Edebi Şahsiyetler’ kategorisi için Arşiv

Charles Bukowski “Canlılar ve Ölüler İçin Fırtına”

Bayan Arıza tarafından Ekim - 8 - 2021 zamanında yazılmıştır.

Yine bir Bukowski kitabını daha bitirmenin sevinci ve hüznü içerisindeyim. Bu adamı çok seviyorum. 1994 yılından beri en büyük hayranıyım. Avi Pardo sağolsun, neredeyse yayınlanmış tüm kitaplarını çeviriyor. Ama biliyorum ki bunun da sonu gelecek.  Neyse ki,  kitaplarını defalarca okumayı da seviyorum. Her okumada da altını çizdiğim yerler oluyor, “tam benlik” dediğim:)

Charles Bukowski “Ben Makul Bir Adamım” (Kitaptan Altını Çizdiklerim)

Bayan Arıza tarafından Nisan - 8 - 2021 zamanında yazılmıştır.

Charles Bukowski “Ben Makul Bir Adamım” Orjinal Adı: Dangling in the Tournefortia Parantez Yayınları Çeviri: Avi Pardo I.Baskı: Şubat 2018

Kitap: Charles Bukowski “Alaycı Kuş Bana Şans Dile”

Bayan Arıza tarafından Ocak - 4 - 2021 zamanında yazılmıştır.

Charles Bukowski “Alaycı Kuş Bana Şans Dile” Parantez Yayınları Çeviri: Avi Pardo Kitabın Orjinal Adı: Mocking Bird Wish Me Luck 1.Baskı, Haziran 2018

** Okurken Altını Çizdiklerim **

Ahmet Ümit “Aşkımız Eski Bir Roman”

Bayan Arıza tarafından Aralık - 12 - 2019 zamanında yazılmıştır.

Yine başkomiser Nevzat, yardımcıları kriminologcu Zeynep ve komiser Ali’nin maceraları. Bir polisiye sever olarak Ahmet Ümit’in okumadığım kitabı yok. Hepsi kütüphanemde sıralılar. Bu kitabını da -İstanbul trafiği sağolsun-  iki işten eve dönüş akşamında bitirdim.

Kitap: Jeanette Winterson “Fener Bekçisi”

Bayan Arıza tarafından Ocak - 29 - 2019 zamanında yazılmıştır.

Uzun zamandır bir kitabı bitirebilmeyi başaramamıştım. Yatağımın yanında, başucumda üç tane kitabım var, dönüşümlü olarak okuyorum. Maalesef sadece birkaç saat uyumaya zaman bulabildiğimden kitap okuyabilme sıklığım da azaldı. Şimdi düşünüyorum da eskiden kendime ayıracak ne çok zamanım varmış.

Linda King “Charles Bukowski’yi Sevmek ve Nefret Etmek” – info

Bayan Arıza tarafından Mayıs - 17 - 2017 zamanında yazılmıştır.

Amerikan Yeraltı Edebiyatından birçok simanın şahit olduğu büyük bir aşkın öyküsü…

Genç, güzel şair ve heykeltıraş Linda King, 1970'lerde Los Angeles'ta yaşıyordu. Los Angeles Free Press için Pis Moruğun Notları’nı yazan yeraltı yazarı / şairi Charles Bukowski ile tanıştı. Büstünü yapmayı teklif etti. Sivilceleriyle yaralanmış yüzünü yontarken Bukowski mektupları, yazıları ve zekası ile onu baştan çıkarttı. Âşık oldular. Beş yıl süren sevgi ve nefret dolu, tutkulu ve esprili bir ilişkileri oldu.

Linda King bu birlikteliğin ve ayrılışlarının öyküsünü Bukowski’nin kendisi için yazdığı hiç yayımlanmamış şiirleri ve mektuplarıyla, fotoğraflarla anlatıyor.

