Röportaj: Bad Trip

Bayan Arıza tarafından 8 - Şubat - 2011 tarihinde yazıldı.

“Grunge öldü” diyebilmemiz için ölmesi gerekenden daha fazla insan var…

Bad Trip ile fena halde tribe girdik. “Aslolan samimiyettir” dedik!

Yasemin Kanat (Bayan Ariza): Bad Trip’in ilk bir araya gelişinden söz eder misin? Yani ilk demonuzu çıkardığınız Mayıs 2006’dan önceki zamanlar? Her şey nasıl başladı? Grup nasıl bir araya geldi?

Rıdvan Ali Patat (Bad Trip): Özgür’le aynı işyerinde çalışırken tanışmıştık. Davul çaldığından bahsetmişti. Ben de gitar çalamadığımdan bahsettim. Girip birkaç kez birlikte, akustik gitar-davul line-up’ıyla çaldık. Böyle başlamıştı. İronik aslında…

YK: Nedir ironik olan?

Dönüp dolaşıp yine aynı hale dönmüş olmamız.

Sonrasında, birbirimizle içerde iyi vakit geçirdiğimizi fark edince diğer enstrümanlara ilişkin bir arayışa giriştik. Bulduk, sonra kaybettik sonra tekrar bulup tekrar kaybettik. Rutin yaşam seyri işte…

YK: İlk çıkardığınız demonun ismi neydi? Kaç şarkı vardı içinde? Nerede kaydedildi ve insanlara nasıl ulaştınız?

RP: Darmadağın’dı ismi. Yanlış anımsamıyorsam 6 şarkı vardı içinde. Bence fena şarkılar değildi ama hiçbirimizin hiçbir şey hakkında hiçbir fikri yoktu. O yüzden berbat bir kayıttı aslında. Yine de samimiyet vardı içinde. İnsanlarla ilk o demodaki şarkılarla tanıştık ve özeldir bu yüzden. Sanırım 400-500 kopya basıldı o demo ve sağda solda dağıtmıştık.

YK: Bugüne dek kaç demo kaydettiniz? Demolar hakkında neler söyleyebilirsin?

RP: Üç demo sanırım. Her yıl bir tane. Hayır dört! 2009 başında evde Özgür’le birlikte kaydettiğimiz “Kirli ve Çıplak” diye bir şeyi de sayarsak dört.

Söyleyecek çok fazla bir şey yok aslında. Yapmak zorundaydık bunları ve yaptık. Başka bir seçenek yoktu ortada. Her birinin ve hepsinin arkasındayız. Bazıları kötü ve bazıları berbattı ama hepsini iyi ki yaptık.

YK: Grup elemanlarından söz edelim, dört kişi çıktığınız yola şimdilerde iki kişi devam ediyorsunuz. Avantajlar ve dezavantajlar neler, kafanıza göre adama rastlayamamaktan dolayı mı iki kişi Bad Trip?

RP: Müzikalite açısından elbette bir eksilme oldu, bunu inkâr edecek değilim. Ama müzik sadece müzikalite / armoni / ses zenginliği vb. değil. Bizim için değil. İkimiz için değil. Aslolan kusabilmek ve samimiyet. Bizim için böyle ve iyi vakit geçirmek. Çünkü zaten bir milyon fedakârlık yapman gerek müzik yapabilmek için. Ne biliyim, stüdyoya gitmek için 3 vesait değiştirmen gerek, o gece daha az uyuman gerek. Bunun nihayetinde iyi vakit geçirmezsen hiçbir anlamı yok ve iyi vakit geçirmek hakikaten pahalı bir getiri, günün sonunda. O yoksa diğerlerine gerek de yok. Biz denedik aslında pek çok başkalarıyla birlikte çalmayı. Olmadığı zaman olmuyor. Kimsenin kusuru yok burada.

YK:  Başlangıçta süreç nasıl gelişti peki? İlk konser ne zaman oldu?

RP: Cover gruplarını ve böyle bir fikri hep salakça bulduk zaten. Kendi şarkılarımızı çalmayı tercih ettik. Sadece yeterince hazır şarkımız yoktu. Daha da kötüsü, tanıdığımız doğru insanlar yoktu. Başka grupların şarkılarından birkaç tane hazırlayıp orda burada başka cover gruplarıyla çalmaya başladık. Sanırım ilk kez Ekşi Limon’da sahneye çıktık biz.

YK: Depresif Melodi nasıl bir albüm, anlatır mısın?

