Film’ kategorisi için Arşiv

Rezervuar Köpekleri

Bayan Arıza tarafından Ekim - 6 - 2010 zamanında yazılmıştır.

Punkerland'den "Rezervuar Köpekleri"

Tipik bir Tarantino filmi uzun ve içi boş diyaloglar, dehşetle örtülü komedi sahneleri, sempatik gangsterler. Tek ortak özellikleri aynı radyo kanalını dinlemek olan bir grup suçlu bir mücevher deposunu çalarlar. Fakat polis peşlerine o kadar çabuk düşer ki bir muhbir den şüphelenirler.

Film boyunca bu suçluların pisikolojik durumları anlatılır. Film soygunun hemen sonrası ile başlar ve olayın öncesine gangesterlerin ikna edilişine kadar gider.

Filmde topluca cafe den çıkış sahnesinde çalan 1970 li yılların "little green bag" şarkısı çok hoş. Bence Tarantino müüziği sinemadan daha çok seviyor. Birgün sinemayı bırakır ama müziği asla. Bunu yaptığı her flimde görebiliyoruz.

Bu flimdeki en önemli eksiklik soygun anının flimde gösterilmemesi ama filmin bütün konusunun bu sahneye dayandırılmasıdır.

Tarantino'nun diğer filmlerinden bazılarının isimleri şöyle :

1)  PULP FICTION 2)  JACKIE BROWN 3)  KILL BILL VOL I 4)  KILL BILL VOL II  

Pi

Bayan Arıza tarafından Ekim - 6 - 2010 zamanında yazılmıştır.

EsKaTaLoGyA'dan "Pi"  

Şu matematik olayına bir türlü kanım ısınmamıştır vesselam. Ama evren denen boşluğun gizeminde bence metamik en belirgin yapıtaşı.Evveliyatında evrenin ilk yaratılışı dikkat edilirse rakamlarla ilişkinlidir.Bütün kutsal kitaplarda sayılarla ilgili ilginç veriler bulunduğu hepimiz tarafından bilinmektedir.Gerçekten de sayılar hayatımızın bence farkedilmeyen ve görülmeyen sırlarıdır.