(Charles Bukowski'yi Sevmek ve Nefret Etmek, Linda King, Çeviri; Avi Pardo, 356 sayfa)

Charles Bukowski “Çanlar Kimse İçin Çalmıyor” – info

Bayan Arıza tarafından Mayıs - 17 - 2017 zamanında yazılmıştır.

Charles Bukowski’nin ölümünden sonra dergilerden derlenmiş, daha önce hiç kitaplaşmamış öyküleri  ilk kez Türkçe’de.

“Kendi eğlencemi, tatminimi, zarafetimi ve hayranlık duyabileceğim birilerini başka yerlerde aramak zorunda kaldım. Birbirlerine benzer biçimde damgalanmış insan sürüsünün içinde münferit bir deli ya da aziz bulmak hâlâ mümkün. Ben yığınla buldum ama size sadece birkaçından söz edeceğim.”

(Çanlar Kimse İçin Çalmıyor, Charles Bukowski, Çeviri; Avi Pardo, 184 sayfa)

‘Anayurt Oteli’ İngilizcede

Bayan Arıza tarafından Aralık - 19 - 2016 zamanında yazılmıştır.

Yusuf Atılgan'ın sinemaya da uyarlanan romanı, 'Motherland Hotel' ismiyle İngilizceye çevrildi

 

Yusuf Atılgan'ın 1986 yılında Ömer Kavur tarafından sinemaya da uyarlanan romanı 'Anayurt Oteli' İngilizcede basıldı. City Lights  tarafından 'Motherland Hotel' adıyla yayımlanan romanın İngilizce çevirisi Fred Stark'ın imzasını taşıyor. Atılgan'ın ünlü romanının İngilizce baskının kapak yazısı,  Arjantinli yazar ve çevirmen Alberto Manguel tarafından kaleme alındı. 

 

Kaynak: Milliyet Sanat

KÜÇÜK PRENS “Antoine de Saint-Excupery”

Bayan Arıza tarafından Kasım - 8 - 2016 zamanında yazılmıştır.

Okurken altını çizdiklerim:

4. Bölüm: Size B612 numaralı gök taşının ayrıntılarını anlatıyor, bir de üstelik numarasını veriyorsam bunun nedeni yine büyükler. Büyükler sayılara bayılır. Örneğin yeni bir arkadaş edinip büyüklere ondan bahsettiniz, size asla en önemli soruyu sormazlar. "Sesinin tonu nasıl? Hangi oyunları sever? Kelebek koleksiyonu var mı?" gibi sorular yerine, "Kaç yaşında? Kaç kardeşi var? Kaç kilo? Babası kaç para kazanıyor?" gibi sorularla onu tanıyabileceklerini zannederler.

Büyüklere, "pembe kiremitli, pencerelerinde sardunyalar ve damında güvercinler olan bir ev gördüm" deyin, o evi asla gözlerinin önüne getiremezler. Ama, "yüz bin liralık bir ev gördüm." deyin, hemen "Ne güzel!" diye haykırırlar.

Örneğin, Küçük Prens'in varlığının kanıtı olarak, "O çok tatlıydı, hep gülüyor ve bir koyun istiyordu" derseniz, bunu çocukça bulduklarını söyler, omuz silkerler. Eğer, "Onun geldiği gezegenin numarası B612" derseniz, hemen ikna olup soru sormayı bırakırlar. Onlara kızmayın. Ne yapalım, huyları böyle. Çocuklar büyükleri hoş görmeye alışmalı. Bizler hayatı anlayabiliyoruz, o yüzden rakamlara takılıp kalmıyoruz!"

10. Bölüm: Herkesten verebildiği kadarını istemeliyiz. Hakimiyet öncelikle akla dayanır.

***

– Demek ki kendi kendine adalet sağlayacaksın. En zoru da budur. Kendini yargılamak başkalarını yargılamaktan çok daha zor bir iştir. Bunu başarabilirsen gerçek bir bilge olabilirsin.