RP: Depresif Melodi bence muhteşem bir albüm. Hiç tevazu yapamayacağım bu konuda. Bilemiyorum, belki de kayıt sürecinin çok harika geçmesi ve içimize çok sinmiş olması yüzünden böyle düşünüyorum. Yarı Türkçe yarı İngilizce şarkıların ve fakat her iki durumda da iyi şarkıların olduğu bir albüm. İsminin hakkını veren bir albüm ve içi dopdolu, tamamıyla ’konsept’ dedikleri türden bir albüm. İyi şeyler yaptık o kayıt sırasında biz. Miksaj, mastering vb. teknik unsurlar bir yana, gayet güzel kustuk. İyi oldu.

Bir şarkıda Posteriti vokalisti Ersin’le birlikte şarkı söyledik ki Bad trip dinleyen çoğu insan bayıldı o şarkıya.

YK: Geçenlerde "Kirli ve Çıplak” stüdyo konseri düzenlediniz, 20 kişilik sınırlı bir Bad Trip dinleyicisine stüdyo konseri verme fikri nereden çıktı ve tepkiler nasıldı?

RP: Kirli Müzik’i yayınladıktan sonra o şarkıları herhangi bir yerde çalmamıştık. Onun evvelinde benim askere gitmem gerekti filan. Upuzun bir süre hiç çalmamıştık. “Dinleyicilerimiz”e hiç hiç çalmamıştık. Böyle birazcık özel bir şey yapalım dedik. Gelenler gayet memnun ayrıldılar sanırım. Gayet samimi geçti. Esas olan odur zaten ve hepimiz çok eğlendik. Az şey değil.

YK: Peki nasıl bir albüm Kirli Müzik? Farklı bir şeyler var mı?
 
RP: Özel bir albüm. Bir kere, iki kişi kaydettik tümünü. Sırf onun için bile özel ve hep öyle kalacak. 11 şarkı var albümde. Sound tamamıyla biz nasıl olmasını istediysek öyle. Bass gitarın olmadığı, sırf o nedenle bile özgün sayılabilecek bir albüm.  Ve birlikte şarkı söylemek istediğim herkesle birlikte şarkı söylediğim bir kayıt. Bu bile yeterli. Özver Yılmaz, Aytaç Bilge ve Güneş Ünüvar bizi kırmadı bu kayıt sırasında, konuk vokal olarak destek verdiler. Bu önemli bence.

Grunge denince evvela Temple of the Dog, Mad Season gibi işlerin yeri apayrıdır. Hep özenmişimdir. Özenmek doğru ifade evet. birlikte bir şeyler yapmak, kaydetmek kutsal bence. Kirli Müzik bu yüzden bile özel ve öyle kalacak.

YK: Anladığım kadarıyla konserler keyifli geçiyor. Seattle ve grunge ruhunu hissedebiliyor musun konserlerde?

RP: Evet, diyeceğim buna olanca iyimserliğimle galiba. Bahsettiğim performanslardan birinde Pearl Jam’in Last Kiss’ini çaldıktan sonra birinin “siz kimsiniz, nerden bulucam sizin şarkılarınızı” şeklinde bağırdığını anımsıyorum. İyi bir histi. Nirvana şarkıları çaldığımızda karşılaştığımız şaşkınlıkla karışık sevinç de fena sayılmazdı.

YK: Peki biraz da geçmiş konserlerden söz edelim. Fethiye, Bursa filan ilk aklıma gelenler? Tepkiler nasıl, en çok etkilendiğin konser hangisi oldu?

RP: Bizim şehirdışı-İstanbul dışı konserlerimizin tamamı herhangi bir organizatör tarafından değil doğrudan Bad Trip’i canlı dinlemek isteyen dinleyiciler tarafından organize edildi. Bu iyi bir şey sanırım. Fethiye konseri o anlamda apayrı bir öykü. Açık havada çaldık, konserin orta yerinde son 10 yılın en sağlam fırtınası patlak verdi bölgede, elektrikler kesildi, yarıda kesmek zorunda kaldık filan. İlginçti.)) Bursa’da 8-10 kişiye çaldık. Ama tamamı da şarkıları biliyordu ve dinlemek için ordaydılar. Bu yeterli. Yine de sonuçta yol paramızı bile alamadan döndük. O da ilginçti, evet, (gülüşmeler).

