musiciansTom Flynn – bass gitar (1990) Dave Sahijdak (aka Dave Sharp) – bass gitar (1993) David Scott Stone – gitar, bass gitar (1997–2005) Adam Jones – gitar, bass gitar (1998, 2002, 2004, 2005, 2008) Jello Biafra – vokal (2004–2005, 2008) Trevor Dunn – bass gitar, geri vokal (2005–2009)

Albümler:

1987 Gluey Porch Treatments 1989 Ozma 1991 Bullhead 1992 Lysol 1993 Houdini 1994 Prick Amphetamine 1994 Stoner Witch 1996 Stag 1997 Honky Amphetamine 1999 The Maggot 1999 The Bootlicker 2000 The Crybaby 2001 Electroretard 2002 Hostile Ambient Takeover 2004 Pigs of the Roman Empire (w/ Lustmord) 2006 (A) Senile Animal 2008 Nude with Boots 2010 The Bride Screamed Murder

Green River

Bayan Arıza tarafından Şubat - 21 - 2011 zamanında yazılmıştır.

İşte öz Seattle'lı bir grunge grubu. Birçok grubun da kurulmasına sebep.

Grubun aktif olduğu yıllar 1984'ten 1988'e dek kısacık bir zaman dilimiydi. İnanılmaz adamları kadrosunda barındıran şahane grup bu kısacık zamana muhteşem bir albüm sığdırıp, sonra başka grupları kurdular (Pearl Jam, Mother Love Bone, Mudhoney vb.)

Jeff Ament, Mark Arm, Alex Vincent, Stone Gossard, Steve Turner ve Bruce Fairweather'dan mütevellit Green River, grunge'ın mihenk taşlarından biridir.

Grup, 1984 yılında vokal/gitar Mark Arm, diğer gitar Steve Turner, davulda Alex vincent ve bassta da Pearl Jam'in adı gibi incisi olan Stone Gossard'la bir araya gelir. Zaten Arm ve Turner birlikte çalıyorlardı.

İlk kayıtları olan "Come on Down" 1984 yılında çıkar. 1985 yılının ortalarında ilk debut albümleri "Come on Down" yayınlanır. Grupta eleman değişiklikleri olur. 1986'ların ortalarına geldiğimizde bir EP yayınlarlar. Bu EP'nin adı "Dry as a Bone" dur. Grup, bir sonraki albümleri "Rehab Doll" u çıkarmak üzereyken dağılır.

Grunge gruplarının kalesi olan Sup Pop plak şirketinin 20.kuruluş yılında grup bir araya gelir ve bir de konser verir.

Hâlâ aynı lezzetle dinlenebilen ve ruhu olan bu müthiş grup "iyi ki var!" dediklerimizden biri sadece.  

I’m Not There

Bayan Arıza tarafından Şubat - 20 - 2011 zamanında yazılmıştır.

I'm Not There, 2007 yapımı Bob Dylan'ın hayatını konu alan 135 dakikalık biyografik film.

Bob Dylan filmde 6 oyuncu tarafından canlandırıldı. Marcus Carl Franklin, Ben Whishaw, Heath Ledger, Christian Bale, Richard Gere ve Cate Blanchett. Oyunculuklar harika ve elbette diğer oyuncular da sağlam. David Cross, Charlotte Gainsbourg, Julianne Moore, Michelle Williams, ve Richie Havens bunlardan bazıları.

Cate Blanchett bu filmdeki rolüyle "Venedik Film Festivali" nde en iyi aktris ödülünü aldı.

Yönetmen: Todd Haynes Senaryo: Todd Haynes Oyuncular: Christian Bale Cate Blanchett Charlotte Gainsbourg Richard Gere Heath Ledger Julianne Moore

Multitap

Bayan Arıza tarafından Şubat - 12 - 2011 zamanında yazılmıştır.

“Takım Oyunu” adlı ilk albümü ile müzik dünyasında hatrı sayılır bir dinleyici edindi Multitap. Zaten ezelden beridir barlarda canlı performanslarıyla göz dolduruyorlardı. "Artık albüm zamanı geldi" diye düşünmüş olacaklar ki bu eğlenceli albümü çıkardılar. "Eğlenceli" diyorum çünkü müziklerini tek bir kelime ile tanımlamam gerekirse "eğlenceli" derim. Çok özgün şarkılar sayılmazlar belki ancak dinleyince yerinizde durmanız mümkün değil. Multitap elemanlarının müziklerini her bir hücresinde hissettiği ve bunu bize müthiş yansıttığı ortada.

