KESMEŞEKER (6 Şubat 2004 – Kadıköy Equinox)

Bayan Arıza tarafından Şubat - 9 - 2011 zamanında yazılmıştır.

KESMEŞEKER (6 Şubat 2004 – Kadıköy Equinox)

Yıllar sonra Kesmeşeker’i 6 Şubat 2004 Cuma Kadıköy’de canlı izleme şansına eriştim. Tek kelimeyle kulaklarımın pası silindi. Gitar ve vokalde Cenk, basta Tanju, davulda Emre ve tabii ki diğer gitarda gözlerimi sololarından alamadığım Demirhan tam karşımdaydı.

Aslında uzun lafa ne hacet? Öyle güzeldi ki konser/ortam, üzerine ekleyecek pek bir şey bulamıyorum. Gerçek olan şu ki, mekâna doluşan insanlar tüm şarkıları ezbere söylediler, gözlerimin dolduğu anlar bile oldu. Çok şarkı çaldılar ama bizlere hep az gibi geldi. Acıların Kralı, İşte Güneş, Henüz Onlar Bunları Bilmiyor, En Çok Seni…, Aşk Ve Para, Mr. Brown, Vahşi ve elbette en sevdiğim Kesmeşeker şarkısı "Gerçekten Özleyince" ilk aklıma gelenler.

22.30’a doğru çıktıkları sahneden, "yapmayın, gitmeyin, durun" naraları yüzünden 00.15 gibi indiler. Bazı konserlerde zamanın nasıl geçtigini anlayamaz insan. İşte bu da öyleydi.

Takıldığım bir nokta ise bu adamların hiç yaşlanmamasıydı. Sanırım bizim jenerasyonda böyle bir tılsım var. Dipten ve Derinden, Aşk ve Para, İnsülin, hâlâ başucu albümlerim.

İyi ki varlar. Umarım daha çok konserde izlemek mümkün olur.    

EFES PİLSEN ONE LOVE FESTİVAL (19 Haziran 2004 – Maslak Park Orman)

Bayan Arıza tarafından Şubat - 9 - 2011 zamanında yazılmıştır.

EFES PİLSEN ONE LOVE FESTİVAL (19 Haziran 2004 – Maslak Park Orman)

19 Haziran Cumartesi gecesi ARAB STRAB'i izlemek üzere Maslak Park Orman'da mevzilendim. 21.30 gibi mekâna geldiğimde eski toprak John Cale sahnedeydi. Orkestrasız gelmişti. Akustik gitari ve zaman zaman da piyanosuyla eşlik etti şarkılarına. Dinleyiciler arasında yaşı geçkince abiler ablalar da vardı. Bana kalırsa grubuyla gelseydi daha lezzetli olacaktı.

John Cale sahneden indikten kısa bir süre Hakan Tamar'ın anonsuyla İskoçya'dan Arab Strab sahne aldı. Sahneye çıkar çıkmaz beni de yarattıkları pesimist atmosferin içinde dahil ettiler. Çok cool abilerdi doğrusu ve cool tavırlarını konser boyunca da korudular. Vokalist üç birayı dipledi sahnede. Çok büyüleyicilerdi. Tam hayal ettiğim gibilerdi. Keman ve viyolensel bir başka tat kattı şarkılara.

Arab Strab sonrası gitmeyi düşünüyorduk ki Chumbawamba'yı izledikten sonra "iyi ki de gitmemişiz" dedik. "Politik olmak için asık yüzlü olmak gerekmiyor"a pek güzel örnekti sahne şovları. "Şov" diyorum çünkü tam anlamıyla yaptıkları buydu. Mesajları çok çarpıcıydı. Her şarkıdan sonra değişen kostümler, sağa sola laf sokmaları, enerjileri aldı götürdü bizleri. Konser bittiğinde geri dönmeleri için çok alkışladık ancak bir işe yaramadı.

Chumbawamba'yı da izledikten sonra biraz dolanmaya karar verdik. Zıplamaktan telef olmuş ayaklarımızı dinlendirmek için bir yere çöreklendik.

Park Orman böyle konserler için ideal. Konserlerin açık havada olması çok güzel. Sahne bir çok açıdan görülebiliyor, sigara dumanı insanı rahatsız etmiyor. Mekân da kalabalık sayılırdı aslında. Bir çok insan Rock İstanbul'a gitmiş olmasına rağmen umduğumdan daha çok insan vardı. Son olarak "my name is Dizzee Rascal" diye bir ses duyduk sahnede ve akabinde de arkamıza bakmadan kaçtık;)

Bir çok insan 20 Haziran'a özellikle Peter Gabriel'e gitti. Ancak Arab Strab'i izlemekti tüm istediğim, bunu da ziyadesiyle başarmış oldum. Bir tek Belle and Sebastian ve Sigur Ros kaldı izlemek istediğim. Bakalım önümüzdeki günlerde sağlam bir şeyler olacak mı?  