Bu açıklamalara hitap eden enteresan bir film Pİ.Akıllarınızı zorlayacak sinirlerinizi zorlayacak yer yer kendinizi rakamların içinde kaybedeceğiniz damardan bir film bu.Acayip kasıldım izlerken çünkü hipotezlerden hem ben hemde başrol oyuncusu olan Sean Gullette (Max) nin başı dönmüştür eminim.Film 1998 Yapımı.Yönetmeni Requim For A Dream ve Below adlı filmlere imzasını atan şu anda ise The Fountain adlı filmi çekmekte olan Darren Aronofsky.Pİ filmi onun ilk filmi.Filmin çok küçük bir bütçe olan 50.000 USD ye mal edildiğini belirtmeden geçemeyecem.Bu kadar küçük bir maliyetle insan beyninin sınırını zorlayan bir filme imza atmak gerçekten meşakatli bir o kadar da zor bir uğraş çeşidi bence.Ama ortaya o kadar enfes bir sanal gerçek karışımı sunulmuş ki içine girmemek neredeyse imkansız.Biraz dikkatli ve konsantre izlendiği taktirde bünyede sağlam zararlar vereceği apaçık.Filmin siyah beyaz olması ise tam bir kült filmi olmayı amaçladığını gözümüzün içine sokuyor.Dikkat edilirse sinema tarihinin kült filmleri hep siyaz beyaz çekilmiştir.Örnek vermek gerekirse Citizen Kane(Yurttaş Kane) The Man Who Wasn't There (Orada Olmayan Adam) Schinder's List (Schinder'in Listesi) sayılabilir.O yüzden siyah beyaz karışımı hem çok yalın hem de odaklanmak açısından idealdir.İzleyici değişik renkler etrafında verilecek mesajı alamayabilir,ancak ortada sadece iki renk varsa mizansen daha açık ve farkedilir olacaktır.Filmin Sundance Film Festivalinde en iyi film dalında ödüle layık görüldüğünü belirtmekte fayda var….   Filmin konusuna gelince Max bir matematik dehasıdır.Sorunlu bir kişiliği sahiptir ve ömrümün son on yılını tabiat olaylarını sayılarla açıklamaya çalışmaktadır.Bu kodu bulmuş ancak çözememiştir.Herşey tek bir sonuca götürmektedir.Bu sonuç ile insanlar belki de birbirlerini öldüreceklerdir.Max bu zincirin ilk halkasını kırmayı denemektedir.Olaylar Pİ sayısının ekseninde gelişmektedir anlayacağınız.   Baş ağrısı ile sorunu olan arkadaşlara filmi bir kaç tane baş ağrısı ilacı içerek izlemelerini tavsiye etmekten başka çarem yok çünkü kafa da o paranoyak sahnelerde kullanılan iç gıcıklayıcı müzik(drum'n base) acayip yoruyor bünyeyi.Filmin farklı bir boyutu ise borsayı anlamak için bu şifreyi bulanın dünya nimetlerini tamamen ele geçirecek olması,bunun peşinde kapitalizmi simgeleyen wall street adamları ve dünyayı kendilerinin kurtaracağına inanan ve dünyaya hakim olmak isteyen Yahudiler.Gerçek dünyadaki sonu gelmeyen bir güç savaşını anlatılmakta.Özellikle filmin sonu gayet karışık.Hangi sahne sanrı hangi sahne gerçek anlaşılmıyor.   Dikkatle izlenildiğinde filmin neresinden itibaren sanrı neresinden itibaren gerçek olduğu tam anlaşılmasada bir ipucu vereyim.Max filmin sonlarına doğru(kafayı sıyırdığı sıralarda) Sol'un evine gidiyor ve felç geçirip öldüğünü öğreniyor.Orda salona ilk girdiğinde Go tahtasının üstünde Sol'un rakamlar yazdığı kağıt yok.Sonraki sahnede o kağıt var.Yani o sahneden itibaren sanrı diyebiliriz.Ve sanrılar son sahneyle bitiyor.Jenna ile bankta oturdukları sahne gerçek tabiki…   Filmin ilginç bir yanıda sondaki (bazen aralardaki) kafasını sürekli delme olayı eski bir inanışa dayanması.Beyne ne kadar baskı yapılırsa beynin o kadar çok çalışacağı inanışı varmış.Dagobert'in (600 lü yıllarda Frank kralı) kafatasında da böyle oyuklara rastlanmış.Max'de beynini daha fazla çalıştırmak için beynini oymuş olabilir.Dahası bilgisayar hatasının bilgisayarın içinde oluşan böcekle ifade edilmesi ve bence en basit fakat zekice hazırlanmış ayrıntı.Klavyedeki enter tuşunun return olması da ilginç. Bilindiği üzere sayılar doğada zaten varolan şeylerdir.Biz matematik teoremlerini icat etmiyoruz ki.Sadece olanları bulmaya çalışıyoruz ve her doğru hareketimizde onlar bize anlamlı bir şekilde"GERİ"dönüyorlar.Vesselam arıza filmlerin arasına kendini kanıtlayarak giren bu filmi baskı ve şiddetle izlemenizi öneririm.   Max Der ki;   "Annem küçükken günese bakmamamı söylemisti, bi gün baktım ve.."

Old Boy

Bayan Arıza tarafından Ekim - 6 - 2010 zamanında yazılmıştır.

Volkan Karakaya'dan "OLD BOY"

Tarantino'nun çabalarıyla Cannes'da büyük jüri ödülünü kazandı.

İnsanın ağzında pas tadı, suratındaysa ekşi bir ifade bırakan Japon menşeli film.

Şiddet ve gizem…gerilen sinirler, kasılan mide…

Güney Kore filmi… Kara film..    

Mulholland Drive

Bayan Arıza tarafından Ekim - 6 - 2010 zamanında yazılmıştır.

MULHOLLAND DRIVE

Dahi yönetmen David LYNCH'in bu filmi için, filmi anlatan, açıklayan kitaplar bile yazılmıştı. İlk izleyişte anlamak oldukça zor, tipik bir Lynch filmi, "her film anlaşılacak diye bir şey yok" tarzında bir şey söylemiş zamanında, bu film de bu cümlesini tam destekler nitelikte. Kesinlikle konsantre bir şekilde izlemenizi tavsiye ediyorum, ama uyarayım izlediğinize pişman da olabilirsiniz.