Ankara’da iki kez çaldık. İkisi de harikaydı bence. Mümkün mertebe kendi şarkılarını çalan bir grupsan, bir şarkının ilk 2 notasına dokunur dokunmaz insanların hareketlenip ses vermesi harika bir duygu. Ankara’daki Bad Trip dinleyicilerine çalmak her zaman başka oldu. Umarım tekrar çalabiliriz onlara.

YK: Umarım. Ankara’da da güzel gruplar çıkıyor. Orada da sağlam müzik dinleyicileri var. Peki, bundan sonraki ilk konser nerede olacak?

RP: Hiçbir fikrim yok:)

YK: Süper! Merak ediyorum da Rıdvan, söyler misin Grunge hayatının neresinde?

RP: Sanırım hayatım grunge’ın içinde bir yerlerde benim.

YK: 90’lardaki o patlama artık yok biliyorsun ve grunge popüler değil ama bizim çok önemli. Yine de soruyorum, sence grunge öldü mü?

RP: Bence sakıncası yok. Ölmüş olabilir. Sence, diye sorduğun için rahat konuşacağım, ben nekrofil diye tanımlanabilecek biriyim zaten. Fakat, biz şu anda bundan bahsediyorsak “grunge öldü” demek adil olmaz herhalde. Belki biz ve birkaç başka kişi daha öldükten sonra…

Popüler değil, evet; bu kötü mü? Not so “overblown” anymore. Bu yudum 90’larda Seattle’da sürten herifler ve hatunlar için o zaman…

YK: Kesinlikle kötü değil, hatta çok daha iyi, ne kadar az piyasa, o kadar iyi diye düşünüyorum. Türkiye’de grunge müzik yapan grup var mı sence? Bu işe hakkını veren,  kimleri seviyorsun yerlilerden?

RP: Deli Gömleği, evet.  Çok iyi şarkılar. Ve cesaret verici. İlham verici… Ben Duman şarkılarını da severim. Özellikle ilk iki albümdeki şarkıları. Güneş Ünüvar diye bir adam var, Neira adlı bir grubu vardı. Kişisel hayranı olduğumu söyleyebilirim. Umarım daha fazla zaman ayırabilir müziğe.

YK: Tüm bu işler bu ülke sınırları içinde yapılıyorken sorum şu olacak Rıdvan, Türkiye’de grunge müzik yapmak zor mu? Eskiye göre diyelim, dünyada da bir popüler durum yok açıkçası. Zaman zaman müzik piyasası belli türleri pompalıyor. 80’lerde glam rock’ın ya da heavy metal’in, 90’larda grunge ve death metal’in patlaması gibi, 2000’lerde de maalesef Nu Metal furyası çıktı ki rezaletti. Ne düşünüyorsun bu konuda, bu durumda grunge nerede kaldı?

RP: Türkiye’de “iyi” herhangi bir şey yapmak zor, evet… herhangi bir şey. İyi bir şiir yazmak zor, iyi bir elbise dikmek zor, iyi bir şişe şarap yapmak zor, iyi bir yaşam sürmek de öyle ve tabii ki iyi müzik yapmak da… Ama yeterince güzelse ve yeterince istiyorsan ya da bunu yapmaktan başka bir çaren yoksa yaparsın. Yapabilirsin. Böyle olunca da sanırım kimin neyi pompaladığının bir önemi kalmıyor. Ne yapman gerektiğini biliyorsun çünkü manipülasyona kapalısın, at gözlüklerin var, seni koruyorlar (gülüşmeler).

YK: Grubun adını kim buldu ve şu hani bildiğimiz bad trip mi ya da direkt sorayım, grubun adı nereden geliyor?

RP: Evet aslında, o bildiğiniz bad trip. Drug çağrışımlı olan. Oradan geliyor ismi. (gülüşmeler)

YK: En son Deli Gömleği ve Toro ile beraber bir konser verdiniz Marlon’da, değerlendirir misin?

RP: Nedenini bilmiyorum ya da bilmezden geliyorum ama insanlar artık konsere gitmeye üşeniyor sanki. Her neyse; konser iyiydi. Benim gördüğüm kadarıyla orada olanlar iyi vakit geçirdi. Biz, ah evet, gerçekten iyi vakit geçirdik. Evet. Deli Gömleği her zaman birlikte çalmak istediğim bir grup. Umarım bundan 20 yıl sonra da.

Toro da özellikle orada olmasını istediğim gir gruptu zaten ve henüz çok yeni olmasına rağmen bence gayet iyiydi. Birlikte çalmaya devam ederlerse iyi olacak. Onlar için de bizim için de.