Clinic (6 Nisan 2004 – Manhatthan)

Bayan Arıza tarafından Şubat - 9 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Clinic (6 Nisan 2004 – Manhatthan)

25 Haziran 2000 senesinde Radiohead'in "Kid A" turnesi kapsamında Selanik'te izleme şansına eriştiğim Clinic ile 6 Nisan 2004'te Taksim Manhattan'da tekrar buluştum.

Son dönemlerde ismini sıkça duyduğumuz Liverpool'lu indie grubu Clinic'in konseri  21.30 gibi başlaması gerektiği halde 22.45 gibi start aldı. Zaten kapıdaki görevliden konserin 22.30 gibi başlayacağını öğrendiğimiz için konser öncesi bir hayli demlenme şansımız oldu.

Adamlar sahneye çıkınca şok oldum:) Zira herifler "Clinic" e nazire olsun gibisinden doktor kıyafetleri ile sahne aldılar. Klavye olayina bittim. Ahsap bir zemin icine monte etmisler aleti. Ade Blackburn kişisi klavye çalıyor, gitar çalıyor, vokal yapıyor, bir de üflemeli bir şey çaldı ama onun tam olarak ne olduğunu anlayamadım. Sanki ağızla çalınan bir org gibiydi. Velhasıl, çaldılar ve gittiler. Çok az kaldılar sahnede, ara verdiler, verdikleri ara da çok uzundu. Tabii ki Distortions'u, Porno'yu, Walking With Thee'yi çaldılar, Internal Wrangler'ı çaldıklarında tüm seyirciler çoştu.

Kod Müzik'e teşekkürler. İyi ki böyle organizasyonlar yapıyorlar da biz de böyle grupları izleme şansına erişiyoruz.  

Barışa ROCK (21-22 Ağustos 2004 – M.Akif Ersoy Piknik Alanı)

Bayan Arıza tarafından Şubat - 9 - 2011 zamanında yazılmıştır.

BarışaROCK (21-22 Ağustos 2004 – M.Akif Ersoy Piknik Alanı)

BARIŞAROCK ile ilgili uzun uzun yazmak isterdim ama pek değmez artık. Çünkü Rock'n'Coke'dan pek farkları kalmadı bence. İçeri yiyecek filan da sokmadılar, gerçi biz illegal yollardan soktuk o ayrı. Bir gece öncesine kadar böyle bir yasaklamadan söz edilmezken gittiğimiz gibi kapıda güvenlik duvarıyla(!) karşılaştık. Yemeklerimizi alıp yerlere attılar. Sanki içeri yemek sokulsa içerde satış olmayacaktı ki oldu da. Herkes nevaleyle gitmiyor ki mekâna, kaldı ki alkolümüzü içeren temin ettik (Tuborg + şarap evet şaraplar güzeldi). Neticede orası bi piknik alanı ve bunu yapmaları demek söyledikleri her şeyi çöpe atmaları demek. Tüm inandıklarımız kül oldu gitti. Seneye ne yapacağımız belli değil. Geçen seneki BARIŞAROCK ortamını anımsayınca gerçekten çok üzdü bizi bu seneki muamele.

Mekân geçen seneye göre çok büyüktü, devasa bir piknik alanıydı. Çadır sayısı çok fazlaydı, herkes çadır kurmuştu. 

Ses düzeni oldukça kötüydü. Sürekli sorun çıktı durdu. 90'lı yıllarda amatör ruhumuzla düzenlediğimiz İTÜ'deki Rock Festivalleri'ni aradık. O zaman her şey bir başkaydı.

İlk günün en güzeli Siya Siyabend'ti. Vokal Murat bizi çok şasırttı. Hem görünüş olarak, hem de -belki biraz- fikir olarak. Adam bir senede erimiş ve kuşa dönmüştü resmen. Geçen yıl konser sonrasında mekânı terketmeyen adamlar, bu kez "bize ayrılan süre doldu" dediler.

Soul Sacriface ve Abraxas'ın elemanları bizim eski Taksim tayfasıymış, Heavy metalle işim olmadığı için bilmiyordum, herifleri sahnede görünce şok oldum. Tüm elemanlar arkadaş çıktı. En çok onlarda eğlendim. Boynum tutulmuş olmasına rağmen kafa salladım ve böğürdüm;-)

Yolgezer, Vedat Sakman, Anima, Teneke Trampet, Gür Akad ilk günden aklımda kalanlar. Teneke Trampet güzeldi, 2 tane akustik gitarlı bir gruptu, liriklerde iyiydi.

"Kep" adında 3 kişilik genç kardeşlerimizden kurulu bi grup vardı. Onlar da keyifliydi.

Kıbrıs'lı bi grup geldi, adamda süper blues gırtlağı vardı. Rainbow'la başladılar, arkadan bi Guns'n'Roses çaldılar ki gönlümü fethettiler yani. Sonra Deep Purple filan lezizdi. Geçmişe götürdüler bizi, çok da iyi ettiler.