Onur KILAVUZ oklavuz@gmail.com  

May

Bayan Arıza tarafından Ekim - 6 - 2010 zamanında yazılmıştır.

Kırılanlar ve delirenler üzerine bir film "MAY"

Hep güzel şeyler isteyen bir kız vardır. Önce kayan gözü üzer kendini sonra arkadaşları kırar kalbini, dalga geçerler, ergenlik döneminde bir hediyeyle değişir herşeyi, porselen bir bebek….

Asla görmediği kadar mükemmel olan..sırdaşı olur bu bebek, konuşamasa da dertlerini bebeğe anlatır May…

Hep güzel şeyler olmasını ister, bir gün aşık olur. Erkek o kadar mükemmeldir ki, güzel ellerine takılır kalır. Herşeyini verir ama aldatılır, ardından en iyi arkadaşında moral arar ama arkadaşı da lezbiyendir, "belki" der ve .dener kendi cinsiyle. Yine kaybeder ve bir gün doğru olanı bulur karışmış aklıyla: "kendi elleriyle mükemmeli yaratmak."

Film, kırılanlar ve delirenler üzerine…

Berk K. (metalikdunya)

 

Kötü Eğitim

Bayan Arıza tarafından Ekim - 6 - 2010 zamanında yazılmıştır.

Ozan Güler'den Kötü Eğitim (la mala edicion)

Konusu eşcinsellikten öte, papazların nasıl görevlerini istismar edip, uçana kaçana dinsel kimliklerini kullanarak taciz, tecavüz, yapabileceklerinin göstergesiydi. Filme Pedro Almadovar çektiği için gitmiştim ki gerçekten fazlasıyla memnun kaldım. Olayların kurgusu harikaydı, Ayrıca hatta Gael Garcia Bernal (motosiklet günlüğünde de kendini ispatlayan) oynuyor başrolde Fele Martinez ’le birlikte. Bu film hakkında zaten çok şey yazılmaz yazılırsa tadı kaçar dahası zaten baya bir komplike olay örgüsü vardır, seyretmek gerekir hemen…

Ozan  

Konuş O’nunla

Bayan Arıza tarafından Ekim - 6 - 2010 zamanında yazılmıştır.

Konuş Onunla "Hable Con Ella"

Usta yönetmen Pedro Almadovar ’ın çektiği film, 2 hasta kadın sayesinde tanısan 2 adamın dostluk hikayesiyle başlıyor. Marco (Darío Grandinetti)  matador sevgilisi Lydia (Rosario Flores) komaya girince  ve hasta bakıcı Benigno (Javier Camara) ile tanışır. Benigno 4 senedir komada olan Alicia ’ya bakmaktadır. Ve daha sonra Benigno ‘nun bir olaya karışması olayların netleşmesine yol acar. Almadovar ’ın ustalığını bolca hissettiğimiz filmin DVD ‘sinde ise ayrıca Almadovar filmin her sahnesini açıklamaktadır. Seyretmesi mükemmel bir film!

 Ozan

Gold_dust_86@hotmail.com  

Born into Brothels

Bayan Arıza tarafından Ekim - 6 - 2010 zamanında yazılmıştır.

Kalküta’nın Çocukları "Born into Brothels"

2005 yılının en iyi belgesel oscarını alan film, ülkemizde ilk önce film ekimi sayesinde seyredilebildi (daha doğrusu yer bulunamadı, çünkü inanılmaz bir yoğunluk vardı). Ancak su günlerde taksim’de gezerken bir sinema’nın bu filmi gösteriye soktuğunu gördüm ve 2 gün sonra gittim.

Film, Kalküta adlı yerin genelev sokağında yasayan hayat kadınlarının çocuklarının hayatını belgeliyor. Dahası bu belgeseli çeken fotoğraf sanatçısından,  çocuklar fotoğraf eğitimi alıyor ve bu dünyayı kare kare bölüyorlar ve gerçeküstü ilginç, üzüntülü, neşeli pek çok imgenin birbirine girdiği bir tablo çıkıyor…

 Ozan

gold_dust_86@hotmail.com  

Heat

Bayan Arıza tarafından Ekim - 6 - 2010 zamanında yazılmıştır.