11. Bölüm: Çünkü kibirli biri için diğer insanlar ancak onun hayranı olabilirdi.

13. Bölüm: Sahipsiz bir elmas bulursan senin olur. Sahipsiz bir ada bulursan da senindir. Kimsenin aklına gelmemiş bir fikir bulursan da patentini alırsın, senin olur. Benden önce kimse akıl etmediğine göre, yıldızlar benim demektir.

***

Benim her gün suladığım bir çiçeğim var. Her hafta temizlediğim de üç yanardağım. Sönmüş olanı da ne olur ne olmaz diye temizlemeye devam ediyorum. Dolayısıyla sahip olduğum çiçek ve yanardağlarım için yararlı bir şey yapıyorum. Ama senin yıldızlarına hiçbir yararın dokunmuyor…

17. Bölüm: İnsan zekâ sergilemeye kalkışmaya görsün, hafiften yalan söylediği de olabiliyor.

***

Bir anlık sessizlikten sonra Küçük Prens, "Peki nerede bu insanlar? Kendini çölde çok yalnız hissediyor insan." diye söze girdi.

"Ben kendimi insanların arasında da yalnız hissediyorum." dedi yılan.

18. Bölüm: Küçük Prens kibarca, "İnsanlar nerede?" diye sordu. Çiçek eskiden oradan geçen bir kervan görmüştü. "İnsanlar mı? Altı yedi insan ya vardır ya yoktur sanıyorum. Seneler önce görmüştüm onları. Şimdi kimbilir nerededirler? Rüzgâr nereye götürürse artık…Kökleri yok ya, hayatları çok zor." "Elveda" dedi Küçük Prens. "Elveda" dedi çiçek.

20. Bölüm: "Gülüz biz." dedi güller. "Hmmm…" dedi Küçük Prens..ve kendini çok mutsuz hissetti. Çiçeği ona tüm evrende bir eşinin daha bulunmadığını söylemişti. Oysa bu bahçede birbirinin eşi beş bin tane gül vardı! "Bu durumu görse çok alınırdı…Komik duruma düşmemek için öksürükten ölüyor numarası yapardı, ben de onu tedavi ediyor gibi yapmak zorunda kalırdım, yoksa gerçekten ölmeye kalkardı…" diye düşündü. "Ben eşi benzeri olmayan bir çiçeğim var diye kendimi zengin sanırdım, oysa o, sıradan bir gülmüş. Yanardağlarıma gelince, onlar da ancak dizime geliyor. Demek ki hiç de büyük bir prens değilmişim…"

21. Bölüm: "İnsanların tüfekleri vardır ve durmaksızın avlanırlar. Bu da bizim rahatımızı kaçırır! Bir de tavuk yetiştirirler. Başka dertleri yoktur hayatta."

***

"Sen benim için yüz binlerce çocuktan birisin. Ne senin bana ihtiyacın var ne de benim sana. Ben de senin için yüzbinlerce tilkiden biriyim. Ama sen beni evcilleştirirsen, ikimiz de birbirimize ihtiyaç duyarız. Sen benim için eşsiz birine dönüşürsün, ben de senin için."

***

"Elveda. Çok basit bir sur vereyim şimdi sana: Aslolan gözle görülmez. İnsan ancak yüreğiyle baktığında görür." Küçük Prens bunu aklında tutabilmek için, "Aslolan gözle görülmez." diye kendi kendine tekrar etti. "Önemli olan, senin o güle verdiğin emektir." "O güle verdiğim emektir." diye tekrarladı yine Küçük Prens unutmamak için. "İnsanlar bu basit gerçeği unuttular ama sen unutma. Evcilleştirdiklerinden ömrün boyunca sorumlusun. Gülünden artık sen sorumlusun." Küçük Prens unutmamak için tekrarladı. "Gülümden artık ben sorumluyum."

22. Bölüm: "Gittikleri yerden memnun kalmadıkları için mi dönüyorlar?" "Kimse bulunduğu yerden memnun kalmaz ki."

24. Bölüm: Asıl güzellik görünmeyen şeylerde gizlidir!

25. Bölüm: Küçük Prens, "İnsanlar en hızlı araçlara binip bir yerlere gidiyor, ama gittikleri yerde ne aradıklarını bile bilmiyorlar. Boşuna koşuşturup durduklarına değse bari…" dedi.