İkinci günün en güzeli kesinlikle Zardanadam, Tibet Ağırtan ve Kara Kedi'ydi. Kara Kedi leziz bir grupmuş, hatun süperdi. Zardanadam'ı zaten sever sayarız. Bizi de pek güzel coşturdular sağolsunlar. Tİbet'ciğimiz canımız "manyak olamazsın" dedikçe iyice zıvanadan çıktık. Bayaa bi pogo yaptık.

Velhasıl gittik gördük efem. Çok daha iyisi olabilirdi, geçen seneyle kıyaslayınca, kıyaslamamak daha iyi galiba. Son derece moral bozucu çünkü.  

Stephen Malkmus & The Jicks (1 Kasım 2003 – Manhatthan)

Bayan Arıza tarafından Şubat - 9 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Stephen Malkmus & The Jicks (1 Kasım 2003 – Manhatthan)

"Yaşasın Pig Lib!"

Bir vakitler "Pearl Jam Türkiye'ye geliyormuş" söylentisi kulaktan kulağa yayılmıştı ve biz grunge çocukları için inanılması güç bir haberdi. Oysa şimdi gelmiş geçmiş bence en iyi indie grup olan Pavement'tan Stephen Malkmus ve grubu Jicks kalkmış İstanbul'da konsere geliyorlar ve artık bu bizleri hiç şaşırtmıyor. Artık ortamlar hareketlenmeye başladı. Sanırım oldukça da şanslıyız.

1 Kasım Cuma gecesi Manhatthan'da saat 23.00'te sahnenin önünde hazırdım. Söylenilen saatte çıktılar hemen hemen. Çok işlevli ve eğlenceli bir grupmuş, onu da gördüm. Hele ki son şarkıdan bir önceki şarkıda davulcunun gitara geçip, kendi aralarında fısıldaştıktan sonra – Lou Reed'in kulakları çınlasın:p – "Satellite of Love" i da çalmaları takdire şayan bir durumdu. İnsan sempatik olmaya görsün:)

Polish Mule, deado, animal midnight, discretion groove ne leziz şarkılardır öyle ya:)) Ha bir de yeni bir şarkılarını da çaldılar. Bass'çı hatun da gayet cool'du ama cool olduğu kadar diğerleri gibi mütevazi ve samimiydi. Boşuna Radiohead'in alt grubu olmadılar Amerika'da:)

Yıllardan beri ilgiyle takip ettiğim Kod Müzik'ten yine böyle özel gösterimler bekliyorum şahsen.  

Tuborg Modern Rock Festivali (31 Ağustos 2003 – Maslak Venue)

Bayan Arıza tarafından Şubat - 9 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Tuborg Modern Rock Festivali (31 Ağustos 2003 – Maslak Venue)

Tek günlük festivalde, dünyaca ünlü Skunk Anansie grubunun solisti SKIN, Tom McRae, Shed 7, Gripin gibi sanatçı ve topluluklar müzikseverlerle birlikte oldu.

Skin'i oldukça şaşırttık sanırım. Seyirci sağlamdı her şeyden önce.

Skin'den önce çıkan Shed7 akustik çaldı, iki gitarla çıktılar geçen gelişlerinden farklı olarak.

Shed7'dan sonra çıkan Tom Mcrae'yi Skin'den daha çok sevdim. Leziz adamdı. Akustik gitarı ve grup elemanları ile çok sevdim bu herifi. Skin'in de sahne performansı iyiydi. Kendi albümünün yanısıra Skunk Anansie döneminden de çaldı elbet. Güzel konserdi.

 

Barışa Rock (6-7 Eylül 2003 – Sarıyer Sevgi Parkı)

Bayan Arıza tarafından Şubat - 9 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Barışa Rock (6-7 Eylül 2003 – Sarıyer Sevgi Parkı)   6 Eylül Cumartesi

Mekân bence gayet lezizdi. Böyle oturuyosun çimlerin üzerine, fiyatlar uygun. Bira 1 bucuk. Tuborg gerçi ama kutu. Yiyecek-içecek fiyatları da uygundu. Şarap 3,5 milyon.

Grizu'yu kaçırdım sanıyordum ama ben gittiğimde ilk grup calıyormuş. Neyse efem Grizu iyiydi, yeni şarkıları da fena değil.

Her zamanki gibi en öndeydim. Bi sürü grup izledim. Ortalarına doğru bende film koptu ve yaklaşık 2-3 saat kadar sarhoş geçirdim geceyi. Heavy metal sevmememe rağmen Objektif'te ne grupmuş bea! Adamlarda yaş gelmiş bilmem kaça hâlâ o ruh var heriflerde. Bi ara rahmetli Engin Yörükoğlu'nun sakallarına dokundum. O'da güldü:-)

O kadar cok tanıdık gördüm ki çok şaşırdım. Mekânlardan kaç senelik arkadaşlarımı gördüm. Pogo yaptım, az daha eziliyordum. Ama yine olsa yine yaparım. Düşünsenize pogo yaparken ölecem, ne kıyak bi ölüm olur:)

Mor ve Ötesi'nde tabii ki en öndeydim.

