Sinema: Bohemian Rhapsody

Bayan Arıza tarafından 22 - Kasım - 2018 tarihinde yazıldı.

Gerçekten izledikten sonra etkisinden uzun süre çıkamadığım, bir süre resmen su üzerinde yürür gibi bir hisle dolaştığım, gerçek dünyayı algılamakta zorlandığım bazı filmler olmuştur bende iz bırakan.

Yıllar önce The Doors’u sinemada ilk kez izleyince birkaç gün ruh gibi dolaşmıştım ve o gün karar vermiştim mutlaka Pere LaChaise’e gidip mezarına elimi süreceğim ya da nikahımda “love me two times çalmalı” diye (ki ikisini de yaptım).

Ve yıllar önce Trainspotting’i kadim dostumla Taksim’de sinemada izlediğimde, sanırım 90’lı yılların ortalarıydı, sinema salonunda en öne yere oturup, birer sigara yakmıştık. Sinemadan çıktığımız zaman her şeyi yapabilecek güçte hissediyorduk kendimizi.

Six Feet Under hâlâ en sevdiğim diziler kategorisinde. Dizinin finalinde neredeyse 3 gün yas tutup ağlamıştım. Bazı şeylere çok bağlanıyorum…Beni “ben gibi” hissettirenlere…kendim gibi olanlara…

Yine aynı hissi dün gece yakaladım. An itibariyle hayâl aleminde dolaşmaktayım. Queen’in hikâyesini özellikle de Freddie Mercury’nin hikâyesini anlatan “Bohemian Rhapsody”yi izledik sinemada. Film bitince çıkmak istemedim. Yazılar bitene dek kalmalıydım, çünkü şov devam ediyordu. Dışarı çıkarsam büyü yok olacaktı. Büyü yok olsun istemedim. O AN’ın içinde kalmak istedim. O an sonsuza dek sürsün ve hep böyle hissedeyim istedim.

Filmin üzerimdeki etkisi, müziğe aşık bir insan olmamın ötesinde, bana hatırlattıkları, anılarım, 90’lı yıllar, o yıllara duyduğum özlem hepsi karmakarışık oldu. En sevdiğim Queen şarkıları çalarken ben de eşlik ettim. Film başlamadan önce, izlerken o kadar heyecanlıydım ki filme ara verilince bile isyan ettim.

Bohemian Rhapsody, yönetmenliğini Bryan Singer’ın yaptığı ve Freddie Mercury’nin hayatının anlatıldığı 2018 ABD çıkışlı biyografik sinema filmi. Rami Malek, Freddie Mercury’yi almış götürmüş. Kendisini Mr. Robot’tan biliyor idim. Adeta rolü yaşamış herif. Mimikler, jestler, kostümler, o dönem…her şey.. Tabii dişler, bıyık vb. şeyler sahte duruyor olsa da neticede sevilen birini canladırmak zaten zor. Diğer grup elemanları da mı bu kadar aynı olabilir? Sanki Brian May karşımızdaydı. Roger Taylor, John Deacon bile aynıydı.

Queen’in 1970’teki kuruluşundan, çocukken televizyonlardan izlediğimiz Live Aid konserine kadar olan süreci acı tatlı, çok güzel anlatmışlar. O yalnızlığı, sahnede devleşiyor oluşunu, kendini en çok sahnede kendi gibi hissettiğini, aslında her daim başkaldıran bir yapısı olduğunu, Zanzibar’dan çıkıp Hindistan’da okuyup 17 yaşında İngiltere’ye gelişi, zerdüşt ailesi, etrafında O’nu gerçekten seven Mary ve dostları olduğu halde yalnız hissediyor oluşu….Bohemian Rhapsody’nin ve farklı tarzları denemenin nasıl olduğu, Freddie’nin grupla olan ilişkisi, özel hayatının bu kadar merak ediliyor oluşu…her şey…neresini nasıl anlatsam bilemiyorum. Büyü bozulsun diye her şeyi anlatmak da istemiyorum.

Her şeyden önce Queen sevenlerin mutlaka izlemesi gerekiyor. Adam bir ikon ve gelmiş geçmiş en iyi solistlerden biri, küllerinin bile nerede olduğunu bilmiyorsak da emin olduğumuz şey muhteşem bir sesi ve sahnesi olduğudur. Özel hayatı hep sansasyonel, maalesef 91’de Aids’den kaybettik Freddie’yi yani Farrokh Bulsara’yı biliyorsunuz. Müthiş şarkıcı, şarkı sözü yazarı, besteci, o bir efsane.

Gözlerim dolu dolu, soluksuz, kalbim heyecanla izledim. Beni derinden sarstı. Hep söylediğim bir şey vardı, “konserde ölmek ne güzel olurdu” diye…Çünkü en mutlu olduğum anlardı. Şimdi maalesef ülkemizde konserler de olmuyor -en azından eskisi gibi-, çok fazla grup izledik. Brian May’i de Ahmet San sayesinde izlemiştik hatta. Hayatımız konser tadında geçse keşke ve yeniden eskisi gibi mutlu olabilsek…

Şu an film vizyonda, lütfen kendinize bir kıyak çekin ve gidip izleyin.