27. Bölüm: Bense üzgündüm ama, "Yorgunum." diyordum.

Charles Bukowski “Kediler” kitabından alıntılarım

Bayan Arıza tarafından Haziran - 6 - 2016 zamanında yazılmıştır.

Charles Bukowski “Kediler”

Parantez Yayınları Çeviri: Avi Pardo Editör: Abel Debritto Birinci Baskı, Ocak 2016

Okurken altını çizdiklerim:

“Araplar kediye hayranlık duyar, kadınları ve köpekleri hakir görürler, çünkü onlar sevgilerini belli ederler  ve sevgi, kimilerine göre, zayıflığa işaret eder. Öyledir belki. Ben sevgimi fazla belli etmem. Karılarım ve kız arkadaşlarım ruhumu ayrı tuttuğumdan yakınırlar -ve bedenimi püriten bir biçimde sunduğumdan, belki; fakat lanet kediye dönersek, bir kedi sadece KENDİ’dir”. (sayfa: 15)

***

“Kedinin içinde ruhlar ya da tanrılar yoktur, boşuna aramayın. Ebedi çarkın bir resmidir kedi, deniz gibi. Güzel olduğu için denizi okşamazsın ama kediyi okşarsın –neden?- SADECE SANA İZİN VERDİĞİ İÇİN. (sayfa: 16)

***

“Bazen insan ne yapacağını bilemez öylece uzanıp hiçbir şey düşünmemeye çalışmak iyidir.” (sayfa: 40)

***

“evrenin ezilmiş kedileridir Aşk.” (sayfa: 44)

***

“İşte size harikulade bir kedi. Dili dışarıda, şaşı. Kuyruğu kesik. Harikulade bir kedi, sezgileri güçlü. Röntgen çektirmek için onu veterinere götürdük –ona araba çarptı. Veteriner, ‘bu kediye iki kez araba çarpmış, vurulmuş ve kuyruğu kesilmiş,’ dedi. “Ben bu kediyim” dedim. “Kapıma geldiğinde açlıktan ölmek üzereydi. Nereye geleceğini biliyordu. İkimiz de sokak serserileriyiz.” (sayfa: 56)

***

“Yapılması gerekeni yapma cesaretinden yoksun olduğumu bilmek kötü bir duyguydu”. (sayfa: 59)

***

Buldog kediye biraz daha yaklaştı. Katliamı izleyemezdim. Kediyi o şekilde bırakmaktan çok büyük utanç duydum. Kedinin kaçmaya çalışma olasılığı her zaman vardı, fakat onu engelleyeceklerini biliyordum. O kedinin karşısında sadece buldog yoktu, insanlık vardı. Döndüm ve yürüdüm, bahçeden çıktım ve kaldırıma ulaştım. Kaldırımdan yaşadığım eve doğru yürüdüm ve orada, evinin ön bahçesinde babam durmuş bekliyordu.

“Neredeydin?” diye sordu. Cevap vermedim. “İçeri gir” dedi, “ve o kadar mutsuz görünme, yoksa seni gerçekten mutsuz ederim!”. (sayfa:60)

***

“bazen benimle söyleşi yapmaya gelirler, hayata ve edebiyata dair sorular sorarlar ve sarhoş olup şaşı ezilmiş vurulmuş ve kuyruğu kesilmiş bir kedimi tuttuğum gibi havaya kaldırıp onlara gösterir ve, “bakın, şuna bakın!” derim.