Bu arada mekân aynı bizim dönemin woodstuck'i İTÜ rock fesvtivalleri modundaydı.

7 Eylül Pazar

Barışa Rock’ ın ikinci günü de pek bi güzel geçti.

Aynen Cumartesi de olduğu gibi eski tayfa toplandı. Yıllardır göremediğim arkadaşlarımı gördüm. “90’ ların başındaki İ.T.Ü. Rock Festivallerinde ne güzel eğlenirdik kritiği” yapıldı, ateş yakılıp, ateşin etrafında The Doors şarkıları söylendi, Siya Siyabend’in tavırlarına şaşırıldı. Zira herif bi ara “abicim biz rock müzisyeni değiliz, y.rrak müzisyeniyiz” dedi. Sonra defalarca bu kelimeyi tekrarladı durdu. Gruplara ayrılan süre yarım saat-45 dak. bir şeydi. Fakat bu elemanlar “biz kovulmadan gitmeyiz” dediler. Biz de “s.ktirin gidin o halde” dedik kendi aramızda. Bu kadar cesur adamlar da görmedim ömrü hayatımda, en azından yurdumda.

Karadeniz müziğinden hiç haz etmediğim halde yıllardır samimiyetinden şüphe duymadığım, bizim okulda verdiği Zuğaşi Berepe (Denizin Çocukları) konserinden sonra yakasına yapıştığım, İTÜ rock festivallerinde başka bi isimle sahne aldığı zaman gidip boynuna atladığım, söylemlerini çok beğendiğim Kazım Koyuncu çıktı. Sahnede kemençe, tulum her bi bok vardı ve insanları gaza getiren de bu oldu. Müzik çok iyiydi. Harmanlanmış müzik gerçekten bizi yansıtıyor. Kürtçe, ermenice, gürcüce ve lazca rock’tan sonra bi de ingiliz bi grup izledik ki evlere şenlikti. Liverpool’dan kalkmış gelmişler eyvallah ta gelmeselermiş iyiymiş bence, izlediğim en kötü gruptu.

Sonra Bulutsuzluk Özlemi çıktı, eski sarkılarını çaldı coğunlukla ve zıplamaktan gebertti bizi. Öncesinde de Işığın Yansıması sahne aldı. Ne ses varmış vokalistte yahu. Akustik gitardaki Murat Hoca pek seviliyordu. Bildiğim kadarıyla akademisyen aynı zamanda.

Bi grup sahneden inip, diğer grup sahne alana kadar olan süreçte sahnede edilen laflar sağlamdı. Bi an gerçekten dünyayı değistireceğimize inandım. Ütopyalar olmasa hayat çekilir miydi acep?

Yaş ortalaması da yüksekti. Teenage pek yoktu. Akıllı uslu adamlar vardı. Ortam gereği türlü insanlarla muhatap olduk, konuştuk filan. Konuştuklarımız hep akıllı adamlardı. Boş ve kof yoktu yani.

Velhasil, Barışa Rock'a gidildi edildi. 2 gün güzel geçti yorgunluklara ve pişmanlıklara rağmen. Böyle oluşumlara ihtiyaç var bu kesin. Kesin olan bir şey de 45 yaşında da pogo yapacak olduğum.

Muse (7 Nisan 2002 – Maslak Venue)

Bayan Arıza tarafından Şubat - 9 - 2011 zamanında yazılmıştır.

MUSE (7 Nisan 2002 – Maslak Venue)

Alt Grup: Suitcase

Biletler çıkar çıkmaz aldım. Bir tane kardeşime, bir tane kendime. Yıllardır sayısız konser izlediğimden hiç heyecanlanmadım bu kez. Ama bu adamlar Ada'dan geliyorlardı. Hani benim en sevdiğim müzisyenlerin yaşadığı yerden…

Açıkçası Muse'un ilk albümünü ne kadar çok beğendiysem, ikinci albümünü de o kadar tutmamıştım. Ama yurdumda fazla konser olmadığından ve ada mefhumundan dolayı konsere gitmeliydim. Konserlere açız zaten. Kaçırmamak gerekiyordu.

Söz konusu gün saat 18.00 gibi mekândaydım. Arkadaşlarımız önlere yakın bir yerde mevzilenmişti. Haliyle biz de hemen çöreklendik. Türlü bürokratik hadiselerden sonra boynumuzda yanıp-sönen o garip ışıklı kalemlerle ön sıralarda yerimizi aldık.

