Dizi: The Woods

Bayan Arıza tarafından 21 - Haziran - 2020 tarihinde yazıldı.

Netflix’te bir diziyi daha bitirmenin çoşkusu içindeyim, ne demekse:) Neden bu diziyi seçtim? Çünkü Lehçe idi. Evet, 6 bölümlük bir Polonya dizisi izledim. “The Woods” yani “Orman”, Harlan Coben’in romanından uyarlanmış bir dizi.

Önce kendi ülkesinde 12 Haziran’da, ardından da Netflix’te gösterime girdi ve diğer ülkelerde de yayınlandı. Harlan Coben’in “Safe”inden sonra bu diziden daha çok umutluydum aslında. Ama eksik olduğu taraflar da var maalesef. Yine de bir Avrupa dizisi izlemek harikaydı.

Kız kardeşimin de uzun süre orada yaşamasından ve edindiği dostlar bizim de aile dostumuz olduğundan; dolayısıyla Polonya’lı insanları çok sevdiğimizden ilgi ve merakla izledim. Dizide bolca koyu renk tenli insan var. Kardeşimin yorumu ise “neden bu insanları seçmişler anlamıyorum, cidden çok büyük çoğunluk, sarı saçlı ve mavi gözlü” diyor.

Dizide başrol oyuncusu “Pawel Kopiński” adında bir savcı, sarışın mavi gözlü. Gençliğini canlandıran Pawel de öyle. Genellikle insanlar bu formatta imiş orada. Tanıştığımız Polonya’lı arkadaşlarımız da öyleler. Belki Netflix böyle olsun istemiştir. İşin bu kısmını ben de bilmiyorum.

Dönelim diziye. Dizide Pawel’imiz var Kasia’mız var ki bunlar Polonya’da en çok kullanılan kadın erkek isimleri. Pawel’in günümüzdeki halini Grzegorz Damięcki’i, genç Pawel’i ise Hubert Miłkowski canlandırıyor.

Dizi, bir cesedin bulunması ile başlıyor. Bizi 25 yıl öncesine götürüyor mevzular. Dolayısı ile 94 yılı ile günümüz arsasında gidip geliyor dizimiz. Bir grup genç, gençlik kampına gidiyor. Kampta Pawel ve kızkardeşi de var, annesi de doktor ve O da kampta onlarla beraber kalıyor; hatta kampın sorumlusu Laura’nın da babası ile ilişkisi var (ki bunu sonra öğreniyoruz)

Pawel ise oradaki refakatçilerden biri. Yani yaşı birkaç yaş daha büyük olduğundan oradaki gençlere sahip çıkması, koruması gerekiyor. Pawel’in kız kardeşi ile beraber 3 genç bir gece kayboluyor. İkisinin cesedi ertesi gün bulunuyor. İkisinden ise haber alınamıyor.

25 yıl sonra bulunan erkek cesedinin verdiği ipuçlar ile dedektifler savcı Pawel’e ulaşıyor. Çünkü bulunan ceset 25 yıl önce ortadan kaybolan iki gençten birine ait. Kız kardeşi ise kayıp.

Derken Savcı Pawel kız kardeşinin yaşıyor olabileceğine dair bir umudun peşine takılıyor.  Yaz kampından aşk yaşadığı Laura ise üniversitede hoca. Öğrencilerinden isim belirtmeden bir öykü yazmalarını istiyor. Ona ulaşan bir öykü ise Laura’nın yaşadıklarını anlatıyor 94 yılında. Derken Laura da yıllar sonra Pawel ile bir araya geliyor; olayı kendilerince araştırmaya çalışıyorlar.

Dizi flashback’lerle ilerlerken yavaş yavaş da çözülmeye başlıyor.  O dönemde aşık olduğu Laura’nın babası da kampın yöneticisi. Kamptaki çocuklar vahşi cinayate kurban gittikleri için babası ile suçlanıyorlar ve çocuklara sahip çıkmadıkları için çok büyük bir bedel ödüyorlar.  Ayrıca Yahudi oldukları için de çevreleri tarafından hoş karşılanmıyor, dışlanıyorlar. Babası ise tuhaf biri, o dönemde sorgulanmış ve suçsuz bulunmuş olsa da, günümüzde hastanede yatmakta, aklı ile ilgili sorunlar yaşamakta.

Polis o dönem olayı etraflıca soruşturuyor; delil bulamadığından ve cinayetleri kampta olan bir başka öğretmeninin üzerine yıkıyor. O adam da hapiste.

Bölümleri heyecanla izledim. Sonunda kimin cinayet işlediğini anlıyor gibiyiz ama neden ve nasıl yaptığı konusunda muallakta kalmış durumdayız.

Diziyi son bölüme dek merak ve ilgiyle takip ettim. Neticede farklı bir dil, farklı bir coğrafya her daim ilginç gelmiştir. Başroldeki yaşlı Pawel’i oynayan aktörün yüz ifadesinden ne olduğunu anlayamadım. Adamın suratında devamlı sanki gülüyormuş gibi bir ifade var. Aslında gülmüyor besbelli ama ifadesi tuhaftı, ısınamadım. Genç Pawel ise gelecek vaat ediyor.

Yine bir Polonya dizisi olsa elbette izlerim. Herkesin hikâyeyi anlatış biçimi farklı elbette. Amerikan polisiyesinden çok, İskandinav, İngiliz ya da Avrupa polisiyesini yeğlerim. Güzeldi, eksiklerine rağmen sevdim. İzlemesi keyifliydi.