Dorian Gray'den "Heat"

Yönetmen: Michael Mann Oyuncular: Al Pacino (Vincent Hanna), Robert De Niro (Neil McCauley), Val Kilmer (Chris Shiherlis), Jon Voight (Nate), Tom Sizemore (Michael Cheritto), Diane Venora (Justine), Amy Brenneman (Eady), Ashley Judd (Charlene) 1995 ABD yapımı, 172 dakika

Biri hırsız, diğeri polis olan ama birbirine çok benzeyen iki adamın hikayesi. Vincent Hanna,  hiç uyumadan "geceleri bile" suçluların peşinde koşan bir işkolik olduğu için iletişim kuramadığı (üçüncü) karısı, ve üvey babasının ilgisinden muzdarip olduğu için psikolojik olarak sorunlu olan üvey kızı ile bir "afet bölgesinde" (kendi tabiri) yaşıyor. Haydut Neil McCauley ise "ateşi hissettiğinde 30 saniye içine bırakıp gidemeyeceğin hiçbir şeye bağlanma" düsturu nedeniyle hayatını yalnızlığa vakfetmiş ve bunu da "disiplin" olarak adlandıran, en az Hanna kadar işkolik, ilkeli ve akıllı biri. Yeni bir ilişkiye başladığı Eady ile, son vurgununu yaptıktan sonra Fiji adasında inzivaya çekilmek istiyor.

Böylesi sıradan ve özelliksiz görünen bir hikayeyi, sinema tarihinin en iyi suç filmlerinden biri haline getiren şey, elbette yönetmen Michael Mann'in ustalığı. Dramatik yapıyı kurarken adeta filmdeki kahramanları kadar titizlikle çalıştığı belli olan Mann, ne hırsızın ne de polisin tarafını tutuyor. Seyircinin hemen hepsinin sempati duyduğu bu iki adam, karşı karşıya geldikleri efsanevî sahnede de görüldüğü üzere "iki testiden birinin kırılmasının kaçınılmaz olduğu" bir hayat seçmişler. Yönetmen de dramatik olarak bu durumun üzerine odaklanıyor.

Ama asıl ustalık elbette görsel yapıda. İki buçuk saatlik süresine rağmen seyircisini bir an bile sıkmayan, temposunu hiç düşürmeyen, (başta 15-20 dakikalık çatışma sahnesi olmak üzere) unutulmaz birkaç sahneye sahip bir film bu. Kara film geleneğine paralel olarak hemen tüm karakterlerini derinlemesine işleme çabası da ayrıca takdire şayan.

Filmin Notu: 7 Gönül Notu: 10 Arıza Notu: 8  

Halloween

Bayan Arıza tarafından Ekim - 6 - 2010 zamanında yazılmıştır.

HALLOWEEN (2007)

Eski serinin filmlerini izlemiştim, 2007 yapımı olan bu filmi de dün akşam izledim ve eski versiyonlarında sürekli bahsi geçen ancak bize birebir aktarılmayan olaylar bu filmde ele alınmış, filmin ilk yarısı Michael Myers'ın küçükülüğünü ve nasıl bir cani katile dönüştüğünü, onunla ilgilenen doktorun hikayesini anlatıyor. Filmin ikinci bölümünde ise Halloween serisi fun'ları için zevkli alışıldık başlıyor, çünkü Myers bildiğimiz tarzda devam ediyor. Belirtmem gereken bir nokta da şu; filmin ilk bölümünü yani Myers'ın küçüklüğünün anlatıldığı bölümünü bir Halloween fanatiği olarak biraz yadırgadım, ancak film ilerledikçe sizi bağlamayı başarıyor ayrıca küçük Myers'ın yaramalıkları hayli geriyor insanı gerilim çok iyi verilmiş.Eski bir kült yapıma başka açıdan baktığınızı hissediyorsunuz, zaten son kısımda da soğuk duştan kurtulup alışık olduğmuz şekilde filme devam ediyoruz. Kısacası fanatiklerinin mutlaka izlemesini tavsiye ediyorum. Pişman olmazsınız.

Onur KILAVUZ oklavuz@gmail.com