Birçok kez Bronx'ta ve Zoo'da izlediğimiz eşsiz cover'ları ile tanıyıp-sevdiğimiz Suitcase çıktı sahneye. Heyecanlı oldukları göze çarpıyordu. Çünkü ilk kez bu kadar çok insana çalıyorlardı ve Muse gibi bir grubun dinleyicileri vardı karşılarında. Türkçe bestelerini beğendim ben. Özellikle içlerinden birkaç tanesini çok çok beğendim.

Muse saat 10'a çeyrek kala gibi sahne aldı. Başarılı bir konserdi. Ne Uno'yu dinleyebildik, ne Unintended'i, ne Fillip'i, ne de Escape'i. İkinci albüm tanıtım kapsamında geldikleri için setlist ona göre hazırlanmıştı. Sahnede çok az kaldılar. 21.45 gibi başlayan konser 23.00'te bitmişti bile. Tadın damakta kalma hikâyesi bu olsa gerek. Adamlar hakkını verdi ama kalkmışlar kaç bin km. yol tepmişler, e çalın be kardeşim biraz daha fazla, bu bize yapılmaz ki:) PJ Harvey konserinde de aynı şeyi yaşamıştık. Tam ısınmaya başlamıştık ki hooop bitmişti konser. "İngilizlerin genel tavrı mı?" dicem ama yok diğer konserlerde böyle olmamıştı ki hiç.

New Born, Muscle Museum, Bliss, Feeling Good, Space Demantia, Micro Cuts, Plug in Baby ilk aklıma gelenler…

Yurdumdan bi Muse geçti. Umarım Radiohead'i de burada görmek mümkün olur. Yoksa ben yine onların peşinden vuracam kendimi yollara…  

Mor ve Ötesi (20 Mart 2002 – Babylon)

Bayan Arıza tarafından Şubat - 9 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Mor ve Ötesi (20 Mart 2002 – Babylon)

Mor'ları bir kez daha izledim ve bir kez daha iddialarımda ne kadar haklı olduğumu gördüm. Şahsi fikrim, Mor ve Ötesi Türkiye'nin en iyi modern rock gruplarından biri olduğu ve olacağı yönünde.

20 Mart 2002'de Babylon konserindeydim. Sahneye yapışmış bir şekilde izledim konseri. Her defasında da "vay be, böyle adamlarla aynı havayı solumak bile muhteşem" dedim içimden. Onlarla gurur duyuyorum.

Performansları elbette iyiydi. Çok fazla şarkı çaldılar ki bu iyi bir şey. "Son Giden" le başladılar. "Pis" le bitirdiler.

Bis için geri döndüklerinde de "Uyan"ı çaldılar. Sıkı bir final oldu. Konserde yine en sevdiğim MVÖ şarkıları 23, Orda Durma, Beyaz, Pis gibi şarkıları da dinlemek çok iyiydi. Bundan sonra hiçbir konserini ıskalamayacağım. Kendi kuşağımdan adamların böyle şeyler yaratması beni çok mutlu kılıyor. iyi ki varlar, iyi ki!  

 

Röportaj: Cenk Taner

Bayan Arıza tarafından Şubat - 8 - 2011 zamanında yazılmıştır.

Kesmeşeker: tek sabiti Cenk Taner olan değişken bir organizma.

Nihayet Kesmeşeker hayranlarının özlemleri son buldu ve son albümleri “Kum” müzik marketlerde yerini aldı.  Böylece Kesmeşeker, Kum’la beraber, ilk albümleri Dipten ve Derinden’den bugüne dek yedi albüme imza atmış oldu. En sevdiğim grupların başında gelen Kesmeşeker’in beyni Cenk Taner’le politikadan Beatles’a, kent ozanı olmaktan Kadıköy sound’una kadar bir çok konuda söyleştik. Yasemin Kanat: Yeni albümden başlamak istiyorum sevgili Cenk Taner. Beklenen albüm “Kum” nihayet çıktı ve biz Kesmeşeker dinleyecilerini pek sevindirdi. Ne zaman çıktı Kum?

Cenk Taner: 3 Aralık 2004’te On-Air’den çıktı albüm.   YK: Nerede kaydettiniz ve memnun kaldınız mı kayıttan?

CT: Demirhan’ın stüdyosu Deney Evi’nde kaydedildi. Kayıt, bugüne dek yaptığımız en iyi kayıt aslında. Kesinlikle daha profesyonel bir kayıt oldu. Aynı zamanda Demirhan’ın da ilk prodüksüyonu.

YK: Ne kadar sürdü albüm kayıtları?

CT: Albüm kaydı bir ay da tamamlandı. Ancak albümün oluşumu geçen sene kaydettiğim bir kaç şarkı ve yeni şarkılarla beraber iki seneyi buldu.

YK: Albüme neden “Kum” adını verdiniz? “Bir avuç kum” isimli şarkıdan dolayı mı?