Hayatın içinden, samimi, hatta son derece komik sayılabilecek sözleri elektronik bir alt yapıyla birleştirip harika şarkılar yarattılar. "Battaniyem" ve "Çıbık" videoları pek konuşuldu. Şimdilerde "Bir şey mi var" a bir klip çeken leziz ötesi grup Bedük'ün her daim desteklediği gruplardan biri.

Bu müthiş gruba bir şans vermenizi ve "Takım Oyunu" nu mutlaka dinlemenizi öneriyorum.

High Fidelity

Bayan Arıza tarafından Şubat - 10 - 2011 zamanında yazılmıştır.

HIGH FIDELITY 

Ne lezzetli filmdir bu ya. John Cusack olsun, Jack Black olsun, hepsi güzel.

Neden güzel? Çünkü beni anlatıyor, hayatının anlamı müzik olan, playlist yapan, koleksiyoncu bir adamı anlatıyor.

Nick Hornby'nin müthiş kaleminden çıkma bu film. Romanını da okumanızı tavsiye ediyorum.

Yönetmen Stephen Frears, John Cusack ve Jack Black'ten başka Cosby ailesinden tanıdığımız ve tabii ki Lenny Kravitz abimizin eski karısı gibi bir etikete de sahip olan Lisa Bonet var. Ayrıca Joelle Carter, Joan Cusack ve Sara Gilbert var.Her müzik severin mutlaka izlemesi gereken bir film High Fidelity. Ayrıca filmin soundtrack'i de çok iyi. Filmde geçen Belle and Sebastian muhabbeti de 🙂

Buyrun efem, filmden iki adet replik:

Çocukların şiddet dolu filmler izlemesinden endişe duyuluyor. Şiddet kültürünün etkisinde kalacakları düşünülüyor. Kimse çocukların kalp yarası, dışlanma, acı, sıkıntı ve kayıplarla ilgili binlerce şarkı dinlemesinden endişe duymuyor.

***

Fazla kilolu değilim. Dünyanın en zeki insanı değilim, en salağı da değilim. Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği ve Kolera Günlerinde Aşk'ı okudum. Anladığımı sanıyorum. İkisi de kızlardan bahsediyor.

 

Leonard Cohen “Görkemli Kaybedenler”

Bayan Arıza tarafından Şubat - 9 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Leonard Cohen'in "Görkemli Kaybedenler"i okudunuz mu? Kendime çıkardığım notlardan birkaç alıntı var aşağıda. Kitap hakkında fikir vermiş olur sizlere.

* Öylesine insanım ki çok fazla kabızlık çekiyorum.

* Her sabah uyandığımda kendimi neden bu kadar kötü hissediyorum?

* Tekrar biz olduğumuzda hatırlarız bunu, belki de bir daha asla biz olamayız.

* Kahrolsun genital emperyalizm! Bedenin her köşesi boşalabilir.

* İçimdeki bütün o dünlerle yeni bir şeye nasıl başlayabilirim.

* İçimde yaşamak istemiyorum.

* Senin Sabahında Büyük Harflerle Başlayan Bir Yaratığım.

* Bir insanın doğasındaki en özgün şey genellikle en umutsuz olandır.

* Her sürüngen kendisi için!

* Bu dünya eksiktir!

* Zehirli dikenlerin arasında, bir çiçek gibi yaşıyorsun burada.

* Senin gözlerinde, beni olmak istediğim gibi tarif eden bir şey vardı.

* Daha saf bir inanç için, eğitimi reddetmeyi istiyordum.

***

Aşağıda, üç liriğinin Türkçesini okuyacaksınız.

İki Kalıp Sabunum Var

İki kalıp sabunum var, Badem kokulu Biri sana biri bana. Banyoyu doldur, Birbirimizi yıkayalım.

Param yok, Eczacıyı öldürdüm.

İşte bir kavanoz da yağ, Tıpkı İncil’deki gibi, Uzun kollarıma Pırıl pırıl yapacağım tenini.

Param yok, Kokucuyu öldürdüm

Pencereden dışarı bak, Dükkanlara, insanlara Arzunu söyle bana, Anında olacak,

Param yok, Param yok.

Mektup

Aileni nasıl öldürdüğün Hiç ilgilendirmiyor beni Ağzın gövdemde gezinirken

Hem biliyorum rüyalarını Unufak olan şehirlere, dörtnala atlara dair Güneşin çok yakınlaşmasına dair Ve gecenin hiç sona ermemesine.