Ama anlamazlar, “Celine’den etkilendiğinizi söylüyorsunuz…” gibi bir şeyler söylerler. “hayır,” derim kedimi onlara doğru tutarak, “olanlardan etkilenirim ben, bundan etkilenirim, bundan!…” (sayfa: 65)

***

“Kuyruksuz, şaşı bir kedi bir gün kapımıza geldi ve onu içeri aldık. Yaşlı pembe gözleri vardı. Etkileyici bir tipti. Hayvanlar insana esin verir. Yalan söylemeyi bilmezler. Doğal güçler gibidirler. Televizyon beni beş dakikada hasta eder, fakat bir hayvanı saatlerce seyredebilir ve zarafetten ve görkemden başka bir şey görmem, olması gerektiği gibi hayat.” (sayfa: 67)

***

“bunların tek yaptıkları koşmak, yemek, uyumak, sıçmak ve boğuşmak fakat bazen hareket etmeden ömrümde gördüğüm insan gözlerinden çok daha güzel gözlerle bana bakarlar. iyi tipler. (sayfa: 73)

***

“tanrım” diyecekler, “Chinaski sadece kedilere dair yazıyor!” “tanrım,” derlerdi eskiden, “Chinaski sadece fahişelere dair yazıyor!”. (sayfa: 74)

***

Sokak kedileri gelmeye devam ediyor: şimdi 5 kedimiz var ve narin, kaprisli, kibirli, doğal olarak zeki ve olağanüstü güzeller.

Kedilerin en güzel yanlarından biri kendini kötü, çok kötü hissettiğinde – kendilerine özgü tarzlarıyla dinlenmekte olan bir kediye baktığında bir ders niteliğindedir, ve 5 kediye bakmak 5 kat daha iyidir.” (sayfa: 78)

***

“insan davranışına yaklaşan her şey değerini yitirmeye başlar.” (sayfa: 80)

***

“Ortalıkta birkaç kedi bulundurmak iyidir. Kendinizi kötü hissediyorsanız kedileri seyredin, kendinizi daha iyi hissedersiniz, çünkü olan her şeyin olması gerektiği olduğunu anlarsınız. Heyecanlanmak için bir neden yok. Kediler bunu bilirler. Kurtarıcıdırlar. Ne kadar çok kediniz varsa o kadar uzun yaşarsınız. Yüz kediniz varsa on kediniz olduğunda yaşayacağınızdan on kat daha uzun yaşarsınız. Bir gün bu keşfedilecek ve insanlar binlerce kedi sahibi olup sonsuza dek yaşayacaklar.” (sayfa: 90)

***

Bizim Çete

Kedilerimize, Ezra, Celine, Turgenev, Ernie, Fyodor ve Gertrude adlarını takmak istedim fakat İyi biri olduğum için karımın onları adlandırmalarına izin verdim ve işte sonuç; Ting, Ding, Beeker, Bhau, Feather ve Beauty.

bir Tolstoy bile yok lanet grupta.” (sayfa: 98)

***

“Park yerine doğru yürüyorum. Kediler bitkin bir vaziyette ortalığa yayılmışlar. Bir sonraki hayatımda kedi olmak istiyorum. Günde 20 saat uyumak ve beslenmeyi beklemek. Ortalıkta takılıp kıçımı yalamak. İnsanlar fazlasıyla sefil, öfkeli ve tek amaçlı.” (sayfa: 105)

***

“Kediniz var mı? Ya da kedileriniz? Uyurlar, yavrum. Günde 20 saat uyuyup yine de çok güzel görünebilirler. Heyecanlanmak için bir neden olmadığını bilirler. Bir sonraki öğün. Ve arada sırada öldürecek bir şeyler. Güçler tarafından yırtılmakta olduğumu hissettiğimde bir ya da birkaç kedimi seyrederim. 9 kedim var. uyuyan ya da uyuklamakta olan birine bakarım ve gevşerim. Yazmak da kedilerimden biridir. Yazmak yüzleşmemi sağlar. Beni gevşetir. Bir süre için en azından. Sonra devrelerim karışır ve baştan başlamak zorunda kalırım. Yazarların yazmayı nasıl bıraktıklarını hiçbir zaman anlayamadım. Nasıl gevşerler?” (sayfa: 110)