CT: Albüme bakarsanız tüm şarkılarda kumu çağrıştıran imgeler var. Örneğin, “Eyalet Çocukları” isimli şarkıda savaş karşıtı bir durum var. Savaş demek çöl demek çünkü. “Deve” diye bir şarkı var. O da yine çöl, dolayısıyla kum demek. Aslında bir metofordu bu. Çünkü albümün hemen hemen her köşesinde geçiyor kum. Biraz da değişimle ilgili bir şey bu, kumun çağrıştırdıkıları yansıdı albüme.  Şehir müziği yaptığımız için kedi kumunu bile buna dahil edebilirsiniz : ) (Gülüşmeler)

YK: Kedi mi?

CT: Evet tabii, neden olmasın?

YK: Kedilerle aranız nasıl peki?

CT: Çok iyi. Bir kedim bile var. Beyazlı bir tekir. Adı da Makka.

YK: Makka mı? O da ne demek?

CT: Makka Mccartney’in kısaltılmışı sayılır. Mccartney uzun geliyor bende kısaca “Makka” diyorum.

YK: Süpermiş doğrusu. Beatles’ı konuşacağız zaten. Gelelim “Kum” a? Kimler var albümde? Demirhan Baylan gitarda, Cengiz Baysal davulda; başka kimlerle çalıştınız albümde?

CT: Söylediğin isimlerin dışında “Ne zaman gitti tren?” isimli şarkıya yaylı grubu eşlik etti mesela. Yine aynı şarkıda Pelin Batu’da piyano çaldı.

YK: Aaa evet Pelin Batu’nun da ismi geçiyordu albüme emeği geçenler arasında. Sahi nasıl oldu bu iş?

CT: Şöyle oldu. Pelin, Demirhan’ın karşı komşusu. Orada bir bağlantı oldu. Sağolsun geldi piyano çaldı.

YK: Bir de klip çektiniz “Ne Zaman Gitti Tren?” e değil mi?

CT: Evet çektik. Aslında albümün dışında bir şarkı o. Yani o klasik Kesmeşeker şarkıları dışında biraz. Ama herkesin aklında kaldı. Biz de klip çekmeye karar verdik. Bir de şunu eklemek istiyorum. Şarkının adı altmışlarda Türkiye’de çıkmış bir kitabın adı. James Baldwin yazmış bu kitabı. Hatta Engin Cezzar ve Gülriz Sururi tiyatroda sahnelemişler oyun olarak.

YK: Ne anlatıyor bu kitap?

CT: Amerika’lı eşcincel zenci bir aydının o zamanki durumunu anlatan bir kitap. İsim de oradan çağrışım yaptı.

  YK: Kesmeşeker için pek alışıldık bir durum değil aslında klip çekmek. Kim yönetti peki? Biraz klibi konuşalım.

CT: Konuşalım tabii. Şile’de bir balıkçı köyünde çektik klibi. Mehmet A.Öztekin yönetti. Kaan Çaydamlı görüntü yönetmenliği yaptı. Aynı zamanda albüm fotoğrafları da Kaan’a ait.

YK: Albümdeki şarkıların hepsi size mi ait?

CT: Evet sözlerin hepsi bana ait. Dört şarkıda Demirhan’ın yazdığı melodiler var. “Kum”, sinerjisi çok iyi bir albüm oldu. Bu albüm için çekiminden kapağına kadar çok insan uğraştı. En rahatladığımız albüm oldu. Şunu tescillemiş olduk en azından: Kesmeşeker, tek adam grubudur ama bunu pek dile getirmez bir havadaydık. Kadro sürekli değiştiği için tabii. Benim bir tanımım var, durumu çok iyi özetliyor: Kesmeşeker: tek sabiti Cenk Taner olan değişken bir organizmadır.

YK: Çok yerinde bir tanımlama oldu bu. Neticede, bir çok insan girip çıktı ama değişmeyen tek sizdiniz. Ne zaman kuruldu Kesmeşeker, 90’ların başlarıydı, değil mi?

CT: Evet. Ben Kesmeşeker kuruluşu için “90 yılının 1 Ocak’ı” diyorum.

YK: Ya ondan öncesi?

CT: Başka gruplarda çalıyorduk.

YK: Bu kaçıncı albüm oldu peki? Aşk ve Para, Dipten ve Derinden, İnsülin, Tut Beni Düşmeden, İçinde İçindekiler Vardır? Bir de solo albümünüz “İzin Vermedi Yalnızlık” var? Beş albümden sonra ilk solo albümünüzdü.

CT: Aslında İzin Vermedi Yalnızlık’ta Kesmeşeker albümlerine dahildir. Medyadan uzak tuttuk bilerek. Çünkü daha içsel bir albümdü. Konserlerde de “İzin Vermedi Yalnızlık” tan şarkılar çalıyoruz. Hatta “Buradan Uzakta” çok sevildi, marş gibi oldu.