Ama bunlar hiç ilgilendirmiyor beni Gövdenin yanıbaşında

Biliyorum dışarda bir savaş sürmekte Sen emirler vermektesin Bebeler boğdurulmakta, generallerin kellesi uçurulmakta

Ama kan beni hiç ilgilendirmiyor Senin etini rahatsız etmiyor.

Dilinde kan tadı almak Şaşırtmıyor beni Kollarım saçlarına karışırken

Sanma ki anlamıyorum Neler olacağını Alaylar katledildikten, Orospular kılıçtan geçirildikten sonra

Hem bunu sadece senden çalmak için yazıyorum Bir sabah kellem, kanlar damlayarak Öteki generallerle birlikte Evinin kapısından sallandırıldığında

Bütün bunları önceden bildiğimi Ve beni hiç ilgilendirmediğini nihayet bil diye.

Armağan

Bana diyorsun ki sessizlik Huzura daha yakınmış şiirlerden Ama armağan diye sana Tutup sessizliği getirsem (çünkü bilirim sessizliği) derdin ki    Sessizlik değil Bu gene şiir Ve bana geri verirdin.

Türkçesi: Fatih Özgüven, bi tarihteki ROLL’dan

Sonisphere Istanbul 2010 Kritik (25-26-27 Haziran – Bjk İnönü Stadı)

Bayan Arıza tarafından Şubat - 9 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Sonisphere Istanbul 2010 Kritik (25-26-27 Haziran – Bjk İnönü Stadı)

Bu yıl beni en çok mutlu eden, en keyif aldığım festival Sonisphere oldu. Alice in Chains'in festival sonrasında Türkiye ve Türkler hakkında söylediği tüm eleştirilere rağmen yine de 2010 yılında kesinlikle en çok bana hitap eden, en çok ayaklarımı yerden kesen festivaldi Sonisphere.

Bir kere çok fazla haz etmediğim Rammstein ile öyle bir karşılaşma yaşadım ki bunun etkisi hayatım boyunca devam edecek hiç kuşkusuz. Adamlar yaptıkları sahne şovları ile hiçbir grupla karşılaştırılamayacak bir iz bıraktılar. Till Lindemann ve ekibi büyük bir gösteri hazırladılar bizlere, "büyük gösteri" demek bile yersiz, anlatılamayacak kadar güzeldi. Rammstein süperdi!

Metallica ile yapılan kapanış ise müthişti. Metallica'yı ilk kez 17 yıl önce izlemiş olduğum düşünülürse üçüncü izleyişimde de beni kendilerine hayran bıraktılar. Çocukluğumda onlarla büyüdüm, daha CD yokken, internet yokken, Türkiye'de 3-5 kaset basılırken onları dinliyordum. Nasıl büyük ve bir o kadar da mütevazi adamlar olduklarını bir kez daha görmüş oldum. Müthiş bir performansları oldu. Buna da "anlatılmaz, yaşanır" diyorum.

Anthrax kasetlerimi buldum konserden aylar önce ve adamlar çıkıp cillop gibi çaldılar. O kadar sıcak ve bir o kadar da harikalardı. Ya dünya gözüyle Scott Ian'ı gördüm, daha ne olsun.

İlk aldığım kasetlerden biri Manowar'ın "Kings of Metal"i olmasına rağmen o adamların müziğini hiçbir zaman sevmedim. Ama adamların samimiyeti, seyirci ile olan diyalogları, müthiş iletişim gücü ve müziklerine olan hakimiyeti konusunda da şapka çıkarırım, önlerinde eğilirim.

Alice in Chains en sevdiğim grup! Nirvana ile beraber, Stone Temple Pilots ve Pearl Jam ile beraber, Soundgarden ve Smashing Pumpkins'i de alabiliriz o listeye hatta. Hatta bakın Last FM'e, en çok dinlediğim grupların en tepesinde o var. Keşke festival sonrası bloglarında o berbat lafları etmeselerdi, keşke söylemleriyle bize bu hayâl kırıklığını yaşatmasalardı. Layne Staley olmadan Alice in Chains yarım olacaktı, bunu zaten biliyordum. Ama "Black Gives Way To Blue" beni ağlatan bir albüm oldu, mutluluktan! Çünkü 90'lar geri gelmişti, zaman aşımına uğramamıştı, "hâlâ ruhları var" diyordum, "grunge is not dead" diyordum içimden. Müzikleri hâlâ muhteşem, iliğimi kemiğimi donduruyor, ruhumu liğme liğme ediyor, ama o beyanatları etmemeleri gerekti. Bu beni çok sarstı.