YK: Rıdvan, 20 yıl sonra Deli Gömleği ile çalacaksınız, adım kadar eminim. Emin olduğum bir şey daha var ki, ben hâlâ sizi dinliyor ve son nefesimle pogo yapıyor olacağım.
(gülüşmeler).

Müziğe dönelim, en sevdiğin albüm hangisi, sevdiğin müzisyenler? Senin için olmazsa olmaz herifler kimler?

RP: Hmm.. “en sevdiğim”.. bunu yanıtlamıyim mümkünse, mazur gör lütfen.  Herifler konusunda ama; Kurt’ün adını anıyim. Layne’in de. Andy’nin de. Nick Drake’i ve de. Diğerleri gücenmezler umarım. Henry’ye de selamlar iletiyorum vasıtanızla:)

YK: Selamını iletirim, endişelenme! (gülüşmeler). İnsanlar size nasıl ulaşabilirler peki?

RP: İnsanlar bize kolaylıkla ulaşabiliyorlar. Hemen her yerde, albüm kapaklarında, internetteki her Bad Trip sayfasında bir msn adresi var. Tamamıyla dinleyicilerle iletişim amaçlı.

YK: Merak ettiğim şu, müziğinizin feedback’leri nasıl? Ne diyor dinleyiciler?

RP: Feedback konusunda… Biz şu ana kadar iki tepkiyle karşılaştık.

Nefret eden ve ettiğini gayet açıkça ifade edenler oldu; bir de tersi. Bu iyi bir şey sanırım. Bence öyle. Kişilikli bir şeyler yaptığımızı gösteriyor olmalı.

YK: İnternet ve müzik hakkında ne düşünüyorsun? Birbirlerine ne kadar bağlılar?

RP: İnternet bir sürü şeyi çok kolay kıldı. Bu yüzden ona borçluyuz. Ve bir sürü kıymeti de alıp götürdü. Bu yüzden de o bize borçlu. Hepimize yani ve sanırım artık çok ayrılmaz biçimde bağlandı müzikle internet birbirine. Bilmiyorum. İyi ya da kötü diyemeyeceğim açıkçası. Ne var ki zaten sadece iyi ya da sadece kötü diye tanımlanabilecek?

YK: Müzik haberleri için takip ettiğin, sevdiğin ve bizlere de tavsiye edebileceğin siteler var mı?

RP: Çok fazla bir şey söyleyemeyeceğim korkarım bu konuda. Garaj.org’a bakınırdım eskiden. Artık pek fazla değil. Bunu sen değil başkası sorsaydı arizalilarkulubu.com’u önerirdim aslında ama. Reklâma girer şimdi (gülüşmeler).

YK: Eyvallah, sağol, önerebilirsin de, gurur duyarım. Hep sözünü ettiğimiz sokakedebiyati.net oluşumundan haberdar mısın, ne düşünüyorsun bu konu hakkında?

RP: Evet tabii ki, siteye de üyeyim hatta! (gülüşmeler). İçerik olarak biraz zamana ihtiyaç var. Ama herhalükârda iyi bence o site.

YK:  sokakedebiyati.net üzerinde grunge temalı bir program yapıyorum. Programın adı “grunge is not dead”. Gelen tepkiler güzel, 20’li yaşlardaki tipler grunge dinliyorlar, bu çok iyi bir şey. Benim iddiam grunge’in ölmediği, hâlâ Bleach, Ten, Dirt ya da Purple mihenk taşlarımız ve bu kadar iyi müzik yapan adamlar da artık yok. Netice itibariyle bu radyo programı daha çok insana grunge’ı ulaştırmak için bir adım oldu, ne düşünüyorsun tüm bu gelişmeler hakkında?

RP: Programı birkaç kez dinledim. Senin yapman gereken bir şeydi bu zaten. O kadar çok şey biriktirdiğin bir kafayı insanlardan sakınmak günah olurdu.

Ve evet, insanların ilgi gösteriyor olması sevindirici. Demek ki “grunge öldü” diyebilmemiz için ölmesi gereken daha fazla insan var.

YK: Zaman ayırdığın için teşekkür ederim Rıdvan. Son olarak ne iletmek istersin?

RP: Ben teşekkür ederim sana ve birlikte çalıştığın insanlara. Bu söyleşiyi sonuna kadar okuyanlara da. İyi ol. İyi olunuz. Görüşürüz…

Yasemin Kanat a.k.a bayan ariza
(6 Mart 2009 – İstanbul)