YK:  Bir grup için oldukça sağlam bir gidişat bu, dile kolay yedi albüm. Az önce hoş bir tanımlama yaptınız, tek sabit sizdiniz ancak diğerlerini sormak istiyorum. Kimler gelip geçti bugüne dek? Melih Rona vardı, Belen Ünal…?

CT: Albüm öncesi kadromuz vardı. Yani Dipten ve Derinden’den önceki kadromuz. İlk albümde ben, Tayfun Çağlar ve söylediğin gibi Belen Ünal’la Melih Rona vardı. Mesela Tayfun her zaman var. Ne zaman çağırsak gelir, kendisi bir Kesmeşeker’dir. Serdar Öztop’ta vardı bir ara.

YK: Kesmeşeker denince “Kadıköy Sound” deniyor peşisıra. Sizce insanlar bunu söylemekle neyi kastediyorlar? Böyle bir sound’mu yarattınız sizce? İnsanların bu yakıştırmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

CT: Ben ve Belen bir zamanlar Akdeniz Cafe’de merkez üssü kurmuştuk. Orada konuşurken bizim bulduğumuz bir kavramdı bu. Bu kavram bize müzik bakımından, Kaan’lara da yaşam tarzı olarak yansımıştı. Yıllar sonra yollarımız kesişti. Biz böyle ortaya çıkmadık yani. Bu onların da, bir çoklarının da içinde olduğu bir kavramdı. Sonrasında da çok yayıldı. İnsanların bir şeylere isim verme gibi özellikleri de var. Kadıköy Sound, insanların bize verdiği bir isim ve rol aslında. Çünkü tüm şarkılarda Kadıköy var. Beslenme kaynağımız burada.

YK: Sizi 6 Şubat’ta Equinox’taki konserinizde izlemiştim. Tüm albümlerinizdeki şarkılara hep birlikte eşlik etmiştik. Gerçekten güzel bir geceydi. Çok mutlu ayrılmıştık konserden. Sizi izlemeye her daim aç bir kitleniz var. Peki ama nasıl bir kitle bu sizce? Nedir Kesmeşeker dinleyicisinin profili?

CT: Dört sene boyunca konser vermemiştik. 90’lardan bizimle beraber gelen bir kitle var. Bir de, yeni bir kitle var. Yeni kuşakta “böyle adamlar da varmış, nedir, kimdir?” diyip dinliyor. Bu da çok mutlu ediyor bizi. Bizim kitlemiz kafası çalışan adamlar. Bugüne dek karşıma çıkan Kesmeşeker dinleyicileri beni hiç yanıltmadı. Çünkü şuna inanıyorum; eseri yapanla eseri izleyen aynı özdendir. Ben ve bütün Kesmeşeker dinleyicileri aynıyız. Bir frekans gönderiyoruz, yirmi yıl boyunca dolaşıyor ve bulan buluyor işte o frekansı. Kesmeşeker FM : ) (Gülüşmeler)

YK: Şu konsere dönmek istiyorum. O gece Mavi Sakal’ın elemanları da izliyordu sizi. Diğer gruplarla aranız nasıl? Türk rock gruplarının şu anki durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

CT: Doksanların başlarında herkes birbirine rakipti. Zaman öyle bir elek ki şimdilerde çok kimse kalmadı o dönemden. Kesmeşeker olarak bizler birbirimizle görüşüyoruz. Hatta Kesmeşeker’in şu anki kadrosu hayatımız boyunca en eğlendiğimiz kadro. Benden başka, Kaan Altay var Mavi Sakal’dan ki kendisinin “Karapaks” adında bir grubu da var. Kargo’nun kurucularından MŞŞ var basta. Timur’da davul çalıyor. Gördüğün gibi sağlam bir arkadaşlığımız var. MŞŞ’ye telefon açtık. Kaan’ı aldı geldi, Timur’da davula geçince süper bir kadro oldu. Yarın öbür gün bende onlarla çalabilirim. Bizimkisi böyle bir şey. Türk rock gruplarının durumu ise olması gerektiği gibi. Tirajlar yükseldi. İyi şarkılar da var. Zaten ben Türk rock piyasasını hiç bir zaman kötü görmedim. Olay evriliyor şimdi. İyi sözün ve müziğin varsa yol açık.

YK:  Bar programı var mı? Ya da tarihi kesinleşen bir konser?

CT: Bar programı yapmayı düşünmüyoruz. Ancak konser olabilir. Marmara ve Anadolu projemiz var bu kadroyla. Bursa, Eskişehir düşünüyoruz. Sonra da büyük şehirlerde çalabiliriz. Önümüzdeki iki yıl Kesmeşeker’in en çok konser vereceği yıllar olacak.

YK:  Cenk Taner en çok kimleri sever? Beatles var değil mi sevdikleriniz arasında? İlk albüm “Dipten ve Derinden” de Paul Mccartney’e tesekkür mü vardı?