Megadeth'i üçüncü izleyişimdi, maalesef en kötü performanslarıydı. Aslında bunda o yanında getirdikleri sesçinin payı büyüktü bana kalırsa. Maalesef gitar duyulmadı, vokal hiç duyulmadı, mikrofona bi haller oldu. Yine ayakta alkışladım çünkü Megadeth'i çok ama çok severim. Taş gibi albümlerin sahibi o adamlar. Hep bir ağızdan söyledik şarkılarını. Yine gelseler yine gidip izlerim.

Slayer'dan sonra herkes öylece kalakaldı. Bazı arkadaşlarımızın kafası düzüldü. Ben ise havalara uçtum. Zira "Show No Mercy" kasetinden beri severim herifleri, özellikle Dave Lombardo'nun davulu nasıl konuşturduğunu gördük. "South of Heaven"ı binlerce kişi olarak ezbere söyledik. Tom Araya nasıl seksi bir adammış onu da gördük 🙂

Stone Sour da merak ettiğim gruplardan biriydi. Zira Slipknot’un iki ve Soulfly’ın bir üyesini kadrosunda barındırıyordu bu leziz grup. Vokaller grunge, müzik ise gümbür gümbürdü. Adamlar süper sempatik ve çok profesyoneldi, pek sevdim. Corey Taylor'un her türlü hastasıyım:)

Hayko'muz canımız yine çok efendiydi, kendi tarzında süperdi. Bu adamın o delikanlı halini çok seviyorum. Nasıl içten bir herif ve bir o kadar da ince ruhlu yaptığı müziğe rağmen. Birkaç denyonun el hareketine karşılık "arkadaşlar kusura bakmayın ama bize ayrılan süre boyunca çalmak zorundayız" diyen ve herkesi mat eden de bir herif, ayakta alkışladım yine.

Blacktooth'u sevmedim, Volbeat ve Foma'yı kaçırdık.

Üç günün sonunda şunları anladım; 1.kategoriden yer almakla ne kadar isabetli bir şey yaptığımı, bırak 220 lirayı 500 lirayı bile gözümü kırpmadan verebileceğimi, hâlâ gitar sesi duyunca ağladığımı ve sonsuza dek öyle olacağımı, enerjimi, ruhumu yitirmediğimi bir kez daha gördüm. Şimdiden bir daha ki yılın Sonisphere'ini iple çekiyorum.

Ve şu da var, kavga da çıkmadı, arbede de olmadı, herkes çok efendiydi. Babasıyla gelen de vardı, arkadaşlarıyla gelen teenager'lar da, benim gibi bu müzikle büyümüş orta yaşa merdiven dayamış rocker'lar da vardı. Herkeste olan ise şuydu, ruh! Yine olsun bu festival, bilet çıkar çıkmaz almıştım, yine aynısını yapacağım. Ama lütfen seneye bir grunge grubu da sıkıştırın araya, hazır Stone Temple Pilots birleşmişken lütfen onları da kapın gelin. Rock rulezzzz!!!!

Yasemin KANAT a.k.a Bayan Arıza

Ozzy Osbourne (30 Eylül 2010 – Turkcell Kuruçeşme Arena)

Bayan Arıza tarafından Şubat - 9 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Ozzy Osbourne (30 Eylül 2010 – Turkcell Kuruçeşme Arena)

Müziğin duayenlerinden ve neredeyse 50 yıla yakındır müzik dünyasının içinde olan Ozzy Osbourne'u 30 Eylül 2010 akşamı Turkcell Kuruçeşme Arena'da izleme şansı yakaladım.

1948 yılında İngiltere’nin Birmingham kentinde doğan ve gerçek adı John Osbourne olan ‘Ozzy’, heavy metal ve rock dünyasının en köklü gruplarından biri olan Black Sabbath ile birlikte yaptığı çalışmalarla profesyonel müzik kariyerine başladı ve sonrasında solo kariyeri boyunca da milyonlarca albüm sattı.   Sahne performansı ve renkli kişiliğiyle tanınan Ozzy Osbourne’un hayranlarının merakla beklediği İstanbul konseri 30 Eylül’de BKM tarafından Turkcell Kuruçeşme Arena’da gerçekleşti. Ozzy Osbourne yeni albümü “Scream” den de şarkılar söyledi.

Bu da setlist:

bark at the moon let me hear you scream mr. crowley i don't know fairies wear boots suicide solution war pigs road to nowhere shot in the dark (guitar doodle / band doodle / drum solo) iron man killer of giants i don't want to change the world crazy train

bis sonrası: mama i'm coming home paranoid flying high again