CT: Evet doğru. Beatles’ı severim. Beatles, tüm şarkı yazarlarının karşısına çıkmıştır. Bu yola gireceksen kayıtsız kalamayacağın, adeta kitap gibi okunacak bir şey Beatles. Hiç tanımasanda, söylediklerini anlamasan da, öyle güzel bir enerji var ki kayıtsız kalamıyorsun. Ben 11-12 yaşlarında Beatles dinlemeye başlamıştım. Tavır olarak, U2’yu, R.E.M.’i severim. Talk Talk var mesela. Kariyerine tamamen tersten girmiştir bu adamlar. Herkes yavaş yavaş ünlü olurken, hit albümlerden sonra sessizliği tercih etmişlerdir.                                                  

YK: Bir de kitap çıkardınız galiba? Adı nedir kitabınızın ve en önemlisi neler anlattınız bize?

CT:  Adı, Andıran Otu. Yazıp ta şarkı yapamadığım düzyazı ve şiirlerden oluşuyor.

YK: “Şarkı yapamadığım düzyazılar ve şiirler” dediniz. Merak ettiğim şu, şarkıların oluşum süreci nasıl gerçekleşiyor?

CT: Değişiyor aslında. Son zamanlarda önce söz, sonra beste oluyor. Kesmeşeker dinleyicilerinin çoğu “önce söze bakıyoruz” dedi. Benim de için de önce söz önemli. Ozan kelimesi şiirleri şarkılayan adam demek. Hikaye yazarsın ve onu insanlara nasıl anlatabilirim diye düşünürsün.

YK: Bir de yalnızlık durumu var? Nedir Cenk Taner’i böyle şarkılar yazmaya iten?

CT: Bu da, bu işin ceremesi aslında. Beslendiğim bir şey yalnızlık. Dinleyicilere anlatmak daha kolay ama karşıdaki insana anlatmak çok daha zor.

YK: “Karşıdaki insan” derken, Cenk Taner hep yalnız değil öyle değil mi? Aşk nerelerde kaldı?

CT: Aşkın bir sakin tarafı var. Bir de şiddetli tarafı var. Ben yıllarca sakin bir adam olduğum için, aşka da sakin taraftan bakmış bir adamken, aşkın şiddetli tarafı gösterildi bana!

YK: Bir çok insan sizin müziğinizi “Mevlana” ile ilişkilendiriyor. İnsanların üzerinde çok iyi bir izlenim bıraktığınız kesin. Var mı peki böyle tasavvufi durumlar?

CT: Sonuçta, bir şeyler yazdığınız zaman felfeseyle yolunuz kesişiyor. Bu topraklarda doğmuş biri olarak tasavvufla karşılaşmamamıza imkan yok. Nietzsche, Kant okuyorsan Mevlana’yı da okursun. Kapalılık Rock’un ruhuna aykırı bir şey. İçini olabildiğin kadar aç. Tasavvufla bağlantısı bu aslında.

YK: Tam bu noktadayken, bir de “kent ozanı” durumu var. Böyle bir ünvan yakıştırmış insanlar size. Nasıl değerlendiriyorsunuz?

CT: Bir sürü şey söylüyor insanlar. Sevgilerinden kaynaklanan bir şey. Yazdığım şeyler insanların hayatına birebir denk düşüyor. Bazen yazdıklarım benim de başıma geliyor. Kehanet gibi. Tehlikeli bir şey bu. Bir sürü söz yazarına da oluyordur. Gelecekten geçmişe yaşıyorum belki de.

YK:  Sesinizi iyi kullanıyorsunuz. Yani demek istediğim, bunun için ekstra bi durum yaratmıyorsunuz belki ama sesinizin bağımlılık yaratan bir yanı var. Dinledikçe dinleyesi geliyor insanın. Sesiniz insan ruhuna cuk oturuyor bilmem farkında mısınız?

CT: Teşekkürler. Biz ilk çıktığımız zaman şaşırmıştı insanlar. “Neden bağırmıyor bu adam?” dediler hatta. “Normal hayatımda bağıran bir adam değilim. Sahnede neden bağırayım?” dedim bende. Gitarla yumuşak söylemeyi seviyorum. Yumuşak söyleyince daha da iyi anlaşılıyor hem. Sakin olmakta yarar var!

YK: İnsanlar, politik bir duruşunuz olduğunu düşünüyorlar, ne dersiniz?

CT: Politik bir duruşun olmaması imkansız. Gözden kaçan bir şey var mesela, aşk şarkısı söylerken bile politika yapıyorsun. Politika zaten hayatın içinde olan birşey. Albümdeki sözlere dikkatle bakarsanız politik duruşumuz da belli oluyor zaten.

YK: Zaman ayırdığınız için çok teşekkür ederim.

Röportaj:  Yasemin KANAT (Aralık 2004 – Kadıköy)

Not: Yukarıdaki röportaj NM dergisinin Şubat 2004 sayısında yer almıştır.